• Bu konu 108 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 110)
  • Yazar
    Yazılar
  • #784612
    Anonim

      “Herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir.” cümlelerini açıklar mısınız?

      Yazar: Sorularla Risale, 08-4-2009

      İnsan eczanesindeki ilaçlar ve ilaçların hammaddeleri, nasıl hassas mizanları ve ölçüleri ile hikmetli bir kimyageri akla gösteriyor, aynı şekilde kainat eczanesindeki canlı ve bitkiler de, o ilaç ve hammaddeler gibi hassas mizan ve ölçüleri ile nihayetsiz hikmet sahibi Allah’ı akla gösteriyor.

      İnsan eczanesindeki ilaçlar ve hammaddeler, kainat eczanesindeki canlı ve bitkilerler ile eş değerde, hatta canlı ve bitkiler daha mükemmel olarak gösteriliyor.
      Bir ilacı tesadüfe vermek nasıl imkansız ise; bir elma ya da fosfatı tesadüfe vermek o denli imkansız denmek isteniyor. Zihayatın macun olması, hammadde noktasından, bitkilerin ilaç olması da hem yaratılış hem de fayda noktasından, ilaçtan daha hikmetli olmasına bakıyor.

      #784613
      Anonim

        Bir mevcudun vahdeti varsa, elbette bir vâhidden, bir elden sudur edebilir…” cümlesini ve Üçüncü Muhali açıklar mısınız?
        Yazar: Sorularla Risale, 10-4-2009

        “ÜÇÜNCÜ MUHAL”
        20756-arapca-1.jpg kaide-i mukarreresiyle, “Bir mevcudun vahdeti varsa, elbette bir vâhidden, bir elden sudur edebilir.” Hususan o mevcut, gayet mükemmel bir intizam ve hassas bir mizan içinde ve câmi bir hayata mazhar ise, bilbedâhe, sebeb-i ihtilâf ve keşmekeş olan müteaddit ellerden çıkmadığını, belki gayet kadîr, hakîm olan birtek elden çıktığını gösterdiği halde; hadsiz ve câmid ve cahil, mütecaviz, şuursuz, karmakarışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karmakarışık ellerine -hadsiz imkânat yolları içinde ve içtima ve ihtilâtla o esbabın körlüğü, sağırlığı ziyadeleştiği halde- o muntazam ve mevzun ve vâhid bir mevcudu onlara isnad etmek, yüz muhali birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır.”(1)

        Bir köyde iki muhtar, bir vilayette iki vali olsa, orada intizam ve ahenk kalmaz. Ya da bir köyde veya vilayette birlik ve ahenk var ise; orada hakim ve müdebbir tek ve birdir demektir. Bir yere çok eller karışır ise, orada karmaşa ve anarşi hüküm sürer, birlik ve ahenk kalmaz. İşte “bir mevcudun vahdeti varsa” cümlesinde Üstad, bu manaya işaret ediyor.

        Bu noktadan kainata dikkat ile bakıldığında, kainatta muazzam bir birlik ve intizam hükmediyor. Bu da usta ve sanatkarının tek ve yekta olduğunu, akla kati bir surette ispat ediyor. Şayet kainata çok eller müdahale etse idi; karmaşa ve anarşi, bu muazzam intizam ve ahengi yerle bir eder, her şey harap olurdu. Bir de bu kainatta birlik ve intizamın yanında, mevcudat mükemmel bir sanat ve ölçü içerisinde ise; çok eller hükmünde olan sebeplerin müdahil olmadıkları, zahir bir şekilde sabit olur. Zira çok ellerin müdahil olduğu bir yerde, karmaşa ve ihtilaf hakim olur. Karmaşa ve ihtilafın hükmettiği bir yerde de, intizam ve ölçü kalmaz.

        Demek kainattaki muazzam intizam ve ölçü, kudret ve iradesi sonsuz olan bir zata işaret ve delalet ediyor. Bütün bu intizamlı ve ölçülü işler, ancak O’nun nihayetsiz kudret ve iradesinden çıkabilir, diye akla ispat ediyor. Yoksa ilim, irade ve kudretten yoksun olan; kör, sağır ve cansız sebepler, kainatta işleyip icraat yapmıyorlar. Onlar ancak Allah’ın sonsuz kudret ve iradesinin birer bahanesi, birer perdeleri hükmündeler.

        “Haydi, bu muhalden kat-ı nazar, esbab-ı maddiyenin elbette tesirleri, mübaşeretle ve temasla olur. Halbuki, o esbab-ı tabiiyenin temasları, zîhayat mevcutların zâhirleriyledir. Halbuki görüyoruz ki, o esbab-ı maddiyenin elleri yetişmediği ve temas edemedikleri o zîhayatın bâtını, on defa zâhirinden daha muntazam, daha lâtif, san’atça daha mükemmeldir. Esbab-ı maddiyenin elleri ve âletleriyle hiçbir cihetle yerleşemedikleri, belki tam zâhirine de temas edemedikleri küçücük zîhayat, küçücük hayvancıklar, en büyük mahlûklardan daha ziyade san’atça acip, hilkatçe bedî bir surette oldukları halde, o câmid, cahil, kaba, uzak, büyük ve birbirine zıt olan sağır, kör esbaba isnad etmek, yüz derece kör, bin derece sağır olmakla olur.”(2)

        Maddi alemde tesir ve tedbir ancak temas ile olur. Yani dokunmadan ve temas etmeden, bir şeye tedbir ve tesir etmek mümkün değildir. Mesela; insan bir bardak su içmek için, eli ile bardağı kavramadan, onu tutmadan suyu içemez. Madem maddi alemde işler temas ve dokunmak ile oluyor, sebepler kainatta yaratıyor ise; sebeplerin de her şeye temas ve dokunmak ile tesir ve tedbir etmesi gerekir. Halbuki sebepler, mevcudatın ancak zahir kısmı ile temas halindeler, mevcudatın bir de iç yüzleri ve batınları var. Mevcudatın iç yüzleri ve batınları dış yüzlerinden daha mükemmel bir sanat ve incelik içindeler. Sebeplerin ise bu mevcudatın iç yüzleri ile temas ve münasebeti görünmüyor.

        Demek sebepler yaratmıyorlar. Sebeplerin ekseri olarak, fıtratları kaba ve tahripkardır. En büyük dört sebep olan toprak, su, ateş ve hava; hepsinin tabiatı kaba ve tahripçidir. Mesela; insanın hassas ve nazik olan ciğer ve gözüne şu unsurlar temas etse insan ölür. Topraktan az bir miktar ciğere gitse insan anında ölür. Demek sebepler, mevcudatta hakiki fail ve yaratıcı değiller. Kainatta her şeyin en ince haline nüfuz ederek tedbir ve tasarruf eden Allah’ın irade ve kudretidir; yoksa kaba, tahripkar, kör, cansız ve şuursuz sebepler değildir.

        #737494
        Anonim

          Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem ve anâsır ve tabâyiin, maddeten içinde bulunup.. Cümlesini açar mısınız?

          Yazar: Sorularla Risale, 15-4-2009

          Otuzuncu Lem’a ism-i fert’ bahsinde geçen bu ifade, şirkin muhaliyetine getirilen en önemli delillerden biridir. Mezkur risalede de ifade edildiği gibi, her zihayat bir hülasa ve özetten yaratılmıştır. Özetini kim yaratmışsa, açılımını da o yaratmıştır. Her ağaç, bir çekirdekten çıkmaktadır. Ağacın yaratılmasında şerik kabul edilmesi halinde, çekirdeğin yapılmasında da şerikin kabul edilmesi lazımdır. Zira ağacı kim yaptıysa çekirdeği de o yapmıştır. İnsanı kim yaptıysa, spermi de o yapmıştır. Kuşları kim yaptıysa, yumurtaları da o yapmıştır.

          Halbuki; bir çekirdeğin içine iki sineğin parmağı dahi girip işleyemez. Kaldı ki iki şerik, bir çekirdekte iş görebilsin; bu mümkün mü? denmektedir.

          #737496
          Anonim

            İşte bu saat ve kitap misalleri gibi, Sâni-i Zülcelâl, Kadîr-i Külli Şey, esbabı halk etmiş, müsebbebâtı da halk ediyor… Cümlesini devamıyla izah eder misiniz?

            Yazar: Sorularla Risale, 15-4-2009

            Sebep ve müsebbep, her ikisi de yaratılıyor ve her ikisini de yaratan Allah’tır. Ancak hikmetler dünyasının icabı olarak, gerek sebebin hilkatinde ve gerekse müsebbebin yaratılmasında bazı kanun silsileleri kendini gösteriyor. Bu kanunları eşyanın mahiyetine yerleştiren yine Allah’tır.

            Mesela, yumurtanın mahiyetine tavus kuşu olma programı olan özelliği ALLAH koymuş. Ayrıca kuş oluncaya kadar takip edilen süreci de bir kanuna bağlayan yine Allah’tır. Biz buna, yumurtanın tabiatı diyoruz. Gerçekte ise bu, şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı ilahiyenin bir cilvesininin eşyada tecellisinden ibarettir. Bu yumurtalık özelliği olan programın daha sonra açılıp ve maddi şekil kazanması da yine Allah’ın kudretiyledir. Yoksa programın kendisi, maddi bir şekil meydana getirmiyor.

            Allah, eşyanın o maddi vechesini yaratırken, o eşyadaki özelliğe göre yaratıyor. Yani, Allah’ın kudreti hangi şeyi yaratırsa kavanini adet dediğimiz programa göre yaratıyor.

            Maddecileri de aldatan bu inceliği fark etmemeleridir. Eğer yumurtadan elma, elmadan da tavuk çıkmış olsaydı, belki o zaman dışarıdan farklı bir iradenin müdahalesini kabul edeceklerdi. Zira onlar, “yumurtadan zaten tavuk çıkar” demek suretiyle, yaratılışı Allah’a vermek istemiyorlar.

            Halbuki, hem yumurtalık özelliğini ve hem de o özellik istikametinde maddi şekli verip yaratan Allahtır.

            #737497
            Anonim

              Eğer mevcudatta, hususan zîhayatta görünen, basîrâne, hakîmâne olan san’at ve icad Şems-i Ezelînin kalem-i kader ve kudretine verilmezse… Diye başlayan bölümü açıklar mısınız?

              Yazar: Sorularla Risale, 21-5-2009

              “Eğer mevcudatta, hususan zîhayatta görünen, basîrâne, hakîmâne olan san’at ve icad Şems-i Ezelînin kalem-i kader ve kudretine verilmezse, belki kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnad edilse, lâzım gelir ki, tabiat, icad için herşeyde hadsiz mânevî makine ve matbaaları bulundursun; veyahut herşeyde kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet derc etsin. Çünkü, nasıl şemsin cilveleri ve akisleri, zemin yüzündeki zerrecik cam parçalarında ve katrelerde görünüyor. Eğer o misalî ve aksî güneşçikler semâdaki tek güneşe isnad edilmese, lâzım gelir ki, bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hâsiyetlerine mâlik, zâhiren küçük, mânen çok derin bir güneşin haricî vücudunu kabul ederek, zerrât-ı zücâciye adedince tabiî güneşleri kabul etmek lâzım geldiği gibi; aynen bu misal gibi, mevcudat ve zîhayat doğrudan doğruya Şems-i Ezelînin cilve-i esmâsına verilmezse, herbir mevcutta, hususan herbir zîhayatta, hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, adeta bir ilâhı, içinde kabul etmek lâzım gelir. Bu tarz-ı fikir ise, kâinattaki muhâlâtın en bâtılı, en hurafesidir. Hâlık-ı Kâinatın san’atını mevhum, ehemmiyetsiz, şuursuz bir tabiata veren insan, elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir.”(1)

              Kainatta var olan her eşya, gayet derecede mükemmel, sanatlı, hikmetli ve estetik bir şekilde bulunuyor. Bu da eşyanın ustasının gayet derecede ilimli, hikmetli, her şeyi gören ve işiten ve her şeye gücü yeten bir Zat olduğunu akla ispat ediyor.

              Tabiatçılığı savunan kafirler ise; bu hikmetli ve gayeli eşyayı ilimsiz, hikmetsiz, cansız ve şuursuz olan tabiat veya sebepler yapıyor diye iddiada bulunuyorlar. Halbuki cansız bir şey canlı bir şeyi, ilimsiz bir şey ilimli bir şeyi, hikmet sahibi olmayan bir şey de hikmetli bir şeyi yapamaz ve yaratamaz. Bu yüzden kainatta var olan bu mükemmel ve hikmetli eşyayı, tabiata ve sebeplere havale etmek imkansız bir muhaldir.

              Üstad bu hakikati akla yaklaştırmak için güneş örneğini veriyor. Mesela; güneşin her bir parlak şeyde yansımasını gökteki tek bir güneşe vermez isek, o zaman parlak şeyler adedince güneşleri kabul etmek gerekir ki; bu tam bir safsatadır. Her su damlasının içinde güneş var demek, ahmaklığın en derin mertebesidir. Aynı şekilde her bir eşya üstünde tecelli şeklinde görünen ve parlayan hikmet ve ilimlere bakıp, her bir şeyi ilah zannetmek ve onlara uluhiyet sıfatlarını vermek ahmakça bir safsata olur. Kainattaki her bir eşyanın mucid ve müdebbiri Allah’tır demek, sebepler ve tabiat yapıyor demekten daha mantıklı, daha akli, daha isabetli bir görüştür.

              #737505
              Anonim

                @ademyakup 224371 wrote:

                BİRİNCİSİ:::::
                …..
                herbir zîhayat(HAYAT SAHİBİPLERİ YANİ BİTKİLER,HAYVANLAR), elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra(ELEMENTLERE) isnad edilse ve “Esbab icad etti” denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.

                burdaki hayattar macunlar zihayatın eczanedeki ilaçlar gibi tiryaklar gibi olması misalini tam uygun bulamadım..
                ilaç başka zihayat olan varlıklar başka gibi geliyor..örnekte geçen ecaneedeki ilaçların deva olması nazara verildiğinden zihayatların bu ilaça örneklenrdirilmesi konusundaki izahınızıda okuduğum halde ikna olamadım..

                yani benim anladığım şey şu:ilaç hap gibi şurup gibi iğne gibi penisilin gibi şeylerdir değilmi..peki maydanoz elma çam ağacı sinek kaplumbağa vazifeli birer zihayattır..vazifesini yapıyorlar..ve insana hizmet ediyorlar..yani yaşadığımız dünyadaki vazifeleri ile bize lazım olan şeyleri düzenliyorlar..sebep oluyorlar..
                aynen ilaç değil yani..
                biraz daha iazah edebilirmisiniz..

                #735361
                Anonim

                  kardeş verilen örnekler akla yakınlaştırmak içindir
                  elbetteki yaradılış gerçeğini bire bir yansıtamayabilirler
                  zaten bizim aklımızda nakıs ve kusurlu olduğundan ancak örneklerle idrak edeiliriz

                  ilaç derken hap, şurup.. vs akla geliyor demişsiniz
                  bu ilaçlar kendi kendilerine oluşmuyor elette
                  onları yapan ilim sahibi insanlar var
                  sadece ilim sahibi olmaları yetmiyor
                  güç, kuvvet, malzeme, istidat.. bir çok şeyin bir araya gelmesi gerekki
                  insanlara ya da canlılara şifa vesilesi ilaçlar ortaya çıkabilsin

                  bir insan diyebilirmiki
                  rüzgarın esmesi ile, eczahanedeki şişelerin devrilip dökülmeleri
                  tesadüfen karışmaları ile ortaya bir ilaç çıksın
                  böyle birşeyi akıl kabul edermi
                  ilaç için gereken maddeler dökülüp bir araya gelseler dahi
                  oranları, miktarları uyuşmaz belki zehir olur

                  işte aynen bunun gibi
                  bir çiçeğe, bir böceğe, hatta insana baktığımız zaman
                  çok muntazam ve ölçülü bir şekilde yaratıldıklarını görüyoruz
                  hem güzel, hem süslü, hem hikmetli, hem faydalı, birbirleri ile alakalı yaratılmış tüm canlılar
                  birde hepsi birbirlerine benziyorlar ama aslında hepsi bir birinden farklı yaratılmış
                  yağdırılan milyarlarca kar tanesinin benzeyip birbirinden farklı olması
                  ya da bir ağacın dallarında bulunan yaprakların birbirine benzemesi fakat farklı olmaları gibi..

                  şifa vesilesi olan basit bir ilaç dahi
                  ilim isterken, kuvvet isterken, istidat isterken, cihazat isterken, malzeme isterken..
                  herşeyden önemlisi kendi kendine olamazken
                  onu yapan birini isterken
                  bu kadar mükemmel ve kusursuz yaratılmış mevcudat tesadüf eseri ya da kendi kendine oluşmuş olabilir mi
                  bunu akıl kabul eder mi !!!

                  yani ilaç ile hayat sahipleri arasındaki bağlantı
                  yaratılışlarındaki benzerlik
                  ve içlerindeki malzemelerin düzenliliğinden dolayı verilmiş diye anlıyorum ben

                  #735363
                  Anonim

                    teşekkür ederim..Allah Razı olsun..

                    #778362
                    Anonim

                      elmada ilaçtır,maydanozda ilaçtır,portakalda ilaçtır,buğdayda ilaçtır,nane bitkiside ilaçtır,ıhlamurda ilaçtır…ette ilaçtır,sütte ilaçtır.

                      vb..bunlar hep ilaçtır…şimdi yeniden okuyalım:

                      herbir zîhayat(HAYAT SAHİPLERİ YANİ BİTKİLER,HAYVANLAR), elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir.

                      #735343
                      Anonim

                        ilaç olma hususiyetlerini biraz daha açabilirmisiniz..

                        yaratılış gayeleri ilaç dır denebilirmi ?

                        veya yaratılış hikmetlerinden birisi ilaç olma hususiyetidir denebilirmi ?

                        czanedeki ilaçlarla tam bir mutabakat kurabilirmiyiz veya ikna edecek kadar da olsa..

                        #735345
                        Anonim

                          elmanın insana faydaları ,hurmanın faydaları,balın faydaları,etin faydaları bu noktadan düşünecek olursak bizim için ilaçtır.

                          bal ilacı yüzer bitkilerden alınarak,yaptırılıyor…gayet dikkat ister..balın yapılması..aynen ilaçı kimyacının yapması gibi.

                          elmada çok dikkatle farklı maddelerden,elementlerden alınarak yaptırılıyor.

                          birinde bir element veya madde noksan olsa..ne bal olur nede elma olur…nede kimyacının yaptığı ilaç olur…

                          her şeyin yaratılışında çok hikmetler vardır…

                          birisi de bu ilaç olması hikmeti bizlere…

                          #735346
                          Anonim

                            Allahın iki tür yaratması vardır..tabiat risalesinde zaten anlatılıyor..biri hiçten diğeri ,ise yarattığı şeylerden inşa ediyor…

                            inşa da toplama vardır..mesela elementleri bir araya getirerek molekülleri yaratıyor…baldaki gibi bitki özlerini toplattırarak balı yaratıyor…

                            #735348
                            Anonim

                              Yani bu mevzu içine girdikçe açılan derin manaları mündemic..

                              #784964
                              Anonim

                                Hâkimiyet-i mutlaka, Rububiyet derecesinde; ve âmiriyet-i mutlaka, Ulûhiyet derecesinde; ve istiklâliyet-i mutlaka, Ehadiyet derecesinde; ve istiğnâyı mutlak, Kadiriyet-i mutlaka derecesinde bir Zât-ı Zülcelâlde…

                                Yazar: Sorularla Risale, 27-6-2009

                                Burada özet olarak: Allah’ın Hakimiyeti, Amiriyeti, İstiklaliyeti ve İstiğnasının insanlarınkine benzemediği ve mutlak olduğu, sınırsız olduğu ifade edilmektedir.

                                Hakimiyet-i mutlaka, Rububiyet derecesinde ifadesini biraz açacak olursak: İnsani sultanlar, belli bir yerin sultanıdırlar. Ama Allah’ın saltanatı sınırsızdır. Diğer tarafatan, insanların hakimiyeti yalnız isimden ibarettir. Her tarafı bizzat kendileri idare etmezler. Yardımcılar vasıtası ile yaparlar. Ama Allah’ın hakimiyeti rububiyet derecesindedir. Yani her şeyi bizzat kendisi terbiye etmekte ve müdahale etmektedir. İşte bu mana rububiyet-i mutlaka ifadesi ile dile getirilmiştir. Yirminci Mektup’ta geçen şu ifadeler de bu cümlenin güzel bir izahı olabilir:

                                “Yani, nasıl ki ulûhiyetinde ve saltanatında şeriki yoktur; Allah bir olur, müteaddit olamaz. Öyle de, rububiyetinde ve icraatında ve icâdâtında dahi şeriki yoktur.

                                Bazen olur ki, sultan bir olur, saltanatında şeriki olmaz; fakat icraatında, onun memurları onun şeriki sayılırlar ve onun huzuruna herkesin girmesine mâni olurlar, “Bize de müracaat et” derler. Fakat Ezel-Ebed Sultanı olan Cenâb-ı Hak, saltanatında şeriki olmadığı gibi, icraat-ı rububiyetinde dahi muinlere, şeriklere muhtaç değildir. Emir ve iradesi, havl ve kuvveti olmazsa, hiçbir şey hiçbir şeye müdahâle edemez. Doğrudan doğruya herkes Ona müracaat edebilir. Şeriki ve muini olmadığından, o müracaatçı adama “Yasaktır, Onun huzuruna giremezsin” denilmez.”(1)

                                Amiriyet ile uluhiyet arasındaki bağlantı ise, emreden varlık, sıradan bir zat değil, bütün alemlerin Rabbi ve İlahı ünvanı ile bir emeden Allah’tır, denmektedir. Bir onbaşı ile bir yüzbaşının emirlerine olan itaat aynı olmadığı malumdur. Onbaşının emri on kişiye tesir ederken yüzbaşının ve binbaşının emri daha çok kişiye tesir eder. Peki, ya Alemlerin Rabbi olan Allah’ın emirleri…

                                İstiklal ile Ehadiyet arasındaki bağlantıya gelince: Ehadiyet, Allah’ın birliğini ifade eder. Ancak her mahlukun imdanına bütün isimleri ile ayrı ayrı tecelli eder. Bir masnua tecelli etmesi, diğer mahlukun imdadına koşmasına engel değildir. Mekan ve zaman, istiklaliyetini kayıt altına alamaz. Her zaman, bütün esması ile heryerde mütecellidir denmektedir.

                                İstiğna ve Kudret arasındaki münasebeti ise şöyle ifade edebiliriz: İstiğna; hiçbir şeye muhtaç olmayacak derecede zengin olmak anlamına gelmektedir. Allah’ın istiğnası, yani zenginliği, sonsuz bir Kudrettir. Sonsuz Kudret ise hiç bir şeye muhtaç olamaz. Her şeyi, her yerde yaratabilen bir kudrettir denilmektedir.

                                #784965
                                Anonim

                                  Senin vücudunda çalışan zerreler, o münasebâtı bozmamak ve o alâkadarlığı kırmamak için dikkat ediyorlar, öylece ihtiyatla ayaklarını atıyorlar. Sen zâhirî ve bâtınî duygularınla, o zerreler

                                  Yazar: Sorularla Risale, 30-6-2009

                                  Senin vücudunda çalışan zerreler, o münasebâtı bozmamak ve o alâkadarlığı kırmamak için dikkat ediyorlar, öylece ihtiyatla ayaklarını atıyorlar. Güya bütün kâinata bakıyorlar, senin münasebâtını kâinatta görüp öyle vaziyet alıyorlar. Sen zâhirî ve bâtınî duygularınla, o zerrelerin o harika vaziyetine göre istifade edersin.

                                  İnsanın fıtratı ve mahiyeti, hem maddi, hem manevi olarak birbiri ile alakalı ve intizamlı yaratılmıştır. Maddi cesedinde bir arıza olsa, manevi hissiyatını etkiler; manevi bir rahatsızlık olsa, maddi cismini de rahatsız eder.

                                  Maddi bedenimizde bir aza görev yapmadığı zaman, bütün maddi ve manevi intizam çöker ve hayat gider. Batıni duygularımız, belki maddi zerreler ile direkt bağlantısı olmayabilir; ama sistemin parçaları olmasından dolayı her şeyin, her şeyle açık, kapalı direkt ve dolaylı bir alaka ve ilgisi vardır.

                                  İnsanın mahiyetinde vazifeli her şeyin bir biri ile alakası olduğu gibi, bir birinin vaziyetinden ve vazifesinden de faydalanabilir.

                                  Mesela, ruh, manevi ve latif olmasına rağmen, maddi ve kesif olan cesedin azalarından istifade edebiliyor.

                                  Maddi gözün, güzel bir manzarayı seyretmesinden ruh da istifade ediyor. İnsan aleminde, o zerrelerin vaziyet ve vazifelerinden bütün maddi, manevi hissiyatları direkt veya dolaylı istifade ederler. Bu istifade, bazen zahir olur; bazen gizli bir münasebetle olur.

                                15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 110)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.