• Bu konu 108 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 106 ile 110 arası (toplam 110)
  • Yazar
    Yazılar
  • #786956
    Anonim

      Toprağa atılan bir çekirdekten oluşan bir ağacı; sebebler yapıyor, kendi kendine oluşuyor ve tabiat yapıyor fikirleri açısından nasıl değerlendirmeliyiz?

      Yazar: Sorularla Risale, 02-1-2010

      Kainatta her netice bir sebep vasıtası ile yaratılıyor. Sebepsiz bir netice yoktur. Allah, Hakim isminin gereği olarak sebeplerle iş görür. Buna adetullah kanunları denilir. Yani kainatta sebep- sonuç ilişkisi hakimdir. Lakin Allah sebepleri gayet derecede zayıf ve kuvvetsiz, neticeyi ise gayet derecede kuvvetli ve sanatlı yaratmıştır. Bunun hikmeti, insanlar neticeyi sebepten bilmesinler, diyedir. Yani neticeyi tanzim edip yaratan sebepler değil Allah’tır.

      Sebeplerin zayıf, sebepten hasıl olan neticenin kuvvetli olduğuna milyonlarca örnek verilebilir.

      Mesela yüz bin kişilik bir şehri, bir asker, zorla bir yere sevk edebilir. Burada sevk kuvveti askerin şahsından değil askerlik münasebeti ile dayandığı ordu kuvvetinden geliyor. Bu yüzden asker kendi namına değil ordu namına bu işi yapıyor denilir. Yoksa aksini iddia etmek hamakat olur. Zira bir askerin şahsi kuvveti, yüz bin insanı zorla sevk etmeye yetmez. Sebep ile netice arasında müthiş bir orantısızlık vardır. Yani sebep ile neticenin arası sera ile Süreyya gibi açıktır ki bu açıklığı ancak sonsuz bir kudret doldurabilir.

      Yine tohum ve çekirdek, Allah’ın kudretine bir perde, bir sebeptir. Yoksa mucit ve yaratıcı değildir. Çekirdek ve tohumun mahiyeti gayet basit ve zayıf iken, çekirdek ve tohumdan hasıl olan ağacın mahiyeti ise gayet mükemmel ve ağırdır. Böyle bir sebebin, böyle bir neticeyi yaratıp, bütün işlerini tedbir ve idare etmesi mümkün değildir. Öyle ise çekirdek ve tohum, her şeye kudreti yeten bir Zatın memuru ve hizmetkarıdır; tıpkı asker örneğindeki gibi.

      Mercimek tanesi büyüklüğünde olan hafızanın, milyonlarca levhayı ve resimleri muhafaza etmesi, küçük bir et parçasının işi değil, Allah’ın kudretinin bir harikası ve işidir. Böyle harika bir neticeyi tırnak kadar et parçasına vermek ve ondan bilmek tam bir ahmaklıktır.

      Özet olarak; çekirdek ile ağaç arasındaki ilişki, ancak tevhid ile izah edilebilir, tabiat ya da sebepler ile izahı mümkün değildir.

      #786957
      Anonim

        Tabiat Risalesi, Üçüncü Muhal’de Verilen İki Misali Açıklar mısınız?

        Yazar: Sorularla Risale, 02-1-2010

        “BİRİNCİ MİSAL: Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş…”

        “İKİNCİ MİSAL: Gayet vahşî bir adam, muhteşem bir kışla dairesine girer. Gayet muntazam bir ordunun umumî, beraber talimlerini,muntazam hareketlerini görür. Bir neferin hareketiyle bir tabur, bir alay, bir fırka kalkar, oturur, gider, bir ateş emriyle ateş ettiklerini müşahede eder. Onun kaba, vahşî aklı, bir kumandanın, devletin nizâmâtıyla ve kanun-u padişahî ile o kumandanın emrini, kumandasını anlamayıp inkâr ettiğinden, o askerlerin iplerle birbiriyle bağlı olduklarını tahayyül eder. O hayalî ip ne kadar harikalı bir ip olduğunu düşünür, hayrette kalır.”

        “Sonra gider, Ayasofya gibi gayet muazzam bir camie, Cuma gününde dahil olur. O cemaat-i Müslimînin, bir adamın sesiyle kalkar, eğilir, secde ederek oturduklarını müşahede eder. Mânevî ve semâvî kanunların mecmuundan ibaret olan şeriatı ve Şeriat Sahibinin emirlerinden gelen mânevî düsturlarını anlamadığından, o cemaatin maddî iplerle bağlandığını ve o acip ipler onları esir edip oynattığını tahayyül ederek, en vahşî, insan suretindeki canavar hayvanları dahi güldürecek derecede maskaralı bir fikirle çıkar, gider…”(1)

        Bu misalde asıl anlatılmak istenen hakikat, şu kainat sarayının mucidi ve sanatkarı, kainatın cinsinden ve içinden olamaz, hakikatidir. İşte tabiat ve sebepler yapıyor diyenler, kainatın sanatkarını yine kainatın içinde aradıkları için böyle bir vahşet ve cehalet içine düşüyorlar. Halbuki bir masayı yapan usta, masa gibi kütük cinsinden olmaz ve olamaz. Masayı yapan ustayı, masanın içinde ki kütüklerde aramak, gerçekten ahmaklık ve vahşilikten başka bir şey değildir. Tabiatçıların kainat gibi muazzam ve mükemmel bir sanatı yine kainatın içinde ki başka bir sanata vermeleri şaşılacak bir şeydir. Sanat, sanatkar olmaz; kanun, kanun, koyucu olamaz; eser eser sahibi olamaz, onun haricinde ve onun dışında olmak gerekiyor.

        İlk misalde kanunların toplamı hükmünde olan tabiat defterine vurgu var. İkinci misalde ise kanunların, kanun koyucu gibi şuurlu ve idrak sahibi olduğu zannı var. Yani kışladaki bütün o intizam ve insicamı komutana değil de kışlada komutanın koyduğu kanuna vermek ve komutanı görmezden gelmek, gerçekten vahşilik ve ahmaklıktan başka bir şey değildir. Ceza veya mükafat vermek için bir kışlaya ziyarete giden askeri bir müfettiş, herhalde kanuna değil kanun koyucu olan kışlanın komutanına ödül veya ceza verir. Kışla komutanı, ceza almamak için benim suçum, yok suç kanunlarda diyemez. Kışlanın terbiye ve disiplini kanunlardan değil kanunları koyan komutandan sorulur. Kainattaki kanunlar da, kanun koyucu olan Allah’ın birer kanunlarıdırlar. Kainatı terbiye ve disipline eden kanunlar değil Allah’tır. Kanunlar, sadece bir isim ve unvandır ta ki herkes o soyut şeyi fark etsin ve anlasın.

        #787256
        Anonim

          “Tabiat Allah’ın sanatı ve şeriatı fıtriyesidir. Nevamis ise onun meseleleridir. Kuva dahi o meselelerin hükümleridir” ve “Yalnız bir cilve-i kudreti rabbaniye olan kuvveti, kudret ve müstakil bir kadir telakki etmek” Cümlelerini açar mısınız?

          Yazar: Sorularla Risale, 23-11-2009

          Felsefenin hükmettiği fen ilimleri, işin maddi ve sebepler boyutunu inceliyor, sebeplerin arkasında hakiki anlamda iş gören Allah’ın kudretini göremiyorlar. Onlar o sebebe bir isim ve unvan takmakla işi çözdüklerini zannediyorlar. Halbuki isim ve unvan vermek, işin mahiyet ve hakikatini tam anlamı ile çözüp tanımlayamıyor.

          Materyalist ve pozitivist felsefe, bir türlü kanun dedikleri şeyin arka cephesinde iş gören gerçek faili görmek istemiyor. Yani kanun dedikleri şeyin, Allah’ın kudreti ile kaim ve onunla devam eden bir şey olduğunu anlamak istemiyorlar. Kudret ile kanun arasındaki kuvvetli bağı ve münasebeti koparıp, kanunu ya kendi kendine olan ya tabiat dedikleri muhayyel bir şeye dayandırmaya çalışıyorlar.

          Kainattaki bütün kanunlara, prensiplere, kurallara, Allahın kudret sıfatının birer tecellisi, birer cilvesi nazarı ile bakabiliriz. İrade sıfatının arşı olan alem-i emirde, kanunların emri yazıldıktan ve verildikten sonra, o emrin tatbik ve uygulamasını kudret sıfatı yapar. Mesela; alem-i emirde suya kaldırma kuvveti, güneşe itme ve çekme kuvveti emir olarak verilir, verilen bu emrin tatbik işini ise kudret sıfatı yapar.

          Bir şeyin var olması için ille gözle görülür, elle tutulur olması gerekmiyor. Elle tutamadığımız gözle göremediğimiz o kadar çok varlıklar var ki hesaba sığmaz, şimdi bunlar tutulmuyor ve görülmüyor denilerek inkar mı edilecek? Halbuki fen ilimleri bunların varlığını kati olarak ispat ediyor. Demek varlık sadece şu maddi teraziye münhasır bir kavram değildir. Allah’ın kudretinin görülememesinin diğer bir sebebi de; mübaşeretsiz yani temassız tecelli etmesindendir. Yani Allah işleri ve icraları bizim gibi temas ederek değil, ol der olu verir emri ile yapıyor. Bu yüzden maddenin ardında somut ve elle tutulur bir kudret aramak yanlış olur.

          Üstad bu hususa şöyle işaret eder;

          “Fakat caizdir ki, herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuva gibi emirler, adetullahın kanunlarına birer isim olsun. Lakin kanun, kaidelikten tabiiliğe ve zihnilikten hariciliğe, itibariden hakikate ve aletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz. Mesnevî-i Nuriye – Nokta

          Kudretin sonsuz gücü, kudretin bir cilvesinde de vardır. Yani aynı kudret, bir cilvenin ardında da vardır, binlerce cilvenin ardında da vardır. Bir karıncayı hangi kudret yarattı ise, bütün kainatı da aynı kudret yaratmıştır. Kainat ve karınca cilve olma noktasından, büyüklük küçüklük noktasından farklı olabilirler; ama bu cilveler ardında tecelli eden sonsuz kudret aynıdır değişmez. Kudret sıfatının büyüğe çok, küçüğe az şeklinde bir tecellisi söz konusu değildir. Devlet kuvvet olarak nasıl ordunun da, ordu mensubu olan bir askerin de ardında eşit ise, Allah’ın kudreti ile bir cilvesi arasında fark yoktur eşittir. İşte tabiatçıları yanıltan nokta; kudret ile kudretten bir cilve olan kuvvet arasında bir farkın olmamasıdır. Yani Allah’ın kudreti, bir cilvesi olan kuvvetin yanında, tam tekmil hazır ve nazır olduğu için, tabiatçılar o kuvvete İlah tasvirini yapıyorlar.

          #788776
          Anonim

            Tabiat risalesinin anlaşılması ve istifade edilmesi için,

            Yoğun çalışma yaptık bu konuda.

            İnşaallah tabiat risalesinin anlaşılmasına vesile olur.

            Daha yeni izahat yapacaklara kapı açar inşaallah.

            Allah tüm izahat yapanlardan vesile olanlardan razı olsun.

            Bu konudaki çalışmamız da bu kadardır..

            istifade edelim..forumlara ekleyelim..inşaallah.

            #792724
            Anonim

              okuyalım.

            5 yazı görüntüleniyor - 106 ile 110 arası (toplam 110)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.