• Bu konu 44 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 46)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673807
    Anonim
      Yirmi Dokuzuncu Söz
      Bekà-i ruh ve melâike ve haşre dairdir.

      اَعوُذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِتَنَزَّلُ الْمَلٰۤئِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ blank.gif1قُلِ الرُّوحُ مِنْ اَمْرِ رَبِّى blank.gif2


      Şu makam, iki maksad-ı esas ile bir mukaddimeden ibarettir.

      Mukaddime

      MELÂİKE ve ruhaniyâtın vücudu, insan ve hayvanların vücudu kadar kat’îdir denilebilir. Evet, On Beşinci Sözün Birinci Basamağında beyan edildiği gibi, hakikat kat’iyen iktiza eder ve hikmet yakînen ister ki, zemin gibi, semâvâtın dahi sekeneleri bulunsun ve zîşuur sekeneleri olsun ve o sekeneler o semâvâta münasip bulunsun. Şeriatin lisanında, pek çok muhtelifü’l-cins olan o sekenelere “melâike ve ruhaniyat” tesmiye edilir.

      Evet, hakikat böyle iktiza eder. Zira, şu zeminimiz, semâya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zîşuur mahlûklarla doldurulması, ara sıra boşaltıp yeniden yeni zîşuurlarla şenlendirilmesi işaret eder, belki tasrih eder ki, şu muhteşem burçlar sahibi olan, müzeyyen kasırlar misali olan semâvât dahi, nur-u vücudun nuru olan zîhayat ve zîhayatın ziyası olan zîşuur ve zevil’idrak mahlûklarla

      [NOT]Dipnot-1
      “Melekler ve Cebrâil o gecede Rablerinin izniyle yeryüzüne iner.” Kadir Sûresi, 97:4.
      Dipnot-2
      “De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir.” İsra Sûresi,17:85[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]bekà-i ruh: ruhun ölümsüzlüğü ve devamlılığı (bk. b-ḳ-y; r-v-ḥ)[/TD]
      [TD]beyan etme: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]burç: belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi[/TD]
      [TD]hakaret: küçüklük, değersizlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: gerçek; bütün mecaz ve teşbihlerden arınmış, ap açık olan doğruluk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olduğunu gösteren ilim ve bilim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
      [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kasır: saray, köşk[/TD]
      [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kat’î: kesin[/TD]
      [TD]lisan: dil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]maksad-ı esas: esas maksat, asıl gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
      [TD]misali: benzeri (bk. m-s̱-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhtelifü’l-cins: farklı türlerde[/TD]
      [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
      [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
      [TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
      [TD]nur-u vücud: varlık nuru (bk. n-v-r; v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ruhaniyât: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları (bk. r-v-ḥ)[/TD]
      [TD]sekene: sâkinler, yerleşmiş olanlar (bk. s-k-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
      [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tasrih etme: açıkça ifade etme[/TD]
      [TD]tesmiye edilme: isimlendirilme (bk. s-m-v)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
      [TD]yakînen: kesinlikle (bk. y-ḳ-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [TD]zevil’idrak: idrak sahipleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziya: ışık[/TD]
      [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
      [TD]şeriat: din; Kur’ân ve sünnet (bk. ş-r-a)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #798235
      Anonim

        elbette doludur. O mahlûklar dahi, ins ve cin gibi, şu saray-ı âlemin seyircileri ve şu kâinat kitabının mütalâacıları ve şu saltanat-ı rububiyetin dellâllarıdırlar. Küllî ve umumî ubûdiyetleriyle, kâinatın büyük ve küllî mevcudatın tesbihatlarını temsil ediyorlar.

        Evet, şu kâinatın keyfiyâtı, onların vücutlarını gösteriyor. Çünkü, kâinatı had ve hesaba gelmeyen dakik san’atlı tezyinat ve o mânidar mehâsinle ve hikmettar nukuşla süslendirip tezyin etmesi, bilbedâhe, ona göre mütefekkir istihsan edicilerin ve mütehayyir takdir edicilerin enzârını ister, vücutlarını talep eder. Evet, nasıl ki hüsün elbette bir âşık ister. Taam ise aç olana verilir. Öyle ise, şu nihayetsiz hüsn-ü san’at içinde gıda-yı ervah ve kut-u kulûb, elbette melâike ve ruhanîlere bakar, gösterir.

        Madem bu nihayetsiz tezyinat, nihayetsiz bir vazife-i tefekkür ve ubûdiyet ister. Halbuki, ins ve cin, şu nihayetsiz vazifeye, şu hikmetli nezarete, şu vüs’atli ubûdiyete karşı, milyondan ancak birisini yapabilir. Demek, bu nihayetsiz ve çok mütenevvi olan şu vezâif ve ibadete, nihayetsiz melâike envâları, ruhaniyat ecnasları lâzımdır ki, şu mescid-i kebîr-i âlemi saflarıyla doldurup şenlendirsin.

        Evet, şu kâinatın herbir cihetinde, herbir dairesinde, ruhaniyat ve melâikelerden birer taife, birer vazife-i ubûdiyetle muvazzaf olarak bulunurlar. Bazı rivâyât-ı ehâdisiyenin işârâtıyla ve şu intizam-ı âlemin hikmetiyle denilebilir ki, bir kısım ecsâm-ı câmide-i seyyâre, yıldızlar seyyârâtından tut, tâ yağmur katarâtına kadar, bir kısım melâikenin sefine ve merâkibidirler. O melâikeler, bu seyyârelere izn-i İlâhi ile binerler, âlem-i şehadeti seyredip gezerler ve o merkeplerinin tesbihatını temsil ederler.

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
        [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dakik: ince[/TD]
        [TD]dellâl: ilân edici, duyurucu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ecnas: cinsler, türler[/TD]
        [TD]ecsâm-ı câmide-i seyyâre: gezici ve cansız gök cisimleri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
        [TD]enzâr: bakışlar, dikkatler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gıda-yı ervah: ruhların gıdası (bk. r-v-ḥ)[/TD]
        [TD]had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olduğunu gösteren ilim, bilgi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]hikmettar: hikmetli; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hüsn-ü san’at: san’at güzelliği (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
        [TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ins ve cin: insanlar ve cinler[/TD]
        [TD]intizam-ı âlem: kâinattaki düzenlilik (bk. n-ẓ-m; a-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istihsan edici: beğenen, güzel bulan (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [TD]izn-i İlâhi: Allah’ın izni (bk. e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]işârât: işaretler[/TD]
        [TD]katarât: damlalar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]keyfiyât: özellikler, nitelikler[/TD]
        [TD]kut-u kulûb: kalplerin gıdası[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
        [TD]küllî: kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
        [TD]merkep: binek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]merâkib: binekler[/TD]
        [TD]mescid-i kebîr-i âlem: büyük kâinat mescidi (bk. k-b-r; a-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
        [TD]muvazzaf: görevli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
        [TD]mütalâacı: etraflıca inceleyip düşünen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütefekkir: düşünen, tefekkür eden (bk. f-k-r)[/TD]
        [TD]mütehayyir: hayrete düşen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
        [TD]nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
        [TD]nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rivâyât-ı ehâdisiye: Peygamberimizden rivâyet edilen hadisler (bk. ḥ-d-s)[/TD]
        [TD]ruhaniyât: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları (bk. r-v-ḥ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
        [TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saray-ı âlem: kâinat sarayı (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]sefine: gemi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyyâre: gezegen[/TD]
        [TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]taam: yiyecek[/TD]
        [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
        [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
        [TD]umumî: genel[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vazife-i tefekkür: tefekkür görevi (bk. f-k-r)[/TD]
        [TD]vazife-i ubûdiyet: kulluk görevi (bk. a-b-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vezâif: görevler[/TD]
        [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vüs’atli: geniş[/TD]
        [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #798236
        Anonim

          Hem denilebilir: Bir kısım hayattar ecsam, bir hadis-i şerifte “Ehl-i Cennet ruhları, berzah âleminde yeşil kuşların cevflerine girerler ve Cennette gezerler”blank.gif1 diye işaret ettiği, “tuyurun hudrun“ tesmiye edilen Cennet kuşlarından tut, tâ sineklere kadar, bir cins ervâhın tayyareleridir. Onlar, bunların içine emr-i Hakla girerler, âlem-i cismaniyâtı seyredip, o hayattar cesetlerdeki göz, kulak gibi duygularıyla, âlem-i cismanîdeki mu’cizât-ı fıtratı temâşâ ediyorlar, tesbihat-ı mahsusalarını eda ediyorlar.

          İşte, nasıl hakikat böyle iktiza ediyor. Hikmet dahi aynen öyle iktiza eyliyor. Çünkü, şu kesafetli ve ruha münasebeti az olan topraktan ve şu küduretli ve nur‑u hayata münasebeti pek cüz’î olan sudan, mütemadiyen, hummâlı bir faaliyetle, letafetli hayatı ve nuraniyetli zevil’idraki halk eden Fâtır-ı Hakîm, elbette, ruha çok lâyık ve hayata çok münasip şu nur denizinden ve hattâ şu zulmet bahrinden, şu havadan, şu elektrik gibi sair madde-i lâtifeden bir kısım zîşuur mahlûkları vardır. Hem pek çok kesretli olarak vardır.

          endOfSection.gifendOfSection.gif


          [NOT]Dipnot-1
          bk. Müslim, İmâre: 121; Ebû Dâvud, Cihad: 25; Tirmizi, Tefsiru Sûreti Âl-i İmrân: 19, Fedâilü’l-Cihâd: 13; İbn-i Mâce, Cenâiz: 4, Dârimî, Cihâd: 18; Müsned, 1:266, 6:386.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Ehl-i Cennet: Cennet ehli[/TD]
          [TD]Fâtır-ı Hakîm: herşeyi hikmetle ve harika üstün san’atıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bahr: deniz[/TD]
          [TD]berzah âlemi: öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki âlem (bk. a-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cevf: karın[/TD]
          [TD]cüz’î: küçük, az (bk. c-z-e)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ecsam: cisimler[/TD]
          [TD]eda etmek: yerine getirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emr-i Hak: Allah’ın emri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]ervâh: ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
          [TD]hakikat: teşbih ve mecazdan arınmış, ap açık olan gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet: herşeyin bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olduğunu gösteren ilim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]hummâlı: hararetli, yoğun[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
          [TD]kesafetli: yoğun, katı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kesretli: çoklukla (bk. k-s̱-r)[/TD]
          [TD]küduretli: bulanık, yoğun[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]letafet: maddî ve cismanî varlıkların tâbi olduğu sınırlamalarla kısıtlı olmama (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [TD]madde-i lâtife: cismanî olmayan, ruhla ilgili madde (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [TD]mu’cizât-ı fıtrat: yaratılış mu’cizeleri (bk. a-c-z; f-ṭ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
          [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
          [TD]nur-u hayat: hayat ışığı (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nuraniyetli: nur özelliği olan (bk. n-v-r)[/TD]
          [TD]sair: diğer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tayyare: uçak[/TD]
          [TD]temâşâ etme: seyretme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tesbihat-ı mahsusa: özel tesbihler, Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
          [TD]tesmiye edilme: isimlendirilme (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tuyurun hudrun: yeşil renkli kuşlar[/TD]
          [TD]zevil’idrak: idrak sahipleri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
          [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i cismaniyât: maddî âlem (bk. a-l-m)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #798237
          Anonim
            Birinci Maksat

            MELÂİKENİN tasdiki, imanın bir rüknüdür. Şu Maksatta, dört nükte-i esasiye vardır.

            BİRİNCİ ESAS

            Vücudun kemâli, hayat iledir. Belki vücudun hakikî vücudu, hayat iledir. Hayat, vücudun nurudur. Şuur, hayatın ziyasıdır. Hayat herşeyin başıdır ve esasıdır. Hayat, herşeyi, herbir zîhayat olan şeye mal eder; birşeyi bütün eşyaya mâlik hükmüne geçirir. Hayat ile, bir şey-i zîhayat diyebilir ki, “Şu bütün eşya malımdır. Dünya hanemdir. Kâinat, Mâlikim tarafından verilmiş bir mülkümdür.”
            Nasıl ki ziya, ecsâmın görülmesine sebeptir ve renklerin—bir kavle göre—sebeb-i vücududur. Öyle de, hayat dahi mevcudatın keşşafıdır. Keyfiyâtın tahakkukuna sebeptir. Hem cüz’î bir cüz’ü, küll ve küllî hükmüne getirir. Ve küllî şeyleri bir cüz’e sığıştırmaya sebeptir. Ve hadsiz eşyayı iştirak ve ittihad ettirip bir vahdete medar, bir ruha mazhar yapmak gibi, kemâlât-ı vücudun umumuna sebeptir. Hattâ hayat, kesret tabakatında bir çeşit tecellî-i vahdettir ve kesrette ehadiyetin bir âyinesidir.

            Bak, hayatsız bir cisim, büyük bir dağ dahi olsa, yetimdir, gariptir, yalnızdır. Münasebeti, yalnız oturduğu mekânla ve ona karışan şeylerle vardır. Başka, kâinatta ne varsa, o dağa nisbeten madumdur. Çünkü, ne hayatı var ki hayatla alâkadar olsun, ne şuuru var ki taallûk etsin. Şimdi, bak küçücük bir cisme, meselâ balarısına: Hayat ona girdiği anda, bütün kâinatla öyle münasebet tesis eder ki, bütün kâinatla, hususan zeminin çiçekleriyle ve nebâtatlarıyla öyle bir ticaret akdeder ki, diyebilir: “Şu arz benim bahçemdir, ticarethanemdir.” İşte, zîhayattaki

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Mâlik: herşeyin sahibi olan Allah (bk. m-l-k)[/TD]
            [TD]akdetmek: sözleşme yapmak, anlaşmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]alâkadar: ilgili[/TD]
            [TD]arz: yeryüzü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz’: parça, kısım (bk. c-z-e)[/TD]
            [TD]cüz’î: ferd (bk. c-z-e)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ecsâm: cisimler[/TD]
            [TD]ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta görünen birlik tecellisi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]eşya: varlıklar[/TD]
            [TD]garip: kimsesiz, zavallı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
            [TD]hakikî: gerçek mahiyet (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hane: ev[/TD]
            [TD]hususan: özellikle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ittihad: birleşme[/TD]
            [TD]iştirak: katılma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kavl: söz, rivâyet[/TD]
            [TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk (bk. k-m-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâlât-ı vücud: varlığın mükemmellikleri (bk. k-m-l; v-c-d)[/TD]
            [TD]kesret tabakatı: çokluk tabakaları; sayısız varlıklardan oluşan tabakalar (bk. k-s̱-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]keyfiyât: durumlar, oluşumlar[/TD]
            [TD]keşşaf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
            [TD]küll: bütün (bk. k-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küllî: tür gibi, kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
            [TD]madum: yok, ölü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]maksat: kastedilen şey, gaye, amaç (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
            [TD]mazhar: sahip, erişme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]medar: sebep, vesile[/TD]
            [TD]mekân: yer (bk. m-k-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]melaîke: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
            [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
            [TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey (bk. m-l-k)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
            [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)[/TD]
            [TD]nur: ışık (bk. n-v-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nükte-i esasiye: esas nükte, ince ve derin mânâ[/TD]
            [TD]rükn: esas, şart (bk. r-k-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sebeb-i vücud: varlık sebebi (bk. s-b-b; v-c-d)[/TD]
            [TD]taallûk etmek: ilgili olmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]tasdik: doğrulama, onaylama (bk. s-d-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tecellî-i vahdet: Allah’ın birliğinin yansıması (bk. c-l-y; v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]tesis etmek: kurmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ticarethane: ticaret yapılan yer[/TD]
            [TD]umum: bütün, genel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zemin: yer[/TD]
            [TD]ziya: ışık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
            [TD]âyine: ayna[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şey-i zîhayat: canlı varlık (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
            [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #798238
            Anonim

              meşhur havass-ı zâhire ve bâtına duygularından başka, gayr-ı meş’ur, sâika ve şâika hisleriyle beraber, o arı, dünyanın ekser envâıyla ihtisas ve ünsiyet ve mübadele ve tasarrufa sahip olur.

              İşte, en küçük zîhayatta hayat böyle tesirini gösterse, elbette hayat, tabaka-i insaniye olan en yüksek mertebeye çıktıkça öyle bir inbisat ve inkişaf ve tenevvür eder ki, hayatın ziyası olan şuur ile, akıl ile, bir insan, kendi hanesindeki odalarda gezdiği gibi, o zîhayat, kendi aklıyla avâlim-i ulviyede ve ruhiyede ve cismaniyede gezer. Yani, o zîşuur ve zîhayat, mânen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurun mir’ât-ı ruhuna misafir olup, irtisam ve temessül ile geliyorlar.

              Hayat, Zât-ı Zülcelâlin en parlak bir burhan-ı vahdeti ve en büyük bir maden-i nimeti ve en lâtif bir tecellî-i merhameti ve en hafî ve bilinmez bir nakş-ı nezih‑i san’atıdır.

              Evet, hafî ve dakiktir. Çünkü, envâ-ı hayatın en ednâsı olan hayat-ı nebat ve o hayat-ı nebatın en birinci derecesi olan çekirdekteki ukde-i hayatiyenin tenebbühü, yani uyanıp açılarak neşvünemâ bulması—o derece zâhir ve kesrette ve mebzuliyette—ülfet içinde, zaman-ı Âdem’den beri hikmet-i beşeriyenin nazarında gizli kalmıştır. Hakikati, hakikî olarak beşerin aklıyla keşfedilmemiş.

              Hem hayat o kadar nezih ve temizdir ki, iki vechi, yani mülk ve melekûtiyet vecihleri temizdir, paktır, şeffaftır. Dest-i kudret, esbabın perdesini vaz etmeyerek, doğrudan doğruya mübaşeret ediyor. Fakat sair şeylerdeki umur-u hasiseye ve kudretin izzetine uygun gelmeyen nâpâk keyfiyât-ı zâhiriyeye menşe olmak için, esbab-ı zâhiriyeyi perde etmiştir.

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi ve şanı yüce Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
              [TD]avâlim-i ulviye ve ruhiye ve cismaniye: yüce, ruhî ve cismanî âlemler (bk. a-l-m; r-v-ḥ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beşer: insan[/TD]
              [TD]burhan-ı vahdet: birlik delili (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dakik: ince, derin[/TD]
              [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ednâ: en aşağı[/TD]
              [TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
              [TD]envâ-ı hayat: hayatın çeşitleri, türleri (bk. ḥ-y-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
              [TD]esbab-ı zâhiriye: görünen sebepler (bk. s-b-b; ẓ-h-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gayr-ı meş’ur: bilincine varılmayan (bk. ş-a-r)[/TD]
              [TD]hafî: gizli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: gerçek, meselenin içyüzü, esası (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]hakikî: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hane: ev[/TD]
              [TD]havass-ı zâhire ve bâtına: iç ve dış duyu organları (bk. ẓ-h-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayat-ı nebat: bitki hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
              [TD]hikmet-i beşeriye: insanların buldukları bilim anlayışı, felsefe (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]his: duygu[/TD]
              [TD]ihtisas: uzmanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
              [TD]inkişaf: açılma (bk. k-ş-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]irtisam: resmedilme[/TD]
              [TD]izzet: şeref, yücelik (bk. a-z-z)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
              [TD]keyfiyât-ı zâhiriye: görünürdeki haller, durumlar (bk. ẓ-h-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keşfetmek: açığa çıkarmak (bk. k-ş-f)[/TD]
              [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
              [TD]maden-i nimet: nimet kaynağı (bk. n-a-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mebzuliyet: bolluk[/TD]
              [TD]melekûtiyet: birşeyin içyüzü, aslı, esası (bk. m-l-k)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menşe: kaynak[/TD]
              [TD]mertebe: derece[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mir’ât-ı ruh: ruh aynası (bk. r-v-ḥ)[/TD]
              [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mübadele: değiş tokuş[/TD]
              [TD]mübaşeret: temas[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mülk: birşeyin dış, görünen yüzü (bk. m-l-k)[/TD]
              [TD]nakş-ı nezih-i san’at: san’atın güzel nakşı (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazar: bakış, düşünce (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [TD]nezih: temiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]neşvünemâ: büyüyüp gelişme[/TD]
              [TD]nâpâk: temiz olmayan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]pak: temiz[/TD]
              [TD]sair: diğer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sâika: sevk edici[/TD]
              [TD]tabaka-i insaniye: insan tabakası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tasarruf: kullanma ve faaliyet (bk. ṣ-r-f)[/TD]
              [TD]tecellî-i merhamet: merhamet yansıması (bk. c-l-y; r-ḥ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]temessül: belirme, görünme (bk. m-s̱-l)[/TD]
              [TD]tenebbüh: uyanış, yeşerme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenevvür: nurlanma, aydınlanma (bk. n-v-r)[/TD]
              [TD]tesir: etki[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ukde-i hayatiye: hayat çekirdeği (bk. ḥ-y-y)[/TD]
              [TD]umur-u hasise: alçak ve değersiz işler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
              [TD]vecih: yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zaman-ı Âdem: Hz. Âdem’in yaşadığı dönem[/TD]
              [TD]ziya: ışık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zâhir: açık (bk. ẓ-h-r)[/TD]
              [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
              [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ülfet: alışkanlık[/TD]
              [TD]ünsiyet: dostluk, canayakınlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şeffaf: saydam[/TD]
              [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #798239
              Anonim

                Elhasıl: Denilebilir ki, hayat olmazsa, vücut vücut değildir, ademden farkı olmaz. Hayat ruhun ziyasıdır. Şuur hayatın nurudur. Madem ki hayat ve şuur bu kadar ehemmiyetlidirler. Ve madem şu âlemde bilmüşahede bir intizam-ı kâmil‑i ekmel vardır. Ve şu kâinatta bir itkan-ı muhkem, bir insicam-ı ahkem görünüyor. Madem şu biçare, perişan küremiz, sergerdan zeminimiz bu kadar had ve hesaba gelmez zevilhayat ile, zevil’ervah ile ve zevil’idrak ile dolmuştur. Elbette sadık bir hads ile ve kat’î bir yakin ile hükmolunur ki, şu kusûr-u semâviye ve şu buruc-u sâmiyenin dahi kendilerine münasip zîhayat, zîşuur sekeneleri vardır. Balık suda yaşadığı gibi, güneşin ateşinde dahi o nuranî sekeneler bulunur. Nar, nuru yakmaz. Belki ateş ışığa medet verir.

                Madem kudret-i ezeliye, bilmüşahede, en âdi maddelerden, en kesif unsurlardan hadsiz zîhayat ve zîruhu halk eder; ve gayet ehemmiyetle, madde-i kesifeyi, hayat vasıtasıyla madde-i lâtifeye çevirir; ve nur-u hayatı herşeyde kesretle serpiyor; ve şuur ziyasıyla ekser şeyleri yaldızlıyor. Elbette, o Kadîr-i Hakîm, bu kusursuz kudretiyle, bu noksansız hikmetiyle, nur gibi, esir gibi, ruha yakın ve münasip olan sair seyyâlât-ı lâtife maddeleri ihmal edip hayatsız bırakmaz, câmid bırakmaz, şuursuz bırakmaz. Belki, madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esir maddesinden, hattâ mânâlardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halk eder ki, hayvânâtın pek çok muhtelif ecnasları gibi pek çok muhtelif ruhanî mahlûkları, o seyyâlât-ı lâtife maddelerinden halk eder. Onların bir kısmı melâike, bir kısmı da ruhanî ve cin ecnaslarıdır.

                Melâikelerin ve ruhanîlerin kesretle vücutlarını kabul etmek ne derece hakikat ve bedihî ve makul olduğunu ve Kur’ân’ın beyan ettiği gibi onları kabul etmeyen

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan sonsuz kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bedihî: açık, âşikâr[/TD]
                [TD]beyan etme: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bilmüşahede: gözle görülerek (bk. ş-h-d)[/TD]
                [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]buruc-u sâmiye: yüksek burçlar[/TD]
                [TD]câmid: cansız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ecnas: cinsler, türler[/TD]
                [TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
                [TD]esir: bütün kâinatı kapladığına inanılan madde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak[/TD]
                [TD]hads: sezgi, seziş (bk. ḥ-d-s)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hikmet: herşeyin bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]ihmal: önemsememe[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]insicam-ı ahkem: sağlam bir akış ve uyumlu gidiş (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]intizam-ı kâmil-i ekmel: tam ve çok mükemmel bir düzenlilik (bk. n-ẓ-m; k-m-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]itkan-ı muhkem: kusursuz ve pürüzsüz bir sağlamlık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kesif: yoğun, katı[/TD]
                [TD]kesretle: çoklukla (bk. k-s̱-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelî kudreti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kusûr-u semâvi: gökteki saraylar (bk. s-m-v)[/TD]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küre: dünya[/TD]
                [TD]madde-i kesife: yoğun, katı madde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]madde-i lâtife: cismanî olmayan, ruhla ilgili madde (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                [TD]madde-i nur: ışık maddesi (bk. n-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                [TD]makul: akla uygun[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]medet: yardım[/TD]
                [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
                [TD]nar: ateş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
                [TD]nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nuranî: nurdan yaratılmış (bk. n-v-r)[/TD]
                [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sadık: doğru (bk. s-d-ḳ)[/TD]
                [TD]sair: diğer[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sekene: sâkinler, yerleşmiş olanlar (bk. s-k-n)[/TD]
                [TD]sergerdan: başı dönük[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]seyyâlât-ı lâtife: akıcı ve cismanî olmayan, ruhla ilgili (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                [TD]unsur: madde, parça[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]yakin: şüphesiz ve kesin bilgi (bk. y-ḳ-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer[/TD]
                [TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zevil’ervah: ruh sahipleri (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                [TD]zevil’idrak: idrâk sahipleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziya: ışık[/TD]
                [TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                [TD]âdi: basit, değersiz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #798240
                Anonim

                  ne derece hilâf-ı hakikat ve hilâf-ı hikmet bir hurafe, bir dalâlet, bir hezeyan, bir divanelik olduğunu, şu temsile bak, gör:

                  İki adam, biri bedevî, vahşî, diğeri medenî, aklı başında olarak, arkadaş olup İstanbul gibi haşmetli bir şehre gidiyorlar. O medenî, muhteşem şehrin uzak bir köşesinde pis, perişan, küçük bir haneye, bir fabrikaya rastgeliyorlar. Görüyorlar ki, o hane amele, sefil, miskin adamlarla doludur. Acip bir fabrika içinde çalışıyorlar. O hanenin etrafı da zîruh ve zîhayatlarla doludur. Fakat onların medar-ı taayyüşü ve hususî şerâit-i hayatiyeleri vardır ki, onların bir kısmı âkilü’n-nebattır, yalnız nebâtatla yaşıyorlar. Diğer bir kısmı âkilü’s-semektir, balıktan başka birşey yemiyorlar.

                  O iki adam bu hali görüyorlar. Sonra bakıyorlar ki, uzakta binler müzeyyen saraylar, âli kasırlar görünüyor. O sarayların ortalarında geniş destgâhlar ve vüs’atli meydanlar vardır. O iki adam, uzaklık sebebiyle veyahut göz zayıflığıyla veya o sarayın sekenelerinin gizlenmesi sebebiyle, o sarayın sekeneleri o iki adama görünmüyorlar. Hem şu perişan hanedeki şerâit-i hayatiye o saraylarda bulunmuyor.

                  O vahşî, bedevî, hiç şehir görmemiş adam, bu esbaba binaen görünmediklerinden ve buradaki şerâit-i hayat orada bulunmadığından, der: “O saraylar, sekenelerden hâlidir, boştur, zîruh içinde yoktur” der, vahşetin en ahmakça bir hezeyanını yapar.

                  İkinci adam der ki: Ey bedbaht! Şu hakir, küçük haneyi görüyorsun ki, zîruhla, amelelerle doldurulmuş. Ve biri var ki, bunları her vakit tazelendiriyor, istihdam ediyor. Bak, bu hane etrafında boş bir yer yoktur; zîhayat ve zîruhla doldurulmuştur. Acaba hiç mümkün müdür ki, şu uzakta bize görünen şu muntazam şehrin, şu hikmetli tezyinatın, şu san’atlı sarayların, onlara münasip âli sekeneleri bulunmasın? Elbette o saraylar umumen doludur ve onlarda yaşayanlara göre başka şerâit-i hayatiyeleri var. Evet, ot yerine belki börek yerler; balık yerine baklava yiyebilirler. Uzaklık sebebiyle veyahut gözünün kabiliyetsizliği veya onların gizlenmekliğiyle sana görünmemeleri, onların olmamalarına hiçbir vakit delil olamaz. Adem-i rüyet, adem-i vücuda delâlet etmez. Görünmemek, olmamaya hüccet olamaz.

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]acip: acaip, tuhaf[/TD]
                  [TD]adem-i rüyet: görmeme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]adem-i vücud: olmama (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]ahmakça: akılsızca[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]amele: işçi[/TD]
                  [TD]bedbaht: talihsiz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bedevî: çölde yaşayan, göçebe[/TD]
                  [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                  [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]destgâh: tezgâh[/TD]
                  [TD]divanelik: akılsızlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                  [TD]hakir: hor ve değersiz, önemsiz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hane: ev[/TD]
                  [TD]haşmetli: görkemli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hezeyan: saçmalama[/TD]
                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olduğunu gösteren ilim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hilâf-ı hakikat: gerçeğe ve doğrulara aykırı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]hilâf-ı hikmet: hikmete aykırı (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hurafe: saçma inanış[/TD]
                  [TD]hâli: boş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hüccet: delil[/TD]
                  [TD]istihdam: çalıştırma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kasır: saray, köşk[/TD]
                  [TD]medar-ı taayyüş: geçim kaynağı (bk. a-y-ş)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]miskin: fakir (bk. s-k-n)[/TD]
                  [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                  [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
                  [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sefil: yoksul[/TD]
                  [TD]sekene: sâkinler, yerleşmiş olanlar (bk. s-k-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]umumen: bütünüyle[/TD]
                  [TD]vahşet: kabalık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vahşî: medenî olmayan, kaba[/TD]
                  [TD]vüs’atli: geniş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                  [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âkilü’n-nebat: ot yiyen, otobur[/TD]
                  [TD]âkilü’s-semek: balık yiyen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âli: yüce[/TD]
                  [TD]İstanbul: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şerâit-i hayat: hayat şartları (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #798241
                  Anonim

                    İşte, şu temsil gibi, ecrâm-ı ulviye ve ecsâm-ı seyyare içinde küre-i arzın hakaret ve kesafetiyle beraber bu kadar hadsiz zîruhların, zîşuurların vatanı olması ve en hasis ve en müteaffin cüzleri dahi birer menba-ı hayat kesilmesi, birer mahşer-i huveynat olması, bizzarure ve bilbedâhe ve bi’t-tarikı’l-evlâ ve bi’l-hadsi’s-sâdık ve bi’l-yakîni’l-kat’î delâlet eder, şehadet eyler, ilân eder ki, şu nihayetsiz feza-yı âlem ve şu muhteşem semâvât, burçlarıyla, yıldızlarıyla, zîşuur, zîhayat, zîruhlarla doludur. Nardan, nurdan, ateşten, ışıktan, zulmetten, havadan, savttan, râyihadan, kelimattan, esirden ve hattâ elektrikten ve sair seyyâlât-ı lâtifeden halk olunan o zîhayat ve o zîruhlara ve o zîşuurlara, Şeriat-ı Garrâ-yı Muhammediye (Aleyhissalâtü Vesselâm), Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, “melâike ve cân ve ruhaniyattır” der, tesmiye eder.

                    Melâikenin ise, ecsâmın muhtelif cinsleri gibi, cinsleri muhteliftir. Evet, elbette bir katre yağmura müekkel olan melek, şemse müekkel meleğin cinsinden değildir. Cin ve ruhaniyat dahi, onların da pek çok ecnâs-ı muhtelifeleri vardır.

                    ŞU NÜKTE-İ ESASİYENİN HÂTİMESİ: Bittecrübe, madde asıl değil ki, vücut ona musahhar kalsın ve tâbi olsun. Belki, madde, bir mânâ ile kaimdir. İşte o mânâ hayattır, ruhtur.

                    Hem, bilmüşahede, madde mahdum değil ki, herşey ona ircâ edilsin. Belki hâdimdir, bir hakikatin tekemmülüne hizmet eder. O hakikat hayattır. O hakikatin esası da ruhtur.

                    Bilbedâhe, madde hâkim değil ki, ona müracaat edilsin, kemâlât ondan istenilsin.

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                    [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                    [TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü üzere (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bittecrübe: tecrübeyle[/TD]
                    [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bi’l-hadsi’s-sâdık: doğruluğuna hemen hükmedilecek bir şekilde (bk. s-d-ḳ)[/TD]
                    [TD]bi’l-yakîni’l-kat’î: kesin bilgiye dayanarak (bk. y-ḳ-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bi’t-tarikı’l-evlâ: en doğru ve tercihe değer yol ile (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
                    [TD]burç: belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cins: tür[/TD]
                    [TD]cân: cinler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’: kısım, parça (bk. c-z-e)[/TD]
                    [TD]delâlet etme: delil olma, işaret etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ecnâs-ı muhtelife: farklı cinsler, çeşitli türler[/TD]
                    [TD]ecrâm-ı ulviye: gökcisimleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ecsâm: cisimler[/TD]
                    [TD]ecsâm-ı seyyare: hareketli cisimler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esir: kâinatı kapladığına inanılan madde[/TD]
                    [TD]feza-yı âlem: uzay (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                    [TD]hakaret: küçüklük, değersizlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [TD]halk olunma: yaratılma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hasis: âdi, değersiz[/TD]
                    [TD]hâdim: hizmetçi, hizmet eden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ircâ: döndürme, yönlendirme[/TD]
                    [TD]kaim: ayakta duran (bk. ḳ-v-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]katre: damla[/TD]
                    [TD]kelimat: kelimeler (bk. k-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)[/TD]
                    [TD]kesafet: yoğunluk, katılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                    [TD]mahdum: efendi, kendisine hizmet edilen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahşer-i huveynat: küçük canlıların toplanma yeri (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
                    [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]menba-ı hayat: hayat kaynağı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                    [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
                    [TD]musahhar: boyun eğen, emre uyan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
                    [TD]müekkel: görevli, vekil tayin edilmiş (bk. v-k-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müteaffin: kokuşmuş[/TD]
                    [TD]nar: ateş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                    [TD]nur: ışık, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nükte-i esasiye: esas nükte, ince ve derin mânâ[/TD]
                    [TD]ruhaniyât: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]râyiha: güzel ve hoş koku[/TD]
                    [TD]sair: diğer[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]savt: ses[/TD]
                    [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]seyyâlât-ı lâtife: akıcı ve cismanî olmayan, ruhla ilgili maddeler (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                    [TD]tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma (bk. k-m-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                    [TD]tesmiye etme: isimlendirme (bk. s-m-v)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tâbi: bağlı olma, uyma[/TD]
                    [TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                    [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                    [TD]Şeriat-ı Garrâ-yı Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği büyük ve parlak şeriat, İslâmiyet (bk. ş-r-a; ḥ-m-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [TD]şems: güneş[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #796221
                    Anonim

                      Belki mahkûmdur; bir esasın hükmüne bakar, onun gösterdiği yollarla hareket eder. İşte o esas hayattır, ruhtur, şuurdur.

                      Hem, bizzarure, madde lüb değil, esas değil, müstekar değil ki, işler ve kemâlât ona takılsın, ona bina edilsin. Belki yarılmaya, erimeye, yırtılmaya müheyyâ bir kışırdır, bir kabuktur ve köpüktür ve bir surettir.

                      Görülmüyor mu ki, gözle görülmeyen hurdebinî bir hayvanın ne kadar keskin duyguları var ki, arkadaşının sesini işitir, rızkını görür, gayet hassas ve keskin hisleri vardır. Şu hal gösteriyor ki, maddenin küçülüp inceleşmesi nisbetinde âsâr-ı hayat tezayüd ediyor, nur-u ruh teşeddüt ediyor. Güya madde inceleştikçe, bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça, ruh âlemine, hayat âlemine, şuur âlemine yaklaşıyor gibi, hararet-i ruh, nur-u hayat daha şiddetli tecellî ediyor.

                      İşte, hiç mümkün müdür ki, bu madde perdesinde bu kadar hayat ve şuur ve ruhun tereşşuhâtı bulunsun; o perde altında olan âlem-i bâtın, zîruh ve zîşuurlarla dolu olmasın? Hiç mümkün müdür ki, şu maddiyat ve âlem-i şehadetteki mânânın ve ruhun ve hayatın ve hakikatin şu hadsiz tereşşuhâtı ve lemeat ve semerâtının menâbii, yalnız maddeye ve maddenin hareketine ircâ edilip izah edilsin? Hâşâ ve kat’â ve asla! Bu hadsiz tereşşuhat ve lemeat gösteriyor ki, şu âlem-i maddiyat ve şehadet ise, âlem-i melekût ve ervah üstünde serpilmiş tenteneli bir perdedir.

                      İKİNCİ ESAS

                      Melâikenin vücuduna ve ruhanîlerin sübutuna ve hakikatlerinin vücuduna bir icmâ-ı mânevî ile, tabirde ihtilâflarıyla beraber, bütün ehl-i akıl ve ehl-i nakil, bilerek, bilmeyerek ittifak etmişler denilebilir. Hattâ, maddiyatta çok ileri giden hükema-i işrâkıyyunun meşâiyyun kısmı, melâikenin mânâsını inkâr etmeyerek,

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]bina etme: üzerine kurma[/TD]
                      [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i akıl: akıl sahibi kimseler[/TD]
                      [TD]ehl-i nakil: geçmiş bilgileri nakledenler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]güya: sanki[/TD]
                      [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat: gerçek mahiyet, içyüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]hararet-i ruh: ruhun sıcaklığı (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hassas: duyarlı[/TD]
                      [TD]his: duygu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hurdebinî: gözle görülmeyecek kadar küçük, mikroskobik[/TD]
                      [TD]hâşâ: asla, öyle değil[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hükema-i işrâkıyyun: bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunan filozoflar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]icmâ-ı mânevî: mânevî fikir birliği (bk. c-m-a; a-n-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtilâf: ayrılık, farklılık[/TD]
                      [TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ircâ: döndürme, yönlendirme[/TD]
                      [TD]ittifak: birleşme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]izah: açıklama[/TD]
                      [TD]kat’a: kesinlikle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)[/TD]
                      [TD]kışır: kabuk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lemeat: parıltılar[/TD]
                      [TD]lüb: öz, iç[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maddiyat: maddî şeyler[/TD]
                      [TD]mahkûm: hükmedilen (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                      [TD]menâbi: kaynaklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meşâiyyun: Aristo geleneğini izleyen felsefeciler[/TD]
                      [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müheyyâ: hazır[/TD]
                      [TD]müstekar: yerleşmiş, sabit[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nisbet: oran (bk. n-s-b)[/TD]
                      [TD]nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nur-u ruh: ruhun nuru (bk. n-v-r; r-v-ḥ)[/TD]
                      [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]semerât: meyveler[/TD]
                      [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sübut: sabit olma, kesin olarak var olma[/TD]
                      [TD]tabir: ifade, anlatım[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
                      [TD]tentene: tül gibi, ince ve şeffaf[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tereşşuhât: sızıntılar, izler[/TD]
                      [TD]tezayüd etme: ziyadeleşme, artma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşeddüt etme: şiddetlenme, kuvvetlenme[/TD]
                      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                      [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                      [TD]âlem-i bâtın: görünmeyen, iç âlem (bk. a-l-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem-i maddiyat ve şehadet: maddî ve görünen âlem (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
                      [TD]âlem-i melekût ve ervah: görünmeyen mânâ ve ruhlar âlemi (bk. a-l-m; m-l-k; r-v-ḥ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
                      [TD]âsâr-ı hayat: hayat eserleri, işaretleri (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #795509
                      Anonim

                        “Herbir nev’in bir mahiyet-i mücerrede-i ruhaniyeleri vardır” derler. Melâikeyi öyle tabir ediyorlar. Eski hükemanın işrâkıyyun kısmı dahi, melâikenin mânâsında kabule muztar kalarak, yalnız yanlış olarak “ukul-u aşere“ ve “erbâbü’l-envâ’“ diye isim vermişler. Bütün ehl-i edyan, “melekü’l-cibal, melekü’l-bihar, melekü’l-emtar” gibi, her nev’e göre birer melek-i müekkel, vahyin ilhamı ve irşadıyla bulunduğunu kabul ederek, o namlarla tesmiye ediyorlar. Hattâ, akılları gözlerine inmiş ve insaniyetten cemâdat derecesine mânen sukut etmiş olan maddiyyun ve tabiiyyun dahi, melâikenin mânâsını inkâr edemeyerek,HAŞİYE-1 “kuvâ-yı sâriye“ namıyla bir cihette kabule mecbur olmuşlar.

                        Ey melâike ve ruhaniyatın kabulünde tereddüt gösteren biçare adam! Neye istinad ediyorsun, hangi hakikate güveniyorsun ki, bütün ehl-i akıl bilerek, bilmeyerek melâikenin mânâsının sübutuna ve tahakkukuna ve ruhanîlerin tahakkukları hakkında ittifaklarına karşı geliyorsun, kabul etmiyorsun? Madem ki Birinci Esasta ispat edildiği gibi, hayat, mevcudatın keşşafıdır, belki neticesidir, zübdesidir. Bütün ehl-i akıl, mânâ-yı melâikenin kabulünde mânen müttefiktirler. Ve şu zeminimiz, bu kadar zîhayat ve zîruhlarla şenlendirilmiştir. Şu halde hiç mümkün olur mu ki, şu feza-yı vasîa sekenelerden, şu semâvât-ı lâtife mutavattinînden hâli kalsın?

                        Hiç hatırına gelmesin ki, şu hilkatte câri olan namuslar, kanunlar, kâinatın hayattar

                        [NOT]Haşiye-1
                        Melâike mânâsını ve ruhaniyatın hakikatini inkâra mecal bulamamışlar; belki fıtratın namuslarından “kuvâ-yı sâriye“ diye, “cereyan eden kuvvetler” namını vererek yanlış bir surette tasvir ile bir cihetten tasdikine mecbur kalmışlar. Ey kendini akıllı zanneden!..[/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                        [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                        [TD]câri: geçerli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehl-i akıl: akıl sahibi kimseler[/TD]
                        [TD]ehl-i edyan: din sahipleri, dine inananlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]erbâbü’l-envâ: türlerin yöneticileri; bir felsefî iddiaya göre her türün bir tanrısının olması (bk. r-b-b)[/TD]
                        [TD]feza-yı vasîa: pek geniş uzay[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                        [TD]hakikat: gerçek, içyüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                        [TD]hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâli: boş[/TD]
                        [TD]hükema: filozoflar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilham: Allah tarafından kalbe atılan mânâlar[/TD]
                        [TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                        [TD]irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
                        [TD]ittifak: birlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]işrâkıyyun: bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunanlar[/TD]
                        [TD]keşşaf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kuvâ-yı sâriye: akıcı ve gezici güçler[/TD]
                        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
                        [TD]mahiyet-i mücerrede-i ruhaniye: ruha ait soyut bir özellik (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mecal: güç, kuvvet, takat[/TD]
                        [TD]melek-i müekkel: vekil tayin edilmiş, görevli melek (bk. m-l-k; v-k-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]melekü’l-bihar: denizlerden sorumlu melek (bk. m-l-k)[/TD]
                        [TD]melekü’l-cibal: dağlardan sorumlu melek (bk. m-l-k)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]melekü’l-emtar: yağmurdan sorumlu melek (bk. m-l-k)[/TD]
                        [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                        [TD]mutavattinîn: vatan edinmişler, yurt tutunmuşlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muztar: mecbur[/TD]
                        [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mânâ: anlam, içyüz (bk. a-n-y)[/TD]
                        [TD]mânâ-yı melâike: “melekler” kavramının özü (bk. a-n-y; m-l-k)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müttefik: birleşmiş[/TD]
                        [TD]nam: ad, ünvan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]namus: kanun (bk. n-m-s)[/TD]
                        [TD]netice: sonuç[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
                        [TD]ruhaniyat: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                        [TD]sekene: sâkinler, yerleşmiş olanlar (bk. s-k-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]semâvât-ı lâtife: güzel gökyüzü (bk. s-m-v; l-ṭ-f)[/TD]
                        [TD]sukut: düşme, alçalma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]sübut: sabit olma, kesin olarak meydana çıkma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tabiiyyun: tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                        [TD]tabir etme: açıklama, ifade etme (bk. a-b-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasvir etme: anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]tereddüt: şüphe[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tesmiye etme: isimlendirme (bk. s-m-v)[/TD]
                        [TD]ukul-u aşere: on akıl; eski bir felsefî iddiaya göre kâinatı on aklın idare etmesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vahy: bir emrin veya hakikatin Allah tarafından Peygambere bildirilmesi (bk. v-ḥ-y)[/TD]
                        [TD]zemin: yer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                        [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zübde: en seçkin kısım, öz[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #798242
                        Anonim

                          olmasına kâfi gelir. Çünkü, o cereyan eden namuslar, şu hükmeden kanunlar itibarî emirlerdir, vehmî düsturlardır; ademî sayılır. Onları temsil edecek, onları gösterecek, onların dizginlerini ellerinde tutacak melâike denilen ibâdullah olmazsa, o namuslara, o kanunlara bir vücut taayyün edemez, bir hüviyet teşahhus edemez, bir hakikat-i hariciye olamaz. Halbuki, hayat bir hakikat-i hariciyedir. Vehmî bir emir, hakikat-i hariciyeyi yüklenemez.

                          Elhasıl:
                          Madem ehl-i hikmetle ehl-i din ve ashab-ı akıl ve nakil mânen ittifak etmişler ki, mevcudat şu âlem-i şehadete münhasır değildir. Hem madem, zâhir olan âlem-i şehadet, câmid ve teşekkül-ü ervâha nâmuvafık olduğu halde, bu kadar zîruhlarla tezyin edilmiş. Elbette, vücut ona münhasır değildir. Belki daha çok tabakat-ı vücut vardır ki, âlem-i şehadet onlara nisbeten münakkaş bir perdedir.

                          Hem madem, denizin balığa nisbeti gibi, ervâha muvafık olan âlem-i gayb ve âlem-i mânâ ervahlarla dolu olmak iktiza eder. Hem madem bütün emirler mânâ-yı melâikenin vücuduna şehadet ederler. Elbette, bilâşek velâ şüphe, melâike vücutlarının ve ruhanî hakikatlerinin en güzel sureti ve ukul-ü selime kabul edecek ve istihsan edecek en makul keyfiyeti odur ki, Kur’ân şerh ve beyan etmiştir. O Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan der ki: “Melâike, ibâd-ı mükerremdir. Emre muhalefet etmezler. Ne emrolunsa onu yaparlar.”

                          Melâike, ecsâm-ı lâtife-i nuraniyedirler. Muhtelif nevilere münkasımdırlar. Evet, nasıl ki beşer bir ümmettir; kelâm sıfatından gelen şeriat-i İlâhiyenin hameleleri, mümessilleri, mütemessilleridir. Öyle de, melâike dahi muazzam bir

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: anlatım ve açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’an (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
                          [TD]ademî: yokluğa ait[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ashab-ı akıl ve nakil: akıl ve bilim sahipleri ve dinî bilgileri nakleden kimseler[/TD]
                          [TD]beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beşer: insanlar[/TD]
                          [TD]bilâşek velâ şüphe: şeksiz ve şüphesiz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]câmid: cansız, sert, katı[/TD]
                          [TD]düstur: kural, prensip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ecsâm-ı lâtife-i nuraniye: gözle görünmeyen nurânî cisimler (bk. l-ṭ-f; n-v-r)[/TD]
                          [TD]ehl-i din: din sahipleri, dindarlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehl-i hikmet: felsefeciler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]emir: olgu, iş, nesne[/TD]
                          [TD]ervâh: ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: gerçek mahiyet, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [TD]hakikat-i hariciye: gözle görülebilen gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hamele: taşıyıcı[/TD]
                          [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hüviyet: mahiyet, kimlik[/TD]
                          [TD]ibâd-ı mükerrem: şerefli, saygın kullar (bk. a-b-d; k-r-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ibâdullah: Allah’ın kulları (bk. a-b-d)[/TD]
                          [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istihsan etmek: güzel bulmak, beğenmek (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                          [TD]itibarî emir: gerçekte olmadığı halde varsayılan iş, olgu (bk. a-b-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ittifak etmek: birleşmek[/TD]
                          [TD]kelâm: konuşma, söz (bk. k-l-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]keyfiyet: nitelik, özellik[/TD]
                          [TD]kâfî: yeterli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]makul: akla uygun[/TD]
                          [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                          [TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhalefet etmek: aykırı davranmak[/TD]
                          [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muvafık: uygun[/TD]
                          [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mânâ-yı melâike: “melekler” kavramının ifade ettiği mânâ (bk. a-n-y; m-l-k)[/TD]
                          [TD]mümessil: temsilci (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]münakkaş: nakışlı (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                          [TD]münhasır: sınırlı, ait[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]münkasım: kısımlara ayrılmış[/TD]
                          [TD]mütemessil: cisim şeklinde görünen (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]namus: kanun (bk. n-m-s)[/TD]
                          [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nisbet: oran (bk. n-s-b)[/TD]
                          [TD]nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nâmuvafık: uygunsuz[/TD]
                          [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [TD]taayyün: belirlenme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tabakat-ı vücut: varlık tabakaları (bk. v-c-d)[/TD]
                          [TD]tezyin edilmek: süslenmek (bk. z-y-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teşahhus: somutlaşma, belirlenme[/TD]
                          [TD]teşekkül-ü ervâh: ruhların meydana gelmesi (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ukul-ü selime: sağlam ve bozulmamış akıllar[/TD]
                          [TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                          [TD]zâhir: görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                          [TD]âlem-i gayb: görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem-i mânâ: mânâ âlemi (bk. a-l-m; a-n-y)[/TD]
                          [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ümmet: millet[/TD]
                          [TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şerh: izah, açıklama[/TD]
                          [TD]şeriat-i İlâhiye: Allah’ın koyduğu kanun, nizam (bk. ş-r-a; e-l-h)[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #798243
                          Anonim

                            ümmettir ki, onların amele kısmı irade sıfatından gelen şeriat-i tekvîniyenin hamelesi, mümessili ve mütemessilleridirler. Müessir-i Hakikî olan kudret-i fâtıranın ve irade-i ezeliyenin emirlerine tâbi bir nevi ibâdullahtırlar ki, ecrâm-ı ulviyenin herbiri onların birer mescidi, birer mâbedi hükmündedirler.

                            ÜÇÜNCÜ ESAS

                            Mesele-i melâike ve ruhaniyat o mesâildendir ki, tek bir cüz’ün vücudu ile bir küllün tahakkuku bilinir; birtek şahsın rüyeti ile umum nev’in vücudu malûm olur. Çünkü kim inkâr ederse külliyen inkâr eder. Birtekini kabul eden, o nev’in umumunu kabul etmeye mecburdur.

                            Madem öyledir, işte bak: Görmüyor musun ve işitmiyor musun ki, bütün ehl-i edyan, bütün asırlarda, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar melâikenin vücuduna ve ruhanîlerin tahakkukuna ittifak etmişler ve insanın taifeleri birbirinden bahsi ve muhaveresi ve rivâyeti gibi, meleklerle muhavere edilmesine ve onların müşahedesine ve onlardan rivâyet edilmesine icmâ etmişlerdir. Acaba, hiçbir fert melâikelerden bilbedâhe görünmezse, hem bilmüşahede bir şahsın veya müteaddit eşhasın vücudu kat’î bilinmezse, hem onların bilbedâhe, bilmüşahede vücutları hissedilmezse, hiç mümkün müdür ki, böyle bir icmâ ve ittifak devam etsin ve böyle müsbet ve vücudî bir emirde ve şuhuda istinad eden bir halde müstemirren ve tevatüren o ittifak devam etsin? Hem hiç mümkün müdür ki, şu itikad-ı umumînin menşei, mebâdi-i zaruriye ve bedihî emirler olmasın? Hem hiç mümkün müdür ki, hakikatsiz bir vehim, bütün inkılâbât-ı beşeriyede, bütün akaid-i insaniyede istimrar etsin, bekà bulsun? Hem hiç mümkün müdür ki, şu ehl-i edyânın, bu icmâ-ı azîmin senedi, bir hads-i kat’î olmasın, bir yakîn-i şuhudî

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Müessir-i Hakikî: gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri harekete geçiren Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [TD]akaid-i insaniye: insanlığa ait inançlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]amele: işçi[/TD]
                            [TD]bahis: konu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bedihî: açık, âşikâr[/TD]
                            [TD]bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                            [TD]bilmüşahede: gözle görerek (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cüz’: parça, kısım (bk. c-z-e)[/TD]
                            [TD]ecrâm-ı ulviye: gökcisimleri[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ehl-i edyan: din sahipleri, dine inananlar[/TD]
                            [TD]emir: iş, olgu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]eşhas: şahıslar[/TD]
                            [TD]fert: tek, birey (bk. f-r-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hads-i kat’î: kesin ve doğru sezgi[/TD]
                            [TD]hakikatsiz: gerçek olmayan, asılsız (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hamele: taşıyıcı[/TD]
                            [TD]ibâdullah: Allah’ın kulları (bk. a-b-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
                            [TD]icmâ-ı azîm: çok büyük fikir birliği (bk. c-m-a; a-ẓ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkâr: kabul etmeme (bk. n-k-r)[/TD]
                            [TD]inkılâbât-ı beşeriye: insanlığın geçirdiği değişimler, başkalaşmalar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]irade: dileme, tercih, istek (bk. r-v-d)[/TD]
                            [TD]irade-i ezeliye: Allah’ın ezelî iradesi (bk. r-v-d; e-z-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istimrar: devam etme[/TD]
                            [TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itikad-ı umumî: çoğunluğun, genelin inancı[/TD]
                            [TD]ittifak: birlik, birleşme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kat’î: kesin[/TD]
                            [TD]kudret-i fâtıra: yaratıcı kudret (bk. ḳ-d-r; f-ṭ-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]küll: bütün (bk. k-l-l)[/TD]
                            [TD]külliyyen: bütünüyle (bk. k-l-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]malûm: bilinme (bk. a-l-m)[/TD]
                            [TD]mebâdi-i zaruriye: zorunlu prensipler ve temel bilgiler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                            [TD]menşe: kök[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mescid: namaz kılınan yer[/TD]
                            [TD]mesele-i melâike ve ruhaniyat: melekler ve ruhanî varlıklar meselesi (bk. m-s̱-l; m-l-k; r-v-ḥ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                            [TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mâbed: ibadet edilen yer (bk. a-b-d)[/TD]
                            [TD]mümessil: temsilci (bk. m-s̱-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müsbet: uygun[/TD]
                            [TD]müstemirren: sürekli, devamlı olarak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müteaddit: çeşitli, birden fazla[/TD]
                            [TD]mütemessil: cisim şeklinde görünen (bk. m-s̱-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müşahede: gözle görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rivâyet: duyulan şeylerin nakledilmesi[/TD]
                            [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rüyet: görme[/TD]
                            [TD]senet: kuvvetli delil olabilecek söz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [TD]taife: topluluk, grup[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
                            [TD]tâbi: bağlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [TD]vehim: kuruntu, zan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                            [TD]vücudî: varlıkla ilgili (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]yakîn-i şuhudî: görür gibi inanma (bk. y-ḳ-n; ş-h-d)[/TD]
                            [TD]zaman-ı Âdem: Hz. Âdem’in yaşadığı dönem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ümmet: millet[/TD]
                            [TD]şeriat-i tekvini: Allah’ın kâinatta koyduğu yaratılış kanunları (bk. ş-r-a; k-v-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şuhud: şahid olma, görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #798244
                            Anonim

                              olmasın? Hem hiç mümkün müdür ki, o hads-i kat’î, o yakîn-i şuhudî hadsiz emarelerden ve o emareler hadsiz müşahedat vakıalarından ve o müşahedat vakıaları, şeksiz ve şüphesiz, mebâdi-i zaruriyeye istinad etmesin? Öyle ise, şu ehl-i edyandaki bu itikadat-ı umumiyenin sebebi ve senedi, tevatür-ü mânevî kuvvetini ifade eden pek çok kerrat ile melâike müşahedelerinden ve ruhanîlerin rüyetlerinden hasıl olan mebâdi-i zaruriyedir, esâsât-ı kat’iyedir.

                              Hem hiç mümkün müdür, hiç makul müdür, hiç kabil midir ki, hayat-ı içtimaiye-i beşeriye semâsının güneşleri, yıldızları, ayları hükmünde olan enbiya ve evliya, tevatür suretiyle ve icmâ-ı mânevî kuvvetiyle ihbar ettikleri ve şehadet ettikleri melâike ve ruhaniyatın vücutları ve müşahedeleri bir şüphe kabul etsin, bir şekke medar olsun? Bahusus onlar şu meselede ehl-i ihtisastırlar. Malûmdur ki, iki ehl-i ihtisas, binler başkasına müreccahtırlar. Hem şu meselede ehl-i ispattırlar. Malûmdur ki, iki ehl-i ispat, binler ehl-i nefiy ve inkâra müreccahtırlar.

                              Ve bilhassa, kâinat semâsında daim parlayan ve hiçbir vakit gurub etmeyen, âlem-i hakikatin şemsü’ş-şumusu olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın ihbaratı ve risalet güneşi olan Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) şehâdâtı ve müşahedâtı, hiç kabil midir ki, bir şüphe kabul etsin?

                              Madem tek bir ruhaniyatın vücudu bir zamanda tahakkuk etse, şu nev’in umumen tahakkukunu gösteriyor. Ve madem şu nev’in vücudu tahakkuk ediyor. Elbette onların suret-i tahakkukunun en ahseni, en makulü, en makbulü, şeriatin şerh ettiği gibidir, Kur’ân’ın gösterdiği gibidir, Sahib-i Miracın gördüğü gibidir.

                              DÖRDÜNCÜ ESAS

                              Şu kâinatın mevcudatına nazar-ı dikkatle bakılsa görünür ki, cüz’iyat gibi külliyatın

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’an (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
                              [TD]Sahib-i Mirac: Miraca çıkan Peygamberimiz (a.s.m.) (bk. a-r-c)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) zâtı, kendisi (bk. ḥ-m-d)[/TD]
                              [TD]ahsen: en güzel (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bahusus: özellikle[/TD]
                              [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cüz’iyat: küçük, ferdî şeyler (bk. c-z-e)[/TD]
                              [TD]daim: devamlı, sürekli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehl-i edyan: din sahipleri, dine inananlar[/TD]
                              [TD]ehl-i ihtisas: konusunda uzman olan kimse[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ehl-i ispat: ispat edenler, doğruyu ortaya çıkaranlar[/TD]
                              [TD]ehl-i nefiy ve inkâr: inkâr edenler, reddedenler (bk. n-k-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]emare: işaret, belirti[/TD]
                              [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esâsât-ı kat’iye: kesin esaslar[/TD]
                              [TD]evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gurub: batma[/TD]
                              [TD]hads-i kat’î: kesin ve doğru sezgi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                              [TD]hasıl olma: meydana gelme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanlığın toplumsal hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
                              [TD]icmâ-ı mânevî: mânevî fikir birliği (bk. c-m-a; a-n-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihbar etme: haber verme[/TD]
                              [TD]ihbarat: haber vermeler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
                              [TD]itikadat-ı umumiye: çoğunluğun, genelin inançları[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
                              [TD]kerrat: defalarca[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                              [TD]makbul: kabul olunan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]makul: akla uygun[/TD]
                              [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mebâd-i zaruriye: zorunlu prensipler ve temel bilgiler[/TD]
                              [TD]medar: vesile, sebep[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                              [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müreccah: tercih edilir[/TD]
                              [TD]müşahedat: gözlemleme, görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müşahede: görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
                              [TD]risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ruhaniyât: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                              [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rüyet: görme[/TD]
                              [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                              [TD]suret-i tahakkuk: gerçekleşme şekli (bk. ṣ-v-r; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tevatür-ü mânevî: mânevî nakiller ile gelen, mânâsı üzerinde ittifak sağlanan nakil (bk. a-n-y)[/TD]
                              [TD]umumen: bütünüyle[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vakıa: olay[/TD]
                              [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]yakîn-i şuhudî: görür gibi inanma (bk. y-ḳ-n; ş-h-d)[/TD]
                              [TD]âlem-i hakikat: gerçek âlem (bk. a-l-m; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [TD]şehâdât: şahitlikler (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şek: şüphe[/TD]
                              [TD]şemsü’ş-şumus: güneşler güneşi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şerh: açıklama[/TD]
                              [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler, din (bk. ş-r-a)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #798245
                              Anonim

                                dahi birer şahs-ı mânevîsi vardır ki, birer vazife-i külliyesi görünüyor, onda bir hizmet-i külliye görünüyor. Meselâ, bir çiçek kendince bir nakş-ı san’atı gösterip lisan-ı hâliyle esmâ-i Fâtırı zikrettiği gibi, küre-i arz bahçesi dahi bir çiçek hükmündedir, gayet muntazam küllî vazife-i tesbihiyesi vardır. Nasıl ki bir meyve, bir intizam içinde bir ilânâtı, tesbihatı ifade ediyor. Öyle de, koca bir ağacın heyet-i umumiyesiyle gayet muntazam bir vazife-i fıtriyesi ve ubûdiyeti vardır. Nasıl bir ağaç, yaprak, meyve ve çiçeklerinin kelimâtıyla bir tesbihatı var. Öyle de, koca semâvât denizi dahi, kelimâtı hükmünde olan güneşler, yıldızlar ve aylarıyla Fâtır-ı Zülcelâline tesbihat yapar ve Sâni-i Zülcelâline hamd eder, ve hâkezâ… Mevcudat-ı hariciyenin herbiri, sureten câmid, şuursuzken, gayet hayatkârâne ve şuurdarâne vazifeleri ve tesbihatları vardır. Elbette, nasıl melâikeler bunların âlem-i melekûtta mümessilidirler, tesbihatlarını ifade ederler. Bunlar dahi, âlem-i mülk ve âlem-i şehadette o melâikelerin timsalleri, haneleri, mescidleri hükmündedirler.

                                Yirmi Dördüncü Sözün Dördüncü Dalında beyan edildiği gibi, şu saray-ı âlemin Sâni-i Zülcelâli, o saray içinde istihdam ettiği dört kısım amelenin birincisi, melâike ve ruhanîlerdir. Madem nebâtat ve cemâdat bilmeyerek ve bir bilenin emrinde gayet mühim, ücretsiz hidemattadırlar. Ve hayvânat, bir ücret-i cüz’iye mukabilinde, bilmeyerek gayet küllî maksatlara hizmet ediyorlar. Ve insan, müeccel ve muaccel iki ücret mukabilinde o Sâni-i Zülcelâlin makàsıdını bilerek tevfik-i hareket etmek ve herşeyde nefislerine de bir hisse çıkarmak ve sair hademelere nezaret etmekle istihdam edilmeleri, bilmüşahede görünüyor. Elbette dördüncü kısım, belki en birinci kısım olan hizmetkârlar, ameleler bulunacaktır.

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi harika, üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [TD]Sâni-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]amele: işçi[/TD]
                                [TD]beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
                                [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]câmid: cansız[/TD]
                                [TD]esmâ-i Fâtır: herşeyi yoktan ve harika üstün sanatıyla yaratan Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; f-ṭ-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hademe: hizmetçi[/TD]
                                [TD]hamd etmek: teşekkür ve övgülerini sunmak (bk. ḥ-m-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hane: ev[/TD]
                                [TD]hayatkârâne: canlı gibi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hayvânat: hayvanlar[/TD]
                                [TD]heyet-i umumiye: genel yapı, bütün[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hidemat: hizmetler[/TD]
                                [TD]hisse: pay[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hizmet-i külliye: büyük ve kapsamlı hizmet (bk. k-l-l)[/TD]
                                [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                                [TD]ilânât: duyurular[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                [TD]istihdam: çalıştırma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kelimât: kelimeler (bk. k-l-m)[/TD]
                                [TD]külliyet: fertler topluluğu, tür, cins[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
                                [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lisan-ı hâl: hal ve beden dili[/TD]
                                [TD]maksad: gaye, amaç (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]makàsıd: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                                [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mescid: namaz kılınan yer[/TD]
                                [TD]mevcudat-ı hariciye: maddî ve cismanî varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muaccel: peşin[/TD]
                                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                [TD]müeccel: ertelenmiş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mühim: önemli[/TD]
                                [TD]mümessil: temsilci (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a)[/TD]
                                [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
                                [TD]nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                                [TD]sair: diğer[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]saray-ı âlem: dünya sarayı (bk. a-l-m)[/TD]
                                [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sureten: görünüşte (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                                [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tevfik-i hareket: uygun hareket[/TD]
                                [TD]timsal: numune, örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
                                [TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vazife-i külliye: büyük ve kapsamlı görev (bk. k-l-l)[/TD]
                                [TD]vazife-i tesbihiye: Allah’ı zikir ve tesbih görevi (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zikretmek: anmak[/TD]
                                [TD]âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen mânâ âlemi (bk. a-l-m; m-l-k)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlem-i mülk: görünen maddî ve cismanî âlem (bk. a-l-m; m-l-k)[/TD]
                                [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ücret-i cüz’iye: küçük ve az ücret (bk. c-z-e)[/TD]
                                [TD]şahs-ı mânevî: mânevî kişilik (bk. a-n-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                                [TD]şuurdarâne: şuurlu gibi (bk. ş-a-r)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #798246
                                Anonim

                                  Hem insana benzer ki, o Sâni-i Zülcelâlin makàsıd-ı külliyesini bilir, bir ubûdiyetle tevfik-i hareket ederler. Hem insanın hilâfına olarak, hazz-ı nefisten ve cüz’î ücretlerden tecerrüd ederek yalnız Sâni-i Zülcelâlin nazarıyla, emriyle, teveccühüyle, hesabıyla, namıyla ve kurbiyetiyle ihtisas ile ve intisab ile hasıl ettikleri lezzet ve kemâl ve zevk ve saadeti kâfi görüp, hâlisen muhlisen çalışıyorlar.

                                  Cinslerine göre, kâinattaki mevcudatın envâına göre, vazife-i ibadetleri tenevvü ediyor. Bir hükûmetin muhtelif dairelerde muhtelif vazifedarları gibi, saltanat-ı rububiyet dairelerinde vezâif-i ubûdiyeti ve tesbihatı öyle tenevvü ediyor. Meselâ, Hazret-i Mikâil, yeryüzü tarlasında ekilen masnuât-ı İlâhiyeye, Cenâb-ı Hakkın havliyle, kuvvetiyle, hesabıyla, emriyle, bir nâzır-ı umumî hükmündedir, tabir caizse umum çitfçi-misal melâikelerin reisidir. Hem Fâtır-ı Zülcelâlin izniyle, emriyle, kuvvetiyle, hikmetiyle, umum hayvânâtın mânevî çobanlarının reisi, büyük bir melek-i müekkeli vardır.

                                  İşte, madem şu mevcudat-ı hariciyenin herbirisinin üstünde birer melek-i müekkel var olmak lâzım gelir, tâ ki o cismin gösterdiği vezâif-i ubûdiyet ve hidemât-ı tesbihiyesini âlem-i melekûtta temsil etsin, dergâh-ı Ulûhiyete bilerek takdim etsin. Elbette, Muhbir-i Sâdıkın rivâyet ettiği melâikeler hakkındaki suretler gayet münasiptir ve makuldür. Meselâ, ferman etmiş ki, bazı melâikeler bulunur, kırk başı veya kırk bin başı var. Her başta kırk bin ağzı var. Herbir ağızda kırk bin dille, kırk bin tesbihat yapar. Şu hakikat-i hadisiyenin bir mânâsı var, bir de sureti var.

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [TD]Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi harika, üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Hazret-i Mikâil: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [TD]Muhbir-i Sâdık: doğru sözlü haber verici Peygamber Efendimiz (a.s.m.) (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Sâni-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                  [TD]cins: tür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cisim: madde, varlık[/TD]
                                  [TD]cüz’î: küçük, az (bk. c-z-e)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dergâh-ı Ulûhiyet: Allah’ın yüce katı (bk. e-l-h)[/TD]
                                  [TD]envâ’: türler, çeşitler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ferman etmek: buyurmak[/TD]
                                  [TD]hakikat-i hadisiye: hadisin gerçek anlamı (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ḥ-d-s̱)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hasıl: elde etme[/TD]
                                  [TD]havl: güç, kuvvet[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hayvânât: hayvanlar[/TD]
                                  [TD]hazz-ı nefis: nefsin aldığı lezzet, pay (bk. n-f-s)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hidemât-ı tesbihiye: Allah’ı tesbih ve zikirle ilgili hizmetler (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hilâf: zıt, ters[/TD]
                                  [TD]hâlisen muhlisen: başka hiçbir amaç gözetmeksizin, tamamen saf bir niyetle (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hükûmet: idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [TD]ihtisas: duygulanma, hissetme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]intisab: bağlanma, mensup olma (bk. n-s-b)[/TD]
                                  [TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kurbiyet: yakınlık[/TD]
                                  [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                                  [TD]makul: akla uygun[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]makàsıd-ı külliye: büyük ve kapsamlı maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d; k-l-l)[/TD]
                                  [TD]masnuât-ı İlâhiye: İlâhî san’at eserleri (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]melek-i müekkel: vekil tayin edilmiş, görevli melek (bk. m-l-k; v-k-l)[/TD]
                                  [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                                  [TD]mevcudat-ı hariciye: maddî ve cismanî varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                                  [TD]mânâ: anlam, içyüz (bk. a-n-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
                                  [TD]nam: ad[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                  [TD]nâzır-ı umumî: genel gözetici (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]rivâyet: nakletme[/TD]
                                  [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD]
                                  [TD]suret: görünüş, şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tabir caizse: dile getirmek uygunsa (bk. a-b-r)[/TD]
                                  [TD]takdim etme: sunma (bk. ḳ-d-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tecerrüd: soyut olma[/TD]
                                  [TD]tenevvü etme: çeşitlenme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                                  [TD]teveccüh: yönelme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevfik-i hareket: uygun hareket[/TD]
                                  [TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vazife-i ibadet: ibadet görevi (bk. a-b-d)[/TD]
                                  [TD]vazifedar: görevli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vezâif-i ubûdiyet: kulluk görevleri (bk. a-b-d)[/TD]
                                  [TD]âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen mânâ âlemi (bk. a-l-m; m-l-k)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]çiftçi-misal: çiftçi gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 46)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.