kıssadan hisse

ARİF

Well-known member
Meşahiytan Ebul Garip el-İsfehani hazretleri Tarsus’u çok severdi. Şiraz’da hastalandı, ölüm döşeğine yattı. Etrafında toplananlara:
“Ben ölürsem beni burada kafir kabristanına gömün. Ben bunu sizden Allah hakkı için istiyorum. Sizden başka hiçbir isteğim yok” dedi.dostları şeyhin bu sözlerine mana verememişlerdi. Hayret ederek:
“Bu nasıl söz neden seni kafir kabristanına gömeceğiz?” Dediler. O şöyle buyurdu:
“Hak tealaya yalvarıp duruyorum. Eğer senin yanında benim bir kıymetim varsa beni Tarsus’da vefat ettir diyorum. Ama şimdi burada vefat edeceğime göre, demek ki yanında kıymeti olmayan kullarındanmışım. Ondan dolayı ben burada ölürsem kafir kabristanına defnedin” dedi.
Fakat ölümünün vukuunu beklerken o vefat etmedi ve kısa zaman içinde az miktar iyileşti. Tarsus’a gelerek orada çok geçmeden vefat etti. Kabri şerifi Tarsus şehrindedir.
 

ARİF

Well-known member
Azizlerden birisi daima bir arkadaşına ziyarete gider ve evinde misafir olarak kalırdı. Hane sahibi de her defasında kendisine av eti ikram ediyordu. Bir gün yine misafir olarak gittiğinde, başka şeyler ikram edilir ve ev sahibine:
“Her zaman bana av eti ikram ederdin , bugün başka bir şey ikram etmene sebep nedir?” diye sorar. Ev sahibi de şöyle anlatır:
“Benim adetim daima av yapmaktır. Bir gün yine su içersine tuzağımı kurmuş ve bir yere gizlenmiştim. Biraz sonra yanında üç tane yavrusu olduğu halde bir geyik geldi. Su içmek için suya yaklaştığı zaman tuzağı görünce, içmekten vazgeçip gittiler. Ertesi gün tekrar geldiler. Fakat tuzağı görüp yine içmeden gittiler. Üçüncü gün geldiklerinde susuzluktan ayakta duracak halleri kalmamıştı. Yine su içmek için yaklaştıkları zaman tuzağı gördüler. Fakat bir türlü cesaret edip yaklaşamıyorlardı. Suyun etrafında dolaşmaya başladılar. Başka bir suda bulamayınca, geyik yüzünü semaya doğru kaldırdı gözlerinde yaşlar aktığı halde tazarru etmeye başladı. Bir müddet sonra bulutlar peyda oldu. , gök gürleyip şimşekler çakmaya başladı. O derece yağmur yağdı ki, dereler ve göller dolup taştı. Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler. Ben de bir hayvanın dergah-ı izzette duası kabul olduğu halde, insan olan niçin gafletten uyanmaz diyerek o günden sonra avlanmayı bıraktım” diye hikaye eder.
 

ARİF

Well-known member
TEVAZU
Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:
-“İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin,” dedi. Müritlerden biri:
-“Efendim, sizde büyük bir ayıp var,” diye cevap verdi. Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütevazi insan hiç kızmadı, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:
-Söyle, dedi, kardeşim, o ayıbım nedir? Talebe gözleri dolu dolu:
-“Bizim gibilerin size talebe olması,” dedi. Bu sözler gönüllere çok tesir etmiş, sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece:
-Ben sizin hizmetçinizim, ben hepinizden aşağıyım, diyebildi.[1]
O BÜYÜK
Hz. Abbas’a: “Sen mi büyüksün, yo0ksa Hz. Peygamber mi?” diye sorulduğunda:
-O, benden büyük; ancak ben O’dan yaşlıyım” cevabını verdi.[2]
TUŞLA GALİP
Yavuz Bülent Bakiler, Osman Yüksel Serdengeçti'ye:
- Ağabey, şu Serdengeçti dergisini yılda bir iki defa çıkartıp kapatacağınıza, her ay muntazaman çıkartsanız olmaz mı? diye sorar.
Serdengeçti:
- Ben sayı hesabıyla değil, tuşla galip geliyorum, der.
Meşhurdur, Necip Fazıl, treni kaçırır. Sorarlar:
- Ne o Üstad? Treni mi kaçırdın?
- Hayır! der. Kovdum, gitti.
Mağlubiyeti kabul etmezler. Yine Üstad'ın dediği gibi, "Hz. Muhammed'e ümmet olmanın en küçük payesi budur."
İnsanlar başarısızlığın, azimsizliğin, idealsizliğin adını te­vazu koyunca, Allah'a dayanıp, "Yaparız inşallah!" diyemeyince, en küçük gayretleri ithama başlayıp, zanna mahkum etmeye çalışıyor.
Sünepelik başka, tevazu başka şeydir. Miskinlik, sefale­ti saklayamaz.[3]

[1] Mesel Denizi, s:65

[2] Espriler, s:175

[3]Mesel Ufku, s:63
 

Gül-i İkra

Well-known member
iki arkadaş, hararetle tartışıyormuş. Konu, sigara içerken incil okunup okunmayacağı imiş. Sonuç alamayınca Papa'ya sormaya karar vermişler. Papa'nın yanına gidip sırayla sorularını iletmişler.
Birinci olumsuz cevap alırken ikincisi incil okurken sigara içmek konusunda izin almayı başarmış. Mesele sonradan aydınlanmış.
izin alamayanın sorduğu soru şuymuş:
- Papa hazretleri, incil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?
- Oğlum, incil okunurken Tanrı'yla ilgilenmen lazım. O sırada dikkatinin dağılmaması gerek. O yüzden incil okurken sigara içilmez.
izin alan ise soruyu şöyle sormuş:
- Papa hazretleri, sigara içerken canım incil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
- Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, incil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.

Kıssadan hisse:
1) Esas olan, aldığın cevap değil, sorduğun sorudur.
2) Beceri, almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir.
 

ARİF

Well-known member
iki arkadaş, hararetle tartışıyormuş. Konu, sigara içerken incil okunup okunmayacağı imiş. Sonuç alamayınca Papa'ya sormaya karar vermişler. Papa'nın yanına gidip sırayla sorularını iletmişler.
Birinci olumsuz cevap alırken ikincisi incil okurken sigara içmek konusunda izin almayı başarmış. Mesele sonradan aydınlanmış.
izin alamayanın sorduğu soru şuymuş:
- Papa hazretleri, incil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?
- Oğlum, incil okunurken Tanrı'yla ilgilenmen lazım. O sırada dikkatinin dağılmaması gerek. O yüzden incil okurken sigara içilmez.
izin alan ise soruyu şöyle sormuş:
- Papa hazretleri, sigara içerken canım incil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
- Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, incil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.

Kıssadan hisse:
1) Esas olan, aldığın cevap değil, sorduğun sorudur.
2) Beceri, almak istediğin yanıtı alabileceğin soruyu sorabilmektir.
allah razı olsun...
 

NuruAhsen

Sonsuz Temâþâ
BİZ SENİ UNUTMADIK...!!

İmam–ı Azam Hazretlerinin genç bir komşusu vardı. Her gece evine içkili gelir, çıkardığı gürültü ile imamı çok rahatsız ederdi. İmam, bu durumdan hiç şikâyetçi olmaz, komşusunun haline tahammül ederdi.

Bir gün başkalarının şikâyeti üzerine genci hapse attılar. Durumdan haberi olmayan Ebu Hanife gencin sesini duyamayınca, başına bir iş mi geldi diye bir başka komşusuna gidip sorar:
–Genç komşumuzun sesi kesildi başına bir iş mi geldi, haberiniz var mı? diye sordu.
–Efendi Hazretleri, o sarhoşu hapse attılar.

Ebu Hanife ertesi sabah doğruca valinin konağına gitti. Komşu ve talebeleri, hocamız her halde valiye teşekkür edecek, diye düşünüyordu.

Vali, Ebu Hanife'yi hürmetle karşıladı:
–Ya imam! Hoş sefalar getirdiniz, siz pek buralara gelmezdiniz, sizi buraya getiren bir sebep var mı?
Ebu Hanife'de komşusu olan gencin serbest bırakılmasını için geldiğini söyledi. Vali:
–Efendim, böyle ehemmiyetsiz bir mesele için niye zahmet ettiniz? Haber gönderseydiniz emriniz derhal yerine getirirdik.

Delikanlı serbest bırakıldı. Hadiseden haberdar olan delikanlı Ebu Hanife ile karşılaştığında oldukça mahcuptur. Ona verdiği rahatsızlıkları düşününce mahcubiyeti daha da arttı.

Delikanlının mahcubiyetini gören Ebu Hanife:
–Evladım biz seni unutmuyoruz, sözleriyle ona iltifat etti.
Kısa zaman sonra, delikanlı tövbe etti ve Ebu Hanife'nin talebeleri arasında katıldı.
 

ARİF

Well-known member
Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor:
-Ne yapıyorsun?
Hizmetçi:
-Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.
-Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?
-Hastalığını söyle.
-Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..
-Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum..
Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:
-Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.
Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:
-Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.
Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:
-Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.
Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri:
-Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.
Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır.ve formül hükmünü aynen korumaktadır.:dft012:
 

ARİF

Well-known member
Bir rivayete göre Davud peygamber Lokman Hekim'e bir koyun kesmesini ve kendisine en iyi yerinden iki parça et getirmesini söyler.

Lokman Hekim koyunun yüreğini ve dilini getirir.

Başka bir gün Davud peygamber kendisine koyunun en kötü yerinden iki parça et getirmesini söyler.

Lokman Hekim yine yüreğini ve dilini getirir.

Davud neden böyle yaptığını sorunca Lokman şöyle cevap verir:

"İyilik için kullanıldığında yürekten ve dilden daha iyi bir şey yoktur. Kötülük için kullanıldığında da yürekten ve dilden daha kötü bir şey yoktur."
 

ARİF

Well-known member
Rabiatül Adeviye çok müthiş bir kadındır. Kadınlar veli olmaz ama kadınların velisi odur. Kendi el emeğiyle rızkını temin eder. O devre göre mum ışığında ay ışığında oya yapar ve satar onları ve onunla geçimini ve bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimini temin eder. Bir ara sokaktan devlerin fener alayları geçer. Işığı çok. O ışıktan istifade ederek hemen evin damında biraz daha oya yapar. Ama kendisine ait olmayan bir ışıktan istifade etti Oya yaptı para kazanacak satıp ve o rızk olacak. İçine şüphe düşer. Devrin büyük imamı Ahmed İbn-i Hanbele mektup yazar. Der ki__ "Ya imam böyle yapıyorum. Bu para bana helal midir? Caiz midir?" diye fetva sorar. Bir haram işlerim zannı ile bu kadar korkar titrer. Büyük imam Ahmet ibni Hanbel der ki "Bunda bir mahsur yok. Bu Caizdir. Ama sen gibi bir kadını evine bu kadarcık dahi girmesin. Buna da dikkat et" der. Şimdi sen ayrı bir makamdasın. Sıradan insanların caiz olduğu şeyleri bile yapamazsın demektir.
 
Rabiatül Adeviye çok müthiş bir kadındır. Kadınlar veli olmaz ama kadınların velisi odur. Kendi el emeğiyle rızkını temin eder. O devre göre mum ışığında ay ışığında oya yapar ve satar onları ve onunla geçimini ve bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimini temin eder. Bir ara sokaktan devlerin fener alayları geçer. Işığı çok. O ışıktan istifade ederek hemen evin damında biraz daha oya yapar. Ama kendisine ait olmayan bir ışıktan istifade etti Oya yaptı para kazanacak satıp ve o rızk olacak. İçine şüphe düşer. Devrin büyük imamı Ahmed İbn-i Hanbele mektup yazar. Der ki__ "Ya imam böyle yapıyorum. Bu para bana helal midir? Caiz midir?" diye fetva sorar. Bir haram işlerim zannı ile bu kadar korkar titrer. Büyük imam Ahmet ibni Hanbel der ki "Bunda bir mahsur yok. Bu Caizdir. Ama sen gibi bir kadını evine bu kadarcık dahi girmesin. Buna da dikkat et" der. Şimdi sen ayrı bir makamdasın. Sıradan insanların caiz olduğu şeyleri bile yapamazsın demektir.


Helalin essiz lezzeti Haramdan uzak durmak ile mumkun.. Harama alisanin gorecegi en buyuk ceza bu lezzetten mahrum olmaktir suphesiz... mazaAllah...

Allah razi olsun..
 

ARİF

Well-known member
Allah dostlarından biri otuz yılını mesleğine vermiş bir terziye tevbenin öneminden bahseder..terzi can boğaza gelinceye kadar nasıl olsa vakti var der tevbenin.ozaman eder kurtulurum.veli zat sen bu mesleği nekadar süredir yapıyorsun diye sorar.terzi 30 yılı aştı der.peki elin ençok neye alıştı diye sorar. Oda MAKASLA KUMAŞ KESMEYE DER.Allah dostubu defada canın boğaza geldiği vakit peki bu çok iyi bildiğin işi yapabilecekmisin diye sorar.terzi öylesine korkulu ve dehşet verici bir günde bunun mümkün olamayacağını söyler ...Allah dostu taşı gediğine koymuş:peki otuz senedir en iyi yaptığın bir işi doğru yapamıyorsunda derömründe hiç yapmadığın tövbeyi nasıl yapacaksın o anda.....:confused:
 

efe43

Well-known member
Allah dostlarından biri otuz yılını mesleğine vermiş bir terziye tevbenin öneminden bahseder..terzi can boğaza gelinceye kadar nasıl olsa vakti var der tevbenin.ozaman eder kurtulurum.veli zat sen bu mesleği nekadar süredir yapıyorsun diye sorar.terzi 30 yılı aştı der.peki elin ençok neye alıştı diye sorar. Oda MAKASLA KUMAŞ KESMEYE DER.Allah dostubu defada canın boğaza geldiği vakit peki bu çok iyi bildiğin işi yapabilecekmisin diye sorar.terzi öylesine korkulu ve dehşet verici bir günde bunun mümkün olamayacağını söyler ...Allah dostu taşı gediğine koymuş:peki otuz senedir en iyi yaptığın bir işi doğru yapamıyorsunda derömründe hiç yapmadığın tövbeyi nasıl yapacaksın o anda.....:confused:

yaa malasef öyle işte nasıl yaşarsan öyle ölürsün.....
 

ARİF

Well-known member
DİPLOMASİ

Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken yanına minik
köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş.
!
Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. 'Şim di başım dertte' diye düşünmüş minik köpek.



Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki
hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş; 'Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mi?'


Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. 'Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım' diye düşünmüş leopar.



Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış.


Leopar köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna: 'Atla sırtıma, gidip sun u yakalayalım' demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş.

'Şimdi ne yapacağım' diye düşünürken kaçmaya teşebbüs etmemiş.


Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş;
'Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarim saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!'


Diploması böyle bir şey iste:



*Hızlı düşün,
*Sakin ol,
*Güçlü görün,
 
Üst