- Bu konu 24 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Eylül 2011: 16:16 #673644
Anonim
Bir gün çevreden yazılıp gelen eserlerin tashihatlarını yapma görevini Hz. Üstad bize vermişti.Hz. Üstad çünkü boş durmayı hiç sevmezdi.Kendileri de boş durmazdı.Nitekim hayretle gördük ki Hz. Üstad mutfağa girmiş ve bize çay demlemişti.Eserlere ve tashihata çok önem verirdi.
Bayram Yüksel Ağabeyin hatıralarından…
29 Eylül 2011: 16:17 #797546Anonim
Hz. Bediüzzaman daimi tarassut altında.Özellikle 1950 yılları öncesi tam bir istibdat hakim.Türkiyeye ve dünyaya nasıl yayılıyor? sualleri içerisinde; Bediüzzaman Hazretlerinin mümtaz talebelerinden merhum Ağabeyimiz Tahiri Mutlu ağabeye sormuştum; Muhterem Ağabey onbinlerce nüsha ve binlerce kitap yazanları ayrı, kalemleri ayrı.Bediüzzaman hazretleri bunları nasıl tashih edip yanlış kelimeleri ve hurufları çıkarıyordu?
Cevaben Tahiri Mutlu Ağabey dedi ki: Ben de bir gün lisan’ı münasip ile Hz. Üstada sordum Üstadım bunları nasıl tashih yapıyorsun? Üstadın cevabı çok manidardı; Kardaşım Tahiri Risale-i Nur’ların nüsha ve cüzlerindeki bütün yanlış harf ve kelimeler, sahifeler açıldıkça, sanki başlarını bana kaldırıyorlardı. Ben de onları aslına çeviriyordum.. ” dediler.
Halil Uslu
29 Eylül 2011: 16:18 #797547Anonim
Bayram Yüksel Ağabey anlatıyor:Hz: Üstad bir gün bizlere dedi ki: ”Kardaşlarım ben günde 200 sahife okuduğum zamanlar olmuştur.Bir eseri belki 1000 defa okuduğum olmuştur.Fakat şimdi tekrar okuyorum. Her okuyuşta ayrı dersler alıyorum. Sizlerde ihmal etmeyin, sürekli okuyun. Zaman gelecek, istikbal seyli içinde Risale-i Nur, dünyanın kanun-u esasisi olacaktır.
29 Eylül 2011: 16:19 #797548Anonim
Molla Resul ve diğer Fakih arkadaşlar dağda hep ilimle meşgul olur, Cuma günü Cuma namazı için hep beraber Van’a inerdik.Yolda giderken Üstad bizlere, – Ya siz ileri gidin,ya ben ileri gideyim.-
Molla Resul: Üstadım, uzun yolda herkes yanına eğlenecek arkadaş ister, sen bizi reddediyorsun,hikmeti nedir?.
Üstad Derdi ki:
Siz beni meşgul ediyorsunuz? Dağdan Van’a gidene kadar yolda birçok evradımı okur bitiririm.Siz benimle gelince beni konuşturursunuz vazifemden geri kalırım.
Sonra dedi:Bazı insanlar var ekin biçen amelelerin yanına gidince onları gayrete getirmek için oda biçmeye başlar, ameleleri gayrete getirir. Bazıları da, çalışan ameleleri çağırır, hele gelin bir sigara içelim, der onları tembelleştirir.Siz de onlar gibi beni işimden bırakırsınız.Onun için ömrümün boş geçmesini istemiyorum, dedi.
30 Eylül 2011: 07:42 #797568Anonim
Hz.Üstadın emirdağında bulunduğu günlerde adeti olduğu üzere talebeleri Zübeyir ve Ceylanla yine kırlara tefekküre gitmekte.Ama daha çok evde nöbet tutan, bu gezilere katılamayan Mustafa Acet, Zübeyir ve Ceylana, ” Üstad hep sizi safaya götürüyor.Beni de burada nöbetçi bırakıyor ” gibisinden serzenişte bulunmuş.
Durumu hiç Üstada bildirmedikleri halde ertesi günü kırlara çıkarlarken Hz. Üstad, ”Mustafa’mıda götürelim. O da biraz safa etsin demiş.” Ve birlikte gitmişler.
Konak yerine vardıklarında Üstad, Zübeyirle Mustafa Aceti bir köyden yoğurt almaya göndermiş.Gönderirken de çabuk gelmelerini istemiş.
İkisi birlikte koşa koşa en yakın köye varmışlar. Ama Üstadın istediği yoğurdu bulamamışlar. Çünkü bu köyde koyun yoğurdu varmış. Üstad ise taze inek yoğurdunu arzu edermiş. Derken onu bulabilmek için bir kaç köy dolaşmak zorunda kalmışlar. Sonunda bulup koşarak dönmüşler. Ama aradan bir-iki saat geçmiş.
Üstad daha gelir gelmez, ”Nerde kaldınız?” diye çıkışıp işi süratle yapılması gerektiğini hatırlatmış, daha onların cevap vermelerine fırsat bırakmadan da, ”Kaç sayfa okudunuz?” diye sormuş.
Zübeyir Üstadın hassasiyetine alışkınmış. Mustafa acet ise ilk defa karşılaştığı için şaşırmış.Gidip gelişleri hep koşmakla geçmiş, bir dakika olsun boş kalmamışlar ki kitap okuyabilsinler.
Ama Üstad, ”Kaç sayfa okudunuz?” sorusunu sormakla onlara kafalarının yoğurda takılıp kalmamasını, asıl işlerinin okumak olduğunu, bu suretle zihin ve fikirlerini hep okumayla meşgul etmelerini, başka şeylere yer vermemelerini hatırlatmak istemiş. Hemen ardından da, ”Ben iki yüz sayfa okudum” diyerek onlara güzel bir nümûne olmuş.
Safaya gelen Mustafa Acet kan ter içinde kalarak bu safanın ne kadar büyük bir cefa olduğunu görürken, bir taraftan da Üstadından ömür boyu unutamayacağı ibretli bir ders almış.
30 Eylül 2011: 08:52 #797569Anonim
Allah razı olsun inş………
30 Eylül 2011: 10:51 #797573Anonim
@uğur 263893 wrote:
Allah razı olsun inş………
cümlemizden olsun inşl. kardeşim….
2 Ekim 2011: 16:00 #797733Anonim
Talebeleriyle birlikte Erek Dağı’nda kaldığı günlerde cumaları şehre iner ve namazı Van’ın büyük camilerinden birinde kılarlardı. Yine bir cuma günü Van’a gitmek üzere yola çıktılar.
Yolda talebeler kendi aralarında havadan sudan konuşuyor, birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Bediüzzaman bu durumdan rahatsız oldu.
Molla Resul’e ve diğer talebelere:
– Ya siz ileriden gidin, ben geriden geleyim veya ben ileriden gideyim, siz geriden gelin, dedi.
Molla Resul:
– Üstad’ım, uzun yolda herkes yanına arkadaş ister ki, eğlenerek gitsin. Sen bizi istemiyorsun, sebebi nedir?
Bediüzzaman:
– Siz beni meşgul ediyorsunuz. Dağdan Van’a giderken yolda birçok evradımı ve zikrimi bitiririm. Siz benimle gelince beni konuşturuyorsunuz ve görevimi yapmaktan geri kalıyorum, dedi ve şöyle bir örnek verdi:
Bazı insanlar var ki, ekin biçen işçilerin yanına gidince o da biçmeye başlar, işçileri gayrete getirir. Bazıları da işçileri çağırır, “Gelin bir dumanlanalım” der, onları işinden alıkoyar.Siz de onlar gibi beni vazifemden geri bırakıyorsunuz. Onun için sizinle beraber yürümek istemiyorum. Ben ömrümün her saatini değerlendirmeye çalışıyorum.
2 Ekim 2011: 16:02 #797734Anonim
[h=2]“Bir gün dışarıdan bir kadın, ‘Hoca Efendi seni çağırıyor’ diye bana bildiriyordu. Uykudan kalkarak kapıya baktığımda kimsecikler yoktu. Hemen kalkıp evine gittim. Fakat evde kimsecikler yoktu.
Arkadaşlarla dağa gitmiş. Ben de dağa gittim. Üstad beni görünce, ‘Nereden çıktın sen?’ dedi. Ben de ‘Siz çağırtmışsınız’ dedim. ‘Hayır ben çağırtmadım’, dedi. Dağda hastalanmıştı. Ata binerek eve getirdik. “Yolda atın üzerinde bile Risale tashih ederdi” “Mektupları ve risaleleri dağda veya evde tebyiz ederdim bazan da kendi ağzından yazardım. Atla dağa giderken yolda bile boş durmazdı.
Siyah bir atı vardı, hayvanın üzerinde eserleir tashih edeceği zaman dizginini tutmadığımız halde at kendiliğinden dururdu.
Mehmed Feyzi Pamukçu[/h]
2 Ekim 2011: 16:03 #797735Anonim
Bir gün “Şaban sen yemek yapmasını bilir misin?” dedi. Bilmiyorum diyemiyorum. “Bilirim Üstadım” dedim, ben de odaya gidececiğim de, orada pişireceğim zannediyorum. Meğer gözünün önünde pişirttiriyormuş. Neyse sefertası var, içine biraz su kattım, Üstad elinde kitap okuyor. “Yağ şu kadar yeter mi Üstadım?” dedim, bir çay kaşığı kadar. “Yeter” mânâsında bakmadan başını salladı. “Tuz ne kadar katacağız Üstadım?” dedim, “Git!! Keçeli sen beni konuşturuyorsun” diye bağırdı.Eh bıraktım gittim. Şoför Mahmut’a (Çalışkan) “Mahmut Üstad beni kovdu” dedim. “Neden?” “Yağı şu kadar mı katayım?” dedim, kafasıyla “tamam” dedi, “tuzu ne kadar katacağım” dedim, “git! keçeli sen beni konuşturuyorsun” dedi.
Yâni Allah bize merhamet etsin, yağı şu kadar kat, tuzu şu kadar kat onun için malâyâni imiş ki, tek kelime konuşmuyor, Allah bize merhamet etsin.
Ya okuyacak, ya dinleyecek, ya uyuyacak üçünün biri dahası yok, dahası yok.
Şaban Akdağ
3 Ekim 2011: 08:24 #797746Anonim
[h=2]
“Risale-i Nurlar, yeni yazıyla Ankara ve İstanbul’dan geldiğinde tashih eder, tashihten sonra, eğer elle gelmişse elden, posta ile gelmişse posta ile acele gönderdik. Gelen formaların tashih işlerini bitirip göndermeyince, hiçbir işe bakmaz ve baktırmazdı. Âdeta asker gibi veya saat gibi dakikti. Bir hizmeti anında yaptırırdı.Kırlara gittiğimizde bazen, ‘Hemen döneceğiz’ derdi. Bakardık ki, Ankara’dan veya İstanbul’dan bir üniversiteli kardeşimiz gelmiş, formaları getirmiş, Üstadımızı bekliyor. Hem formayı getirir, hem Üstadımızı ziyaret ederdi. Üstadımız yüksek tahsil gençliğine çok önem verir, daima onları Risale-i Nuru okumaya teşvik ederdi.
Formalar tashih olduktan sonra yerlerine gönderilince posta ile gitmişse, telefon ettirir, yerine ulaştığını öğrenince rahatlarlardı. Biz de gönderdiğimizde Üstadımıza tekmil verirdik. ‘Posta veyahut filanca şahısla gönderdik, Üstadım’ derdik. Hizmeti, vaktinde ifa ettiğimizden Üstad da memnun olurdu.
Bayram Yüksel [/h]3 Ekim 2011: 08:25 #797747Anonim
Üstadımız sabah namazından sonra derse başlıyordu. Ders beş-altı saat devam ediyordu. Adeta on yedi yaşında bir genç gibi çok hareketli idi. Bizler Arapçayı bilmiyorduk, ama Üstadımız yine derse muntazaman devam ediyordu. Ceylân Ağabey çok güzel anlıyordu. Tam öğle ezanı okununcaya kadar ders devam ederdi.Yorgunluktan uykumuz gelirdi. Üstadımızın başucundaki saate bakardık, Üstadımız saati ters çevirirdi. Aklımızın, kalbimizin, ruhumuzun ve bütünü lâtifelerimizin derse verilmesini temin ederdi. Zübeyir Ağabey vücuduna iğne batırarak dersleri takip ederdi.
Bayram Yüksel3 Ekim 2011: 08:26 #797748Anonim
“Üstadımız, bir insana kâfi gelmeyecek kadar az yer ve az uyurdu .Bize de derdi ki: ‘Fıtrî uyku beş saattir.’ Geceleri sabaha kadar dua, niyaz ve ibadette bulunurdu. Yaz ve kış âdetini hiç değiştirmez, teheccüd namazını devamlı kılar, münacaat ve evradlarını asla terketmezlerdi.
Hem Isparta’da, hem Barla’da, hem Emirdağ’da, komşuları bizlere, ‘Ne zaman Üstadın evine geceleri baksak, Üstadın odasında ışık yandığını görür, hazin edasıyla dua ettiğini duyardık’ derlerdi. Üstadımız her zaman abdestli olurdu . Üstad duhâ namazını da hiç geçirmezdi. Bu namazı güneş doğduktan 45 dakika sonra kılardı.
Bayram Yüksel3 Kasım 2011: 08:31 #799341Anonim
“Risale-i Nur matbaalarında neşr olunmaya başladığında Üstadımız yerinde duramıyordu. Bir faaliyet, bir gayret, bir cevvaliyet…Sevincinden âdeta yerinde duramıyordu. Öyle haller oldu ki, dünyayı tayeran etmek istiyordu.
Bazen yaya, bazen vasıta ile Isparta’nın gül bahçelerine, bazen Kirazlıdere, Ayazma, Gölcük, bazen Eğirdir Gölü kenarlarına, Barla bahçelerine, Karakavak, Kabristan, Karadut gibi Nur’un menzil ve menzilciklerine gider, gezer, dolaşır, dönerdik.
Üstadımız Eğirdir’den Barla’ya atla giderdi. Birimiz atı çeker, birimiz Üstadı tutar, birimiz de Üstadımızın ibrik, termos, seccade gibi eşyalarını taşırdık.
Barla’ya vardığımızda yorgunluk, hastalık dinlemezdi. Hiçbir zaman Üstadımızı boş dururken görmedik. ‘Geliniz, biriniz bana ders okuyun, biriniz suya gidin, biriniz de yoğurt, yumurta bulun, yemek yapın’ derdi.
“Bir saat mesafe de Çam Dağı yolu üzerinde Güdük suyu vardı. Suyu bazen oradan, bazen de Karakavak gibi yerler den getirirdik. Karakavak veyahut Güdük suyundan geldiğimizde bazen Üstadımız, ‘Hazır olun vasıtaya bakın, Ankara, İstanbul’dan formalar gelmiştir. Hemen gideceğiz’ derdi. Eğer vasıta bulmuşsak, vasıta ile Eğirdir’e kadar giderdik. Gidip gelirken yollar da Üstadımız, ders okutturur, dinlerdi. Çam Dağı’na çıkarken de okuttururdu. ‘Maşaallah, çok güzel istifa de ettik seyyar medresemizde ‘ derdi.
Bayram Yüksel
3 Kasım 2011: 08:31 #799342Anonim
Bir gün Üstad’a, “Onuncu Söz’ü anlamıyorum” dedim. Üstad da sordu:“Onuncu Sözü kaç defa okudun?” Ben de “on defa” dedim.
Üstad, “Kardaşım ben yüz defa okumuşum, daha da okuyorum.”
Sorduğuma utandım. O kendi yazdığı kitabı bu kadar okursa, biz kaç defa okumalıyız? Tekrar okumaya başladım.”
Refet Barutçu
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.