- Bu konu 108 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Aralık 2010: 12:14 #663769
Anonim
Mukaddime (ÖNSÖZ)…..
Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden(HİSSETTİREN )dehşetli kelimeler var; ehl-i İmân (MÜMİNLER)bilmeyerek istimal ediyorlar(KULLANIYORLAR). Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz……….
Birincisi: Evcedethu’l-esbab, yani, “Esbab (SEBEPLER) bu şeyi icad ediyor.” ……..
İkincisi: Teşekkele binefsihî, yani, “Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.”…………..
Üçüncüsü: İktezathu’t-tabiat, yani, “Tabiîdir, tabiat(ALLAHIN KAİNATTA KOYDUĞU KANUNLAR) iktiza edip(İCAB EDİP) icad ediyor.” …………
Evet, madem mevcudat(VARLIKLAR) var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcut (VARLIK)san’atlı ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadîm (ESKİ) değil, yeniden oluyor. Herhalde, ey mülhid(İNKARCI), bu mevcudu(VARLIĞI), meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki, esbab-ı âlem(SEBEPLER) onu icad ediyor, yani esbabın (SEBEPLERİN) içtimaında(BİRARAYA GELMESİNDE) o mevcut vücut buluyor; veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor; veyahut, tabiat muktezası(İCABI) olarak, tabiatın tesiriyle vücuda(VARLIK SAHASINA) geliyor; veyahut bir Kadîr-i Zülcelâlin(SONSUZ CELAL SAHİBİ KADİR OLAN ALLAHIN) kudretiyle icad edilir. ……..
Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal(İMKANSIZ), battal(BATIL,BOŞ,HÜKÜMSÜZ), mümteni(MÜMKÜN OLMAYAN), gayr-ı kabil (KABİL OLMAYAN,İMKANSIZ)oldukları katî(KESİN) ispat edilse, bizzarure (ZARURİ)ve bilbedâhe(AÇIKÇA), dördüncü yol olan tarik-i vahdâniyet (TEVHİD YOLU) şeksiz, şüphesiz sabit olur.
3 Aralık 2010: 12:14 #781891Anonim
şimdi üstad üç yolun yaratıcı olmasının imkansız olduğunu anlatacak.
yani sebeplerin yaratıcı olmadığını,sonra tesadüfün yaratıcı olmadığını ve sonrada tabiatın yaratıcı olmadığını ispatlıyor.bunları ispatladıktan sonra artık tek YARATICININ ALLAH OLDUĞU AÇIKÇA BELLİ OLUYOR….DEVAM EDİYOR ÜSTAD.
Amma birinci yol ki, esbab-ı âlemin(SEBEPLERİN) içtimaıyla(BİRARAYA GELMESİYLE) teşkil-i eşya (EŞYANIN MEYDANA GELMESİ)ve vücud-u mahlûkattır(YARATILANLARIN ORTAYA ÇIKMASIDIR). Pek çok muhâlâtından(İMKANSIZLIK DELİLİNDEN) yalnız üç tanesini zikrediyoruz.
3 Aralık 2010: 12:15 #781892Anonim
Sebeblerin biraraya gelmesi demek,yani mesela bir ağacın büyümesi için su,güneş,toprağın ve havanın biraraya gelerek ,ağacın oluşmasına sebeb olması demektir.şimdi bu mümkün mü?sebeblere tesir verilmemiş.sadece sebebler perdedir.bu sebeblere bakıncada onlarda ilim yok,kudret yok,akıl yok..bu sebebler nasıl ağacı oluşturacaklardır.
3 Aralık 2010: 12:16 #781894Anonim
BİRİNCİSİ:::::
Bir eczahanede, gayet muhtelif(FARKLI ÖZELLİKTE) maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden(İLAÇLARDAN), zîhayat(HAYAT SAHİBİ) bir macun istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak(PANZEHİR), onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik ettik(İNCELEDİK).
Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla(HAS BİR ÖLÇÜLE), bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini(ŞİFALIĞINI) gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik.(İNCELEDİK) Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını(HASLIĞINI,ŞİFA ÖZELLİĞİNİ) kaybeder.
O kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla(ÖLÇÜ İLE) alınmış gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları (CÜZLERİ,PARÇALARI)alınmış. Acaba hiçbir cihette imkân(MÜMKÜN ) ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler?
Acaba bundan daha hurafe(MASAL), muhal(İMKANSIZ), bâtıl bir şey var mı? Eşek muzaaf(İKİ KAT DAHA) bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır. İşte bu misal gibi, herbir zîhayat(HAYAT SAHİBİPLERİ YANİ BİTKİLER,HAYVANLAR), elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit (BİRDEN FAZLA)eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir.(YAPILMIŞTIR) Eğer esbaba,(SEBEBE) anâsıra(ELEMENTLERE) isnad edilse(YAPTI DENİLSE) ve “Esbab icad etti” denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
3 Aralık 2010: 12:16 #781895Anonim
Elhasıl,(ÖZETLE)
şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde(DÜNYA ALEMİNİN BÜYÜK ECZANESİNDE), Hakîm-i Ezelînin(BAŞLANGICI OLMAYAN HİKMETLE İŞ YAPAN ALLAHIN) mizan-ı kazâ ve kaderiyle(KAZA VE KADERİN ÖLÇÜSÜYLE) alınan mevâdd-ı hayatiye(HAYAT MADDELERİ), hadsiz(SINIRSIZ) bir hikmet ve nihayetsiz(SONSUZ) bir ilim ve herşeye şâmil(KUŞATICI) bir irade ile vücut bulabilir(VARLIĞA GELEBİLİR). “Kör, sağır, hudutsuz(SINIRSIZ), sel gibi akan küllî (BÜTÜN) Anasır(ELEMENT) ve tabâyi (TABİATLAR)ve esbabın(SEBEBİN) işidir” diyen bedbaht, “O tiryak-ı acip(ACİP PANZEHİR YANİ ŞİFALI İLAÇ), kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur” diyen divane bir hezeyancı(SAÇMA SAPAN KONUŞAN), sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır(ANLAMADIĞINI ANLAMAYANDIR). Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.
3 Aralık 2010: 12:17 #781896Anonim
İKİNCİ MUHAL(İMKANSIZ):………Eğer herşey, Vâhid-i Ehad (TEK )olan Kadîr-i Zülcelâle (CELAL SAHİBİ SONSUZ KUDRETE YANİ ALLAHA) verilmezse, belki esbaba (SEBEBLERE) isnad edilse(YANİ SEBEBLER YAPTI DENİLSE), lâzım gelir ki, âlemin pek çok anâsır(ELEMENTİ) ve esbabı(SEBEBLERİ YANİ HAVA,SU,GÜNEŞ,TOPRAK,ATOMLAR,MOLEKÜLLER,KANUNLAR), herbir zîhayatın(CANLININ) vücudunda(BEDENİNDE,MEYDANA GELMESİNDE,YARATILMASINDA,VARLIĞA KAVUŞMASINDA) müdahalesi bulunsun. Halbuki, sinek gibi bir küçük mahlûkun vücudunda, kemâl-i intizamla(TAM ,OLGUN,MÜKEMMEL DÜZENLE), gayet hassas bir mizan (ÖLÇÜ) ve tamam bir ittifakla, muhtelif ve birbirine zıt, mübâyin(ZID,FARKLI) esbabın(SEBEBLERİN) içtimaı(BERABER BULUNUP,İŞ YAPMASI MESELA:BİR ASKERE 1O KOMUTANIN EMİR VERMESİ GİBİ DÜŞÜNELİM) o kadar zâhir(AÇIK,GÖRÜNEN) bir muhaldir(İMKANSIZDIR) ki, sinek kanadı kadar şuuru(AKLI) bulunan, “Bu muhaldir(İMKANSIZDIR YANİ ÇOK SEBEBİN BİR ARAYA GELEREK SİNEĞİN BEDENİNDE,VARLIĞINDA KARIŞTIRMADAN İŞ GÖRMESİ), olamaz”(YANİ AKILSIZ ,ŞUURSUZ SEBEBLER YANİ ATOM,HAVA,SU,GÜNEŞ HATTA BİLİM ADAMLARI BİLE GELSE BUNU YAPMALARI İMKANSIZDIR) diyecektir.
3 Aralık 2010: 12:17 #781897Anonim
Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser(ÇOĞU) anâsır(ELEMENTİ) ve esbabıyla(SEBEBLERİYLE) alâkadardır, belki bir hülâsasıdır(ÖZETİDİR,ÖRNEĞİDİR). Eğer Kadîr-i Ezelîye(BAŞLANGICI OLMAYAN KUDRETE) verilmezse, o esbab-ı maddiye(MADDİ SEBEBLER), onun vücudu(BEDENİ) yanında bizzat (KENDİLERİ YANİ SEBBELERİN KENDİSİ) hazır bulunmak lâzım; belki onun küçücük cismine girmek gerektir. Belki, cisminin küçük bir numunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri icap ediyor(GEREKİYOR). Çünkü, sebep maddî ise, müsebbebin (NETİCENİN MESELA AĞAÇ SEBEB,MEYVE MÜSEBBEB ;AYNI ŞEKİLDE HAVA,SU,ELEMENTLER,BİLİM ADAMLARI,KANUNLAR SEBEB,SİNEK İSE MÜSEBBEBDİR.İŞTE BU MÜSEBBEB OLAN SİNEĞİN)yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem(ALEMİN RÜKÜNLERİ,KANUNLARI) ve anâsır(UNSURLARI,ELEMENTLERİ) ve tabâyiin(TABİATI), maddeten içinde bulunup, usta gibi içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor. İşte, Sofestâînin en eblehleri(AHMAKLARI) dahi böyle bir meslekten utanıyor.
3 Aralık 2010: 12:18 #781898Anonim
“Allah’tan başka bütün çağırdığınız ve ibadet ettiğiniz şeyler toplansalar, bir sineği halk edemezler.” Hac Sûresi: 22:73. bu âyet-i azîmenin (BÜYÜK AYETİN) sırrıyla, bütün esbab-ı maddiye(MADDİ SEBEBLER YANİ GÜNEŞ,HAVA,SU,TOPRAK,ELEMENTLER,MOLEKÜLLER,BİLİM ADAMLARI) toplansa, onların ihtiyarları da olsa, birtek sineğin vücudunu (BEDENİNİ) ve o vücudun(BEDENİN) cihazatını(GÖZÜNÜ,KULAĞINI,MİDESİNİ,BAĞIRSAĞINI,İĞ NESİNİ VESAİRE) mizan-ı mahsusla(SİNEK İÇİN LAZIM OLAN MADDELERİ TAM ÖLÇÜLE) toplayamazlar. Toplasalar da, o vücudun(SİNEĞİN BEDENİNİ) miktar-ı muayyenesinde(BELLİ MİKTARDA) durduramazlar. Durdursalar da, daima tazelenmekte olan ve o vücuda(BEDENE) gelip çalışan zerrâtı(ATOMLARI), muntazaman(DÜZENLİ) çalıştıramazlar. Öyleyse, bilbedahe(AÇIKÇA), esbab(SEBEBLER) bu eşyaya(SİNEK GİBİ EŞYAYA) sahip çıkamazlar. Demek Sahib-i Hakikîleri(SİNEĞİ YARATAN) başkadır.(YANİ ALLAHDIR) http://www.risaleara.com/oku.asp?id=1463&a=SİNEK
3 Aralık 2010: 12:18 #781899Anonim
ÜÇÜNCÜ MUHAL;;;;;… El vahidu layesduru illa anil vahid kaide-i mukarreresiyle(KESİNLİK KAZANMIŞ KAİDESİYLE), “Bir mevcudun(VARLIĞIN) vahdeti(BİRLİĞİ) varsa, elbette bir vâhidden(TEKDEN), bir elden sudur edebilir(MEYDANA GELİR)(YANİ MESELA;BİR ORDUDA BİRLİK VARSA,BU ORDU TEK BİR KOMUTANDAN DOLAYIDIR,BİRLİK OLUŞTURMUŞ.YOKSA İKİ KOMUTAN OLSAYDI DAĞINIK OLURDU,BİRLİK OLUŞMAZDI.).” Hususan(ÖZELLİKLE) o mevcut(VARLIK), gayet mükemmel bir intizam (DÜZEN) ve hassas bir mizan(ÖLÇÜ) içinde ve câmi(ÇOK ÖZELLİKLERİ İÇİNDE BARINDIRAN) bir hayata mazhar(SAHİP) ise, bilbedâhe(AÇIKÇA), sebeb-i ihtilâf ve keşmekeş (KARIŞIKLIĞA VE İHTİLAFA SEBEB) olan müteaddit(BİRDEN FAZLA) ellerden çıkmadığını, belki gayet kadîr(KUDRETLİ), hakîm(HİKMETLİ İŞ YAPAN) olan birtek elden çıktığını gösterdiği halde; hadsiz ve câmid(CANSIZ) ve cahil, mütecaviz(HADDİNİ AŞAN), şuursuz(AKILSIZ), karmakarışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karmakarışık ellerine-hadsiz imkânat (İMKANSIZ) yolları içinde ve içtima(TOPLANMA) ve ihtilâtla(KARIŞIKLIKLA) o esbabın(SEBEBLERİN) körlüğü, sağırlığı ziyadeleştiği halde-o muntazam (DÜZENLİ) ve mevzun(ÖLÇÜLÜ) ve vâhid(TEK ELDEN ÇIKMIŞ) bir mevcudu(VARLIĞI) onlara isnad etmek(YAPMIŞ DEMEK), yüz muhali(İMKANSIZI) birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır. Haydi, bu muhalden(İMKANSIZDAN) kat-ı nazar(ALAKAMIZI KESELİM), esbab-ı maddiyenin(MADDİ SEBEBLERİN) elbette tesirleri, mübaşeretle ve temasla olur. Halbuki, o esbab-ı tabiiyenin temasları, zîhayat mevcutların(CANLILARIN) zâhirleriyledir(GÖRÜNEN KISIMLARINA ANCAK TEMAS EDEBİLİR.MESELA GÜNEŞ SEBEB,SADECE CANLILARIN BEDENLERİNE TEMAS EDEBİLİR.AMA İÇ KISMINA EDEMEZ.DİĞER MADDİ SEBEBLERİDE BÖYLE DÜŞÜNELİM.O HALDE SEBEBLER CANLILARIN İÇ KISMINA TEMAS EDEMİYOR.). Halbuki görüyoruz ki, o esbab-ı maddiyenin elleri yetişmediği ve temas edemedikleri o zîhayatın (CANLININ) bâtını(İÇİ), on defa zâhirinden(DIŞINDAN) daha muntazam(DÜZENLİ), daha lâtif, san’atça daha mükemmeldir. Esbab-ı maddiyenin elleri ve âletleriyle hiçbir cihetle yerleşemedikleri, belki tam zâhirine de temas edemedikleri küçücük zîhayat, küçücük hayvancıklar, en büyük mahlûklardan daha ziyade san’atça acip, hilkatçe bedî(EŞSİZ) bir surette oldukları halde, o câmid(CANSIZ), cahil, kaba, uzak, büyük ve birbirine zıt olan sağır, kör esbaba isnad etmek, yüz derece kör, bin derece sağır olmakla olur.
3 Aralık 2010: 12:19 #781900Anonim
devamı var..diğerlerinden farklıdır.
okuyalım.inşaallah.
7 Aralık 2010: 14:17 #782199Anonim
Amma ikinci mesele teşekkele binefsihî’dir. Yani, “Kendi kendine teşekkül ediyor.(MEYDANA GELİYOR,VARLIK SAHASINA GELİ,YOR)” İşte bu cümlenin dahi çok muhâlâtı(İMKANSIZLIĞI) var; çok cihetle(YÖNDE) bâtıldır, muhaldir(İMKANSIZDIR,MÜMKÜN DEĞİLDİR.OLAMAZDIR). numune için, muhâlâtından üç tanesini beyan ederiz. ….
BİRİNCİSİ:……..Ey muannid (İNATÇI) münkir(İNKAR EDEN)! Senin enâniyetin(BENLİĞİN,GURRUN,KİBRİN) seni o kadar ahmaklaştırmış ki(ANLAMADIĞIN HALDE,ANLADIĞINI SANMAYA GETİRMİŞ Kİ), yüz muhali(İMKANSIZLIĞI) birden kabul etmeyi bir derece hükmediyorsun. Çünkü sen mevcutsun(VARSIN,CANLISIN). Ve basit bir madde ve câmid(CANSIZ) ve tagayyürsüz(SABİT,DEĞİŞMEZSİZ) değilsin. Belki, daima teceddüdde(YENİLENMEKTE) olarak, gayet muntazam(DÜZENLİ İŞLEYEN) bir makine ve harika ve daima tahavvülde(DEĞİŞMEKTE OLAN) bir saray gibisin. Senin vücudunda(BEDENİNDE) her vakit zerreler(ATOMLAR) çalışıyorlar. Senin vücudun(BEDENİN) kâinatla, hususan rızık münasebetiyle, hususan beka-yı nevi itibarıyla alâkadar ve alışverişi vardır. Senin vücudunda (BEDENİNDE) çalışan zerreler(ATOMLAR), o münasebâtı bozmamak ve o alâkadarlığı kırmamak için dikkat ediyorlar, öylece ihtiyatla(DİKKATLE) ayaklarını atıyorlar. Güya bütün kâinata bakıyorlar, senin münasebâtını kâinatta görüp öyle vaziyet alıyorlar. Sen zâhirî(DIŞ) ve bâtınî(İÇ) duygularınla, o zerrelerin(ATOMLARIN) o harika vaziyetine göre istifade edersin.7 Aralık 2010: 14:17 #782200Anonim
Eğer sen vücudundaki(BEDENİNDEKİ) zerreleri(ATOMLARI), Kadîr-i Ezelînin(BAŞLANGICI OLMAYAN ALLAHIN KUDRETİNİN) kanunuyla hareket eden küçücük memurları veya bir ordusu veya kalem-i kaderin uçları (herbir zerre bir kalem ucu) veya kalem-i kudretin noktaları (herbir zerre bir nokta) olduğunu kabul etmezsen, o vakit senin gözünde çalışan herbir zerreye öyle bir göz lâzım ki, senin mecmu-u cesedinin(TÜM BEDENİNİN) her tarafını görmekle beraber, münasebettar olduğun bütün kâinatı dahi görecek bir gözü ve bütün senin mazi (GEÇMİŞ)ve müstakbel (GELECEK)ve nesil ve aslın ve anâsırının(ELEMENTLERİNİN) membalarını(MERKEZLERİNİ) ve rızkının madenlerini(KAYNAKLARINI) bilecek, tanıyacak, yüz dâhi kadar bir akıl vermek lâzım geliyor. Senin gibi bu meselelerde zerre kadar aklı olmayanın bir zerresine bin Eflâtun kadar bir ilim ve şuur vermek, bin derece divanece bir hurafeciliktir(MASALCILIKTIR).
7 Aralık 2010: 14:18 #782201Anonim
İKİNCİ MUHAL (TESADÜFÜN YARATAMIYACAĞINA DAİR İKİNCİ İMKANSIZ DELİL):Senin vücudun bin kubbeli harika bir saraya benzer ki, her kubbesinde taşlar, direksiz birbirine baş başa verip muallâkta(ASKIDA )durdurulmuş. Belki senin vücudun(BEDENİN), bin defa bu saraydan daha aciptir. Çünkü, o saray-ı vücudun(BEDENİN), daima, kemâl-i intizamla(TAM MÜKEMMEL SİSTEMLE) tazelenmektedir. Gayet harika olan ruh, kalb ve mânevî letâiften kat-ı nazar,( DUYGULARIMIZA NAZARI VERMEYİP) yalnız cesedindeki herbir âzâ, bir kubbeli menzil hükmündedir. Zerreler,(ATOMLAR) o kubbedeki taşlar gibi birbirleriyle kemâl-i muvazene (TAM ÖLÇÜLE) ve intizamla (DÜZENLİ OLARAK) başbaşa verip, harika bir bina, fevkalâde bir san’at, göz ve dil gibi acip birer mucize-i kudret(ALLAHIN KUDRETİNİN MUCİZESİNİ,OLAĞANÜSTÜLÜĞÜNÜ) gösteriyorlar. Eğer bu zerreler(ATOMLAR), şu âlemin ustasının emrine tâbi birer memur olmasalar, o vakit herbir zerre, umum(BÜTÜN) o cesetteki zerrelere(ATOMLARA) hem hâkim-i mutlak,(TAM HAKİM) hem herbirisine mahkûm-u mutlak(TAM MAHKUM), hem herbirisine misil(BENZER), hem hâkimiyet(HÜKÜMDARLIK,HÜKMETME) noktasında zıt, hem yalnız Vâcibü’l-Vücuda (VARLIĞI SABİT OLAN ALLAHA) mahsus olan ekser(ÇOĞU) sıfâtın masdarı(MERKEZİ), menbaı,(KAYNAĞI) hem gayet mukayyet(KAYITLI), hem gayet mutlak(SINIRSIZ) bir surette olmakla beraber, sırr-ı vahdetle(BİRLİK SIRRI İLE) yalnız bir Vâhid-i Ehadin (TEK ALLAHIN) eseri olabilen gayet muntazam (DÜZENLİ) bir masnu-u vâhidi(TEK SANATI) o hadsiz(SINIRSIZ) zerrâta(ATOMLARA) isnad etmek(ATOMLAR YAPTI DEMEK)-zerre kadar şuuru(AKLI) olan, bunun pek zâhir(AÇIK) bir muhal(ATOMLARIN YAPMASININ İMKANSIZ OLDUĞU), belki yüz muhal(YÜZ DERECE DAHA İMKANSIZ) olduğunu derk eder(ANLAR).
7 Aralık 2010: 14:18 #782202Anonim
ÜÇÜNCÜ MUHAL (TESADÜFÜN YARATAMIYACAĞINA DAİR ÜÇÜNCÜ İMKANSIZ DELİL):…..Eğer senin vücudun(BEDENİN), Vâhid-i Ehad(TEK OLAN) olan Kadîr-i Ezelînin(BAŞLANGICI OLMAYAN ALLAHIN KUDRETİNİN) kalemiyle mektub olmazsa ve tabiata(DOĞAYA), esbaba (SEBEBLERE)mensup matbû(TABEDİLMİŞ) ise, o vakit senin vücudundaki(BEDENİNDEKİ) bir hüceyre-i bedenden(BEDEN HÜCRESİNDEN) tut, birbiri içinde daireler misilli, binler mürekkepler adedince tabiat kalıplarının bulunması lâzım gelir. Çünkü, meselâ bu elimizdeki kitap eğer mektub olsa, birtek kalem, kâtibinin ilmine istinad edip(DAYANIP) bütün onları yazar. Eğer o mektub olmazsa ve onun kalemine verilmezse, “Kendi kendine olmuş” denilse veya tabiata verilse, o vakit matbû(MATBAADA TABEDİLMİŞ,BASILMIŞ) kitap gibi herbir harfi için ayrı bir demir kalem lâzımdır ki, tab edilsin.(BASILSIN). Nasıl ki, matbaada hurufat(HARFLER) adedince demir harfler bulunur, sonra o harfler vücut bulur. O vakit birtek kaleme bedel, o hurufat adedince kalemler bulunması lâzım gelir. Belki o hurufat içinde-bazan olduğu gibi-küçük kalemle bir büyük harfte(ARABÇA YASİN HARFİNDE )bir sayfa(YASİN SÜRESİ) ince hatla yazılmış ise, binler kalem birtek harf için lâzım geliyor. Belki, birbirinin içine girip muntazam bir vaziyetle senin cesedin gibi bir şekil alıyorsa, o vakit herbir dairede, herbir cüz için, o mürekkebat(BİRKAÇ ŞEYDEN MEYDANA GELMİŞLER) adedince kalıplar lâzım geliyor.
7 Aralık 2010: 14:19 #782203Anonim
Haydi, yüz muhal(OLMASI MÜMKÜN OLMAYAN) içinde bulunan bu tarzı mümkün desen dahi, bu muntazam san’atlı demir harfleri ve mükemmel kalıpları ve kalemleri yapmak için, yine birtek kaleme verilmezse, o kalemler, o kalıplar, o demir harflerin yapılması için, onların adetlerince yine kalemler, kalıplar ve harfler lâzım. Çünkü onlar da yapılmışlar ve onlar da muntazam san’atlıdırlar. Ve hâkezâ, müteselsilen(SİLSİLE HALİNDE) gittikçe gidecek. İşte, sen de anla, bu öyle bir fikirdir ki, senin zerrâtın adedince muhâlât ve hurafeler(MASALLAR), içinde bulunuyor. Ey muannid(İNADÇI) muattıl!(İŞE YARAMAYAN). Sen de utan, bu dalâletten(TESADÜF YAPTI DEMEKTEN) vazgeç.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.