- Bu konu 44 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Ekim 2011: 14:27 #798350
Anonim
ve cephesinde “Filân hücrenin rızkı olacak” yazılı gibi bir intizamın vücudu, her adamın alnında kalem-i kader ile rızkı yazılı olduğuna ve rızkı üstünde isminin yazılı olmasına işaret eder.
Acaba mümkün müdür ki, bu derece nihayetsiz bir kudret ve muhit bir hikmetle rububiyet eden ve zerrattan tâ seyyârâta kadar bütün mevcudatı kabza-i tasarrufunda tutmuş ve intizam ve mizan dairesinde döndüren Sâni-i Zülcelâl, neş’e-i uhrâyı yapmasın veya yapamasın?
İşte, çok âyât-ı Kur’âniye, şu hikmetli neş’e-i ûlâyı nazar-ı beşere vaz ediyor; haşir ve kıyametteki neş’e-i uhrâyı ona temsil ederek istib’âdı izale eder. Der: قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِىۤ اَنْشَاَهَاۤ اَوَّلَ مَرَّةٍ
1 Yani, “Sizi hiçten bu derece hikmetli bir surette kim inşa etmişse, Odur ki sizi âhirette diriltecektir.” Hem der ki:
2 وَهُوَ الَّذِى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِYani, “Sizin haşirde iadeniz, dirilmeniz, dünyadaki hilkatinizden daha kolay, daha rahattır.”Nasıl ki bir taburun askerleri istirahat için dağılsa, sonra bir boruyla çağırılsa, kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır. Öyle de, bir bedende birbiriyle imtizaçla ünsiyet ve münasebet peydâ eden zerrât-ı esasiye, Hazret-i İsrâfil Aleyhisselâmın sûru ile Hâlık-ı Zülcelâlin emrine “Lebbeyk” demeleri ve toplanmaları, aklen birinci icaddan daha kolay, daha mümkündür. Hem bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil. Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadiste acbü’z-zeneb
3[NOT]Dipnot-1
Yâsin Sûresi, 36:79.Dipnot-2
“Halkı önce yaratan, sonra tekrar diriltecek olan Odur; bu ise Onun için daha da kolaydır.” Rum Sûresi, 30:27.Dipnot-3
bk. Buhari, Tefsîru Sûreti Zümer: 3, Tefsîru Sûreti Nebe’: 1; Müslim, Fiten: 141-143; Ebû Dâvud, Sünnet: 22; Nesâî, Cenâiz: 117; İbn-i Mâce, Zühd: 32; Muvatta, Cenâiz: 49; Müsned: 2:322, 428, 499, 3:28.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]Hazret-i İsrafil: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acbü’z-zeneb: kuyruk sokumundan bulunan ve insanın tekrar yaratılışında çekirdek görevini görecek olan hücre; bir tür genetik şifre[/TD]
[TD]cephe: yüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadis: Peygamberimize ait söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hikmetli: herşeyi bir gaye ve maksada yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yapılması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]icad: vücut verme, yoktan yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtizaç: kaynaşma[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inşa: yapma, vücuda getirme (bk. n-ş-e)[/TD]
[TD]istib’âd: akıldan uzak görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale: giderme[/TD]
[TD]kabza-i tasarrufunda: tasarrufu altında (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalem-i kader: kader kalemi, Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıyamet: kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[TD]lebbeyk: “buyurunuz, emredersiniz”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
[TD]münasebet peyda etmek: ilişki kurmak (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı beşer: insanın dikkatli bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]neş’e-i uhrâ: âhirette ikinci kez diriltilme (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’e-i ûlâ: insanın ilk yaratılışı[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nüve: çekirdek[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûr: kıyamet gününde Hz. İsrafil’in (a.s.) üfleyeceği boru[/TD]
[TD]tabur: bir askeri birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: benzetme (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]teşkil etme: oluşturma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaz: yerleştirme, koyma[/TD]
[TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, maddenin en küçük parçaları[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât-ı esasiye: asıl parçalar[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri[/TD]
[TD]ünsiyet: alışkanlık, âşinalık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
14 Ekim 2011: 14:29 #798351Anonim
tabir edilen ecza-yı esasiye ve zerrât-ı asliye, ikinci neş’e için kâfi bir esastır, temeldir. Sâni-i Hakîm, beden-i insanîyi onların üstünde bina eder.
Üçüncü âyet olan
1 وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ gibi âyetlerin işaret ettikleri kıyas-ı adlînin hülâsası şudur ki:Âlemde çok görüyoruz ki, zalim, fâcir, gaddar insanlar gayet refah ve rahatla; ve mazlum ve mütedeyyin adamlar gayet zahmet ve zilletle ömür geçiriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini müsavi kılar. Eğer şu müsavat nihayetsiz ise, bir nihayeti yoksa, zulüm görünür. Halbuki, zulümden tenezzühü, kâinatın şehadetiyle sabit olan adalet ve hikmet-i İlâhiye, bu zulmü hiçbir cihetle kabul etmediğinden, bilbedâhe, bir mecma-i âhari iktiza ederler ki, birinci cezasını, ikinci mükâfâtını görsün. Tâ, şu intizamsız, perişan beşer, istidadına münasip tecziye ve mükâfat görüp, adalet-i mahzâya medar ve hikmet-i Rabbâniyeye mazhar ve hikmetli mevcudat-ı âlemin bir büyük kardeşi olabilsin.
Evet, şu dâr-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hadsiz istidatların sünbüllenmesine müsait değildir. Demek başka âleme gönderilecektir. Evet, insanın cevheri büyüktür, öyle ise ebede namzettir. Mahiyeti âliyedir. Öyle ise cinayeti dahi azîmdir, sair mevcudata benzemez. İntizamı da mühimdir. İntizamsız olamaz, mühmel kalamaz, abes edilmez, fenâ-yı mutlakla mahkûm olamaz, adem-i sırfa kaçamaz. Ona, Cehennem ağzını açmış, bekliyor. Cennet ise, âguş-u nazdârânesini açmış, gözlüyor. Onuncu Sözün Üçüncü Hakikati bu ikinci misalimizi gayet güzel gösterdiğinden, burada kısa kesiyoruz.
İşte, misal için şu iki âyet-i kerime gibi pek çok berâhin-i lâtife-i akliyeyi tazammun
[NOT]Dipnot-1
“Rabbin, kullarına haksızlık edecek değildir.” Fussilet Sûresi, 41:46.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve sanatla yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]abes: faydasız, boşuna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adalet ve hikmet-i İlâhiye: Allah’ın adaleti ve hikmeti (bk. a-d-l; ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
[TD]adalet-i mahzâ: tam ve mükemmel adalet; “ferdin hukuku asla fedâ edilemez” diyen adalet (bk. a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem-i sırf: tam anlamıyla yokluk[/TD]
[TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beden-i insanî: insan bedeni[/TD]
[TD]berâhin-i lâtife-i akliye: akla dayalı ince, güzel deliller (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bina etme: üzerine kurma, yapma[/TD]
[TD]cevher: asıl, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]dâr-ı dünya: dünya yurdu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebed: sonsuzluk (bk. e-b-d)[/TD]
[TD]ecza-yı esasiye: asıl parçalar (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenâ-yı mutlak: kesin yokoluş (bk. f-n-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]fâcir: günahkâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaddar: çok zulmeden[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m; r-b-b)[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[TD]intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]kıyas-ı adlî: adaletle ilgili kıyas (bk. a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: özellik, nitelik, esas[/TD]
[TD]mahkûm: hükümlü (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: sahip (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]mazlum: zulme uğramış (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecma-i âhar: âhirette toplanma (bk. c-m-a; e-ḫ-r)[/TD]
[TD]medar: sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mevcudat-ı âlem: âlemdeki varlıklar (bk. v-c-d; a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]mühmel: başıboş, ihmal edilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfât: ödül[/TD]
[TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mündemiç: içinde bulunan[/TD]
[TD]müsavat: eşitlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
[TD]mütedeyyin: dindar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]namzet: aday[/TD]
[TD]neş’e: yaratılış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]tabir: adlandırma, ifade (bk. a-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecziye: cezalandırma[/TD]
[TD]tenezzüh: uzak ve temiz olma (bk. n-z-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât-ı asliye: temel zerreler[/TD]
[TD]zillet: hor ve hakir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âguş-u nazdârâne: nazlı bir şekilde sarmalayan kucak[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âliye: yüce, yüksek[/TD]
[TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi (bk. k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şâhitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
14 Ekim 2011: 14:31 #798352Anonim
eden sair ayetleri dahi kıyas eyle, tetebbu et. İşte, Menâbi-i Aşere ve On Medar, bir hads-i kat’î, bir burhan-ı katıı intaç ediyorlar. Ve o pek esaslı hads ve o pek kuvvetli burhan, haşir ve kıyamete dâi ve muktazinin vücuduna kat’iyen delâlet ettikleri gibi, Sâni-i Zülcelâlin dahi—Onuncu Sözde kat’iyen ispat edildiği üzere—Hakîm, Rahîm, Hafîz, Âdil gibi ekser Esmâ-i Hüsnâsı, haşir ve kıyametin gelmesini ve saadet-i ebediyenin vücudunu iktiza ederler ve saadet-i ebediyenin tahakkukuna kat’î delâlet ederler. Demek haşir ve kıyamete muktazi o derece kuvvetlidir ki, hiçbir şek ve şüpheye medar olamaz.
ÜÇÜNCÜ ESAS
Fâil muktedirdir. Evet, nasıl haşrin muktazisi, şüphesiz mevcuttur. Haşri yapacak Zât da nihayet derecede muktedirdir. Onun kudretinde noksan yoktur. En büyük ve en küçük şeyler Ona nisbeten birdirler. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar kolaydır.
Evet, bir Kadîr ki, şu âlem, bütün güneşleri, yıldızları, avâlimi, zerrâtı, cevâhiri, nihayetsiz lisanlarla Onun azametine ve kudretine şehadet eder. Hiçbir vehim ve vesvesenin hakkı var mıdır ki, haşr-i cismanîyi o kudretten istib’âd etsin?
Evet, bilmüşahede, bir Kadîr-i Zülcelâl, şu âlem içinde, her asırda birer yeni ve muntazam dünyayı halk eden; hattâ her senede birer yeni, seyyar, muntazam kâinatı icad eden; hattâ her günde birer yeni, muntazam âlem yapan; daima şu semâvât ve arz yüzünde ve birbiri arkasında geçici dünyaları, kâinatları kemâl-i hikmetle halk eden, değiştiren; ve asırlar ve seneler, belki günler adedince muntazam âlemleri zaman ipine asan ve onunla azamet-i kudretini gösteren; ve yüz bin çeşit haşrin nakışlarıyla tezyin ettiği koca bahar çiçeğini küre-i arzın başına
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
[TD]Hafîz: herşeyi koruyan, bütün özellikleriyle kaydedip muhafaza eden Allah (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Menâbi-i Aşere: on kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atla yapan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[TD]avâlim: âlemler (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü, mantıkî delil, kanıt[/TD]
[TD]burhan-ı kat’î: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevâhir: cevherler, özler[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâi: sebep[/TD]
[TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]hads: sezgi (bk. ḥ-d-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hads-i kat’î: kesin ve doğru sezgi (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip, Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]haşr-i cismanî: bedenle birlikte dirilme (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intaç etme: netice verme[/TD]
[TD]istib’âd: akıldan uzak görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i hikmet: tam ve eksiksiz hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması; kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: sebep, dayanak[/TD]
[TD]mevcut: var olma (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muktazi: gerekçe[/TD]
[TD]muktedir: gücü yeten, iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]nakış: işleme (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]noksan: eksik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
[TD]sair: diğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]seyyar: gezen, dolaşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]tazammun: içine alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetebbu: derinliğine inceleyip tanıma[/TD]
[TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
[TD]vesvese: şüphe, tereddüt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zerrât: atomlar, en küçük parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdil: sonsuz adalet sahibi Allah (bk. a-d-l)[/TD]
[TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]şek: tereddüt[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
14 Ekim 2011: 14:33 #798353Anonim
birtek çiçek gibi takan ve onunla kemâl-i hikmetini, cemâl-i san’atını izhar eden bir Zât, nasıl kıyameti getirecek, nasıl bu dünyayı âhiretle değiştirecek denilir mi?
Şu Kadîrin kemâl-i kudretini ve hiçbir şey Ona ağır gelmediğini ve en büyük şey, en küçük şey gibi Onun kudretine ağır gelmediğini ve hadsiz efrat birtek fert gibi o kudrete kolay geldiğini şu âyet-i kerime ilân ediyor:
مَا خَلْقُكُمْ وَلاَبَعْثُكُمْ اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ
1
Şu âyetin hakikatini Onuncu Sözün Hâtimesinde icmâlen ve Nokta Risalesinde ve Yirminci Mektupta izahen beyan etmişiz. Şu makam münasebetiyle, Üç Mesele suretinde bir parça izah ederiz.İşte, kudret-i İlâhiye zâtiyedir. Öyle ise acz tahallül edemez.
Hem melekûtiyet-i eşyaya taallûk eder. Öyle ise mevâni tedahül edemez.
Hem nisbeti kanunîdir. Öyle ise, cüz, külle müsavi gelir; ve cüz’î, küllî hükmüne geçer.
İşte, şu üç meseleyi ispat edeceğiz.BİRİNCİ MESELE: Kudret-i Ezeliye, Zât-ı Akdes-i İlâhiyenin lâzime-i zaruriye-i zâtiyesidir. Yani, bizzarure Zâtın lâzımesidir; hiçbir cihet-i infikâki olamaz. Öyle ise, kudretin zıddı olan acz, o kudreti istilzam eden Zâta bilbedâhe ârız olamaz. Çünkü, o halde cem-i zıddeyn lâzım gelir.
Madem acz, Zâta ârız olamaz. Bilbedâhe, o Zâtın lâzımı olan kudrete tahallül edemez. Madem acz, kudretin içine giremez. Bilbedâhe, o kudret-i zâtiyede merâtip olamaz. Çünkü, herşeyin vücut merâtibi, o şeyin zıtlarının tedahülü iledir.
[NOT]Dipnot-1
“Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]Nokta Risalesi: Mesnevî-i Nuriye’de yer almaktadır (bk. r-s-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Akdes-i İlâhî: her türlü kusur ve noksandan sonsuz derece uzak olan Zât, Allah (bk. ḳ-d-s; e-l-h)[/TD]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etme: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]bilbedâhe: ap açık şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
[TD]cem-i zıddeyn: iki zıddın bir arada olması (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl-i san’at: sanatın güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
[TD]cihet-i infikâk: ayrılma, çözülme yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz: parça (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]cüz’î: fert (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrat: fertler, bireyler (bk. f-r-d)[/TD]
[TD]fert: birey (bk. f-r-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[TD]icmâl: özetleme (bk. c-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam: gerektirme[/TD]
[TD]izhar etmek: göstermek (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanunî: kanuna ait (bk. ḳ-n-n)[/TD]
[TD]kemâl-i hikmet: hikmetin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i kudret: kudretin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i ezeliye: başlangıcı olmayan, ezelden beri var olan Allah’ın kudreti, güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
[TD]kudret-i zâtiye: iktidar; temel, öznel kudret (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
[TD]küll: bütün (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: tür, aynı fertlerden oluşan mânevî şahıs (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması; kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâzime-i zaruriye-i zâtiye: zâtının ayrılmaz ve zorunlu gerekliliği[/TD]
[TD]lâzıme: gereklilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam: konum, yer[/TD]
[TD]melekûtiyet-i eşya: varlıkların görünmeyen, içyüzü (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merâtip: mertebeler[/TD]
[TD]mevâni: maniler, engeller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: bağ (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûk: ilgili olma[/TD]
[TD]tahallül: araya girme, müdahale etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedahül: içine girme, dahil olma[/TD]
[TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâtiye: kendisinden olan[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ârız: yaklaşma, ilişme[/TD]
[TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’an’ın herbir cümlesi (bk. k-r-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
14 Ekim 2011: 14:35 #798354Anonim
Meselâ hararetteki merâtip, burûdetin tahallülü iledir. Hüsündeki derecat, kubhun tedahülü iledir. Ve hâkezâ, kıyas et. Fakat mümkinatta hakikî ve tabiî lüzum-u zâtî olmadığından, mümkinatta zıtlar birbirine girebilmiş, mertebeler tevellüt ederek ihtilâfat ile tagayyürât-ı âlem neş’et etmiştir.
Madem ki kudret-i ezeliyede merâtip olamaz. Öyle ise, makdûrat dahi, bizzarure, kudrete nisbeti bir olur. En büyük en küçüğe müsavi ve zerreler yıldızlara emsal olur. Bütün haşr-i beşer birtek nefsin ihyâsı gibi, bir baharın icadı birtek çiçeğin sun’u gibi o kudrete kolay gelir. Eğer esbaba isnad edilse, o vakit birtek çiçek, bir bahar kadar ağır olur. Şu Sözün İkinci Makamının dördüncü Allahu ekber mertebesinin âhir fıkrasının haşiyesinde, hem Yirmi İkinci Sözde, hem Yirminci Mektupta ve zeylinde ispat edilmiş ki, hilkat-i eşya Vâhid-i Ehade verilse, bütün eşya birşey gibi kolay olur. Eğer esbaba verilse, birşey bütün eşya kadar külfetli, ağır olur.
İKİNCİ MESELE ki, kudret melekûtiyet-i eşyaya taallûk eder. Evet, kâinatın âyine gibi iki yüzü var. Biri mülk ciheti ki, âyinenin renkli yüzüne benzer. Diğeri melekûtiyet ciheti ki, âyinenin parlak yüzüne benzer.
Mülk ciheti ise, zıtların cevelângâhıdır. Güzel-çirkin, hayır-şer, küçük-büyük, ağır-kolay gibi emirlerin mahall-i vürududur. İşte, şunun içindir ki, Sâni-i Zülcelâl, esbab-ı zâhirîyi tasarrufât-ı kudretine perde etmiştir—tâ, dest-i kudret, zâhir akla göre hasis ve nâlâyık emirlerle bizzat mübaşereti görünmesin. Çünkü azamet ve izzet öyle ister. Fakat o vesait ve esbaba hakikî tesir vermemiştir. Çünkü vahdet-i ehadiyet öyle ister.
[TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür” (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği herbir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
[TD]burûdet: soğukluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevelângâh: gezip dolaşılan yer[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derecat: dereceler[/TD]
[TD]dest-i kudret: kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emir: iş[/TD]
[TD]emsal: denk, benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[TD]esbab-ı zâhirî: görünürdeki sebepler (bk. s-b-b; ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıkra: kısım, bölüm[/TD]
[TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hararet: sıcaklık[/TD]
[TD]hasis: âdi, değersiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr-i beşer: insanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]hilkat-i eşya: varlıkların yaratılışı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]ihtilâfat: ihtilaflar, farklılıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihyâ: hayat verme, diriltme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]isnad: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: şeref, değer, yücelik (bk. a-z-z)[/TD]
[TD]kubh: çirkinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]külfetli: zor, güç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lüzum-u zâtî: varlığının zorunlu şartı ve ayrılmaz temel özelliği[/TD]
[TD]mahall-i vürud: geldiği, göründüğü yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makdûrat: Allah’ın kudretiyle gerçekleştirdiği işler (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]melekûtiyet: bir şeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melekûtiyet-i eşya: varlıkların görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]merâtip: mertebeler, dereceler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübaşeret: temas[/TD]
[TD]mülk: herşeyin görünen dış yüzü (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkinât: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olanlar, Allah’ın var etmesine bağlı olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: can, kişi (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]neş’et: doğma, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: oran (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]nâlâyık: layık olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sun’: yapılma[/TD]
[TD]taallûk etmek: ilgilendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiî: kendiliğinden, doğal (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tagayyürât-ı âlem: âlemdeki değişmeler, başkalaşmalar (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahallül: araya girme[/TD]
[TD]tasarrufât-ı kudret: Allah’ın kudretiyle dilediği gibi icraat ve faaliyetlerde bulunması (bk. ṣ-r-f; ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedahül: içine girme, dahil olma[/TD]
[TD]tesir: etki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevellüt: doğma, meydana gelme[/TD]
[TD]vahdet-i ehadiyet: Allah’ın birliği ve tekliği; her bir varlık üzerinde görünen tecellîlerin bir olan Allah’a ait olması (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesait: vasıtalar, araçlar[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zeyl: ilâve, ek[/TD]
[TD]zâhir: görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:03 #798641Anonim
Melekûtiyet ciheti ise, herşeyde parlaktır, temizdir. Teşahhusâtın renkleri, muzahrafatları ona karışmaz. O cihet, vasıtasız, kendi Hâlıkına müteveccihtir. Onda terettüb-ü esbab, teselsül-ü ilel yoktur. Ona illiyet, mâlûliyet giremez. Eğri büğrüsü yoktur. Mâniler müdahale edemezler. Zerre, şemse kardeş olur.
Elhasıl, o kudret hem basittir, hem nâmütenâhidir, hem zâtîdir. Mahall-i taallûk-u kudret ise, hem vasıtasız, hem lekesiz, hem isyansızdır. Öyle ise, o kudretin dairesinde, büyük küçüğe karşı tekebbürü yok; cemaat ferde karşı rüçhanı olamaz; küll, cüz’e nisbeten, kudrete karşı fazla nazlanamaz.
ÜÇÜNCÜ MESELE ki, kudretin nisbeti kanunîdir. Yani, çoğa-aza, büyüğe-küçüğe bir bakar. Şu mesele-i gàmızayı birkaç temsille zihne takrib edeceğiz.
İşte, kâinatta şeffafiyet, mukabele, muvazene, intizam, tecerrüt, itaat birer emirdir ki, çoğu aza, büyüğü küçüğe müsavi kılar.
Birinci temsil: Şeffafiyet sırrını gösterir. Meselâ, şemsin feyz-i tecellîsi olan timsali ve aksi, denizin yüzünde ve denizin herbir katresinde aynı hüviyeti gösterir. Eğer küre-i arz, perdesiz güneşe karşı muhtelif cam parçalarından mürekkep olsa, şemsin aksi, herbir parçada ve bütün zemin yüzünde müzahametsiz, tecezzîsiz, tenakussuz bir olur. Eğer faraza şems fâil-i muhtar olsaydı ve feyz-i ziyasını, timsal-i aksini iradesiyle verseydi, bütün zemin yüzüne verdiği feyzi, bir zerreye verdiği feyizden daha ağır olamazdı.
İkinci temsil: Mukabele sırrıdır. Meselâ, zîhayat fertlerden, yani insanlardan terekküp eden bir daire-i azîmenin nokta-i merkeziyesindeki ferdin elinde bir mum ve daire-i muhitteki fertlerin ellerinde de birer âyine farz edilse, nokta-i merkeziyenin muhit âyinelerine verdiği feyiz ve cilve-i akis müzahametsiz, tecezzîsiz, tenakussuz, nisbeti birdir.[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]aks: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve-i akis: yansımanın görüntüsü (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]cüz’: parça (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i azîme: büyük daire (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]daire-i muhit: çevredeki, etraftaki daire[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[TD]faraza: varsayalım ki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farz etmek: varsaymak[/TD]
[TD]fert: kişi, şahıs (bk. f-r-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyiz: bolluk, bereket (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[TD]feyz-i tecellî: yansımanın bereketi (bk. f-y-ḍ; c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyz-i ziya: ışığın bereketi (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[TD]fâil-i muhtar: dilediğini yapmakta serbest olan fâil (bk. f-a-l; ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüviyet: mahiyet, özellik[/TD]
[TD]illiyet: sebeplilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: tertip, düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]irade: dileme, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]isyan: itaatsizlik, emre uymama[/TD]
[TD]itaat: emre uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanunî: kanun şeklinde (bk. ḳ-n-n)[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küll: bütün (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahall-i taallûk-u kudret: kudretin alakalı olduğu yer (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]melekûtiyet: birşeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesele-i gàmıza: anlaşılması zor mesele[/TD]
[TD]muhit: çevre, etraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]mukabele: birbirinin karşısında olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: denge (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]muzahrafat: süprüntüler, atıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlûliyet: bir sebebe bağlılık[/TD]
[TD]mâni: engel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdahale: karışma[/TD]
[TD]mürekkep: birleşik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
[TD]müteveccih: yönelmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzahamet: birbirine zahmet verme, sıkışma[/TD]
[TD]nisbet: münasebet, bağ (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]nokta-i merkeziye: merkez nokta[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâmütenâhi: sonsuz[/TD]
[TD]rüçhan: üstünlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takrib: yaklaştırma[/TD]
[TD]tecerrüt: sıyrılma, soyutlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]tekebbür: büyüklenme (bk. k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tenakus: eksilme, noksanlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terekküp: birleşme, meydana gelme[/TD]
[TD]terettüb-ü esbab: sebeplerin sıralanışı (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teselsül-ü ilel: sebeplerin zinciri, arka arkaya gelmesi[/TD]
[TD]teşahhusât: şahıslanmalar, somutlaşmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]timsal: görüntü (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]timsal-i aks: yansımanın görüntüsü (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâtî: kendisine ait[/TD]
[TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[TD]şeffafiyet: şeffaflık, saydamlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:06 #798668Anonim
Üçüncü temsil:Muvazene sırrıdır. Meselâ, hakikî ve hassas ve çok büyük bir mizan bulunsa, iki gözünde iki güneş veya iki yıldız veya iki dağ veya iki yumurta veya iki zerre, herhangisi bulunursa bulunsun, sarf olunacak aynı kuvvetle o hassas, azîm terazinin bir gözü göğe, biri zemine inebilir.
Dördüncü temsil:İntizam sırrıdır. Meselâ, en azîm bir gemi, en küçük bir oyuncak gibi çevrilebilir.
Beşinci temsil:Tecerrüt sırrıdır. Meselâ, teşahhusattan mücerred bir mahiyet, bütün cüz’iyâtına, en küçüğünden en büyüğüne, tenakus etmeden, tecezzî etmeden bir bakar, girer. Teşahhusât-ı zâhiriye cihetindeki hususiyetler müdahale edip şaşırtmaz. O mahiyet-i mücerredin nazarını tağyir etmez. Meselâ iğne gibi bir balık, balina balığı gibi o mahiyet-i mücerredeye mâliktir. Bir mikrop, bir gergedan gibi, mahiyet-i hayvaniyeyi taşıyor.
Altıncı temsil:İtaat sırrını gösterir. Meselâ, bir kumandan, “Arş” emriyle bir neferi tahrik ettiği gibi, aynı emirle bir orduyu tahrik eder.
Şu temsil-i itaat sırrının hakikati şudur ki: Kâinatta, bittecrübe, herşeyin bir nokta-i kemâli vardır. O şeyin, o noktaya bir meyli vardır. Muzaaf meyil, ihtiyaç olur. Muzaaf ihtiyaç, iştiyak olur. Muzaaf iştiyak, incizap olur. Ve incizap, iştiyak, ihtiyaç, meyil, Cenâb-ı Hakkın evâmir-i tekvîniyesinin, mahiyet-i eşya tarafından birer habbe ve nüve-i imtisalidirler. Mümkinat mahiyetlerinin mutlak kemâli, mutlak vücuttur. Hususî kemâli, istidatlarını kuvveden fiile çıkaran, ona mahsus bir vücuttur.
İşte, bütün kâinatın kün emrine itaati, birtek nefer hükmünde olan bir zerrenin itaati gibidir. İrade-i ezeliyeden gelen kün emr-i ezelîsine mümkinatın itaati ve imtisalinde yine iradenin tecellîsi olan meyil ve ihtiyaç ve şevk ve incizap, birden,
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]arş: “haydi, ileri!”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük (bk. a-z-m)[/TD]
[TD]bilkuvve: potansiyel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bittecrübe: tecrübe edilmiş[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’iyât: parçalar, kısımlar (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]emr-i ezelî: ezelî olan Allah’ın emri (bk. e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir-i tekvîniye: Allah’ın kâinata koyduğu yaratılışa ait kanunlar (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]fiil: iş, hareket (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]habbe: tohum, dane[/TD]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hassas: çok duyarlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususiyet: özellik[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisal: uyma, boyun eğme[/TD]
[TD]incizap: kendine çekme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: tertip, düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]irade: dileme, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın iradesi (bk. r-v-d; e-z-l)[/TD]
[TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itaat: emre uyma[/TD]
[TD]iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kün: Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]mahiyet: nitelik, özellik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i eşya: varlıkların mahiyeti, temel özelliği[/TD]
[TD]mahiyet-i hayvaniye: hayvanî mahiyet, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i mücerrede: soyutlanmış mahiyet, soyut öz[/TD]
[TD]mahsus: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyil: eğilim, istek, arzu[/TD]
[TD]mizan: terazi (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutlak: kesin (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]muvazene: denge (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muzaaf: kat kat[/TD]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücerred: soyutlanmış[/TD]
[TD]mümkinat: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i kemâl: mükemmellik noktası (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]nüve-i imtisal: emre uymayı sağlayan eşyanın mahiyetindeki temel çekirdek, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarf: harcama (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tağyir: değiştirme[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecerrüt: soyutlanma, sıyrılma[/TD]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]temsil-i itaat: emre uyma benzetmesi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenakus: eksilme, noksanlaşma[/TD]
[TD]teşahhusat: şahıslanmalar, somutlaşmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşahhusât-ı zâhiriye: dış belirmeler, dış kimlik (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:08 #798669Anonim
beraber mündemiçtir. Lâtif su, nazik bir meyille incimad emrini aldığı vakit demiri parçalaması, itaat sırrının kuvvetini gösterir.
Şu altı temsil, hem nâkıs, hem mütenâhi, hem zayıf, hem tesir-i hakikîsi yok olan mümkinat kuvvetinde ve fiilinde bilmüşahede görünse, elbette hem gayr-ı mütenâhi, hem ezelî, hem ebedî, hem bütün kâinatı adem-i sırftan icad eden ve bütün ukulü hayrette bırakan, hem âsâr-ı azametiyle tecellî eden kudret-i ezeliyeye nisbeten, şüphesiz herşey müsavidir. Hiçbir şey Ona ağır gelmez.
Gaflet olunmaya, şu altı sırrın küçük mizanlarıyla o kudret tartılmaz ve münasebete giremez. Yalnız fehme takrib ve istib’âdı izale için zikredilir.
ÜÇÜNCÜ ESASIN NETİCE VE HÜLÂSASI: Madem kudret-i ezeliye gayr-ı mütenâhidir. Hem Zât-ı Akdese lâzime-i zaruriyedir. Hem herşeyin lekesiz, perdesiz melekûtiyet ciheti Ona müteveccihtir. Hem Ona mukabildir. Hem, tesâvi-i tarafeynden ibaret olan imkân itibarıyla muvazenettedir. Hem, şeriat-i fıtriye-i kübrâ olan nizam-ı fıtrata ve kavânîn-i âdetullaha mutîdir. Hem, mânilerden ve ayrı ayrı hususiyetlerden, melekûtiyet ciheti mücerred ve sâfidir. Elbette, en büyük şey, en küçük şey gibi, o kudrete ziyade nazlanmaz, mukavemet etmez. Öyle ise, haşirde bütün zevil’ervâhın ihyâsı, bir sineğin baharda ihyâsından daha ziyade kudrete ağır olmaz. Öyle ise, مَا خَلْقُكُمْ وَلاَبَعْثُكُمْ اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ
1 fermanı mübalâğasızdır, doğrudur, haktır. Öyle ise, müddeâmız olan “Fâil muktedirdir” o cihette hiçbir mâni yoktur, kat’î bir surette tahakkuk etti.[NOT]Dipnot-1
“Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[TD]adem-i sırf: tam bir yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan (bk. e-b-d)[/TD]
[TD]ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan (bk. e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehm: anlayış, kavrayış[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fiil: iş, hareket (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaflet: dalgınlık, dikkatsizlik (bk. ğ-f-l)[/TD]
[TD]gayr-ı mütenâhi: sonu olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususiyet: özellik[/TD]
[TD]hülâsa: özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: yaratma, yoktan var etme (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]ihyâ: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân: mümkün olma, olabilirlik (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]incimad: donma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istib’âd: akıldan uzak görme[/TD]
[TD]itaat: emre uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale: giderme[/TD]
[TD]kat’i: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavânîn-i âdetullah: Allah’ın kâinatta yürürlükte olan kanunları (bk. ḳ-n-n)[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın kudreti, sonsuz güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]lâzıme-i zaruriye: varlığı zorunlu ve mutlaka gerekli olan, zâtında bulunmaması imkânsız olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melekûtiyet: birşeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]meyil: eğilim, istek, arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: terazi (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mukabil: karşı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukavemet: dayanma[/TD]
[TD]muktedir: gücü yeten, iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutî: itaat eden, emre uyan[/TD]
[TD]muvazenet: denge (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni: engel[/TD]
[TD]mübalâğa: abartı (bk. b-l-ğ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücerred: hâlis, saf, katışıksız[/TD]
[TD]müddeâ: iddia edilen şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkinât: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olanlar, Allah’ın var etmesine bağlı olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mündemiç: içinde bulunan, içine yerleşen[/TD]
[TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütenâhi: sona eren, biten[/TD]
[TD]müteveccih: yönelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]nizam-ı fıtrat: yaratılıştaki düzen (bk. n-ẓ-m; f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâfi: temiz, arınmış (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takrib: yaklaştırma[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tesir-i hakikî: gerçek tesir (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesâvi-i tarafeyn: iki tarafın birbirine eşit olması[/TD]
[TD]ukul: akıllar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevil’-ervâh: ruh sahiplari (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[TD]zikretmek: anmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr-ı azamet: büyüklük eserleri (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]şeriat-i fıtriye-i kübrâ: Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun (bk. ş-r-a; f-ṭ-r; k-b-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:24 #798671Anonim
DÖRDÜNCÜ ESAS
Nasıl kıyamet ve haşre muktazi var; ve haşri getirecek Fâil dahi muktedirdir. Öyle de, şu dünyanın kıyamet ve haşre kabiliyeti vardır. İşte, “Şu mahal kabildir” olan müddeâmızda dört mesele vardır:
Birincisi: Şu âlem-i dünyanın imkân-ı mevtidir.
İkincisi: O mevtin vukuudur.Üçüncüsü: O harap olmuş, ölmüş dünyanın, âhiret suretinde tamir ve dirilmesinin imkânıdır.
Dördüncüsü: O mümkün olan tamir ve ihyânın vuku bulmasıdır.BİRİNCİ MESELE: Şu kâinatın mevti mümkündür. Çünkü birşey kanun-u tekâmülde dahil ise, o şeyde alâküllihal neşvünemâ vardır. Neşvünemâ ve büyümek varsa, ona alâküllihal bir ömr-ü fıtrî vardır. Ömr-ü fıtrîsi varsa, alâküllihal bir ecel-i fıtrîsi vardır. Gayet geniş bir istikrâ ve tetebbu ile sabittir ki, öyle şeyler mevtin pençesinden kendini kurtaramaz.Evet, nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır; o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek; veya yatıp, sonra subh-u haşirle gözünü açacaktır.
Hem nasıl ki kâinatın bir nüsha-i musağğarası olan bir şecere-i zîhayat tahrip ve inhilâlden başını kurtaramaz. Öyle de, şecere-i hilkatten teşa’ub etmiş olan silsile-i kâinat, tamir ve tecdit için tahripten, dağılmaktan kendini kurtaramaz. Eğer dünyanın ecel-i fıtrîsinden evvel, irade-i ezeliyenin izniyle hâricî bir maraz veya muharrip bir hadise başına gelmezse ve onun Sâni-i Hakîmi dahi ecel-i fıtrîden evvel onu bozmazsa, herhalde, hattâ fennî bir hesapla, birgün gelecek ki
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]alâküllihal: ister istemez, her durumda (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecel-i fıtrî: Allah tarafından belirlenmiş ölüm anı (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]evvel: önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fennî: bilimsel[/TD]
[TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadise: olay (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[TD]harap: yıkılma, bozulma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]hâricî: dışardan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihyâ: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]imkân: mümkün olma, olabilirlik (bk. m-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân-ı mevt: ölümün mümkün olması (bk. m-k-n; m-v-t)[/TD]
[TD]inhilâl: dağılma, çözülme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın irâdesi (bk. r-v-d; e-z-l)[/TD]
[TD]istikrâ: etraflı bilgilerden genel bir netice çıkarmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabil: mümkün[/TD]
[TD]kanun-u tekâmül: olgunlaşma, mükelleşme kanunu (bk. ḳ-n-n; k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması; kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahal: yer, mekân[/TD]
[TD]maraz: hastalık, illet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
[TD]muharrip: tahrip eden, bozan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muktazi: gerekçe[/TD]
[TD]muktedir: gücü yeten, iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müddeâ: iddia edilen şey[/TD]
[TD]mümkün: imkân dahilinde olan, olabilir (bk. m-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşvünemâ: büyüme ve gelişme[/TD]
[TD]nüsha-i musağğara: küçültülmüş örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i kâinat: kâinattaki varlıklar zinciri (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]subh-u haşir: haşir sabahı (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tahrip: yıkılma, bozulma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecdit: yenileme[/TD]
[TD]tetebbu: araştırıp incelemek, derinliğine inceleyip tanımak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşa’ub: şubelere ve bölümlere ayrılma[/TD]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i dünya: dünya âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]ömr-ü fıtrî: Allah tarafından belirlenmiş ömür süresi (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]şecere-i zîhayat: canlı ağaç (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:27 #798672Anonim
اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ
1
mânâları ve sırları, Kadîr-i Ezelînin izniyle tezahür edip, o dünya olan büyük insan sekerâta başlayıp, acip bir hırıltıyla ve müthiş bir savtla fezayı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek, sonra emr-i İlâhî ile dirilecektir.İnce remizli bir mesele: Nasıl ki su, kendi zararına olarak incimad eder. Buz, buzun zararına temeyyu eder. Lüb, kışrın zararına kuvvetleşir. Lâfız, mânâ zararına kalınlaşır. Ruh, ceset hesabına zayıflaşır. Ceset, ruh hesabına inceleşir. Öyle de, âlem-i kesif olan dünya, âlem-i lâtif olan âhiret hesabına, hayat makinesinin işlemesiyle şeffaflaşır, lâtifleşir. Kudret-i fâtıra, gayet hayret verici bir faaliyetle, kesif, câmid, sönmüş, ölmüş eczalarda nur-u hayatı serpmesi bir remz-i kudrettir ki, âlem-i lâtif hesabına şu âlem-i kesifi nur-u hayatla eritiyor, yandırıyor, ışıklandırıyor, hakikatini kuvvetleştiriyor.
Evet, hakikat ne kadar zayıfsa da, ölmez, suret gibi mahvolmaz. Belki teşahhuslarda, suretlerde seyrüsefer eder. Hakikat büyür, inkişaf eder, gittikçe genişlenir. Kışır ve suret ise eskileşir, inceleşir, parçalanır; sabit ve büyümüş hakikatin kàmetine yakışmak için, daha güzel olarak tazeleşir. Ziyade ve noksan noktasında, hakikat ile suret mâkûsen mütenasiptirler. Yani suret kalınlaştıkça hakikat inceleşir. Suret inceleştikce, hakikat o nisbette kuvvet bulur.
İşte, şu kanun, kanun-u tekâmüle dahil olan bütün eşyaya şamildir. Demek, herhalde bir zaman gelecek ki, kâinat hakikat-i uzmâsının kışır ve sureti olan âlem-i şehadet, Fâtır-ı Zülcelâlin izniyle parçalanacak, sonra daha güzel bir surette tazelenecektir.
2 يَوْمَ تُبَدَّلُ اْلاَرْضُ غَيْرَ اْلاَرْضِ sırrı tahakkuk edecektir. Elhasıl, dünyanın mevti mümkün, hem hiç şüphe getirmez ki mümkündür.[NOT]Dipnot-1
“Gök yarıldığı zaman; yıldızlar saçıldığı zaman; denizler kaynayıp birbirine karıştığı zaman.” İnfitar Sûresi, 82:1-3.Dipnot-2
“O gün yeryüzü başka bir şekle girer.” İbrahim Sûresi, 14:48.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi olan ve herşeyi harika, üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp sonsuz olan ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız, sert, katı[/TD]
[TD]ecza: parçalar, bölümler (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feza: uzay, gökyüzü[/TD]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, iç yüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i uzmâ: en büyük hakikat (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-ẓ-m)[/TD]
[TD]incimad: donma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf etme: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]kanun-u tekâmül: gelişme ve mükemmelleşme kanunu (bk. ḳ-n-n; k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesif: katı, yoğun, saydam olmayan[/TD]
[TD]kudret-i fâtıra: yaratıcı kudret (bk. ḳ-d-r; f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kàmet: boy, endam[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kışır: kabuk[/TD]
[TD]lâfız: söz, kelime[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: ince, cismanî olmayan (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]lüb: öz, iç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahvolma: yok olma[/TD]
[TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâkûsen mütenasip: ters orantılı (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müthiş: dehşet veren, korkutan[/TD]
[TD]nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksan: eksik[/TD]
[TD]nur-u hayat: hayat ışığı (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]remz-i kudret: kudret işareti (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]savt: ses[/TD]
[TD]sekerât: ölüm anı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyrüsefer etme: gidip gelme, dolaşma[/TD]
[TD]suret: şekil, görünüş (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sır: gizli gerçek[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temeyyu: erime[/TD]
[TD]tezahür: görünme, meydana çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşahhus: şahıslanma, maddi yapıya sahip olma[/TD]
[TD]ziyade: fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âlem-i kesif: katı ve yoğun olan madde âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i lâtif: nurlu ve şeffaf olan âhiret (bk. a-l-m; l-ṭ-f)[/TD]
[TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şamil: içine alan, kapsamlı[/TD]
[TD]şeffaf: saydam[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:30 #798673Anonim
İKİNCİ MESELE: Mevt-i dünyanın vuku bulmasıdır. Şu meseleye delil, bütün edyân-ı semâviyenin icmâıdır ve bütün fıtrat-ı selîmenin şehadetidir ve şu kâinatın bütün tahavvülât ve tebeddülât ve tagayyürâtının işaretidir. Hem asırlar, seneler adedince zîhayat dünyaların ve seyyar âlemlerin, şu dünya misafirhanesinde mevtleriyle, asıl dünyanın da onlar gibi ölmesine şehadetleridir.
Şu dünyanın sekerâtını âyât-ı Kur’âniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Şu kâinatın eczaları dakik, ulvî bir nizamla birbirine bağlanmış; hafî, nazik, lâtif bir rabıta ile tutunmuş; ve o derece bir intizam içindedir ki, eğer ecrâm-ı ulviyeden tek bir cirm, kün emrine veya “Mihverinden çık” hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müthiş sadâları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak, yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekeratla, Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı münasebeleri başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder.
ÜÇÜNCÜ MESELE: Ölecek âlemin dirilmesi mümkündür. Çünkü, İkinci Esasta ispat edildiği gibi, kudrette noksan yoktur. Muktazi ise gayet kuvvetlidir. Mesele ise mümkinattandır. Mümkün bir meselenin gayet kuvvetli bir muktazisi varsa, fâilin kudretinde noksaniyet yoksa, ona mümkün değil, belki vaki suretiyle bakılabilir.
Remizli bir nükte: Şu kâinata dikkat edilse görünüyor ki, içinde iki unsur var ki her tarafa uzanmış kök atmış: Hayır-şer, güzel-çirkin, nef’-zarar, kemâl-noksan, ziya-zulmet, hidayet-dalalet, nur-nar, iman-küfür, taat-isyan, havf-muhabbet
[TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan ve sonsuz güç ve iktidar sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
[TD]cirm: büyük cisim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dakik: ince[/TD]
[TD]dalalet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecram: büyük cisimler[/TD]
[TD]ecrâm-ı ulviye: gök cisimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: parçalar, kısımlar (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]edyân-ı semâviye: İlâhî dinler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fezâ-yı âlem: gökyüzü, uzay (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrat-ı selîme: bozulmamış yaratılış, karakter (bk. f-ṭ-r; s-l-m)[/TD]
[TD]hafî: gizli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havf: korku[/TD]
[TD]hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidayet: doğru ve hak yol (bk. h-d-y)[/TD]
[TD]icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman: inanma (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]isyan: baş kaldırma[/TD]
[TD]kemâl: mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
[TD]kün emri: Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]mazhar: sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevadd-ı münasebe: birbirine uyan maddeler (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevt-i dünya: dünyanın ölümü, kıyametin kopması (bk. m-v-t)[/TD]
[TD]mihver: yörünge, eksen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]muktazi: gerekçe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkinat: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olanlar, Allah’ın var etmesine bağlı olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]nar: ateş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nef’: fayda[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]noksan: eksik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksaniyet: eksiklik[/TD]
[TD]nur: ışık (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince ve anlamlı söz[/TD]
[TD]rabıta: bağ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]sadâ: ses[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sekerât: can çekişme[/TD]
[TD]seyyar: gezici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]taat: emre uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tagayyürât: başkalaşmalar[/TD]
[TD]tahavvülât: değişimler, dönüşümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[TD]tasfiye: saflaştırma, arındırma (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeddülât: değişimler[/TD]
[TD]tezahür: belirme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce[/TD]
[TD]vaki: olan, meydana gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vuku: olma, meydana gelme[/TD]
[TD]vâveylâ: çığlık, feryad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i âhiret: öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi (bk. a-l-m; e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân âyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:31 #798674Anonim
gibi âsarlarıyla, meyveleriyle, şu kâinatta ezdad birbiriyle çarpışıyor, daima tagayyür ve tebeddülâta mazhar oluyor. Başka bir âlemin mahsulâtının destgâhı hükmünde çarkları dönüyor. Elbette, o iki unsurun birbirine zıt olan dalları ve neticeleri ebede gidecek, temerküz edip birbirinden ayrılacak, o vakit Cennet-Cehennem suretinde tezahür edecektir.
Madem âlem-i bekà, şu âlem-i fenâdan yapılacaktır. Elbette, anâsır-ı esasiyesi bekàya ve ebede gidecektir. Evet, Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden dalının iki meyvesidir ve şu silsile-i kâinatın iki neticesidir ve şu seyl-i şuûnâtın iki mahzenidir ve ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudatın iki havuzudur ve lütuf ve kahrın iki tecellîgâhıdır ki, dest-i kudret bir hareket-i şedîde ile kâinatı çalkaladığı vakit, o iki havuz münasip maddelerle dolacaktır.
Şu remizli nüktenin sırrı şudur ki: Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizasıyla, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için yaratmış. Ve tecrübe ve imtihan ise, neşvünemâya sebeptir. O neşvünemâ ise, istidatların inkişafına sebeptir. O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezahürüne sebeptir. O kabiliyetlerin tezahürü ise, hakaik-i nisbiyenin zuhuruna sebeptir. Hakaik-i nisbiyenin zuhuru ise, Sâni-i Zülcelâlin Esmâ-i Hüsnâsının nukuş-u tecelliyâtını göstermesine ve kâinatı mektubât-ı Samedâniye suretine çevirmesine sebeptir. İşte, şu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki, ervâh-ı âliyenin elmas gibi cevherleri, ervâh-ı sâfilenin kömür gibi maddelerinden tasaffi eder, ayrılır.
İşte, bu mezkûr sırlar gibi daha bilmediğimiz çok ince, âli hikmetler için, âlemi
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
[TD]Hakîm-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan ve her şeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]anâsır-ı esasiye: esas unsurlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık (bk. b-ḳ-y)[/TD]
[TD]cereyan: akım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevher: asıl, öz[/TD]
[TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]destgâh: tezgâh, işyeri[/TD]
[TD]ebed: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervâh-ı sâfile: kötü ve alçak ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[TD]ervâh-ı âliye: yüce ve temiz ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezdad: zıtlar[/TD]
[TD]hakaik-i nisbiye: kendi başlarına değil de, başkalarına nisbet olunan hakikatler, gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hareket-i şedîde: şiddetli hareket[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması (bk. ḥ-k-m; e-z-l)[/TD]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]inâyet-i sermediye: Allah’ın sürekli olan nizamı, devamlı olan düzeni (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]kahr: zorlama, mahvetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalem-i kader ve kudret: Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip takdir etmesi ve güç ve kudretiyle yaratması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lütuf: iyilik, ihsan, bağış (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]mahal: yer, mekân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsulât: ürünler[/TD]
[TD]mahzen: depo[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: ayna; tecellîye erişen, sahip olan (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]mektubat-ı Samedâniye: Allah’ın birer mektup gibi yazdığı ve san’atla yarattığı varlıklar (bk. k-t-b; ṣ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mezkûr: sözü geçen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]neşvünemâ: büyüme, gelişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nukuş-u tecelliyât: ilâhî yansımaların ve görünmenin nakışları (bk. n-ḳ-ş; c-l-y)[/TD]
[TD]nükte: ince ve anlamlı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]seyl-i şuûnât: olayların, oluşumların akışı, seli (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i kâinat: kâinattaki varlıklar zinciri (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı imtihan: imtihan sırrı, esprisi[/TD]
[TD]sırr-ı teklif: kulluk ve görevlendirilme sırrı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tagayyür: başkalaşma[/TD]
[TD]tasaffi: saflaşma, temizlenme (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeddülât: değişimler[/TD]
[TD]tecellîgâh: yansıma yeri (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temerküz: birikme, toplanma[/TD]
[TD]tezahür: ortaya çıkma, görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zuhur: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi (bk. a-l-m; b-ḳ-y)[/TD]
[TD]âlem-i fenâ: gelip geçici olan dünya âlemi (bk. a-l-m; f-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âli: yüce[/TD]
[TD]âsar: eserler, izler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:38 #798676Anonim
bu surette irade ettiğinden, şu âlemin tagayyür ve tahavvülünü dahi o hikmetler için irade etti. Tahavvül ve tagayyür için zıtları birbirine hikmetle karıştırdı ve karşı karşıya getirdi. Zararları menfaatlere mezc ederek, şerleri hayırlara idhal ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem ederek, hamur gibi yoğurarak, şu kâinatı tebeddül ve tagayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tâbi kıldı.
Vakta ki meclis-i imtihan kapandı. Tecrübe vakti bitti. Esmâ-i Hüsnâ hükmünü icra etti. Kalem-i kader, mektubatını tamamıyla yazdı. Kudret, nukuş-u san’atını tekmil etti. Mevcudat, vezâifini ifa etti. Mahlûkat, hizmetlerini bitirdi. Herşey mânâsını ifade etti. Dünya, âhiret fidanlarını yetiştirdi. Zemin, Sâni-i Kadîrin bütün mu’cizât-ı kudretini, umum havârık-ı san’atını teşhir edip gösterdi. Şu âlem-i fenâ, sermedî manzaraları teşkil eden levhaları zaman şeridine taktı. O Sâni-i Zülcelâlin hikmet-i sermediyesi ve inâyet-i ezeliyesi, o imtihan neticelerini, o tecrübenin neticelerini, o Esmâ-i Hüsnânın tecellîlerinin hakikatlerini, o kalem-i kader mektubatının hakaikini, o nümune-misal nukuş-u san’atının asıllarını, o vezâif-i mevcudatın faidelerini, gayelerini, o hidemât-ı mahlûkatın ücretlerini ve o kelimât-ı kitab-ı kâinatın ifade ettikleri mânâların hakikatlerini ve istidat çekirdeklerinin sünbüllenmesini ve bir mahkeme-i kübrâ açmasını ve dünyadan alınmış misalî manzaraların göstermesini ve esbab-ı zâhiriyenin perdesini yırtmasını ve herşey doğrudan doğruya Hâlık-ı Zülcelâline teslim etmesi gibi hakikatleri iktiza etti. Ve o mezkûr hakikatleri iktiza ettiği için, kâinatı dağdağa-i tagayyür ve fenâdan, tahavvül ve zevâlden kurtarmak ve ebedîleştirmek
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve azamet sahibi, herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḳ-d-r)[/TD]
[TD]cem etme: toplama, bir araya getirme (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dağdağa-i tagayyür: değişimlerin çalkantı ve gürültüsü[/TD]
[TD]düstur: kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedîleştirmek: sonsuzlaştırmak (bk. e-b-d)[/TD]
[TD]esbab-ı zâhiriye: görünen sebepler (bk. s-b-b; ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenâ: gelip geçicilik (bk. f-n-y)[/TD]
[TD]hakaik: gerçek mahiyetler, esaslar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]havârık-ı san’at: san’at harikaları (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayır: iyilik, güzellik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[TD]hidemât-ı mahlûkat: yaratıkların hizmetleri (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye, fayda, sebep (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hikmet-i sermedi: sonsuza kadar sürecek İlâhi hikmet (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icra etmek: yerine getirmek[/TD]
[TD]idhal etme: sokma, içine katma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifa etme: yerine getirme[/TD]
[TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet-i ezeliye: Allah’ın ezelî olan nizamı, düzeni (bk. a-n-y; e-z-l)[/TD]
[TD]irade: dileme, tercih etme (bk. r-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]kalem-i kader: kader kalemi, Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelimât-ı kitab-ı kâinat: kâinat kitabının ifade ettiği mânâlı ifadeler (bk. k-l-m; k-t-b; k-v-n)[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın sonsuz güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]levha: tablo[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahkeme-i kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme (bk. ḥ-k-m; k-b-r)[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meclis-i imtihan: imtihan yeri, dünya[/TD]
[TD]mektubat: Allah’ın birer mektup gibi yazdığı ve san’atla yarattığı eserler, varlıklar (bk. k-t-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: yarar[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezc etme: kaynaştırma[/TD]
[TD]mezkûr: sözü geçen, zikredilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misalî: görüntüler, suretler (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]mu’cizât-ı kudret: kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]nukuş-u san’at: sanat nakışları, işlemeleri (bk. ṣ-n-a; n-ḳ-ş)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune-misal: örnek gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]sermedî: dâimi, sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tagayyür: başkalaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahavvül: dönüşüm[/TD]
[TD]tebeddül: değişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]tekmil: tamamlama (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekâmül: ilerleme, mükemmelleşme (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]teşhir: sergileme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil eden: oluşturan[/TD]
[TD]tâbi: bağlı, uyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vakta: ne zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vezâif: vazifeler[/TD]
[TD]vezâif-i mevcudat: varlıkların vazifeleri (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma (bk. z-v-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i fenâ: gelip geçici, ölümlü âlem (bk. a-l-m; f-n-y)[/TD]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerit: ip[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:42 #798677Anonim
o zıtların tasfiyesini istedi ve tagayyürün esbabını ve ihtilâfâtın maddelerini tefrik etmek istedi. Elbette kıyameti koparacak ve o neticeler için tasfiye edecek. İşte, şu tasfiyenin neticesinde Cehennem ebedî ve dehşetli bir suret alıp, taifeleri
1 وَامْتَازُوا الْيَوْمَ اَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ tehdidine mazhar olacak; Cennet ebedî, haşmetli bir suret giyerek, ehil ve ashabı
2 سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ hitabına mazhar olacak.Yirmi Sekizinci Sözün Birinci Makamının İkinci Sualinde ispat edildiği gibi, Hakîm-i Ezelî, şu iki hanenin sekenelerine, kudret-i kâmilesiyle ebedî ve sabit bir vücut verir ki, hiç inhilâl ve tagayyüre ve ihtiyarlığa ve inkıraza maruz kalmazlar. Çünkü inkıraza sebebiyet veren tagayyürün esbabı bulunmaz.
DÖRDÜNCÜ MESELE: Şu mümkün, vaki olacaktır. Evet, dünya öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Dünya harap edildikten sonra, o dünyayı yapan Zât, yine daha güzel bir surette onu tamir edecek, âhiretten bir menzil yapacaktır. Şuna delil, başta Kur’ân-ı Kerim, binler berâhin-i akliyeyi tazammun eden umum âyâtıyla ve bütün kütüb-ü semâviye bunda müttefik bulunduğu gibi, Zât-ı Zülcelâlin evsâf-ı celâliyesi ve evsâf-ı cemâliyesi ve Esmâ-i Hüsnâsı bunun vukuuna kat’î surette delâlet ederler. Ve enbiyaya gönderdiği bütün semâvî fermanları ile, kıyameti ve haşrin icadını vaad etmiş. İşte, madem vaad etmiş, elbette yapacaktır. Onuncu Sözün Sekizinci Hakikatine müracaat et.Hem, başta Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın bin mu’cizâtının kuvvetiyle,
[NOT]Dipnot-1
“Sizler, ayrılın, ey mücrimler!” Yâsin Sûresi, 36:59.
Dipnot-2
“Size selâm olsun. Buraya ter temiz geldiniz, ne mutlu size! Ebediyen kalmak üzere girin Cennete.” Zümer Sûresi, 39:73.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenab-ı Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hakîm-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp sürekli var olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; e-z-l)[/TD]
[TD]Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Muhammed (a.s.m.) (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]ashab: arkadaşlar, sahipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berâhin-i akliye: akla dayalı[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehil: sahip, dost[/TD]
[TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[TD]evsâf-ı celâliye: Cenâb-ı Allah’ın haşmetine ait vasıfları (bk. v-ṣ-f; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evsâf-ı cemâliye: Cenab-ı Allah’ın güzelliğine ait vasıfları (bk. v-ṣ-f; c-m-l)[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hane: ev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harap: yıkılma, bozulma[/TD]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmetli: gösterişli, ihtişamlı, heybetli [/TD]
[TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâfât: ihtilaflar, farklılıklar[/TD]
[TD]inhilâl: dağılma, çözülme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkıraz: dağılıp yok olma[/TD]
[TD]kat’i: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i kâmile: tam ve mükemmel kudret (bk. ḳ-d-r; k-m-l)[/TD]
[TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm (bk. k-t-b; s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması; kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[TD]maruz: uğrayan, bir şeyin etki alanına giren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: erişen, sahip olan (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]mümkin: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olan, Allah’ın var etmesine bağlı olan (bk. m-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müttefik: ittifak etmiş, birleşmiş[/TD]
[TD]sabit: değişmeyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sekene: sâkinler, yerleşmiş olanlar (bk. s-k-n)[/TD]
[TD]semâvî: vahiyle gelen (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, görünüş, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tagayyür: başkalaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]tasfiye: safileştirme, arındırma (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun: içerme, içine alma[/TD]
[TD]tefrik: ayırma [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vaad: söz verme (bk. v-a-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaki: olma, meydana gelme[/TD]
[TD]vuku: olma, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âyât: ayetler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
20 Ekim 2011: 18:44 #798678Anonim
bütün enbiya ve mürselînin ve evliya ve sıddıkînin, vukuunda müttefik olup haber verdikleri gibi, şu kâinat, bütün âyât-ı tekvîniyesiyle, vukuundan haber veriyor.
Elhasıl: Onuncu Söz bütün hakaikiyle, Yirmi Sekizinci Söz İkinci Makamında, Lâsiyyemâlardaki bütün berâhiniyle, gurub etmiş güneşin sabahleyin yeniden tulû edeceği derecesinde bir kat’iyetle göstermiştir ki, hayat-ı dünyeviyenin gurubundan sonra, şems-i hakikat hayat-ı uhreviye suretinde çıkacaktır.
İşte, baştan buraya kadar beyanatımız, ism-i Hakîmden istimdat ve feyz-i Kur’ân’dan istifade suretinde, kalbi kabule, nefsi teslime, aklı iknaa ihzar için Dört Esas söyledik. Fakat biz neyiz ki buna dair söz söyleyeceğiz? Asıl şu dünyanın Sahibi, şu kâinatın Hâlıkı, şu mevcudatın Mâliki ne söylüyor, onu dinlemeliyiz. Mülk sahibi söz söylerken başkalarının ne haddi var ki fuzuliyâne karışsın?
İşte, o Sâni-i Hakîm, dünya mescidinde ve arz mektebinde, asırlar arkasında oturan taifelerin umum saflarına hitaben irad ettiği hutbe-i ezeliyesinde, kâinatı zelzeleye veren
اِذَا زُلْزِلَتِ اْلاَرْضُ زِلْزَالَهَا وَاَخْرَجَتِ اْلاَرْضُ اَثْقَالَهَا وَقَالَ اْلاِنْسَانُ مَالَهَا يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَا بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَا يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتًا لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَاهُ
1
ve bütün mahlûkatı neş’elendiren, şevke getiren[NOT]Dipnot-1
“Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. Ve insan ‘Ne oluyor buna?’ der. O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir. O gün insanlar yaptıklarının karşılığını görmek için hesap yerinden bölük bölük dönerler. Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa onun mükâfâtını görür. Kim zerre kadar bir kötülük yaparsa onun cezasını görür.” Zilzal Sûresi, 99:1-8.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Lâsiyyemâ: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer almaktadır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlik: herşeyin sahibi olan Allah (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ -k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[TD]berâhin: mantıkî, güçlü deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyanat: açıklamalar (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]evliya: veliler, Allah’ın sevgili kulları (bk. v-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[TD]fuzuliyâne: lüzumsuzca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gurub: batma[/TD]
[TD]hakaik: gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y; e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitaben: hitap ederek, seslenerek (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[TD]hutbe-i ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın insanlara ve cinlere bir hutbesi olan Kur’ân (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihzar: hazırlama (bk. ḥ-ḍ-r)[/TD]
[TD]irad etme: sunma, söyleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi (bk. s-m-v; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]istimdat: yardım isteme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]mektep: okul (bk. k-t-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürselîn: resuller, peygamberler (bk. r-s-l)[/TD]
[TD]müttefik: ittifak etmiş, birleşmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: kişinin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]neş’e: sevinç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: topluluk[/TD]
[TD]tulû: doğma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vuku: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zelzele: deprem, sarsıntı[/TD]
[TD]âyât-ı tekvîniye: kâinatta Allah’ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems-i hakikat: hakikat güneşi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]şevk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.