- Bu konu 75 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Kasım 2011: 20:28 #799830
Anonim
وَاِلاَّ تَزْيِينَاتُ يَدِ بَيْضَاءِ صُنْعِهِ وَتصْوِيرِهِ وَتزْيِينِهِ وَتَنْوِيرِهِ بِلُطْفٍ وَكَرَمٍ. وَاِلاَّ اَزَاهِيرُ لَطَائِفِ لُطْفِهِ وَكَرَمِهِ وتَعَرُّفِهِ وَتَوَدُّدِهِ بِرَحْمَةٍ وَنِعْمَةٍ. وَاِلاَّ ثَمَرَاتُ فَيَّاضِ عَيْنِ رَحْمَتِهِ وَنِعْمَتِهِ وَتَرَحُّمِهِ وَتَحَنُّنِهِ بِجَمَالٍ وَكَمالٍ.
وَاِلاَّ لَمَعَاتُ جَمَالٍ سَرْمَدِىٍِّ وَكَماَلٍ دَيْمُومِىٍّ بِشَهَادَةِ تَفَانِيَّةِ الْمَرَايَا وَسَيَّالِيَّةِ الْمَظَاهِرِ، مَعَ دَوَامِ تَجَلِّى الْجَمَالِ عَلٰى مَرِّ الْفُصُولِ وَالْعُصُورِ وَاْلاَدْوَارِ، وَمَعَ دَوَامِ اْلاِنْعَامِ عَلٰى مَرِّ اْلاَناَمِ وَاْلاَيّاَمِ وَ اْلاَعْوَامِ.
نَعَمْ تَفَانِى الْمِرْآةِ زَوَالُ الْمَوْجُودَاتِ مَعَ التَّجَلّى الدَّائِمِ مَعَ الْفَيْضِ الْمُلاَزِمِ مِنْ اَظْهَرِ الظَّوَاهِرِ مِنْ اَبْهَرِ الْبَوَاهِرِ عَلٰى اَنَّ الْجَمَالَ الظَّاهِرَ اَنَّ الْكَمَالَ الزَّاهِرَ لَيْسَ مُلْكَ الْمَظَاهِرِ مِنْ اَفْصَحِ تِبْياَنٍ مِنْ اَوْضَحِ بُرْهَانٍ لِلْجَمَالِ الْمُجَرَّدِ لِلاِحْسَانِ الْمُجَدَّدِ لِلْوَاجِبِ الْوُجُودِ لِلْبَاقِى الْوَدُودِ.
نَعَمْ فَاْلاَثَرُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالْبَدَاهَةِ عَلٰى الْفِعْلِ الْمُكَمَّلِ. ثُمَّ الْفِعْلُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالضَّرُورَةِ عَلٰى اْلاِسْمِ الْمُكَمَّلِ وَالْفَاعِلِ الْمُكَمَّلِ ثُمَّ اْلاِسْمُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِلاَرَيْبٍ عَلٰى الْوَصْفِ الْمُكَمَّلِ. ثُمَّ الْوَصْفُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِلاَشَكٍّ عَلٰى الشَّأْنِ الْمُكَمَّلِ. ثُمَّ الشَّأْنُ الْمُكَمَّلُ يَدُلُّ بِالْيَقِينِ عَلٰى كَمَالِ الذَّاتِ بِمَا يَلِيقُ بِالذَّاتِ وَهُوَ الْحَقُّ الْيَقِينُ.
اَلْمَرْتَبَةُ الرَّابِعَةُ:
جَلَّ جَلاَلهُ اللهُ اَكْبَرُ اِذْ هُوَ الْعَدْلُ الْعَادِلُ الْحَكَمُ الْحَاكِمُ الْحَكِيمُ اْلاَزَلِىُّ الَّذِى اَسَّسَ بُنْيَانَ شَجَرَةِ هَذِهِ الْكَائِنَاتِ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ بِاُصُولِ مَشِيئَتِهِ وَحِكْمَتِهِ. وَفَصَّلَهَا بِدَسَاتِيرِ قَضَائِهِ وَقَدَرِهِ.
1
[NOT]Dipnot-1 san’at ve tasvirinin mucizeli kudret eliyle, lütuf ve keremle süsleyip aydınlattığı süslemeleri;
- lütuf ve kereminin ve teveddüd (sevdirmesinin) ve taarrüfünün (tanıttırmasının) lâtifelerinden rahmet ve nimetle tebessüm eden çiçekleri;
- rahmet ve nimetinin ve terahhum ve tahannününün (merhamet ve şefkatine müştak ettirmesinin) feyzinden cemal ve kemal ile tezahür eden meyveleri;
- ve, aynaların fâniliği ve yansıtıcıların gelip geçiciliğiyle beraber, onlarda yansıyan o mücerred ve kesintisiz güzelliğin bâki kalarak, gelip geçen mevsimler ve asırlar ve devirler üzerinde yansıma ve görüntülerinin ve gelip geçen mahluklar ve günler ve seneler üzerindeki nimetlendirmesinin devam edip gitmesinin şehâdetiyle, Onun cemal (güzellik) ve kemâlinin (olgunluk ve mükemmelliğinin) yansıması ve parlamasından başka birşey değildir.
Evet, aynaların fâniliği ve varlıkların gelip gitmesiyle beraber yansımaların ve ışıkların devam etmesi, bütün açığa çıkmış herşeyden daha açık bir surette, onlarda görünen güzelliğin aynalara ait olmadığına delâlet eder ve en açık bir dille ve en anlaşılır bir delille gösterir ki, o yansımalar, varlığı zorunlu olan Vâcibü’l-Vücudun ve varlığı daimî olan ve her bir vesileyle Kendini sevdiren Bâkî-i Vedûdun mücerred güzelliğinin ve aynalar üzerinde daima yenilenen ihsanlarının görüntüleridir.
Evet, eserin mükemmelliği, akıl sahipleri için, fiilin mükemmelliğine delâlet eder. Mükemmel fiil ise, anlayış sahipleri için, ismin mükemmelliğine delâlet eder. İsmin mükemmelliği, açıkca sıfatın mükemmelliğine; sıfatın mükemmelliği ise, zorunlu olarak şe’nin (sıfatların mahiyetlerinde bulunan zâtî özelliklerin) mükemmelliğine; şe’nin mükemmelliği ise, hakkalyakîn (yaşayarak elde edilen şüphesizlik) derecesinde bir kesinlikle ve o zâta lâyık bir şekilde, zâtın mükemmelliğine delâlet eder.
Dördüncü MertebeCelâli (haşmeti) yüce olan Allah, herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira O, adaleti olan ve adaletiyle herşeyi dengeleyen öyle bir Adl-i Âdil ve her bir varlığın geneli hakkında küllî hüküm veren Hakem, O küllî hükmün icrasına hükmeden Hâkim, bütün sebepleri o küllî hükmün gerçekleşmesi için en yararlı yerlere sevk eden Hakîm ve zâtı sonsuz olan Ezelîdir ki, şu kâinat ağacının binasını, meşiet (dileme) ve hikmetinin asılları üzerinde altı günde tesis etmiş;[/NOT]
17 Kasım 2011: 20:30 #799831Anonim
وَنَظَّمَهَا بِقَوَانِينَ عَادَتِهِ وَسُنَّتِهِ. وَزَيَّنَهَا بِنَوَامِيسِ عِنَايَتِهِ وَرَحْمَتِهِ. وَنَوَّرَهَا بِجَلَوَاتِ اَسْماَئِهِ وَصِفَاتِهِ بِشَهَادَاتِ اِنْتِظَامَاتِ مَصْنُوعَاتِهِ وَتزَيناَتِ مَوْجُودَاتِهِ وَتشَابُهِهَا وَتناَسُبِهَا وَتجَاوُبِهَا وَتعَاوُنِهَا وَتعَانقِهَا، وَاِتْقَانِ الصَّنْعَةِ الشُّعُورِيَّةِ فِى كُلِّ شَىْءٍ عَلٰى مِقْدَارِ قَامَةِ قاَبِلِيَّتِهِ الْمُقَدَّرَةِ بِتَقْدِيرِ الْقَدَرِ.
فَالْحِكْمَةُ الْعَامَّةُ فِى تَنْظِيمَاتِهَا، وَالْعِنَايَةُ التَّامَّةُ فِى تَزْيِينَاتِهَا، وَالرَّحْمَةُ الْوَاسِعَةُ فِى تَلْطِيفَاتِهَا، وَاْلاَرْزَاقُ وَاْلاِعَاشَةُ الشَّامِلَةُ فِى تَرْبِيَتِهَا، وَالْحَيَاةُ الْعَجِيبَةُ الصَّنْعَةِ بِمَظْهَرِيَّتِهَا لِلشُّؤُونِ الذَّاتِيَّةِ لِفَاطِرِهَا، وَالْمَحَاسِنُ الْقَصْدِيَّةُ فِى تَحْسِينَاتِهَا، وَدَوَامُ تَجَلّى الْجَمَالِ الْمُنْعَكِسِ مَعَ زَوَالِهَا، وَالْعِشْقُ الصَّادِقُ فِى قَلْبِهَا لِمَعْبُودِهَا، وَاْلاِنْجِذَابُ الظَّاهِرُ فِى جَذْبتِهَا، وَاِتّفَاقُ كُلِّ كُمَّلِهَا عَلٰى وَحْدَةِ فاَطِرِهَا، وَالتَّصَرُّفُ لِمَصَالِحَ فِى اَجْزَائِهاَ، وَالتَّدْبِيرُ الْحَكِيمُ لِنَباَتاَتِهَا، وَالتَّرْبِيَةُ الْكَرِيمَةُ لِحَيْوَانَاتِهَا، وَاْلاِنْتِظَامُ الْمُكَمَّلُ فِى تَغَيُّراَتِ اَرْكَانِهَا، وَالْغَايَاتُ الْجَسِيمَةُ فِى اِنْتِظَامِ كُلّيَّتِهَا، وَالْحُدُوثُ دَفْعَةً مَعَ غَايَةِ كَمَالِ حُسْنِ صَنْعَتِهَا بِلاَ اِحْتِيَاجٍ اِلٰى مُدَّةٍ ومَادَّةٍ.. وَالتَّشَخُّصَاتُ الْحَكِيمَةُ مَعَ عَدَمِ ِتَحْدِيدِ تَرَدُّدِ اِمْكَانَاتِهَا، وَقَضَاءُ حَاجَاتِهَا عَلٰى غَايَةِ كَثْرَتِهَا وَتنوُّعِهَا فِى اَوْقاَتِهَا اللاَّئِقَةِ الْمُناَسِبَةِ، مِنْ حَيْثُ لاَ يُحْتَسَبُ وَمِنْ حَيْثُ لاَ يُشْعَرُ مَعَ قِصَرِ اَيْدِيهَا مِنْ اَصْغَرِ مَطَالِبِهَا، وَالْقُوَّةُ الْمُطْلَقَةُ فِى مَعْدَنِ ضَعْفِهَا، وَالْقُدْرَةُ الْمُطْلَقَةُ فِى مَنْبَعِ عَجْزِهاَ،
1
[NOT]Dipnot-1 ve onu kazâ ve kaderinin düsturlarıyla detaylandırmış; ve âdet ve sünnetinin kanunlarıyla süslemiş; ve inâyet ve rahmetinin namuslarıyla (kalıplarıyla ve anayasalarıyla) süslemiş; ve san’at eserlerindeki intizamların (düzenli oluşların), varlıklardaki süslendirmenin, kâinatın parçalarındaki birbirine benzeme, birbirine uygunluk, birbirinin ihtiyaçlarına cevap verme, birbirine yardım etme ve birbirini kucaklaması ve herşeyde o şeyin kabiliyet ölçüsüne göre kader tarafından şuurlu bir şekilde takdir edilmiş kusursuz san’atın şehadetiyle sabit olduğu üzere, isim ve sıfatlarının görüntülüleriyle aydınlanmıştır.
- Kâinatın düzenlenmesindeki genel hikmet,
- süslendirilmesindeki noksansız inayet,
- lütuflarındaki geniş rahmet,
- terbiyesindeki erzak ve kapsamlı iaşe,
- örneksiz yoktan var edici Fâtırının şuûnât-ı zâtiyesine (sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan zâtî özelliklerine) mahzar olmasıyla şaşırtıcı bir san’at gösteren hayatı,
- güzelleştirilmesindeki, güzelleştirme amacına yönelik olan güzellik,
- varlıklarının sona ermesiyle beraber onlarda akseden güzelliğe ait yansımaların devam etmesi,
- kâinatın kalbinde, Mâbuduna karşı sadık aşk,
- çekimlerinde açıkça görünen çekicilik,
- kâinattaki bütün mükemmellerin, onun örneksiz yoktan var edici Fâtırına dair ittifakları,
- parçalarında fayda ve yararları gözeten icraat,
- bitkilerindeki hikmetli tedbir,
- hayvanlarındaki ikramlı terbiye,
- erkânının (temel unsurlarının) değişimindeki mükemmel düzenlilik,
- genelinin intizamında (düzenleme faaliyetinde) gözetilen büyük gayeler,
- maddeye ve zamana muhtaç olmayarak ve gayet mükemmel derecede güzel bir san’atla bir anda icad edilmesi,
- sınırsız ihtimaller içinde tereddüt eden varlıklarına verilen hikmetli teşahhusat (kişilik, kimlik),
- gayet çok ve çeşitli ihtiyaçlarının, ellerinin yetişmediği en küçük isteklerine kadar, umulmadık tarzda ve hesapsız bir şekilde, lâyık ve münasip vakitte ellerine verilmesi,
- zayıflığında yansıyan mutlak kuvvet,
- acizliğinde yansıyan mutlak kudret,
[/NOT]
17 Kasım 2011: 20:32 #799832Anonim
وَالْحَيَاةُ الظَّاهِرَةُ فِى جُمُودِهَا، وَالشُّعُورُ الْمُحِيطُ فِى جَهْلِهَا، وَاْلاِنْتِظاَمُ الْمُكَمَّلُ فِى تَغَيُّرَاتِهَا الْمُسْتَلْزِمُ لِوُجُودِ الْمُغَيرِ الْغَيْرِ الْمُتَغَيرِ، وَاْلاِتّفَاقُ فِى تَسْبِيحَاتِهَا كَالدَّوَائِرِ الْمُتَدَاخِلَةِ الْمُتَّحِدَةِ الْمَرْكَزِ، وَالْمَقْبُولِيَّةُ فِى دَعَوَاتِهاَ الثَّلاَثِ [بِلِسَانِ اِسْتِعْدَادِهَا، وَبِلِسَانِ اِحْتِيَاجَاتِهَا الْفِطْرِيَّةِ، وَبِلِسَانِ اِضْطِرَارِهَا]، وَالْمُناَجَاةُ وَالشُّهُودَاتُ وَالْفُيوضاَتُ فِى عِبادَاتِهَا، وَاْلاِنْتظَامُ فِى قَدَرَيْهاَ، وَاْلاِطْمِئْنَانُ بِذِكْرِ فاَطِرِهَا، وَكَوْنُ الْعِبَادَةِ فِيهَا خَيْطَ الْوُصْلَةِ بَيْنَ مُنْتَهَاهَا وَمَبْدَئِهَا، وَسَببِ ظُهُورِ كَمَالِهَا وَلِتَحَقُّقِ مَقَاصِدِ صَانِعِهَا.وَهَكَذَا بِسَائِرِ شُؤُونَاتِهَا وَاَحْوَالِهَا وَكَيْفِيَّاتِهَا شَاهِدَاتٌ بِاَنهَا كُلَّهَا بِتَدْبِيرِ مُدَبِّرٍ حَكِيمٍ وَاحِدٍ، وَفِى تَرْبِيَةِ مُرَبٍّ كَرِيمٍ اَحَدٍ صَمَدٍ، وَكُلُّهَا خُدَّامُ سَيّدٍ وَاحِدٍ، وَتحْتَ تَصَرُّفِ مُتَصَرِّفٍ وَاحِدٍ، وَمَصْدَرُهََا قُدْرَةُ وَاحِدٍ الَّذِى تَظَاهَرَتْ وَتكَاثَرَتْ خَوَاتِيمُ وَحْدَتِهِ عَلٰى كُلِّ مَكْتُوبٍ مِنْ مَكْتُوبَاتِهِ فِى كُلِّ صَفْحَةٍ مِنْ صَفَحَاتِ مَوْجُودَاتِهِ.نَعَمْ: فَكُلُّ زَهْرَةٍ وَثمَرٍ، وَكُلُّ نَباَتٍ وَشَجَرٍ، بَلْ كُلُّ حَيَواَنٍ وَحَجَرٍ، بَلْ كُلُّ ذَرٍّ وَمَدَرٍ، فِى كُلِّ وَادٍ وَجَبَلٍ، وَ كُلِّ باَدٍ َوقَفْرٍٍ خَاتَمٌ بَينُ النَّقْشِ وَاْلاَثرِ، يُظْهِرُ لِدِقَّةِ النَّظَرِ بِاَنَّ ذاَ ذاَكَ اْلاَثَرُ هُوَ كَاتِبُ ذاَكَ الْمَكَانِ بِالْعِبَرِ؛ فَهُوَ كَاتِبُ ظَهْرِ البَرِّ وَبطْنِ البَحْرِ؛ فَهُوَ نَقَّاشُ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ فِى صَحِيفَةِ السَّمٰوَاتِ ذَاتِ العِبَرِ. جَلَّ جَلاَلُ نَقَّاشِهَا اللهُ اَكْبَرُ.كِه لا إلهَ إلاّ هُو. بَرابَرْ مِى زَنَدْ عالَمْ
1 [NOT]Dipnot-1 acizliğinde yansıyan mutlak kudret,donuk maddesinde görünen hayat; cahil olmasına rağmen herşeyi her şe’niyle kaplayan kapsamlı şuur ve bilinç,
- değişmekten münezzeh olan bir değiştiricinin varlığını gerektiren değişimlerdeki mükemmel düzen,
- bir merkez etrafındaki iç içe daireler gibi ittifak eden tesbihleri,
- istidat diliyle, fıtrî ihtiyaçlar diliyle ve çaresizlik diliyle edilen üç çeşit duaların kabul edilişi,
- varlıkların duaları ve ibadetleriyle mazhar oldukları şehadetleri ve feyizleri,
- mukadderatlarındaki (hayatlarının devam etmesi için kendilerine verilen şeylerdeki) düzen,
- Yaratıcılarını zikretmekle tatmin oluşları,
- Varlıkların başlangıç ile sonlarını birleştiren kavuşturucu ipinin ibadet oluşu ve ibadet vasıtasıyla olgunluğun meydana gelişi ve san’atkârının o varlığı yaratmasındaki makasıdının gerçekleşmesi,
- ve bunun gibi, kâinatın sair şe’n ve hal ve keyfiyetleri şehadet eder ki, bütün bunlar birtek hikmetle iş gören bir Müdebbirin (herşeyin tedbirini alan bir zâtın) tedbirinde ve her bir varlığa birliği ile bizzat hükmedici ve muhtaçların ihtiyaçlarını giderici bir Ehad-i Samed olan bir Mürebbî-i Kerîmin (ikramlarıyla terbiye edicinin) terbiyesi altındadır. Ve bunların hepsi, birtek Seyyidin hizmetinde ve birtek tasarruf eden Mutasarrıfın tasarrufundadırlar. Ve hepsinin de masdarı öyle bir Vâhidin (Birin) kudretidir ki, mektuplarından herbir mektup üzerinde ve varlık sayfalarından herbir sayfa üzerinde vahdet (birlik) mühürleri kesretle, çoklukla görülmektedir.
Evet, herbir vâdi ve dağdaki ve herbir sahrâ ve ovadaki herbir çiçek ve meyve, herbir bitki ve ağaç, belki herbir hayvan ve taş, belki herbir zerre ve toprak, nakışla eser arasında bir mühürdür ve dikkatle bakanlara gösterir ki, o eserin sahibi kim ise, o mektubu ihtivâ eden şu mekânın yazarı da odur; ve yeryüzünün ve denizaltının yazarı da odur; ve böyle mektuplarla dolu gökler sayfasına güneş ve ayı nakşeden de odur. O Nakışçının haşmeti herşeyden sonsuz derecede yücedir. Allahu ekber!Kâinat bütün parçalarıyla hep birlikte Lâilâhe İllallah (Allah’tan başka ilâh yoktur) hakikatini terennüm ederler. [/NOT]
17 Kasım 2011: 20:35 #799833Anonim
اَلْمَرْتَبَةُ الْخَامِسَةُ:
1HAŞİYE-1
اَللهُ اَكْبَرُ اِذْ هُوَ الْخَلاَّقُ الْقَدِيرُ الْمُصَوِّرُ الْبَصِيرُ الَّذِى هَذِهِ اْلاَجْرَامُ الْعُلْوِيَّةُ وَالْكَوَاكِبُ الدُّرِّيةُ نَيِّرَاتُ بَراَهيِنِ اُلوهيَّتِهِ وَعَظَمَتِهِ، وَشُعَاعَاتُ شَوَاهِدِ رُبوبِيَّتِهِ وَعِزَّتِهِ؛ تَشْهَدُ وَتُناَدِى عَلٰى شَعْشَعَةِ سَلْطَنَةِ رُبوبِيَّتِهِ وَتُناَدِى عَلٰى وُسْعَةِ حُكْمِهِ وَحِكْمَتِهِ، وَعَلٰى حِشْمَةِ عَظَمَةِ قُدْرَتِهِ.فَاسْتَمِعْ اِلٰى اٰيَةِ: [اَفَلَمْ يَنْظُرُوا اِلٰى السَّمآءِ فَوْقهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا..]
ثُمَّ انْظُرْ اِلٰى وَجْهِ السَّماَءِ كَيْفَ تَرٰى سُكُوتاً فِى سُكُونَةٍ، حَرَكَةً فِى حِكْمَةٍ، تَلأْلؤاً فِى حِشْمَةٍ، تَبَسُّماً فِى زِينَةٍ مَعَ اِنْتَظَامِ الْخِلْقَةِ مَعَ اِتّزَانِ الصَّنْعَةِ.
تَشَعْشُعُ سِرَاجِهَا لِتَبْدِيلِ الْمَوَاسِمِ، تَهَلْهُلُ مِصْباَحِهَا لِتَنْوِيرِ الْمَعَالِمِ، تَلأْ لُؤُ نُجُومِهَا لِتَزْيِينِ الْعَوَالِمِ، تُعْلِنُ ِلاَهْلِ النُّهٰى سَلْطَنَةً بِلاَ اِنْتِهَاءٍ لِتَدْبِيرِ هٰذَا الْعَالَمِ.
فَذَلِكَ الْخَلاَّقُ الْقَدِيرُ عَلِيمٌ بِكُلِّ شَىْءٍ، وَمُرِيدٌ بِاِراَدَةٍ شَامِلَةٍ مَاشَاءَ كَانَ وَمَالَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ. وَهُوَ قَدِيرٌ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ بِقُدْرَةٍ مُطْلَقَةٍ مُحِيطَةٍ ذَاتِيَّةٍ. وَكَمَا لاَ يُمْكِنُ وَلاَ يُتَصَوَّرُ وُجُودُ هَذِه الشَّمْسِ فِى هٰذَا الْيَومِ بِلاَِضِيَاءٍ وَلاَ حَراَرَةٍ؛ كَذَلِكَ لاَ يُمْكِنُ وَلاَ يُتَصَوَّرُ وُجُودُ اِلٰهٍ خَالِقٍ لِلسَّمٰوَاتِ بِلاَ عِلْمٍ مُحِيطٍ، وَبِلاَ قُدْْرَةٍ مُطْلَقَةٍ. فَهُوَ بِالضَّرُورَةِ عَلِيمٌ بِكُلِّ شَىْءٍ بِعِلْمٍ مُحِيطَةٍ لاَزِمٍ ذَاتِىٍّ لِلذَّاتِ، يَلْزَمُ تَعَلُّقُ ذَلِكَ الْعِلْمِ بِكُلِّ اْلاَشْياَءِ لاَ يُمْكِنُ اَنْ يَنْفَكَّ عَنْهُ شَىْءٌ بِسِرِّ الْحُضُورِ وَالشُّهُودِ وَالنُّفُوذِ وَاْلاِحَاطَةِ النُّورَانِيَّةِ. 1
[NOT]Dipnot-1
Beşinci Mertebe HAŞİYE Allah herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira O öyle herşeye gücü yetip yaratan Kadîr bir Hallâk ve öyle görerek şekiller veren Basîr bir Musavvirdir ki, şu gök cisimleri ve inci-misal yıldızlar Onun uluhiyet (ilâhlık) ve büyüklüğünün delillerinden birer nur ve rububiyet (rablık) ve izzetinin şahitlerinden birer parıltıdır. Bütün bunlar Onun rububiyet (rablık) saltanatının şâşaasına şehadet ve hikmet ve hâkimiyetinin genişliğini ve büyük kudretinin haşmetini nidâ edip ilân ederler.Şimdi âyet-i kerîmeye kulak ver: “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onu nasıl bina edip süsledik.” (Kàf Sûresi, 50:6).Sonra göğün yüzüne bak ki, nasıl bir sükûnet içinde sessizliği, hikmet içinde bir hareketi, haşmet içinde bir parlamayı, süs içinde bir tebessümü, yaratılıştaki düzenlilik ve san’attaki ölçü ve denge ile beraber göreceksin.Göğün lâmbası olan güneşin parlamasıyla mevsimleri değiştirmek, kandili olan ayı göğün yüksek burcuna asıp aydınlatmak, yıldızları ışıl ışıl yakıp âlemleri süslendirmek, bu âlemi tedbir eden sonsuz bir saltanatın varlığını düşünce sahiplerine ilân eder.İşte o herşeye gücü yeten Yaratıcı herşeyi her şe’niyle (haliyle) bilir. Onun iradesi herşeyi kaplar; dilediği olur, dilemediği olmaz. Herşeyi kaplayan zâtî ve mutlak kudretiyle herşeye gücü yeter. Nasıl şu günkü günde güneşin ışıksız ve ısısız olması mümkün ve mutasavver değilse, öyle de, Göklerin Yaratıcısı olan bir İlâhın kapsayıcı illim ve mutlak kudret sahibi olmaması mümkün değildir ve tasavvur olunamaz. Demek, zorunlu olarak, zâtına lâzım olan kaplayıcı ilmiyle O herşeyi her şe’niyle (haliyle) bilir. Öyle bir ilmin herşeye taallûku (bağı) lâzımdır ve hiçbir şeyin ondan gizlenmesi mümkün değildir; çünkü huzur ve şuhud ve nüfuz ve nuranî ihata vardır (yani herşey Onun huzurunda ve gözetimi altındadır. Güneşin ısısı gibi herşeye nüfuz eder ve herşeyi kapsamı içine alır).
Haşiye-1 Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfının Zeylinde ve Yirminci Mektubun İkinci Makamında izah edilmiştir.
[/NOT]
17 Kasım 2011: 20:38 #799834Anonim
فَمَا يُشَاهَدُ فِى جَمِيعِ الْمَوْجُودَاتِ مِنَ اْلاِنْتِظَامَاتِ اْلمَوْزُونَةِ، وَاْلاِتّزَانَاتِ الْمَنْظُومَةِ، وَالْحِكَمِ الْعَامَّةِ، وَالْعِنَايَاتِ التَّامَّةِ، وَاْلاَقْدَارِ المُنْتَظَمَةِ، وَاْلاَقْضِيَةِ
الْمُثْمِرَةِ، وَاْلآجَالِ الْمُعَيَّنَةِ، وَاْلاَرْزَاقِ الْمُقَنَّنَةِ، وَاْلاِتْقَانَاتِ الْمُفَنَّنَةِ، وَاْلاِهْتِمَامَاتِ الْمُزَيَّنَةِ، وَغَايَةِ كَمَالِ اْلاِِمْتِيَازِ وَاْلاِتّزَانِ وَاْلاِنْتِظَامِ وَاْلاِتْقَانِ، وَالسُّهُولَةِ الْمُطْلَقَةِ شَاهِدَاتٌ عَلٰى اِحَاطَةِ عِلْمِ عَلاَّمِ الْغُيُوبِ بِكُلِّ شَىْءٍ. وَاَنَّ اٰيةَ [اَلاَ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبيرُ] تَدُلُّ عَلٰى اَنَّ الْوُجُودَ فِى الشَّىْءِ يَسْتَلْزِمُ الْعِلْمَ بِهِ. وَنورُ الْوُجُودِ فِى اْلاَشْيَاءِ يَسْتَلْزِمُ نُورَ الْعِلْمِ فيِهَا.
فَنِسْبَةُ دَلاَلةِ حُسْنِ صَنْعَةِ اْلاِنْسَانِ عَلٰى شُعُورِهِ، اِلٰى نِسْبَةِ دَلاَلةِ خِلْقَةِ اْلاِنْسَانِ عَلٰى عِلْمِ خَالِقِهِ، كَنِسْبَةِ لُمَيْعَةِ نُجَيْمَةِ الذُّبيْبَةِ فِى اللَّيْلَةِ الدَّهْمَاءِ اِلٰى شَعْشَعَةِ الشَّمْسِ فِى نِصْفِ النَّهَارِ عَلٰى وَجْهِ الغَبْراَءِ. وَكَماَ اَنَّهُ عَليِمٌ بِكُلِّ شَىْءٍ فَهُوَ مُريِدٌ لِكُلِّ شَىْءٍ لاَ يُمْكِنُ اَنْ يَتَحَقَّقَ شَىْءٌ بِدُونِ مَشِيئَتِهِ. وَكَمَا اَنَّ الْقُدْرَةَ تُؤَثِرُ، وَاَنَّ الْعِلْمَ يُمَيِزُ؛ كَذَلِكَ اَنَّ اْلاِرَادَةَ تُخَصِّصُ، ثُمَّ يَتَحَقَّقُ وُجُودُ اْلاَشْيَاءِ. فَالشَّوَاهِدُ عَلٰى وُجُودِ اِرَادَتِهِ تَعاَلٰى وَاِخْتِيَارِهِ سُبْحَانَهُ بِعَدَدِ كَيْفِيَّاتِ اْلاَشْيَاءِ وَاَحْوَالِهَا وَشُؤُونَاتِهَا . نَعَمْ، فَتَنْظِيمُ الْمَوْجُودَاتِ وَتخْصِيصُهَا بِصِفَاتِهَا مِنْ بَيْنِ اْلاِمْكَانَاتِ الْغَيْرِ الْمَحْدُودَةِ، وَمِنْ بَيْنِ الطُّرُقِ الْعَقِيمَةِ، وَمِنْ بَيْنِ اْلاِحْتِمَالاَتِ الْمُشَوَّشَةِ، وَتحْتَ اَيْدِى السُّيُولِ الْمُتَشَاكِسَةِ، بِهٰذَا النّظَامِ اْلاَدَقِّ اْلاَرَقِّ، وَتَوْزِينُهَا بِهٰذَا الْمِيزَانِ الْحَسَّاسِ الْجَسَّاسِ الْمَشْهُودَيْنِ؛ وَاَنَّ خَلْقَ الْمَوْجُودَاتِ الْمُخْتَلِفَاتِ الْمُنْتَظَمَاتِ الْحَيَوِيَّةِ مِنَ الْبَسَائِطِ الْجَامِدَةِ—كَاْلاِنْساَنِ بِجِهَازَاتِهِ مِنَ النُّطْفَةِ، وَالطَّيْرِ بِجَوَارِحِهِ مِنَ الْبَيْضَةِ، وَالشَّجَرِ بِاَعْضَائِهِ الْمُتَنَوِّعَةِ مِنَ النَّوَاةِ—تَدُلُّ عَلٰى اَنَّ تَخَصُّصَ كُلِّ شَىْءٍ وَتعَيُّنَهُ بِاِرَادَتِهِ وَاِخْتِيَارِهِ وَمَشِيئَتِهِ سُبْحَانَهُ.
1 [NOT]Dipnot-1
Varlıklarda gözlemlenen ölçülü düzenlemeler ve düzenlenmiş ölçüler, umumi hikmet ve tam bir inayet, düzenli kader (plânlar) ve ürün veren kazâlar (uygulamalar), belirlenmiş eceller ve göz önündeki erzaklar, düsturlarının sağlamlığıyla kâinattaki fenleri sonuç veren itkanat (kusursuz yapılar) ve herşeyi süslendiren ihtimamat (özenler) ve gayet mükemmel imtiyaz (seçkinlik) ve ittizan (denge) ve intizam (düzenlilik) ve itkan (kusursuzluk) ve herşeyin yaratılışında görülen mutlak kolaylık nâmına hiçbir şey yoktur ki, herşeyi bilen bir Allâmü’l-Guyûbun ilminin kapsayıcılığına şahit olmasın.“Yaratan bilmez olur mu? Onun ilmi herşeyin inceliklerine nüfuz eder ve O herşeyden hakkıyla haberdardır” (Mülk Sûresi, 67:14) âyetinin delâletiyle, birşeyin varlığı, o şeye taallûk eden ilmi gerekli kılar. Ve eşyadaki varlık nuru, eşyaya taallûk eden ilmin nurunu gerekli kılar.İnsanın güzel san’atının onun şuurlu olduğunu göstermesiyle, insanın yaratılışının Yaratıcısındaki ilme delâleti arasındaki nisbet, karanlık gecedeki yıldız böceğinin ışıkçığının, günün ortasında yeryüzünde parlayan güneşin şâşaasına nisbeti gibidir.O Yaratıcının ilmi nasıl herşeyi kaplıyor ise, iradesi de öylece herşeyi kaplar. Çünkü dileme olmadan birşeyin gerçekleşmesi mümkün değildir. Kudret tesir ettiği ve ilim temyiz ettiği (ayırdığı) gibi, irade de tahsis eder (seçer); ondan sonra eşya vücuda gelir (var olur).Hak Sübhanehû ve Teâlânın irade ve ihtiyarına (en iyisini seçmesine) dair şahitler, eşyanın keyfiyetleri ve halleri ve şuûnâtı sayısıncadır.Evet, sınırsız ihtimaller ve çıkmaz sokaklar ve karmaşık ihtimaller arasından ve karma karışık seller altında bu ince ve rakik (nazik) düzenle ve bu gözle görünen hassas ve cessas ölçü ve miktarlarla varlıkların düzenlenmesi ve muayyen (belirli) sıfatlarının onlara tahsis edilmesi; ve basit ve donuk unsurlardan muntazam ve çeşitli canlı varlıkların yaratılması (insanın bütün organlarıyla nutfeden, kuşların bütün organlarıyla yumurtadan, ağacın çeşitli dal, budak ve meyveleriyle tohumdan yaratılması gibi); herşeyin tahsis ve tayini, Hak Sübhanehunun irade ve ihtiyar (en iyisini seçme) ve meşietiyle (dilemesiyle) olduğuna delâlet eder. [/NOT]17 Kasım 2011: 22:08 #799843Anonim
فَكَمَا اَنَّ تَواَفُقَ اْلاَشْيَاءِ مِنْ جِنْسٍ، وَاْلاَفْرَادِ مِنْ نَوْعٍ فِى اَسَاسَاتِ اْلاَعْضَاءِ، يَدُلُّ بِالضَّرُورَةِ عَلٰى اَنَّ صَانِعَهَا وَاحِدٌ اَحَدٌ؛ كَذَلِكَ اَنَّ تَمَايُزَهَا فِى التَّشَخُّصَاتِ الْحَكيِمَةِ الْمُشْتَمِلَةِ عَلٰى عَلاَمَاتٍ فَارِقَةٍ مُنْتَظَمَةٍ، تَدُلُّ عَلٰى اَنَّ ذَلِكَ الصَّانِعَ الْوَاحِدَ اْلاَحَدَ هُوَ فَاعِلٌ مُخْتَارٌ مُرِيدٌ يَفْعَلُ مَا يَشآءُ وَيحْكُمُ مَا يُرِيدُ جَلَّ جَلاَلهُ. وَكَمَا اَنَّ ذٰلِكَ الْخَلاَّقَ الْعَلِيمَ الْمُرِيدَ عَلِيمٌ بِكُلِّ شَىْءٍ، وَمُرِيدٌ لِكُلِّ شَىْءٍ، لَهُ عِلْمٌ مُحِيطٌ، وَاِرَادَةٌ شَامِلَةٌ، وَاِخْتِيَارٌ تَامٌّ؛ كَذَلِكَ لَهُ قُدْرَةٌ كَامِلَةٌ ضَرُورِيَّةٌ ذَاتِيَّةٌ نَاشِئَةٌ مِنَ الذَّاتِ وَلاَزِمَةٌ لِلذَّاتِ. فَمُحَالٌ تَدَاخُلُ ضِدِّهَا. وَاِلاَّ لَزِمَ جَمْعُ الضِّدَّينِ الْمُحَالُ بِاْلاِتّفَاقِ. فَلاَ مرَاتِبَ فِى تِلْكَ الْقُدْرَةِ. فَتَتَسَاوٰى بِالنّسْبَةِ اِلَيْهَا الذَّرَّاتُ وَالنُّجُومُ وَالْقَلِيلُ وَالْكَثِيرُ وَالصَّغِيرُ وَالْكَبِيرُ وَالْجُزْئِيُّ وَالْكُلّىُّ وَالْجُزْءُ وَالْكُلُّ وَاْلاِنْسَانُ وَالْعَالَمُ وَالنُّوَاةُ وَالشَّجَرُ: بِسِرِّ النُّورَانِيَّةِ وَالشَّفَّافِيَّةِ وَالْمُقَابَلَةِ وَالْمُوَازَنةِ وَاْلاِنْتِظَامِ وَاْلاِمْتِثَالِ. بِشَهاَدَةِ اْلاِنْتِظَامِ اْلمُطْلَقِ وَاْلاِتّزَانِ الْمُطْلقِ وَاْلاِمْتِيَازِ الْمُطْلَقِ فِى السُّرْعَةِ وَالسُّهُولَةِ وَالْكَثْرَةِ الْمُطْلَقَاتِ. بِسِرِّ اِمْدَادِ الْوَاحِدِيَّةِ وَيُسْرِ الْوَحْدَةِ وَتجَلّى اْلاَحَدِيَّةِ. بِحِكْمَةِ الْوُجُوبِ وَالتَّجَرُّدِ وَمُباَيَنَةِ الْمَاهِيَّةِ. بِسرِّ عَدَمِ التَّقَيُّدِ وَعَدَمِ التَّحَيُّزِ وَعَدَمِ التَّجَزُّءِ.
1 [NOT]Dipnot-1Nasıl bir cinsten olan şeylerin denk düşmesi ve bir nevinin fertlerindeki temel organların birbirine benzemesi onların San’atkârının Vahid (herşeyi kaplayan birliği) ve Ehad (her birşeyde ayrı ayrı yansıyan birliği) olduğuna zorunlu olarak delâlet ederse, bütün o fertleri kapsamına alan ve muntazam ayırıcı özelliklerle görünen hikmetli kişiliklerindeki seçkinlik de, şânı herşeyden yüce olan o Sâni-i Vâhid-i Ehadin (bir ve tek San’atkârın) Fâil-i Muhtar ve Mürîd (dilediğini istediği şekilde yapan bir zat) olduğuna ve dilediği gibi iş görüp dilediği gibi hükmettiğine delâlet eder.Hem o Hallâk-ı Alîm-i Mürîd (İlmi herşeyi kaplayan irade sahibi Yaratıcı) nasıl ki herşeyi bilen ve herşeyi irade edendir, yani ilmi herşeyi kaplayan ve iradesi herşeyi içine alan ve dilemesi tam ve mükemmeldir. Öyle de, Onun kudreti dahi mükemmeldir, zarurîdir, zâtîdir, zâtından doğar ve zâtının lâzımıdır (ayrılmaz bir sıfatıdır). O kudrete aczin girmesi muhaldir (mümkün değildir); aksi takdirde ittifakla olması asla mümkün olmayan cem-i zıddeyn (zıtların birbirinin içine girmesi) lâzım gelir.O kudrette mertebeler de bulunmaz.
- Nuraniyet, şeffafiyet, mukabele, muvazene (denge), intizam (düzenlilik) ve imtisal (emre uyma) sırrıyla,
- sür’at ve kolaylık ve mutlak çokluk içinde gözlemlenen mutlak düzenlilik ve mutlak denge ve mutlak ayırımın şehadetiyle,
- imdad-ı vâhidiyet (birliğin yardımı) ve yüsr-ü vahdet (birliğin kolaylığı) ve tecellî-i ehadiyet (birliğin herbir şeyde tecellisi) sırrıyla,
- vücub (varlığın zorunlu oluşu) ve tecerrüd ve mübayenet-i mahiyet (kâinat cinsinden olmayan mahiyet) hikmetiyle,
- adem-i takayyüd (sınırlanmama) ve adem-i tahayyüz (mekandan münezzeh olma) ve adem-i tecezzî (cüzlere ve parçalara ayrılmama) sırrıyla,
[/NOT]
17 Kasım 2011: 22:13 #799845Anonim
َلْمَرْتَبَةُ السَّادِسَةُ :
1 HAŞİYE-1
جَلَّ جَلاَلهُ وَعَظُمَ شَأْنهُ اللهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءِ قُدْرَةً وَعِلْماً، اِذْ هُوَ الْعَادِلُ الْحَكِيمُ الْقَادِرُ الْعَلِيمُ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ السُّلْطَانُ اْلاَزَلِيُّ الَّذِى هَذِهِ الْعَوَالِمُ كُلُّهَا فِى تَصَرُّفِ قَبْضَتَىْ نِظَامِهِ وَمِيزَانِهِ وَتنظِيمِهِ وَتوْزِينِهِ وَعَدْلِهِ وَحِكْمَتِهِ وَعِلْمِهِ وَقُدْرَتِهِ، وَمَظْهَرُ سِرِّ وَاحِدِيَّتِهِ وَاَحَدِيَّتِهِ بِالْحَدْسِ الشُّهُودِىِّ بَلْ بِالْمُشَاهَدَةِ. اِذْ لاَ خَارِجَ فِى الْكَوْنِ مِنْ دَائِرَةِ النّظَامِ وَالْمِيزَانِ وَالتَّنْظِيمِ وَالتَّوْزِينِ؛ وَهُمَا بَابَانِ مِنَ [اْلاِماَمِ الْمُبِينِ وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ]. وَهُمَا عُنْوَانَانِ لِعِلْمِ الْعَلِيمِ الْحَكِيمِ وَاَمْرِهِ وَقدْرَةِ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ وَاِرَادَتِهِ. فَذَلِكَ النّظَامُ مَعَ ذَلِكَ الْمِيزَانِ، فِى ذَلِكَ الْكِتَابِ مَعَ ذَلِكَ اْلاِمَامِ بُرْهَانَانِ نَيرَانِ لِمَنْ لَهُ فِى رَأْسِهِ اِذْعَانٌ، وَفِى وَجْهِهِ الْعَيْنَانِ، اَنْ لاَ شَىْءَ مِنَ اْلاَشْياَءِ فِى الْكَوْنِ وَالزَّمَانِ يَخْرُجُ مِنْ قَبْضَةِ تَصَرُّفِ رَحْمٰنٍ، وَ تَنْظِيمِ حَنَّانٍ، وَتَزْيِينِ مَنَّانٍ، وَتوْزِينِ دَيانٍ.اَلْحَاصِلُ: اَنَّ تَجَلّىَ اْلاِسْمِ [اْلاَوَّلِ وَاْلآخِرِ] فِى الْخَلاَّقِيَّةِ، اَلنَّاظِرَيْنِ اِلٰى الْمَبْدَإِ وَالْمُنْتَهٰى وَاْلاَصْلِ وَ النَّسْلِ وَالْمَاضِى وَالْمُسْتَقْبَلِ وَاْلاَمْرِ وَالْعِلْمِ، مُشِيرَانِ اِلَى [اْلاِماَمِ الْمُبِينِ]. وَتجَلّىَ اْلاِسْمِ [الظَّاهِرِ وَالْباَطِنِ] عَلٰى اْلاَشْيَاءِ فِى ضِمْنِ الْخَلاَّقِيَّةِ يُشِيرَانِ اِلَى [الْكِتَابِ الْمُبِينِ].1
[NOT]Dipnot-1
Altıncı Mertebe HAŞİYEOnun celâli (haşmeti) pek yüce, şânı pek büyüktür. Allah ilim ve kudretiyle herşeyden büyüktür. Zira O hikmet ve adaletle yapan öyle bir Âdil-i Hakîm ve herşeye gücü yeten ve herşeyi bilen öyle bir Kadir-i Alîm ve kâinatta birliği tecelli ettiği gibi her bir varlıkta da birliği görülen öyle bir Vâhid-i Ehad ve saltanat ve egemenliği ezelî olan öyle bir Sultan-ı Ezelîdir ki, bütün bu âlemler Onun nizam (düzen) ve mizan (ölçüsünün) ile tanzim (düzene koyma) ve tevzin (ölçüp dengeleme), adl (herşeye hak ettiğini verme) ve hikmetinin (herşeyi olması gereken yere yerleştirmesinin) ve ilim ve kudretinin tasarruf elindedir ve, şuhud (görme) derecesinde bir hads (sonucu kesin bilme) ile, belki görerek, Onun Vâhidiyet (birliğiyle herşeyde tecelli etmesi) ve Ehadiyet (birliğiyle her bir varlıkta tecelli etmesi) sırrına mazhardır. Çünkü kâinattaki varlıklarda nizam (düzen) ve mizan (ölçü) ile tanzim (düzene koyma) ve tevzin (ölçüp dengeleme) dairesinden hariç hiçbir şey yoktur. Bunlar ise, İmam-ı Mübin (Levh-i Mahfuz denilen kâinatın programı) ve Kitab-ı Mübinden (kâinat denilen büyük kitaptan) iki babdır. Ve şunlar dahi, biri o herşeyi bilen ve hikmetle yapan Alîm-i Hakîmin ilim ve emrine, diğeri de o herşeye galip gelen ve rahmeti herşeyi kuşatan Azîz-i Rahîmin kudret ve iradesine iki ünvandır. Ve şu imam ile beraber şu kitaptaki şu mizanlı nizam (ölçülü ve dengeli düzen), başında iz’an ve yüzünde gözü bulunan kimse için iki parlak delildir ki, kâinatta hiçbir şeyin hiçbir zaman o Rahmân’ın (rahmeti herşeyi kaplayan Allah’ın) tasarruf elinden ve o Hannânın (sonsuz şefkatiyle varlıkları kendisine müştak edenin) düzenlemesinden ve o Mennânın (ihsan, rızık ve nimeti bol verenin) süslemesinden ve o Deyyânın (herkesin hakkını ve hesabını bilerek verenin) ölçüp dengeye koymasından hariç kalmadığını gösterir.Elhasıl: Varlıkların yaratılışında Evvel ve Âhir isimlerinin tecellîsi başlangıç ile bitişe, asıl ile nesle, geçmiş ile geleceğe, emir ile ilme bakar ve İmam-ı Mübine işaret eder. Varlıkların yaratılışı esnasında tecellî eden Zâhir ve Bâtın isimleri ise, Kitab-ı Mübine işaret ederler.Haşiye-1 Bu Mertebe-i Sâdise sair mertebeler gibi yazılsaydı, pek çok uzun olacaktı. Çünkü İmam-ı Mübin, Kitab-ı Mübin, kısa ifade ile beyan edilemez. Otuzuncu Sözde bir nebze zikredildiğinden, burada kitabeten kısa kesip, derste izahat verdik.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Deyyân: herkesin hakkını ve hesabını en iyi bilen Allah [/TD]
[TD]Kitab-ı Mübin: geçmiş ve gelecekten ziyade şimdiki zamana bakan, Allah’ın kudret ve iradesinin genel bir kanunlar mecmuası, kudret defteri [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mertebe-i Sâdise: altıncı mertebe[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not [/TD]
[TD]izahat: açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitabeten: yazı olarak[/TD]
[TD]nebze: az miktar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]İmam-ı Mübin: İlâhî ilim ve emrin bir ünvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
19 Kasım 2011: 13:03 #799934Anonim
فَالْكَائِنَاتُ كَشَجَرَةٍ عَظِيمَةٍ، وَكُلُّ عَالَمٍ مِنْهَا اَيْضاً كَالشَّجَرَةِ. فَنُمَثِّلُ شَجَرَةً جُزْئِيَّةً لِخِلْقَةِ الْكَائِناَتِ وَاَنْوَاعِهَا وَعَوَالِمِهَا. وَهَذِهِ الشَّجَرَةُ الْجُزْئِيَّةُ لَهاَ اَصْلٌ وَمَبْدَأٌ وَهُوَ النَّوَاةُ الَّتِى تَنْبُتُ عَلَيْهَا، وَكَذاَ لَهَا نَسْلٌ يُدِيمُ وَظِيفَتَهَا بَعْدَ مَوْتِهَا وَهُوَ النَّوَاةُ فِى ثَمَراَتِهَا.
فَالْمَبْدَأُ وَالْمُنْتَهٰى مَظْهَراَنِ لِتَجَلّى اْلاِسْمِ [اْلاَوَّلِ وَاْلآخِرِ]. فَكَاَنَّ الْمَبْدَأَ وَالنَّواَةَ اْلاَصْلِيَّةَ بِاْلاِنْتِظاَمِ وَالْحِكْمَةِ، فِهْرِسْتَةٌ وَتعْرِفَةٌ مُرَكَّبَةٌ مِنْ مَجْمُوعِ دَسَاتِيرِ تَشَكُّلِ الشَّجَرَةِ. وَالنَّوَاتَاتُ فِى ثَمَرَاتِهاَ الَّتِى فِى نِهاَياَتِهاَ مَظْهَرٌ لِتَجَلّى اْلاِسْمِ اْلآخِرِ.
فَتِلْكَ النَّوَاتَاتُ فِى الثَّمَرَاتِ بِكَمَالِ الْحِكْمَةِ، كَاَنَّهَا صُنََيْدِقَاتٌ صَغِيرَةٌ اُوْدِعَتْ فِيهَا فِهْرِسْتَةٌ وَتَعْرِفَةٌ لِتَشَكُّلِ ماَ يُشَابِهُ تِلْكَ الشَّجَرةَ. وَكاَنَّهَا كُتِبَ فيِهَا بِقَلَمِ الْقَدَرِ دَسَاتِيرُ تَشَكُّلِ شَجَرَاتٍ آتِيَةٍ.
وَظاَهِرُ الشَّجَرَةِ مَظْهَرٌ لِتَجَلّى اْلاِسْمِ [الظَّاهِرِ]. فَظَاهِرُهَا بِكَمَالِ اْلاِنْتِظَامِ وَالتَّزْيِينِ وَالْحِكْمَةِ، كَاَنَّهاَ حُلَّةٌ مُنْتَظَمَةٌ مُزَيَّنَةٌ مُرَصَّعَةٌ قَدْ قُدَّتْ عَلٰى مِقْدَارِ قَامَتِهَا بِكَماَلِ الْحِكْمَةِ وَالْعِنَايَةِ.
وَباَطِنُ تِلْكَ الشَّجَرَةِ مَظْهَرٌ لِتَجَلّى اْلاِسْمِ [الْبَاطِنِ]. فَبِكَمَالِ اْلاِنْتِظَامِ وَالتَّدْبِيرِ الْمُحَيِّرِ لِلْعُقُولِ، وَتوْزِيعِ مَوَادِّ الْحَياَةِ اِلٰى اْلاَعْضَاءِ الْمُخْتَلِفَةِ بِكَمَالِ اْلاِنْتِظَامِ، كَاَنَّ بَاطِنَ تِلْكَ الشَّجَرَةِ ماَكِينَةٌ خَارِقَةٌ فِى غَايَةِ اْلاِنْتِظَامِ وَاْلاِتّزَانِ.
فَكَمَا اَنَّ اَوَّلهَا تَعْرِفَةٌ عَجِيبَةٌ، وَآخِرَهَا فِهْرِسْتَةٌ خَارِقَةٌ تُشِيرَانِ اِلَى [اْلاِمَامِ الْمُبِينِ]؛ كَذَلِكَ اِنَّ ظَاهِرَهَا كَحُلَّةٍ عَجِيبَةِ الصَّنْعَةِ، وَباَطِنَهاَ كَمَاكِِينَةٍ فِى غَايَةِ اْلاِنْتِظَامِ، تُشِيرَانِ اِلٰى [الْكِتَابِ الْمُبِينِ].
فَكَمَا اَنَّ الْقُوَّاتِ الْحَافِظاَتِ فِى اْلاِنْسَانِ تُشِيرُ اِلَى [اللَّوْحِ الْمَحْفُوظِ] وَتدُلُّ عَلَيْهِ؛ كَذَلِكَ اِنَّ النَّوَاتاَتِ اْلاَصْلِيَّةَ وَالثَّمَرَاتِ تُشِيرَانِ فِى كُلِّ شَجَرةٍ اِلٰى [اْلاِمَامِ الْمُبِينِ].
1
[NOT]Dipnot-1 Zira kâinat büyük bir ağaç gibidir. Kâinatın herbir âlemi dahi bir ağaca benzer. Buna binaen, cüz’î (ferd) bir ağacı, bütün nevi ve âlemleriyle beraber kâinatın yaratılışına kıyas edebiliriz. İşte şu cüz’î ağacın bir aslı ve başlama noktası vardır ki, ağaç o çekirdekten doğar. Ve yine, ağacın ölümünden sonra onun görevini devam ettiren bir de nesli vardır ki, o da ağacın meyvesindeki çekirdektir.
İşte, başlangıç ile bitiş, Evvel ve Âhir isminin tecellîsine kaynaktır. Ağacın başlangıç ve asıl çekirdeği, intizam ve hikmetle, ağacın oluşumuna dair bütün düsturları ihtiva eden bir fihriste ve tarife hükmündedir. Ağacın sonunda bulunan meyvenin çekirdeği ise, Âhir isminin tecellîsine mazhardır. Kemâl-i hikmetle halk edilen meyvedeki çekirdek, kendisine o ağacın benzerinin oluşması için bir fihriste ve tarife emanet bırakılmış bir sandukça hükmündedir. Onda, kader kalemiyle, gelecek ağacın oluşumuna dair düsturlar yazılmıştır.Ağacın dış yüzü ise, Zâhir isminin tecellîsine mazhardır. Gayet iyi bir düzenleme ve süsleme ve hikmetle düzenlenen o ağacın dışı, sanki o ağacın boyuna uygun şekilde gayet iyi bir hikmet ve inayetle biçilmiş muntazam, süslü ve sırmalı bir elbisedir.
O ağacın içi ise, Bâtın isminin tecellîsine mazhardır. Düzenlenmesi ve her türlü tedbirinin alınmasındaki mükemmellik ile akılları hayrette bırakan ve hayat için lüzumlu maddeleri çeşitli âzâlara gayet iyi bir düzenlemeyle dağıtan o ağacın içi, gayet iyi bir düzenleme ve dengelemeyle tanzim edilmiş harika bir makine gibidir.
Nasıl ağacın şaşırtıcı bir tarifesi olan başlangıcı ile harika bir fihristesi olan sonu İmam-ı Mübine işaret ediyorsa, pek şaşırtıcı mükemmellikteki bir san’at eseri olan dışı ile sonsuz derecede muntazam bir makine olan içi de Kitab-i Mübine işaret eder.
Bunun gibi, insandaki hafıza gücü dahi Levh-i Mahfuza işaret eder ve onun varlığına delil teşkil eder. Yine bunun gibi, herbir ağacın aslı olan çekirdeği ve meyveleri İmam-ı Mübine işaret eder,[/NOT]
19 Kasım 2011: 13:07 #799935Anonim
وَالظَّاهِرُ وَالْباَطِنُ يَرْمُزَانِ اِلَى [الْكِتَابِ الْمُبِينِ]. فَقِسْ عَلٰى هَذِهِ الشَّجَرَةِ الْجُزْئِيَّةِ شَجَرَةَ اْلاَرْضِ بِمَاضِيهَا وَمُسْتَقْبَلِهَا، وَشَجَرةَ الْكَائِنَاتِ بِاَوَائِلِهَا وَآتِيهَا، وَشَجَرةَ اْلاِنْسَانِ بِاَجْدَادِهَا وَاَنْسَالِهَا. وَهَكَذَا…
جَلَّ جَلاَلُ خالِقِهَا وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ.
يَا كَبِيرُ اَنتَ الَّذِى لاَ تَهْدِى الْعُقُولُ لِوَصْفِ عَظَمَتِهِ وَلاَ تَصِلُ اْلاَفْكَارُ اِلٰى كُنْهِ جَبَرُوتِهِ.
اَلْمَرْتَبَةُ السَّابِعَةُ:
1
جَلَّ جَلاَلهُ اللهُ اَكْبَرُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَةً وَعِلْماً. اِذْ هُوَ الْخَلاَّقُ الْفَتَّاحُ HAŞİYE-1
الْفَعَّالُ الْعَلاَّمُ الْوَهَّابُ الْفَيَّاضُ شَمْسُ اْلاَزَلِ الَّذِى هَذِهِ الْكَائِنَاتُ بِاَنْوَاعِهَا وَمَوْجُودَاتِهَا ظِلاَلُ اَنوَارِهِ، وَآثَارُ اَفْعَالِهِ، وَاَلْوَانُ نُقُوشِ اَنْوَاعِ تَجَلّياَتِ اَسْمَائِهِ، وَخُطُوطُ قَلَمِ قَضَائِهِ وَقَدَرِهِ، وَمَرَايَا تَجَلّياَتِ صِفَاتِهِ وَجَمَالِهِ وَجَلاَلِهِ وَكَمَالِهِ..● بِاِجْمَاعِ الشَّاهِدِ اْلاَزَلِىِّ بِجَمِيعِ كُتُبِهِ وَصُحُفِهِ وَ آياَتِهِ التَّكْوِينِيَّةِ وَالْقُرْآنِيَّةِ..
● وَبِاِجْمَاعِ اْلاَرْضِ مَعَ الْعَالَمِ بِاِفْتِقَارَاتِهَا وَاِحْتِيَاجَاتِهَا فِى ذَاتِهَا وَذَرَّاتِهَا مَعَ تَظَاهُرِ الْغِنَاءِ اْلمُطْلَقِ وَالثَّرْوَةِ الْمُطْلَقَةِ عَلَيْهاَ.. 1
[NOT]Dipnot-1 dışı ve içi ise Kitab-ı Mübini gösterir. İşte bu cüz’î (ferdî) ağaca, geçmiş ve geleceğiyle dünya ağacını, geçmişi ve geleceğiyle kâinat ağacını, dedeleri ve nesliyle insan ağacını kıyas et. Ve hâkezâ…
O ağacın Yaratıcısının şanı pek yücedir ve Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur.Ey Kebîr (Büyük)! Sen öyle bir Celâl (haşmet) sahibi bir Zâtsın ki, büyüklüğünü tarif etmekte akıllar âciz, ceberûtunun (herşeye daima boyun eğdiren büyüklüğünün) belki özüne erişmekte fikirler çaresiz kalır.
Yedinci Mertebe
Celâli (Haşmeti) yüce olan Allah, ilmi ve kudretiyle herşeyden sonsuz derecede büyüktür. Zira O daima yaratan öyle bir Hallâk, bütün açılışları ve açılımları yapan öyle bir Fettah,HAŞİYE daima faaliyet içinde olan öyle bir Faal, herşeyi her zaman bilen öyle bir Allâm, varlıkların ellerinde ne varsa onları onlara veren öyle bir Vehhab ve bütün feyiz ve bereketleri veren öyle bir Feyyazdır ve öyle bir Ezelî Güneştir ki, şu kâinat, bütün nevileriyle ve varlıklarıyla beraber, Onun nurlarının gölgeleri, Onun fiillerinin eserleri, Onun isimlerinin çeşit çeşit tecellilerinin renk renk nakışları, Onun kaza (tatbik) ve kader (program) kaleminin hatları, Onun sıfâtının ve cemal (güzellik) ve celâl (haşmet) ve kemâlinin (mükemmellik, olgunluk) tecellilerinin aynalarıdır.- Bütün kitaplarıyla ve sayfalarıyla ve kâinattaki ve Kur’ân’daki âyetleriyle Ezelî Şahidin icmâı,
- zâtında ve zerrelerindeki fakirlik ve ihtiyaçlarıyla beraber üzerinde görünen mutlak zenginlik ve mutlak servet ile, dünya ve kâinatın icmâı,
Haşiye-1 Bu esmâ-i mübareke dürbünleriyle, mevcudattaki cilveleri altında, ef’âl-i İlâhiye ve âsârına bakmakla, Müsemmâ-i Zülcelâle intikal edilir.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Müsemmâ-i Zülcelâl: güzel isimlerin sahibi ve sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah [/TD]
[TD]cilve: yansıma, görüntü [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl-i İlâhiye: kâinattaki varlıkları ortaya çıkaran İlâhî fiiller; yaratma, şekil verme, rızıklandırma gibi [/TD]
[TD]esmâ-i mübareke: Allah’ın yüce, bereketli isimleri [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not [/TD]
[TD]intikal etmek: geçmek, ulaşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
[TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
19 Kasım 2011: 13:09 #799936Anonim
وَبِاِجْمَاعِ كُلِّ اَهْلِ الشُّهُودِ مِنْ ذَوِى اْلاَرْوَاحِ النَّيّرَةِ وَالْقُلُوبِ الْمُنَوَّرَةِ وَالْعُقُولِ النُّورَانِيَّةِ مِنَ اْلاَنْبِيَاءِ وَاْلاَوْلِيَاءِ وَاْلاَصْفِيَاءِ بِجَمِيعِ تَحْقِيقَاتِهِمْ وَكُشُوفَاتِهِمْ وَفُيُوضَاتِهِمْ وَمُناَجاَتِهِمْ..
● قَدْ اِتَّفَقَ الْكُلُّ مِنْهُمْ، وَمِنَ اْلاَرْضِ وَاْلاَجْرَامِ الْعُلْوِيَّةِ وَالسُّفْلِيَّةِ بِمَا لاَ يُحَدُّ مِنْ شَهَادَاتِهِمُ الْقَطْعِيَّةِ وَتَصْدِيقَاتِهِمُ الْيَقِينِيَّةِ بِقَبُولِ شَهَادَاتِ اْلآيَاتِ التَّكْوِينِيَّةِ وَالْقُرْآنِيَّةِ وَشَهَادَاتِ الصُّحُفِ وَالْكُتُبِ السَّمَاوِيَّةِ الَّتِى هِىَ شَهَادَةُ الْوَاجِبِ الْوُجُودِ عَلٰى اَنَّ هَذِهِ الْمَوْجُودَاتِ آثاَرُ قُدْرَتِهِ وَمَكْتُوباَتُ قَدَرِهِ وَمَرَايَا اَسْمَائِهِ وَتَمَثُّلاَتُ اَنوَارِهِ.
جَلَّ جَلاَلهُ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ.
1


[NOT]Dipnot-1 ruh sahiplerinden iyi ruhların ve nurlanmış kalplerin ve aydın akılların sahibi olan bütün hakikati keşfeden peygamberler, veliler ve asfiyalar, bütün tahkikleri ve keşifleri ve feyizleri ve münacatlarının icmâı ile,
- dünyadan gök ve yer cisimlerine kadar bütün bunlar, had ve hesaba gelmez kesin şehadetleri ve şüphesizliğe dayanan tasdikleriyle, kâinatta ve Kur’ân’a bulunan âyetlerin şehadetlerini ve Vâcibü’l-Vücudun (varlığı zorunlu olan Allah’ın) bizzat şehadeti demek olan peygamberlere gönderilen semâvî sayfa ve kitapların şehadetlerini kabul ile ittifak etmişlerdir ki, bu varlıklar Onun kudretinin eserleri ve kaderinin mektupları, isimlerinin aynaları ve nurlarının akisleridir!
Onun celâli (haşmeti) herşeyden yücedir ve Ondan başka ilâh yoktur.
[/NOT]
19 Kasım 2011: 13:13 #799937Anonim
اَلْباَبُ الرَّابِعُ
1
فَصْلاَنِ
اَلْفَصْلُ اْلاَوَّلُ:

اَللَّهُمَّ إِنِّى اُقَدِّمُ إِلَيْكَ بَيْنَ يَدَىْ كُلِّ نِعْمَةٍ وَرَحْمَةٍ وَحِكْمَةٍ وَعِنَايَةٍ، وَبَيْنَ يَدَىْ كُلِّ حَيَاةٍ وَمَمَاتٍ وَحَيَوَانٍ وَنباَتٍ، وَبَيْنَ يَدَىْ كُلِّ زَهْرَةٍ وَثَمَرَةٍ وَحَبَّةٍ وَبَذْرَةٍ، وَبَيْنَ يَدَىْ كُلِّ صَنْعَةٍ وَصِبْغَةٍ وَنِظَامٍ وَمِيزَانٍ، وَبَيْنَ يَدَىْ كُلِّ تَنْظِيمٍ وَتَوْزِينٍ وَتَمْيِيزٍ فِى كُلِّ الْمَوْجُودَاتِ وَذَرَّاتِهَا، شَهَادَةً نَشْهَدُ HAŞİYE-1 أَنْ:
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ 1
[NOT]Dipnot-1
DÖRDÜNCÜ BAB
İki Fasıldır.
Birinci Fasıl
Hazret-i Hızır’ın meşhur ve mühim bir virdi, mebde ve esas olarak marifetullahta ve tevhidin mertebelerinde altmış üç mertebeye işaret ediyor. O altmış üç mertebenin herbirisi iki cümledir.
Lâ ilâhe illâllah vahdaniyeti (Allah’ın birliğini) ispat ettiği gibi, Hüve ile başlayan isimler vücud-u Vâcibi (Allah’ın varlığını) ispat ediyor. Âdeta birinci cümle vahdaniyeti (birliği) gösterdiği zaman, bir sual-i mukadder (tekrar edilmiş bir soru) hatıra geliyor. “O Vâhid (bir) kimdir, nasıl bileceğiz?” diye vaki olan suale, meselâ Hüve’r-Rahmânü’r-Rahîm (O Rahmân ve Rahîmdir) ile cevap veriyor. Yani, kâinatı dolduran âsâr-ı şefkat ve merhamet (şefkat ve merhamet eserleri) Onundur, o Rahmân’ı tanıttırıyor. Ve hâkezâ, kıyas et.Said Nursî
BismillâhirrahmânirrahîmAllahım,
Bütün varlıklarda ve varlıkların zerrelerinde gözlemlenen herbir nimet ve rahmet ve hikmet ve inayetin önünde, herbir hayat ve ölüm ve hayvan ve bitkinin önünde, herbir çiçek ve meyve ve çekirdek ve tohum önünde, herbir san’at ve sıbgat (boya) ve nizam (düzen) ve mizan (ölçü ve denge) önünde, herbir tanzim (düzenleme) ve tevzin (ölçüp dengeleme) ve temyiz (birbirinden ayırma) önünde, işte bu şehadeti Sana takdim ediyorum:HAŞİYE Şahidiz ki Allah’tan başka ilâh yok; Odur Hayy ve Kayyûm.
Haşiye-1 Bu şehadetlerde iki hüküm var. Biri vahdaniyeti gösterir, Lâ ilâhe illâllah’tır. Diğeri, o Vâhidin vücubunu ispat eder ki, Hüve ile başlayan isimlerdir. Herbir Hüve geldiği vakit, bir sual-i mukaddere cevaptır. Güya deniliyor ki, “O İlâh-ı Vâhidi nasıl tanıyacağız?” Cevap veriliyor ki: Meselâ, Hüve’s-Semîu’l-Basîr. Bunda diyor ki: Bu mevcudatın dertlerini görüp dinleyen birisi var ki, istediklerini yapıyor. Böyle âsâr, ef’âl-i İlâhiyeyi; ve o ef’âl, Semî, Basîr gibi isimleri ispat eder. O isimler, mevsuflarının vücudunu gösterirler. İşte, bütün bu cümleler bu tarzdadır. Âsâr ile ef’âli, ef’âl ile esmâyı, esmâ ile vücud-u Vâcibi ispat ederler.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Basîr: herşeyi gören Allah [/TD]
[TD]Hüve: O, Allah [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur” [/TD]
[TD]Semî: herşeyi işiten Allah [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid: bir olan ve herbir varlıkta birliği görülen Allah [/TD]
[TD]ef’âl: fiiler, işler [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl-i İlâhiye: İlâhî fiiller [/TD]
[TD]esmâ : isimler; Allah’ın isimleri [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hüküm: karar, yargı [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
[TD]mevsuf: nitelendirilen, vasıflandırılan [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sual-i mukadder: gelecek, gelmesi beklenen soru[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın benzersiz ve bir oluşu ve ortağının bulunmayışı [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub: zorunluluk, gereklilik [/TD]
[TD]vücud: varlık [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud-u Vâcib: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan varlık, Allah [/TD]
[TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İlâh-ı Vâhid: bir tek olan ilâh, Allah [/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
19 Kasım 2011: 13:15 #799938Anonim
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْباَقِى الدَّيْمُومُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لآ شَرِيكَ لَهُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْغَفَّارُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلآخِرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الظَّاهِرُ وَالبَاطِنُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْغَفُورُ الشَّكُورُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْخَلاَّقُ الْقَدِيرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمُصَوِّرُ الْبَصِيرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْجَوَادُ الْكَرِيمُ
1
[NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yok; Odur varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî ve daimî olan Deymûm.
Allah’tan başka ilâh yok; birdir O, şeriki (ortağı) yok.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur kudreti herşeye galip olan Aziz ve iradesine hiç kimsenin karşı çıkamadığı Cebbâr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyi, yaratılış gayesine hizmet edecek en yararlı şekil ve tarzlarda tam yerli yerinde yaratan Hakîm ve kullarının günahlarını çokça bağışlayan Gaffâr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey olmayan Evvel ve herşeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve bunu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdek gibi hülâsalarla tanzim eden ve herşeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Âhir.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyin dış yüzlerini çeşitli cihazlarla ve ince nakışlarla süsleyerek fevkalâde mükemmel ve güzel yaratan ve bütün varlıklarda ilim, irade, kudret, rahmet gibi sıfatlarının ve varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Zâhir ve bütün varlıkların içyüzlerini ve bilhassa canlıların içlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve bununla da isim ve sıfatlarının her türlü noksandan uzak olduğunu gösteren Bâtın.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyi, gizli açık bütün sesleri ve yapılan bütün duaları işiten ve varlıklara işitme kàbiliyeti veren Semî ve Gizli ve açık herşeyi bütün incelikleriyle gören ve varlıklara da görme kàbiliyeti ve basîreti ihsan eden Basîr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur varlıkları, nazik ve lâtif güzelliklerle yaratıp onlara ihsanda bulunan ve ilmi bütün varlıkların inceliklerine nüfuz eden Lâtîf ve bütün varlıkların küçük büyük, gizli açık her hâlinden her an haberdâr olan Habîr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün günahları bağışlayan Gafûr ve bütün varlıkların sonsuz teşekkür ve ibadetlerine bihakkın lâyık olan ve şükredenlere ikram ve ihsanını arttıran Şekûr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyi en mükemmel şekilde yaratan ve ihtiyaç duyulan şeyleri de yaratıp onlara yetiştiren ve herşeye gücü yeten Hallâk-ı Kadîr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur her bir varlığa en münasip şekil ve suretler veren Musavvir ve gizli ve açık herşeyi bütün incelikleriyle gören ve varlıklara da görme kabiliyeti ihsan eden Basîr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur sayısız rahmet meyvelerini ve nimetlerini bütün canlıların önlerine seren ve iyiliği bol olan Cevvâd-ı Kerîm.[/NOT]
19 Kasım 2011: 13:22 #799939Anonim
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمُحْيِى الْعَلِيمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمُغْنِى الْكَرِيمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمُدَبِّرُ الْحَكِيمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمُرَبِّى الرَّحِيمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْعَلِىُّ الْقَوِىُّ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْوَلِىُّ الْغَنِىُّ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الشَّهِيدُ الرَّقِيبُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْقَرِيبُ الْمُجِيبُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الفَتاحُ العلِيمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْخَلاَّقُ الْحَكيمُلآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
1
[NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yok; Odur cansız varlıklara can veren, ölüleri dirilten ve bütün canlılara doğrudan doğruya kudretiyle hayat veren Muhyî ve gizli açık, küçük büyük herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi, ezelden ebede herşeyi kuşatan Alîm.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur varlıkların ihtiyaçları ve her varlığın zenginliği Kendisinin tükenmez hazinesinden çıkan ve sayısız rahmet meyvelerini ve nimetlerini bütün canlıların önlerine seren ve iyiliği bol olan Muğnî-yi Kerîm.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün varlıkları gayet intizam ve nizam içinde idare eden ve hayatlarını devam ettirebilmeleri için her varlığın her türlü tedbirini alan ve herşeyi hikmetle yaratan, nizam ve intizamla donatan ve faydalı hedeflere yönelten Müdebbir-i Hakîm.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur varlıkları yaratılış gayelerine ulaşıncaya kadar her ihtiyacını karşılayan ve her bir varlığa hususî ihsan ve şefkatte bulunan Mürebbî-yi Rahîm.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur kudreti herşeye galip olan Aziz ve herşeyi hikmetle yaratan, nizam ve intizamla donatan ve faydalı hedeflere yönelten Hakîm.Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyden ve insanın düşünebildiği bütün mertebelerden daha yüce olan Alî ve kuvveti bütün kâinatı kaplamış ve bütün varlıkları zaptederek hükmü altına almış olan Kavî.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan ve Kendisine imanla bağlananların yegâne dostu ve koruyucusu olan Velî ve hiçbir varlığa ve hiç birşeye muhtaç olmayan ve servet ve zenginliğinin sınırı bulunmayan Ganî.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur ezelden ebede kadar bütün varlıkların tamamını birden görüp gözeten; varlığına, birliğine, elçilerinin ve kitaplarının doğruluğuna bizzat şehadet eden Şehîd ve herşeyi, her an, her hâliyle gözetim altında bulunduran ve Kendisine hiçbir gaflet ve uyuklama hâli gelmeyen Rakîb.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur sonsuz yüceliğiyle beraber herşeye herşeyden daha yakın olan Karîb ve bütün dua ve isteklere cevap veren Mücîb.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyi lâyık olduğu şekil ve suretlerde açan, fetihler ve açılımlar müyesser eden, rahmet ve rızık kapıların açan ve gizli açık, küçük büyük herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi, ezelden ebede herşeyi kuşatan Fettâh-ı Alîm.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyi hikmetle yaratan, nizam ve intizamla donatan ve faydalı hedeflere yönelten Hallâk-ı Hakîm.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur kuvvetine hiçbir engel bulunmayan ve bütün varlıkları emrine tam bir itaatle boyun eğdiren Metîn ve bütün varlıkların her türlü rızkını veren mutlak kuvvet sahibi Rezzâk.[/NOT]
19 Kasım 2011: 13:25 #799940Anonim
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ اْلأَحَدُ الصَّمَدُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْبَاقِى اْلأَمْجَدُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هوَ الْوَدُودُ الْمَجِيدُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْفَعِالُ لِمَا يُرِيدُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمَلِكُ الْوَارِثُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْبَاقِى الْباعِثُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْبارِئُ الْمُصَوِّرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ اللَّطِيفُ الْمُدَبِّرُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ السَّيِّدُ الدَّيَّانُ
1لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْحَنَّانُ HAŞİYE-1 الْمَنَّانُ HAŞİYE-21
[NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yok; Odur bir olan zâtıyla kâinattaki her birşeye bizzat hükmeden ve Kendisinin hiçbir zıddı ve rakibi olmayan Ehad ve kâinattaki herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye asla muhtaç olmayan Samed.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün isimleri, sıfatları ve zâtı ile ebediyen var olan ve yok olup gitmesi asla mümkün olmayan ve ezelî ve ebedî olan Bâkî ve şan, şeref ve izzetinde herşeyden sonsuz derecede yüce olan Emced.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd ve herşeyden yüce, şeref ve hâkimiyeti herşeyden sonsuz derece üstün olan Mecîd.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur herşeyi dilediği gibi yapan Fa’âlün limâ Yürîd.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün varlıkların gerçek maliki ve onlarda görünen her türlü fiil, hal, şe’n ve tasarrufun sahibi olan Melik ve kâinatta herşeyin bir sonu olduğu halde Kendisi bâkî olan ve bütün mülk ve servetin ezelî ve ebedî sahibi olan Vâris.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün isimleri, sıfatları ve zatı ile ebediyen var olan ve yok olması asla mümkün olmayan Bâkî ve kullarına peygamberler gönderen ve bütün ölüleri haşirde tek bir emirle diriltip huzurunda toplayan Bâis.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur yarattıklarına birbirinden ayrı ve lâyık şekiller veren Bâri’ ve her bir varlığa en münasip şekil ve suretler veren Musavvir.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur varlıkları, nazik ve lâtif güzelliklerle yaratan ve ilmi bütün varlıkların inceliklerine nüfuz eden Lâtîf ve bütün varlıkları gayet intizam ve nizam içinde idare eden ve hayatlarını devam ettirebilmeleri için her varlığın her türlü tedbirini alan Müdebbir.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur efendimiz olan Seyyid ve kullarının küçük büyük her türlü amellerinin karşılığını hiç zayi etmeden veren Deyyân.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur eserlerinde sonsuz rahmetinin en lâtif cilvelerini gösteren sınırsız şefkat sahibi Hannân HAŞİYE1 ve bitmez tükenmez ikramlarıyla ve nimetleriyle, yarattığı varlıkları terbiye edip besleyen Mennân. HAŞİYE2
Haşiye-1
Hannân, rahmetlerin en lâtif cilvesini gösterendir.
Haşiye-2 Mennân, nimet verici demektir.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Deyyân: herkesin hakkını ve hesabını en iyi bilen Allah
[/TD]
[TD]Hannân: rahmetin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mennân: ihsan, bağış, nimeti çok olan ve çok veren, Allah [/TD]
[TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye : dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]lâtif: ince, güzel, hoş [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan [/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
19 Kasım 2011: 13:32 #799941Anonim
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُُ هُوَ السُّبُّوحُ القُدُّوسُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْعَدْلُ الْحَكَمُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الفَرْدُ الصَّمَدُ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ النُّورُ الْهاٰدِى
1لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمَعْرُوفُ لِكُلِّ الْعَارِفينَHAŞİYE-1
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمَعبُودُ الْحَقُّ لِكُلِّ الْعَابِدِينَ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمَشْكُورُ لِكُلِّ الشَّاكِرِينَ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمَذْكُورُ لكُلِّ الذَّاكِرِينَ
لآ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ هُوَ الْمَحْمُودُ لِكُلِّ الْحَامِدِينَ 1
[NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yok; Odur kâinatı ince hesaplarla yaratan, her varlığı yaşadığı şartlara uygun olarak donatıp bütün ihtiyaçlarını adaletle veren ve başkalarının hukukuna tecavüz eden varlıkları cezalandırıp iyilik yapanları da mükâfatlandıran Adl ve yaratacağı varlıklar hakkında küllî hüküm veren ve herşeyi o küllî hükmü gerçekleştirecek şekilde en münasip yerlere sevk eden Hakem.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur kâinatın tamamına ve kâinatta bulunan her bir varlığa bizzat hükmeden ve Kendisinin hiçbir şekilde dengi ve benzeri olmayan Ferd ve kâinattaki herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye asla muhtaç olmayan Samed.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur bütün nurlar Kendi nurunun zayıf bir gölgesi olan, her bir nur ve nurlu varlıklar Kendisinden feyiz alan Nûr ve yalnız Kendisi hidâyete erdiren ve kullarına maddî ve manevî zarar ve menfaatlerini bildirip doğru yolu gösteren Hâdî.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur her ârif (bilen) tarafından isimleri, sıfatları ve şuûnatı bilinen Mârûf.
HAŞİYE
Allah’tan başka ilâh yok; Odur her âbid (ibadet eden) tarafından Kendisine itaat ve ibadet edilen hak Mâbud.Allah’tan başka ilâh yok; Odur her şâkir (şükreden) tarafından sayısız nimetlerine karşı Kendisine şükredilen Meşkûr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur her zâkir (zikreden) tarafından zikredilip anılan Mezkûr.
Allah’tan başka ilâh yok; Odur her hâmid (hamd eden) tarafından övgü, minnet ve şükürlerle hamdedilen Mahmûd.
Haşiye-1
Hüve’l-Ma’rûfu likülli’l-ârifîn fıkrasından sonraki fıkraların meâli şudur ki: O İlâh-ı Vâhidi tanımak istiyorsan, bak: Bütün nev-i beşerde gelen âriflerin ayrı ayrı yollarla, delilleriyle tanıdıkları bir Mâruf var. İşte o Mâruf Odur. O İlâh-ı Vâhid, böyle had ve hesaba gelmez ehl-i marifet, had ve hesaba gelmez ayrı ayrı tarzda tanıdıkları bir Zâtın vücudu güneş gibi zâhir olur. Hem nev-i beşerdeki had ve hesaba gelmez âbidlerin birtek Mâbuda ibadet ettikleri ve o ibadetin karşısında mukabele-i mâneviye görmeleri ve münacat ve füyuzata mazhar olmaları, güneş gibi, o Mâbudun vücudunu muzaaf tevatürle gösteriyorlar. Ve hâkezâ, öteki fıkraları kıyas et.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hüve’l-Ma’rûfu likülli’l-ârifîn: “O bütün bilginler tarafından bilinendir” [/TD]
[TD]Mâbud: kendine ibadet edilen Allah [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâruf: yarattıkları tarafından bilinen Allah [/TD]
[TD]ehl-i marifet: Allah’ı bilme ve tanıma lütfuna eren kimseler [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]füyuzât: feyizler, mânevî bolluk ve bereketler [/TD]
[TD]fıkra: bölüm, ifade [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]had ve hesaba gelmeme: sonsuz ve sınırsız olma[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[TD]ibadet: Allah’a kulluk etme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olma: erişme, elde etme [/TD]
[TD]meâl: açıklama, anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabele-i mâneviye: mânevi karşılık [/TD]
[TD]muzaaf: kat kat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münacat: dua, Allah’a yakarış [/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber [/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, gözle görülür [/TD]
[TD]âbid: Allah’a ibadet eden, kul [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ârif: bilgin [/TD]
[TD]İlâh-ı Vâhid: bir, tek ilâh; Allah [/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.