- Bu konu 15 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Mart 2012: 15:55 #676465
Anonim
Üçüncü Şuâ MukaddimeBu Sekizinci Hüccet-i İmaniye
1, vücub-u vücuda ve vahdâniyete delâlet ettiği gibi, hemdelâil-i kat’iye ile rububiyetin ihatasına ve kudretinin azametine delâlet eder. Hemhâkimiyetinin ihatasına ve rahmetinin şümulüne dahi delâlet ve ispat eder. Hem kâinatın bütün eczasına hikmetinin ihatasını ve ilminin şümulünü ispat eder.Elhasıl, bu Sekizinci Hüccet-i İmaniyenin herbir mukaddimesinin sekiz neticesi var. Sekizmukaddimelerin herbirinde, sekiz neticeyi delilleriyle ispat eder ki, bu cihette bu SekizinciHüccet-i İmaniyede yüksek meziyetler vardır.
Said Nursî

[BILGI]Dipnot-1 Sekizinci Hüccet-i İmâniye tabiri, Asâ-yı Mûsa mecmuasına giren imânî risalelerin sıraları itibariyledir. Bu Münâcat Risalesi Asâ-yı Mûsa’da sekizinci sıradadır.(Hazret-i Üstad’ın talebeleri)[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Hüccet-i İmaniye: iman delili[/TD]
[TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâil-i kat’iye: kesin deliller[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
[TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Cenâb-ı Hakkın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz olması ve hiçbir ortağının bulunmaması[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 16:02 #802973Anonim
Münâcât
Bu Risale-i Münâcât, hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hemhaşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüs’at-i rahmet, hem umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir kat’iyet ve hâlisiyet ve yakîniyetile ispat eder. Haşre işârâtı ve bilhassa âhirdeki şiddetli işârâtı çok kuvvetlidir.
إِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللهُ مِنْ السَّمَاۤءِ مِنْ مَاۤءٍ فَأَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَاۤبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
1Üçüncü Şuâ olan bu Münâcât Risalesi, mezkûr âyetin bir nevi tefsiridir.
Yâ İlâhî ve yâ Rabbî,
Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin göstermesiyle görüyorum ki, semâvâtta hiçbir deveranve hareket yoktur ki, böyle intizamıyla Senin mevcudiyetine işaret ve delâlet etmesin.
[BILGI]
Dipnot-1 “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden nice deliller vardır.” Bakara Sûresi, 2:164.
[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD=”align: left”]işârât: işaretler, belirtiler[/TD]
[TD=”align: left”]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]mevcudiyet: varlık[/TD]
[TD=”align: left”]münâcât: Allah’a yalvarma, yakarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]semâvât: gökler[/TD]
[TD=”align: left”]talim: öğretme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]umumiyet-i hâkimiyet: Allah’ın hükümranlığının
kuşatıcılığı[/TD]
[TD=”align: left”]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu,
var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD=”align: left”]vüs’at-i rahmet: rahmetin genişliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]yakîniyet: şüphesizlik; kesinlik[/TD]
[TD=”align: left”]yâ Rabbî: ey Rabbim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]yâ İlâhî: ey İlâhım, ey Allah’ım[/TD]
[TD=”align: left”]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]
[/TD]
[TD=”align: left”]şümul-ü hikmet: Allah’ın hikmetinin herşeyi kapsaması[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[TABLE]
[TR]
[TD=”align: left”]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve
selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD=”align: left”]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]Risale-i Münâcât: Münâcât Risalesi (Üçüncü Şuâ)[/TD]
[TD=”align: left”]azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]delâlet etmek: işaret etmek[/TD]
[TD=”align: left”]deveran: dönme, dolaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin
herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[TD=”align: left”]esâsât-ı imaniye: imanın esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD=”align: left”]haşmet-i Rububiyet: Allah’ın bütün varlıkları terbiye ve idare ediciliğinin büyüklüğü, görkemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD=”align: left”]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten
sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD=”align: left”]hâlisiyet: samimilik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]9 Mart 2012: 19:54 #802981Anonim
Ve hiçbir ecram-ı semâviye yoktur ki, sükûtuyla, gürültüsüz vazife görerek direksiz durmalarıyla, Senin rubûbiyetine ve vahdetine şehadeti ve işareti olmasın.
Ve hiçbir yıldız yoktur ki, mevzun hilkatiyle, muntazam vaziyetiyle ve nuranî tebessümüyle ve bütün yıldızlara mümâselet ve müşabehet sikkesiyle Senin haşmet-i ulûhiyetine vevahdâniyetine işaret ve şehadette bulunmasın.Ve on iki seyyareden hiçbir seyyare yıldız yoktur ki, hikmetli hareketiyle ve itaatlimusahhariyetiyle ve intizamlı vazifesiyle ve ehemmiyetli peykleriyle Senin vücub-u vücuduna şehadet ve saltanat-ı ulûhiyetine işaret etmesin.
Evet, gökler sekeneleriyle, herbiri tek başıyla şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla,derece-i bedahette, ey zemin ve gökleri yaratan Yaratıcı, Senin vücub-u vücûduna öyle zâhirşehadet, ve ey zerrâtı muntazam mürekkebatıyla tedbirini gören ve idare eden ve bu seyyareyıldızları manzum peykleriyle döndüren, emrine itaat ettiren, Senin vahdetine ve birliğine öyle kuvvetli şehadet ederler ki, göğün yüzünde bulunan yıldızlar sayısınca nuranî burhanlar ve parlak deliller o şehadeti tasdik ederler.
Hem bu sâfi, temiz, güzel gökler, fevkalâde büyük ve fevkalâde sür’atli ecramıylamuntazam bir ordu ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir saltanat donanması vaziyetini göstermek cihetiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve herşeyi icad eden kudretinin azametinezâhir delâlet ve hadsiz semâvâtı ihâta eden hâkimiyetinin ve herbir zîhayatı kucağına alanrahmetinin hadsiz genişliklerine kuvvetli işaret ve bütün mahlûkat-ı semâviyenin bütün işlerine ve keyfiyetlerine taallûk eden ve avucuna alan, tanzim eden ilminin herşeye ihatasına vehikmetinin her işe şümûlüne şüphesiz şehadet ederler. Ve o şehadet ve delâlet o kadarzâhirdir ki, güya yıldızlar, şahit olan göklerin şehadet kelimeleri ve tecessüm etmiş nuranî delilleridirler.
Hem semavat meydanında, denizinde, fezasındaki yıldızlar ise, mutî neferler, muntazamsefineler, harika tayyareler, acâip lâmbalar gibi vaziyetiyle, Senin saltanat-ı ulûhiyetininşâşaasını gösteriyorlar. Ve o ordunun efradından bir yıldız olan güneşimizin seyyarelerinde vezeminimizdeki vazifelerinin delâlet ve ihtarıyla güneşin sâir arkadaşları olan yıldızların bir kısmı âhiret âlemlerine bakarlar ve vazifesiz değiller; belki bâki olan âlemlerin güneşleridirler.
[TABLE]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i bedahet: apaçıklık derecesi[/TD]
[TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
[TD]haşmet-i ulûhiyet: Allah’ın ilâhlığının büyüklüğü, haşmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet-i mecmua: hepsiyle beraber, bütün ferdlerin toplamı[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
[TD]mahlûkat-ı semâviye: gökteki yaratıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]manzum: düzenli[/TD]
[TD]mevzun: ölçülü, dengeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]musahhariyet: boyun eğmişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümaselet: benzerlik[/TD]
[TD]mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar, birleşikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşabehet: benzeyiş[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peyk: uydu[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD][/TD]
[TD]saltanat-ı Ulûhiyet: ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sekene: sakinler, ikamet edenler[/TD]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyare: gezici, gezen[/TD]
[TD]sikke: damga, mühür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâfi: duru, temiz[/TD]
[TD]sükût: sessiz kalma, sessizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sür’atli: hızlı[/TD]
[TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zerrât: zerreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[TD]şehadette bulunmak: şahit olmak, tanıklık etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 19:57 #802982Anonim
Ey Vâcibü’l-Vücûd, ey Vâhid-i Ehad,
Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzim ve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden bir tekHalıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah, Allahu Ekber derler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.
Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl, ey Kàdir-i Mutlak,Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.
Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.
Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.
Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.
Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek venüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifelerle tavzif edilen rüzgârlar dahi, cevvi âdeta birhikmete binaen “Levh-i mahv ve isbat” ve “yazar, ifade eder sonra bozar tahtası” suretine çevirmekle, Senin faaliyet-i kudretine işaret ve Senin vücûduna şehadet ettiği gibi, Senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi, mevzun, muntazamkatreleri kelimeleriyle Senin vüs’at-ı rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder.Ey Mutasarrıf-ı Fa’âl ve ey Feyyâz-ı Müteâl,
Senin vücub-u vücuduna şehadet eden bulut, berk, ra’d, rüzgâr, yağmur, birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, keyfiyetçe birbirinden uzak, mahiyetçe birbirinemuhalif olmakla beraber, birlik, beraberlik, birbiri içine girmek ve birbirinin vazifesine yardım etmek haysiyetiyle, Senin vahdetine ve birliğine gayet kuvvetli işaret ederler.[TABLE]
[TR]
[TD]eyyâz-ı Müteâl: hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan çok bereket ve bolluk veren yüce Allah[/TD]
[TD]Mutasarrıf-ı Fa’âl: her zaman Zâtına has ve lâyık iş yapan, daima faaliyette bulunan, idâre eden ve tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]berk: şimşek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: dayanarak[/TD]
[TD]cevv: hava, gök boşluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız, katı[/TD]
[TD]faaliyet-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretiyle ortaya çıkan fiiller, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevâid-i tenvir: aydınlatmanın, nurlandırmanın faydaları[/TD]
[TD]feza: uzay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyet: itibar[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye, fayda, sır; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapılması[/TD]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
[TD]levh-i mahv, isbat: bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren manevî levha, yaz boz tahtası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisân-ı kàl: sözlü ifade[/TD]
[TD]mahiyet: nitelik, temel özellik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahşer-i acaip: hayret verici şeylerin toplandığı yer[/TD]
[TD]mevzun: ölçülü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nüfus: nefisler[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
[TD]ra’dât: gök gürültüleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
[TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif etmek: görevlendirmek[/TD]
[TD]tenvir etmek: aydınlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücûd: varlık[/TD]
[TD]vüs’at-ı rahmet: rahmetin genişliği, büyüklüğü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âb-ı hayat: hayat suyu[/TD]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]9 Mart 2012: 19:58 #802983Anonim
Hem koca fezayı bir mahşer-i acâip yapan ve bazı günlerde birkaç defa doldurup boşaltanrububiyetinin haşmetine ve o geniş cevvi, yazar değiştirir bir levha gibi ve sıkar ve onunlazemin bahçesini sulattırır bir sünger gibi tasarruf eden kudretinin azametine ve herbir şeyeşümulüne şehadet ettikleri gibi, umum zemine ve bütün mahlûkata cevv perdesi altında bakan ve idare eden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsizgenişliklerine ve herşeye yetişmelerine delâlet eder.
Hem fezadaki hava o kadar hakîmâne vazifelerde istihdam ve bulut ve yağmur, o kadaralîmâne faidelerde istimâl olunur ki, herşeye ihâta eden bir ilim ve herşeye şâmil bir hikmetolmazsa, o istimal, o istihdam olamaz.
Ey Fa’âlün limâ Yürid,
Cevv-i fezadaki faaliyetinle her vakit bir nümune-i haşir ve kıyamet göstermek, bir saatte yazı kışa ve kışı yaza döndürmek, bir âlem getirmek, bir âlem gayba göndermek misillüşuûnatta bulunan kudretin, dünyayı âhirete çevirecek ve âhirette şuûnat-ı sermediyeyi gösterecek işaretini veriyor.
Ey Kadîr-i Zülcelâl,
Cevv-i fezadaki hava, bulut ve yağmur, berk ve ra’d Senin mülkünde, Senin emrin vehavlinle, Senin kuvvet ve kudretinle musahhar ve vazifedardırlar. Mahiyetçe birbirinden uzak olan bu feza mahlûkatı, gayet sür’atli ve âni emirlere ve çabuk ve acele kumandalara itaat ettiren Âmir ve Hâkimlerini takdis ederek rahmetini medh ü senâ ederler.
Ey arz ve semâvâtın Hâlık-ı Zülcelâli,
Senin Kur’ân-ı Hakîminin talimiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle iman ettim ve bildim ki:Nasıl semâvât yıldızlarıyla ve cevv-i feza müştemilâtıyla Senin vücub-u vücuduna ve Senin birliğine ve vahdetine şehadet ediyorlar. Öyle de, arz, bütün mahlûkatıyla ve ahvâliyle Seninmevcudiyetine ve vahdetine, mevcudatı adedince şehadetler ve işaretler ederler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Fa’âlün limâ Yürid: dilediğini mükemmel şekilde yapan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâkim: herşeye hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi yaratıcı, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]ahvâl: haller, vaziyetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berk: şimşek[/TD]
[TD]cevv: hava boşluğu, gök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevv-i feza: uzay boşluğu[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feza: uzay[/TD]
[TD]gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakîmâne: hikmetli bir biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havl: güç, iktidar[/TD]
[TD]hikmet: kâinattaki ve yaratılıştaki İlâhî gaye ve fayda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[TD]ihata etmek: kuşatmak, kapsamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
[TD]istimâl: kullanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı[/TD]
[TD]mahiyet: nitelik, esas özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mevcudiyet: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misillü: gibi[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
[TD]nümune-i haşir: haşir nümunesi, dirilme örneği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[TD]sür’atli: hızlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazifedar: vazifeli[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âmir: emreden, yöneten, Allah[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[TD]şuûnat: işler, hâller, nitelikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnat-ı sermediye: sonsuza kadar sürüp giden işler, haller ve nitelikler[/TD]
[TD]şâmil: kapsayan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]9 Mart 2012: 20:00 #802984Anonim
Evet, zeminde hiçbir tahavvül ve ağaç ve hayvanlarında her senede urbasını değiştirmek gibi hiçbir tebeddül—cüz’î olsun, küllî olsun—yoktur ki, intizamıyla Senin vücuduna ve vahdetine işaret etmesin.
Hem hiç bir hayvan yoktur ki, zaafiyet ve ihtiyacının derecesine göre verilen rahîmânerızkıyla ve yaşamasına lüzumlu bulunan cihazatın hakîmâne verilmesiyle, Senin varlığına ve birliğine şehadeti olmasın.
Hem her baharda gözümüz önünde icad edilen nebatat ve hayvanâttan hiçbir tanesi yoktur ki, san’at-ı acîbesiyle ve lâtif ziynetiyle ve tam temeyyüzüyle ve intizamıyla ve mevzuniyetiyle Seni bildirmesin.
Ve zemin yüzünü dolduran ve nebatat ve hayvanat denilen kudretinin hârikaları vemu’cizeleri, mahdut ve maddeleri bir ve müteşabih olan yumurta ve yumurtacıklardan vekatrelerden ve habbe ve habbeciklerden ve çekirdeklerden yanlışsız, mükemmel, süslü,alâmet-i fârikalı olarak yaratılışları, Sâni-i Hakîmlerinin vücuduna ve vahdetine ve hikmetine ve hadsiz kudretine öyle bir şehadettir ki, ziyanın güneşe şehadetinden daha kuvvetli ve parlaktır.
Hem, hava, su, nur, ateş toprak gibi hiçbir unsur yoktur ki, şuursuzluklarıyla beraberşuurkârâne, mükemmel vazifeleri görmesiyle; basit ve istilâ edici, intizamsız, her yere dağılmakla beraber, gayet muntazam ve mütenevvi meyveleri ve mahsulleri hazine-i gaybdan getirmesiyle, Senin birliğine ve varlığına şehadeti bulunmasın.
Ey Fâtır-ı Kàdir, ey Fettâh-ı Allâm, ey Fa’âl-i Hallâk,
Nasıl arz bütün sekenesiyle Hâlıkının Vâcibü’l-Vücud olduğuna şehadet eder. Öyle de, Senin—ey Vâhid-i Ehad, ey Hannân-ı Mennân, ey Vehhâb-ı Rezzâk—vahdetine ve ehadiyetine, yüzündeki sikkesiyle ve sekenesinin yüzlerindeki sikkeleriyle ve birlik ve beraberlik ve birbiri içine girmek ve birbirine yardım etmek ve onlara bakanrububiyet isimlerinin ve fiillerinin bir olmak cihetinde, bedahet derecesinde, Senin vahdetine ve ehadiyetine şehadet, belki mevcudat adedince şehadetler eder.
Hem nasıl, zemin bir ordugâh, bir meşher, bir talimgâh vaziyetiyle ve nebatat ve hayvanâtfırkalarında bulunan dört yüz bin muhtelif milletlerin ayrı ayrı cihazatları muntazamanverilmesiyle, Senin rububiyetinin haşmetine ve kudretinin herşeye yetişmesine delâlet eder. Öyle de, hadsiz bütün zîhayatın ayrı ayrı rızıkları, vakti vaktine, kuru ve basit bir topraktan,rahîmâne, kerîmâne verilmesi ve hadsiz o efradın kemâl-i musahhariyetle evâmir-i Rabbâniyeye itaatleri, rahmetinin herşeye şümulünü ve hâkimiyetinin herşeye ihatasını gösteriyor.
[TABLE]
[TR]
[TD]Fa’âl-i Hallâk: herşeyi devamlı olarak yaratan, dilediğini dilediği gibi yapan Allah[/TD]
[TD]Fettâh-ı Allâm: herşeyi en ince ayrıntılarına varıncaya kadar bilen ve her şeye ayrı ayrı sûretler veren; Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fâtır-ı Kàdir: herşeye gücü yeten yaratıcı; Allah[/TD]
[TD]Hannân-ı Mennân: rahmetlerin en hoş cilvesini kullarına bağışlayan ve sonsuz minnete lâyık olduğunu gösterecek şekilde kullarını nimetlendiren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vehhâb-ı Rezzâk: çok bağışta bulunan ve bütün yaratılmışların rızkını veren; Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah[/TD]
[TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[TD]cihâzât: donanım, cihazlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: az, birey, ferd[/TD]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]habbe: tane, tohum[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde[/TD]
[TD]hayvanât: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hazine-i gayb: gayb hazinesi[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilâ edici: kuşatıcı[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]küllî: tür, bütün fertler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: ince, güzel, hoş[/TD]
[TD]mahdut: sınırlanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzuniyet: ölçülü olma[/TD]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
[TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteşâbih: birbirine çok benzeyen[/TD]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmâne: şefkatli ve merhametli şekilde[/TD]
[TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]san’at-ı acîbe: hayrette bırakan ve hayranlık veren san’at[/TD]
[TD]tahavvül: değişim, başkalaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeddül: değişim[/TD]
[TD]temeyyüz: benzerlerinden farklı, üstün olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]urba: elbise[/TD]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]zaafiyet: zayıflık, ihtiyaç hâli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde[/TD]
[TD]şuursuzluk: bilinçsizlik, idraksizlik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:02 #802985Anonim
Hem zeminde değişmekte bulunan mahlûkat kàfilelerinin sevk ve idareleri, mevt ve hayatmünavebeleri ve hayvan ve nebatatın idare ve tedbirleri dahi, herşeye taallûk eden bir ilimle ve herşeyde hükmeden nihayetsiz bir hikmetle olabilmesi, senin ihata-i ilmine ve hikmetine delâlet eder.
Hem zeminde kısa bir zamanda hadsiz vazifeler gören ve hadsiz bir zaman yaşayacak gibiistidat ve mânevî cihazatla techiz edilen ve zemin mevcudatına tasarruf eden insan için, butalimgâh-ı dünyada ve bu muvakkat ordugâh-ı zeminde ve bu muvakkat meşherde bu kadarehemmiyet, bu hadsiz masraf, bu nihayetsiz tecelliyat-ı rububiyet, bu hadsiz hitabât-ı Sübhâniye ve bu gayetsiz ihsanat-ı İlâhiye, elbette ve herhalde, bu kısacık ve hüzünlü ömre ve bu karışık kederli hayata, bu belâlı ve fâni dünyaya sığışmaz. Belki, ancak başka ve ebedî bir ömür ve bâki bir dâr-ı saadet için olabildiği cihetinden, âlem-i bekàda bulunan ihsânat-ı uhreviyeye işaret, belki şehadet eder.
Ey Hâlık-ı Küllî Şey,
Zeminin bütün mahlûkatı, Senin mülkünde, Senin arzında, Senin havl ve kuvvetinle ve Seninkudretin ve iradetinle ve ilmin ve hikmetinle idare olunuyorlar ve musahhardırlar. Ve zeminyüzünde faaliyeti müşahede edilen bir rububiyet, öyle ihata ve şümul gösteriyor ve onun idaresi ve tedbiri ve terbiyesi öyle mükemmel ve öyle hassastır ve her taraftaki icraatı öyle birlik ve beraberlik ve benzemeklik içindedir ki, tecezzî kabul etmeyen bir küll ve inkısamı imkânsız bulunan bir küllî hükmünde bir tasarruf, bir rubûbiyet olduğunu bildiriyor. Hemzemin bütün sekenesiyle beraber, lisan-ı kàlden daha zâhir hadsiz lisanlarla Halıkını takdis vetesbih ve nihayetsiz nimetlerinin lisan-ı halleriyle Rezzâk-ı Zülcelâlinin hamd ve medh ü senâsını ediyorlar…
Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından istitar etmiş olan Zât-ı Akdes,
Zeminin bütün takdisat ve tesbihatıyla, Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ve bütüntahmidat ve senâlarıyla Sana hamd ve şükrederim.
Ey Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr,
Kur’ân’ın dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle anladım ki:
Nasıl gökler ve feza ve zemin, Senin birliğine ve varlığına şehadet ederler. Öyle de, bahirler, nehirler ve çeşmeler ve ırmaklar, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine bedahet derecesinde şehadet ederler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[TD]Rabbu’l-Berri ve’l-Bahr: karaların ve denizlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Rezzâk-ı Zülcelâl: bütün yaratılmışların rızkını veren büyüklük ve azamet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve noksandan uzak ve yüce olan Zât, Allah[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]azamet-i kibriyâ: büyüklüğünün sınırsız ve ebedî oluşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahir: deniz[/TD]
[TD]bedahet: açıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: devamlı ve kalıcı[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
[TD]feza: uzay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]hamd: övgü, minnet ve şükür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havl: güç, iktidar[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]ihsânat-ı uhreviye: âhiretteki ihsanlar, bağışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
[TD]iradet: istek, dileme, tercih[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istitar etmek: gizlenmek[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küll: bütün, genel[/TD]
[TD]küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]lisan-ı hâl: hâl dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı kàl: söz ile anlatım[/TD]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[TD]sekene: sakinler, oturanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]senâ: övme ve yüceltme[/TD]
[TD]tahmidat: Allah’ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[TD]takdisat: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce
tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: tesbihler[/TD]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu,
var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i zuhur: açık-seçik olma ve açığa
çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti[/TD]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:04 #802986Anonim
Evet, bu dünyamızın menba-ı acâip buhar kazanları hükmünde olan denizlerde hiçbirmevcut, hattâ hiçbir katre su yoktur ki, vücuduyla, intizamıyla, menfaatiyle ve vaziyetiyleHâlıkını bildirmesin.
Ve basit bir kumda ve basit bir suda rızıkları mükemmel bir surette verilen garipmahlûklardan ve hilkatleri gayet muntazam hayvanât-ı bahriyeden, hususan bir tanesi bir milyon yumurtacıklarıyla denizleri şenlendiren balıklardan hiçbirisi yoktur ki, hilkatiyle ve vazifesiyle ve idare ve iaşesiyle ve tedbir ve terbiyesiyle yaratanına işaret ve rezzâkına şehadet etmesin.
Hem denizde, kıymettar, hâsiyetli, ziynetli cevherlerden hiçbirisi yoktur ki, güzel hilkatiyle ve câzibedar fıtratıyla ve menfaatli hâsiyetiyle Seni tanımasın, bildirmesin.
Evet, onlar birer birer şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, beraberlik ve birbiri içinde karışmak ve sikke-i hilkatte birlik ve icatça gayet kolay ve efratça gayet çokluk noktalarından Senin vahdetine şehadet ettikleri gibi; arzı, toprağıyla beraber bu küre-i arzı kuşatan muhit denizlerini muallâkta durdurmak ve dökmeden ve dağıtmadan güneşin etrafında gezdirmek ve toprağı istilâ ettirmemek ve basit kumundan ve suyundan, mütenevvive muntazam hayvanâtını ve cevherlerini halk etmek ve erzak vesair umûrlarını küllî ve tam bir surette idare etmek ve tedbirlerini görmek ve yüzünde bulunmak lâzım gelen hadsizcenazelerinden hiçbirisi bulunmamak noktalarından, Senin varlığına ve Vâcibü’l-Vücudolduğuna mevcudatı adedince işaretler ederek şehadet eder.
Ve Senin saltanat-ı rububiyetinin haşmetine ve herşeye muhit olan kudretinin azametine pekzâhir delâlet ettikleri gibi, göklerin fevkindeki gayet büyük ve muntazam yıldızlardan, tâ denizlerin dibinde bulunan gayet küçücük ve intizamla iaşe edilen balıklara kadar herşeye yetişen ve hükmeden rahmetinin ve hâkimiyetinin hadsiz genişliklerine delâlet ve intizâmâtıyla ve faideleriyle ve hikmetleriyle ve mizan ve mevzuniyetleriyle, Senin herşeye muhit ilmine ve herşeye şâmil hikmetine işaret ederler.
Ve Senin bu misafirhane-i dünyada yolcular için böyle rahmet havuzların bulunması ve insanınseyr ü seyahatine ve gemisine ve istifadesine musahhar olması işaret eder ki, yolda yapılmış bir handa, bir gece misafirlerine bu kadar deniz hediyeleriyle ikram eden Zât, elbettemakarr-ı saltanat-ı ebediyesinde öyle ebedî rahmet denizleri bulundurmuş ki, bunlar onlarınfâni ve küçük nümuneleridirler. İşte denizlerin böyle gayet harika bir tarzda arzın etrafındavaziyet-i acibesiyle bulunması ve denizlerin mahlûkatı dahi gayet muntazam idare ve terbiye edilmesi, bilbedahe gösterir ki, yalnız Senin kuvvetin ve kudretinle ve Senin irade vetedbirinle, Senin mülkünde, Senin emrine musahhardırlar ve lisan-ı halleriyle Halıkını takdis edip Allahu Ekber derler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: Yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Rezzâk: bütün canlıların rızıklarını veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]cevher: asıl, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câzibedar: çekici[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[TD]erzak: rızıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanât: hayvanlar[/TD]
[TD]hayvanât-ı bahriye: denizde yaşayan hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: bütün ferdler; bireylerin tamamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizâmât: düzenler, tertipler[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]küllî: kapsamlı ve bütün fertleri içine alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratılmış[/TD]
[TD]menba-ı acâip: hayrette bırakan kaynaklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mevcut: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muallâk: asılı, boşta[/TD]
[TD]muhit: her tarafı kuşatan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: Rablık saltanatı; Allah’ın herşeyi kuşatan terbiye ve egemenliği[/TD]
[TD]sikke-i hilkat: yaratılış mührü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil[/TD]
[TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme, önlem alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
[TD]umûr: işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:06 #802987Anonim
Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, dağlar dahi, zelzeletesiratından zeminin sükûnetine ve içindeki dahilî inkılâbat fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan tasfiyesine ve suyunmuhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.
Evet, dağlardaki taşların envâından ve muhtelif hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından ve zîhayata hususan insanlara çok lâzım ve çok mütenevvi olan madeniyatın ecnâsından ve dağları, sahrâları çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın esnafından hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla, hüsn-ü hilkatiyle, faideleriyle, hususan madeniyatın tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle ve bilhassa nebatatın basit bir topraktan çeşit çeşitenvâlarıyla, ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm, nihayetsizRahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedahetle şehadet ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki vahdet-i idare ve vahdet-i tedbir ve menşe ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından,Sâniin vahdetine ve ehadiyetine şehadet ederler.
Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular, zeminin her tarafında, herbir neviaynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işemâni olmadan, sair nevilerle beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları, Senin rububiyetininhaşmetine ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine delâlet eder. Öyle de,zeminin yüzündeki bütün zîhayat mahlûkların hadsiz hâcetlerini, hattâ mütenevvihastalıklarını, hattâ muhtelif zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam eşcar ve nebatat ve madeniyatla doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetininnihayetsiz vüs’atine delâlet ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere göre ihzar edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden ilminin ihatasına ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyayaşümulüne ve ilâçların ihzârâtı ve madenî maddelerin iddihârâtıyla rububiyetinin rahîmâne vekerîmâne olan tedâbirinin mehâsinine ve inâyetinin ihtiyatlı letâifine pek zâhir bir surette işaret ve delâlet ederler.
Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levâzımâtlarına ve istikbaldeki ihtiyaçlarına muntazam ihtiyat deposu ve cihazat ambarı ve hayata lüzumu olan çok definelerin mükemmel mahzeni olmak cihetinde işaret, belki delâlet, belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm ve misafirperver ve bu kadar hakîm ve şefkatperver ve bu kadar kadîr verububiyetperver bir Sâniin, elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah[/TD]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kerîm: cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Rahîm: herbir varlığa özel rahmet ve merhamet tecellîsi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: açıklık[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: neviler, türler[/TD]
[TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet-i mecmua: hepsi birden, fertlerin tamamı[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]iddihârât: biriktirmeler, depolamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: herşeyi kuşatma[/TD]
[TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihzârât: hazırlamalar[/TD]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]madeniyat: madenler[/TD]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
[TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesken: ev, mekân[/TD]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]mâni: engel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rahîmâne: merhamet ve şefkat ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sulfato: sülfirik asit, tuz veya esteri[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar, dereceler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
[TD]teshir etmek: boyun eğdirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[TD]vahdet-i idare: idarenin tek elde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet-i tedbir: bir elden yönetme[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]şap: alüminyum ve potasyum sülfatından meydana gelen renksiz madde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[TD]şiddet-i muhalefet: birbirinden çok farklı ve zıt olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:08 #802988Anonim
Ey Kàdir-i Külli Şey,
Dağlar ve içindeki mahlûklar Senin mülkünde ve Senin kuvvet ve kudretinle ve ilim vehikmetinle musahhar ve müdahhardırlar. Onları bu tarzda tavzif ve teshir eden Hâlıkını takdisve tesbih ederler.
Ey Hâlık-ı Rahmân ve ey Rabb-i Rahîm,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin dersiyle anladım:
Nasıl ki semâ ve feza ve arz ve deniz ve dağ, müştemilât ve mahlûklarıyla beraber Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, zemindeki bütün ağaç ve nebatat, yaprakları ve çiçekleri ve meyveleriyle Seni bedâhet derecesinde tanıttırıyorlar ve tanıyorlar.
Ve umum eşcârın ve nebatatın cezbedârâne hareket-i zikriyede bulunan yapraklarından veziynetleriyle Sâniinin isimlerini tavsif ve tarif eden çiçeklerinden ve letâfet ve cilve-i merhametinden tebessüm eden meyvelerinden herbirisi, tesadüfe havalesi hiçbir cihet-i imkânı olmayan harika san’at içindeki nizam ve nizam içindeki mizan vemizan içindeki ziynet ve ziynet içindeki nakışlar ve nakışlar içindeki güzel ve ayrı ayrı kokular ve kokular içindeki meyvelerin muhtelif tatlarıyla, nihayetsiz Rahîm ve Kerîm bir Sâniin vücub-u vücuduna bedâhet derecesinde şehadet ettikleri gibi; heyet-i mecmuasıyla, bütün zeminyüzünde birlik ve beraberlik, birbirine benzemeklik ve sikke-i hilkatte müşabehet ve tedbir ve idarede münasebet ve onlara taallûk eden icad fiilleri ve Rabbânî isimlerde muvafakat ve o yüz bin envâın hadsiz efradlarını birbiri içinde şaşırmayarak birden idareleri gibi noktalar, oVâcibü’l-Vücud Sâniin bilbedâhe vahdetine ve ehadiyetine dahi şehadet ederler.
Hem nasıl ki, onlar Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ediyorlar.Öyle de, rû-yi zeminde dört yüz bin milletlerden teşekkül eden zîhayat ordusundaki hadsiz efradın yüz binler tarzda iaşe ve idareleri, şaşırmayarak karıştırmayarak mükemmel yapılmasıyla, Seninrububiyetinin vahdâniyetteki haşmetine ve bir baharı bir çiçek kadar kolay icad edenkudretinin azametine ve herşeye taallukuna delâlet ettikleri gibi; koca zeminin her tarafında,hadsiz hayvanatına ve insanlara, hadsiz taamların çeşit çeşit aksamını ihzar eden rahmetininhadsiz genişliğine ve o hadsiz işler ve in’âmlar ve idareler ve iaşeler ve icraatlar kemâl-i intizamla cereyanları ve herşey, hattâ zerreler o emirlere ve icraata itaat vemusahhariyetleriyle hâkimiyetinin hadsiz vüs’atine kat’î delâlet etmekle beraber; o ağaçların ve nebatların ve herbir yaprak ve çiçek ve meyve ve kök ve dal ve budak gibi herbirisinin herbir şeyini, herbir işini bilerek, görerek faidelere, maslahatlara, hikmetlere göre yapılmakla, Senin ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin herşeye şümulune pek zâhir bir surette delâlet ve hadsiz parmaklarıyla işaret ederler. Ve Senin gayet kemâldeki cemâl-i san’atına ve nihayet cemâldeki kemâl-i nimetinehadsiz dilleriyle senâ ve medhederler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Kerîm: cömert, ikram sahibi Allah[/TD]
[TD]Rabbânî: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’a ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahîm: herbir varlıkta rahmet ve merhameti tecellî eden Allah[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]aksam: kısımlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i imkân: mümkün olma yönü[/TD]
[TD]cilve-i merhamet: merhamet cilvesi, görüntüsü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[TD]envâ: neviler, türler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet: görkem, büyüklük[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: fertlerin tamamı; hepsi birden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
[TD]icad etmek: yoktan yaratmak, var etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
[TD]kemâl-i intizam: mükemmel bir düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[TD]letâfet: hoşluk, güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
[TD]musahhariyet: boyun eğmişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvafakat: uygunluk[/TD]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşabehet: benzeme[/TD]
[TD]nebat: bitki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
[TD]sikke-i hilkat: yaratılış mührü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûk: bağlantılı olmak, ait olmak[/TD]
[TD]taam: yemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme[/TD]
[TD]teşekkül etmek: oluşturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zerre: atom, çok küçük parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:10 #802989Anonim
Hem bu muvakkat handa ve fâni misafirhanede ve kısa bir zamanda ve az bir ömürde,eşcar ve nebatatın elleriyle, bu kadar kıymettar ihsanlar ve nimetler ve bu kadar fevkalâdemasraflar ve ikramlar, işaret belki şehadet eder ki, misafirlerine burada böyle merhametler yapan kudretli, keremkâr Zât-ı Rahîm, bütün ettiği masrafı ve ihsanı, kendini sevdirmek ve tanıttırmak neticesinin aksiyle, yani bütün mahlûkat tarafından “Bize tattırdı, fakat yedirmeden bizi idam etti” dememek ve dedirmemek ve saltanat-ı ulûhiyetini iskat etmemek ve nihayetsiz rahmetini inkâr etmemek ve ettirmemek ve bütün müştak dostlarını mahrumiyet cihetinde düşmanlara çevirmemek noktalarından, elbette ve herhalde, ebedî bir âlemde, ebedî bir memlekette, ebedî bırakacağı abdlerine, ebedî rahmet hazinelerinden,ebedî cennetlerinde, ebedî ve cennete lâyık bir surette meyvedar eşcar ve çiçekli nebatlar ihzar etmiştir. Buradakiler ise, müşterilere göstermek için nümunelerdir.
Hem ağaçlar ve nebatlar, umumen yaprak ve çiçek ve meyvelerinin kelimeleriyle Seni takdis ve tesbih ve tahmid ettikleri gibi, o kelimelerden herbirisi dahi ayrıca Seni takdis eder.Hususan meyvelerin bedî bir surette, etleri çok muhtelif, san’atları çok acip, çekirdekleri çok harika olarak yapılarak o yemek tablalarını ağaçların ellerine verip ve nebatların başlarına koyarak zîhayat misafirlerine göndermek cihetinde, lisan-ı hal olan tesbihatları, zuhurca lisan-ı kâl derecesine çıkar. Bütün onlar Senin mülkünde, Senin kuvvet ve kudretinle, Senin irade veihsanatınla, Senin rahmet ve hikmetinle musahhardırlar ve Senin herbir emrine mutîdirler.
Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey kibriya-yı azametinden tesettür etmiş olan Sâni-i Hakîm ve Hâlık-ı Rahîm,
Bütün eşcar ve nebatatın, bütün yaprak ve çiçek ve meyvelerin dilleriyle ve adediyle Seni kusurdan, aczden, şerikten takdis ederek hamd ü senâ ederim.Ey Fâtır-ı Kadîr, ey Müdebbir-i Hakîm, ey Mürebbî-i Rahîm,
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve iman ettim ki nasıl nebatat ve eşcar Seni tanıyorlar, Senin sıfât‑ı kudsiyeni ve Esmâ-i Hüsnânı bildiriyorlar. Öyle de, zîhayatlardan ruhlu kısmı olan insan ve hayvanattan hiçbirisi yoktur ki; cisminde gayet muntazam saatler gibi işleyen ve işlettirilen dahilî ve haricî âzâlarıyla ve bedeninde gayet ince bir nizam ve gayet hassas bir mîzan ve gayet mühim faidelerle yerleştirilen âlât ve duygularıyla ve cesedinde gayet san’atlı bir yapılış ve gayet hikmetli birtefriş ve gayet dikkatli bir muvazene içinde konulan cihazat-ı bedeniyesiyle, Senin vücûb-u vücuduna ve sıfatlarının tahakkukuna şehadet etmesin. Çünkü, bu kadar basîrâne nazik san’at ve şuurkârâne ince hikmet ve müdebbirâne tam muvazeneye, elbette kör kuvvet veşuursuz tabiat ve serseri tesadüf karışamazlar ve onların işi olamaz ve mümkün değildir. Ve kendi kendine teşekkül edip öyle olması ise, yüz derece muhâl içinde muhâldir. Çünkü, o halde herbir zerresi, herbir şeyini ve cesedinin teşekkülünü, belki dünyada alâkadar olduğu herşeyini bilecek, görecek, yapabilecek, âdeta ilâh gibi ihatalı bir ilim ve kudreti bulunacak, sonrateşkil-i ceset ona havale edilir ve “kendi kendine oluyor” denilebilir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsna: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fâtır-ı Kadîr: herşeye gücü yeten yaratıcı, Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Rahîm: herbir varlığa hususî rahmet ve merhamet tecellîsi olan yaratıcı; Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Müdebbir-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan ve herşeyi idare eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mürebbî-i Rahîm: şefkat ve merhamet herbir varlık üzerinde görülen ve herşeyi yaratılış gayelerine göre terbiye eden Allah[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar olmak: ilgili olmak[/TD]
[TD]basîrâne: görerek, bilerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat-ı bedeniye: bedendeki organlar[/TD]
[TD]dâhilî: iç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
[TD]hamd ü senâ: şükretme ve övme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haricî: dış[/TD]
[TD]havale etmek: bir işi başka birine bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: hepsi birden, fertlerin tamamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
[TD]ihatalı: kuşatıcı, kapsayıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kibriya-yı azamet: büyüklüğün sonsuz ve daimî oluşu[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhâl içinde muhâl: imkânsızlık içinde imkânsızlık, akla aykırılık[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: denge[/TD]
[TD]mîzan: tartı, ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek[/TD]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
[TD]sıfât-ı kudsiye: kutsal vasıflar ve özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talim: öğretme, eğitme[/TD]
[TD]tefriş: döşeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesettür etmek: gizlenmek, örtünmek[/TD]
[TD]teşekkül: oluşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil-i ceset: cesedi oluşturma, meydana getirme[/TD]
[TD]vahdet-i idare: idare birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet-i nev’iye: tür birliği[/TD]
[TD]vahdet-i tedbir: tedbir, idare birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacının olmayışı[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlât: âletler, organlar[/TD]
[TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i zuhur: açık seçik olma ve açığa çıkma derecesinin şiddeti ve kuvveti[/TD]
[TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]9 Mart 2012: 20:12 #802990Anonim
Ve heyet-i mecmuasındaki vahdet-i tedbir ve vahdet-i idare ve vahdet-i nev’iye ve vahdet-i cinsiye ve umumun yüzlerinde göz, kulak, ağız gibi noktalarda ittifak cihetinde müşahede edilen sikke-i fıtratta birlik ve herbir nev’in efradı simalarında görülen sikke-i hikmette ittihad ve iaşede ve icadda beraberlik ve birbirinin içinde bulunmak gibikeyfiyetlerinden hiçbirisi yoktur ki, Senin vahdetine kat’î şehadette bulunmasın ve herbir ferdinde kâinata bakan bütün isimlerin cilveleri bulunmakla, vâhidiyet içinde, Seninehadiyetine işareti olmasın.
Hem nasıl ki insan ile beraber hayvanatın, zeminin bütün yüzünde yayılan yüz bin envâı,muntazam bir ordu gibi teçhiz ve talimat ve itaat ve musahhariyetle ve en küçükten tâ en büyüğe kadar, rububiyetin emirleri intizamla cereyanlarıyla o rububiyetinin derece-i haşmetine ve gayet çoklukla beraber gayet kıymetli ve gayet mükemmel olmakla beraber gayet çabuk yapılmaları ve gayet san’atlı olmakla beraber gayet kolay yapılışlarıyla, kudretininderece-i azametine delâlet ettikleri gibi; şarktan garba, şimalden cenuba kadar yayılan mikroptan tâ gergedana kadar, en küçücük sinekten tâ en büyük kuşa kadar bütün onların rızıklarını yetiştiren rahmetinin hadsiz vüs’atine ve herbiri emirber nefer gibi vazife-i fıtriyesini yapmak ve zemin yüzü her baharda, güz mevsiminde terhis edilenler yerinde yeniden taht-ı silâha alınmış bir orduya ordugâh olmak cihetiyle, hâkimiyetinin nihayetsizgenişliğine kat’î delâlet ederler.
Hem nasıl ki hayvanâttan herbirisi kâinatın bir küçük nüshası ve bir misal-i musağğarı hükmünde gayet derin bir ilim ve gayet dakik bir hikmetle, karışık eczaları karıştırmayarak ve bütün hayvanların ayrı ayrı suretlerini şaşırmayarak hatasız, sehivsiz, noksansız yapılmalarıyla, ilminin herşeye ihatasına ve hikmetinin herşeye şümulüne, adetlerince işaretler ederler. Öyle de, herbiri birer mu’cize-i san’at ve birer harika-i hikmet olacak kadar san’atlı ve güzel yapılmasıyla, çok sevdiğin ve teşhirini istediğin san’at-ı Rabbâniyenin kemâl-i hüsnüne ve gayet derecede güzelliğine işaret ve herbirisi, hususan yavrular, gayet nazdar, nâzenin birsurette beslenmeleriyle ve heveslerinin ve arzularının tatmini cihetiyle, Senin inayetinin gayet şirin cemâline hadsiz işaretler ederler.
[TABLE]
[TR]
[TD]cenub: güney[/TD]
[TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dakik: ince, derin[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i azamet: büyüklük derecesi[/TD]
[TD]derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta görünen birlik tecellisi[/TD]
[TD]emirber: emre hazır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: neviler, türler[/TD]
[TD]garb: batı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]harika-i hikmet: hikmet harikası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
[TD]iaşe: besleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[TD]ittifak: birleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad: birlik[/TD]
[TD]kemâl-i hüsün: mükemmel güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: durum, asıl nitelik, asıl özellik[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]misal-i musağğar: küçültülmüş örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]musahhariyet: boyun eğmişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i san’at: san’at mu’cizesi[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[TD]nev’i: tür, cins[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]ordugâh: ordunun barındığı yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]san’at-ı Rabbâniye: herşeyi terbiye edip idaresi altında bulunduran Allah’ın san’atı[/TD]
[TD]sehivsiz: hatasız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke-i fıtrat: yaratılış mührü[/TD]
[TD]sikke-i hikmet: hikmet mührü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sima: yüz[/TD]
[TD]suret: şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taht-ı silâh: silâh altı[/TD]
[TD]talimat: bildiriler, emirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terhis etmek: vazifeye son vermek[/TD]
[TD]teçhiz: cihazlanma, donanım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşhir: ilân etme, duyurma[/TD]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]vahdet-i cinsiye: tür birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev[/TD]
[TD]vâhidiyet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[TD]zemin: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şark: doğu[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şimal: kuzey[/TD]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:16 #802991Anonim
Ey Rahmânürrahîm, ey Sâdıku’l-Va’di’l-Emîn, ey Mâlik-i Yevmiddîn,
Senin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmının tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin irşadıyla anladım ki:
Madem kâinatın en müntehap neticesi hayattır. Ve hayatın en müntehap hülâsası ruhtur. Vezîruhun en müntehap kısmı zîşuurdur. Ve zîşuurun en camii insandır. Ve bütün kâinat ise hayata musahhardır ve onun için çalışıyor. Ve zîhayatlar zîruhlara musahhardır; onlar için dünyaya gönderiliyorlar. Ve zîruhlar insanlara musahhardır; onlara yardım ediyorlar. Ve insanlar fıtraten Hâlıkını pek ciddî severler ve Hâlıkları onları hem sever, hem kendini onlara her vesile ile sevdirir. Ve insanın istidadı ve cihazat-ı mâneviyesi, başka bir bâki âleme veebedî bir hayata bakıyor. Ve insanın kalbi ve şuuru, bütün kuvvetiyle bekà istiyor ve lisanı,hadsiz dualarıyla bekà için Hâlıkına yalvarıyor. Elbette ve herhalde, o çok seven ve sevilen vemahbub ve muhib olan insanları dirilmemek üzere öldürmekle, ebedî bir muhabbet için yaratılmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir.
Belki, başka bir ebedî âlemde mes’udâne yaşaması hikmetiyle, bu dünyada çalışmak ve onu kazanmak için gönderilmiştir. Ve insana tecellî eden isimlerin, bu fâni ve kısa hayattakicilveleriyle âlem-i bekàda onların âyinesi olan insanların, ebedî cilvelerine mazhar olacaklarına işaret ederler.
Evet, ebedînin sâdık dostu ebedî olacak. Ve bâkinin âyine-i zîşuuru bâki olmak lâzım gelir.
Hayvanların ruhları bâki kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymanî (a.s.) ve Neml’i ve Nâka-i Salih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf
1 gibi bazı efrad-ı mahsusa hem ruhu, hem cesediyle bâki âleme gideceği ve herbir nev’in, arasıra istimâl için birtek cesedi bulunacağı, rivâyet-i sahihadan anlaşılmakla beraber; hikmet ve hakikat, hem rahmet ve rubûbiyet öyle iktiza ederler.Ey Kàdir-i Kayyûm,
Bütün zîhayat, zîruh, zîşuur, Senin mülkünde, yalnız Senin kuvvet ve kudretinle ve ancak Senin irade ve tedbirlerinle ve rahmet ve hikmetinle, rububiyetinin emirlerine teshir ve fıtrîvazifelerle tavzif edilmişler. Ve bir kısmı, insanın kuvveti ve galebesi için değil, belki fıtrateninsanın zaafı ve aczi için rahmet tarafından ona musahhar olmuşlar. Ve lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile Sânilerini ve Mâbudlarını kusurdan, şerikten takdis ve nimetlerine şükür ve hamd ederek, herbiri ibadet-i mahsusasını yapıyorlar.
Dipnot-1 bk. Alûsî, Ruhu’l-Beyân: 5:226; Kurtubî: 1:372.
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[TABLE]
[TR]
[TD][/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Mâlik-i Yevmiddîn: kıyamet gününün sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Neml: karınca, Hz. Süleyman’ın karıncası[/TD]
[TD]Rahmânü’r-Rahîm: herbir kuluna karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Sâdıku’l-Va’di’l-emîn: vaad ve sözünde mutlaka duran, vaadinin doğruluğundan emin olunan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz[/TD]
[TD]cami: kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihâzât-ı mâneviye: mânevî donanım, cihazlar[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüdhüd-ü Süleymânî: Hz. Süleyman’ın emri altında çalışan kuş[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet: Allah’ın herşeyi düzen altına alıp huzur ve saadet veren sıfatı[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: yetenek, ruha konulmuş özellik[/TD]
[TD]kàbil: mümkün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahbub: sevgili[/TD]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mes’udâne: mutlu bir şekilde[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhib: seven[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, itaat ettirilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntehap: seçilmiş[/TD]
[TD]nazdar: nazlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzenin: ince, nâzik[/TD]
[TD]sadık: doğru, dürüst[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil[/TD]
[TD]talim: öğretme, eğitme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, görünme[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[TD]âyine-i zîşuur: şuur sahibi ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:20 #802992Anonim
Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından perdelenmiş olan Zât-ı Akdes,
Bütün zîruhların tesbihatıyla seni takdis etmek, niyet edip
سُبْحَانَكَ يَا مَنْ جَعَلَ مِنَ الْمَاۤءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ
2
diyorum.Yâ Rabbe’l-Âlemîn, yâ İlâhe’l-Evvelîne ve’l-Âhirin, yâ Rabbe’s-Semâvâti ve’l-Aradîn,Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle ve Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle anladım ve iman ettim ki:
Nasıl sema, feza, arz, berr ve bahr, şecer, nebat, hayvan, efradıyla, eczasıyla, zerrâtıyla Seni biliyorlar, tanıyorlar ve varlığına ve birliğine şehadet ve delâlet ve işaret ediyorlar. Öyle de, kâinatın hülâsası olan zîhayat ve zîhayatın hülâsası olan insan ve insanın hülâsası olanenbiya, evliya, asfiyanın hülâsası olan kalblerinin ve akıllarının müşahedat ve keşfiyat veilhamat ve istihracatıyla yüzer icma ve yüzer tevatür kuvvetinde bir kat’iyetle, Senin vücub-u vücuduna ve Senin vahdâniyet ve ehadiyetine şehadet edip ihbar ediyorlar, mu’cizat vekerâmât ve yakînî burhanlarıyla haberlerini ispat ediyorlar.
Evet, kalblerde, perde-i gaybda ihtar edici bir Zâta bakan hiç bir hâtırat-ı gaybiye ve ilhamedici bir Zâta baktıran hiç bir ilhâmât-ı sâdıka; ve hakkalyakîn sûretinde sıfât-ı kudsiye veEsmâ-i Hüsnânı keşfeden hiçbir itikad-ı yakîne; ve enbiya ve evliyada, bir Vâcibü’l-Vücudunenvârını aynelyakîn ile müşahede eden hiçbir nuranî kalp; ve asfiya ve sıddîkînde, bir Hâlık-ı Küll-i Şey’în âyât-ı vücubunu ve berâhin-i vahdetini ilmelyakîn ile tasdik eden, ispat eden hiçbir münevver akıl yoktur ki, Senin vücub-u vücuduna ve sıfât-ı kudsiyene ve Seninvahdetine ve ehadiyetine ve Esmâ-i Hüsnâna şehadet etmesin, delâleti bulunmasın ve işareti olmasın.
Ve bilhassa, bütün enbiya ve evliya ve asfiya ve sıddîkînin imamı ve reisi ve hülâsası olanResûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ihbarını tasdik eden hiçbir mu’cizat-ı bâhiresi ve hakkaniyetini gösteren hiç bir hakikat-i aliyesi ve bütün mukaddes vehakikatli kitapların hülâsatü’l-hülâsası olan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın hiçbir âyet-i tevhidiye-i kàtıası ve mesâil-i imaniyeden hiçbir mesele-i kudsiyesi yoktur ki, Senin vücûb-u vücûduna vekudsî sıfatlarına ve Senin vahdetine ve ehadiyetine ve esmâ ve sıfâtına şehadet etmesin vedelâleti olmasın ve işareti bulunmasın.Dipnot-2 “Ey su ile herşeyi canlandıran Zât-ı Akdes, Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim.”
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalatü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsna: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Küll-i Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi hâlis kullar[/TD]
[TD]aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahr: deniz[/TD]
[TD]berr: kara[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berâhin-i vahdet: birlik delilleri[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâr: nurlar, ışıklar[/TD]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feza: uzay[/TD]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtırat-ı gaybiye: gayptan gelen hatıralar, mânevî bilgiler[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ: fikir birliği[/TD]
[TD]ihbar etmek: haber vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
[TD]ilham: kalbe gelme, gönüle doğma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhamat: ilhamlar[/TD]
[TD]ilhâmât-ı sâdıka: doğru ilhamlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
[TD]istihracat: çıkarmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad-ı yakîn: şüphesiz ve kesin olarak inanma[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerâmât: kerametler, Allah’ın bir ikramı olarak veli kullarında görülen olağanüstü hal ve hareketler[/TD]
[TD]keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri gözlemleme[/TD]
[TD]mu’cizât: insanların benzerini yapmada âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere verilen olağanüstü hâl ve hareketler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevver: nurlu, aydın, aydınlanmış[/TD]
[TD]müşahedat: gözlemler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]nebat: bitki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perde-i gayb: mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde[/TD]
[TD]semâ: gök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: tarz, biçim[/TD]
[TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere çok sâdık olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı kudsiye: kutsal sıfatlar, kusursuz özellikler[/TD]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevatür: yalan söylemesi mümkün olmayan topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığın zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacın olmayışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yakînî: kesin, şüphesiz[/TD]
[TD]zerrât: zerreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âyât-ı vücub: varlığının vacip ve zorunlu olduğunu gösteren âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecer: ağaç[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Mart 2012: 20:22 #802993Anonim
Hem nasıl ki bütün o yüz binler muhbir-i sâdıklar, mu’cizatlarına ve keramâtlarına vehüccetlerine istinad ederek, Senin varlığına ve birliğine şehadet ederler. Öyle de, herşeyemuhit olan Arş-ı Âzamın külliyat-ı umurunu idareden, tâ kalbin gayet gizli ve cüz’î hâtırâtını ve arzularını ve dualarını bilmek ve işitmek ve idare etmeye kadar cereyan eden rububiyetininderece-i haşmetini ve gözümüz önünde hadsiz muhtelif eşyayı birden icad eden, hiçbir fiil bir fiile, bir iş bir işe mâni olmadan, en büyük bir şeyi en küçük bir sinek gibi kolayca yapankudretinin derece-i azametini, icmâ ile, ittifak ile ilân ve ihbar ve ispat ediyorlar.
Hem nasıl ki, bu kâinatı, zîruha, hususan insana mükemmel bir saray hükmüne getiren ve Cenneti ve saadet-i ebediyeyi cin ve inse ihzar eden ve en küçük bir zîhayatı unutmayan ve enâciz bir kalbin tatminine ve taltifine çalışan rahmetinin hadsiz genişliğini ve zerrattan tâseyyarata kadar bütün envâ-ı mahlûkatı emirlerine itaat ettiren ve teshir ve tavzif edenhâkimiyetinin nihayetsiz vüs’atini haber vererek, mu’cizat ve hüccetleriyle ispat ederler. Öyle de, kâinatı, eczaları adedince risaleler içinde bulunan bir kitab-ı kebir hükmüne getiren ve Levh‑i Mahfuzun defterleri olan İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübînde, bütün mevcudatın bütünsergüzeştlerini kaydedip yazan ve umum çekirdeklerde umum ağaçlarının fihristlerini ve programlarını ve zîşuurun başlarında bütün kuvve-i hâfızalarda, sahiplerinin tarihçe-i hayatlarını yanlışsız, muntazaman yazdıran ilminin herşeye ihatasına ve herbir mevcuda çokhikmetleri takan, hattâ herbir ağaçta meyveleri sayısınca neticeleri verdiren ve herbirzîhayatta âzâları, belki eczaları ve hüceyratları adedince maslahatları takip eden, hattâ insanın lisanını çok vazifelerde tavzif etmekle beraber, taamların tatları adedince zevkî olan mizancıklarla teçhiz ettiren hikmet-i kudsiyenin herbir şeye şümulüne; hem bu dünyadanümuneleri görülen celâlî ve cemâlî isimlerinin tecellileri daha parlak bir surette ebedü’l-âbâdda devam edeceğine ve bu fâni âlemde nümuneleri müşahede edilen ihsanatının dahaşâşaalı bir surette dâr-ı saadette istimrarına ve bekàsına ve bu dünyada onları görenmüştakların ebedde dahi refakatlerine ve beraber bulunmalarına bi’l-icmâ, bi’l-ittifak şehadetve delâlet ve işaret ederler.
Hem yüzer mu’cizât-ı bâhiresine ve âyât-ı kàtıasına istinaden, başta Resul-i EkremAleyhissalâtü Vesselâm ve Kur’ân-ı Hakîmin olarak, bütün ervâh-ı neyyire ashâbı olanenbiyalar ve kulûb-u nuraniye aktâbı olan evliyalar ve ukul-ü münevvere erbabı olan asfiyalar, bütün suhuf ve kütüb-ü mukaddesede, Senin çok tekrar ile ettiğin vaadlerine ve tehditlerineistinaden ve Senin kudret ve rahmet ve nayet ve hikmet ve celâl ve cemâlin gibi kudsî sıfatlarına ve şe’nlerine ve izzet‑i celâline vesaltanat-ı rububiyetine itimaden ve keşfiyat ve müşahedat ve ilmelyakîn itikadlarıyla saadet-i ebediyeyi cin ve inse müjdeliyorlar ve ehl-i dalâlet için Cehennem bulunduğunu haber verip ilân ediyorlar ve iman edip şehadet ediyorlar.
[TABLE]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
[TD]bi’l-icmâ: ittifakla, fikir birliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bi’l-ittifak: ittifakla[/TD]
[TD]celâl: büyüklük, haşmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
[TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedü’l-âbad: sonsuzların sonsuzu, âhiret[/TD]
[TD]ecza: cüzler, parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[TD]ervâh-ı neyyire ashabı: nur saçan ruh sahipleri—peygamberler gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
[TD]fihrist: indeks, içindekiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici, yok olucu[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; ilim, yüsek bilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i kudsiye: mukaddes, kusursuz ve eksiksiz hikmet[/TD]
[TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimrar: devamlılık[/TD]
[TD]istinaden: dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]kulûb-u nuraniye aktabı: nuranî kalp sahiplerinin kutupları, en önde gelenleri—velilerin ileri gelenleri gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
[TD]kütüb-ü mukaddese: kutsal olan kitaplar—Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcud: varlık[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
[TD]mu’cizat-ı bâhire: ap açık mu’cizeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
[TD]sergüzeşt: serüven, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taam: yemek[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikayesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif etmek: vazifelendirmek[/TD]
[TD]tecelli: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
[TD]ukul-ü münevvere erbabı: nurlu akıllar, aydınlanmış akıl sahipleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[TD]âyât-ı kàtıa: kesin âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
[TD]İmâm-ı Mübîn: İlâhî ilim ve emirlerin, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şâşaa: gösteriş, göz alıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- ‘Üçüncü Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.