Maddî varlığın itibariyle, bizden bin dört yüz küsur yıl önce dünyayı teşrif ettin. Teşrif buyurduğun günler, küfrün ruhları sardığı bir dönemdi. O, fetret döneminde Hz. İsa'nın (as), havarilerinin sesi soluğu kesilmişti, artık onların rüzgârı esmiyordu. İnsanlık nefes almakta zorlanıyordu, dağlar taşlar başlarına kıyametin kopmasından korkuyordu. Beşerin insanî değerlerden uzaklaşmasına, bütün isyan ve günâhlara karşı bir ıslâh hareketi gerekiyordu. İnsanlığın ve bütün yaratıkların dört gözle beklediği, dünyayı aydınlatacak, gönüllere huzur ve inşirah verecek, mazlumun, mağdurun gözyaşlarını silecek, yetimi şefkatle bağrına basacak, kimsesizlere el uzatacak, bütün yaraları saracak, sinesi şefkat dolu bir Zât'a ihtiyaç vardı. Zaten Allah'ın gönderdiği semavî kitaplarda ve suhuflarda, müjdesi verilen Zât'ın gelmesi de çok yakındı.
Hz. İbrahim (as); "Ey bizim Hakîm Rabbimiz: Onların içinden öyle bir resül gönder ki; kendilerine Sen'in âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları tertemiz kılsın. Muhakkak ki aziz Sen'sin, hakîm Sen'sin!" (Bakara, 2/129) derken, Hz. İsa (as): "Ey İsrail oğulları! Ben size Allah'ın resülüyüm. Benden önceki Tevrat'ı tasdik etmek, benden sonra gelecek ismi 'Ahmed' olacak bir resülü müjdelemek üzere gönderildim..." (Saff, 61/6) buyuruyordu.
Efendim, asırlar var ki; Sensizliğin hasretini yaşadık. Dedelerimiz, ninelerimiz, baba ve annelerimiz Sensizliğin hep gecesini, hep kışını yaşadı. O korkunç dönemi atlatabilme ve Sen'i (sallallahü aleyhi ve sellem) tanıtma ve sevdirme yolunda ne canlar gitti, ne başlar koparıldı. Ne var ki, Sen'i tanıyanlar yılmadı, ümitsizliğe düşmedi. Canlarını, başlarını bu yola koydular. Gece gündüz demediler, kara, kışa aldırış etmediler, hapishanelere, zincirlere, zulüm ve işkencelere, eyvallah, dediler. Yeter ki; yaratılan varlıkların en şereflisi insan kurtulsun. İmanla, İslâm'la şereflensin, âhiretini kurtarsın, Allah'ın rızasına mazhar olsun.
Bundan dolayı İlâhî davete malları ve canları ile kıyamete kadar örnek olacak sahabe efendilerimiz (ra), bu dâvâya sahip çıktılar, en ağır şartlarda davayı omuzladılar. Bedir, Uhud, Hendek, Mute, Yermük'te öyle kahramanlıklar gösterdiler ki, tarihte eşine rastlamak oldukça zordur.
Sensiz yaşamanın ne kadar zor olduğunu vicdanlarımızda duyuyoruz Efendim. Nefsimizden daha çok, Seni sevmemiz gerektiğinin şuurundayız Efendim. Ama korkuyorum "seviyorum" cümlesi, gırtlaktan aşağı ne kadar iniyor. Liyakâti olanlara, Sen'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kadar sevdiriyor, ne kadar dâvan yolunda koşuyor, ne kadar sancı, çile ve ıstırap çekiyoruz, bilemiyorum Efendim.
Efendim, bir gün kıyamete kadar, insanlığa örnek olan arkadaşların (ashabın) yanında; "Kardeşlerime selâm" buyurunca ashâb-ı kiram efendilerimiz; (ra) "Kardeşlerin bizler değil miyiz, Ya Resûlâllah?" deyince; "Sizler, benim arkadaşlarımsınız, kardeşlerim işin sonunda gelecek, bayrağı düştüğü yerden kaldıracak." buyurmuştunuz. Ne olur ya Resülâllah (sallallahü aleyhi ve sellem), tut elimizden, Ümmü Mektumlar, Mus'ab bin Ümeyrler gibi düşen bayrağı kaldıralım.
Efendim, her sahada olduğu gibi, Rabb'imize nasıl dua edeceğimiz mevzuunda da bize örnek oldun. Dilinden hiç düşürmediğin; "Allah'ım içimi haşyet hissiyle doldur ve beni Zât-ı Uluhiyet'ine karşı hürmette kusur etmeyen bir kul eyle, tâ ki her an Sen'i görüyormuş gibi olayım." şeklindeki duanın hakiki mânâsını, Allah, bize de duyursun. Zîrâ O, bizi her ân görmekte ve duymaktadır.
Efendim, biz Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yolunda olmalıyız ki, Allah Rahmet kapılarını açsın. Ebediyete uzanan yolun yolcuları olduğumuzun şuurunda olalım ki, O'nun rahmetine kavuşalım. İç âlemimiz pırıl pırıl hâle gelsin ki, dış âlemimiz başkaları üzerinde tesir bıraksın.
Efendim, Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) nurundan mahrum nice nesil var. Nefislerinin esiri, zillet ve sefalete mahkûm olmuş, perişan ve pejmürde kulların var. Onların imanlarının kurtuluşunu sağlama yolunda, Rabb'imiz bize hizmet etme imkânı lütfetmiş. Bu İlâhî lütfun kıymetini anlamak, irademizin hakkını verebilmek için çırpınıyor, gayret göstermeye çalışıyoruz.
Efendim, dünya Sana muhtaç, bütün problemlerin çözümü Sen'dedir. Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) çeşmenden su içmeyen hayat bulamaz. Sen'in reçetelerini kullanmayanlar, dertlerine derman bulamazlar.
Efendim, bizler için, ümmetin için, insanlığın kurtuluşu için hayatını hep ıstıraplar içinde kıvranarak geçirdin. Hakkında Allah (celle celâlühü); "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin.'' (Şuara, 26/3); "(Habibim) Sen dilediğin herkesi doğru yola eriştiremezsin! Ancak Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder.'' (Kasas, 28/56) buyurarak kalblere imanın; ancak Kendisi tarafından yerleştirileceği beyan ediyor ve "Senin vazifen tebliğ ve temsildir.", "Biz seni beşir ve nezir olarak yani ehl-i imanı Cennet'le müjdelemek ehl-i küfrü Cehennem'le korkutmak için gönderdik." buyuruyor.
Efendim, Allah, âlemleri Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. "Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım'' kutsî hadîsinde Allah (celle celâlühü), âlemleri Sen'in yüzü suyu hürmetine yarattığını ifade buyuruyor. Varlığımızı Sana borçluyuz Ya Resülallah (sallallahü aleyhi ve sellem). Ümmetin olarak bize düşen vazife, emanete canımız pahasına sahip çıkmak, edeb-i Kur'âniye ve edeb-i nebeviye ile ahlâklanmak olacaktır.