- Bu konu 49 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Kasım 2011: 18:39 #674556
Anonim
Otuz Üçüncü Söz
Otuz Üç PenceredirBir cihette Otuz Üçüncü Mektup ve bir cihette Otuz Üçüncü Söz
سَنُرِيهِمْ اٰيَاتِنَا فِى اْلاٰفَاقِ وَفِىۤ اَنْفُسِهِمْ حَتّٰى يَتَبَيَّنَ لَهُمْ اَنَّهُ الْحَقُّ اَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ اَنَّهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ
1
SUAL: Şu iki âyet-i câmianın ifade ettiği vücub ve vahdâniyet-i İlâhiye ve evsâf ve şuûnât-ı Rabbâniyeye, âlem-i asgar ve ekber olan insan ve kâinatın vech-i delâletlerini, mücmel ve kısa bir surette beyanlarını isteriz. Çünkü münkirler pek ileri gittiler. “Ne vakte kadar
2 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ deyip elimizi kaldıracağız?” diyorlar.Elcevap: Yazılan bütün otuz üç adet Sözler, o âyetin denizinden ve ifaza ettiği hakikat bahrinden otuz üç katredir. Onlara baksanız, cevabınızı alabilirsiniz. Şimdilik, yalnız o denizden bir katrenin reşehâtına işaret nev’inden şöyle deriz ki:
Meselâ, nasıl ki bir zât-ı mu’ciznümâ, büyük bir saray yapmak istese, evvelâ temellerini, esaslarını, muntazaman, hikmetle vaz eder ve ilerideki neticelerine ve gayelerine muvafık bir tarzda tertip eder. Sonra menzillere, kısımlara maharetle
[NOT]Dipnot-1
“Onlara, gerek içinde yaşadıkları âlemin her tarafında, gerekse kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz—tâ ki Kur’ân’ın hak olduğu onlara iyice açıklanmış olsun. Rabbinin herşeye şahit olması yetmez mi?” Fussılet Sûresi, 41:53
Dipnot-2
“O herşeye kàdirdir.” Mülk Sûresi, 67:1.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]bahr: deniz[/TD]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evsaf ve şuûnât-ı Rabbâniye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatları ve terbiye edicilikle ilgili nitelikleri (bk. v-ṣ-f; ş-e-n; r-b-b)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]ifâza: feyizlendirme, bereketlendirme (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katre: damla[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maharet: ustalık, hüner[/TD]
[TD]menzil: mekân, oda (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücmel: kısa, özet halinde (bk. c-m-l)[/TD]
[TD]münkir: inkârcı, inançsız (bk. n-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: tür[/TD]
[TD]reşahât: sızıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tertip etme: düzenleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaz etme: koyma, yerleştirme[/TD]
[TD]vech-i delâlet: delil olma yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub ve vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın birliği ve varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-ḥ-d; e-l-h)[/TD]
[TD]zât-ı mu’ciznümâ: mu’cize gösteren zât (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i asgar ve ekber: en küçük ve en büyük âlem (bk. a-l-m; k-b-r)[/TD]
[TD]âyet-i câmia: geniş, kapsamlı âyet (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
13 Kasım 2011: 18:42 #799710Anonim
tefrik ve tafsil ediyor. Sonra o menzilleri tanzim ve tertip ediyor. Sonra nukuşlarla tezyin ediyor. Sonra elektrik lâmbalarıyla tenvir ediyor. Sonra, o muhteşem ve müzeyyen sarayda maharetini, ihsânâtını tecdit etmek için, herbir tabakada yeni yeni icadlar, tebdiller, tahviller yapıyor. Sonra, herbir menzilde kendi makamına merbut bir telefon raptedip birer pencere açarak, herbirinden onun makamı görünür.
Aynen öyle de,
1 وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى Sâni-i Zülcelâl, Hâkim-i Hakîm, Adl-i Hakem ve bin bir esmâ-i kudsiye ile müsemmâ Fâtır-ı Bîmisal, şu âlem-i ekber olan kâinat sarayının ve hilkat şeceresinin icadını irade etti. Altı günde, o sarayın, o şecerenin esâsâtını desâtir-i hikmet ve kavânin-i ilm-i ezelîsi ile vaz’ etti.
2 Sonra ulvî ve süflî tabakata ve dallara ayırıp, kaza ve kader desâtiriyle tafsil ve tasvir etti. Sonra, her mahlûkatın her taifesini ve her tabakasını, sun’ ve inâyet düsturuyla tanzim etti.
3 Sonra, herşeyi herbir âlemi, ona lâyık bir tarzda, meselâ semâyı yıldızlarla, zemini çiçeklerle tezyin ettiği gibi, süslendirip tezyin etti.
4 Sonra, o kavânin-i külliye ve desâtir-i umumiye meydanlarında esmâlarını tecellî ettirip tenvir etti. Sonra, bu kanun-u küllînin tazyikinden feryad eden fertlere, Rahmânü’r-Rahîm isimlerini hususî bir surette imdada yetiştirdi. Demek,[NOT]Dipnot-1
“En yüce misaller Allah’a mahsustur.” Nahl Sûresi, 16:60.
Dipnot-2
bk. A’raf Sûresi, 7:54; Yûnus Sûresi, 10:3-6; Hûd Sûresi, 11:7; Furkan Sûresi, 25:59; Secde Sûresi, 32:4-6; Mücâdele Sûresi, 48:4-6; Kaf Sûresi, 50:38; Hadîd Sûresi, 57:4-6
Dipnot-3
bk. Bakara Sûresi, 2:29; Yûnus Sûresi, 10:2-3; Ra’d Sûresi, 13:2.
Dipnot-4
bk. Hicr Sûresi, 15:16-21; Sâffât Sûresi, 37:6; Fussilet Sûresi, 41:10-12; Kaf Sûresi, 50:6-8.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Adl-i Hakem: haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren, sonsuz adalet sahibi olan Allah (bk. a-d-l; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Fâtır-ı Bîmisal: eşi benzeri olmayan ve herşeyi hârika ve üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâkim-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve herşeyi hükmü altında tutan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Rahmânü’r-Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atla yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]desâtir: düsturlar, prensipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]desâtir-i hikmet: hikmet düsturları; Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli gaye ve faydalara yönelik olarak yaratma sıfatına ait kaideler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]desâtir-i umumiye: genel prensipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: prensip, kural[/TD]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i kudsiye: Cenab-ı Allah’ın mukaddes, her türlü kusur ve noksandan uzak isimleri (bk. s-m-v; ḳ-d-s)[/TD]
[TD]esâsât: esaslar, temeller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feryad: bağırma[/TD]
[TD]hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel[/TD]
[TD]icad: yapma, meydana getirme; var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsânât: bağışlar, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]irade etme: dileme, isteme (bk. r-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kanun-u küllî: genel ve kapsamlı kanun (bk. ḳ-n-n; k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavânin-i ilm-i ezelî: Cenâb-ı Allah’ın ezelî ilminin kanunları (bk. ḳ-n-n; a-l-m; e-z-l)[/TD]
[TD]kavânin-i külliye: genel ve kapsamlı kanunlar (bk. ḳ-n-n; k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaza: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması (bk. ḳ-ḍ-y)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]menzil: mekân, oda (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merbut: bağlı[/TD]
[TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsemmâ: isimlendirilen (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nukuş: nakışlar (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
[TD]rabtetmek: bağlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]sun’: san’at (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]süflî: alçak, aşağılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat: tabakalar, dereceler[/TD]
[TD]tafsil: ayrıntılandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahvil: dönüştürme[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]tasvir: suret ve şekil verme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazyik: baskı, ağırlık[/TD]
[TD]tebdil: değiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecdit: yenileme[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefrik: ayırma (bk. f-r-ḳ)[/TD]
[TD]tenvir: nurlandırma, aydınlatma (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tertip: düzene koyma[/TD]
[TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]vaz’ etme: koyma, yerleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i ekber: en büyük âlem (bk. a-l-m; k-b-r)[/TD]
[TD]şecere: ağaç[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 08:54 #800088Anonim
o küllî ve umumî desâtiri içinde hususî ihsânâtı, hususî imdatları, hususî cilveleri var ki, herşey, her vakit, her hâceti için Ondan istimdat eder, Ona bakabilir.
1 Sonra, her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her taifeden, her fertten, herşeyden kendini gösterecek, yani vücudunu ve vahdetini bildirecek pencereler açmış. Her kalb içinde bir telefon bırakmış. Şimdi, şu hadsiz percerelerden, elbette haddimizin fevkinde olarak bahse girişemeyeceğiz. Onları ilm-i muhit-i İlâhîye havale edip, yalnız âyât-ı Kur’âniyenin lemeâtı olan Otuz Üç Pencereyi, Otuz Üçüncü Sözün Otuz Üçüncü Mektubunun, namazdan sonraki tesbihatın otuz üç aded-i mübarekine muvafık olmak için Otuz Üç Pencereye icmâlî ve muhtasar bir surette işaret edip, izahını sair Sözlere havale ederiz.Birinci PencereBilmüşahede görüyoruz ki, bütün eşya, hususan zîhayat olanların pek çok muhtelif hâcâtı ve pek çok mütenevvi metâlibi vardır. O matlapları, o hâcetleri, ummadığı ve bilmediği ve eli yetişmediği yerden, münasip ve lâyık bir vakitte onlara veriliyor, imdada yetiştiriliyor.
[TR]
2 Halbuki, o hadsiz maksudların en küçüğüne, o muhtaçların kudreti yetişmez, elleri ulaşmaz. Sen kendine bak: Zâhirî ve bâtınî hasselerin ve onların levazımatı gibi, elin yetişmediği ne kadar eşyaya muhtaçsın. Bütün zîhayatları kendine kıyas et. İşte, bütün onlar, birer birer vücub-u Vâcibe şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, güneşin ziyası güneşi gösterdiği gibi, o hal ve bu keyfiyet, perde-i gayb arkasında bir Vâcibü’l-Vücudu, bir Vâhid-i Ehadi, hem gayet Kerîm, Rahîm, Mürebbî, Müdebbir ünvanları içinde akla gösterir. [NOT]Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:186; Âl-i İmran Sûresi, 3:195; Enfâl Sûresi, 8:9; Yûsuf Sûresi, 12: 34; Enbiyâ Sûresi, 21:76, 84, 88, 90; Neml Sûresi, 27:62; Mü’min Sûresi, 40:60; Şûrâ Sûresi, 42:26. Dipnot-2 bk. Talâk Sûresi, 65:3.[/NOT] [TABLE]
[TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
[TD]Müdebbir: ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah (bk. d-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mürebbî: herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aded-i mübarek: mübarek sayı (bk. b-r-k)[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtınî: görünmeyen, iç[/TD]
[TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]desâtir: prensipler, kurallar[/TD]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[TD]had: sınır, yetki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]hasse: duyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâlî: kısaca, özetle (bk. c-m-l)[/TD]
[TD]ihsânât: bağışlar, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i muhit-i İlâhîye: Allah’ın herşeyi kuşatan ve kapsayan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
[TD]imdat: yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimdat: yardım dileme[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]lemeât: parıltılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazımat: gerekli şeyler[/TD]
[TD]maksud: kastedilen, istenen şey (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matlap: istek (bk. ṭ-l-b)[/TD]
[TD]menzil: yer, durak (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]metâlib: istekler, arzular (bk. ṭ-l-b)[/TD]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perde-i gayb: mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde (bk. ğ-y-b)[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: tesbihler, Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub-u Vâcib: varlığı zorunlu olan Allah’ın varlığı (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhirî: görünen, dış (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]âyât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın âyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 08:59 #800089Anonim
Şimdi, ey münkir-i cahil ve ey fâsık-ı gafil! Bu faaliyet-i hakîmâneyi, basîrâneyi, rahîmâneyi neyle izah edebilirsin? Sağır tabiatla mı, kör kuvvetle mi, sersem tesadüfle mi, âciz, câmid esbabla mı izah edebilirsin?
İkinci PencereEşya, vücut ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde mütereddit, mütehayyir, şekilsiz bir surette iken, birden bire gayet muntazam, hakîmâne öyle bir teşahhus vechi veriliyor ki, meselâ herbir insanın yüzünde, bütün ebnâ-yı cinsinden herbirisine karşı birer alâmet-i farika o küçük yüzde bulunduğu ve zâhir ve bâtın duygularıyla, kemâl-i hikmetle teçhiz edildiği cihetle, o yüz, gayet parlak bir sikke-i ehadiyet olduğunu ispat eder. Herbir yüz, yüzer cihetle bir Sâni-i Hakîmin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, bütün yüzlerin heyet-i mecmuasıyla izhar ettikleri o sikke, bütün eşyanın Hâlıkına mahsus bir hâtem olduğunu akıl gözüne gösterir. Ey münkir! Hiçbir cihetle kabil-i taklit olmayan şu sikkeleri ve mecmuundaki parlak sikke-i samediyeti hangi destgâha havale edebilirsin?
Üçüncü PencereZeminin yüzünde, dört yüz bin muhtelif taifedenHAŞİYE-1 ibaret olan bütün hayvânat ve nebâtat envâının ordusu, bilmüşahede ayrı ayrı erzakları, suretleri, silâhları, libasları, talimatları, terhisatları, kemâl-i mizan ve intizamla, hiçbir şey [NOT]Haşiye-1 Hattâ o taifelerden bir kısım var ki, bir senedeki efradı, zaman-ı Âdem‘den kıyamete kadar vücuda gelen bütün insan efradından ziyadedir.[/NOT] [TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtın: görünmeyen, iç[/TD]
[TD]cihet: yön, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]destgâh: tezgâh, işyeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebnâ-yı cins: kendi cinsinden olanlar[/TD]
[TD]efrat: fertler (bk. f-r-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
[TD]erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faaliyet-i hakîmane ve basîrâne ve rahîmâne: şefkat ve merhametle, görerek ve bilerek yapılan hikmetli işler, icraatlar (bk. ḥ-k-m; b-ṣ-r; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]fâsık-ı gafil: âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan günahkâr kimse (bk. ğ-f-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli biçimde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtem: mühür, damga[/TD]
[TD]imkânat: olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabil-i taklit: taklidi mümkün[/TD]
[TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i mizan ve intizam: mükemmel bir ölçü ve düzen (bk. k-m-l; v-z-n; n-ẓ-m)[/TD]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]libas: elbise[/TD]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmu: bütün, genel (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]münkir: inkârcı, inançsız (bk. n-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkir-i cahil: cahil inkârcı (bk. n-k-r)[/TD]
[TD]mütehayyir: şaşkın, hayrete düşen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütereddit: teredütte kalan, kararsız[/TD]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]sikke: mühür, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]sikke-i samediyet: hiç kimseye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah’a ait mühür, işaret (bk. ṣ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]talimat: emirler, eğitimler (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terhisat: görevlerin sona ermesi[/TD]
[TD]teçhiz: donatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşahhus: şahıslanma, belirlenme[/TD]
[TD]teşahhusat: şahıslanmalar, belirlenmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vech: şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zaman-ı Âdem: Âdem peygamberin zamanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]ziyade: fazla, çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: görünen, dış (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 09:05 #800090Anonim
unutulmayarak, hiçbirini şaşırmayarak, bir surette tedbir ve terbiye etmek öyle bir sikkedir ki, hiçbir şüphe kabul etmez, güneş gibi parlak bir sikke-i Vâhid-i Ehaddir. Hadsiz bir kudret ve muhit bir ilim ve nihayetsiz bir hikmet sahibinden başka kimin haddi var ki, o hadsiz derecede harika olan şu idareye karışsın? Çünkü, şu birbiri içinde girift olan envâları, milletleri, umumunu birden idare ve terbiye edemeyen, onlardan birisine karışsa, elbette karıştıracak. Halbuki,
1فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرىٰ مِنْ فُطُورٍ sırrıyla, hiçbir karışık alâmeti yoktur. Demek ki hiçbir parmak karışamıyor.Dördüncü Pencereİstidat lisanıyla bütün tohumlar tarafından; ve ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla bütün hayvanlar tarafından; ve lisan-ı ıztırarî ile bütün muztarlar tarafından edilen duaların makbuliyetidir.
2 İşte, bu nihayetsiz duaların bilmüşahede kabul ve icabeti, herbiri vücuba ve vahdete şehadet ve işaret ettikleri gibi, mecmuu, büyük bir mikyasta, bilbedâhe, bir Hâlık-ı Rahîm ve Kerîm ve Mücîbe delâlet eder ve baktırır.Beşinci PencereGörüyoruz ki, eşya, hususan zîhayat olanlar, def’î gibi âni bir zamanda vücuda gelir. Halbuki, def’î ve âni bir surette, basit bir maddeden çıkan şeyler gayet basit, şekilsiz, san’atsız olması lâzım gelirken, çok maharete muhtaç bir hüsn-ü san’atta, çok zamana muhtaç ihtimamkârâne nakışlarla münakkâş, çok âlâta muhtaç acip san’atlarla müzeyyen, çok maddelere muhtaç bir surette halk olunuyorlar. İşte, bu def’î ve âni bir surette bu harika san’at ve güzel heyet, herbiri bir [NOT]Dipnot-1 “Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun?” Mülk Sûresi, 67:3. Dipnot-2 bk En’âm Sûresi, 6:63; İsrâ Sûresi, 17:67; Neml Sûresi, 27:62.[/NOT] [TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḥ-l-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mücîb: bütün dualara cevap veren Allah (bk. c-v-b)[/TD]
[TD]acip: şaşırtıcı, hayranlık verici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]def’î: birden bire, âni[/TD]
[TD]delâlet etme: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
[TD]gayet: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]girift: karmaşık, iç içe[/TD]
[TD]had: yetki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
[TD]halk etme: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet: şekil, yapı[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[TD]hüsn-ü san’at: san’at güzelliği (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icabet: cevap verme, kabul etme (bk. c-v-b)[/TD]
[TD]ihtimamkârâne: özen göstererek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç (bk. ḥ-v-c; f-ṭ-r)[/TD]
[TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı ıztırarî: çaresizlik ve mecburiyet dili[/TD]
[TD]maharet: beceri, ustalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbuliyet: kabul edilmiş olma[/TD]
[TD]mecmu: bütün, hepsi (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[TD]muhit: kapsamlı, kuşatıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muztar: çaresiz[/TD]
[TD]münakkaş: nakışlanmış, süslenmiş (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzeyyen: süslenmiş (bk. z-y-n)[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke: mühür, işaret[/TD]
[TD]sikke-i Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği herbir şeyde görülen Allah’ı gösteren mühür (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tedbir: idare etme, ihtiyacını karşılama (bk. d-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlât: âletler[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 09:16 #800091Anonim
Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna şehadet ve vahdet-i rububiyetine işaret ettikleri gibi, mecmuu, gayet parlak bir tarzda, nihayetsiz Kadîr, nihayetsiz Hakîm bir Vâcibü’l-Vücudu gösterir.
Şimdi, ey sersem münkir! Haydi, bunu neyle izah edersin? Senin gibi sersem, âciz, cahil tabiatla mı? Veyahut, hadsiz derece hata ederek, o Sâni-i Mukaddese “tabiat“ ismini verip, onun mu’cizât-ı kudretini, o tesmiye bahanesiyle tabiata isnad edip, bin derece muhali birden irtikâp etmek mi istersin?
Altıncı Pencere
اِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَاۤ اَنْزَلَ اللهُ مِنَ السَّمَاۤءِ مِنْ مَاۤءٍ فَاَحْيَا بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَاۤبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
1Şu âyet, vücub ve vahdeti gösterdiği gibi, bir İsm-i Âzamı gösteren gayet büyük bir penceredir. İşte şu âyetin hülâsatü’l-hülâsası şudur ki:
Kâinatın ulvî ve süflî tabakatındaki bütün âlemler, ayrı ayrı lisanla birtek neticeyi, yani birtek Sâni-i Hakîmin rububiyetini gösteriyorlar. Şöyle ki:
Nasıl göklerde-hattâ kozmoğrafyanın itirafıyla dahi-gayet büyük neticeler için gayet muntazam hareketler, bir Kadîr-i Zülcelâlin vücud ve vahdetini ve kemâl‑i rububiyetini gösterir. Öyle de, zeminde, bilmüşahede—hattâ coğrafyanın
[NOT]Dipnot-1
“Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.” Bakara Sûresi, 2:164.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm: herşeyi bir maksat ve gayeye uygun olarak faydalı ve yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Kadîr: sonsuz güç ve kudret sahibi, herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Mukaddes: her türlü kusur ve noksandan yüce olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḳ-d-s[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]gayet: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]hülâsatü’l-hülâsa: özün özü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irtikâp: kötü iş işleme[/TD]
[TD]isnad: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]kemâl-i rububiyet: rububiyetin mükemmelliği (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kozmoğrafya: gökbilimi, astronomi[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]mecmu: bütün, hepsi (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: imkânsız[/TD]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
[TD]münkir: inkârcı, inançsız (bk. n-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]süflî: aşağı[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar, katmanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tesmiye: isimlendirme (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet-i rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye ve idare etmesindeki birlik (bk. v-ḥ-d; r-b-b)[/TD]
[TD]vücub: zorunlu olma (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 10:08 #800100Anonim
şehadetiyle ve ikrarıyla—gayet büyük maslahatlar için, mevsimlerdeki gibi gayet muntazam tahavvülâtlar dahi, aynı o Kadîr-i Zülcelâlin vücub-u vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
Hem nasıl berde ve bahirde kemâl-i rahmetle rızıkları verilen ve kemâl-i hikmetle muhtelif şekiller giydirilen ve kemâl-i rububiyetle türlü türlü duygularla teçhiz edilen bütün hayvânat, birer birer yine o Kadîr-i Zülcelâlin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla, gayet geniş bir mikyasta azamet-i ulûhiyetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir. Öyle de, bağlardaki muntazam nebâtat ve nebâtâtın gösterdikleri müzeyyen çiçekler ve çiçeklerin gösterdikleri mevzun meyveler ve meyvelerin gösterdikleri müzeyyen nakışlar, birer birer yine o Sâni-i Hakîmin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, külliyetleriyle, gayet şâşaalı bir surette cemâl-i rahmetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
Hem nasıl cevv-i semâdaki bulutlardan mühim hikmetler ve gayeler ve lüzumlu faideler ve semereler için tavzif edilen ve gönderilen katreler, katreler adedince yine o Sâni-i Hakîmin vücubunu ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir. Öyle de, zemindeki bütün dağların ve dağlar içindeki madenlerin, ayrı ayrı hâsiyetleriyle beraber, ayrı ayrı maslahatlar için ihzar ve iddiharları, dağ metanetinde bir kuvvetle, yine o Sâni-i Hakîmin vücub ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
Hem nasıl sahrâlarda ve dağlardaki küçük küçük tepelerin türlü türlü muntazam çiçeklerle süslenmeleri, herbiri bir Sâni-i Hakîmin vücubuna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber, heyet-i mecmuasıyla haşmet-i saltanatını ve kemâl-i rububiyetini gösterir. Öyle de, bütün otlarda ve ağaçlardaki bütün yaprakların türlü türlü eşkâl-i muntazamaları ve ayrı ayrı vaziyetleri ve cezbekârâne mevzun hareketleri, yapraklar adedince, yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücudunu ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet-i ulûhiyet: Allah’ın ilâhlığının büyüklük ve ihtişamı (bk. a-ẓ-m; e-l-h)[/TD]
[TD]bahir: deniz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ber: kara[/TD]
[TD]cemâl-i rahmet: Allah’ın rahmetinin güzelliği (bk. c-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevv-i semâ: gökyüzü (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]cezbekârâne: kendinden geçmiş bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşkâl-i muntazama: düzenli şekiller (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet-i saltanat: saltanatın görkemi (bk. s-l-ṭ)[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iddihar: depolama[/TD]
[TD]ihzar: hazırlama (bk. ḥ-ḍ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikrar: kabul etme, doğrulama[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]kemâl-i rahmet: mükemmel bir şefkat ve merhamet (bk. k-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i rububiyet: mükemmel terbiye ve idare (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
[TD]külliyet: genişlik, kapsamlılık (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
[TD]metanet: sağlamlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
[TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahrâ: ova, meydan[/TD]
[TD]semere: meyve, netice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tahavvülât: değişimler, dönüşümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif edilen: görevlendirilen[/TD]
[TD]teçhiz edilen: donatılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub: zorunlu olma (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vahdet: Allah’ın birliğinin zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]şâşaalı: gösterişli, göz alıcı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 10:09 #800101Anonim
Hem nasıl bütün ecsâm-ı nâmiyede, büyümek zamanında muntazaman hareketleri ve türlü türlü âlâtla teçhizleri ve çeşit çeşit meyvelere şuurkârâne teveccühleri, herbiri ferden ferdâ yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna şehadet ve vahdetine işaret eder; ve heyet-i mecmuasıyla, gayet büyük bir mikyasta, ihata-i kudretini ve şümul-ü hikmetini ve cemâl-i san’atını ve kemâl-i rububiyetini gösterir. Öyle de, bütün hayvanî cesetlerde kemâl-i hikmetle nefislerini, ruhlarını yerleştirmek, türlü türlü cihazatla kemâl-i intizamla teslih etmek, türlü türlü hizmetlerde kemâl-i hikmetle göndermek, hayvânat adedince, belki cihazatları sayısınca, yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ve işaret ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, gayet parlak bir surette cemâl-i rahmetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
Hem nasıl bütün kalblere, insan ise her nevi ulûm ve hakikatleri bildiren, hayvan ise her nevi hâcetlerinin tedarikini öğreten bütün ilhâmât-ı gaybiye bir Rabb-i Rahîmin vücudunu ihsas eder ve rububiyetine işaret eder. Öyle de, gözlere kâinat bostanındaki mânevî çiçekleri toplayan şuâât-ı ayniye gibi zâhirî ve bâtınî bütün duyguların ayrı ayrı âlemlere herbiri birer anahtar olmaları, yine o Sâni-i Hakîm, o Fâtır-ı Alîm, o Hâlık-ı Rahîm, o Rezzâk-ı Kerîmin vücub-u vücudunu ve vahdet ve ehadiyetini ve kemâl-i rububiyetini güneş gibi gösterir.
İşte, şu yukarıda geçen on iki ayrı ayrı pencerelerden, on iki vecihten bir pencere-i âzam açılıyor ki, on iki renkli bir ziya-yı hakikatle Cenâb-ı Hakkın ehadiyetini ve vahdâniyetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Fâtır-ı Alîm: herşeyi bilen ve harika üstün san’atıyla yaratan, sonsuz ilim sahibi Allah (bk. f-ṭ-r; a-l-m)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabb-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah (bk. r-b-b; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]Rezzâk-ı Kerîm: bütün varlıkların rızıklarını veren ve pek büyük ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m; r-z-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]bostan: bahçe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtınî: iç, görünmeyen[/TD]
[TD]cemâl-i rahmet: Allah’ın rahmetinin güzelliği (bk. c-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl-i san’at: Allah’ın san’atının güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
[TD]cihazât: cihazlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecsâm-ı nâmiye: büyüyen cisimler, gelişen varlıklar[/TD]
[TD]ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta kendi varlığına ve sıfatlarına işaret eden birlik tecellisi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferden ferdâ: birer birer (bk. f-r-d)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[TD]ihata-i kudret: Allah’ın kudretinin herşeyi kuşatması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsas: hissettirme[/TD]
[TD]ilhâmât-ı gaybiye: gayb âleminden gelen ilhamlar; Cenâb-ı Hakkın ihtiyaçlarını temin etmeleri için varlıklara vermiş olduğu duygu (bk. ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. ḥ-k-m; k-m-l)[/TD]
[TD]kemâl-i intizam: kusursuz derecede düzenlilik (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i rububiyet: mükemmel terbiye ve idare (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: can, hayat (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pencere-i âzam: çok büyük pencere (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tedarik: elde etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teslih etme: silahlandırma[/TD]
[TD]teveccüh: yönelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz: cihazlanma, donanma[/TD]
[TD]ulûm: ilimler (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön, taraf[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]ziya-yı hakikat: hakikat ve gerçeğin ışığı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhirî: dış, görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlât: aletler[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)[/TD]
[TD]şuâât-ı ayniye: gözdeki ışık hüzmeleri, göz feri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şümul-ü hikmet: Allah’ın hikmetinin herşeyi kapsaması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 10:10 #800102Anonim
İşte, ey bedbaht münkir! Şu daire-i arz kadar, belki medar-ı senevîsi kadar geniş olan şu pencereyi neyle kapatabilirsin? Ve güneş gibi parlak olan şu maden-i nuru neyle söndürebilirsin? Ve hangi perde-i gaflette saklayabilirsin?
Yedinci PencereŞu kâinat yüzünde serpilen masnuatın kemâl-i intizamları ve kemâl-i mevzuniyetleri ve kemâl-i ziynetleri ve icadlarının suhuleti ve birbirine benzemeleri ve birtek fıtrat izhar etmeleri, nasıl ki bir Sâni-i Hakîmin vücub-u vücudunu ve kemâl-i kudretini ve vahdetini gayet geniş bir mikyasta gösteriyorlar. Öyle de,
● câmid ve basit unsurlardan hadsiz ve ayrı ayrı ve muntazam mürekkebâtın icadı, mürekkebat adedince yine o Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna şehadet ve vahdetine işaret etmekle beraber,
● heyet-i mecmuasıyla, gayet parlak bir tarzda, kemâl-i kudretini ve vahdetini gösterdiği gibi,
● terkibât-ı mevcudat tabir edilen terkip ve tahlil hengâmındaki teceddütte, nihayet derecede ihtilât ve karışma içinde nihayet derecede bir imtiyaz ve tefrik ile, meselâ topraktaki tohumların ve köklerin çok karışık olduğu halde hiç şaşırmayarak, bir surette sünbüllenmelerini ve vücutlarını temyiz ve tefrik etmek ve ağaçlara giren karışık maddeleri yaprak ve çiçek ve meyvelere tefrik etmek ve hüceyrât-ı bedene karışık bir surette giden gıdaî maddeleri kemâl-i hikmetle ve kemâl-i mizanla ayırıp tefrik etmek, yine o Hakîm-i Mutlak ve o Alîm-i Mutlak ve o Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücudunu ve kemâl-i kudretini ve vahdetini gösterdiği gibi,
● zerreler âlemini hadsiz ve geniş bir tarla hükmüne getirip, her dakikada kemâl-i hikmetle ekip, biçip, yeni yeni kâinatlar mahsulatını ondan almak ve o câmide,[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm-i Mutlak: ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Hakîm-i Mutlak: herşeyi hikmetle yapan, sınırsız hikmet sahibi Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Mutlak: kudreti herşeyi kuşatan, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedbaht: kötü talihli, talihsiz[/TD]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gıdaî: gıdayla ilgili[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hengâm: zaman, ân[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrât-ı beden: bedenin hücreleri[/TD]
[TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilât: karışıklık[/TD]
[TD]imtiyaz: ayrılma, farklılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i intizam: kusursuz düzenlilik (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
[TD]kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği (bk. ḳ-d-r; k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i mevzuniyet: mükemmel derecede ölçülü olma (bk. k-m-l; v-z-n)[/TD]
[TD]kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü (bk. k-m-l; v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i ziynet: mükemmel süs (bk. k-m-l; z-y-n)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maden-i nur: nur kaynağı (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]mahsulat: ürünler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[TD]medar-ı senevî: dünyanın güneş etrafında dönerken bir sene içinde çizdiği yörünge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkir: inkârcı, inançsız (bk. n-k-r)[/TD]
[TD]mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]perde-i gaflet: gaflet perdesi (bk. ğ-f-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabir edilen: adlandırılan (bk. a-b-r)[/TD]
[TD]tahlil: ayırma, çözümleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teceddüt: yenileme[/TD]
[TD]tefrik: ayırma (bk. f-r-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temyiz: ayırt etme[/TD]
[TD]terkibât-ı mevcudat: varlıkların değişik elementlerin birleşmesiyle meydana gelişleri (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terkip: birleştirme[/TD]
[TD]unsur: element[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 10:12 #800103Anonim
âcize, cahile olan zerrâta gayet şuurkârâne ve gayet hakîmâne ve muktedirâne hadsiz muntazam vazifeleri gördürmek, yine o Kadîr-i Zülcelâlin ve o Sâni-i Zülkemâlin vücub-u vücudunu ve kemâl-i kudretini ve azamet-i rububiyetini ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
İşte, bu dört yolla büyük bir pencere marifetullaha açılır ve büyük bir mikyasta, bir Sâni-i Hakîmi akla gösterir. Şimdi, ey bedbaht gafil! Şu halde Onu görmek ve tanımak istemezsen, aklını çıkar at, hayvan ol, kurtul!
Sekizinci PencereNev-i beşerdeki bütün ervâh-ı neyyire ashabı olan enbiyalar (aleyhimüsselâm), bâhir ve zâhir mu’cizatlarına istinad ederek; ve bütün kulûb-u münevvere aktâbı olan evliyalar, keşif ve kerametlerine itimad ederek; ve bütün ukûl-u nuraniye erbabı olan asfiyalar, tahkikatlarına istinad ederek, birtek Vâhid-i Ehad, Vâcibü’l-Vücud, Hâlık-ı Külli Şeyin vücub-u vücuduna ve vahdetine ve kemâl-i rububiyetine şehadetleri, pek büyük ve nuranî bir penceredir; hem her vakit o makam-ı rububiyeti göstermektedir.
Ey biçare münkir! Kime güveniyorsun ki bunları dinlemiyorsun? Veyahut gündüz içinde gözünü kapamakla, dünyayı gece mi oldu zannediyorsun?
Dokuzuncu Pencere
Kâinattaki ibâdât-ı umumiye, bilbedâhe bir Mâbud-u Mutlakı gösteriyor.Evet, âlem-i ervaha ve bâtına giden ve ruhanî ve meleklerle görüşen zâtların[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l)[/TD]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâbud-u Mutlak: ibadete layık tek varlık olan Allah (bk. a-b-d; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Zülkemâl: sonsuz kemâl sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; k-m-l)[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve velâyet sahibi büyük zâtlar (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[TD]azamet-i rububiyet: rububiyetin büyüklüğü; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının büyüklüğü (bk. a-ẓ-m; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedbaht: kötü talihli, talihsiz[/TD]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâhir: açık, aşikâr[/TD]
[TD]bâtın: görünmeyen taraf, mânâ âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmide: cansız[/TD]
[TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervâh-ı neyyire ashabı: nur saçan ruh sahipleri (bk. r-v-ḥ; n-v-r)[/TD]
[TD]evliya: veliler (bk. v-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gafil: Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli biçimde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]ibâdât-ı umumiye: bütün varlıkların yaptığı ibadetler (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]itimad: güvenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği, mükemmel iktidar (bk. k-m-l; ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kemâl-i rububiyet: rububiyetin mükemmelliği, mükemmel terbiye ve idare (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hal (bk. k-r-m)[/TD]
[TD]keşif: Allah tarafından ilham olunmasıyla gizli bir şeyin meydana çıkarılması (bk. k-ş-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kulûb-u münevvere aktâbı: nurlu kalb sahiplerinin en önde gelenleri, büyük velîler gibi (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam-ı rububiyet: rububiyet makamı (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[TD]muktedirâne: tam bir güç ve iktidarla (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]mu’cizât: insanların yapmada âciz kaldıkları ve ancak Allah tarafından peygamberlere verilen olağanüstü hal ve hareketler (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkir: inkârcı, inançsız (bk. n-k-r)[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık türü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]ruhanî: ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahkikat: araştırmalar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]ukul-u nuraniye erbabı: aydınlanmış akıl sahipleri (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: atomlar[/TD]
[TD]zâhir: açık, görünür (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âcize: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]âlem-i ervâh: ruhlar âlemi (bk. a-l-m; r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 10:13 #800104Anonim
şehadetleriyle sabit olan umum ruhanî ve melâikelerin kemâl-i imtisal ile ubûdiyetleri ve bilmüşahede bütün zîhayatların kemâl-i intizamla ubûdiyetkârâne vazifeler görmeleri ve, bilmüşahede, anâsır gibi bütün cemâdâtın kemâl-i itaatle ubûdiyetkârâne hizmetleri, bir Mâbud-u Bilhakkın vücub-u vücudunu ve vahdetini gösterdiği gibi, herbir taifesi icmâ ve tevatür kuvvetini taşıyan bütün âriflerin hakikatli marifetleri, bütün şâkirler taifesinin semeredar şükürleri ve bütün zâkirlerin feyizli zikirleri ve bütün hâmidlerin nimet arttıran hamdleri ve bütün muvahhidlerin burhanlı tevhidleri ve tavsifleri ve bütün muhiblerin hakikî muhabbet ve aşkları ve bütün mürîdlerin sadık irade ve rağbetleri ve bütün müniblerin ciddî talep ve inâbeleri, yine Mâruf, Mezkûr, Meşkûr, Mahmud, Vâhid, Mahbub, Mergub, Maksud olan o Mâbud-u Ezelînin vücub-u vücudunu ve kemâl-i rububiyetini ve vahdetini gösterdiği gibi, kâmil insanlardaki bütün makbul ibâdâtın ve o makbul ibâdâtın neticesinden hasıl olan füyuzat ve münacat, müşahedat ve keşfiyat, yine o Mevcud-u Lemyezel ve o Mâbud-u Lâyezâlin vücub‑u vücudunu ve vahdetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.
İşte, şu üç cihette ziyadar büyük bir pencere, vahdâniyete açılır.
Onuncu Pencereوَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَاَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ وَسَخَّرَلَكُمُ الْفُلْكَ
[TABLE]
[TR]
[TD]Mahbub: bütün varlıklar tarafından sevilen Allah (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]Mahmud: bütün varlıklar tarafından hamd edilen Allah (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Maksud: bütün varlıkların rızasına ermeyi ve cemâlini görmeyi arzuladıkları Allah (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[TD]Mergub: bütün yaratılmışların Kendisinin rızasını istediği Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mevcud-u Lemyezel: varlığı zevâl bulmayan, sürekli var olan Allah (bk. v-c-d; z-v-l)[/TD]
[TD]Mezkûr: herşeyin Kendisini zikrettiği, andığı Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Meşkûr: bütün varlıkların Kendisine şükrettiği Allah (bk. ş-k-r)[/TD]
[TD]Mâbud-u Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan ve ibadete lâyık olan Allah (bk. a-b-d; e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâbud-u Lâyezâl: varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve ibadete layık tek ilâh olan Allah (bk. a-b-d; z-v-l)[/TD]
[TD]Mâbûd-u Bilhak: hakkıyla ibadete layık olan Allah (bk. a-b-d; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâruf: herşeyi hakkıyla bilen ve yarattıkları tarafından bilinen Allah (bk. a-r-f)[/TD]
[TD]Vâhid: bir olan ve herbir varlıkta birliği görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]anâsır: unsurlar, elementler[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil[/TD]
[TD]cemâdât: cansız varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]feyiz: mânevî gıda, bereket (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]füyuzât: feyizler, mânevî bolluk ve bereketler (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hamd: şükür ve övgü (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasıl: meydana gelme[/TD]
[TD]hâmid: hamd eden (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibâdât: ibadetler (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâbe: tevbe edip Allah’a yönelen[/TD]
[TD]irade: istek, arzu (bk. r-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i imtisal: tam ve mükemmel bir şekilde emre uyma (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]kemâl-i intizam: tam ve mükemmel bir düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i itaat: tam ve mükemmel bir itaat (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]kemâl-i rububiyet: mükemmel terbiye ve idare (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfiyat: keşifler, mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görme (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]kâmil: kemâl ve fazilet sahibi (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbul: kabul edilen[/TD]
[TD]marifet: bilgi (bk. a-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhib: Allah’ı seven (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]muvahhid: Allah’ın birliğine inanan (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münacat: dua, yalvarma (bk. n-c-v)[/TD]
[TD]münib: tevbe edip Allah’a yönelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürîd: Allah’ın rızâsına kavuşmayı isteyen (bk. r-v-d)[/TD]
[TD]müşahedat: gözlemler (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-h)[/TD]
[TD]sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semeredar: meyveli, verimli[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talep: istek (bk. ṭ-l-b)[/TD]
[TD]tavsif: vasıflandırma, özelliklerini anlatma (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]ubûdiyetkârâne: kulluk ederek (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyadar: ışıklı[/TD]
[TD]zâkir: zikreden, Allah’ı anan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[TD]ârif: bilgide ileri olan (bk. a-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]şâkir: Allah’a şükreden (bk. ş-k-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 14:28 #800120Anonim
لِتَجْرِىَ فِى الْبَحْرِ بِاَمْرِهِ وَسَخَّرَلكُمُ اْلاَنْهَارَ وَسَخَّرَلَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَاۤئِبَيْنِ وَسَخَّرَلَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَاسَاَلْتُمُوهُ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللهِ لاَ تُحْصُوهَا
1
Şu kâinattaki mevcudatın birbirine teâvünü, tecavübü, tesanüdü gösterir ki, umum mahlûkat birtek Mürebbînin terbiyesindedirler, birtek Müdebbirin idaresindedirler, birtek Mutasarrıfın taht-ı tasarrufundadırlar, birtek Seyyidin hizmetkârlarıdırlar. Çünkü, zemindeki zîhayatları levazımat-ı hayatiyeyi emr-i Rabbânî ile pişiren güneşten ve takvimcilik eden kamerden tut, tâ ziya, hava, mâ, gıdanın zîhayatların imdadına koşmalarına ve nebâtâtın dahi hayvânâtın imdadına koşmalarına ve hayvânat dahi insanların imdadına koşmalarına, hattâ âzâ-yı bedenin birbirinin muavenetine koşmalarına ve hattâ gıda zerrâtının hüceyrât-ı bedeniyenin imdadına koşmalarına kadar câri olan bir düstur-u teâvün ile, câmid ve şuursuz olan o mevcudat-ı müteâvine, bir kanun-u kerem, bir namus-u şefkat, bir düstur-u rahmet altında, gayet hakîmâne, kerîmâne birbirine yardım etmek, birbirinin sadâ-yı hâcetine cevap vermek, birbirini takviye etmek, elbette, bilbedâhe, birtek, yektâ, Vâhid-i Ehad, Ferd-i Samed, Kadîr-i Mutlak, Alîm-i Mutlak, Rahîm-i Mutlak, Kerîm-i Mutlak bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun hizmetkârları ve memurları ve masnuları olduklarını gösterir.
[NOT]Dipnot-1
“Gökten de bir su indirdi ki, onunla sizin için rızık olarak meyvelerden bitirdi. Onun emriyle denizde seyretsinler diye gemileri sizin hizmetinize verdi. Nehirleri de yine sizin hizmetinize verdi. • Birbiri ardınca dönüp duran güneşi ve ayı da sizin hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize verdi. • O, sözünüz ve halinizle istediğiniz herşeyden size verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, saymakla bitiremezsiniz.” İbrahim Sûresi, 14:32-34.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Alîm-i Mutlak: ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Ferd-i Samed: bir ve tek olan ve Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Ona muhtaç olan Allah (bk. f-r-d; ṣ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Kerîm-i Mutlak: lütuf ve cömertliği sınırsız olan Allah (bk. k-r-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mutasarrıf: mülkünde dilediği gibi tasarruf eden Allah (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[TD]Müdebbir: idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah (bk. d-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mürebbî: herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]Rahîm-i Mutlak: rahmeti herşeyi kuşatan, sınırsız şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câri: geçerli, yürürlükte[/TD]
[TD]düstur-u rahmet: rahmet prensibi (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u teavün: yardımlaşma kanunu[/TD]
[TD]emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın emri (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[TD]hüceyrât-ı bedeniye: vücuttaki hücreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kamer: ay[/TD]
[TD]kanun-u kerem: cömertlik ve ikram etme kanunu (bk. ḳ-n-n; k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerîmane: lütufkâr ve cömert bir şekilde (bk. k-r-m)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazımat-ı hayatiye: hayat için gerekli şeyler (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnu: san’at eseri varlık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat-ı müteâvine: birbiriyle yardımlaşan varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]muavenet: yardımlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâ: su[/TD]
[TD]namus-u şefkat: şefkat kanunu (bk. n-m-s; ş-f-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[TD]sadâ-yı hâcet: ihtiyaç sesi (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyid: efendi[/TD]
[TD]taht-ı tasarruf: tasarrufu altında (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takviye: kuvvetlendirme[/TD]
[TD]teavün: yardımlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecâvüb: birbirinin ihtiyacına cevap verme (bk. c-v-b)[/TD]
[TD]tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]yektâ: tek, eşsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ-yı beden: vücut organları[/TD]
[TD]şuursuz: bilinçsiz (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 14:33 #800121Anonim
İşte, ey biçare müflis felsefî! Bu muazzam pencereye ne diyorsun? Senin tesadüfün buna karışabilir mi?
On Birinci Pencereاَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
1
Bütün ervah ve kulûbun dalâletten neş’et eden ıztırabat ve keşmekeş ve ıztırabattan neş’et eden mânevî elemlerden kurtulmaları, birtek Hâlıkı tanımakla olur. Bütün mevcudatı birtek Sânie vermekle necat buluyorlar, birtek Allah’ın zikriyle mutmain olurlar. Çünkü, hadsiz mevcudat birtek zâta verilmezse, Yirmi İkinci Sözde kat’î ispat edildiği gibi, o zaman her birtek şeyi hadsiz esbaba isnad etmek lâzım gelir ki, o halde birtek şeyin vücudu, umum mevcudat kadar müşkül olur.Çünkü, Allah’a verse, hadsiz eşyayı bir zâta verir. Ona vermezse, herbir şeyi hadsiz esbaba vermek lâzım gelir. O vakit, bir meyve, kâinat kadar müşkülât peydâ eder, belki daha ziyade müşkül olur. Çünkü, nasıl bir nefer yüz muhtelif adamın idaresine verilse, yüz müşkülât olur. Ve yüz nefer bir zabitin idaresine verilse, bir nefer hükmünde kolay olur. Öyle de, çok muhtelif esbabın birtek şeyin icadında ittifakları, yüz derece müşkülâtlı olur. Ve pek çok eşyanın icadı birtek zâta verilse, yüz derece kolay olur.
İşte, mahiyet-i insaniyedeki merak ve taleb-i hakikat cihetinden gelen nihayetsiz ıztıraptan kurtaracak, yalnız tevhid-i Hâlık ve marifet-i İlâhiyedir. Madem küfürde ve şirkte nihayetsiz müşkülât ve ıztırabat var. Elbette o yol muhaldir, hakikati yoktur. Madem tevhidde, mevcudatın yaratılışındaki suhulete ve kesrete ve hüsn-ü san’ata muvafık olarak, nihayetsiz suhulet ve kolaylık var. Elbette o yol vâciptir, hakikattir.
2[NOT]Dipnot-1
“Haberiniz olsun ki, kalbler ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur.” Ra’d Sûresi, 13:28.
Dipnot-2
bk. İsrâ Sûresi, 17:42; Enbiyâ Sûresi, 21:21; 99 ; Sâd Sûresi, 38:5.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. s-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervah: ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]felsefî: felsefeci[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, asıl ve esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hüsn-ü san’at: san’atın güzelliği (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]isnad: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
[TD]kat’i: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
[TD]keşmekeş: karışıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kulûb: kalpler[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın yaratılıştan sahip olduğu özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marifet-i İlâhiye: Allah’ı bilme ve tanıma (bk. a-r-f; e-l-h)[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]muhal: imkansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
[TD]mutmain: gönlü hoş, içi rahat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[TD]müflis: iflas etmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkilât: zorluklar, güçlükler[/TD]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkülât peydâ etmek: zorluk kazanmak, zorlaşmak[/TD]
[TD]müşkülâtlı: zor, güç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]necat: kurtuluş (bk. n-c-v)[/TD]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et: doğma, ortaya çıkma[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[TD]taleb-i hakikat: gerçeği isteme (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ṭ-l-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]tevhid-i Hâlık: sadece bir Yaratıcının olduğuna, başka yaratıcıların olmadığına inanma (bk. v-ḥ-d; ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vâcip: zorunlu olma (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zabit: subay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikir: anma[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ıztırabat: ıztıraplar, sıkıntılar[/TD]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Kasım 2011: 14:39 #800122Anonim
İşte, ey bedbaht ehl-i dalâlet! Bak, dalâlet yolu ne kadar karanlıklı ve elemli! Ne zorun var ki oradan gidiyorsun? Hem bak, iman ve tevhid yolu ne kadar kolay ve safâlı! Oraya gir, kurtul.
On İkinci Pencere سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ اْلاَعْلٰى اَلَّذِى خَلَقَ فَسَوّٰى وَالَّذِى قَدَّرَفَهَدٰى
1
sırrınca, umum eşyada, hususan zîhayat masnularda, hikmetli bir kalıptan çıkmış gibi, herşeye bir miktar-ı muntazam ve bir suret, hikmetle verildiği; ve o suret ve o miktarda, maslahatlar ve faideler için eğri büğrü hudutlar bulunması; hem müddet-i hayatlarında değiştirdikleri suret-i libasları ve miktarları yine hikmetlere, maslahatlara muvafık bir tarzda, mukadderât-ı hayatiyeden terkip ve tanzim edilen mânevî ve muntazam birer suret, birer miktar bulunması, bilbedâhe gösterir ki, bir Kadîr-i Zülcelâlin ve bir Hakîm-i Zülkemâlin kader dairesinde suretleri ve biçimleri tertip edilen ve kudretin destgâhında vücutları verilen o hadsiz masnuat, o Zâtın vücub-u vücuduna delâlet ve vahdetine ve kemâl-i kudretine hadsiz lisanla şehadet ederler.Sen kendi cismine ve âzâlarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin meyvelerine ve faidelerine bak, kemâl-i hikmet içinde kemâl-i kudreti gör.
On Üçüncü Pencereوَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
2
sırrınca, herşey lisan-ı mahsusuyla Hâlıkını yad eder, takdis eder. Evet, bütün[NOT]Dipnot-1
“Herşeyden yüce olan Rabbinin ismini tesbih et. O Rabbin ki, herşeyi yaratıp düzene koydu. O Rabbin ki, herşeye lâyık bir şekil ve ölçü tayin ederek onu yaratılış gayesine yöneltti.” A’lâ Sûresi, 87:1-3.
Dipnot-2
“Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi olan ve herşeyi hikmetle yaratan Allah (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]bedbaht: talihsiz, kötü bahtlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hudut: sınır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]kemâl-i kudret: kudretin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı mahsusa: kendine has dil[/TD]
[TD]maslahat: fayda, gaye (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnu: san’at eseri varlık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]miktar-ı muntazam: düzenli bir miktar, ölçü (bk. ḳ-d-r; n-ẓ-m)[/TD]
[TD]mukadderât-ı hayatiye: kader kalemiyle yazılmış hayat programı (bk. ḳ-d-r; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müddet-i hayat: yaşam süresi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]safâlı: rahat, huzurlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]suret-i libas: elbise şekli, biçimi (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terkip: birleştirme, sentez[/TD]
[TD]tertip: düzenleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]yad etme: anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[TD]âzâ: organlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
5 Aralık 2011: 12:05 #800572Anonim
mevcudatın lisan-ı hâl ve kal ile ettiği tesbihat, birtek Zât-ı Mukaddesin vücudunu gösteriyor.
Evet, fıtratın şehadeti reddedilmez. Delâlet-i hal ise, hususan çok cihetlerle gelse, şüphe getirmez. Bak, hadsiz fıtrî şehadeti tazammun eden ve nihayetsiz tarzlarda lisan-ı hâl ile delâlet eden ve mütedahil daireler gibi birtek merkeze bakan şu mevcudatın muntazam suretleri, herbiri birer dildir; ve mevzun heyetleri, herbiri birer lisan-ı şehadettir; ve mükemmel hayatları, herbiri birer lisan-ı tesbihtir ki, Yirmi Dördüncü Sözde kat’î ispat edildiği gibi, o bütün dillerle pek zâhir bir surette tesbihatları ve tahiyyâtları ve birtek Mukaddes Zâta şehadetleri, ziya güneşi gösterdiği gibi, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud’u gösterir ve kemâl-i ulûhiyetine delâlet eder.
On Dördüncü Pencereقُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ
1 وَاِنْ مِنْ شىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ
2 مَا مِنْ دَاۤبَّةٍ اِلاَّ هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا
3 اِنَّ رَبِّى عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ حَفِيظٌ
4
sırlarınca, herşey, herşeyinde ve her şe’ninde tek bir Hâlık-ı Zülcelâle muhtaçtır.Evet, kâinattaki mevcudata bakıyoruz ve görüyoruz ki, zaaf-ı mutlak içinde bir kuvvet-i mutlaka tezahürâtı var; ve acz-i mutlak içinde bir kudret-i mutlakanın âsârı görünüyor: meselâ, nebâtâtın tohumlarında ve köklerindeki ukde-i hayatiyelerinin intibahları zamanında gösterdikleri harika vaziyetleri gibi.
[NOT]Dipnot-1
“De ki: Herşeyin mülk ve tasarrufu kimin elindedir?” Mü’minun Sûresi, 23:88.
Dipnot-2
“Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın.” Hicr Sûresi, 15:21.
Dipnot-3
“Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56.
Dipnot-4
“Muhakkak ki benim Rabbim herşeyi hakkıyla koruyucudur.” Hûd Sûresi, 11:57.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz heybet ve haşmet sahibi ve herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Zât-ı Mukaddes/Mukaddes Zât: her türlü noksanlık ve çirkinlikten yüce olan Zât, Allah (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[TD]acz-i mutlak: son derece güçsüzlük (bk. a-c-z; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet-i hal: halin işareti, delil olması[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: yaratılıştan gelen (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet: genel yapı, şekil[/TD]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intibah: uyanış[/TD]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye layık olmanın, ilâhlığın mükemmelliği (bk. k-m-l; e-l-h)[/TD]
[TD]kudret-i mutlaka: sınırsız güç ve kuvvet (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvvet-i mutlaka: sınırsız kuvvet (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı hâl: hal dili[/TD]
[TD]lisan-ı hâl ve kal: hal ve konuşma dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı tesbih: Allah’ı tesbih eden, şânına lâyık ifadelerle anan dil (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[TD]lisan-ı şehadet: şahitlik eden dil (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]mütedahil: iç içe, birbiri içinde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tahiyyat: selamlar ve dualar (bk. ḫ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahürât: görünümler (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]ukde-i hayatiye: hayat düğümü, çekirdeği (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zaaf-ı mutlak: son derece zayıflık (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zâhir: açık (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: durum, hal, iş (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.