• Bu konu 49 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 51)
  • Yazar
    Yazılar
  • #800573
    Anonim

      Hem fakr-ı mutlak ve kuruluk içinde bir gınâ-yı mutlakın tezahürâtı var: kıştaki toprağın ve ağaçların vaziyet-i fakirâneleri ve baharda şâşaalı servet ve gınâları gibi.

      Hem cumûd-u mutlak içinde bir hayat-ı mutlakanın tereşşuhâtı görünüyor: anâsır-ı câmidenin zîhayat maddelere inkılâbı gibi.

      Hem bir cehl-i mutlak içinde muhit bir şuurun tezahürâtı görünüyor: zerrelerden yıldızlara kadar herşeyin harekâtında nizâmât-ı âleme ve mesâlih-i hayata ve metâlib-i hikmete muvafık bir tarzda hareket etmeleri ve şuurkârâne vaziyetleri gibi.

      İşte, bu acz içindeki kudret; ve zaaf içindeki kuvvet; ve fakr içindeki servet ve gınâ; ve cumud ve cehil içindeki hayat ve şuur, bilbedâhe ve bizzarure, bir Kadîr-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak ve Hayy-ı Kayyûm bir Zâtın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar, heyet-i mecmuasıyla, büyük bir mikyasta, bir cadde-i nuraniyeyi gösterir.

      İşte, ey tabiat bataklığına düşen gafil! Eğer tabiatı bırakıp kudret-i İlâhiyeyi tanımazsan, herbir şeye, hattâ herbir zerreye hadsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve maharet, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, idare edecek bir iktidar, herşeyde bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir.

      On Beşinci Pencere

      اَلَّذِى اَحْسَنَ كُلَّ شىْءٍ خَلَقَهُ blank.gif1


      sırrınca, herşeye, o şeyin kabiliyet-i mahiyetine göre kemâl-i mizan ve intizamla

      [NOT]Dipnot-1
      “O herşeyi en güzel şekilde yaratandır.” Secde Sûresi, 32:7.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Alîm-i Mutlak: ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]Ganiyy-i Mutlak: sınırsız zenginliğe sahip olan Allah (bk. ğ-n-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)[/TD]
      [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kaviyy-i Mutlak: sınırsız kuvvet sahibi olan Allah (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]anâsır-ı câmide: cansız elementler[/TD]
      [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
      [TD]cadde-i nuraniye: nurlu, aydınlık cadde (bk. n-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cehil: cahillik[/TD]
      [TD]cehl-i mutlak: tam bir cahillik (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cumud: cansızlık[/TD]
      [TD]cumûd-u mutlak: tam anlamıyla cansızlık (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
      [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fakr: fakirlik (bk. f-ḳ-r)[/TD]
      [TD]fakr-ı mutlak: son derece fakirlik (bk. f-ḳ-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
      [TD]gınâ: zenginlik (bk. ğ-n-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gınâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik (bk. ğ-n-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]harekât: hareketler[/TD]
      [TD]hayat-ı mutlaka: sınırsız bir hayat (bk. ḥ-y-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
      [TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r)[/TD]
      [TD]inkılâb: değişim, dönüşüm[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kabiliyet-i mahiyet: mahiyetindeki kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
      [TD]kemâl-i mizan ve intizam: tam bir düzen ve ölçü (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
      [TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]maharet: hüner, ustalık[/TD]
      [TD]mesâlih-i hayat: hayata ait faydalar (bk. ṣ-l-ḥ; ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]metâlib-i hikmet: İlâhî hikmetin istekleri, gerekleri (bk. ṭ-l-b; ḥ-k-m)[/TD]
      [TD]mikyas: ölçek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhit: herşeyi kuşatan, kapsamlı[/TD]
      [TD]muvafık: uygun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
      [TD]nizamât-ı âlem: âlemdeki düzenler (bk. n-ẓ-m; a-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
      [TD]tereşşuhât: sızıntılar, izler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tezahürât: görünümler (bk. ẓ-h-r)[/TD]
      [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vaziyet-i fakirâne: muhtaç durum (bk. f-ḳ-r)[/TD]
      [TD]vücub-u vücud: varlığının gerekli ve zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zaaf: zayıflık[/TD]
      [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
      [TD]şaşaalı: gösterişli, parlak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
      [TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #800575
      Anonim

        biçilip hüsn-ü san’atla tertip edilip, en kısa yolda, en güzel bir surette, en hafif bir tarzda, istimalce en kolay bir şekilde (meselâ kuşların elbiselerine ve her vakit tüylerini kolayca oynatmalarına ve istimal etmelerine bak), hem israfsız, hikmetli bir tarzda vücut vermek, suret giydirmek, eşya adedince dillerle bir Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna şehadet ve bir Kadîr-i Alîm-i Mutlaka işaret ederler.

        On Altıncı Pencere

        Rû-yi zeminde mevsim be mevsim tazelenen mahlûkatın icad ve tedbirlerindeki intizamat ve tanzimat, bilbedâhe bir hikmet-i âmmeyi gösterir.blank.gif1 Sıfat mevsufsuz olmadığından, elbette o hikmet-i âmme, bizzarure bir Hakîmi gösterir.

        Hem o perde-i hikmet içinde harika tezyinat, bilbedâhe bir inâyet-i tammeyi gösterir. Ve o inâyet-i tamme, bizzarure inâyetkâr bir Hâlık-ı Kerîmi gösterir.

        Ve o perde-i inâyette, umuma şamil bir taltifat ve ihsanat, bilbedâhe bir rahmet-i vâsiayı gösterir. Ve o rahmet-i vâsia, bizzarure bir Rahmân-ı Rahîmi gösterir.

        Ve o perde-i rahmet üstünde dahi, bütün rızka muhtaç zîhayatların lâyık ve mükemmel bir tarzda iâşeleri ve erzakları, bilbedâhe, terbiyekârâne bir rezzâkıyet ve şefkatkârâne bir rububiyeti gösterir. Ve o terbiye ve idare, bizzarure bir Rezzâk-ı Kerîmi gösterir.

        Evet, zeminin yüzünde kemâl-i hikmetle terbiye edilen ve kemâl-i inâyetle

        [NOT]Dipnot-1
        bk. Bakara Sûresi, 2:259; En’âm Sûresi, 6:99; Hac Sûresi, 22:5; Mü’minûn Sûresi, 23:14; Rûm Sûresi, 30:50; Mülk Sûresi, 67:3; Ğâşiye Sûresi, 88:17.
        [/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]Hâlık-ı Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-r-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kadîr-i Alîm-i Mutlak: herşeye gücü yeten ve herşeyi bilen, sınırsız kudret ve ilim sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; a-l-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]Rahmân-ı Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran zât, Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Rezzak-ı Kerim: bütün yaratılmışların rızıklarını veren ve pek büyük ikram sahibi olan Allah (bk. r-z-ḳ; k-r-m)[/TD]
        [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
        [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)[/TD]
        [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]hikmet-i âmme: herşeyi kuşatan hikmet, gaye ve fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hüsn-ü san’at: güzel san’at (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
        [TD]iaşe: beslenme (bk. a-y-ş)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
        [TD]ihsanat: bağışlar, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intizamat: düzenlilikler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]inâyet-i tamme: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu (bk. a-n-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inâyetkâr: inâyet sahibi (bk. a-n-y)[/TD]
        [TD]istimalce: kullanımca[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]kemâl-i inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin mükemmelliği (bk. k-m-l; a-n-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]mevsim be mevsim: her mevsim[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevsuf: nitelendirilen, vasıflandırılan (bk. v-ṣ-f)[/TD]
        [TD]perde-i hikmet: hikmet perdesi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]perde-i inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen perdesi (bk. a-n-y)[/TD]
        [TD]perde-i rahmet: rahmet perdesi (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rahmet-i vâsia: geniş rahmet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]rezzâkıyet: rızık vericilik (bk. r-z-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi (bk. r-b-b)[/TD]
        [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [TD]taltifat: lütuf ve iyiliklerde bulunma (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzimat: düzenlemeler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]terbiyekârâne: terbiye ederek, besleyip büyüterek (bk. r-b-b)[/TD]
        [TD]tertip: düzenleme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
        [TD]umum: genel, herkes[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
        [TD]şamil: içine alan, kapsayıcı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şefkatkârâne: şefkatli bir şekilde (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
        [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #800578
        Anonim

          tezyin edilen ve kemâl-i rahmetle taltif edilen ve kemâl-i şefkatle iâşe edilen bütün mahlûkat, birer birer bir Sâni-i Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâkın vücubuna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, yeryüzünün mecmuunda tezahür eden ve umumunda görülen ve kast ve iradeyi bilbedâhe gösteren hikmet-i âmme; ve hikmeti dahi tazammun eden, umum masnuata şamil inâyet-i tamme; ve inâyet ve hikmeti tazammun eden ve umum mevcudat-ı arziyeye şamil olan rahmet-i vâsia; ve rahmet ve hikmet ve inâyeti de tazammun eden, umum zîhayata şamil bir surette ve gayet kerîmâne bir tarzda olan rızık ve iâşe-i umumiyeyi birden nazara al, bak:

          Nasıl ki, elvân-ı seb’a, ziyayı teşkil eder; ve yeryüzünü tenvir eden o ziya, nasıl şüphesiz güneşi gösterir. Öyle de, o hikmet içindeki inâyet ve inâyet içindeki rahmet ve rahmet içindeki iâşe-i rızkî, nihayet derecede Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak bir Vâcibü’l-Vücudun vahdetini ve kemâl-i rububiyetini, büyük bir mikyasta, yüksek bir derecede, parlak bir surette gösterir.blank.gif1

          İşte, ey sersem münkir-i gafil! Göz önündeki bu hakîmâne, kerîmâne, rahîmâne, rezzâkane terbiyeti ve bu acip ve harika ve mu’cize keyfiyeti neyle izah edebilirsin? Senin gibi serseri tesadüfle mi? Ve kalbin gibi kör kuvvetle mi? Ve kafan gibi sağır tabiatla mı? Ve senin gibi âciz, câmid, câhil esbabla mı? Yoksa, nihayetsiz derecede mukaddes, münezzeh ve müberrâ, muallâ ve nihayetsiz derecede

          [NOT]Dipnot-1
          bk. Bakara Sûresi, 2:22; Yûnus Sûresi, 10:21; İbrahim Sûresi, 14:32; Hicr Sûresi, 15:19-22; Neml Sûresi, 17:64; Sebe Sûresi, 34:24; Fâtır Sûresi, 35:3; Mü’min Sûresi, 40:13 Zâriyat Sûresi, 51:58.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]Rezzak: bütün canlıların rızıklarını veren Allah (bk. r-z-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
          [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câmid: cansız[/TD]
          [TD]elvân-ı seb’a: yedi renk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
          [TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]hikmet-i âmme: herşeyi kuşatan hikmet (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iaşe edilme: beslenme (bk. a-y-ş)[/TD]
          [TD]iaşe-i rızkî: rızıkla besleme (bk. a-y-ş; r-z-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iaşe-i umumiye: bütün yaratıkları kapsayan besleme, rızıklandırma (bk. a-y-ş)[/TD]
          [TD]inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik (bk. a-n-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inâyet-i tamme: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu (bk. a-n-y)[/TD]
          [TD]irade: dileme, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]izah: açıklama[/TD]
          [TD]kast: amaç, hedef (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i rahmet: mükemmel bir şefkat ve merhamet (bk. k-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]kemâl-i rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye ve idare edişindeki mükemmellik (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i şefkat: tam ve mükemmel şefkat (bk. k-m-l; ş-f-ḳ)[/TD]
          [TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde (bk. k-r-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]keyfiyet: durum, özellik, nitelik[/TD]
          [TD]mahlukât: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
          [TD]mecmu: bütün, genel (bk. c-m-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevcudat-ı arziye: yeryüzünde yaşayan varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
          [TD]mikyas: ölçek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muallâ: yüce, yüksek[/TD]
          [TD]mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak, kutsal (bk. ḳ-d-s)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mu’cize: yaratma noktasında bütün sebepleri âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
          [TD]müberrâ: uzak, yüce[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münezzeh: kusur ve çirkinlikten arınmış, temiz (bk. n-z-h)[/TD]
          [TD]münkir-i gafil: gaflet içinde olan inkârcı (bk. n-k-r; ğ-f-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]rahmet-i vâsia: geniş rahmet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rahîmâne: şefkatli ve merhametli şekilde (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]rezzâkane: muhtaç olanlara rızıklarını vererek (bk. r-z-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
          [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]taltif: lütuf ve ikramda bulunma (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [TD]tazammun eden: içine alan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenvir: aydınlatma (bk. n-v-r)[/TD]
          [TD]tezahür: görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tezyin edilme: süslenme (bk. z-y-n)[/TD]
          [TD]teşkil: oluşturma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]umum: bütün[/TD]
          [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücub: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b)[/TD]
          [TD]ziya: ışık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
          [TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
          [TD]şâmil: kapsayan[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #800580
          Anonim

            Kadîr, Alîm, Semî’, Basîr olan Zât-ı Zülcelâle, nihayetsiz derecede âciz, câhil, sağır, kör, mümkün, miskin olan “tabiat namını verip nihayetsiz hata işlemek mi istersin? Hem güneş gibi parlak şu hakikati hangi kuvvetle söndürebilirsin, hangi perde-i gaflet altında saklayabilirsin?

            On Yedinci Pencere

            اِنَّ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ َلاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ blank.gif1

            Zeminin yüzünü yaz zamanında temâşâ edip görüyoruz ki: İcad-ı eşyada müşevveşiyeti iktiza eden ve intizamsızlığa sebep olan nihayetsiz sehâvet ve bir cûd-u mutlak, gayet derecede bir insicam ve intizam içinde görünüyor. İşte, zemin yüzünü tezyin eden bütün nebâtâtı gör.

            Hem mizansızlığı ve kabalığı iktiza eden, icad-ı eşyadaki sür’at-i mutlaka dahi kemâl-i mevzuniyet içinde görünüyor. İşte, zemin yüzünü süslendiren bütün meyvelere bak.

            Hem ehemmiyetsizliği, belki çirkinliği iktiza eden kesret-i mutlaka dahi, kemâl-i hüsn-ü san’at içinde görünüyor. İşte, yeryüzünü yaldızlayan bütün çiçeklere bak.

            Hem san’atsızlığı, basitliği iktiza eden, icad-ı eşyadaki suhulet-i mutlaka dahi, nihayetsiz derecede san’atkârlık ve maharet ve ihtimamkârlık içinde görünüyor. İşte, yeryüzündeki ağaç ve nebâtat cihâzâtının sandıkçaları ve programları ve tarihçe-i hayatlarının kutucukları hükmünde olan bütün tohumlara, çekirdeklere dikkatle bak.

            Hem ihtilâf ve ayrılığı iktiza eden uzaklık ve bu’d-u mutlak dahi bir ittifak-ı mutlak içinde görünüyor. İşte, bütün aktâr-ı zeminde zer’ edilen her nevi hububata bak.

            Hem karışmayı ve bulaşmayı iktiza eden kemâl-i ihtilât, bilâkis, kemâl-i imtiyaz

            [NOT]Dipnot-1
            “Muhakkak ki, göklerde ve yerde, iman edenler için deliller vardır.” Câsiye Sûresi, 45:3.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Alîm: herşeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah (bk. a-l-m)[/TD]
            [TD]Basîr: herşeyi gören Allah (bk. b-ṣ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
            [TD]Semî’: herşeyi işiten Allah (bk. s-m-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
            [TD]aktâr-ı zemin: yeryüzünün dört bir tarafı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
            [TD]bu’d-u mutlak: sınırsız uzaklık (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihâzât: cihazlar, donanım[/TD]
            [TD]cûd-u mutlak: sınırsız cömertlik (bk. c-v-d; ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]hububat: tohumlar, taneli bitkiler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icad-ı eşya: varlıkların yaratılması (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]ihtilâf: farklılık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihtimamkârlık: dikkatle çalışma, özenle iş görme[/TD]
            [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]insicam: düzgün, uyumlu akış[/TD]
            [TD]intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ittifak-ı mutlak: tam birliktelik (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [TD]kemâl-i hüsn-ü san’at: mükemmel san’at güzelliği (bk. k-m-l; ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâl-i ihtilât: tam bir karışıklık (bk. k-m-l)[/TD]
            [TD]kemâl-i imtiyaz: tam bir farklılık, diğerlerinden ayrılma (bk. k-m-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâl-i mevzuniyet: mükemmel bir ölçü ve denge (bk. k-m-l; v-z-n)[/TD]
            [TD]kesret-i mutlak: sınırsız çokluk (bk. k-s̱-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]maharet: beceri, ustalık[/TD]
            [TD]miskin: zavallı (bk. s-k-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
            [TD]müşevveşiyet: karışıklık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
            [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
            [TD]perde-i gaflet: gaflet perdesi (bk. ğ-f-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sandıkça: küçük sandık[/TD]
            [TD]sehâvet: cömertlik (bk. c-v-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suhulet-i mutlaka: tam bir kolaylık (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [TD]sür’at-i mutlaka: son derece hız (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
            [TD]tarihçe-i hayat: hayatın özeti (bk. ḥ-y-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]temâşâ: seyretme[/TD]
            [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zemin: yer[/TD]
            [TD]zer’ etme: ekme, dikme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #800581
            Anonim

              ve tefrik içinde görünüyor. İşte, bütün yeraltına karışık atılan ve madde itibarıyla birbirine benzeyen tohumların, sünbül vaktinde kemâl-i imtiyazları ve ağaçlara giren muhtelif maddelerin yaprak, çiçek ve meyvelere kemâl-i imtiyazla tefrikleri ve mideye giren karışık gıdaların muhtelif âzâ ve hüceyrâta göre kemâl-i imtiyazla ayrılmalarına bak, kemâl-i hikmet içinde kemâl-i kudreti gör.

              Hem ehemmiyetsizliği, kıymetsizliği iktiza eden gayet derecede mebzuliyet ve nihayet derecede ucuzluk dahi, yeryüzünde masnuatça, san’atça, nihayet derecede kıymettar ve pahalı bir keyfiyette görünüyor. İşte, o hadsiz acaib-i san’at içinde, yeryüzünün Rahmânî sofrasında, yalnız, kudretin şekerlemeleri olan dutların nevilerine bak, kemâl-i rahmeti kemâl-i san’at içinde gör.

              İşte, bütün rû-yi zeminde, gayet kıymettarlıkla beraber hadsiz ucuzluk; ve hadsiz ucuzluk içinde, hadsiz ihtilât ve karışıklıkla beraber hadsiz imtiyaz ve tefrik; ve hadsiz imtiyaz ve tefrik içinde, gayet uzaklıkla beraber son derecede muvafakat ve benzeyiş; ve son derece benzemek içinde, gayet derecede suhulet ve kolaylıkla beraber gayet derecede ihtimamkârâne yapılış; ve gayet derecede güzel yapılış içerisinde, sür’at-i mutlaka ve çabuklukla beraber gayet derecede mevzun ve mizanlı ve israfsızlık; ve gayet derecede israfsızlık içinde, son derece çokluk ve kesretle beraber son derecede hüsn-ü san’at; ve son derece hüsn-ü san’at içinde, nihayet derecede sehâvetle beraber intizam-ı mutlak, elbette gündüz ışığı, ışık güneşi gösterdiği gibi, bir Kadîr-i Zülcelâlin, bir Hakîm-i Zülkemâlin, bir Rahîm-i Zülcemâlin vücub-u vücuduna ve kemâl-i kudretine ve cemâl-i rububiyetine ve vâhidiyetine ve ehadiyetine şehadet ederler,

              blank.gif1 لَهُ اْلاَسْمَاۤءُ الْحُسْنٰى sırrını gösterirler.

              Şimdi, ey biçare cahil, gafil, muannid, muattıl! Bu hakikat-i uzmâyı neyle tefsir

              [NOT]Dipnot-1
              “En güzel isimler Onundur.” Tâhâ Sûresi, 20:8.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi, herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; k-m-l)[/TD]
              [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen (bk. r-ḥ-m)[/TD]
              [TD]Rahîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik ve merhamet sahibi olan Allah (bk. r-ḥ-m; ẕü; c-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]acaib-i san’at: san’at harikaları (bk. ṣ-n-a)[/TD]
              [TD]biçare: çaresiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cemâl-i rububiyet: Rablığın güzelliği; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının güzelliği (bk. c-m-l; r-b-b)[/TD]
              [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
              [TD]gayet: son derece[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
              [TD]hakikat-i uzmâ: en büyük hakikat (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-ẓ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
              [TD]hüsn-ü san’at: güzel san’at (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihtilât: karışıklık[/TD]
              [TD]ihtimamkârâne: dikkatlice ve özenle çalışarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
              [TD]imtiyaz: farklılık, diğerlerinden ayrı olma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]intizam-ı mutlak: tam ve mükemmel düzen (bk. n-ẓ-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
              [TD]itibarıyla: özelliğiyle (bk. a-b-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl-i hikmet: hikmetin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]kemâl-i imtiyaz: tam bir farklılık, diğerlerinden ayrılma (bk. k-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl-i kudret: güç ve iktidarın mükemmelliği (bk. k-m-l; ḳ-d-r)[/TD]
              [TD]kemâl-i rahmet: tam bir rahmet (bk. k-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl-i san’at: san’atın mükemmelliği (bk. k-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
              [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keyfiyet: nitelik, özellik[/TD]
              [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
              [TD]kıymettarlık: kıymetlilik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]masnuatça: san’at eseri varlıklar bakımından (bk. ṣ-n-a)[/TD]
              [TD]mebzuliyet: bolluk, çokluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)[/TD]
              [TD]mizanlı: ölçülü, dengeli (bk. v-z-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muannid: inatçı[/TD]
              [TD]muattıl: Allah’ı inkâr eden[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muvafakat: uygunluk[/TD]
              [TD]nihayet: son[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
              [TD]sehâvet: cömertlik (bk. c-v-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
              [TD]sür’at-i mutlaka: son derece hız (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tefrik: birbirinden ayırma (bk. f-r-ḳ)[/TD]
              [TD]tefsir: açıklama, yorum (bk. f-s-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vâhidiyet: Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellisi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âzâ: âzalar, organlar[/TD]
              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #800582
              Anonim

                edebilirsin? Bu nihayet derecede mu’cize ve harika keyfiyeti neyle izah edebilirsin? Bu hadsiz derecede acip şu san’atları neye isnad edebilirsin? Bu yeryüzü derecesinde geniş bu pencereye hangi perde-i gafleti atıp kapatabilirsin? Senin tesadüfün nerede, tabiat dediğin ve güvendiğin şuursuz yoldaşın ve dalâlette istinadgâhın ve arkadaşın nerede? Bu işlere tesadüfün karışması yüz derece muhal değil mi? Ve şu harika işlerin binden birinin tabiata havalesi bin derece muhal olmuyor mu? Yoksa câmid, âciz tabiatın, herbir şeyin içinde o şeyden yapılan eşya adedince mânevî makine ve matbaaları mı var?

                On Sekizinci Pencere

                اَوَلَمْ يَنْظُرُوا فِى مَلَكُوتِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ blank.gif1

                Yirmi İkinci Sözde izah edilen şu temsile bak ki: Nasıl mükemmel, muntazam, san’atlı, saray gibi bir eser, bilbedâhe, muntazam bir fiile delâlet eder. Yani, bir bina, bir dülgerliğe delâlet eder. Ve mükemmel, muntazam bir fiil, bizzarure, mükemmel bir fâile ve mahir bir ustaya, bir dülgere delâlet eder. Ve mükemmel usta ve dülger ünvanları, bilbedâhe, mükemmel bir sıfata, yani san’at melekesine delâlet eder. Ve mükemmel sıfat ve o mükemmel meleke-i san’at, bilbedâhe, mükemmel bir istidadın vücuduna delâlet eder. Ve mükemmel bir istidat ise, âli bir ruh ve yüksek bir zâtın vücuduna delâlet eder.

                Öyle de, zeminin yüzünü, belki kâinatı dolduran müteceddid eserler, bilbedâhe, gayet derece-i kemâlde bulunan ef’âli gösteriyor.Ve şu nihayet derecedeki intizam ve hikmet dairesindeki ef’âl, bilbedâhe, ünvanları ve isimleri mükemmel olan bir fâili gösteriyor. Çünkü muntazam, hakîmâne fiiller fâilsiz olmadığı, kat’iyen malûm.

                Ve son derece mükemmel ünvanlar, o fâilin son derece kemâldeki sıfatlarına delâlet eder. Çünkü, fenn-i sarfça, nasıl ism-i fâil masdardan yapılır. Öyle de, unvanların ve isimlerin dahi masdarları ve menşeleri, sıfatlardır.

                [NOT]Dipnot-1
                “Onlar, göklerin ve yerin iç yüzüne (özüne) bakmadılar mı?” A’râf Sûresi, 7:185.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]acip: şaşırtıcı, hayret verici[/TD]
                [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                [TD]câmid: cansız[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]derece-i kemâl: mükemmellik derecesi (bk. k-m-l)[/TD]
                [TD]dülger: yapı ustası[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dülgerlik: yapı ustalığı[/TD]
                [TD]ef’âl: fiiller (bk. f-a-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
                [TD]fenn-i sarf: gramer ilmi, dilbilgisi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
                [TD]hadsiz: sonsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                [TD]ism-i fâil: gramerde bir işi yapan kimse için kullanılan kip (bk. s-m-v; f-a-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]isnad: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD]
                [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istinadgâh: dayanak, sığınak (bk. s-n-d)[/TD]
                [TD]izah: açıklama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]keyfiyet: durum, özellik[/TD]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahir: maharetli, becerikli[/TD]
                [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]masdar: fiillerin asıl kökü[/TD]
                [TD]meleke: kabiliyet, beceri (bk. m-l-k)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meleke-i san’at: san’at kabiliyeti, becerisi (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                [TD]menşe: kaynak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhal: imkansız[/TD]
                [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
                [TD]müteceddid: yenilenen, tazelenen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]perde-i gaflet: gaflet, umursamazlık ve duyarsızlık perdesi (bk. ğ-f-l)[/TD]
                [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer[/TD]
                [TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âli: yüce[/TD]
                [TD]şuursuz: bilinçsiz, idraksiz (bk. ş-a-r)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #800585
                Anonim

                  Ve son derece-i kemâlde sıfatlar, şüphesiz, son derece mükemmel olan şuûnât-ı zâtiyeye delâlet eder.

                  Ve kabiliyet-i zâtiye, tabir edemediğimiz o mükemmel şuûn-u zâtiye, bihakkılyakin, hadsiz derece-i kemâlde olan bir zâta delâlet eder.

                  İşte, bütün âlemdeki âsâr-ı san’at ve bütün mahlûkat, herbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile; ve fiil ise isme; isim ise vasfa; ve vasıf ise şe’ne; ve şe’n ise zâta şehadet ettikleri için, masnuat adedince, birtek Sâni-i Zülcelâlin vücub-u vücuduna şehadet ve ehadiyetine işaret ettikleri gibi, heyet-i mecmuasıyla, silsile-i mahlûkat kadar kuvvetli bir tarzda bir mirac-ı marifettir. Hiçbir cihette içine şüphe girmeyen müteselsil bir burhan-ı hakikattir.

                  Şimdi, ey biçare münkir-i gafil! Silsile-i kâinat kadar kuvvetli şu burhanı neyle kırabilirsin? Şu masnuat adedince hakikatin şuâını gösteren hadsiz delikli ve kafesli şu pencereyi neyle kapatabilirsin? Hangi perde-i gafleti üstüne çekebilirsin?

                  On Dokuzuncu Pencereتُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif1

                  sırrınca, Sâni-i Zülcelâl, semâvâtın ecrâmına o kadar hikmetler, mânâlar takmış ki, güya celâl ve cemâlini ifade etmek için, semâvâtı güneşler, aylar, yıldızlar kelimeleriyle söylettirdiği gibi, cevv-i semâda olan mevcudata dahi öyle hikmetler

                  [NOT]Dipnot-1
                  “Yedi gök ve yer ve onların içindekiler Onu tesbih eder. Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.[/NOT]

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
                  [TD]bihakkılyakîn: yaşamış gibi birşeyi kesin olarak bilme (bk. ḥ-ḳ-ḳ; y-ḳ-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                  [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]burhan-ı hakikat: hakikat delili (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]celâl: heybet, haşmet, görkem (bk. c-l-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                  [TD]cevv-i semâ: gökyüzü, hava boşluğu (bk. s-m-v)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]derece-i kemâl: mükemmellik derecesi (bk. k-m-l)[/TD]
                  [TD]ecrâm: gök cisimleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta kendi varlığına ve sıfatlarına işaret eden birlik tecellîsi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                  [TD]eser-i mükemmel: mükemmel eser (bk. k-m-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sonsuz, sınırsız[/TD]
                  [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]heyet-i mecmua: genel yapı, bütün (bk. c-m-a)[/TD]
                  [TD]hikmet: fayda, gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kabiliyet-i zâtiye: zâtındaki kabiliyet, istidat (bk. a-d-d)[/TD]
                  [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                  [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mirac-ı marifet: Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyıp bilme gibi yüce bir makama çıkmaya vasıta olan mânevî merdiven (bk. a-r-c; a-r-f)[/TD]
                  [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]münkir-i gafil: gaflet içinde olan inkârcı (bk. n-k-r; ğ-f-l)[/TD]
                  [TD]müteselsil: zincirleme, birbirine bağlı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]perde-i gaflet: gaflet, umursamazlık ve duyarsızlık perdesi (bk. ğ-f-l)[/TD]
                  [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]silsile-i kâinat: kâinattaki varlıklar zinciri (bk. k-v-n)[/TD]
                  [TD]silsile-i mahlûkat: yaratıklar zinciri (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tabir: açıklama, ifade (bk. a-b-r)[/TD]
                  [TD]vasıf: özellik, sıfat (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                  [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âsâr-ı san’at: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                  [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şe’n: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellik (bk. ş-e-n)[/TD]
                  [TD]şuâ: ışık, parıltı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şuûnât-ı zâtiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler (bk. ş-e-n)[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #800586
                  Anonim

                    ve mânâlar ve maksatlar takmış ki, güya o cevv-i semâyı berkler, şimşekler, ra’dlar, katreler kelimeleriyle intak ediyor ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmetini ders veriyor. Ve nasıl zemin kafasını hayvânat ve nebâtat denilen mânidar kelimeleriyle söyleştirip kemâlât-ı san’atını kâinata gösteriyor.

                    Öyle de, o kafanın birer kelimesi olan nebatları ve ağaçları dahi yapraklar, çiçekler, meyveler kelimeleriyle intak edip yine kemâl-i san’atını ve cemâl-i rahmetini ilân ediyor. Ve birer kelime olan çiçekleri ve meyveleri dahi tohumcuklar kelimeleriyle konuşturup dekaik-i san’atını ve kemâl-i rububiyetini ehl-i şuura talim ediyor.

                    İşte, bu hadsiz kelimât-ı tesbihiye içinde, yalnız tek bir sünbül ve tek bir çiçeğin tarz-ı ifadesine kulak verip dinleyeceğiz, nasıl şehadet eder, bileceğiz.

                    Evet, herbir nebat, herbir ağaç, pek çok lisanla Sânilerini öyle gösteriyorlar ki, ehl-i dikkati hayretlerde bırakır ve bakanlara “Sübhanallah, ne kadar güzel şehadet ediyor” dedirtirler.

                    Evet, herbir nebâtın çiçek açması zamanında ve sünbül vermesi ânında, tebessümkârâne mânevî tekellümleri hengâmındaki tesbihleri, kendileri gibi güzel ve zâhirdir. Çünkü, herbir çiçeğin güzel ağzıyla ve muntazam sünbülün lisanıyla ve mevzun tohumların ve muntazam habbelerin kelimâtıyla hikmeti gösteren o nizam, bilmüşahede, ilmi gösteren bir mizan içindedir. Ve o mizan ise, maharet-i san’atı gösteren bir nakş-ı san’at içindedir. Ve o nakş-ı san’at, lütuf ve keremi gösteren bir ziynet içindedir. Ve o ziynet dahi, rahmet ve ihsanı gösteren lâtif kokular içindedir. Ve birbiri içinde bulunan şu mânidar keyfiyetler öyle bir lisan-ı şehadettir ki, hem Sâni-i Zülcemâlini esmâsıyla tarif eder, hem evsâfıyla tavsif eder, hem cilve-i esmâsını tefsir eder, hem teveddüd ve taarrüfünü, yani sevdirilmesini ve tanıttırılmasını ifade eder.

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                    [TD]Sâni-i Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi ve herşeyi san’atla yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-m-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                    [TD]berk: şimşek, yıldırım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği (bk. c-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cevv-i semâ: gökyüzü, boşluk (bk. s-m-v)[/TD]
                    [TD]cilve-i esmâ: isimlerin görüntüsü (bk. c-l-y; s-m-v)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dekaik-i san’at: san’at incelikleri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                    [TD]ehl-i dikkat: dikkat sahipleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i şuur: bilinç ve idrak sahibi olanlar (bk. ş-a-r)[/TD]
                    [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]evsâf: özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                    [TD]habbe: dane, tohumcuk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                    [TD]hengâm: ân, zaman[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]ihsan: iyilik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]intak: konuşturma[/TD]
                    [TD]katre: damla[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kelimât: kelimeler, sözler (bk. k-l-m)[/TD]
                    [TD]kelimât-ı tesbihiye: Allah’ın yüceliğini dile getiren sözler (bk. k-l-m; s-b-ḥ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâl-i hikmet: eksiksiz ve mükemmel hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]kemâl-i rububiyet: mükemmel terbiye ve idare (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâlât-ı san’at: olgun, güzel san’atlar (bk. k-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
                    [TD]kerem: cömertlik, ikram (bk. k-r-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]keyfiyet: nitelik, özellik[/TD]
                    [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lisan: dil[/TD]
                    [TD]lisan-ı şehadet: şahitlik eden dil (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lâtif: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                    [TD]lütuf: iyilik, ihsan, bağış (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maharet-i san’at: san’attaki ustalık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                    [TD]mevzun: ölçülü (bk. v-z-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mizan: terazi (bk. v-z-n)[/TD]
                    [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                    [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a)[/TD]
                    [TD]nebat: bitki[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                    [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                    [TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sünbül: başak; bir çiçek cinsi[/TD]
                    [TD]taarrüf: kendini tanıtma (bk. a-r-f)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]talim: öğretme (bk. a-l-m)[/TD]
                    [TD]tarz-ı ifade: ifade etme tarzı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tavsif: vasıflandırma, özelliklerini anlatma (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                    [TD]tebessümkârâne: gülümsercesine[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tefsir: açıklama, yorumlama (bk. f-s-r)[/TD]
                    [TD]tekellüm: konuşma (bk. k-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesbih: Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                    [TD]teveddüd: kendini sevdirme (bk. v-d-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zemin: yer[/TD]
                    [TD]ziynet: süs (bk. z-y-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zâhir: açık, gözle görünür (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                    [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #800587
                    Anonim

                      İşte, birtek çiçekten böyle bir şehadet işitsen, acaba zemin yüzündeki Rabbânî bağlarda umum çiçekleri dinleyebilsen, ne derece yüksek bir kuvvetle Sâni-i Zülcelâlin vücub-u vücudunu ve vahdetini ilân ettiklerini işitsen, hiç şüphen ve vesvesen ve gafletin kalabilir mi? Eğer kalsa, sana insan ve zîşuur denilebilir mi?

                      Gel, şimdi bir ağaca dikkatle bak. İşte, bahar mevsiminde yaprakların muntazaman çıkması, çiçeklerin mevzunen açılması, meyvelerin hikmetle, rahmetle büyümesi ve dalların ellerinde, masum çocuklar gibi, nesîmin esmesiyle oynaması içindeki lâtif ağzını gör. Nasıl bir dest-i keremle yeşillenen yaprakların diliyle ve bir neş’e-i lütufla tebessüm eden çiçeklerin lisanıyla ve bir cilve-i rahmetle gülen meyvelerin kelimâtıyla ifade edilen hikmetli nizam içindeki adilli mizan; ve adli gösteren mizan içinde bulunan dikkatli san’atlar, nakışlar; ve maharetli nakışlar ve ziynetler içinde rahmet ve ihsanı gösteren ayrı ayrı tatmaklar; ve ayrı ayrı güzel kokular ve hoş tatmaklar içinde birer mu’cize-i kudret olan tohumlar ve çekirdekler, gayet zâhir bir surette bir Sâni-i Hakîm, Kerîm, Rahîm, Muhsin, Mün’im, Mücemmil, Mufaddılın vücub-u vücudunu ve vahdetini ve cemâl-i rahmetini ve kemâl-i rububiyetini gösterir.

                      İşte, eğer bütün rû-yi zemindeki ağaçların lisan-ı hâllerini birden dinleyebilsen,

                      blank.gif1 يُسَبِّحُ ِللهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَافِى اْلاَرْضِ hazinesinde ne kadar güzel cevherler bulunduğunu göreceksin, anlayacaksın.
                      İşte, ey nankörlük içinde kendini başıboş zanneden bedbaht gafil! Bu derece hadsiz lisanlarla kendini sana tanıttıran ve bildiren ve sevdiren bir Kerîm-i Zülcemâl, tanımak istenilmezse, bu lisanları susturmalı. Madem ki susturulmaz,

                      [NOT]Dipnot-1
                      “Göklerde ve yerde olan herşey Allah’ı tesbih eder.” Haşir Sûresi, 59:24.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
                      [TD]Kerîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik, ikram ve cömertlik sahibi olan Allah (bk. k-r-m; ẕü; c-m-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mufaddıl: dilediğine dilediği konuda üstünlük veren, lütufta bulunan Allah (bk. f-ḍ-l)[/TD]
                      [TD]Muhsin: yarattıklarına bağış ve iyiliklerde bulunan Allah (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mücemmil: herşeyi en güzel şekilde yaratan Allah (bk. c-m-l)[/TD]
                      [TD]Mün’im: yarattıklarına nimetler veren Allah (bk. n-a-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Rabbânî: Rab olan Allah’a ait (bk. r-b-b)[/TD]
                      [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]adilli: adaletli (bk. a-d-l)[/TD]
                      [TD]adl: adalet (bk. a-d-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bedbaht: kötü bahtlı, tahlihsiz[/TD]
                      [TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği (bk. c-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cevher: asıl, temel, öz[/TD]
                      [TD]cilve-i rahmet: rahmetin görüntüsü (bk. c-l-y; r-ḥ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dest-i kerem: cömertlik eli (bk. k-r-m)[/TD]
                      [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gaflet: duyarsızlık, umursamazlık (bk. ğ-f-l)[/TD]
                      [TD]hikmet: gaye, fayda, herşeyin anlamlı ve yerli yerinde oluşu (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihsan: iyilik etme, bağışta bulunma (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [TD]kelimât: kelimeler, sözler (bk. k-l-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâl-i rububiyet: mükemmel terbiye ve idare (bk. k-m-l; r-b-b)[/TD]
                      [TD]lisan: dil[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lisan-ı hâl: hal dili[/TD]
                      [TD]lâtif: hoş, güzel (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maharetli: becerikli, hünerli[/TD]
                      [TD]mevzunen: ölçülü ve dengeli olarak (bk. v-z-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
                      [TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mu’cize-i kudret: kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]nesîm: hoş ve hafif rüzgâr[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]neş’e-i lütuf: lütuf ve ikramdan kaynaklanan sevinç (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                      [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                      [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                      [TD]umum: bütün[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                      [TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                      [TD]zemin: yer[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ziynet: süs (bk. z-y-n)[/TD]
                      [TD]zâhir: açık, gözle görülür (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zîşuur: şuur ve bilinç sahibi (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                      [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #800588
                      Anonim

                        dinlemeli. Gafletle kulağını kapasan kurtulamazsın. Çünkü sen kulağını kapamakla kâinat sükût etmez, mevcudat susmaz, vahdâniyet şahitleri seslerini kesmezler. Elbette seni mahkûm ederler.

                        Yirminci Pencere HAŞİYE-1


                        فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شىْءٍ blank.gif1وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاۤءِ مَاۤءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَاۤ اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ blank.gif2


                        Nasıl cüz’iyat ve neticelerde ve teferruatta kemâl-i hikmet ve cemâl-i san’at görünüyor. Öyle de, tesadüfî ve karışık tevehhüm edilen küllî unsurların, büyük mahlûkatın zâhiren karışık vaziyetleri dahi bir hikmet ve san’atla vaziyetler alıyorlar. İşte ziyanın parlaması, sair hikmetli hidemâtının delâletiyle, yeryüzünde masnuat-ı İlâhiyeyi izn-i Rabbânî ile teşhir ve ilân etmektir. Demek bir Sâni-i

                        [NOT]Haşiye-1
                        Şu Yirminci Pencerenin hakikati, bir zaman Arabî bir surette şöyle kalbe gelmişti:

                        تَلَئْـُلأُ الضِّيَاۤءِ مِنْ تَنْوِيرِكَ تَشْهِيرِكَ تَمَوُّجُ اْلاِعْصَارِ مِنْ تَصْرِيفِكَ تَوْظِيفِكَ سُبْحَانَكَ مَاۤ اَعْظَمَ سُلْطَانَكَ تَفَجُّرُ اْلأَنْهَارِ مِنْ تَدْخِيرِكَ تَسْخِيرِكَ تَزَيُّنُ اْلأَحْجَارِ مِنْ تَدْبِيرِكَ تَصْوِيرِكَ سُبْحَانَكَ مَاۤ أَبْدَعَ حِكْمَتَكَ تَبَسُّمُ اْلأَزْهَارِ مِنْ تَزْيِينِكَ تَحْسِينِكَ تَبَرُّجُ اْلأَثْمَارِ مِنْ اِنْعَامِكَ اِكْرَامِكَ سُبْحَانَكَ مَاۤ اَحْسَنَ صَنْعَتَكَ تَسَجُّعُ اْلأَطْيَارِ مِنْ اِنْطَاقِكَ اِرْفَاقِكَ تَهَزُّجُ اْلأَمْطَارِ مِنْ اِنْزَالِكَ اِفْضَالِكَ سَبْحَانَكَ مَاۤ اَوْسَعَ رَحْمَتَكَ تَحَرُّكُ اْلأَقْمَارِ مِنْ تَقْدِيرِكَ تَدْبِيرِكَ تَدْوِيرِكَ تَنْوِيرِكَ سُبْحَانَكَ مَاۤ أَنْوَرَ بُرْهَانَكَ وأَبْهَرَ سُلْطَانَكَ


                        [Işığın parıldaması Senin nurlandırman ve teşhir etmendendir. Fırtınanın dalgalanması Senin yönlendirmen ve görevlendirmendendir. Sen her noksandan münezzehsin; ne büyüktür saltanatın! Nehirlerin fışkırması Senin depolayıp emre boyun eğdirmendendir. Taşların süsleri Senin tedbirin ve şekillendirmendendir. Sen her noksandan münezzehsin; ne eşsizdir Senin hikmetin! Çiçeklerin tebessümü Senin süsleyip güzelleştirmendendir. Meyvelerin süslenmesi Senin in’âmın ve ikramındandır. Sen her noksandan münezzehsin; ne güzeldir Senin san’atın! Kuşların cıvıldaşması Senin konuşturman ve yakınlaştırmandandır. Damlaların şıpıltısı Senin indirmen ve fazlındandır. Sen her noksandan münezzehsin; ne geniştir Senin rahmetin! Ayların seyretmesi Senin takdirin ve tedbirinle, Senin döndürmen ve aydınlatmandandır. Sen her noksandan münezzehsin; ne aydınlatıcıdır delilin, ne engindir saltanatın!]

                        Dipnot-1
                        “Herşeyin melekûtu elinde olan Allah her türlü kusurdan münezzehtir.” Yâsin Sûresi, 36:83.
                        Dipnot-2
                        “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz belirli bir miktarla indiririz. Rüzgârları da Biz aşılayıcı olarak gönderdik, sonra gökten bir su indirip onunla sizi suladık. Yoksa o suyu hazinesinde saklayan siz değilsiniz.” Hicr Sûresi, 15:21-22.

                        [/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                        [TD]cemâl-i san’at: san’atın güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz’iyat: küçük, ferdî şeyler (bk. c-z-e)[/TD]
                        [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)[/TD]
                        [TD]hakikat: asıl, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                        [TD]hidemât: hizmetler, vazifeler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [TD]izn-i Rabbânî: Allah’ın izni (bk. r-b-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
                        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küllî: fertleri kalabalık türler, kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
                        [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]masnuât-ı İlâhiye: Allah’ın san’at eserleri (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
                        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teferruat: ayrıntılar[/TD]
                        [TD]tevehhüm: sanma, zannetme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teşhir: sergileme[/TD]
                        [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziya: ışık[/TD]
                        [TD]zâhiren: görünürde (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #800589
                        Anonim

                          Hakîm tarafından ziya istihdam ediliyor; çarşı-yı âlem sergilerindeki antika san’atlarını onunla irâe ediyor.

                          Şimdi rüzgârlara bak ki: Sair hakîmâne, kerîmâne faidelerinin ve vazifelerinin şehadetiyle, gayet mühim ve kesretli vazifelere koşuyorlar. Demek o dalgalanmak, bir Sâni-i Hakîm tarafından bir tavziftir, bir tasriftir, bir kullanmaktır. Dalgalanmaları ise, emr-i Rabbânînin çabuk yerine getirilmesine sür’atle çalışmaktır.

                          Şimdi bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara: Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir. Çünkü onlara terettüp eden, âsâr-ı rahmet olan faidelerin ve semerelerin şehadetiyle ve dağlarda bir mizan-ı hâcetle iddiharlarının ifadesiyle ve bir mizan-ı hikmetle gönderilmelerinin delâletiyle gösteriliyor ki, bir Rabb-i Hakîmin teshiriyle ve iddiharıyladır. Ve kaynamaları ise, Onun emrine heyecanla imtisal etmeleridir.

                          Şimdi yerdeki bütün taşların ve cevahirlerin ve madenlerin envâına bak: Bunların tezyinatları ve menfaatli hâsiyetleri bir Sâni-i Hakîmin tezyiniyle, tertibiyle, tedbiriyle, tasviriyle olduğunu, onlara müteallik hakîmâne faideleri ve mesâlih-i hayatiye ve levâzımât-ı insaniye ve hâcât-ı hayvaniyeye muvafık bir tarzda ihzarları gösteriyor.

                          Şimdi çiçeklere, meyvelere bak: Bunların gülümsemeleri ve tadları ve güzellikleri ve nakışları ve koku vermeleri bir Sâni-i Kerîmin, bir Mün’im-i Rahîmin sofrasında birer tarife, birer davetname hükmünde olarak, muhtelif renk ve koku ve tadlarla her nev’e ayrı ayrı tarife ve davetname olarak verilmiştir.

                          Şimdi kuşlara bak: Onların söyleşmeleri ve cıvıldaşmaları bir Sâni-i Hakîmin intak ve söyletmesi olduğuna delil-i kat’î ise, hayret verir bir tarzda birbirine o seslerle müdavele-i hissiyat ve ifade-i maksat etmeleridir.

                          Şimdi bulutlara bak: Yağmurun şıpıltıları mânâsız bir ses olmadığına ve şimşek ile gök gürlemesi boş bir gürültü olmadığına kat’î delil ise, hâli bir boşlukta

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Mün’im-i Rahîm: gerçek nimet verici olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. n-a-m; r-ḥ-m)[/TD]
                          [TD]Rabb-i Hakîm: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. r-b-b; ḥ-k-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]Sâni-i Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; k-r-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cevahir: değerli taşlar, madenler[/TD]
                          [TD]davetname: davetiye[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]delil-i kat’î: kesin delil[/TD]
                          [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın emri (bk. r-b-b)[/TD]
                          [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]hâcât-ı hayvaniye: hayvana ait ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c; ḥ-y-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
                          [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iddihar: biriktirme, depolama[/TD]
                          [TD]ifade-i maksat: maksadı ifade etme (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihzar: hazırlama (bk. ḥ-ḍ-r)[/TD]
                          [TD]imtisal: emre uyma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]intak: konuşturma[/TD]
                          [TD]irâe: gösterme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
                          [TD]kat’î: kesin[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde (bk. k-r-m)[/TD]
                          [TD]kesretli: çok (bk. k-s̱-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]levâzımât-ı insaniye: insanlar için gerekli şeyler[/TD]
                          [TD]mesâlih-i hayatiye: hayat için faydalı şeyler (bk. ṣ-l-ḥ; ḥ-y-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mizan-ı hikmet: hikmet terazisi (bk. v-z-n; ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]mizan-ı hâcet: ihtiyaç ölçüsü (bk. v-z-n; ḥ-v-c)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                          [TD]muvafık: uygun[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müdavele-i hissiyat: duyguların karşılıklı alışverişi[/TD]
                          [TD]müteallik: ilgili, ait[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nev’: tür[/TD]
                          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]semere: meyve[/TD]
                          [TD]tasrif: istediği şekilde kullanma ve idare etme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasvir: şekil ve suret verme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [TD]tavzif: görevlendirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)[/TD]
                          [TD]terettüp: gerekme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tertib: düzenleme[/TD]
                          [TD]tesadüfî: rastlantı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teshir: boyun eğdirme[/TD]
                          [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
                          [TD]ziya: ışık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âsâr-ı rahmet: rahmet eserleri (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                          [TD]çarşı-yı âlem: dünya çarşısı (bk. a-l-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #800590
                          Anonim

                            o acaibi icad etmek ve onlardan âb-ı hayat hükmündeki damlaları sağmak ve zemin yüzündeki muhtaç ve müştak zîhayatlara emzirmek gösteriyor ki, o şırıltı, o gürültü, gayet mânidar ve hikmettardır ki, bir Rabb-i Kerîmin emriyle müştaklara o yağmur bağırıyor ki, “Sizlere müjde, geliyoruz!” mânâsını ifade ederler.

                            Şimdi göğe bak: Gök içinde hadsiz ecramdan yalnız kamere dikkat et. Onun hareketi bir Kadîr-i Hakîmin emriyle olduğu, ona müteallik ve yeryüzüne ait mühim hikmetlerdir ki, başka yerde beyan ettiğimizden kısa kesiyoruz.

                            İşte, ziyadan tut, tâ kamere kadar, saydığımız küllî unsurlar gayet geniş bir tarzda ve büyük bir mikyasta bir pencere açar, bir Vâcibü’l-Vücudun vahdetini ve kemâl-i kudretini ve azamet-i saltanatını gösterir, ilân ederler.

                            İşte, ey gafil! Eğer bu gök gürlemesi gibi bu sadâyı susturabilirsen ve güneşin ışığı gibi parlak o ziyayı söndürebilirsen, Allah’ı unut. Yoksa aklını başına al, blank.gif1 سُبْحَانَ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ de.

                            Yirmi Birinci Pencereوَالشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ذٰلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ blank.gif2


                            Şu kâinatın lâmbası olan güneş, Kâinat Sâniinin vücuduna ve vahdâniyetine güneş gibi parlak ve nuranî bir penceredir.

                            Evet, manzume-i şemsiye denilen, küremizle beraber on iki seyyare,blank.gif3 cirmleri küçüklük—büyüklük itibarıyla pek çok muhtelif ve mevkileri uzaklık—yakınlık noktasında pek çok mütefavit ve sür’at-i hareketleri çok mütenevvi olduğu halde, kemâl-i intizam ve hikmetle ve kemâl-i mizanla ve bir saniye kadar şaşırmayarak

                            [NOT]Dipnot-1
                            Yedi gök ve yer ve onların içinde bulunanlar tarafından Kendisi tesbih edilen Zât, her türlü kusurdan münezzehtir.
                            Dipnot-2
                            “Güneş de kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider. Bu, kudreti herşeye galip olan ve ilmi herşeyi kuşatan Allah’ın takdiridir.” Yâsin Sûresi, 36:38.
                            Dipnot-3
                            bk. Yûsuf Sûresi, 12:4.[/NOT]

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]Rabb-i Kerîm: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran, sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. r-b-b; k-r-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. s-n-a)[/TD]
                            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]acaib: şaşırtıcı, hayret verici şeyler[/TD]
                            [TD]azamet-i saltanat: saltanatın büyüklüğü (bk. a-ẓ-m; s-l-ṭ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                            [TD]cirm: cisim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ecram: gök cisimleri[/TD]
                            [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                            [TD]hikmet: fayda, gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hikmettar: hikmetli, gayeli, faydalı (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itibarıyla: özelliğiyle (bk. a-b-r)[/TD]
                            [TD]kamer: ay[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kemâl-i intizam ve hikmet: tam ve mükemmel düzen ve hikmet (bk. k-m-l; n-ẓ-m; ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]kemâl-i kudret: kudretin mükemmelliği (bk. k-m-l; ḳ-d-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kemâl-i mizan: tam ve kusursuz ölçü (bk. k-m-l; v-z-n)[/TD]
                            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]küllî: büyük, kapsamlı; fertleri kalabalık (bk. k-l-l)[/TD]
                            [TD]küre: dünya[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [TD]mevki: yer, konum[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mikyas: ölçek[/TD]
                            [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                            [TD]müteallik: ilgili, ait[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mütefavit: çeşitli, farklı[/TD]
                            [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müştak: çok istekli ve arzulu[/TD]
                            [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sadâ: ses[/TD]
                            [TD]seyyare: gezegen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sür’at-i hareket: hareketin hızı[/TD]
                            [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vahdâniyet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zemin: yer[/TD]
                            [TD]ziya: ışık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                            [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #800591
                            Anonim

                              hareketleri ve deveranları ve güneş ile, cazibe kanunu tabir edilen bir kanun-u İlâhî ile bağlanmaları, yani onlar imamlarına iktidâları, büyük bir mikyasta bir azamet-i kudret-i İlâhiyeyi ve vahdâniyet-i Rabbâniyeyi gösterir. Çünkü o câmid cirmleri, o şuursuz büyük kütleleri nihayet derecede intizam ve mizan-ı hikmet içinde, muhtelif şekillerde ve muhtelif mesafelerde ve muhtelif hareketlerde döndürmek, istihdam etmek, ne derece bir kudreti ve bir hikmeti ispat ettiğini kıyas et. Bu büyük ve ağır işe zerre miktar tesadüf karışsa, öyle bir patlayış verecek ki, kâinatı dağıtacak. Çünkü, bir dakika tesadüf birisini tevkif etse, mihverinden çıkmasına sebebiyet verir, başkalarıyla müsademe etmesine yol açar. Küre-i arzdan bin defa büyük cirmlerle müsademenin ne derece dehşetli olduğunu kıyas edebilirsin.

                              Manzume-i şemsiyenin, yani şemsin me’mumları ve meyveleri olan on iki seyyarenin acaibini ilm-i muhit-i İlâhîye havale edip, yalnız gözümüzün önünde, seyyaremiz bulunan arza bakıyoruz. Görüyoruz ki, bu seyyaremiz, bir azamet-i şevket-i Rububiyeti ve haşmet-i saltanat-ı Ulûhiyeti ve kemâl-i rahmet ve hikmeti gösterir bir surette, güneşin etrafında, emr-i Rabbânî ile, Birinci Mektupta beyan edildiği gibi, pek büyük bir hizmet için bir uzun seyir ve seyahat ona ettiriliyor. Bir sefine-i Rabbâniye olarak, acaib-i masnuat-ı İlâhiye ile doldurulmuş ve zîşuur ibâdullaha seyrangâh gibi bir mesken-i seyyar vaziyeti verilmiş. Ve evkat ve hesabı bildirecek saat akrebi gibi, kamer dahi dakik hesaplarla, azîm hikmetlerle ona takılmış ve o kamere başka menzillerde ayrı seyir ve seyahat verilmiş.blank.gif1

                              İşte, bu mübarek seyyaremizin şu halleri, küre-i arz kuvvetinde bir şehadetle bir Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücudunu ve vahdetini ispat eder. Madem şu seyyaremiz böyledir. Manzume-i şemsiyeyi ona kıyas edebilirsin.

                              [NOT]Dipnot-1
                              bk. Yâsîn Sûresi, 36:39.[/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                              [TD]acaib: şaşırtıcı, hayret verici şeyler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]acaib-i masnuat-ı İlâhiye: Allah’ın hayrette bırakan san’at eserleri (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
                              [TD]arz: dünya[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]azamet-i kudret-i İlâhiye: Allah’ın kudretinin sonsuz büyüklüğü (bk. a-ẓ-m; ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
                              [TD]azamet-i şevket-i Rububiyet: büyük ve haşmetli bir idare ve terbiye edicilik (bk. a-ẓ-m; r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cazibe: çekim[/TD]
                              [TD]cirm: cisim[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]câmid: cansız[/TD]
                              [TD]dakik: ince[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]deveran: dönüş[/TD]
                              [TD]emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın emri (bk. r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]evkat: vakitler[/TD]
                              [TD]haşmet-i saltanat-ı Ulûhiyet: Allah’ın saltanatının heybet ve görkemi (bk. s-l-ṭ; e-l-h)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hikmet: Cenâb-ı Hakkın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]ibâdullah: Allah’ın kulları (bk. a-b-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktidâ: uyma[/TD]
                              [TD]ilm-i muhit-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kamer: ay[/TD]
                              [TD]kanun-u İlâhî: Allah’ın koyduğu kanun (bk. ḳ-n-n; e-l-h)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâl-i rahmet ve hikmet: mükemmel ve kusursuz bir rahmet ve hikmet (bk. k-m-l; r-ḥ-m; ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                              [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]menzil: durak, yer (bk. n-z-l)[/TD]
                              [TD]mesken-i seyyar: gezici yer, mekân (bk. s-k-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]me’mum: tâbi olan, uyan[/TD]
                              [TD]mihver: eksen, yörünge[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mikyas: ölçek[/TD]
                              [TD]mizan-ı hikmet: her şeyin belirli gayelere yönelik olarak mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapılmasını gösteren ilim terazisi (bk. v-z-n; ḥ-k-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                              [TD]müsademe: çarpışma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nihayet: son[/TD]
                              [TD]sefine-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya (bk. r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]seyir: gezme[/TD]
                              [TD]seyrangâh: gezi ve seyir yeri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]seyyare: gezegen[/TD]
                              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tabir edilme: adlandırılma (bk. a-b-r)[/TD]
                              [TD]tevkif: durdurma, alıkoyma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                              [TD]vahdâniyet-i Rabbâniye: herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d; r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                              [TD]zerre miktar: çok az miktar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şems: güneş[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #800592
                              Anonim

                                Hem şemse, kendi mihveri üstünde, cazibe denilen mânevî ipleri yumak yaptırmak için dolap ve çıkrık hükmünde olan güneşi, bir Kadîr-i Zülcelâlin emriyle döndürüp, o seyyârâtı o mânevî iplerle bağlayıp tanzim etmek ve güneşi bütün seyyârâtı ile, saniyede beş saatlik bir mesafeyi kestirecek kadar bir sür’atle, bir tahmine göre Herkül Burcu tarafına veya Şemsü’ş-Şumus cânibine sevk etmek, elbette, Ezel ve Ebed Sultanı olan Zât-ı Zülcelâlin kudretiyle ve emriyledir. Güya, haşmet-i rububiyetini göstermek için, bu emirber neferleri hükmünde olan manzume-i şemsiye ordusu ile bir manevra yaptırır.

                                Ey kozmoğrafyacı efendi! Hangi tesadüf bu işlere karışabilir? Hangi esbabın eli buna ulaşabilir? Hangi kuvvet buna yanaşabilir? Haydi, sen söyle. Hiç böyle bir Sultan-ı Zülcelâl, aczini gösterip mülküne başkasını karıştırır mı? Bahusus kâinatın meyvesi, neticesi, gayesi, hülâsası olan zîhayatları başka ellere verir mi? Başkasını müdahale ettirir mi? Bahusus o meyvelerin en câmii ve o neticelerin en mükemmeli ve zeminin halifesi ve o Sultanın âyinedar bir misafiri olan insanları başıboş bırakır mı? Ve onları tabiata ve tesadüfe havale edip haşmet-i saltanatını hiçe indirir mi? Kemâl-i hikmetini sukut ettirir mi?

                                Yirmi İkinci Pencere

                                اَلَمْ نَجْعَلِ اْلاَرْضَ مِهَادًا والْجِبَالَ اَوْتَادًا وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجًا blank.gif1فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا blank.gif2

                                Küre-i arz bir kafadır ki, yüz bin ağzı vardır. Her bir ağzında yüz bin lisanı vardır. Her lisanında yüz bin burhanı var ki, herbiri çok cihetle Vâcibü’l-Vücud,

                                [NOT]Dipnot-1
                                “Yeryüzünü bir döşek, dağları birer kazık yapmadık mı? Sizi de çift çift yarattık.” Nebe’ Sûresi, 78:6-8.
                                Dipnot-2
                                “Bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor.” Rum Sûresi, 30:50.[/NOT]

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Ezel ve Ebed Sultanı: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ)[/TD]
                                [TD]Herkül Burcu: gökyüzünün kuzey yönünde Herkül ismi verilen bir yıldız kümesi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [TD]Sultan-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik, heybet ve haşmet sahibi, herşeyin sultanı olan Allah (bk. s-l-ṭ; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                                [TD]bahusus: özellikle[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
                                [TD]cazibe: çekim gücü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: yön[/TD]
                                [TD]câmi’: kapsamlı (bk. c-m-a)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cânib: yön, taraf[/TD]
                                [TD]emirber nefer: emre hazır asker[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                                [TD]halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan (bk. ḫ-l-f)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]haşmet-i rububiyet: Cenâb-ı Hakkın bütün mahlûkatı merhamet ve şefkatle beslemesi, terbiye ve idare etmesinin ihtişamı (bk. r-b-b)[/TD]
                                [TD]haşmet-i saltanat: saltanatın heybet ve görkemi (bk. s-l-ṭ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hülâsa: esas, öz[/TD]
                                [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kozmoğrafya: gökbilimi, astronomi[/TD]
                                [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                                [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lisan: dil[/TD]
                                [TD]manevra: deneme ve eğitim, tatbikat[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                [TD]mihver: eksen, yörünge[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müdahale: karışma[/TD]
                                [TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen yer (bk. m-l-k)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
                                [TD]sukut: düşme, alçalma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                                [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                                [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Şemsü’ş-Şumus: güneşler güneşi, en büyük güneş[/TD]
                                [TD]şems: güneş[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #800593
                                Anonim

                                  Vâhid-i Ehad, herşeye Kadîr, herşeye Alîm bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine ve evsâf-ı kudsiyesine ve Esmâ-i Hüsnâsına şehadet ederler.

                                  Evet, arzın evvel-i hilkatine bakıyoruz ki, mâyi haline gelen bir madde-i seyyâleden taş, ve taştan toprak halk edilmiş. Mâyi kalsaydı, kabil-i süknâ olmazdı. O mâyi taş olduktan sonra demir gibi sert olsaydı, kabil-i istifade olmazdı. Elbette buna bu vaziyeti veren, yerin sekenelerinin hâcetlerini gören bir Sâni-i Hakîmin hikmetidir.

                                  Sonra, tabaka-i türâbiye, dağlar direği üzerine atılmış, tâ içindeki dahilî inkılâplardan gelen zelzeleler, dağlarla teneffüs edip, zemini hareketinden ve vazifesinden şaşırtmasın. Hem denizin istilâsından toprağı kurtarsın. Hem zîhayatların levâzımât-ı hayatiyesine birer hazine olsun. Hem havayı tarasın, gazât-ı muzırradan tasfiye etsin, tâ teneffüse kabil olsun. Hem suları biriktirip iddihar etsin. Hem zîhayata lâzım olan sair madenlere menşe ve medar olsun.

                                  İşte, bu vaziyet bir Kadîr-i Mutlak ve bir Hakîm-i Rahîmin vücub-u vücuduna ve vahdetine gayet kat’î ve kuvvetli şehadet eder.

                                  Ey coğrafyacı efendi! Bunu neyle izah edersin? Hangi tesadüf şu acaib-i masnuatla dolu sefine-i Rabbâniyeyi bir meşher-i acaip yaparak, yirmi dört bin sene bir mesafede bir senede sür’atle çevirip, onun yüzünde dizilmiş eşyadan hiçbir şey düşürmesin?

                                  Hem zeminin yüzündeki acip san’atlara bak: Anâsırlar ne derece hikmetle tavzif edilmişler. Bir Kadîr-i Hakîmin emriyle zemin yüzündeki Rahmân misafirlerine nasıl güzel bakıyorlar, hizmetlerine koşuyorlar.

                                  Hem acip ve garip san’atlar içinde rengârenk, acip, hikmetli, zemin yüzünün simasındaki bu nakışlı çizgilere bak: Nasıl sekenelerine enhar ve çayları, deniz

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Alîm: herşeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah (bk. a-l-m)[/TD]
                                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Hakîm-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; r-ḥ-m)[/TD]
                                  [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Kadîr-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)[/TD]
                                  [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Rahmân: kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                  [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                                  [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]acaib-i masnuat: hayrette bırakan san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                                  [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]anâsır: unsurlar[/TD]
                                  [TD]arz: dünya[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dahilî: iç[/TD]
                                  [TD]enhar: nehirler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evsâf-ı kudsiye: mukaddes vasıflar, sıfatlar (bk. v-ṣ-f; ḳ-d-s)[/TD]
                                  [TD]evvel-i hilkat: yaratılışın başlangıcı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]garip: tuhaf[/TD]
                                  [TD]gazât-ı muzırra: zararlı gazlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]halk: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                                  [TD]iddihar: biriktirme, depolama[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
                                  [TD]istilâ: kuşatma, basma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]izah: açıklama[/TD]
                                  [TD]kabil: uygun, kabiliyetli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kabil-i istifade: kullanmaya elverişli[/TD]
                                  [TD]kabil-i süknâ: oturmaya elverişli, oturulabilir (bk. s-k-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kat’i: kesin[/TD]
                                  [TD]levâzımât-ı hayatiye: hayat için gerekli şeyler (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]madde-i seyyâle: akıcı madde[/TD]
                                  [TD]medar: kaynak, sebep, dayanak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]menşe: kaynak[/TD]
                                  [TD]meşher-i acaip: şaşırtıcı şeylerin sergilendiği yer[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mâyi: sıvı[/TD]
                                  [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sefine-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya (bk. r-b-b)[/TD]
                                  [TD]sekene: sakinler, oturanlar (bk. s-k-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tabaka-i türâbiye: toprak tabakası[/TD]
                                  [TD]tasfiye: arındırma (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tavzif: vazifelendirme[/TD]
                                  [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                                  [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zelzele: sarsıntı[/TD]
                                  [TD]zemin: yer[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                                  [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 51)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.