• Bu konu 40 yanıt içerir, 19 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 42)
  • Yazar
    Yazılar
  • #733522
    Anonim

      @Nikap 233730 wrote:

      Aleykum Selam;

      Ben bu tür soruları kendime bile sormakdan çekinirim.Ne haddime koskaca islam alimin sözü üzerinde şaşılacak duruma düşmek.Varsa içimde şüphe vesvesedir der, Kırık Testi arkadaşın paylaştığı gibi sağlam kaynaklardan öğrenir aşmaya çalışırım.Paylaşımı da O’na göre soru cevap şeklinde yaparım.

      Konu başlığınız bile nasıl söyler? ile yanlış. Kusura bakmayın lütfen.

      kıymetli kardeşim;

      öncelikle başlık konusuna değineyim;Haşa ne üstad hz’lerini küçümsemek gibi bir niyetim var nede haşa yargılamak gibi bir niyet..Mümkün olamaz böyle bir şey bizden yana;Allah şaşırtmasın..Böylesi vahim bir durumdan Allah’a sığınırım..

      başlıkta ki giriş ;şu amaçladır ki zaten ilk girişte yazmışımdır;

      İslami arayış içinde olan bir müslüman kardeşimizin konuyu bilmediğinden ve böyle bir alimin bu sözüne açıklama getiremediğinden yani anlamadığından bize yöneltti soruyu öğrenmek ve anlamak için;

      İnsanlar elbetteki bu pak dini ve bu dine hizmet eden müslümanların eserlerini okuyup araştırmak zorundalar..Bu fıtrı özelliğimizdir..merak duymadan araştırmadan okumadan istişare etmeden nasıl tanınır ve nasıl anlaşılır bu din ?

      kuranı kerimde bile okuyup anlamamızı emreder;

      Kuran’da şöyle der: Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik. (YUSUF/2),
      Bu Kur’ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir. (İBRAHİM/52),

      O kur’ân kuşkusuz bir öğüttür.Dileyen onu düşünür..

      evet okumak düşünmek araştırmak ve sormak fıtrı özelliğimiz;

      Kaldıki insanın ilk defa duyduğu ve bilmediği bir söz bir olay veya kıssa karşısında ŞAŞKINLIK duyması kadar doğal ne olabilir ki;Haşa burda ret etmek yokki;

      GENE DERSENİZ Kİ YANLIŞ BİR PAYLAŞIM OLMUŞ..KABUL EDER HADDİMİZİ AŞTIĞIMIZ İÇİNDE HELALLİK İSTERİZ..

      YÖNETİMDEN RİCAM SAKINCALI BULDULAR SA ŞAYET BAŞLIĞI SİLEBİLİRLER..

      #733523
      Anonim

        estağfirullah
        ben bir yanlış göremiyorum
        Nikap kardeş hassas düşünmüş Allah razı olsun ama
        maksat zaten Üstad Hz’ni yargılamak değil
        bir insan davası uğruna nasıl yaşar, ahiretini başka insanların imanları uğruna nasıl feda eder
        elbette konuşmakta fayda var
        belki bir an olsun
        o ruh haline yakınlaşabiliriz

        #733500
        Anonim

          tebliğ kardeş,

          Sizin niyetinizi sorgulamadım estagfirullah,Bu hikmetli sözlere cevap aramanın bizler için ne kadar zor olduğunu anlatmak istedim.Hakkınızı helal edin.

          #733501
          Anonim

            Ahiretini feda etmekten kasdı,hatıralarda vardır..

            üstad diyor onun yerinde cehenneme girip azap çekerim..demektir.Yani cehennemi hak etmiş müminin yerine cehenneme girip,azap çekerim,sonra çıkarım demektir.

            yoksa bu ifadede ahirete çalışmamak,ibadetle meşgul olmamak kasdı hiç yoktur.

            çünkü üstad yatsıdan sonra yatar az uyur kalkar,teheccüdünü kılar,sabah namazına kadar evradla,cevşenle,duala vaktini geçirir..

            gündüzleride risalei nurun tashihiyle ,okumasıyla meşgul olurdu.

            #733503
            Anonim

              Aleykümselam tebliğ kardeş,

              konuyu ve yorumları okudum bend müdahil olmak istedim.

              üstadımız gibi bir İslam alimini anlamak için onu çok yönleriyle incelemek lazım.

              Üstadın bütün hayatı baştanbaşa feragat misalleri ile dolup taşmaktadır.

              Dünyanın bütün meşru lezzetlerinden tamamen mahrum kaldı.

              Bir yuva kurmak ve orada mes’ud bir aile hayatı geçirmek sevdasına düşmeye vakit ve fırsat bulamadı.

              Fakat Cenab-ı Hak, kendisine öyle şeyler ihsan ettiki herkesin malumu nurlar.

              Devletlerin cemaatlerin yapamadığı işleri nasıl oldu da Said Nursi Allah’ın izniyle yaptı? .
              Allah c c yapılan giçbir fedakarlığı zayi etmez.

              “Ümitvar olunuz! İstikbalde en güçlü seda İslam’ın sedası olacaktır.”

              “Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgam bir adam mı zannediyorlar?
              Ben cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de…
              Gözümde ne cennet sevdası var ne de cehennem korkusu. Cemiyetin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun! Kur’anımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa cenneti de istemem; orası da bana zindan olur.
              Milletimizin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım.
              Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”

              Bediüzzaman Said Nursi

              Cenabı hakk böylesine rızası için nefsini unutan başka nefisleride kurtarmak için tüm varlığını feda eden kulunu yakmaz inş..

              #733479
              Anonim

                @mozbursa 233734 wrote:

                mesela üniversitelerde baörtüsü yasağı ile kardeşlerimizin üniversite hayatları engellenmeye çalışılıyor.başını açarak oku diye kimse fetva veremez belki ama sen ben okumazsak okuyup başımıza gelen kişiler sadece bizi sevmeyenler olur.bu niyetle başını açmak belki birr fedakarlıktır ve ahretini tehlkeye atmaktır.ama netice itibariyle milletimizin imanının selameti adına buna katlanmaktır.

                fedakarlıkla ilgisi yok…

                hele üstadın ahiretini feda etmesiyle de hiç alakalı değildir.

                başını açmak günahtır.günaha girmektir.

                kendi günahımı çekerim demektir.yani başımı açtığımdan ,kazandığım günahları çekerim.demektir.fedakarlıkla ilgisi yoktur.

                Böyle olsa ben başımı açmam,başını açıp günaha giren bacılarım yerine cehenneme gireyim. demek fedakarlıktır.

                #733480
                Anonim

                  @mozbursa 233729 wrote:

                  mesleğinden kaynaklanan vazifelerden ötürü ibadetlerinden geri kalma meselesini kastetmiştim.herkes kalbi hayata yönelip şahsi kemalatı tek gaye haline getirse din nasıl anlatılır kim anlatır insanlara.din hayatın içinde olmalı.bunu buda kendiliğinden olmaz.dinini yaşayanlar hayatın içine girmeli.buda bazı fedakarlıklar gerektiriyor.mesela sakal sünnetini terketmek bir fedakarlıktır örnekler çoğaltılabilir

                  sakal sünnetini yapmamak fedakarlık değildir.

                  bir sünnetin sevabından mahrum olmaktır..cezası da yoktur..yaparsan sevap görürsün ,yapmazsan ceza yoktur.

                  #733483
                  Anonim

                    @mozbursa 233723 wrote:

                    Başka bir zaviiyeden bakılırsa milletimizin selameti adına maddi manevi füyuzat hislerinden feragat eden ve hatta belki farz ibadetlerini çok zor koşullarda terk etmek zorunda kalarak hem kalbi hayatını zayıflatan hem ahiretini tehlikeye düşüren ve fakat insanlığın selameti adına bulunduğu mesleği icra eden yüce dimağlar var bugün.diğergamlık ahiret için olur mu bilemem ama üstad bir ufuk gösteriyor.ben bunu düşünrken tek tesellim rabbimin engin rahmeti oluyor.zor şartlardaki bir vakit namaz belki bizim bir ömür ibadetimize bedel.bizler ülkeyi yönetenlerden olmazsak ne başörtümüz kalır ne dinimizi yaşama hakkımız.sosyal hayatın içinde olmak zorundayız dinimizin ihyası için.buda bazı fedakarlıklar gerektiriyor.neyse mahrem bi mesele sürçülisan varsa affola.

                    bu anlatımlarınızın konu ile ilgisi yoktur…

                    fedakarlıkta değildir.

                    üstad bir defa bile ne namazı ne gece ibadetlerini nede mücadelesini terk etmiş…

                    fedakarlıktan kasedilen sizin anladıklarınız değildir…

                    tüm dini yaşıyorsun..dini yaşamayan kardeşinin yerine cehenneme girmeyi göze almak fedakarlıktır…

                    kardeşim…

                    Bu düşüncelerin dini açıdan çok sakıncalıdır.

                    Günahlarda kulaç atmakla dine hizmet edilmez..

                    üstad azami takva,azami ihlas,azami ubudiyetle hizmete devam etmiş…

                    O kadar sıkıntı çektiği halde gece kulluğunu terketmemiş.evradlarını terketmemiş..vesaire..

                    #733491
                    Anonim

                      Dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor.
                      Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı?
                      Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz.
                      Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum.

                      Risale-i Nur’u anlamıyorlar.
                      Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar.
                      Ben, bütün müspet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum.
                      Bu hususta en derin meseleleri hallettim.
                      Hattâ bu hususta da bazı eserler telif eyledim.
                      Fakat ben öyle mantık oyunları bilmiyorum.
                      Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem.
                      Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevî varlığını, vicdan ve imanını terennüm ediyorum.
                      Yalnız Kur’ân’ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum ki, İslâm cemiyetinin ana direği budur.
                      Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur.

                      Bana, “Sen şuna buna niçin sataştın?” diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!

                      “Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harplerde bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.

                      Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder. Böyle bir vaziyete düşünce, karşımda kim olursa olsun, isterse en zalim bir cebbar, en hunhar bir düşman kumandanı olsa, tezellül etmem. Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım. Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur. Nitekim öyle oldu. Bunların hepsini gördüm. Birkaç dakika daha o hunhar kumandanın kalbi, vicdanı zulümkârlığa dayanabilseydi, Said bugün asılmış ve mâsumlar zümresine iltihak etmiş olacaktı.

                      İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim.
                      Helâl olsun.
                      Onlara beddua bile etmiyorum. Çünkü, bu sayede Risale-i Nur, hiç olmazsa birkaç yüz bin, yahut birkaç milyon kişinin-adedini de bilmiyorum ya, öyle diyorlar.
                      Afyon Savcısı beş yüz bin demişti. Belki daha ziyade-imanını kurtarmaya vesile oldu. Ölmekle yalnız kendimi kurtaracaktım; fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. Allah’a bin kere hamd olsun.

                      Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”

                      bu kadar sıkıntı içinde asla asli vazifesini ve dahada fazlası olan evradı ezkarı bırakmamıştır işte bu yüzden nurlar bukadar keskin ve etkilidir.

                      #733497
                      Anonim

                        “Allame Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi merhumdan, feragate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslam, bugün öyle mücahidler ister ki, dünyasını değil, ahiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”
                        Büyük adamdan sadır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hallerinde söyledikleri esrarlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım. Vaktaki aynı sözü Bediüzzaman’ın ateşler saçan heyecanlı ifadelerinde de okuyunca, anladım ki, büyüklere göre feragatin ölçüsü de büyüyor.” Tarihçe-i Hayat..

                        Bir mücahid nasıl ahiretini de feda eder? Bu konuda değerli efkarınza muntazırım. Katkılarınızdan dolayı teşekürler ederim.. (acizizfakiriz kardeşden başka forumda)

                        #733498
                        Anonim

                          Gülistan sahibi Şeyh Sa’di-i Şirâzî naklediyor, der: “Ben bir ehl-i kalbi tekyede, seyr-i sülûk ile meşgul iken görmüştüm. Birkaç gün sonra onu talebeler içinde, medresede gördüm. Ne için o feyizli tekkeyi terkedip, bu medreseye geldin, dedim. O da dedi ki: Orada herkes kendi nefsini-eğer muvaffak olursa-kurtarabilir. Burada ise bu âlî-himmet şahıslar kendileriyle beraber çoklarını kurtarmaya çalışıyorlar. Uluvv-ü cenâb, uluvv-ü himmet bunlardadır. Fazîlet ve himmet bunlardadır. Onun için buraya geldim.”..

                          Acaba, talebelerin, gibi sarf ve nahvin küçücük meseleleri tekkelerdeki virdlere râcih gelirse, Risâle-i Nur’un:

                          Deki hakaik-ı kudsiye-i imâniyeyi en kat’î ve vâzıh bir sûrette ders verip, en muannid zındıkları ve en mütemerrid filozofları susturup ders verirken, onu bırakıp, yahut sekteye uğratıp, veyahut kanâat etmeyip, tarikat hevesiyle Risâle-i Nur’dan izin almayarak kapanmış hangâhlara girmek, ne derece yanlış olduğunu ve bizim bu şefkat tokadına ne derece istihkak kesbettiğimizi gösteriyor. 28.lema

                          Volga Nehri kenarındaki câmîdeki mezkûr gecenin vaziyeti bana bu kararı verdirmiş ki; bâkiye-i ömrümü mağaralarda geçireceğim. Bu insanların hayat-ı içtimaiyesine karışmak artık yeter. Madem sonunda yalnız kabre gideceğim; yalnızlığa alışmak için, şimdiden yalnızlığı ihtiyar edeceğim, demiştim. 26. lema

                          Ben yirmi yaşında iken tekrar ile derdim: “Eski zamanda mağaralara çekilen târik-üd dünyalar gibi âhir ömrümde ben de bir mağaraya, bir dağa çekilip, insanların hayat-ı içtimaiyesinden çıkacağım.” Hem eski Harb-i Umumî’de şark-ı şimalîdeki esaretimde karar vermiştim ki: “Bundan sonra ömrümü mağaralarda geçireceğim. Hayat-ı siyasiyeden ve içtimaiyeden sıyrılacağım. Artık karışmak yeter.” derken, inayet-i Rabbaniye, hem adâlet-i kaderiye tecelli ettiler. Kararımdan ve arzumdan çok ziyade hayırlı bir surette ihtiyarlığıma merhameten o mutasavver mağaralarımı hapishanelere ve inzivalara ve yalnızlık içinde çilehanelere ve tecrid-i mutlak menzillerine çevirdi. Ehl-i riyazet ve münzevilerin dağlardaki mağaralarının çok fevkinde “Yûsufiye Medreseleri” ve vaktimizi zayi etmemek için tecridhaneleri verdi. Hem mağara faide-i uhreviyesini, hem hakaik-i îmaniye ve Kur’aniyenin mücahidane hizmetini verdi. 26.lema

                          Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır, başkaların imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır. ..

                          Madem sizde büyük bir himmet ve kuvvetli bir iman var; tam bir ihlas ve tam bir mahviyetle, sebatkârane Risale-i Nur’a şakird ol. Tâ binler, belki yüzbinler şakirdlerin şirket-i maneviye-i uhreviyelerine hissedar ol. Tâ senin hayırların, iyiliklerin cüz’iyetten çıkıp küllîleşsin, âhirette tam kârlı bir ticaret olsun. Emirdağ Lahikası I.

                          #733475
                          Anonim

                            Ahiretini feda etmek yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi kendini ve uhrevi makamları düşünmek değil ümmeti Muhammed(s.a.s)’in kurtuluşu için çare aramak cemaat bilincine göre hareket etmektir. Yani ahiretine zarar verecek tarzda nefsin fetvalarıyla serbestçe dünyevi ve asri ihtiyaçlarla helal haram dairesini istediğimiz gibi hizmet adı altında yorumlamak bizim hadimize düşmemektedir.

                            Zira Hz. Üstad:

                            Risale-i Nur dairesinde sadâkat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebâir derecesiyle o ulvî ve küllî ubudiyete sahib olur. Elbette bu büyük kazancı kaçırmamak için takvada, ihlâsta, sadakatta çalışmak gerektir.Bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder. Kastamonu Lahikası

                            Risalet-in-Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil; fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takva ve esas-ı azîmet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyla onlar terkedilmez. Kastamonu Lahikası

                            İfadeleriyle hizmetin, şahs-ı maneviye girme şarlarından birinin takva olduğunu belirtirken hizmet bahanesiyle takvayı rencide edici bir tavsiye kararı almak uygun değildir.
                            Ki hakkında hüküm olan bir şey hakkında meşveret de caiz değildir. Hakkında hüküm olan bir konu hakkında meşveret edilmez. Sadece hüküm hatırlatılır.

                            Bununla birlikte : Her zaman def’-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def’-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.

                            Düsturunu da der hatır etmek gerekir.

                            Hem şunu da iyi biliyoruz ki:

                            Tarîk-ı gayr-ı meşru ile bir maksadı takib eden, galiben maksudunun zıddıyla ceza görür, Avrupa muhabbeti gibi gayr-ı meşru muhabbetin akibetinin mükâfatı, mahbubun gaddarane adâvetidir. Hakikat Çekirdekleri.

                            Meşru bir netice istiyorsanız vesilenin de meşru olmasına titizlik gösterilmesi gerekir.

                            Bununla birlikte eğer bir kimse günaha girme ihtimali olan bir işe muhatap olacaksa bunun helal olabileceğini değil, haramlığını kabul ederek nadim olma kapısını sürekli açık tutmalıdır.
                            Offline

                            #784893
                            Anonim

                              Cenabı Allah (c.c) razı olsun hepinizden..Bu sayfanın çıktısını alıp bu haftaki sohbette okuyacağım..Oldukça faideli bilgiler ve yorumlar..

                              iŞTE BU SİTENİN FARKIDA BU SANIRIM..

                              Cenabı Allah istikametlerimizi şaşiırtmasın yolumuzu nurlu eylesin inşl..

                              çok teşekkür ediyorum hepinize vesselam…

                              #784911
                              Anonim

                                sorularla risale sitesinden alıntı:
                                Ahireti terk etmenin bir başka yönü de şudur:

                                Farz ibadetlerini yerine getiren bir müminin, iman ve Kur’an hakikatlerini başkalara da ulaştırmak için gayret göstermeyip sadece kendi şahsi kemalatı için çalışması, insanlardan uzak yaşaması ideal bir hareket değildir. İnsan başkalara faydalı olmak için şahsi kemaline vesile olacak bu gibi vesileleri gerektiğinde terk edebilmelidir.

                                Bu ise ahiretin, yani ahiret kazancının terk edilmesi demek olur. Elbette böyle fedakâr bir kulunu Allah, o şahsi ibadetlerinin çok ötesinde feyizlere, nurlara, bereketlere mazhar kılar.

                                Üstadımız, şahsi kemalat peşinde koşmamış, o bereketli ömrünün tamamını insanların imanlarının kurtuluşuna feda etmiştir………………….
                                benim yazdıklarım bunun aksi bişey anlaşıldıysa kusuruma bakmayın baştada yazdığım gibi sürçülisan varsa affola.
                                bununla beraber kendimi nerdeyse afaroz edilmiş hissettim üslubunuz hoş değil siteden ayrılmak geçmedi değil aklımdan neyse hayırlı günler

                                #784915
                                Anonim

                                  estağfirullah kardeş afaroz edilmek ne demek
                                  sonuçta herkes aynı şeyi düşünemez karşıt düşünceler illaki olacaktır
                                  elbette herkes saygı çerçevesinde düşüncelerini dile getirmekte serbets
                                  lakin sadece kelimeler ile düşüncelerimizi ifade edebildiğimiz için
                                  niyet, samimiyet tam anlaşılmıyor olabilir
                                  ortam sanal olabilir fakat bizler sanal değiliz
                                  her zaman birilerinin kırılma ya da yanlış anlama ihtimali olabilir
                                  üslub konusunda haklısınız, daha dikkatli olmakta fayda var
                                  Hakkınızı helal edin

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 42)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.