- Bu konu 100 yanıt içerir, 24 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Mayıs 2008: 13:33 #690333
Anonim
hüsrev;10541 wrote:Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi….
Kastamonu Lahikası –*********
Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi….Risâleyi açsa benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan üstadiyle görüşür ve hakâik-i imâniyeden zevkle bir ders alabilir.
*************
Zaman ihtiyarlandıkça,……..(kopye vermicem:):))
BU arada ,husrev bugunlerde formdan baya dusmussun, eskiden daha enteresan bebek resimleri koyardin, :rolleyes:yaslandnmi ne:):)
13 Mayıs 2008: 12:19 #690347Anonim
Fezapilotu;10544 wrote:*********
Benimle hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi….Risâleyi açsa benimle değil, hâdim-i Kur’ân olan üstadiyle görüşür ve hakâik-i imâniyeden zevkle bir ders alabilir.
*************Zaman ihtiyarlandıkça,……..(kopye vermicem:):))
BU arada ,husrev bugunlerde formdan baya dusmussun, eskiden daha enteresan bebek resimleri koyardin, :rolleyes:yaslandnmi ne:):)
zaman ihtiyarlandıkça kuran gençleşiyor,rümuzu tavazzuh ediyor.nur, nar göründüğü gibi, bazen şiddet-i belağat dahi mübalağa görünür…
Hakta ittifak, ehakta ihtilâf olduğundan, bazan hak, ehaktan ehaktır;hasen…….?13 Mayıs 2008: 12:32 #690348Anonim
Hakta ittifak, ehakta ihtilâf olduğundan, bazan hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir. Herkes kendi mesleğine “Hüve hakkun” demeli, “Hüve’l-Hakku” dememeli. Veyahut “Hüve hasen” demeli, “Hüve’l-Hasen” dememeli.
Rahmet,senden külli ve halis bir…………………?
bu biraz zor bi vecize:)ama çok hoş,,,13 Mayıs 2008: 13:06 #690353Anonim
Elbette böyle bir rahmet, senden küllî ve hâlis bir şükür ve ciddî ve safî bir hürmet ister. İşte o hâlis şükrün ve o safî hürmetin tercümanı ve ünvanı olan “Bismillahirrahmanirrahîm”i de. :p hicte zor deil daha zor bul abi bende lugat gibi dede var talha abinin koydugu risale programı var 😀
hem nihayetsiz hâdisat içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için………. iste zor vecize kolay gelsin gari :p:D
13 Mayıs 2008: 13:21 #690357Anonim
hüsrev;10696 wrote::p hicte zor deil daha zor bul abi bende lugat gibi dede var talha abinin koydugu risale programı var 😀
ama abi ben ezberden kastetmiştim öbür türlü bulmak çok kolayki zaten :)bu vecizeyi bakmadan diyebilir misin ki??
31 Mayıs 2008: 21:25 #691207Anonim
hüsrev;10696 wrote:hem nihayetsiz hâdisat içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için……….İşte, nihayetsiz âciz, zayıf, hem nihayetsiz fakir, muhtaç, hem nihayetsiz bir istikbâl zulümâtına dalmakta, hem nihayetsiz hâdisât içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için şu mânâdaki işâda, İbrâhimvârî
deyip, Ma’bud-u Lemyezel, Mahbub-u Lâyezâlin dergâhına namaz ile ilticâ edip ve şu fânî âlemde ve fânî ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbâlde, bir Bâkî-i Sermedî ile münâcât edip, bir parçacık bir sohbet-i bâkîye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâkî içinde dünyasına nur serpecek, istikbâlini ışıklandıracak, mevcudâtın ve ahbabının firâk ve zevâlinden neş’et eden yaralarına merhem sürecek olan Rahmân-ı Rahîmin iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidâyetini görüp istemek;
Hem, muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup, dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette döküp; …….9.sozden
Herşeyin, her zîhayatın neticesi ve hikmeti kendine ait bir ise; Sâniine ait neticeleri, ……….
.
1 Haziran 2008: 14:50 #691230Anonim
GuLSerbeti;12704 wrote:İşte, nihayetsiz âciz, zayıf, hem nihayetsiz fakir, muhtaç, hem nihayetsiz bir istikbâl zulümâtına dalmakta, hem nihayetsiz hâdisât içinde çalkanmakta olan ruh-u beşer, yatsı namazını kılmak için şu mânâdaki işâda, İbrâhimvârî
deyip, Ma’bud-u Lemyezel, Mahbub-u Lâyezâlin dergâhına namaz ile ilticâ edip ve şu fânî âlemde ve fânî ömürde ve karanlık dünyada ve karanlık istikbâlde, bir Bâkî-i Sermedî ile münâcât edip, bir parçacık bir sohbet-i bâkîye, birkaç dakikacık bir ömr-ü bâkî içinde dünyasına nur serpecek, istikbâlini ışıklandıracak, mevcudâtın ve ahbabının firâk ve zevâlinden neş’et eden yaralarına merhem sürecek olan Rahmân-ı Rahîmin iltifat-ı rahmetini ve nur-u hidâyetini görüp istemek;
Hem, muvakkaten onu unutan ve gizlenen dünyayı o dahi unutup, dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette döküp; …….9.sozden
Herşeyin, her zîhayatın neticesi ve hikmeti kendine ait bir ise; Sâniine ait neticeleri, ……….
.
Herşeyin, her zîhayatın neticesi ve hikmeti kendine ait bir ise; Saniine ait neticeleri, Fatırına bakan hikmetleri binlerdir. Herbir şeyin, hattâ bir meyvenin; bir ağacın meyveleri kadar hikmetleri, neticeleri bulunduğu mahz-ı hakikat olan düstur-u hikmet nerede.. Felsefenin: Herbir zîhayatın neticesi kendine bakar veyahut insanın menafiine aittir diye, koca bir dağ gibi ağaca, hardal gibi bir meyve, bir netice takmak gibi gayet manasız bir abesiyet içinde gördüğü hikmetsiz hikmet-i müzahrafe düsturları nerede…
Hayat, Zât-ı Zülcelâlin en parlak bir bürhân-ı vahdeti ve en büyük bir mâden-i ni’meti ve……….
2 Haziran 2008: 11:19 #691275Anonim
… ve en latif bir tecelli-i merhameti ve en hafî ve bilinmez bir nakş-ı nezih-i san’atıdır. Evet, hafî ve dakiktir. Çünki enva’-ı hayatın en ednası olan hayat-ı nebat ve o hayat-ı nebatın en birinci derecesi olan çekirdekteki ukde-i hayatiyenin tenebbühü, yani uyanıp açılarak neşv ü nema bulması, o derece zahir ve kesrette ve mebzuliyette, ülfet içinde, zaman-ı Âdem’den beri hikmet-i beşeriyenin nazarında gizli kalmıştır. Hakikatı, hakikî olarak beşerin aklı ile keşfedilmemiş. Hem hayat, o kadar nezih ve temizdir ki; iki vechi, yani mülk ve melekûtiyet vecihleri temizdir, pâktır, şeffaftır. Dest-i kudret, esbabın perdesini vaz’etmeyerek, doğrudan doğruya mübaşeret ediyor. Fakat, sair şeylerdeki umûr-u hasiseye ve kudretin izzetine uygun gelmeyen nâpâk keyfiyat-ı zahiriyeye menşe’ olmak için esbab-ı zahiriyeyi perde etmiştir.Bazı ülema-üs sû’un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira…
(kastamonu )10 Haziran 2008: 18:03 #691951Anonim
hüsrev;12838 wrote:Bazı ülema-üs sû’un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira…Bazı ülema-üs sû’un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zira yemişli ağaç taşlanır, kaziyesi meşhurdur. Mücahedatınıza devam buyurun. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak âcilen murad ve matlubunuza muvaffak-un bilhayr eylesin!
Tabiat, misalî bir matbaadır, …
11 Haziran 2008: 08:46 #691979Anonim
evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
11 Haziran 2008: 08:48 #691980Anonim
Namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri,
11 Haziran 2008: 09:13 #691984Anonim
Yetkin;14188 wrote:Namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri,namaz kılanın diğer mübah dünyevi amelleri, güzel bir niyyet ile ibadet hükmünü alır. Bu Surette bütün sermaye-i ömrünü, ahirete mal edebilir. Fani ömrünü, bir cihette ibka eder.
İ’lem Eyyühel-Aziz! Hilkat şeceresinin semeresi insandır. Malûmdur ki,………..
11 Haziran 2008: 16:46 #692028Anonim
Hersiniyen wrote:Tabiat, misalî bir matbaadırYetkin;14187 wrote:evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.cevabı bu değildiki ama;
Tabiat, misalî bir matbaadır, tâbi’ değil; nakıştır, nakkaş değil; kabildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-ı hariciye değil.
11 Haziran 2008: 16:50 #692030Anonim
medine gülü;14195 wrote:İ’lem Eyyühel-Aziz! Hilkat şeceresinin semeresi insandır. Malûmdur ki,………..İ’lem Eyyühel-Aziz! Hilkat şeceresinin semeresi insandır. Malûmdur ki, semere bütün eczanın en ekmeli ve kökten en uzağı olduğu için bütün eczanın hâsiyetlerini, meziyetlerini hâvidir. Ve keza hilkat-i âlemin ille-i gaiye hükmünde olan çekirdeği yine insandır.
İ’lem Eyyühel-Aziz! Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur…
12 Haziran 2008: 09:34 #692064Anonim
Hersiniyen;14260 wrote:İ’lem Eyyühel-Aziz! Hilkat şeceresinin semeresi insandır. Malûmdur ki, semere bütün eczanın en ekmeli ve kökten en uzağı olduğu için bütün eczanın hâsiyetlerini, meziyetlerini hâvidir. Ve keza hilkat-i âlemin ille-i gaiye hükmünde olan çekirdeği yine insandır.İ’lem Eyyühel-Aziz! Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur…
İ’lem Eyyühel-Aziz! aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû’ etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!
Muhabbet, şu kâinatın bir sebeb-i vücududur. Hem şu kâinatın râbıtasıdır. Hem şu ……..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.