• Bu konu 49 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 51)
  • Yazar
    Yazılar
  • #800594
    Anonim

      ve ırmakları, dağ ve tepeleri, ayrı ayrı mahlûklarına ve ibâdına lâyık birer mesken ve vesâit-i nakliye yapmış. Sonra yüz binler ecnâs-ı nebâtat ve envâ-ı hayvânâtıyla kemâl-i hikmet ve intizamla doldurup hayat vererek şenlendirmek, vakit be vakit muntazaman mevt ile terhis ederek boşaltıp yine muntazaman ba’sü ba’de’l-mevt suretinde doldurmak, bir Kadîr-i Zülcelâlin ve bir Hakîm-i Zülkemâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine yüz binler lisanlarla şehadet ederler.

      Elhasıl: Yüzü acaib-i san’ata bir meşher ve garaib-i mahlûkata bir mahşer ve kafile-i mevcudata bir memer ve sufûf-u ibâdına bir mescid ve makarr olan zemin, bütün kâinatın kalbi hükmünde olduğundan, kâinat kadar nur-u vahdâniyeti gösterir.

      İşte, ey coğrafyacı efendi! Bu zemin kafası yüz bin ağız, herbirinde yüz bin lisanla Allah’ı tanıttırsa ve sen Onu tanımazsan, başını tabiat bataklığına soksan, derece-i kabahatini düşün. Ne derece dehşetli bir cezaya seni müstehak eder, bil, ayıl ve başını bataklıktan çıkar, blank.gif1 اٰمَنْتُ بِاللهِ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شىْءٍ de.

      Yirmi Üçüncü Pencereاَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ blank.gif2


      Hayat, kudret-i Rabbâniye mu’cizâtının en nuranîsidir, en güzelidir. Ve vahdâniyet burhanlarının en kuvvetlisi ve en parlağıdır. Ve tecelliyât-ı Samedâniye âyinelerinin en câmii ve en berrakıdır.

      Evet, hayat, tek başıyla, bir Hayy-ı Kayyûmu bütün esmâ ve şuûnâtıyla bildirir.

      [NOT]Dipnot-1
      Herşeyin hüküm ve tasarrufu elinde bulunan Zâta iman ettim.
      Dipnot-2
      “Ölümü de, hayatı da yaratan Odur.” Mülk Sûresi, 67:2.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Hakîm-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi, herşeyi hikmetle yaratan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; k-m-l)[/TD]
      [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
      [TD]acaib-i san’at: hayranlık uyandıran san’at (bk. ṣ-n-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ba’sü ba’de’l-mevt: ölümden sonra yeniden dirilme (bk. m-v-t)[/TD]
      [TD]berrak: açık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
      [TD]câmii: kapsamlı (bk. c-m-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
      [TD]derece-i kabahat: kusur ve kabahat derecesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ecnâs-ı nebâtat: bitki cinsleri[/TD]
      [TD]elhasıl: özetle, kısaca[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]envâ-ı hayvanât: hayvan türleri (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]garaib-i mahlûkat: hayrette bırakan yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]ibâd: kullar (bk. a-b-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
      [TD]kafile-i mevcudat: varlıklar kafilesi, topluluğu (bk. v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
      [TD]kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; r-b-b)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
      [TD]lisan: dil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]mahşer: toplanma yeri (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]makarr: kalınacak yer, merkez[/TD]
      [TD]memer: geçiş noktası, geçit yeri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mesken: yer, mekan (bk. s-k-n)[/TD]
      [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]meşher: sergi[/TD]
      [TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mu’cizât: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler (bk. a-c-z)[/TD]
      [TD]müstehak: hak etmiş, layık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nur-u vahdâniyet: Allah’ın birliğinin nuru (bk. n-v-r; v-ḥ-d)[/TD]
      [TD]nuranî: nurlu olan, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sufûf-u ibâd: kulların meydana getirdiği saflar (bk. a-b-d)[/TD]
      [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabiat: canlı cansız varlıklar, doğa, maddî alem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
      [TD]tecelliyât-ı Samedâniye: Allah’ın herşeyin Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösteren yansımaları (bk. c-l-y; ṣ-m-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]terhis: vazifeye son verme[/TD]
      [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
      [TD]vakit be vakit: her an, her zaman[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vesâit-i nakliye: ulaşım araçları[/TD]
      [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler (bk. ş-e-n)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #801079
      Anonim

        Çünkü hayat pek çok sıfâtın memzuç bir macunu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır. Elvân-ı seb’a ziyada ve muhtelif edviyeler tiryakta nasıl ki mümtezicen bulunur. Öyle de, hayat dahi pek çok sıfattan yapılmış bir hakikattir. O hakikattaki sıfatlardan bir kısmı, duygular vasıtasıyla inbisat ederek inkişaf edip ayrılırlar. Kısm-ı ekseri ise, hissiyat suretinde kendilerini ihsas ederler ve hayattan kaynama suretinde kendilerini bildirirler.

        Hem hayat, kâinatın tedbir ve idaresinde hükümfermâ olan rızık ve rahmet ve inâyet ve hikmeti tazammun ediyor. Güya hayat onları arkasına takıp, girdiği yere çekiyor. Meselâ, hayat bir cisme, bir bedene girdiği vakit, Hakîm ismi dahi tecellî eder, hikmetle yuvasını güzelce yapıp tanzim eder. Aynı halde Kerîm ismi de tecellî edip meskenini hâcâtına göre tertip ve tezyin eder. Yine aynı halde Rahîm isminin cilvesi görünüyor ki, o hayatın devam ve kemâli için türlü türlü ihsanlarla taltif eder. Yine aynı halde Rezzak isminin cilvesi görünüyor ki, o hayatın bekâsına ve inkişafına lâzım maddî, mânevî gıdaları yetiştiriyor ve kısmen bedeninde iddihar ediyor.

        Demek, hayat bir nokta-i mihrakiye hükmünde, muhtelif sıfât birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur. Güya hayat tamamıyla hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir, ve hâkezâ… İşte, hayat bu câmi’ mahiyeti itibarıyla, şuûn-u zâtiye-i Rabbâniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i samediyettir.

        İşte bu sırdandır ki, Hayy-ı Kayyûm olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, hayatı pek çok kesretle ve mebzuliyetle halk edip neşir ve teşhir eder. Ve herşeyi hayatın etrafına toplattırıp ona hizmetkâr eder. Çünkü hayatın vazifesi büyüktür. Evet, samediyetin âyinesi olmak kolay birşey değil, âdi bir vazife değil!

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Hakîm: herşeyi belirli maksat ve gayelere uygun ve tam yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
        [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Rezzak: bütün varlıkların rızıklarını veren Allah (bk. r-z-ḳ)[/TD]
        [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bekà: süreklilik, devamlılık (bk. b-ḳ-y)[/TD]
        [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câmi’: kapsamlı (bk. c-m-a)[/TD]
        [TD]edviye: devâlar, çareler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]elvân-ı seb’a: yedi renk[/TD]
        [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]halk etme: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
        [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
        [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hükümfermâ: hüküm süren (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]iddihar: biriktirme, depolama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihsan: bağış, iyilik, nimet (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [TD]ihsas: hissettirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
        [TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen (bk. a-n-y)[/TD]
        [TD]itibarıyla: özelliğiyle (bk. a-b-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl: mükemmellik, olgunlaşma (bk. k-m-l)[/TD]
        [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kısm-ı ekser: büyük kısım (bk. k-s̱-r)[/TD]
        [TD]mahiyet: özellik, esas[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mebzuliyet: bolluk, çokluk[/TD]
        [TD]memzuç: karışmış, kaynamış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mesken: yer, mekan (bk. s-k-n)[/TD]
        [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mümtezicen: kaynaşmış olarak[/TD]
        [TD]neşir: yayma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nokta-i mihrakiye: odak noktası[/TD]
        [TD]rahmet: şefkat, merhamet, ihsan (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması (bk. ṣ-m-d)[/TD]
        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sıfât: nitelikler, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
        [TD]taltif: lütuf ve ihsanda bulunma (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]tazammun etme: içine alma, kapsama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
        [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tertip: düzenleme[/TD]
        [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teşhir: sergileme[/TD]
        [TD]tiryak: güçlü ilaç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziya: ışık[/TD]
        [TD]âyine: ayna[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âyine-i Samediyet: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın tecellîlerini gösteren ayna (bk. ṣ-m-d)[/TD]
        [TD]şuûn-u zâtiye-i Rabbâniye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler (bk. ş-e-n; r-b-b)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #801100
        Anonim

          İşte, göz önünde her vakit gördüğümüz bu had ve hesaba gelmeyen yeni yeni hayatlar ve hayatların asılları ve zâtları olan ruhlar, birden ve hiçten vücuda gelmeleri ve gönderilmeleri, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud ve Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücudunu ve sıfât-ı kudsiyesini ve Esmâ-i Hüsnâsını, lemeâtın güneşi gösterdiği gibi gösteriyorlar. Güneşi tanımayan ve kabul etmeyen adam, nasıl gündüzü dolduran ziyayı inkâr etmeye mecbur oluyor. Öyle de, Hayy-ı Kayyûm, Muhyî ve Mümît olan Şems-i Ehadiyeti tanımayan adam, zeminin yüzünü, belki mazi ve müstakbeli dolduran zîhayatların vücudunu inkâr etmeli ve yüz derece hayvandan aşağı düşmeli, hayat mertebesinden düşüp câmid bir cahil-i eçhel olmalı!

          Yirmi Dördüncü Pencereلاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif1


          Mevt, hayat kadar bir burhan-ı rububiyettir. Gayet kuvvetli bir hüccet-i vahdâniyettir. اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيٰوةَ delâletince, mevt adem, idam, fenâ, hiçlik, fâilsiz bir inkıraz değil; belki bir Fâil-i Hakîm tarafından, hizmetten terhis ve tahvil-i mekân ve tebdil-i beden ve vazifeden paydos ve haps-i bedenden âzâd etmek ve muntazam bir eser-i hikmet olduğu, Birinci Mektupta gösterilmiştir.

          Evet, nasıl zemin yüzündeki masnuat ve zîhayatlar ve hayattar zemin yüzü, bir Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna ve vahdâniyetine şehadet ediyorlar. Öyle de, o zîhayatlar, ölümleriyle bir Hayy-ı Bâkînin sermediyetine ve vâhidiyetine şehadet ediyorlar. Yirmi İkinci Sözde, mevt, gayet kuvvetli bir burhan-ı vahdet

          [NOT]Dipnot-1
          “Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Herşey helâk olup gidicidir—Ona bakan yüzü müstesna. Hüküm ve hükümranlık Onundur; siz de Ona döndürüleceksiniz.” Kasas Sûresi, 28:88.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
          [TD]Fâil-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. f-a-l; ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hayy-ı Bâkî: sürekli var olan ve sonsuz hayat sahibi olan Allah (bk. ḥ-y-y; b-ḳ-y)[/TD]
          [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah (bk. ḥ-y-y)[/TD]
          [TD]Mümît: ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Cenâb-ı Allah (bk. m-v-t)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]adem: yokluk[/TD]
          [TD]burhan-ı rububiyet: Rablığın delili; Allah’ın varlıklar üzerindeki egemenliği, terbiye ve idare etmesinin delili (bk. r-b-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan-ı vahdet: birlik delili (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [TD]cahil-i eçhel: en cahilden daha cahil, katmerli cahil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câmid: cansız[/TD]
          [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]eser-i hikmet: hikmet eseri (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]fenâ: yok oluş, ölümlülük (bk. f-n-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
          [TD]had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haps-i beden: beden hapsi[/TD]
          [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüccet-i vahdâniyet: Allah’ın birliğinin delili (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [TD]inkıraz: dağılıp yok olma, son bulma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lemeât: parıltılar[/TD]
          [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mazi: geçmiş[/TD]
          [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
          [TD]müstakbel: gelecek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sermediyet: süreklilik, devamlılık[/TD]
          [TD]sıfât-ı kudsiye: kutsal vasıflar ve özellikler (bk. ḳ-d-s; v-ṣ-f)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahvil-i mekân: yer değiştirme (bk. m-k-n)[/TD]
          [TD]tebdil-i beden: beden değiştirme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]terhis: göreve son verme[/TD]
          [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vâhidiyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
          [TD]zemin: yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziya: ışık[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âzâd: serbest bırakma, hürriyetine kavuşturma[/TD]
          [TD]Şems-i Ehadiyet: herbir varlıkta birlik cilveleri görünen Güneş, Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #801101
          Anonim

            ve bir hüccet-i sermediyet olduğu ispat ve izah edildiğinden, şu bahsi o Söze havale edip, yalnız mühim bir nüktesini beyan edeceğiz. Şöyle ki: Nasıl zîhayatlar, vücutlarıyla bir Vâcibü’l-Vücudun vücuduna delâlet ediyorlar. Öyle de, o zîhayatlar, ölümleriyle bir Hayy-ı Bâkînin sermediyetine, vâhidiyetine şehadet ediyorlar. Meselâ, yalnız birtek zîhayat olan zemin yüzü, intizâmâtıyla, ahvâliyle Sânii gösterdiği gibi, öldüğü vakit, yani kış, beyaz kefeniyle, ölmüş o zemin yüzünü kapamasıyla, nazar-ı beşeri ondan çeviriyor. Veyahut, nazar, o giden bahar cenazesinin arkasından maziye gider, daha geniş bir manzarayı gösterir. Yani, herbiri birer mu’cize-i kudret olan, zemin dolusu bütün geçen baharlar misillü, yeni gelecek birer harika-i kudret ve birer hayattar zemin olan, bahar dolusu hayattar mevcudat-ı arziyenin gelmelerini ihsas ve vücutlarına şehadet ettiklerinden, öyle geniş bir mikyasta, öyle parlak bir surette, öyle kuvvetli bir derecede bir Sâni-i Zülcelâlin, bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Kayyûm-u Bâkînin, bir Şems-i Sermedînin vücub-u vücuduna ve vahdetine ve bekâ ve sermediyetine şehadet ederler ve öyle parlak delâili gösterirler ki, ister istemez, bedâhet derecesinde, “Âmentü billâhi’l-Vâhidi’l-Ehad” dedirtir.

            Elhasıl: blank.gif1 وَيُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا sırrınca, hayattar bu zemin, bir baharda Sânie şehadet ettiği gibi, onun ölmesiyle, zamanın geçmiş ve gelecek iki kanadına dizilmiş mu’cizât-ı kudretine nazarı çeviriyor. Bir bahar yerine binler baharı gösteriyor. Bir mu’cize yerine binler mu’cizât-ı kudretine işaret eder. Ve onlardan her bahar, şu hazır bahardan daha kat’î şehadet eder. Çünkü, mazi tarafına geçenler, zâhirî esbablarıyla beraber gitmişler; arkalarında, yine kendileri gibi başkalar, yerlerine gelmişler. Demek, esbab-ı zâhiriye hiçtir. Yalnız bir Kadîr-i Zülcelâl onları halk edip hikmetiyle esbaba bağlayarak gönderdiğini gösteriyor.

            [NOT]Dipnot-1
            “Yeryüzünü de ölümünün ardından O diriltir.” Rum Sûresi, 30:19.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Hayy-ı Bâkî: sürekli var olan ve sonsuz hayat sahibi olan Allah (bk. ḥ-y-y; b-ḳ-y)[/TD]
            [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Kadîr-i Zülkemâl: kudreti herşeyi kuşatan, mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; k-m-l)[/TD]
            [TD]Kayyûm-u Bâki: sonsuz hayat sahibi olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah (bk. ḳ-v-m, b-ḳ-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Sâni: herşeyi san’atla yapan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
            [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atla yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
            [TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bedâhet: ap açıklık[/TD]
            [TD]bekà: bâki kalma, sürekli şekilde var olma (bk. b-ḳ-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
            [TD]delâil: deliller[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
            [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
            [TD]esbab-ı zâhiriye: görünürdeki sebepler (bk. s-b-b; ẓ-h-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]halk etme: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
            [TD]harika-i kudret: Allah’ın kudret harikası (bk. ḳ-d-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
            [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hüccet-i sermediyet: devamlı var olma delili[/TD]
            [TD]ihsas: hissettirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]intizâmât: düzenlilikler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
            [TD]izah: açıklama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’î: kesin[/TD]
            [TD]mazi: geçmiş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcudat-ı arziye: yeryüzündeki varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]mikyas: ölçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]misillü: gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
            [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
            [TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar: dikkat, bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [TD]nazar-ı beşer: insanın dikkati, bakışı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
            [TD]sermediyet: süreklilik, devamlılık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
            [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vâhidiyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zâhirî: görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
            [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Âmentü billâhi’l-Vâhidi’l-Ehad: bir olan ve birliği her bir varlıkta görülen Allah’a iman ettim (bk. e-m-n; v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]Şems-i Sermed: ebedî güneş; herşeyi nurlandıran Allah için benzetme olarak kullanılır[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #801102
            Anonim

              Ve gelecek zamanda dizilmiş hayattar olan zemin yüzleri ise daha parlak şehadet eder. Çünkü, yeniden, yoktan, hiçten yapılıp gönderilecek yere konup, vazife gördürüp, sonra gönderilecekler.

              İşte, ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gafil! Bütün mazi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli mânevî el sahibi olmayan birşey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç ender hiç olan tesadüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen, “Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiyedir. Tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiyenin perdesidir” de, hakikate yanaş.

              Yirmi Beşinci Pencere

              Nasıl ki, madrup, elbette dâribe delâlet eder. San’atlı bir eser, san’atkârı icab eder. Veled, vâlidi iktiza eder. Tahtiyet, fevkiyeti istilzam eder, ve hâkezâ…

              Bütün umur-i izafiye tabir ettikleri, birbirisiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillü, şu kâinatın cüz’iyatında ve heyet-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücubu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infial, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkiyet, hâlıkıyeti gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkip, vahdeti istilzam eder. Ve vücub ve fiil ve hâlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarure, mümkün, münfail, kesir, mürekkep, mahlûk olmayan, vâcib ve fâil, vâhid ve hâlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise, bilbedâhe, bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infialler, bütün mahlûkiyetler, bütün kesret ve terkipler, bir Zât‑ı Vâcibü’l-Vücud, Fa’âlün limâ Yürid,blank.gif1 Hâlık-ı Külli Şeye,blank.gif2 Vâhid-i Ehadeblank.gif3 şehadet eder.

              [NOT]Dipnot-1
              bk. Hûd Sûresi, 11:107; Burûc Sûresi, 85:16.
              Dipnot-2
              bk. En’âm Sûresi, 6:102; Ra’d Sûresi, 13:16.
              Dipnot-3
              bk. Nisâ Sûresi, 4:171; İhlâs Sûresi, 112:1.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Fa’âlün limâ Yürid: dilediği şeyi dilediği gibi ve mükemmel bir şekilde yapan Allah (bk. f-a-l; r-v-d)[/TD]
              [TD]Hâlık-ı Külli Şey: herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
              [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cehl: cahillik, bilgisizlik[/TD]
              [TD]cüz’iyat: küçük, ferdî şeyler (bk. c-z-e)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]defter-i kudret-i İlâhiye: Allah’ın kudret defteri (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
              [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dârib: döven[/TD]
              [TD]evsâf-ı nisbiye: kıyaslamayla olan vasıflar; diğerlerine göre diye anlatılan vasıflar (bk. v-ṣ-f; n-s-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fevkiyet: üstte olma[/TD]
              [TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
              [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
              [TD]heyet-i umumiye: genel yapı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]hikmet-i İlâhiye: Allah’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hiç ender hiç: hiç içinde hiç[/TD]
              [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâlık: yaratıcı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [TD]hâlıkıyet: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]icab etme: gerektirme (bk. v-c-b)[/TD]
              [TD]iktiza etme: gerektirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan (bk. m-k-n)[/TD]
              [TD]infial: fiilden etkilenme (bk. f-a-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istilzam: gerektirme[/TD]
              [TD]kesir: çok (bk. k-s̱-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
              [TD]kudret: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
              [TD]madrup: dövülmüş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlûk: yaratılmış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [TD]mahlûkiyet: yaratılma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mazi: geçmiş[/TD]
              [TD]mevsuf: vasıflandırılan (bk. v-ṣ-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misillü: gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
              [TD]mümkin: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan (bk. m-k-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münfail: fiilden etkilenen (bk. f-a-l)[/TD]
              [TD]mürekkep: birden fazla unsurdan meydana gelmiş, bileşik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müstakbel: gelecek[/TD]
              [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem, doğa (bk. ṭ-b-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tabir etme: adlandırma (bk. a-b-r)[/TD]
              [TD]tahtiyet: altta olma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]terkip: birleştirme, sentez[/TD]
              [TD]umum: bütün[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]umur-i izafiye: biri birisiz olmayan ve birbirine nisbet ve kıyaslamayla anlaşılan nitelikler; karanlık-aydınlık, acı-tatlı gibi (bk. ḍ-y-f)[/TD]
              [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]veled: çocuk[/TD]
              [TD]vâcib: varlığı zorunlu olan (bk. v-c-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vâhid: bir (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]vâlid: baba[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücub: kesinlik, zorunlu olma (bk. v-c-b)[/TD]
              [TD]zemin: yer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #801104
              Anonim

                Elhasıl: Nasıl imkândan vücub görünüyor; infialden fiil ve kesretten vahdet-bunların vücudu, onların vücuduna kat’iyen delâlet eder. Öyle de, mevcudat üstünde görünen masnûiyet ve merzukiyet gibi sıfatlar dahi, sâniiyet, rezzâkiyet gibi şe’nlerin vücutlarına kat’î delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücudu dahi, bizzarure ve bilbedâhe, bir Hallâk ve Rezzak Sâni-i Rahîmin vücuduna delâlet eder.

                Demek, herbir mevcut taşıdığı yüzler, bu çeşit sıfatlar lisanıyla, Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun yüzler Esmâ-i Hüsnâsına şehadet ederler. Bu şehadetler kabul edilmezse, mevcudatın bütün bu çeşit sıfatlarını inkâr etmek lâzım gelir.

                Yirmi Altıncı Pencere HAŞİYE-1AŞİYE

                Şu kâinatın mevcudatı yüzünde tazelenen ve gelip geçen cemâller ve hüsünler, bir cemâl-i sermedî cilvelerinin bir nevi gölgeleri olduğunu gösterir. Evet, ırmağın yüzündeki kabarcıkların parlayıp gitmesinden sonra arkadan gelenlerin gidenler gibi parlamaları, daimî bir şemsin şualarının âyineleri olduklarını gösterdikleri gibi, seyyal zaman ırmağında, seyyar mevcudatın üstünde parlayan lemeât-ı cemâliye dahi, bir cemâl-i sermedîye işaret ederler ve onun bir nevi emareleridirler.

                Hem kâinat kalbindeki ciddî aşk, bir Mâşuk-u Lâyezâlîyi gösterir. Evet, ağacın mahiyetinde olmayan birşey, esaslı bir surette meyvesinde bulunmadığı delâletiyle, şecere-i kâinatın hassas meyvesi olan nev-i insandaki ciddî aşk-ı lâhutî gösterir ki, bütün kâinatta—fakat başka şekillerde—hakikî aşk ve muhabbet bulunuyor. Öyle ise, kalb-i kâinattaki şu hakikî muhabbet ve aşk, bir Mahbûb-u Ezelîyi gösterir.

                [NOT]Haşiye-1
                AŞİYE Şu Pencere umumî değil, ehl-i kalbe ve ehl-i muhabbete hususiyeti var.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
                [TD]Hallâk: çokça ve sürekli olarak yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Mahbûb-u Ezelî: Ezelî Sevgili, varlığının başlangıcı olmayan ve bütün yaratılmışlar tarafından çok sevilen Allah (bk. ḥ-b-b; e-z-l)[/TD]
                [TD]Mâşuk-u Lâyezâlî: varlıklar tarafından çokça sevilen ve sürekli var olan Allah (bk. z-v-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Rezzak: bütün canlıların rızıklarını veren Allah (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                [TD]Sâni-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi, herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; r-ḥ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı mutlaka gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                [TD]aşk-ı lâhutî: Cenâb-ı Hakka olan sevgi ve aşk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                [TD]cemâl-i sermedî: sürekli, kesintisiz güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
                [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i kalb: kalb ehli[/TD]
                [TD]ehl-i muhabbet: muhabbet ehli (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]elhasıl: özetle, kısaca[/TD]
                [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]haşiye: dipnot[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hususiyet: özellik, özel oluş[/TD]
                [TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olan (bk. m-k-n)[/TD]
                [TD]infial: fiilden etkilenme (bk. f-a-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkâr: kabul etmeme (bk. n-k-r)[/TD]
                [TD]kalb-i kâinat: kâinatın kalbi (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lemeât-ı cemâliye: güzellik parıltıları (bk. c-m-l)[/TD]
                [TD]lisan: dil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahiyet: asıl, esas nitelik[/TD]
                [TD]masnûiyet: san’atlı olma (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]merzukiyet: rızıklanma (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevcut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nev-i insan: insanlık türü, insanlar[/TD]
                [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rezzâkiyet: rızık vericilik (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                [TD]seyyal: akıcı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]seyyar: gezen, dolaşan[/TD]
                [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sâniiyet: san’atla yaratma (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
                [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücub: varlığı zorunlu olma (bk. v-c-b)[/TD]
                [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şecere-i kâinat: kâinat ağacı (bk. k-v-n)[/TD]
                [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şems: güneş[/TD]
                [TD]şe’n: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellik (bk. ş-e-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #801105
                Anonim

                  Hem kâinatın sinesinde çok suretlerde tezahür eden incizaplar, cezbeler, cazibeler, ezelî bir hakikat-i cazibedarın cezbiyle olduğunu hüşyar kalblere gösterir.

                  Hem mahlûkatın en hassas ve nuranî taifesi olan ehl-i keşif ve velâyetin ittifakıyla, zevk ve şuhuda istinad ederek, bir Cemîl-i Zülcelâlin cilvesine, tecellîsine mazhar olduklarını ve o Celîl-i Zülcemâlin kendini tanıttırılmasına ve sevdirilmesine zevk ile muttali olduklarını müttefikan haber vermeleri, yine bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun, bir Cemîl-i Zülcelâlin vücuduna ve insanlara kendini tanıttırmasına kat’iyen şehadet eder.

                  Hem kâinat yüzünde ve mevcudat üstünde işleyen kalem-i tahsin ve tezyin, o kalem sahibi Zâtın esmâsının güzelliğini vazıhan gösteriyor.

                  İşte, kâinat yüzündeki cemâl ve kalbindeki aşk ve sinesindeki incizap ve gözlerindeki keşif ve şuhud ve hey’âtındaki hüsün ve tezyinat, pek lâtif, nuranî bir pencere açar. Onunla, bütün esmâsı cemîle bir Cemîl-i Zülcelâli ve bir Mahbub‑u Lâyezâlîyi ve bir Mâbud-u Lemyezeli, hüşyar olan akıl ve kalblere gösterir.

                  İşte, ey maddiyat karanlığında, evham zulümatında, boğucu şübehat içinde çırpınan gafil! Kendine gel, insaniyete lâyık bir surette yüksel, şu dört delikle bak, cemâl-i vahdeti gör, kemâl-i imanı kazan, hakikî insan ol!

                  Yirmi Yedinci Pencere
                  اَللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ
                  blank.gif1


                  Kâinatta, esbab ve müsebbebat görünen eşyaya bakıyoruz ve görüyoruz ki, en

                  [NOT]Dipnot-1
                  “Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir.” Zümer Sûresi, 39:62.[/NOT]

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Celîl-i Zülcemâl: sınırsız güzelliğiyle beraber, sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan Allah (bk. c-l-l; ẕü; c-m-l)[/TD]
                  [TD]Cemîl-i Zülcelâl: heybeti ve yüceliği sınırsız, güzelliği sonsuz olan Allah (bk. c-m-l; ẕü; c-l-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Mahbub-u Lâyezâlî: bütün yaratılmışlar tarafından çok sevilen ve varlığının sonu olmayıp sürekli var olan Allah (bk. ḥ-b-b; lâ; z-v-l)[/TD]
                  [TD]Mâbûd-u Lemyezel: varlığı hiçbir zaman son bulmayan ve ibadete layık tek ilah olan Allah (bk. a-b-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                  [TD]cazibe: çekim[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                  [TD]cemâl-i vahdet: birliğin güzelliği, Cenâb-ı Allah’ın eşi, benzeri ve ortağı olmamasının güzelliği (bk. c-m-l; v-ḥ-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemîl: güzel (bk. c-m-l)[/TD]
                  [TD]cezbe: kendinden geçme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
                  [TD]ehl-i keşif ve velâyet: maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler (bk. k-ş-f; v-l-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                  [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]evham: vehimler, kuruntular[/TD]
                  [TD]ezelî: varlığının başlangıcı olmayan, sonsuz (bk. e-z-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
                  [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat-ı cazibedar: çekici hakikat, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hey’ât: kısımlar, parçalar[/TD]
                  [TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hüşyar: uyanık[/TD]
                  [TD]incizap: cezbedilme, çekilme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
                  [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                  [TD]kemâl-i iman: tam ve mükemmel bir iman (bk. k-m-l; e-m-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]keşif: gizli bir şeyin ortaya çıkarılması (bk. k-ş-f)[/TD]
                  [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâlem-i tahsin ve tezyin: güzelleştirme ve süsleme kâlemi (bk. ḥ-s-n; z-y-n)[/TD]
                  [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maddiyat: maddî şeyler[/TD]
                  [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mazhar: yansıma ve görünme yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                  [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muttali: bilme, farkına varma[/TD]
                  [TD]müsebbebat: sebeplerle meydana gelenler, sonuçlar (bk. s-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müttefikan: birleşerek, fikir birliğiyle[/TD]
                  [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                  [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
                  [TD]tezahür: görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
                  [TD]vazıhan: açıkça[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şehadet: şahitlik etme (bk. ş-h-d)[/TD]
                  [TD]şuhud: görme, şahit olma (bk. ş-h-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şübehat: şüpheler, tereddütler[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #801106
                  Anonim

                    âlâ bir sebep, en âdi bir müsebbebe kuvveti yetmiyor. Demek esbab bir perdedir; müsebbepleri yapan başkadır.

                    Meselâ, hadsiz masnuattan, yalnız cüz’î bir misal olarak, insan başı içinde bir hardal küçüklüğünde bir yerde yerleştirilen kuvve-i hafızaya bakıyoruz. Görüyoruz ki, öyle bir câmi’ kitap, belki kütüphane hükmündedir ki, bütün sergüzeşt‑i hayatı, içinde karıştırılmaksızın yazılıyor. Acaba şu mu’cize-i kudrete hangi sebep gösterilebilir? Telâfif-i dimağiye mi? Basit, şuursuz hüceyrat zerreleri mi? Tesadüf rüzgârları mı? Halbuki, o mu’cize-i san’at, öyle bir Zâtın san’atı olabilir ki, beşerin haşirde neşredilecek büyük defter-i a’mâlinden, muhasebe vaktinde hatıra getirilecek ve işlediği her fiilleri yazıldığını bildirmek için bir küçük senet istinsah edip, yazıp, aklının eline verecek bir Sâni-i Hakîmin san’atı olabilir.

                    İşte, beşerin kuvve-i hafızasına misal olarak, bütün yumurtaları, çekirdekleri, tohumları kıyas et. Ve bu câmi’, küçücük mu’cizelere, sair müsebbebatı da kıyas et. Çünkü, hangi müsebbebe ve masnua baksan, o derece harika bir san’at var ki, değil onun âdi, basit sebebi, belki bütün esbab toplansa, ona karşı izhar-ı acz edecekler. Meselâ, büyük bir sebep zannedilen güneşi ihtiyarlı, şuurlu farz ederek, ona denilse, “Bir sineğin vücudunu yapabilir misin?” Elbette diyecek ki: “Hâlıkımın ihsanıyla, dükkânımda ziya, renkler, hararet çok. Fakat sineğin vücudunda göz, kulak, hayat gibi öyle şeyler var ki, ne benim dükkânımda bulunur ve ne de benim iktidarım dahilindedir.”

                    Hem nasıl ki müsebbebdeki harika san’at ve tezyinat, esbabı azledip, Müsebbibü’l-Esbab olan Vâcibü’l-Vücuda işaret ederek, blank.gif1 وَاِلَيْهِ يُرْجَعُ اْلاَمْرُ كُلُّهُ sırrınca Ona teslim-i umur eder. Öyle de, müsebbebata takılan neticeler, gayeler, faideler, bilbedâhe, perde-i esbab arkasında bir

                    [NOT]
                    Dipnot-1
                    “Bütün işler Ona döndürülür.” Hûd Sûresi, 11:123.[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [TD]Müsebbibü’l-Esbab: bütün sebepleri ve sebeplerin neticesini yaratan Allah (bk. s-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]azletmek: ayırmak, uzaklaştırmak[/TD]
                    [TD]beşer: insan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                    [TD]câmi’: kapsamlı (bk. c-m-a)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’î: küçük, ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
                    [TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                    [TD]farz etmek: varsaymak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                    [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hardal: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
                    [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüceyrat: hücreler[/TD]
                    [TD]ihsan: yardım, bağış, iyilik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                    [TD]iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istinsah: kopyasını çıkarma[/TD]
                    [TD]izhar-ı acz: âcizliğini gösterme (bk. ẓ-h-r; a-c-z)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kuvve-i hafıza: hafıza duyusu, bellek (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                    [TD]masnu: san’at eseri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                    [TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhasebe: hesaba çekilme, sorgu[/TD]
                    [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                    [TD]mu’cize-i san’at: san’at mu’cizesi (bk. a-c-z; ṣ-n-a)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müsebbebat: sebeplerle meydana gelenler, sebeplerin sonuçları (bk. s-b-b)[/TD]
                    [TD]müsebbep: sebeple meydana gelen, sebebin sonucu (bk. s-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                    [TD]perde-i esbab: sebepler perdesi (bk. s-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                    [TD]senet: belge[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sergüzeşt-i hayat: hayat sürüveni (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                    [TD]telâfif-i dimağiye: beyinde bulunan kıvrımlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
                    [TD]teslim-i umur: işlerin teslimi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
                    [TD]ziya: ışık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âdi: sıradan, basit[/TD]
                    [TD]âlâ: yüce[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                    [TD]şuursuz: bilinçsiz, idraksiz (bk. ş-a-r)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #801107
                    Anonim

                      Rabb-i Kerîmin, bir Hakîm-i Rahîmin işleri olduğunu gösterir. Çünkü, şuursuz esbab, elbette bir gayeyi düşünüp çalışmaz. Halbuki, görüyoruz, vücuda gelen her mahlûk, bir gaye değil, belki çok gayeleri, çok faideleri, çok hikmetleri takip ederek vücuda geliyor. Demek, bir Rabb-i Hakîm ve Kerîm, o şeyleri yapıp gönderiyor, o faideleri onlara gaye-i vücut yapıyor.

                      Meselâ yağmur geliyor. Yağmuru zâhiren intaç eden esbab, hayvânâtı düşünüp, onlara acıyıp merhamet etmekten ne kadar uzak olduğu malûmdur. Demek, hayvânâtı halk eden ve rızıklarını taahhüt eden bir Hâlık-ı Rahîmin hikmetiyle imdada gönderiliyor. Hattâ yağmura “rahmet“ deniliyor. Çünkü çok âsâr-ı rahmet ve faideleri tazammun ettiğinden, güya yağmur şeklinde rahmet tecessüm etmiş, takattur etmiş, katre katre geliyor.

                      Hem bütün mahlûkatın yüzüne tebessüm eden bütün ziynetli nebâtat ve hayvânattaki tezyinat ve gösterişler, bilbedâhe, perde-i gayb arkasında bu süslü ve güzel san’atlarla kendini tanıttırmak ve sevdirmek ve bildirmek isteyen bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine delâlet ederler. Demek, eşyadaki süslü vaziyetler, gösterişli keyfiyetler, tanıttırmak ve sevdirmek sıfatlarına kat’iyen delâlet eder. Sevdirmek ve tanıttırmak sıfatları ise, bilbedâhe, Vedûd, Mâruf bir Sâni-i Kadîrin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet eder.

                      Elhasıl: Sebep gayet âdi, âciz ve ona isnad edilen müsebbep ise gayet san’atlı ve kıymetli olduğundan, sebebi azleder. Hem müsebbebin gayesi, faidesi dahi, câhil ve câmid olan esbabı ortadan atar, bir Sâni-i Hakîmin eline teslim eder. Hem müsebbebin yüzündeki tezyinat ve maharetler, kendi kudretini zîşuurlara bildirmek isteyen ve kendini sevdirmek arzu eden bir Sâni-i Hakîme işaret eder.

                      Ey esbabperest biçare! Bu üç mühim hakikati neyle izah edebilirsin? Sen nasıl

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Hakîm-i Rahîm: herşeyi hikmetle yaratan ve çok şefkatli ve merhametli Allah (bk. ḥ-k-m; r-ḥ-m)[/TD]
                      [TD]Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mâruf: herşeyi hakkıyla bilen ve yarattıkları tarafından bilinen Allah (bk. a-r-f)[/TD]
                      [TD]Rabb-i Hakîm: her işi hikmetle yapıp herşeyi idare ve terbiye eden Allah (bk. r-b-b; ḥ-k-m; k-r-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Rabb-i Kerim: sonsuz ikram, cömertlik ve iyilik sahibi, herşeyi idare ve terbiye eden Allah (bk. r-b-b; k-r-m)[/TD]
                      [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Sâni-i Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]Vedûd: kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah (bk. v-d-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                      [TD]azletme: yetkiden düşürme, uzaklaştırma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                      [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]câmid: cansız[/TD]
                      [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]elhasıl: özetle, kısaca[/TD]
                      [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esbabperest: Allah’ı unutup sebeplere haddinden fazla değer veren (bk. s-b-b)[/TD]
                      [TD]gaye-i vücut: varlık gayesi (bk. v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]güya: sanki[/TD]
                      [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                      [TD]hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]imdad: yardım[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intaç eden: sonuç veren[/TD]
                      [TD]isnad edilen: dayandırılan (bk. s-n-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]izah: açıklama[/TD]
                      [TD]katre: damla[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                      [TD]keyfiyet: özellik, durum, nitelik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]maharet: beceri, ustalık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                      [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
                      [TD]müsebbep: sebeple meydana gelen, sebebin sonucu (bk. s-b-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                      [TD]perde-i gayb: mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde (bk. ğ-y-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                      [TD]taahhüt: garanti[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]takattur: damlalaşma[/TD]
                      [TD]tazammun: içine alma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecessüm: cisimleşme, maddi yapıya bürünme[/TD]
                      [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                      [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                      [TD]ziynetli: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zâhiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                      [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
                      [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âsâr-ı rahmet: rahmet eserleri (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                      [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şuursuz: bilinçsiz, idraksiz (bk. ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #801108
                      Anonim

                        kendini kandırabilirsin? Aklın varsa, esbab perdesini yırt, “Vahdehû lâ şerîke lehu”blank.gif1 de, hadsiz evhamdan kurtul.

                        Yirmi Sekizinci Pencereوَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ blank.gif2


                        Şu kâinata bakıyoruz: Görüyoruz ki, hüceyrât-ı bedenden tut, tâ mecmu-u âleme şamil bir hikmet ve tanzim var.

                        Hüceyrât-ı bedene bakıyoruz: Görüyoruz ki, mesâlih-i bedeni gören ve idare eden birisinin emriyle, kanunuyla, o küçücük hüceyrelerde ehemmiyetli bir tedbir var. Mideye nasıl bir kısım rızık içyağı suretinde iddihar olunup vakt-i hâcette sarf edilir. Aynen, o küçücük hüceyrelerde de o tasarruf ve iddihar var.

                        Nebâtâta bakıyoruz: Gayet hakîmâne bir terbiye, bir tedbir görünüyor.

                        Hayvânâta bakıyoruz: nihayet derecede kerîmâne bir terbiye ve iâşe görüyoruz.

                        Kâinatın erkân-ı azîmesine bakıyoruz: Mühim gayeler için haşmetkârâne bir tedvir ve tenvir görüyoruz.

                        Âlemin mecmuuna bakıyoruz: Muntazam bir memleket, bir şehir, bir saray hükmünde, âli hikmetler, gali gayeler için mükemmel bir tanzimat görüyoruz. Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfında izah ve ispat edildiği üzere, bir zerreden tut, tâ yıldızlara kadar, zerre miktar şirke yer bırakmıyor. Öyle birbirlerine mânen münasebettardırlar ki, bütün yıldızları musahhar etmeyen ve elinde tutmayan, bir zerreye rububiyetini dinlettiremez. Bir zerreye hakikî rab olmak için,

                        [NOT]Dipnot-1
                        bk. Buhârî, Îman 42, Megazi 29; Müslim, Îman 46; Ebû Dâvûd, Salat 36; Tirmizî, Taharet 41.
                        Dipnot-2
                        “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır.” Rum Sûresi, 30:22.[/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]erkân-ı azîme: büyük ve önemli esaslar (bk. r-k-n; a-ẓ-m)[/TD]
                        [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]evham: vehimler, kuruntular[/TD]
                        [TD]gali: kıymetli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                        [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [TD]hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haşmetkârâne: haşmetli ve görkemli bir şekilde[/TD]
                        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hüceyrât-ı beden: beden hücreleri[/TD]
                        [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme (bk. a-y-ş)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iddihar: biriktirme, depolama[/TD]
                        [TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde (bk. k-r-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                        [TD]mecmu: bütün (bk. c-m-a)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mecmu-u âlem: âlemin bütünü (bk. c-m-a; a-l-m)[/TD]
                        [TD]mesâlih-i beden: bedene gerekli ve faydalı işler (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevkıf: kısım, bölüm[/TD]
                        [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]musahhar: boyun eğen[/TD]
                        [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münasebettar: ilgili (bk. n-s-b)[/TD]
                        [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nihayet: son[/TD]
                        [TD]rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
                        [TD]sarf etme: kullanma, harcama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tanzimat: düzenlemeler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [TD]tasarruf: kullanma ve faaliyet (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tedbir: idare etme, önlem alma (bk. d-b-r)[/TD]
                        [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
                        [TD]vahdehû lâ şerîke lehu: “O birdir ve ortağı asla yoktur” (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vakt-i hâcet: ihtiyaç zamanı (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                        [TD]zerre: atom[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                        [TD]âli: yüksek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şamil: içine alan, kapsayıcı[/TD]
                        [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #801109
                        Anonim

                          bütün yıldızlara sahip olmak lâzım gelir. Hem, Otuz İkinci Sözün İkinci Mevkıfında izah ve ispat edildiği üzere, semâvâtın halk ve tesviyesine muktedir olmayan, beşerin simasındaki teşahhusu yapamaz.

                          Demek, bütün semâvâtın rabbi olmayan, birtek insanın simasındaki alâmet-i farika olan nakş-ı simâvîyi yapamaz. İşte, kâinat kadar büyük bir pencere ki, onunla bakılsa,

                          اَللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ blank.gif1


                          âyetleri, büyük harflerle kâinat sahifelerinde yazılı olduğu gibi, akıl gözüyle de görülecek. Öyle ise, görmeyenin ya aklı yok, ya kalbi yok. Veya insan suretinde bir hayvandır.

                          Yirmi Dokuzuncu Pencere
                          وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2


                          Bir bahar mevsiminde, garibâne, mütefekkirâne seyahate gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken, parlak bir sarıçiçek nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarıçiçekleri derhatır ettirdi. Şöyle bir mânâ kalbe geldi ki: Bu çiçek kimin turrası ise, kimin sikkesi ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir.

                          Şu mühür tahayyülünden sonra şöyle bir tasavvur geldi ki: Nasıl bir mühürle mühürlenmiş bir mektup, o mühür, o mektubun sahibini gösterir. Öyle de, şu çiçek bir mühr-ü Rahmânîdir. Şu envâ-ı nakışlarla ve mânidar nebâtat satırlarıyla yazılan şu tepecik dahi, bu çiçek Sâniinin mektubudur. Hem şu tepecik dahi bir mühürdür. Şu sahrâ ve ova, bir mektub-u Rahmânî hey’âtını aldı.

                          İşbu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Herbir şey, bir mühr-ü Rabbânî

                          [NOT]Dipnot-1
                          “Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir. Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir.” Zümer Sûresi, 39:62-63.
                          Dipnot-2
                          “Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.[/NOT]

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                          [TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beşer: insanlar[/TD]
                          [TD]derhatır: hatıra getirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]envâ-ı nakış: nakış çeşitleri, türleri (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                          [TD]garibâne: garip olarak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [TD]halk: yaratma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hey’ât: şekiller, suretler[/TD]
                          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mektub-u Rahmânî: sonsuz rahmet sahibi Allah’a ait herbiri birer mektup gibi mânâlar ifade eden varlıklar (bk. k-t-b; r-ḥ-m)[/TD]
                          [TD]muktedir: gücü yeten, iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                          [TD]mühr-ü Rabbânî: Rabbe ait mühür (bk. r-b-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mühr-ü Rahmânî: sonsuz rahmet sahibi olan Allah’ı gösteren mühür (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                          [TD]mütefekkirâne: tefekkür ederek, düşünerek (bk. f-k-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nakş-ı simâvî: yüzdeki nakış, her insanın yüzüne Allah tarafından konulan nakış (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                          [TD]nazar: dikkat, bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                          [TD]rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sahrâ: ova, meydan[/TD]
                          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                          [TD]sikke: metal gibi maddî şeyler üzerine vurulan mühür, işaret[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sima: yüz, çehre[/TD]
                          [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahayyül: hayal etme (bk. ḥ-y-l)[/TD]
                          [TD]tasavvur: düşünme, zihinde tasarlama (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tesviye: düzenleme[/TD]
                          [TD]teşahhus: şahıslanma, belirlenme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]turra: padişahın mührü, imzası[/TD]
                          [TD]zemin: yer[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #801110
                          Anonim

                            hükmünde, bütün eşyayı kendi Hâlıkına isnad eder, kendi Kâtibinin mektubu olduğunu ispat eder. İşte, herbir şey öyle bir pencere-i tevhiddir ki, bütün eşyayı bir Vâhid-i Ehade mal eder.

                            Demek, herbir şeyde, hususan zîhayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mu’cizekâr bir san’at var ki, onu öyle yapan ve öyle mânidar nakşeden, bütün eşyayı yapabilir. Ve bütün eşyayı yapan, elbette O olacaktır. Demek bütün eşyayı yapamayan, birtek şeyi icad edemez.

                            İşte, ey gafil! Şu kâinatın yüzüne bak ki, birbiri içinde hadsiz mektubât-ı Samedâniye hükmünde olan sahâif-i mevcudat ve herbir mektup üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilmiş bütün bu mühürlerin şehadetlerini kim tekzip edebilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalb kulağıyla hangisini dinlesen “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah”blank.gif1 dediğini işitirsin.

                            Otuzuncu Pencereلَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا blank.gif2كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif3


                            Şu Pencere, imkân ve hudûsa müesses umum mütekellimînin penceresidir ve ispat-ı Vâcibü’l-Vücuda karşı caddeleridir. Bunun tafsilâtını, Şerhu’l-Mevâkıf ve Şerhu’l-Makàsıd gibi, muhakkiklerin büyük kitaplarına havale ederek, yalnız Kur’ân’ın feyzinden ve şu pencereden ruha gelen bir iki şuaı göstereceğiz. Şöyle ki:

                            Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir,

                            [NOT]Dipnot-1
                            “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet ederim.” Buhârî, Ezan 148, Cuma 23; Müslim, Îman 44-45, Salat 6; Ebû Dâvud, Taharet 64, Salat 28; Tirmizî, Taharet 41, Îman 17; Nesâî, Ezan 3; İbni Mâce, İkame 24.
                            Dipnot-2
                            “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
                            Dipnot-3
                            “Herşey helâk olup gidicidir—Ona bakan yüzü müstesna. Hüküm ve hükümranlık Onundur; siz de Ona döndürüleceksiniz.” Kasas Sûresi, 28:88.[/NOT]

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Eşhedü en lâ ilâhe illâllah: “Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir İlâh yoktur” (bk. ş-h-d; e-l-h)[/TD]
                            [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Kâtib: Yazar, bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah (bk. k-t-b)[/TD]
                            [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
                            [TD]feyz: ilham, bereket ve ilim bolluğu (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
                            [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                            [TD]hususan: özellikle[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hâkimiyet: hükmedicilik, egemenlik (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olan (bk. m-k-n)[/TD]
                            [TD]isnad etme: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ispat-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah’ın ispatı (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                            [TD]iştirak: ortaklık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                            [TD]mektubat-ı Samedâniye: adeta Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. ṣ-m-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen alimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mu’cizekâr: mu’cizeli (bk. a-c-z)[/TD]
                            [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müesses: kurulmuş[/TD]
                            [TD]mütekellimîn: kelâm âlimleri (bk. k-l-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]pencere-i tevhid: Cenâb-ı Hakkın birliğini gösteren pencere (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [TD]sahâif-i mevcudat: varlık sahifeleri (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sikke-i tevhid: Cenâb-ı Hakkın birliğini gösteren mühür (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tekzip: yalanlama[/TD]
                            [TD]temhir: mühürleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âmiriyet: âmirlik, yöneticilik[/TD]
                            [TD]Şerhu’l-Makàsıd: büyük kelâm âlimi Sadettin Taftazanî’nin meşhur eseri[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Şerhu’l-Mevâkıf: meşhur kelâm âlimlerinden Seyyid Şerif Cürcânî’nin eseri[/TD]
                            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #801111
                            Anonim

                              müdahaleyi ref etmektir. Onun içindir ki, küçük bir köyde iki muhtar bulunsa, köyün rahatını ve nizamını bozarlar. Bir nahiyede iki müdür, bir vilâyette iki vali bulunsa, hercümerc ederler. Bir memlekette iki padişah bulunsa, fırtınalı bir karma karışıklığa sebebiyet verirler.

                              Madem hâkimiyet ve âmiriyetin gölgesinin zayıf bir gölgesi ve cüz’î bir nümunesi, muavenete muhtaç, âciz insanlarda böyle rakip ve zıddı ve emsalinin müdahalesini kabul etmezse, acaba saltanat-ı mutlaka suretindeki hâkimiyet ve rububiyet derecesindeki âmiriyet, bir Kadîr-i Mutlakta ne derece o redd-i müdahale kanunu ne kadar esaslı bir surette hükmünü icra ettiğini kıyas et. Demek, ulûhiyet ve rububiyetin en kat’î ve daimî lâzımı, vahdet ve infiraddır.

                              Buna bir burhan-ı bâhir ve şahid-i kâtı’, kâinattaki intizam-ı ekmel ve insicam-ı ecmeldir. Sinek kanadından tut, tâ semâvât kandillerine kadar öyle bir nizam var ki, akıl onun karşısında hayretinden ve istihsanından “Sübhanallah, maşaallah, bârekâllah” der, secde eder. Eğer zerre miktar şerike yer bulunsaydı, müdahalesi olsaydı, blank.gif1 لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا âyet-i kerimesinin delâletiyle, nizam bozulacaktı, suret değişecekti, fesadın âsârı görünecekti. Halbuki,

                              فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ blank.gif2


                              delâletiyle ve şu ifade ile, nazar-ı beşer, kusuru aramak için ne kadar çabalasa, hiçbir yerde kusuru bulamayarak, yorgun olarak, menzili olan göze gelip, onu gönderen münekkit akla diyecek: “Beyhude yoruldum, kusur yok” demesiyle gösteriyor ki, Nizam ve intizam gayet mükemmeldir. Demek, intizam-ı kâinat, vahdâniyetin kat’î şahididir.

                              [NOT]
                              Dipnot-1
                              Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
                              Dipnot-2
                              “Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Kusur bulamaz, hor ve hakir sana döner; o göz bitkindir artık.” Mülk Sûresi, 67:3-4.[/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                              [TD]beyhude: boşuna[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]burhan-ı bâhir: açık delil[/TD]
                              [TD]bârekallah: “Allah ne mübarek yaratmış” (bk. b-r-k)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cüz’î: küçük, ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
                              [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]emsal: eşler, benzerler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                              [TD]fesad: bozulma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hercümerc: karma karışık[/TD]
                              [TD]icra: yürütme, yerine getirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]infirad: tek başına olma (bk. f-r-d)[/TD]
                              [TD]insicam-ı ecmel: çok güzel düzgünlük, uyumluluk (bk. c-m-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam: düzen, tertip (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]intizam-ı ekmel: çok mükemmel düzen, tertip (bk. n-ẓ-m; k-m-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam-ı kâinat: kâinattaki düzen (bk. n-ẓ-m; k-v-n)[/TD]
                              [TD]istihsan: beğenme, güzel bulma (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kat’î: kesin[/TD]
                              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]lâzım: gereklilik[/TD]
                              [TD]maşaallah: “Allah dilemiş ve ne güzel yapmış”[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
                              [TD]muavenet: yardımlaşma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münekkit: tenkitçi[/TD]
                              [TD]nahiye: bucak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nazar-ı beşer: insanın bakışı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                              [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nümune: örnek[/TD]
                              [TD]redd-i müdahele: müdahele kabul etmeme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ref etmek: ortadan kaldırmak[/TD]
                              [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]saltanat-ı mutlaka: sınırsız egemenlik (bk. s-l-ṭ; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                              [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                              [TD]sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ulûhiyet: ilâhlık (bk. e-l-h)[/TD]
                              [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                              [TD]zerre: atom[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
                              [TD]âsâr: eserler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi (bk. k-r-m)[/TD]
                              [TD]şahid-i kâtı: kesin şahit (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şerik: ortak[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #801113
                              Anonim

                                Gel gelelim hudûsa. Mütekellimîn demişler ki: “Âlem mütegayyirdir. Her mütegayyir hâdistir. Herbir hâdisin bir muhdisi, yani mucidi var. Öyle ise bu kâinatın kadîm bir mucidi var.”

                                Biz de deriz: Evet, kâinat hâdistir. Çünkü, görüyoruz, her asırda, belki her senede, belki her mevsimde bir kâinat, bir âlem gider, biri gelir. Demek bir Kadîr‑i Zülcelâl var ki, bu kâinatı hiçten icad ederek, her senede, belki her mevsimde, belki her günde birisini icad eder, ehl-i şuura gösterir ve sonra onu alır, başkasını getirir, birbiri arkasına takıp zincirleme bir surette zamanın şeridine asıyor. Elbette, bu âlem gibi birer kâinat-ı müteceddide hükmünde olan, her baharda gözümüzün önünde hiçten gelen ve giden kâinatları icad eden bir Zât-ı Kadîrin mu’cizât-ı kudretidirler. Elbette, âlem içinde her vakit âlemleri halk edip değiştiren Zât, mutlaka şu âlemi dahi o halk etmiştir ve şu âlemi ve rû-yi zemini o büyük misafirlere misafirhane yapmıştır.

                                Gelelim imkân bahsine. Mütekellimîn demişler ki: “İmkân, mütesâviyü’t-tarafeyndir. Yani, adem ve vücud, ikisi de müsavi olsa, bir tahsis edici, bir tercih edici, bir mucid lâzımdır. Çünkü, mümkinat birbirini icad edip teselsül edemez. Yahut o onu, o da onu icad edip devir suretinde dahi olamaz. Öyle ise bir Vâcibü’l-Vücud vardır ki bunları icad ediyor” Devir ve teselsülü, on iki burhan, yani arşî ve süllemî gibi namlarla müsemmâ, meşhur on iki delil-i kat’î ile devri iptal etmişler ve teselsülü muhal göstermişler; silsile-i esbabı kesip Vâcibü’l-Vücudun vücudunu ispat etmişler.

                                Biz de deriz ki: Esbab, teselsülün berâhiniyle âlemin nihayetinde kesilmesinden ise, herşeyde Hâlık-ı Külli Şeye has sikkeyi göstermek daha kat’î, daha kolaydır. Kur’ân’ın feyziyle, bütün Pencereler ve bütün Sözler o esas üzerine gitmişler. Bununla beraber, imkân noktasının hadsiz bir vüs’ati var; hadsiz cihetlerle Vâcibü’l-Vücudun vücudunu gösteriyor. Yalnız mütekellimînin teselsülün kesilmesi yoluna—elhak

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l)[/TD]
                                [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                [TD]Zât-ı Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Zât, Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]adem: yokluk[/TD]
                                [TD]arşî ve süllemî: devir ve teselsülü inkâr maksadıyla yukarıya doğru gittikçe daralan ve tek bir yaratıcının varlığına dayanan mantıkî delil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]berâhin: güçlü, mantıkî deliller[/TD]
                                [TD]burhan: güçlü, mantıkî delil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: yön[/TD]
                                [TD]delil-i kat’î: kesin delil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i şuur: şuur ve bilinç sahibi kimseler (bk. ş-a-r)[/TD]
                                [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]feyz: ilham, bereket ve ilim bolluğu (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâdis: sonradan olan (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                                [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olan (bk. m-k-n)[/TD]
                                [TD]kadîm: varlığının öncesi ve başlangıcı olmayan (bk. ḳ-d-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kat’i: kesin[/TD]
                                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâinat-ı müteceddide: devamlı yenilenen kâinat, evren (bk. k-v-n)[/TD]
                                [TD]mucid: icad eden, var eden (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhal: imkânsız[/TD]
                                [TD]muhdis: meydana getiren, sonradan var eden (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                                [TD]mümkinât: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                                [TD]müsemmâ: isimlendirilen (bk. s-m-v)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mütegayyir: değişen[/TD]
                                [TD]mütekellimîn: kelâm âlimleri (bk. k-l-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mütesâviyü’t-tarafeyn: iki tarafı birbirine denk olan; varlık veya yokluk konusunda eşit durumda olan[/TD]
                                [TD]nam: ad, ünvan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nihayet: son[/TD]
                                [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sikke: mühür, işaret[/TD]
                                [TD]silsile-i esbab: sebepler zinciri (bk. s-b-b)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                                [TD]tahsis edici: ayırıcı, bir tarafa ait kılıcı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]teselsül: zincirleme devam etme, ard arda gelme[/TD]
                                [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
                                [TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #801114
                                Anonim

                                  geniş ve büyük olan o caddeye—münhasır değildir. Belki had ve hesaba gelmeyen yollarla Vâcibü’l-Vücudun marifetine yol açar. Şöyle ki:

                                  Herbir şey, vücudunda, sıfâtında, müddet-i bekâsında hadsiz imkânat, yani gayet çok yollar ve cihetler içinde mütereddit iken, görüyoruz ki, o hadsiz cihetler içinde vücutça muntazam bir yolu takip ediyor. Herbir sıfatı da, mahsus bir tarzda ona veriyor. Müddet-i bekâsında bütün değiştirdiği sıfat ve haller dahi böyle bir tahsisle veriliyor. Demek bir muhassısın iradesiyle, bir müreccihin tercihiyle, bir Mucid-i Hakîmin icadıyladır ki, hadsiz yollar içinde hikmetli bir yolda onu sevk eder; muntazam sıfâtı ve ahvâli ona giydiriyor.

                                  Sonra infiraddan çıkarıp, bir terkipli cisme cüz yapar; imkânat ziyadeleşir. Çünkü o cisimde binler tarzda bulunabilir. Halbuki, neticesiz o vaziyetler içinde, neticeli, mahsus bir vaziyet ona verilir ki, mühim neticeleri ve faideleri ve o cisimde vazifeleri gördürülüyor.

                                  Sonra, o cisim dahi diğer bir cisme cüz yaptırılıyor; imkânat daha ziyadeleşir. Çünkü binlerle tarzda bulunabilir. İşte, o binler tarz içinde birtek vaziyet veriliyor, o vaziyetle mühim vazifeler gördürülüyor, ve hâkezâ… Gittikçe daha ziyade kat’î bir Hakîm-i Müdebbirin vücub-u vücudunu gösteriyor, bir Âmir-i Alîmin emriyle sevk edildiğini bildiriyor. Cisim içinde cisim, birbiri içinde cüz olup giden bütün bu terkiplerde, nasıl bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda, mütedahil o heyetlerden herbirisine mahsus birer vazifesi, hikmetli birer nisbeti, intizamlı birer hizmeti bulunuyor. Hem nasıl ki, senin gözbebeğinden bir hüceyre, gözünde bir nisbeti ve bir vazifesi var. Senin başın heyet-i umumiyesi nisbetine dahi hikmetli bir vazifesi ve hizmeti vardır. Zerre miktar şaşırsa, sıhhat ve idare-i beden bozulur. Kan damarlarına, his ve hareket âsablarına, hattâ bedenin heyet-i umumiyesinde birer mahsus vazifesi, hikmetli birer vaziyeti vardır. Binlerle imkânat içinde, bir Sâni-i Hakîmin hikmetiyle o muayyen vaziyet verilmiştir.

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Hakîm-i Müdebbir: ilmiyle herşeyin sonunu görüp idare eden, ona göre hikmetle iş yapan Allah (bk. ḥ-k-m; d-b-r)[/TD]
                                  [TD]Mucid-i Hakîm: herşeyi hikmetle yaratan, var eden Allah (bk. v-c-d; ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                                  [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı mutlaka gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ahvâl: haller, vaziyetler[/TD]
                                  [TD]alay: üç taburdan oluşan askerî topluluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bölük: takımlardan oluşan askerî birlik[/TD]
                                  [TD]cihet: yön[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cüz: kısım, parça (bk. c-z-e)[/TD]
                                  [TD]elhak: gerçekten (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fırka: tümen (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                                  [TD]had ve hesaba gelmemek: sonsuz ve sınırsız olmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                                  [TD]heyet: kısım, yapı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]heyet-i umumiye: genel yapı, bütün[/TD]
                                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
                                  [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]idare-i beden: bedenin idaresi[/TD]
                                  [TD]imkânat: olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]infirad: tek başına olma (bk. f-r-d)[/TD]
                                  [TD]intizamlı: düzenli, tertipli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]irade: tercih, dileme (bk. r-v-d)[/TD]
                                  [TD]kat’î: kesin[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahsus: özel[/TD]
                                  [TD]marifet: bilme, tanıma (bk. a-r-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muayyen: belirlenmiş[/TD]
                                  [TD]muhassıs: tahsis edici, ayırıcı, bir tarafa ait kılıcı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                  [TD]müddet-i bekà: devamlılık süresi (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
                                  [TD]müreccih: tercih edici[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mütedahil: iç içe, birbiri içinde[/TD]
                                  [TD]mütereddit: tereddütte kalmış, kararsız[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nefer: asker, er[/TD]
                                  [TD]nisbet: bağ (bk. n-s-b)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                                  [TD]tabur: dört bölükten meydana gelen askerî birlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tahsis: bir tarafa ait kılma, ayırma[/TD]
                                  [TD]takım: en küçük askerî topluluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]terkip: bileşik[/TD]
                                  [TD]vücub-u vücud: varlığının gerekli ve zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                  [TD]zerre: atom[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ziyade: fazla, çok[/TD]
                                  [TD]ziyadeleşmek: artmak, fazlalaşmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Âmir-i Alîm: sonsuz ilim sahibi olan idareci, Allah (bk. a-l-m)[/TD]
                                  [TD]âsab: sinirler[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 51)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.