ve bihi nesteinu
Mahiyet ve istidat itibarı ile ilme bağlıdır..
..Bir sene bu risaleleri ANLAYARAK VE KABUL EDEREK OKUYAN..!! zamanın hakikatli bir alimi olabillir..(lem'alar)
Nazar ile niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder..(anlamayıda tağyir eder..)
Derecat-ı takdir deracat-ı fehim gibi müteaddid ve müteaffiftir, herkes derece-i fehmine göre takdir edebilir..
İ'lem Eyyühel-Aziz! İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a'mal-i sâlihadır. Sâlih amel ise, maddî ve manevî hukuk-u ibada tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın îfa etmekten ibarettir. Ecnebilerden alınan maddî bilgiler, san'at ve terakkiyata ait ise lâzımdır. Sefahete dair ise muzırdır.
Mesnevi-i Nuriye
Risale-i nurlar
mesail-i ilmiyedir,
mesail-i kalbiyedir,
mesail-i ruhiyedir,
mesail-i haliyedir..ile ahir..
.. Allah'ın yolunda sülûk eden zât çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da her birisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri, birbirine haltedip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder.
(Mesnevi-i Nuriye)
Reşha,katre,züherinin suluklarına işarettir..(24.söz 2. dal)
..Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.
(Sözler)
Şu kısa tarikin evrad-ı
ittiba-ı sünnettir
feraiz-i işlemek
kebair-i terketmek
bilhassa namazı tadil-i erkan ile kılmak ve nazamzın sonrasındaki tesbihası yapmaktır..
(26.söz zeyl)
‘’
.. Mütevazii, bir reisin ismini aldı..
..Alanı, her yerde selâmetle gezdi. Bir katı-üt tarîke rast gelse, der: "Ben, filan reisin ismiyle gezerim
..Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki: Askere kaydolur.. (1.söz)
..
Hüdabîn, Hüdaperest ve Hakendiş, güzel ahlâklı idi ki: Nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor. Her tarafta bir sürur, bir şehr-âyin, bir cezbe ve neş'e içinde zikirhaneler; herkes ona dost ve akraba görünür..(2.söz)
. İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddi hülâsalardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlub edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur..
.. Askerlik nizamını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlub şehire yetişir..
..O yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvadır..(3.söz)
Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki; sermayesi birden bine çıkar.(4.söz)
Seferberlikte bir taburda biri muallem, vazifeperver; diğeri acemî, nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, talime ve cihada dikkat eder..
.. Diğer şikemperver ve acemî nefer ise, talime ve harbe dikkat etmezdi. "O, devlet işidir. Bana ne?" derdi. Daim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terkeder, çarşıya gider, alış-veriş ederdi. Bir gün, muallem arkadaşı ona dedi:
-Birader, asıl vazifen, talim ve muharebedir. Sen, onun için buraya getirilmişsin. Padişaha itimad et. O, seni aç bırakmaz. O, onun vazifesidir.
.. Diğeri, bizim vazifemizdir. Padişah bize teshilat ile yardım eder ki, talim ve harbdir. Acaba o serseri nefer, o mücahid mualleme kulak vermezse, ne kadar tehlikede kalır anlarsın!
.. o tabur ise, şu asrın cemaat-ı İslâmiyesidir. O iki nefer ise, biri feraiz-i diniyesini bilen ve işleyen ve kebairi terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki müslümandır.(5.söz)
..Bir zaman bir padişah, raiyetinden iki adama, her birisine emaneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi her şey var. Fakat fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan, hiçbir şey kararında kalmaz. ..Padişah, o iki nefere kemal-i merhametinden bir yaver-i ekremini gönderdi. Gayet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu: Elinizde olan emanetimi bana satınız. Tâ, sizin için muhafaza edeyim, ..Hem muharebe bittikten sonra size daha güzel bir surette iade edeceğim. Hem güya o emanet malınızdır, pek büyük bir fiat size vereceğim. Hem o makine ve fabrikadaki âletler, benim namımla ve benim tezgâhımda işlettirilecek. Hem fiatı, hem ücretleri, birden bine yükselecek. Bütün o kârı size vereceğim. Hem de siz, âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masarıfatını tedarik edemezsiniz. Bütün masarıfatı ve levazımatı, ben deruhde ederim. Bütün vâridatı ve menfaatı size vereceğim. Hem de terhisat zamanına kadar elinizde bırakacağım. İşte beş mertebe kâr içinde kâr...
.. Hem de bana satmak ise, bana asker olup benim namımla tasarruf etmek demektir. ..âlî bir padişahın has, serbest bir yaver-i askeri olursunuz.
..aklı başında olanıdedi:
-Baş üstüne, ben maaliftihar satarım. Hem, bin teşekkür ederim.
..
ey akıl, dikkat et! Kâinat anahtarı nerede?
Ey göz, güzel bak! Kütübhane-i İlahînin mütefennin bir nâzırı nerede?
Ve ey dil, iyi tad! Hazine-i hâssa-i rahmet nâzırı nerede?
Ve daha bunlar gibi başka âletleri ve âzaları kıyas etsen anlarsın ki: Hakikaten mü'min Cennet'e lâyık.. ..muvafık bir mahiyet kesbeder. Ve onların herbiri, öyle bir kıymet almalarının sebebi: Mü'min, imanıyla Hâlıkının emanetini, onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir..(6.söz)
Risale-i nur ger çi umuma teşmil sareti ile değil, fakat her halde, hakaik-i islamiyyenin içinde cereyan edip gelen
esas-ı velayet
esas-ı takva
esas-ı azimet
esasat-ı sünneti seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyyesidir..
Hulasa : Risale-i nurları okuyan, Risale-i nurların okunması gereken usullerle kendie hitab ediyor gibi okursa, risale-i nurda verilen her ilim ve dersleri, İNSANA VERİLAN MADDİ VE MANEVİ CİHAZAT-I İNSANİYYENİN AMELLERİNİN İLİMLERİ VE ÖLÇÜLERİ VE ESASLARI MİKTARLARI VE NASIL AMEL EDİLECEĞİNE DAİR NUMUNELERİ OLDUKLARI GÖRÜLÜR..!! Bu kadarı maksada işaret için kifayet eder inşaallah..