• Bu konu 21 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 23)
  • Yazar
    Yazılar
  • #673580
    Anonim
      Yirmi Yedinci Söz

      İçtihad Risalesi

      Beş altı sene mukaddem, Arabî bir risalede içtihada dair yazdığım bir mesele, iki kardeşimin arzularıyla, o meseleye dair haddinden tecavüz edenin haddini bildirmek için, şu Söz, o mesele-i içtihadiyeye dair yazıldı.

      besmele.jpg

      وَلَوْ رَدُّوهُ اِلَى الرَّسُولِ وَاِلٰۤى اُولِى اْلاَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ blank.gif1


      İÇTİHAD kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye Altı Mâni vardır.

      BİRİNCİSİ
      Nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir; yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasıl ki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlarda delikler açmak, gark olmaya vesiledir. Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdât-ı ecânibin istilâsı ânında ve bid’aların kesreti vaktinde ve dalâletin tahribatı hengâmında, içtihad namıyla, kasr-ı İslâmiyetten yeni kapılar açıp, duvarlarından muharriplerin girmesine vesile olacak delikler açmak, İslâmiyete cinayettir.

      İKİNCİSİ
      Dinin zaruriyâtı ki, içtihad onlara giremez; çünkü kat’î ve muayyendirler. Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler. Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler. Ve bütün himmet ve gayreti, onların ikamesine ve ihyâsına sarf


      [NOT]Dipnot-1
      “Eğer o meseleyi Peygambere ve mü’minlerden ihtisas ve salâhiyet sahibi kimselere havale etselerdi, elbette o kimselerden hüküm çıkarmaya ehliyetli olanlar işin doğrusunu bilirlerdi.” Nisâ Sûresi, 4:83.[/NOT]


      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Arabî: Arapça[/TD]
      [TD]bid’a: dine zarar verici yenilikler (bk. b-d-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
      [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gark olma: boğulma[/TD]
      [TD]hadd: sınır, yetki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haddi tecavüz: çizgiyi aşma, ileri gitme[/TD]
      [TD]hengâm: zaman, ân[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]himmet: çalışma, gayret gösterme[/TD]
      [TD]ihyâ: diriltme, canlandırma (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ikame: yerleştirme[/TD]
      [TD]istilâ: yayılma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
      [TD]kasr-ı İslâmiyet: İslâmiyet sarayı (bk. s-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kat’î: kesin[/TD]
      [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kut: gıda[/TD]
      [TD]kâr-ı akıl: aklın kabul edeceği iş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mesele-i içtihadiye: içtihadla ilgili mesele (bk. c-h-d)[/TD]
      [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muharrip: tahripçi, bozguncu[/TD]
      [TD]mukaddem: evvel, önce (bk. ḳ-d-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâni: engel[/TD]
      [TD]münkerat: dince yapılması yasak olan şeyler (bk. n-k-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nam: ad[/TD]
      [TD]risale: küçük çaplı kitap (bk. r-s-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sarf etmek: harcamak[/TD]
      [TD]seddedilme: kapatılma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahribat: yıkıp yok etmeler, bozmalar[/TD]
      [TD]tezelzül: sarsıntı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zaruriyât: dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen işler[/TD]
      [TD]âdât-ı ecânib: yabancı örf ve âdetler[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #797286
      Anonim

        etmek lâzım gelirken, İslâmiyetin nazariyat kısmında ve selefin içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle, bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu halde, onları bırakıp, heveskârâne yeni içtihadlar yapmak, bid’akârâne bir hıyanettir.

        ÜÇÜNCÜSÜ

        Nasıl ki, çarşıda, mevsimlere göre birer metâ mergub oluyor, vakit be vakit birer mal revaç buluyor. Öyle de, âlem meşherinde, içtimaiyât-ı insaniye ve medeniyet-i beşeriye çarşısında, her asırda birer metâ mergub olup revaç buluyor. Sûkunda, yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celb oluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor. Meselâ, şu zamanda siyaset metâı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları gibi.

        Ve Selef-i Salihîn asrında ve o zamanın çarşısında en mergub metâ, Hâlık-ı Semâvât ve Arzın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nur-u Nübüvvet ve Kur’ân ile, kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesâilini elde etmek idi.

        İşte, o zamanda zihinler, kalbler, ruhlar, bütün kuvvetleriyle Yerler ve Gökler Rabbinin marziyâtını anlamaya müteveccih olduğundan, içtimaiyât-ı beşeriyenin sohbetleri, muhavereleri, vukuatları, ahvalleri ona bakıyordu. Ona göre cereyan ettiğinden, her kimin güzelce bir istidadı bulunsa, onun kalbi ve fıtratı, şuursuz olarak herşeyden bir ders-i marifet alır, o zamanda cereyan eden ahval ve vukuat ve muhaverattan taallüm ediyordu. Güya herbir şey ona bir muallim hükmüne geçip, onun fıtrat ve istidadına, içtihada bir istidad-ı ihzarî telkin ediyordu. Hattâ o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki, yakîn idi ki kisbsiz içtihada kabiliyeti ola, ateşsiz nurlana… İşte, şu tarzda fıtrî bir ders alan bir müstaid,

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Hâlık-ı Semâvat ve Arz: gökleri ve yeri yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v)[/TD]
        [TD]Selef-i Salihîn: ilk devir İslâm büyükleri (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
        [TD]bid’akârâne: dine zarar verecek yeni âdetleri dine maletmeye çalışarak (bk. b-d-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]celb olma: çekilme[/TD]
        [TD]cereyan etme: meydana gelme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ders-i marifet: Allah’ı tanıma ve bilme dersi (bk. a-r-f)[/TD]
        [TD]efkâr: fikirler, düşünceler (bk. f-k-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç (bk. f-ṭ-r)[/TD]
        [TD]fıtrî: yaratılıştan, doğal (bk. f-ṭ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
        [TD]heveskârâne: hevesine, gelip geçici istek ve arzularına düşkün bir şekilde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
        [TD]hıyanet: hainlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidad-ı ihzarî: istidat geliştirici ön hazırlık (bk. a-d-d; ḥ-ḍ-r)[/TD]
        [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istinbat: gizli bir mânâ ve hüküm çıkarma[/TD]
        [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisâne: samimi ve sâfi bir inanç ve niyetle yapılmış içtihadlar (bk. c-h-d; ṣ-f-y)[/TD]
        [TD]içtimaiyât-ı beşeriye: insanlığın sosyal hayatları (bk. c-m-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]içtimaiyât-ı insaniye: insanlığın sosyal hayatları (bk. c-m-a)[/TD]
        [TD]kelâm: söz (bk. k-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kisbsiz: çalışmadan[/TD]
        [TD]marziyat: Allah’ın rızasına uygun işler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]medeniyet-i beşeriye: insanlığın medeniyeti[/TD]
        [TD]mergub: rağbet edilen, beğenilen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]metâ: kıymetli eşya, mal[/TD]
        [TD]meşher: sergi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müncezib: tutulmuş[/TD]
        [TD]müstaid: istidatlı, kabiliyetli (bk. a-d-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müteveccih: yönelmiş[/TD]
        [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazariyat: nazariyeler, teoriler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [TD]nur-u Nübüvvet: peygamberlik nuru (bk. n-v-r; n-b-e)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]revaç: kıymet, değer[/TD]
        [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]selef: sahabe ve tabiin gibi ilk örnek Müslüman nesil[/TD]
        [TD]sûk: çarşı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]taallüm etmek: öğrenmek (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]telkin: zihinde yer ettirme, fikir aşılama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tenvir: nurlandırma, aydınlatma (bk. n-v-r)[/TD]
        [TD]teveccüh: yönelme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teşhir: sergileme[/TD]
        [TD]vakit be vakit: zaman zaman[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vesâil: vesileler, sebepler[/TD]
        [TD]vukuat: olaylar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]yakîn: kesin ve doğru bilgi (bk. y-ḳ-n)[/TD]
        [TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r; a-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]şuursuz: farkına varmadan (bk. ş-a-r)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #797287
        Anonim

          içtihada çalışmaya başladığı vakit, kibrit hükmüne geçen istidadı, nûrun alâ nûr sırrına mazhar olur, çabuk ve az zamanda müçtehid olurdu.

          Amma şu zamanda, medeniyet-i Avrupa’nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerâit-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inâyet inkısam etmiştir. Zihinler mâneviyâta karşı yabanîleşmiştir. İşte bunun içindir ki, şu zamanda birisi, dört yaşında Kur’ân’ı hıfz edip âlimlerle mübahase eden Süfyan ibni Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyanın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan on senede içtihadı tahsil etmişse, şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünkü, Süfyanın iptidâ-yı tahsil-i fıtrîsi, sinn-i temyiz zamanından başlar. Yavaş yavaş istidadı müheyyâ olur, nurlanır, herşeyden ders alır, kibrit hükmüne geçer. Amma onun naziri, şu zamanda, çünkü zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş, istidadı içtihaddan uzaklaşmış. Elbette fünun-u hazırada tevağğulü derecesinde, istidadı içtihad-ı şer’î kabiliyetinden uzaklaşmış; ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde, içtihadın kabulünden geri kalmıştır. Onun için, “Ben de onun gibi zekîyim, niçin ona yetişemiyorum?” diyemez ve demeye hakkı yoktur ve yetişemez.

          DÖRDÜNCÜSÜ

          Nasıl ki, bir cisimde, neşvünemâ için tevessü meyli bulunur. O meyl-i tevessü ise—çünkü dahildendir—vücut ve cisim için bir tekemmüldür. Fakat, eğer hariçte tevsi için bir meyil ise, o vücudun cildini yırtmaktır, tahrip etmektir, tevsi değildir. Öyle de, İslâmiyetin dairesine Selef-i Salihîn gibi takvâ-yı kâmile kapısıyla ve zaruriyât-ı diniyenin imtisali tarikiyle dahil olanlarda meylü’t-tevessü ve irade-i içtihad bulunsa, o kemâldir ve tekemmüldür. Yoksa, zaruriyâtı terk

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Selef-i Salihîn: ilk devir İslâm büyükleri (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Süfyan ibni Uyeyne: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]dahil: içeri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]efkâr: fikirler, düşünceler (bk. f-k-r)[/TD]
          [TD]felsefe-i tabiiye: yaratılışı ve herşeyi tabiata dayandıran felsefe (bk. ṭ-b-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fünun-u hazıra: günümüz ilimleri[/TD]
          [TD]hariç: dışarı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
          [TD]himmet: çalışma, gayret gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hıfzetme: ezberleme (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
          [TD]imtisal: uyma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inkısam: bölünme, parçalanma[/TD]
          [TD]inâyet: dikkat, gayret, özen (bk. a-n-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iptidâ-yı tahsil-i fıtrî: fıtrî, doğal öğrenimin başlangıcı (bk. f-ṭ-r)[/TD]
          [TD]irade-i içtihad: içtihad etme arzusu, isteği (bk. r-v-d; c-h-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
          [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]içtihad-ı şer’î: şeriat hükümlerine dayanarak yapılan içtihad (bk. c-h-d; ş-r-a)[/TD]
          [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kulûb: kalpler[/TD]
          [TD]mazhar: sahip olma, erişme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]medeniyet-i Avrupa: Avrupa medeniyeti[/TD]
          [TD]meyil: eğilim, yönelme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meyl-i tevessü: genişleme eğilimi[/TD]
          [TD]meylü’t-tevessü: genişleme eğilimi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mübahase: karşılıklı konuşma, fikir belirtme, sohbet[/TD]
          [TD]müheyyâ: hazır[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müçtehid: Kur’an ve sünnetten yola çıkarak hüküm ortaya koyan büyük İslâm âlimleri (bk. c-h-d)[/TD]
          [TD]nazir: benzer (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]neşvünemâ: büyüme ve gelişme[/TD]
          [TD]nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nûrun alâ nûr: nur üstüne nur, iyiden de iyi (bk. n-v-r)[/TD]
          [TD]sinn-i temyiz: iyi ile kötüyü farketme yaşı olan yedi yaşı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahakküm: zorla hükmetme, zorbalık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]tahsil: elde etmek, öğrenmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takvâ-yı kâmile: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y; k-m-l)[/TD]
          [TD]tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasallut: musallat olma, sataşma[/TD]
          [TD]tefennün: bir ilimde uzmanlaşma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma (bk. k-m-l)[/TD]
          [TD]tevağğul: aşırı derecede dalma, meşgul olma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevessü: genişleme, yayılma[/TD]
          [TD]tevsi: genişletme, yayma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ulûm-u arziye: insanların bilgi ve tecrübelerinin ürünü olan ilimler (bk. a-l-m)[/TD]
          [TD]zaruriyât: dince yapılması zorunlu işler, emirler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zaruriyât-ı diniye: dince yapılması zorunlu işler, emirler[/TD]
          [TD]şerâit-i hayat-ı dünyeviye: dünya hayatının şartları (bk. ş-r-a; ḥ-y-y)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #797290
          Anonim

            eden ve hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye tercih eden ve felsefe-i maddiye ile âlûde olanlardan olan o meylü’t-tevsi ve irade-i içtihad, vücud-u İslâmiyeyi tahrip ve boynundaki şer’î zincirini çıkarmaya vesiledir.

            BEŞİNCİSİ

            Üç nokta-i nazar, şu zamanın içtihadâtını arziye yapar, semâvîlikten çıkarıyor. Halbuki, şeriat semâviyedir; ve içtihadât-ı şer’iye dahi, onun ahkâm-ı mesturesini izhar ettiğinden, semâviyedirler.

            Birincisi: Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise, tercihe sebeptir; icaba, icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ seferde namaz kasredilir, iki rekât kılınır. Şu ruhsat-ı şer’iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte, şu hakikatin aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihad arziyedir, semâvî değildir.

            İkincisi: Şu zamanın nazarı, evvelâ ve bizzat saadet-i dünyeviyeye bakıyor ve ahkâmları ona tevcih ediyor. Halbuki, şeriatın nazarı ise, evvelâ ve bizzat saadet-i uhreviyeye bakar; ikinci derecede, âhirete vesile olmak dolayısıyla, dünyanın saadetine nazar eder. Demek, şu zamanın nazarı, ruh-u şeriattan yabanîdir. Öyle ise şeriat namına içtihad edemez.

            Üçüncüsü: blank.gif1 اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ kaidesi, yani, “Zaruret haramı helâl derecesine getirir.” İşte, şu kaide ise, küllî değil. Zaruret, eğer haram yoluyla olmamışsa, haramı helâl etmeye sebebiyet verir. Yoksa, su-i ihtiyarıyla, gayr-ı meşru sebeplerle zaruret olmuşsa, haramı helâl edemez, ruhsatlı ahkâmlara

            [NOT]Dipnot-1 el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ 2:35.
            [/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]ahkâm: hükümler, kurallar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]ahkâm-ı mesture: gizli hükümler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]arziye: dünyalıların kendisine ait[/TD]
            [TD]felsefe-i maddiye: herşeyi maddede arayan felsefe[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayr-ı meşru: dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD]
            [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haram: dinen yapılması yasaklanmış şey (bk. ḥ-r-m)[/TD]
            [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y; e-ḫ-r)[/TD]
            [TD]helâl: dinen yapılmasına izin verilmiş şey[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet: sebep, fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]icab: gerektirme, lüzum (bk. v-c-b)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icad: var etme, vücuda getirme (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]ikame: yerleştirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]illet: asıl sebep, maksat[/TD]
            [TD]irade-i içtihad: içtihad etme arzusu, isteği (bk. r-v-d; c-h-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
            [TD]içtihadât: dinen kesin olarak belirtilmeyen konularda Kur’ân ve hadisten hükümler çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]içtihadât-ı şer’î: şeriat hükümlerine dayanarak yapılan içtihatlar (bk. c-h-d; ş-r-a)[/TD]
            [TD]kaide: kural, prensip[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kasretmek: kısaltmak[/TD]
            [TD]küllî: genel, umumî (bk. k-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
            [TD]medar: sebep, vesile[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meylü’t-tevsi: genişletme eğilimi[/TD]
            [TD]meşakkat: sıkıntı, zorluk, zahmet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar: görüş, bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [TD]nazar etmek: bakmak (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nokta-i nazar: bakış noktası (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [TD]ruh-u şeriat: şeriatın ruhu (bk. r-v-ḥ; ş-r-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ruhsat: izin, müsaade[/TD]
            [TD]ruhsat-ı şer’iye: dinin verdiği izin (bk. ş-r-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
            [TD]saadet-i dünyeviye: dünya hayatındaki mutluluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk (bk. e-ḫ-r)[/TD]
            [TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî (bk. s-m-v)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]su-i ihtiyar: iradenin kötüye kullanımı (bk. ḫ-y-r)[/TD]
            [TD]tahrip: yıkıp yok etme, bozma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevcih etme: yöneltme[/TD]
            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücud-u İslâmiye: İslâmiyetin bedeni (bk. v-c-d; s-l-m)[/TD]
            [TD]yabanî: yabancı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zaruret: zorunluluk, mecburiyet[/TD]
            [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlûde: bulaşmış, karışmış[/TD]
            [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şer’î: şeriatla ilgili (bk. ş-r-a)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #797291
            Anonim

              medar olamaz, özür teşkil edemez. Meselâ, bir adam, su-i ihtiyarıyla, haram bir tarzda kendini sarhoş etse, tasarrufâtı, ulema-i şeriatçe aleyhinde câridir, mazur sayılmaz. Tatlik etse, talâkı vaki olur. Bir cinayet etse, ceza görür. Fakat su‑i ihtiyarıyla olmazsa talâk vaki olmaz, ceza da görmez. Hem meselâ, bir içki müptelâsı, zaruret derecesinde müptelâ olsa da diyemez ki, “Zarurettir, bana helâldir.”

              İşte, şu zamanda zaruret derecesine geçen ve insanları müptelâ eden, bir beliyye-i âmme suretine giren çok umurlar vardır ki, su-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüt ettiklerinden, ruhsatlı ahkâmlara medar olup haramı helâl etmeye medar olamazlar. Halbuki, şu zamanın ehl-i içtihadı, o zaruratı ahkâm-ı şer’iyeye medar yaptıklarından, içtihadları arziyedir, hevesîdir, felsefîdir; semâvî olamaz, şer’î değil. Halbuki, semâvât ve arzın Hâlıkının ahkâm-ı İlâhiyesinde tasarruf ve ibâdının ibâdâtına müdahale o Hâlıkın izn-i mânevîsi olmazsa, o tasarruf, o müdahale merduddur.

              Meselâ, bazı gafiller, hutbe gibi bazı şeâir-i İslâmiyeyi Arabîden çıkarıp her milletin lisanıyla söylemeyi iki sebep için istihsan ediyorlar.

              Birincisi: “Tâ siyaset-i hazıra avâm-ı Müslimîne de o suretle tefhim edilsin.” Halbuki, siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki, vesvese-i şeyâtîn hükmüne geçmiştir. Halbuki, minber vahy-i İlâhînin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki o makam-ı âliye çıkabilsin.

              İkinci sebep: “Hutbe, bazı suver-i Kur’âniyenin nasihatleri anlaşılmak içindir.” Evet, eğer millet-i İslâm, İslâmiyetin zaruriyâtı ve müsellemâtı ve malûm

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Arabî: Arapça[/TD]
              [TD]Hâlık: yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-k)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahkâm: hükümler, kurallar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]ahkâm-ı İlâhiye: Allah’ın hükümleri (bk. ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ahkâm-ı şer’iye: dinin hükümleri (bk. ḥ-k-m; ş-r-a)[/TD]
              [TD]arz: yer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]arziye: dünyalıların kendisine ait[/TD]
              [TD]avâm-ı Müslimîn: Müslüman halk tabakası (bk. s-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beliyye-i âmme: yaygın hâle gelmiş belâlar, hastalık[/TD]
              [TD]câri: geçerli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i içtihad: içtihad etme seviyesinde olan âlimler (bk. c-h-d)[/TD]
              [TD]felsefî: felsefeyle ilgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
              [TD]gayr-ı meşru: dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haram: dinen yapılması yasaklanmış şey (bk. ḥ-r-m)[/TD]
              [TD]helâl: dinen yapılmasına izin verilmiş şey[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hevesî: arzu ve isteklerle ilgili[/TD]
              [TD]ibâd: kullar (bk. a-b-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ibâdât: ibadetler (bk. a-b-d)[/TD]
              [TD]istihsan: beğenme, güzel bulma (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izn-i mânevî: mânevî izin (bk. a-n-y)[/TD]
              [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [TD]makam-ı âli: yüce makam[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
              [TD]mazur: özürlü, mazeretli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medar: sebep, dayanak noktası[/TD]
              [TD]merdud: reddedilmiş, geri çevrilmiş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meyil: istek, arzu, eğilim[/TD]
              [TD]millet-i İslâm: İslâm milleti, Müslümanlar (bk. s-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]minber: câmide hutbe okunan yer[/TD]
              [TD]muamele: davranış, iş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müptelâ: bağımlı, tutkun[/TD]
              [TD]müsellemât: dinin herkesçe kabul edilmiş esasları (bk. s-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nasihat: öğüt[/TD]
              [TD]ruhsat: izin, müsaade[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
              [TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî (bk. s-m-v)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]siyaset-i hazıra: günümüz siyaseti[/TD]
              [TD]su-i ihtiyar: iradenin kötüye kullanımı (bk. ḫ-y-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
              [TD]suver-i Kur’âniye: Kur’ân’ın sûreleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]talâk: boşama[/TD]
              [TD]tasarruf: kullanma, faaliyet (bk. ṣ-r-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tasarrufât: işler ve uygulamalar (bk. ṣ-r-f)[/TD]
              [TD]tatlik etmek: boşamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tebliğ: bildirme (bk. b-l-ğ)[/TD]
              [TD]tefhim: anlatma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevellüt: doğma, meydana gelme[/TD]
              [TD]teşkil etme: oluşturma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulema-i şeriat: din âlimleri (bk. a-l-m; ş-r-a)[/TD]
              [TD]umur: işler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vahy-i İlâhî: Allah tarafından vahiy ile gelen emir ve yasaklar (bk. v-ḥ-y; e-l-h)[/TD]
              [TD]vaki: olmuş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vesvese-i siyasiye: siyasî şüphe ve kuruntular
              [/TD]
              [TD]vesvese-i şeyâtîn: şeytanların verdiği şüphe ve kuruntular[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zarurat: zorunluluklar, mecburiyetler[/TD]
              [TD]zaruret: zorunluluk, mecburiyet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zaruriyât: dince yapılması zorunlu olan emirler, işler[/TD]
              [TD]şer’î: dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şeytanet: şeytanlık[/TD]
              [TD]şeâir-i İslâmiye: İslâma sembol olmuş iş ve ibâdetler (bk. ş-a-r; s-l-m)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #797469
              Anonim

                olan ahkâmını, ekseriyet itibarıyla imtisal edip yerine getirseydi, o vakit nazariyât-ı şer’iye ve mesâil-i dakika ve nesâyih-i hafiyeyi anlamak için, bildiği lisanla hutbe okunması ve suver-i Kur’âniyenin—eğer mümkün olsaydı—tercümesiHAŞİYE-1 belki müstahsen olurdu. Fakat namaz, zekât, orucun vücubu ve katl, zina ve şarabın haramiyeti gibi malûm olan ahkâm-ı kat’iye-i İslâmiye mühmel kalıyor. Avâm-ı nâs, onların vücubunu ve haramiyetini ders almaya muhtaç değiller. Belki, teşvik ve ihtar ile o ahkâm-ı kudsiyeyi hatırlatıp, İslâmiyet damarını ve iman hissini tahrik etmekle, imtisallerine teşvik ve tezkire ve ihtara muhtaçtırlar. Halbuki, bir âmi, ne kadar cahil dahi olsa, Kur’ân’dan ve hutbe-i Arabiyeden şu meâl-i icmâliyeyi anlar ki, “Herkese ve bana malûm olan imanın rükünlerini ve İslâmiyetin umdelerini, hatip ve hafız ihtar ediyor ve ders veriyor, okuyor” der, kalbinde onlara karşı bir iştiyak hasıl olur. Acaba kâinatta hangi tabirat var ki, Arş-ı Âzamdan gelen Kur’ân-ı Hakîmin i’cazkârâne, müfehhimâne ihtarlarına, tezkirlerine, teşviklerine mukabil gelebilsin?

                ALTINCISI

                Selef-i Salihînin müctehidîn-i izâmı, asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı Sahâbeye yakın olduklarından, sâfi bir nur alıp hâlis bir içtihad edebilirler. Şu zamanın ehl-i içtihadı ise, o kadar perdeler arkasında ve uzak bir mesafede hakikat kitabına bakar ki, en vâzıh bir harfini de zorla görebilirler.

                Eğer desen: Sahâbeler de insandırlar; hatadan, hilâftan hâli olmazlar. Halbuki, içtihadâtın ve ahkâm-ı şeriatin medarı, Sahâbelerin adaleti ve sıdkıdır ki, hattâ ümmet “Sahâbeler umumen âdildirler, doğru söylerler”blank.gif1 diye ittifak etmişler.

                [NOT]Haşiye-1 İ’câza dair olan Yirmi Beşinci Söz, Kur’ân’ın hakikî tercümesi mümkün olmadığını göstermiştir.

                Dipnot-1 İbni Hibbân, es-Sahîh 10:477; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 1:153; İbni Hacer, Fethu’l-Bârî 2:181, 6:499.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Arş-ı Âzam: Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-z-m)[/TD]
                [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Sahâbe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
                [TD]Selef-i Salihîn: ilk devir İslâm büyükleri (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ahkâm: hükümler, kurallar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]ahkâm-ı kat’iye-i İslâmiye: İslâmın kesinleşmiş hüküm ve esasları (bk. ḥ-k-m; s-l-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ahkâm-ı kudsiye: kutsal hükümler (bk. ḥ-k-m; ḳ-d-s)[/TD]
                [TD]ahkâm-ı şeriat: şeriatın hükümleri, esasları (bk. ḥ-k-m; ş-r-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]asr-ı Sahâbe: Sahabelerin (r.a.) yaşadığı dönem[/TD]
                [TD]asr-ı hakikat: gerçekler asrı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]asr-ı nur: nurlu asır (bk. n-v-r)[/TD]
                [TD]avâm-ı nâs: sıradan halk tabakası[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i içtihad: içtihad eden kimseler (bk. c-h-d)[/TD]
                [TD]ekseriyet: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hafız: Kur’ân’ı ezberleyen (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haramiyet: haramlık, dince yapılmasına izin verilmeyen (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                [TD]hasıl olma: meydana gelme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hatip: hutbe okuyan (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
                [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hilâf: yalan, yanlış[/TD]
                [TD]hutbe-i Arabiye: Arapça hutbe (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâli: uzak[/TD]
                [TD]hâlis: samimi, içten (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
                [TD]imtisal: uyma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
                [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek[/TD]
                [TD]i’câz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]i’câzkârâne: mu’cizeli bir şekilde (bk. a-c-z)[/TD]
                [TD]katl: öldürme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [TD]lisan: dil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]mesâil-i dakika: ince ve hassas meseleler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meâl-i icmâli: kısa anlam (bk. c-m-l)[/TD]
                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müfehhimâne: anlatarak[/TD]
                [TD]mühmel: ihmal edilmiş, terk edilmiş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müstahsen: güzel karşılanan, beğenilen (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                [TD]müçtehidîn-i izâm: büyük içtihad sahipleri (bk. c-h-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nazariyât-ı şer’iye: dinin teori düzeyinde olup kesinleşmemiş hususları (bk. n-ẓ-r; ş-r-a)[/TD]
                [TD]nesâyih-i hafiye: gizli nasihatler, dersler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rükün: esas, şart (bk. r-k-n)[/TD]
                [TD]suver-i Kur’âniye: Kur’ân’ın sûreleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sâfi: temiz, duru, katıksız (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                [TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tabirat: tabirler, ifadeler(bk. a-b-r)[/TD]
                [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tezkir: hatırlatma, ikaz etme[/TD]
                [TD]umde: kural, prensip[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umumiyetle: genellikle[/TD]
                [TD]vâzıh: açık, âşikâr[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücub: kesinlik, farz olma (bk. v-c-b)[/TD]
                [TD]âdil: adaletli (bk. a-d-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âmi: cahil[/TD]
                [TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #797468
                Anonim

                  Elcevap: Evet, Sahâbeler ekseriyet-i mutlaka itibarıyla hakka âşık, sıdka müştak, adalete hâhişgerdirler. Çünkü yalanın ve kizbin çirkinliği, bütün çirkinliğiyle ve sıdkın ve doğruluğun güzelliği, bütün güzelliğiyle o asırda öyle bir tarzda gösterilmiş ki, ortalarındaki mesafe, Arştan ferşe kadar açılmış, esfel-i sâfilîndeki Müseylime-i Kezzâb’ın derekesinden, âlâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür.

                  Evet, Müseylime’yi esfel-i sâfilîne düşüren kizb olduğu gibi, Muhammedü’l-Emin Aleyhissalâtü Vesselâmı âlâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur. İşte, hissiyât-ı ulviyeyi taşıyan ve mehâsin-i ahlâkiyeye perestiş eden ve şems-i Nübüvvetin ziya-yı sohbetiyle nurlanan Sahâbeler, o derece çirkin ve sukuta sebep ve Müseylime’nin maskara-âlûd muzahrafat dükkânındaki kizbe, ihtiyarıyla ellerini uzatmamak; ve küfürden çekindikleri gibi, küfrün arkadaşı olan kizbden çekinmeleri; ve o derece güzel ve medar-ı fahr ve mübahat ve mirac-ı suud ve terakki ve Fahr-i Risaletin hazine-i âliyesinden en revaçlı bulunan ve şâşaa-i cemâliyle içtimaât-ı insaniyeyi nurlandıran sıdka ve doğruluğa ve hakka—ve bilhassa ahkâm-ı şer’iye rivâyetinde ve tebliğinde—elbette ellerinden geldiği kadar talip ve muvafık ve âşık olmaları kat’îdir, zarurîdir, şüphesizdir.

                  Halbuki, şu zamanda, kizb ve sıdkın ortasındaki mesafe o kadar kısalmış ki, adeta omuz omuza vermişler. Sıdktan yalana geçmek, pek kolay gidiliyor. Hattâ, siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık, doğruluğa tercih ediliyor. İşte, en çirkin şey, en güzel şeylerle beraber bir dükkânda, bir fiyatla satılsa, elbette pek âli olan ve hakikat cevherine giden sıdk ve hak pırlantası, o dükkâncının marifetine ve sözüne itimad edip körü körüne alınmaz.

                  endOfSection.gifendOfSection.gif

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                  [TD]Arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Fahr-i Risalet: peygamberliğin övünç kaynağı olan Peygamberimiz (a.s.m.) (bk. r-s-l)[/TD]
                  [TD]Muhammedü’l-Emin: güvenilir Muhammed (bk. ḥ-m-d; e-m-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Müseylime-i Kezzâb: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]Sahâbe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ahkâm-ı şer’iye: şeriatın hükümleri, esasları (bk. ḥ-k-m; ş-r-a)[/TD]
                  [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cevher: kıymetli taş; asıl, öz[/TD]
                  [TD]derece-i sıdk: doğruluk derecesi (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dereke: aşağı seviye[/TD]
                  [TD]ekseriyet-i mutlaka: tam ve kesin çoğunluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı[/TD]
                  [TD]ferş: yer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hazine-i âliye: yüce hazine[/TD]
                  [TD]hissiyât-ı ulviye: yüce duygular[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâhişger: arzulu, istekli[/TD]
                  [TD]ihtiyar: tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]itimad etmek: güvenmek[/TD]
                  [TD]içtimaât-ı insaniye: insanlığın sosyal hayatları (bk. c-m-a)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kat’î: kesin[/TD]
                  [TD]kizb: yalan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
                  [TD]marifet: bilgi (bk. a-r-f)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maskara-âlûd: gülünç duruma düşmüş[/TD]
                  [TD]medar-ı fahr: övünme sebebi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mehâsin-i ahlâkiye: ahlâk ve huy güzelliği (bk. ḥ-s-n; ḫ-l-ḳ)[/TD]
                  [TD]mirac-ı suud: yükselme merdiveni (bk. a-r-c)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvafık: uygun[/TD]
                  [TD]muzahrafat: süslü yalan sözler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mübahat: iftihar edici bir güzellik[/TD]
                  [TD]müştak: çok istekli, aşık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]perestiş: aşırı derecede değer veren[/TD]
                  [TD]revaç: değer, kıymet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rivâyet: nakletme[/TD]
                  [TD]sukut: düşüş, alçalış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                  [TD]talip: istekli (bk. ṭ-l-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tebliğ: bildirme (bk. b-l-ğ)[/TD]
                  [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zarurî: zorunlu, mecburi[/TD]
                  [TD]ziya-yı sohbet: sohbet ışığı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âli: yüce[/TD]
                  [TD]âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şems-i Nübüvvet: peygamberlik güneşi (bk. n-b-e)[/TD]
                  [TD]şâşaa-i cemâl: gösterişli güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #797820
                  Anonim
                    Hâtime

                    ASIRLARA GÖRE şeriatler değişir. Belki bir asırda, kavimlere göre ayrı ayrı şeriatler, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiyadan sonra, şeriat‑i kübrâsı her asırda her kavme kâfi geldiğinden, muhtelif şeriatlere ihtiyaç kalmamıştır. Fakat teferruatta, bir derece ayrı ayrı mezheplere ihtiyaç kalmıştır.

                    Evet, nasıl ki mevsimlerin değişmesiyle elbiseler değişir, mizaçlara göre ilâçlar tebeddül eder. Öyle de, asırlara göre şeriatler değişir; milletlerin istidadına göre ahkâm tahavvül eder. Çünkü, ahkâm-ı şer’iyenin teferruat kısmı, ahvâl-i beşeriyeye bakar, ona göre gelir, ilâç olur.

                    Enbiya-yı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt’ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş. Sonra, Âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye birtek ders alacak, birtek muallimi dinleyecek, birtek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir. Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir. Eğer, beşerin ekseriyet-i mutlakası, bir mekteb-i âlinin talebesi gibi, bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse, o vakit mezhepler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem o hale müsaade etmediği gibi, mezâhib de bir olmaz.

                    Eğer desen: Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?

                    Elcevap: Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır. Şöyle ki: Birisine, hastalığının mizacına göre su ilâçtır; tıbben vâciptir. Diğer birisine, hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine az zarar verir;

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Hâtemü’l-Enbiya: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m) (bk. n-b-e)[/TD]
                    [TD]ahkâm: hükümler, esaslar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ahkâm-ı şer’iye: şeriatın hükümleri, esasları (bk. ḥ-k-m; ş-r-a)[/TD]
                    [TD]ahvâl-i beşeriye: insanların halleri, durumları[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]akvâm-ı beşeriye: insan kavimleri, toplulukları[/TD]
                    [TD]bedeviyet: göçebelik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beşer: insanlar[/TD]
                    [TD]efkârca: fikir ve düşünce bakımından (bk. f-k-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                    [TD]enbiya-yı sâlife: daha önce gelmiş peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [TD]hal-i âlem: dünya hali, insanların şimdiki durumu (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
                    [TD]idadiye: hazırlığa ait; ortaöğretim seviyesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihtilâtat: karışıklıklar[/TD]
                    [TD]inkılâbat: değişiklikler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iptidaî: basit, ilkel; ilköğretim seviyesi[/TD]
                    [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                    [TD]mekteb-i âli: yüksek okul (bk. k-t-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mezhep: dinde tutulan yol (bk. ẕ-h-b)[/TD]
                    [TD]mezâhib: mezhepler, tutulan yollar (bk. ẕ-h-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mizaç: tabiat, yaratılış, bünye[/TD]
                    [TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhtelif: çeşitli, değişik[/TD]
                    [TD]muvafık: uygun[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muzır: zararlı[/TD]
                    [TD]seciye: huy, karakter[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taaddüt etmek: çoğalmak, artmak[/TD]
                    [TD]tabakat-ı beşeriye: insan tabakaları[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahavvül: değişme[/TD]
                    [TD]tarz-ı hayat-ı içtimaiye: toplum hayatının şekli (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tebeddül: değişme[/TD]
                    [TD]teferruat: ayrıntılar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]terakki: yükselme[/TD]
                    [TD]tevhid: birleştirme (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vâcip: zorunlu, gerekli (bk. v-c-b)[/TD]
                    [TD]Âhirzaman Peygamberi: son peygamber olan ve dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
                    [TD]şeriat-ı kübrâ: büyük İslâm şeriatı (bk. ş-r-a; k-b-r)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #797821
                    Anonim

                      tıbben ona mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine ne zarardır, ne menfaattir; âfiyetle içsin, tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüt etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki, “Su yalnız ilâçtır, yalnız vâciptir, başka hükmü yoktur”?

                      İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlâhiye, mezheplere hikmet-i İlâhiyenin sevkiyle ittibâ edenlere göre değişir. Hem hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur. Meselâ, hikmet-i İlâhiyenin tensibiyle İmam-ı Şâfiîye ittibâ eden, ekseriyet itibarıyla Hanefîlere nisbeten köylülüğe ve bedevîliğe daha yakın olup, cemaati birtek vücut hükmüne getiren hayat-ı içtimaiyede nâkıs olduğundan, herbiri bizzat dergâh-ı Kàdıu’l-Hâcâtta kendi derdini söylemek ve hususî matlubunu istemek için, imam arkasında Fâtihayı birer birer okuyorlar. Hem ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. İmam-ı Âzama ittibâ edenler, ekseriyet-i mutlaka itibarıyla, İslâmî hükûmetlerin ekserîsi o mezhebi iltizam etmesiyle, medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimaiyeye müstaid olduğundan, bir cemaat bir şahıs hükmüne girip, birtek adam umum namına söyler; umum, kalben onu tasdik ve rapt-ı kalb edip, onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefî mezhebine göre imam arkasında Fâtiha okunmaz. Okunmaması ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir.

                      Hem meselâ, madem şeriat, tabiatın tecavüzâtına sed çekmekle onu tâdil edip nefs-i emmâreyi terbiye eder. Elbette, ekser etbâı köylü ve nim-bedevî ve amelelikle meşgul olan Şâfiî mezhebine göre, kadına temasla abdest bozulur, az bir necaset zarar verir. Ekseriyet itibarıyla hayat-ı içtimaiyeye giren, nim-medenî şeklini alan insanlar ittibâ ettikleri mezheb-i Hanefîye göre, mess-i nisvan abdesti bozmaz, bir dirhem kadar necasete fetvâ var.

                      İşte, bir amele ile bir efendiyi nazara alacağız. Amele, tarz-ı maişet itibarıyla,

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Hanefî: amelde İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’ye uyup bu mezhepten olanlar (bk. bilgiler)[/TD]
                      [TD]ahkâm-ı İlâhiye: Allah’ın hükümleri (bk. ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]amele: işçi[/TD]
                      [TD]ayn-ı hak: doğrunun ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bedevîlik: göçebelik[/TD]
                      [TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dergâh-ı Kâdıu’l-Hâcât: bütün ihtiyaçları karşılayan Allah’ın yüce katı (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                      [TD]dirhem: üç grama denk olan eski bir ağırlık ölçüsü birimi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
                      [TD]ekseriyet: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                      [TD]ekserî: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]etbâ: halk[/TD]
                      [TD]fetvâ: dinî hüküm, karar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hayat-ı içtimaiye: toplum hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
                      [TD]hikmet-i İlâhiye: Allah’ın hikmeti, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hükûmet: idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]iltizam: taraftarlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
                      [TD]ittibâ: uyan, tabi olan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahz-ı hikmet: hikmetin ta kendisi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]matlub: istek (bk. ṭ-l-b)[/TD]
                      [TD]mekruh: istenmeyen, hoş karşılanmayan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mess-i nisvan: kadınlara dokunma[/TD]
                      [TD]mezheb-i Hanefî: İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin kurduğu mezhep (bk. bilgiler)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mezhep: dinde tutulan yol (bk. ẕ-h-b)[/TD]
                      [TD]mübah: yapılması da yapılmaması da bir olan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müstaid: yetenekli, kabiliyetli (bk. a-d-d)[/TD]
                      [TD]nam: ad[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [TD]necaset: pislik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
                      [TD]nim-bedevî: yarı bedevî, yerleşik fakat medeniyetten uzak yaşama tarzı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nim-medenî: yarı medenî[/TD]
                      [TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
                      [TD]rapt-ı kalb: kalben bağlanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sed çekmek: tıkamak, kapamak[/TD]
                      [TD]sünnet: hoş karşılanan, yararlı (bk. s-n-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]taaddüt: çoğalma, birden fazla olma[/TD]
                      [TD]tabiat: yaratılış, karakter, mizaç (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tarz-ı maişet: geçim şekli (bk. a-y-ş)[/TD]
                      [TD]tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecavüzât: haddi aşmalar, saldırılar[/TD]
                      [TD]tensib: uygun görme (bk. n-s-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tâdil etmek: düzeltmek, ıslah etmek[/TD]
                      [TD]umum: herkes, genel[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vâcip: zorunlu, gerekli (bk. v-c-b)[/TD]
                      [TD]İmam-ı Âzam: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]İmam-ı Şâfiî: (bk. bilgiler)[/TD]
                      [TD]Şâfiî: İmam-ı Şâfiî’nin kurduğu mezhepten olanlar (bk. bilgiler)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #797826
                      Anonim

                        ecnebî kadınlarla ihtilâta, temasa ve bir ocak yanında oturmaya ve mülevves şeylerin içine karışmaya müptelâ olduğundan, san’at ve maişet itibarıyla tabiat ve nefs-i emmâresi meydanı boş bulup tecavüz edebilir. Onun için, şeriat onların hakkında o tecavüzâta sed çekmek için, “Abdest bozulur, temas etme. Namazını iptal eder, bulaşma” mânevî kulağında bir sadâ-yı semâvî çınlattırır. Amma o efendi, namuslu olmak şartıyla, âdât-ı içtimaiyesi itibarıyla, ahlâk-ı umumiye namına, ecnebî kadınlara temasa müptelâ değil; mülevves şeylerle, nezafet-i medeniye namına kendini o kadar bulaştırmaz. Onun için, şeriat, mezheb-i Hanefî namıyla ona şiddet ve azimet göstermemiş, ruhsat tarafını gösterip hafifleştirmiştir. “Elin dokunmuşsa abdestin bozulmaz; hicab edip kalabalık içinde suyla istinca etmemenin zararı yoktur; bir dirhem kadar fetvâ vardır” der, onu vesveseden kurtarır.

                        İşte, denizden iki katre, sana misal… Onlara kıyas et. Mizan-ı Şa’rânî mizanıyla, şeriat mizanlarını bu suretle muvazene edebilirsen et.

                        سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَناَۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif1

                        اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ تَمَثَّلَ فِيهِ اَنْوَارُ مَحَبَّتِكَ لِجَمَالِ صِفَاتِكَ وَاَسْمَاۤئِكَ، بِكَوْنِهِ مِرْاٰةً جَامِعَةً لِتَجَلِّيَاتِ اَسْمَاۤئِكَ الْحُسْنٰى، وَمَنْ تَمَرْكَزَ فِيهِ شُعَاعَاتُ مَحَبَّتِكَ لِصَنْعَتِكَ فِى مَصْنُوعَاتِكَ بِكَوْنِهِ اَكْمَلَ وَاَبْدَعَ مَصْنُوعَاتِكَ، وَصَيْرُورَتِهِ اَنْمُوذَجَ كَمَالاَتِ صَنْعَتِكَ، وَفِهْرِسْتَةَ مَحَاسِنِ نُقُوشِكَ. وَمَنْ تَظَاهَرَ فِيهِ لَطَاۤئِفُ مَحَبَّتِكَ وَرَغْبَتِكَ ِلاِسْتِحْسَانِ صَنْعَتِكَ بِكَوْنِهِ اَعْلٰى دَلاَّلِى مَحَاسِنِ صَنْعَتِكَ وَاَرْفَعَ الْمُسْتَحْسِنِينَ صَوْتاً فِى اِعْلاَنِ حُسْنِ نُقُوشِكَ وَاَبْدَعَهُمْ نَعْتًا لِكَمَالاَتِ صَنْعَتِكَ. وَمَنْ تَجَمَّعَ فِيهِ اَقْسَامُ مَحَبَّتِكَ وَاِسْتِحْسَانِكَ

                        [NOT]Dipnot-1

                        “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
                        [/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Mizan-ı Şa’rânî: İmam Şa’rânî’nin yazdığı dört mezhebin birleştiği ve ayrıldığı tarafları konu alan eser (bk. bilgiler – Şa’rânî)
                        [/TD]
                        [TD]ahlâk-ı umumiye: genel ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]azimet: takvâ ile günahlardan şiddetle kaçınma[/TD]
                        [TD]dirhem: üç grama denk olan eski bir ağırlık ölçüsü birimi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
                        [TD]fetvâ: dinî hüküm, karar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hicap: utanma[/TD]
                        [TD]ihtilât: karışıp görüşme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istinca: pislikten temizlenme[/TD]
                        [TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]katre: damla[/TD]
                        [TD]maişet: geçim, yaşayış (bk. a-y-ş)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mezheb-i Hanefî: İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin kurduğu mezhep (bk. bilgiler)[/TD]
                        [TD]mizan: terazi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
                        [TD]mülevves: kirli, bulaşık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müptelâ: tutkun, düşkün[/TD]
                        [TD]nam: ad[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
                        [TD]nezafet-i medeniye: medenî temizlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ruhsat: izin, müsaade[/TD]
                        [TD]sadâ-yı semâvî: İlâhî ses (bk. s-m-v)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]tabiat: yaratılış, karakter, mizaç (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tecavüz: haddi aşma, saldırma[/TD]
                        [TD]tecavüzât: tecavüzler, haddi aşmalar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
                        [TD]âdât-ı içtimaiye: toplum örf ve âdetleri (bk. c-m-a)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #797832
                        Anonim
                          لِمَحَاسِنِ اَخْلاَقِ مَخْلُوقَاتِكَ وَلطَاۤئِفِ اَوْصَافِ مَصْنوُعَاتِكَ، بِكَوْنِهِ جَامِعًا لِمَحَاسِنِ اْلاَخْلاَقِ كَافَّةً بِاِحْسَانِكَ وَلطَاۤئِفِ اْلاَوْصَافِ قَاطِبَةً بِفَضْلِكَ. وَمَنْ صَارَ مِصْدَاقًا صَادِقًا وَمِقْياَسًا فَائِقًا لِجَمِيعِ مَنْ ذَكَرْتَ فِى فُرْقاَنِكَ اِنَّكَ تُحِبُّهُمْ مِنَ الْمُحْسِنِينَ وَالصَّابِرِينَ وَالْمُؤْمِنِينَ وَالْمُتَّقِينَ وَالتَّوَّابِينَ وَاْلاَوَّابِينَ وَجَمِيعِ اْلاَصْناَفِ الَّذِينَ اَحْبَبْتَهُمْ وَشَرَّفْتَهُمْ بِمَحَبَّتِكَ، فِى فُرْقَانِكَ حَتَّى صَارَ اِمَامَ الْحَبِيبِينَ لَكَ، وَسَيِّدَ الْمَحْبوُبِينَ لَكَ وَرَئِيسَ اَوِدَّائِكَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاِخْوَانِهِ اَجْمَعِينَ. اٰمِينَ بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. blank.gif1

                          endOfSection.gifendOfSection.gif

                          [NOT]Dipnot-1
                          Allahım! Esmâ-i Hüsnânın tecelliyâtına câmi’ bir ayna oluşu sırrıyla, esmâ ve sıfâtının güzelliğine olan kudsî muhabbetinin envârı onda temessül eden, masnuâtının en ekmeli ve en bedîi, kemâlât‑ı san’atının enmuzeci ve mehâsin-i nukuşunun fihristesi olması hasebiyle, masnuâtındaki san’atına olan kudsî muhabbetinin şuaları onda temerküz eden, mehâsin-i san’atının en âli dellâlı, nukuşunun güzelliklerini ilân edenler arasında sesçe en yüksek oluşu ve kemâlât-ı san’atının en güzel medîhelerini dile getirişi sebebiyle, san’atının istihsânına muhabbet ve rağbetinin en lâtif cilveleri onda tezahür eden, Senin ihsânın olan mehâsin-i ahlâkın kâffesini ve eser-i fazlın olan letâif-i evsâfın hepsini câmi’ olması sırrıyla, mahlûkatının güzel ahlâkına ve masnuâtının lâtif evsâfına olan muhabbet ve istihsânının aksâmı onda tecemmu eden, Furkan’ında muhsinlerden, sâbirlerden, mü’minlerden, müttakîlerden, tevvâbînden, evvâbînden ve Kendini onlara sevdirdiğin ve muhabbetinle onları şereflendirdiğin bilcümle esnâf-ı ibâdın için doğru bir mihenk ve fâik bir mikyas teşkil eden, ve öyle bir mihenk ve mikyas ki, Senin habiplerinin imamı ve Senin mahbuplarının seyyidi ve Senin dostlarının reisi olan zâta, bütün ashâbına ve ihvânına, salât ve selâm et. Âmin, rahmetinle ey Erhamürrâhimîn.
                          [/NOT]

                          #797833
                          Anonim
                            Yirmi Yedinci Sözün ZeyliSahâbeler hakkındadır

                            Mevlânâ Câmî’nin dediği gibi derim:

                            يَا رَسُولَ اللهَ چِه بَاشَدْ چُونْ سَگِ اَصْحَابِ كَهْفدَاخِلِ جَنّتْ شَوَمْ دَرْ زُمْرَهءِ اَصْحَابِ تُو؟اُو رَوَدْ دَرْجَنَّتْ مَنْ دَرْ جَهَنَّمَ كَىْ رَوَاسْتاُو سَگِ اَصْحَابِ كَهْف مَنْ سَگِ اَصْحاَبْ تُو؟blank.gif1بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif2 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif3

                            besmele.jpg

                            مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّاۤءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاۤءُ بَيْنَهُمْ blank.gif4

                            ilâ âhir-i âye.

                            Sual ediyorsunuz: Bazı rivâyetlerde vardır ki, “Bid’aların revacı hengâmında ehl-i iman ve takvâdan bir kısım suleha, Sahâbe derecesinde veya daha ziyade efdal olabilir” diye rivâyetler vardır. Bu rivâyetler sahih midir? Sahih ise hakikatleri nedir?

                            Elcevap: Enbiyadan sonra nev-i beşerin en efdali Sahâbe olduğu,blank.gif5 Ehl-i Sünnet ve Cemaatin icmâı bir hüccet-i kàtıadır ki, o rivâyetlerin sahih kısmı fazilet-i

                            [NOT]Dipnot-1 Yâ Resulallah, nasıl olur ki Ashab-ı Kehfin köpeği, senin ashabınla beraber Cennete girsin? O Cennette, ben Cehennemde—revâ mıdır bu? O Kehf Ashabının köpeği, ben senin ashabının…

                            Dipnot-2 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

                            Dipnot-3 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tenzih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

                            Dipnot-4 “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli, kendi araların-da ise pek merhametlidirler.” Fetih Sûresi, 48:29.

                            Dipnot-5 bk. İbni Hibbân, es-Sahîh 10:477; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1:153; İbni Hacer, Fethu’l-Bârî 2:181, 6:499.[/NOT]

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Ehl-i Sünnet ve Cemaat: Hz. Muhammed’in sünnetine uyan, onun yolundan giden büyük Müslüman topluluk (bk. s-n-n; c-m-a)[/TD]
                            [TD]Mevlânâ Câmî: (bk. bilgiler)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bid’a: dine zarar verecek yenilikler (bk. b-d-a)[/TD]
                            [TD]efdal: en faziletli, en üstün (bk. f-ḍ-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ehl-i iman ve takvâ: Allah’a inanıp Onun emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler (bk. e-m-n; v-ḳ-y)[/TD]
                            [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fazilet-i cüz’iye: küçük faziletler, üstünlükler (bk. f-ḍ-l; c-z-e)[/TD]
                            [TD]hakikat: gerçek mahiyet, içyüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hengâm: zaman, ân[/TD]
                            [TD]hüccet-i kàtıa: kesin delil[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
                            [TD]ilâ âhir-i âye: âyetin sonuna kadar (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nev-i beşer: insanlar [/TD]
                            [TD]revaç: rağbet, değer, kıymet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rivâyet: Peygamberimizden duyulan şeylerin nakledilmesi[/TD]
                            [TD]sahih: sağlam ve doğru[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sahâbe: Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler[/TD]
                            [TD]suleha: salih kimseler, Allah’ın sevgili kulları (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zeyl: ilâve, ek[/TD]
                            [TD]ziyade: fazla[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #797835
                            Anonim

                              cüz’iye hakkındadır. Çünkü cüz’î fazilette ve hususî bir kemâlde, mercuh, râcihe tereccuh edebilir. Yoksa, Sûre-i Fethin âhirinde sitayişkârâne tavsifât-ı Rabbâniyeye mazhar ve Tevrat ve İncil ve Kur’ân’ın medih ve senâsına mazhar olan Sahâbelere, fazilet-i külliye nokta-i nazarında yetişilemez. Şu hakikatın pek çok esbab ve hikmetlerinden, şimdilik üç sebebi tazammun eden üç hikmeti beyan edeceğiz.

                              BİRİNCİ HİKMET

                              Sohbet-i nebeviye öyle bir iksirdir ki, bir dakikada ona mazhar bir zat, senelerle seyr ü sülûka mukabil hakikatin envârına mazhar olur. Çünkü, sohbette insibağ ve in’ikâs vardır. Malûmdur ki, in’ikâs ve tebaiyetle, o nur-u âzam-ı nübüvvetle beraber en azîm bir mertebeye çıkabilir. Nasıl ki, bir sultanın hizmetkârı ve onun tebaiyetiyle öyle bir mevkie çıkar ki, bir şah çıkamaz.

                              İşte şu sırdandır ki, en büyük velîler Sahâbe derecesine çıkamıyorlar. Hattâ Celâleddin-i Süyutî gibi, uyanıkken çok defa sohbet-i nebeviyeye mazhar olan velîler, Resul-i Ekrem (a.s.m.) ile yakazaten görüşseler ve şu âlemde sohbetine müşerref olsalar, yine Sahâbeye yetişemiyorlar. Çünkü, Sahâbelerin sohbeti, nübüvvet-i Ahmediye (a.s.m.) nuruyla, yani nebî olarak onunla sohbet ediyorlar. Evliyalar ise, vefat-ı nebevîden sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı görmeleri, velâyet-i Ahmediye nuruyla sohbettir. Demek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın, onların nazarlarına temessül ve tezahür etmesi, velâyet-i Ahmediye cihetindedir, nübüvvet itibarıyla değil. Madem öyledir; nübüvvet derecesi velâyet derecesinden ne kadar yüksek ise, o iki sohbet de o derece tefavüt etmek lâzım gelir.

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                              [TD]Celâleddin-i Süyutî: (bk. bilgiler)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
                              [TD]Sahâbe: Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Sûre-i Feth: Fetih Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 48. sûresi[/TD]
                              [TD]Tevrat: Hz. Mûsâ’ya indirilen kitap[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]azîm: en büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet: yön[/TD]
                              [TD]cüz’î: küçük, ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]envâr: nurlar (bk. n-v-r)[/TD]
                              [TD]esbab: sebebler (bk. s-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler (bk. v-l-y)[/TD]
                              [TD]fazilet: erdem, üstünlük (bk. f-ḍ-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fazilet-i külliye: kapsamlı ve geniş faziletler, erdemler, üstünlükler (bk. f-ḍ-l; k-l-l)[/TD]
                              [TD]hakikat: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hikmet: sebep, gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hususî: özel[/TD]
                              [TD]iksir: tesirli ilaç[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]insibağ: boyanma[/TD]
                              [TD]in’ikâs: yansıma, aksetme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk (bk. k-m-l)[/TD]
                              [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mazhar: sahip olma, erişme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                              [TD]medih: övgü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mercuh: kendisine tercih edilen şey, ikinci derecede kalan şey[/TD]
                              [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mevki: yer, konum[/TD]
                              [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müşerref: şereflenmiş[/TD]
                              [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nebî: peygamber (bk. n-b-e)[/TD]
                              [TD]nokta-i nazar: bakış noktası (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nur-u âzam-ı nübüvvet: peygamberliğin en büyük nuru (bk. n-v-r; a-ẓ-m; n-b-e)[/TD]
                              [TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nübüvvet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in peygamberliği (bk. n-b-e; ḥ-m-d)[/TD]
                              [TD]râcih: üstün olan, tercih edilen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]senâ: övme, methetme[/TD]
                              [TD]seyr ü sülûk: İlâhî hakikatlere ulaşmak için bir rehberin öncülüğünde çıkılan mânevî yolculuk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sitayişkârâne: överek[/TD]
                              [TD]sohbet-i nebeviye: Peygamberimizin sohbeti (bk. n-b-e)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tavsifât-ı Rabbâniye: Allah’ın vasıflandırarak bahs etmesi (bk. v-ṣ-f; r-b-b)[/TD]
                              [TD]tazammun: içine alma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tebaiyet: tabi olma, uyma[/TD]
                              [TD]tefavüt etmek: farklı olmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]temessül: görünme, şekillenme (bk. m-s̱-l)[/TD]
                              [TD]tereccuh etme: üstün gelme, tercih edilme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tezahür: görünme, belirme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                              [TD]vefat-ı nebevî: Peygamberimizin vefatı (bk. n-b-e)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]velâyet: velilik (bk. v-l-y)[/TD]
                              [TD]velâyet-i Ahmediye: Peygamberimizin veliliği (bk. v-l-y; ḥ-m-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]velî: Allah dostu (bk. v-l-y)[/TD]
                              [TD]yakazaten: uyanık olarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                              [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]İncil: Hz. İsâ’ya indirilen kitap[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #797836
                              Anonim

                                Sohbet-i nebeviye ne derece bir iksir-i nuranî olduğu bununla anlaşılır ki: Bir bedevî adam, kızını sağ olarak defnedecek bir kasavet-i vahşiyânede bulunduğu halde, gelip bir saat sohbet-i nebeviyeye müşerref olur, daha karıncaya ayağını basamaz derecede bir şefkat-i rahîmâneyi kesb ederdi. Hem cahil, vahşî bir adam, bir gün sohbet-i nebeviyeye mazhar olur, sonra Çin ve Hind gibi memleketlere giderdi, mütemeddin kavimlere muallim-i hakaik ve rehber-i kemâlât olurdu.

                                İKİNCİ SEBEP

                                Yirmi Yedinci Sözdeki içtihad bahsinde beyan ve ispat edildiği gibi, Sahâbeler, ekseriyet-i mutlaka itibarıyla, kemâlât-ı insaniyenin en âlâ derecesindedirler. Çünkü, o zamanda, o inkılâb-ı azîm-i İslâmîde, hayır ve hak bütün güzelliğiyle, şer ve bâtıl bütün çirkinliğiyle görülmüş ve maddeten hissedilmiş. Şer ve hayır ortasında öyle bir ayrılık ve kizb ve sıdk mabeyninde öyle bir mesafe açılmıştı ki, küfür ve iman kadar, belki Cehennem ve Cennet kadar beynleri uzaklaştı. Kizb ve şer ve bâtılın dellâlı ve nümunesi olan Müseylime-i Kezzab ve maskaraca kelimeleri olduğundan, fıtraten hissiyât-ı ulviye sahibi ve maâlî-i ahlâka meftun ve izzet ve mübahate meyyal olan Sahâbeler, elbette ihtiyarlarıyla kizb ve şerre ellerini uzatıp Müseylime derekesine düşmemişler. Sıdk ve hayır ve hakkın dellâlı ve nümunesi olan Habibullahın (a.s.m.) âlâ-yı illiyyîn-i kemâlâtındaki makamına bakarak, bütün kuvvet ve himmetleriyle o tarafa koşmak, mukteza-yı seciyeleridir.

                                Meselâ, nasıl ki zaman oluyor, medeniyet-i beşeriye çarşısında ve hayat-ı içtimaiye-i insaniye dükkânında, bazı şeylerin verdiği müthiş neticeleri ve çirkin eserleri, zehr-i katil gibi, herkes onu satın almak değil, bütün kuvvetiyle ondan nefret edip kaçar. Ve bazı şeylerin ve mânevî metâların verdikleri güzel neticeler

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Habibullah: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamberimiz (a.s.m.) (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                [TD]Hint: (bk. bilgiler – Hindistan)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Müseylime-i Kezzab: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]Sahâbe: Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bahis: konu[/TD]
                                [TD]bedevî: göçebe, çölde yaşayan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                                [TD]beyn: ara[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bâtıl: gerçek dışı, yalan[/TD]
                                [TD]dellâl: ilan edici, duyurucu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dereke: aşağı seviye[/TD]
                                [TD]ekseriyet-i mutlaka: büyük çoğunluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fıtraten: yaratılış gereği (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                                [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hayat-ı içtimaiye-i insaniye: insanlığın toplum hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
                                [TD]hayır: iyilik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]himmet: ciddî gayret[/TD]
                                [TD]hissiyât-ı ulviye: yüce duygular[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihtiyar: tercih, seçme gücü (bk. r-v-d)[/TD]
                                [TD]iksir-i nuranî: her derde devâ olan nurlu ve tesirli ilâç (bk. n-v-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]inkılâb-ı azîm-i İslâmî: İslâmın meydana getirdiği büyük değişim (bk. a-ẓ-m; s-l-m)[/TD]
                                [TD]izzet: şeref, değer, itibar (bk. a-z-z)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
                                [TD]kasavet-i vahşiyâne: kaskatı bir vahşet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
                                [TD]kesb: elde etme, kazanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kizb: yalan[/TD]
                                [TD]küfür: inkar, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mabeyn: ara[/TD]
                                [TD]maskara: gülünç, rezil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maâlî-i ahlâk: ahlâkî yücelik, yüce ahlâklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                [TD]medeniyet-i beşeriye: insanlık medeniyeti[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]meftun: tutkun, düşkün[/TD]
                                [TD]metâ: kıymetli mal, eşya[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]meyyal: çok arzulu ve istekli[/TD]
                                [TD]muallim-i hakaik: gerçekleri anlatan öğretmen (bk. a-l-m; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mukteza-yı seciye: karakter ve yaratılışın gereği[/TD]
                                [TD]mübahat: güzelliği göstererek iftihar etme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mütemeddin: medenileşmiş, şehirleşmiş[/TD]
                                [TD]müşerref olma: şereflenme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nümune: örnek[/TD]
                                [TD]rehber-i kemâlât: mükemmellikleri, güzellikleri gösteren rehber (bk. k-m-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sohbet-i nebeviye: Peygamberimizin sohbeti (bk. n-b-e)[/TD]
                                [TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zehr-i katil: öldürücü zehir[/TD]
                                [TD]Çin: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlâ: yüce, üstün[/TD]
                                [TD]âlâ-yı illiyyîn-i kemâlât: mükemmelliğin en yüce derecesi (bk. k-m-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şefkat-i rahîmâne: çok mükemmel bir şefkat ve merhamet duygusu (bk. ş-f-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #797837
                                Anonim

                                  ve kıymettar eserler, bir tiryak-ı nâfi ve bir pırlanta gibi, herkesin nazar-ı rağbetini kendine celb eder. Herkes elinden geldiği kadar onları satın almaya çalışır. Öyle de, Asr-ı Saadette, hayat-ı içtimaiye-i insaniyenin çarşısında, kizb ve şer ve küfür gibi maddeler, şekavet-i ebediye gibi neticeleri ve Müseylime-i Kezzab gibi süflî maskaraları tevlit ettiğinden, secâyâ-yı âliye ve hubb-u maâlîye meftun olan Sahâbelerin, zehr-i katilden kaçar gibi ondan kaçmaları ve nefret etmeleri bedihîdir. Ve saadet-i ebediye gibi netice veren ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gibi nuranî meyveler gösteren, sıdk ve hakka ve imana en nâfi bir tiryak, en kıymettar bir elmas gibi, o fıtratları sâfiye ve seciyeleri sâmiye olan Sahâbeler, bütün kuvvetleriyle ve hissiyat ve letâifleriyle onlara müşteri ve müştak olması zarurîdir.

                                  Halbuki, o zamandan sonra, git gide ve gele gele, sıdk ve kizb ortasındaki mesafe azala azala, omuz omuza geldi. Bir dükkânda ikisi beraber satılmaya başladığı gibi, ahlâk-ı içtimaiye bozuldu. Propaganda-i siyaset, yalana fazla revaç verdi. Yalanın müthiş çirkinliği gizlenip, doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladığı zamanda, kimin haddi var ki, Sahâbenin adalet ve sıdk ve ulviyet ve hakkaniyet hususundaki kuvvetlerine, metanetlerine, takvâlarına yetişebilsin veya derecelerinden geçsin?Geçen meseleyi bir derece tenvir edecek, başıma gelmiş bir halimi beyan ediyorum. Şöyle ki:
                                  Bir zaman kalbime geldi: Niçin Muhyiddin-i Arabî gibi harika zatlar Sahâbelere yetişemiyorlar? Sonra, namaz içinde blank.gif1 سُبْحَانَ رَبِّىَ اْلاَعْلٰى derken, şu kelimenin mânâsı inkişaf etti. Tam mânâsıyla değil, fakat bir parça hakikati göründü. Kalben dedim: “Keşke birtek namaza bu kelime gibi muvaffak olsaydım, bir sene ibadetten daha iyiydi.” Namazdan sonra anladım ki, o hatıra ve o hal, Sahâbelerin ibadetteki derecelerine yetişilmediğine bir irşaddır.

                                  [NOT]Dipnot-1 Herşeyden nihayetsiz derecede yüce olan Rabbimi bütün noksanlardan tenzih ederim.[/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)
                                  [/TD]
                                  [TD]Asr-ı Saadet: Peygamberimiz (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Muhyiddin-i Arabî: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [TD]Müseylime-i Kezzab: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) (bk. r-s-l; k-r-m)[/TD]
                                  [TD]Sahâbe: Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ahlâk-ı içtimaiye: toplum ahlâkı (bk. ḫ-l-ḳ; c-m-a)[/TD]
                                  [TD]bedihî: ap açık, aşikâr[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)[/TD]
                                  [TD]celb etme: çekme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                                  [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [TD]hakkaniyet: haktan ve doğruluktan ayrılmama (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hayat-ı içtimaiye-i insaniye: insanlığın sosyal hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
                                  [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hubb-u maâli: yüksek, yüce sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                  [TD]inkişaf: açılmak, gelişmek (bk. k-ş-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]irşad: doğru yolu gösterme, uyarma (bk. r-ş-d)[/TD]
                                  [TD]kizb: yalan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]küfür: inkâr, inanmama (bk. k-f-r)[/TD]
                                  [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]letâif: lâtifeler, duyular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [TD]maskara: gülünç, rezil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meftun: düşkün, tutkun[/TD]
                                  [TD]metanet: sağlamlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
                                  [TD]müştak: düşkün, çok istekli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nazar-ı rağbet: istekli ve değer veren bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                  [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nâfi: faydalı[/TD]
                                  [TD]propaganda-i siyaset: siyaset propagandası[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]revaç: değer, kıymet[/TD]
                                  [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]seciye: karakter, huy[/TD]
                                  [TD]secâyâ-yı âliye: yüce ahlâki değerler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sâfiye: temiz, arınmış (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                                  [TD]sâmiye: yüksek, yüce[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]süflî: alçak, âdi[/TD]
                                  [TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                                  [TD]tenvir: aydınlatma (bk. n-v-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevlit etmek: doğurmak[/TD]
                                  [TD]tiryak: ilaç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tiryak-ı nâfi: faydalı, tedavi edici ilaç[/TD]
                                  [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zarurî: zorunlu[/TD]
                                  [TD]zehr-i katil: öldürücü zehir[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şekavet-i ebediye: sonsuz sıkıntı ve azap (bk. e-b-d)[/TD]
                                  [TD]şer: kötülük[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 23)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.