GÜL

kasif1

Well-known member
Gül 1 ....

Âb-ı hayattan bir yudum içtiysen,efkârla gül.
Bengisumda erirsin birden,halin nicedir gül.

Destûr eyle destime,dikeyim seni gülzârâ.
Şah-ı gül olursun,bu gedânın gülşeninde gül.

Varalım seninle destbedest,aşk dene pınara.
Kanarak içelim,bâde-i aşktan seninle gül.

Derûnuma her gece yakamozlar ilham verir.
Didarımdan akanın halesinden,dûr deme gül.

Ahmerî rengin ebdâdır,yoktur kırlarda eşi.
Eâzım söyler hakkı,ekberi nebâdatsın gül.

Dergâh dergâh dolandım ben,şu kocaman cihanı.
Koklamadım gül-i rânâ,senden başkasında gül.

Ne söylesem de boştur,kelimelerse lafta aciz.
Lerzedarım gördüğümde,fevk-al-i'tiyadsın gül.
 

kasif1

Well-known member
Gül 2

Fersah fersah mesafe var,senle aramızda gül.
Fasıl fasıl bezmde işlenir,ayrılığımız gül.

Dahilek dilberim,kaldır aramızdan semâyı.
Düşmeden turâba,cennet köşklerinden bize gül.

Tut elimizden al bizi de yanına,verâya.
Destûr eyle,varalım ilticâ makamına gül.

Yırtalım aramızdaki asırların tülünü.
Ferdâlara yanında,meleklerle koşalım gül.

Ayın şavkı düşer her gece,kehkeşândan suya.
Sen dehlizli yollarından,gönlümüze yürü gül.

Bâki giryândır,gedâdır Hakk yolunda ümmetin.
Habib-i Haksın,bu yolda yürüyelim O’na gül.

Biliriz ki Nûr-i âlemsin,Mahbub-u Hudâsın.
Huzur-u ilahide,bize şefaat eyle gül.
 

kasif1

Well-known member
Gül 3

Bu can-u tene,rûh-ı revânsın GÜL.
Semâlardan inde,buluşalım GÜL.
Güller indinde inc-i sühansın GÜL.
Yaslı dünyaya doğan güneşsin GÜL.

Fasıl fasıl,dillerde yer bulansın.
Gönüllere,tek tahtını kuransın.
Getirsin ya,seni bâd-ı sabâhın.
Sevdandan eriyenleri,güldür GÜL.

Tahtını kurmuşsun âsumâna,yâr.
Burda yâr deyip,ah-u zar eden var.
Gideli...peşinden ağlayanlar var.
Gelde yüzümüzü senle güldür GÜL.

Miâdı dolmakta,fâni zamanın.
Vâdesi doldu dolacak dünyanın.
Uğultusu duyuluyor ûkbanın.
Bengisu ol,şehâdet kanalım GÜL.

Âsân eyle,bitmez yolları bize.
Süreyyâyı indirelim gönüle.
Kıskandıralım ayını güneşe.
Esirgeme mâh cemâlini GÜL.

Sancısıyla beklenmekte sabahlar.
Gelsin nevbahar,boyansın hadralar.
Nûra bürünsün ziyâsız simâlar.(kalanlar)
O GELİYOR ! dedik ,bekletme GÜL.
 

kasif1

Well-known member
Gül 4

Nâlânız,diyâr diyâr seni soran kullarız,gül.
Delâle düşmeden,uzat elini dûr etme gül.

Giryânız,dökülür gözümüzden yaşlar sağanakça.
Hûnlar dökülmeden,yetiş görelim seni de gül.

Heyula örer sensizken fikirleri,dembedem.
Kör düğüm olmadan dimağlar,dâhilek gel çöz gül.

Ferdâlar a’mâ,istiklâle inmekte izmihlâl.
Sabahı bekleme,gecemize fecirle gel gül.

Baharlar hâzân musıkisi çalmakta,tamburla.
Şehâdet türküsü bitmeden,neylere aşk ver gül.

Denizleri kurutup da,çevirmeden çöllere.
Yağmur olup yağ,billurdan damlalarla gül.

Alıp götürdüyse de seni,saâdet rüzgarı.
Her sabah hicrânlı meltemlerle,rü’cu eyle gül.

Râm eylemeden yâr,günahlara,zevk-ü sefâya.
Mürşid-i yektâmız ol,şu maverâ yolunda gül.

Kapılırsak fâni dünyanın,ab-u revânına.
Bengisunda akla bizi,nevmide dalmadan gül.

Bereket gelsin “kalplerin zümrüt tepelerine”.
Gönüllerin gülzârında,gül-i yektâsın gül.

Dinsin bizde de hasret,vuslat günümüz gelsin gül.
Âlem-i ervah sana doydu,biz sana açız gül.
 

kasif1

Well-known member
Gül 5

Firâkın sanki ebedi cüdâ gül.
Haber vermez semâlar senden,bize.
Geçmez sende bu âlemde ferdâ,gül.
Gel de seninle erelim rahmete.

Bu yola olmadıksa da sezâ.
Mübtelâyız sana,yalnız sana gül.
Ümmetin bekler ye,muhtac-ı devâ.
Görünmen bir lahza,ilaç olur gül.

On dört asırdır gömülüyüz gama.
Senle dağıtalım hicranı gel gül.
Kemteriz ki,birde düştük zebûna.
Tabîb-i mihribânsın,zebûna gül.

Aştık ya bilemedik haddimiz.
Cürüm bataklığına saplandık gül.
Attık abâmızı,giyindik nefsi.
Sensiz ser-â pâ ,onla dolandık gül.

Asırlar geçti,geldi fetret devri.
Altın çağın kayıplardaymış ey gül.
İnsanlık olmadı bu denli denî.
Kaybetmeden ebediyi,yetiş gül.

Sevenlerin dizilmiş,yollarına.
Gözleri ufuklara nazardır gül.
Dillerde, Talea 'l-bedru aleyna.
Hicrette geldiğin gibi gel,ey gül.

Dûr etme zamana,geçsin mihr-ü mâh.
Gelsin senle ebedi vakitler gül.
Son nefeste çekmeden,eyvah!eyvah!
Son sözümüze adın yazalım gül.
(berzâh kapısında,bekle bizi gül.)
 

kasif1

Well-known member
8.jpg

Maddî varlığın itibariyle, bizden bin dört yüz küsur yıl önce dünyayı teşrif ettin. Teşrif buyurduğun günler, küfrün ruhları sardığı bir dönemdi. O, fetret döneminde Hz. İsa'nın (as), havarilerinin sesi soluğu kesilmişti, artık onların rüzgârı esmiyordu. İnsanlık nefes almakta zorlanıyordu, dağlar taşlar başlarına kıyametin kopmasından korkuyordu. Beşerin insanî değerlerden uzaklaşmasına, bütün isyan ve günâhlara karşı bir ıslâh hareketi gerekiyordu. İnsanlığın ve bütün yaratıkların dört gözle beklediği, dünyayı aydınlatacak, gönüllere huzur ve inşirah verecek, mazlumun, mağdurun gözyaşlarını silecek, yetimi şefkatle bağrına basacak, kimsesizlere el uzatacak, bütün yaraları saracak, sinesi şefkat dolu bir Zât'a ihtiyaç vardı. Zaten Allah'ın gönderdiği semavî kitaplarda ve suhuflarda, müjdesi verilen Zât'ın gelmesi de çok yakındı.

Hz. İbrahim (as); "Ey bizim Hakîm Rabbimiz: Onların içinden öyle bir resül gönder ki; kendilerine Sen'in âyetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları tertemiz kılsın. Muhakkak ki aziz Sen'sin, hakîm Sen'sin!" (Bakara, 2/129) derken, Hz. İsa (as): "Ey İsrail oğulları! Ben size Allah'ın resülüyüm. Benden önceki Tevrat'ı tasdik etmek, benden sonra gelecek ismi 'Ahmed' olacak bir resülü müjdelemek üzere gönderildim..." (Saff, 61/6) buyuruyordu.

Efendim, asırlar var ki; Sensizliğin hasretini yaşadık. Dedelerimiz, ninelerimiz, baba ve annelerimiz Sensizliğin hep gecesini, hep kışını yaşadı. O korkunç dönemi atlatabilme ve Sen'i (sallallahü aleyhi ve sellem) tanıtma ve sevdirme yolunda ne canlar gitti, ne başlar koparıldı. Ne var ki, Sen'i tanıyanlar yılmadı, ümitsizliğe düşmedi. Canlarını, başlarını bu yola koydular. Gece gündüz demediler, kara, kışa aldırış etmediler, hapishanelere, zincirlere, zulüm ve işkencelere, eyvallah, dediler. Yeter ki; yaratılan varlıkların en şereflisi insan kurtulsun. İmanla, İslâm'la şereflensin, âhiretini kurtarsın, Allah'ın rızasına mazhar olsun.

Bundan dolayı İlâhî davete malları ve canları ile kıyamete kadar örnek olacak sahabe efendilerimiz (ra), bu dâvâya sahip çıktılar, en ağır şartlarda davayı omuzladılar. Bedir, Uhud, Hendek, Mute, Yermük'te öyle kahramanlıklar gösterdiler ki, tarihte eşine rastlamak oldukça zordur.

Sensiz yaşamanın ne kadar zor olduğunu vicdanlarımızda duyuyoruz Efendim. Nefsimizden daha çok, Seni sevmemiz gerektiğinin şuurundayız Efendim. Ama korkuyorum "seviyorum" cümlesi, gırtlaktan aşağı ne kadar iniyor. Liyakâti olanlara, Sen'i (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kadar sevdiriyor, ne kadar dâvan yolunda koşuyor, ne kadar sancı, çile ve ıstırap çekiyoruz, bilemiyorum Efendim.

Efendim, bir gün kıyamete kadar, insanlığa örnek olan arkadaşların (ashabın) yanında; "Kardeşlerime selâm" buyurunca ashâb-ı kiram efendilerimiz; (ra) "Kardeşlerin bizler değil miyiz, Ya Resûlâllah?" deyince; "Sizler, benim arkadaşlarımsınız, kardeşlerim işin sonunda gelecek, bayrağı düştüğü yerden kaldıracak." buyurmuştunuz. Ne olur ya Resülâllah (sallallahü aleyhi ve sellem), tut elimizden, Ümmü Mektumlar, Mus'ab bin Ümeyrler gibi düşen bayrağı kaldıralım.

Efendim, her sahada olduğu gibi, Rabb'imize nasıl dua edeceğimiz mevzuunda da bize örnek oldun. Dilinden hiç düşürmediğin; "Allah'ım içimi haşyet hissiyle doldur ve beni Zât-ı Uluhiyet'ine karşı hürmette kusur etmeyen bir kul eyle, tâ ki her an Sen'i görüyormuş gibi olayım." şeklindeki duanın hakiki mânâsını, Allah, bize de duyursun. Zîrâ O, bizi her ân görmekte ve duymaktadır.

Efendim, biz Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yolunda olmalıyız ki, Allah Rahmet kapılarını açsın. Ebediyete uzanan yolun yolcuları olduğumuzun şuurunda olalım ki, O'nun rahmetine kavuşalım. İç âlemimiz pırıl pırıl hâle gelsin ki, dış âlemimiz başkaları üzerinde tesir bıraksın.

Efendim, Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) nurundan mahrum nice nesil var. Nefislerinin esiri, zillet ve sefalete mahkûm olmuş, perişan ve pejmürde kulların var. Onların imanlarının kurtuluşunu sağlama yolunda, Rabb'imiz bize hizmet etme imkânı lütfetmiş. Bu İlâhî lütfun kıymetini anlamak, irademizin hakkını verebilmek için çırpınıyor, gayret göstermeye çalışıyoruz.

Efendim, dünya Sana muhtaç, bütün problemlerin çözümü Sen'dedir. Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) çeşmenden su içmeyen hayat bulamaz. Sen'in reçetelerini kullanmayanlar, dertlerine derman bulamazlar.

Efendim, bizler için, ümmetin için, insanlığın kurtuluşu için hayatını hep ıstıraplar içinde kıvranarak geçirdin. Hakkında Allah (celle celâlühü); "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin.'' (Şuara, 26/3); "(Habibim) Sen dilediğin herkesi doğru yola eriştiremezsin! Ancak Allah dilediğini doğru yola hidâyet eder.'' (Kasas, 28/56) buyurarak kalblere imanın; ancak Kendisi tarafından yerleştirileceği beyan ediyor ve "Senin vazifen tebliğ ve temsildir.", "Biz seni beşir ve nezir olarak yani ehl-i imanı Cennet'le müjdelemek ehl-i küfrü Cehennem'le korkutmak için gönderdik." buyuruyor.

Efendim, Allah, âlemleri Sen'in (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzü suyu hürmetine yaratmıştır. "Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım'' kutsî hadîsinde Allah (celle celâlühü), âlemleri Sen'in yüzü suyu hürmetine yarattığını ifade buyuruyor. Varlığımızı Sana borçluyuz Ya Resülallah (sallallahü aleyhi ve sellem). Ümmetin olarak bize düşen vazife, emanete canımız pahasına sahip çıkmak, edeb-i Kur'âniye ve edeb-i nebeviye ile ahlâklanmak olacaktır.
 
Üst