• Bu konu 49 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 46 ile 51 arası (toplam 51)
  • Yazar
    Yazılar
  • #801115
    Anonim

      Öyle de, bu kâinattaki mevcudat, herbiri kendi zâtıyla, sıfâtıyla, çok imkânat yolları içinde has bir vücudu ve hikmetli bir sureti ve faideli sıfatları, nasıl bir Vâcibü’l-Vücuda şehadet ederler. Öyle de, mürekkebâta girdikleri vakit, herbir mürekkepte daha başka bir lisanla, yine Sâniini ilân eder. Git gide, tâ en büyük mürekkebe kadar nisbeti, vazifesi, hizmeti itibarıyla Sâni-i Hakîmin vücub-u vücuduna ve ihtiyarına ve iradesine şehadet eder. Çünkü, birşeyi, bütün mürekkebâta hikmetli münasebetleri muhafaza suretinde yerleştiren, bütün o mürekkebâtın Hâlıkı olabilir. Demek birtek şey binler lisanlarla Ona şehadet eder hükmündedir.

      İşte, kâinatın mevcudatı kadar değil, belki mevcudatın sıfât ve mürekkebâtı adedince imkânat noktasından da Vâcibü’l-Vücudun vücuduna karşı şehadetler geliyor.

      İşte, ey gafil! Kâinatı dolduran bu şehadetleri, bu sadâları işitmemek, ne derece sağır ve akılsız olmak lâzım geliyor, haydi sen söyle!

      Otuz Birinci Pencere
      لَقَدْ خَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ فِىۤ اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ blank.gif
      1وَفِى اْلاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ وَفِىۤ اَنْفُسِكُمْ اَفَلاَ تُبْصِرُونَ blank.gif2


      Şu Pencere insan penceresidir ve enfüsîdir. Ve enfüsî cihetinde şu pencerenin tafsilâtını binler muhakkıkîn-i evliyanın mufassal kitaplarına havale ederek, yalnız feyz-i Kur’ân’dan aldığımız birkaç esasa işaret ederiz. Şöyle ki:

      On Birinci Sözde beyan edildiği gibi, insan öyle bir nüsha-i câmiadır ki, Cenâb-ı Hak, bütün esmâsını, insanın nefsiyle insana ihsas ediyor. Tafsilâtını başka Sözlere havale edip yalnız Üç Noktayı göstereceğiz.

      [NOT]Dipnot-1
      “Muhakkak ki Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık.” Tîn Sûresi, 95:4.
      Dipnot-2
      “Kesin olarak iman edenler için yeryüzünde ve kendi nefislerinde nice deliller vardır. Hâlâ görmez misiniz?” Zâriyât Sûresi, 51:20-21.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
      [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
      [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön[/TD]
      [TD]enfüsî: iç dünyamıza ait (bk. n-f-s)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
      [TD]feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu (bk. f-y-ḍ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihsas: hissettirme[/TD]
      [TD]ihtiyar: irade, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]imkânat: olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olanlar (bk. m-k-n)[/TD]
      [TD]irade: dileme, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
      [TD]lisan: dil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
      [TD]mufassal: ayrıntılı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
      [TD]muhakkıkîn-i evliya: evliyadan gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; v-l-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
      [TD]mürekkebat: bir bütünü oluşturanlar, bileşikler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mürekkep: birden fazla unsurdan meydana gelmiş[/TD]
      [TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nisbet: bağ (bk. n-s-b)[/TD]
      [TD]nüsha-i câmia: çok geniş ve kapsamlı nüsha, kopya (bk. c-m-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sadâ: ses[/TD]
      [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
      [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücub-u vücud: varlığının zorunlu oluşu (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #801139
      Anonim

        BİRİNCİ NOKTA: İnsan, üç cihetle esmâ-i İlâhiyeye bir âyinedir.

        Birinci vecih: Gecede zulümat nasıl nuru gösterir. Öyle de, insan, zaaf ve acziyle, fakr ve hâcâtıyla, naks ve kusuruyla bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini, kuvvetini, gınâsını, rahmetini bildiriyor, ve hâkezâ, pek çok evsâf-ı İlâhiyeye bu suretle âyinedarlık ediyor. Hattâ hadsiz aczinde ve nihayetsiz zaafında, hadsiz a’dâsına karşı bir nokta-i istinad aramakla, vicdan daima Vâcibü’l-Vücuda bakar. Hem nihayetsiz fakrında, nihayetsiz hâcâtı içinde, nihayetsiz maksatlara karşı bir nokta-i istimdad aramaya mecbur olduğundan, vicdan daima o noktadan bir Ganiyy-i Rahîmin dergâhına dayanır. Dua ile el açar. Demek her vicdanda şu nokta-i istinad ve nokta-i istimdad cihetinde iki küçük pencere, Kadîr-i Rahîmin bârgâh-ı rahmetine açılır, her vakit onunla bakabilir.

        İkinci vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen nümuneler nev’inden cüz’î ilim, kudret, basar, sem’, mâlikiyet, hâkimiyet gibi cüz’iyatla, Kâinat Mâlikinin ilmine ve kudretine, basarına, sem’ine, hâkimiyet-i rububiyetine âyinedarlık eder, onları anlar, bildirir. Meselâ, “Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idare ediyorum. Öyle de, şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar, idare eder,” ve hâkezâ…

        Üçüncü vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye âyinedarlık eder. Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini, ve

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Ganiyy-i Rahîm: sınırsız zenginlik sahibi olan, şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. ğ-n-y; r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kadîr-i Rahîm: gücü herşeye yeten, rahmeti herşeyi kuşatan Allah (bk. ḳ-d-r; r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
        [TD]Kâinat Mâliki: evrenin ve yaratılmış herşeyin gerçek sahibi olan Allah (bk. k-v-n; m-l-k)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Lâtif: çok lütuf ve ihsanda bulunan Allah (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [TD]Rahmân: kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
        [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]a’dâ: düşmanlar[/TD]
        [TD]basar: görme (bk. b-ṣ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bârgâh-ı rahmet: merhamet ve şefkat dilenen yüce makam (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]cihet: yön[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cüz’iyat: ferdî, küçük şeyler (bk. c-z-e)[/TD]
        [TD]cüz’î: az, ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dergâh: huzur, makam[/TD]
        [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
        [TD]evsâf-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın Zâtını niteleyen yüce vasıflar (bk. v-ṣ-f; e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık (bk. f-ḳ-r)[/TD]
        [TD]gınâ: zenginlik (bk. ğ-n-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
        [TD]hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
        [TD]hâkimiyet: egemenlik (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâkimiyet-i rububiyet: Rablığın egemenliği; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. ḥ-k-m; r-b-b)[/TD]
        [TD]hüsn-ü takvim: en güzel şekil, en güzel kıvam (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hüsn-ü terbiye: terbiyenin güzelliği (bk. ḥ-s-n; r-b-b)[/TD]
        [TD]izah: açıklama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahiyet-i câmia: kapsamlı mahiyet, içyapı, nitelik (bk. c-m-a)[/TD]
        [TD]maksat: istek (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevkıf: bölüm, kısım[/TD]
        [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mâlikiyet: sahiplik (bk. m-l-k)[/TD]
        [TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nebze: parçacık, az miktar[/TD]
        [TD]nev’: tür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
        [TD]nokta-i istimdad: yardım alınan nokta[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)[/TD]
        [TD]nümune: örnek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]sem’: işitme (bk. s-m-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [TD]vecih: yön[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zaaf: zayıflık, kuvvetsizlik[/TD]
        [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zâhir: açık, görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #801140
        Anonim

          hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevarihiyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır.

          Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku. Yoksa hayvan ve câmid hükmünde insan olmak ihtimali var.


          İKİNCİ NOKTA: Mühim bir sırr-ı ehadiyete işaret eder. Şöyle ki:

          İnsanın nasıl ruhu bütün cesedine öyle bir münasebeti var ki, bütün âzâsını ve eczasını birbirine yardım ettirir. Yani, irade-i İlâhiye cilvesi olan evâmir-i tekvîniye ve o evâmirden vücud-u hâricî giydirilmiş bir kanun-u emrî ve lâtife-i Rabbâniye olan ruh,blank.gif1 onların idaresinde, onların mânevî seslerini hissetmesinde ve hâcatlarını görmesinde birbirine mâni olmaz, ruhu şaşırtmaz. Ruha nisbeten uzak, yakın, bir hükmünde; birbirine perde olmaz. İsterse çoğunu birinin imdadına yetiştirir. İsterse bedenin her cüz’ü ile bilebilir, hissedebilir, idare edebilir. Hattâ, çok nuraniyet kesb etmişse, herbir cüz’ü ile görebilir ve işitebilir.

          Öyle de, blank.gif2 وَِللهِالْمَثَلُاْلاَعْلٰى Cenâb-ı Hakkın, madem Onun bir kanun-u emri olan ruh, küçük bir âlem olan insan cisminde ve âzâsında bu vaziyeti gösteriyor. Elbette, âlem-i ekber olan kâinatta, o Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun irade-i külliyesine ve kudret-i mutlakasına, hadsiz fiiller, hadsiz sadâlar, hadsiz dualar, hadsiz işler, hiçbir cihette Ona ağır gelmez, birbirine mâni olmaz, o Hâlık-ı Zülcelâli meşgul etmez, şaşırtmaz. Bütününü birden görür, bütün sesleri birden işitir. Yakın, uzak birdir. İsterse bütününü birinin imdadına gönderir. Herşey ile herşeyi görebilir, seslerini işitebilir. Ve herşey ile herşeyi bilir, ve hâkezâ…

          ÜÇÜNCÜ NOKTA: Hayatın pek mühim bir mahiyeti ve ehemmiyetli bir vazifesi

          [NOT]Dipnot-1
          bk. İsrâ Sûresi, 17:85.
          Dipnot-2
          “En yüce sıfatlar Allah’ındır.” Nahl Sûresi, 16:60.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
          [TD]cevarih: organlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihazât: cihazlar, donanım[/TD]
          [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câmid: cansız[/TD]
          [TD]cüz’: kısım, parça (bk. c-z-e)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ecza: kısımlar, parçalar (bk. c-z-e)[/TD]
          [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]evâmir: emirler[/TD]
          [TD]evâmir-i tekvîniye: yaratılışla ilgili emirler (bk. k-v-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
          [TD]havas: duygular[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
          [TD]hâcat: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
          [TD]irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kuşatan iradesi (bk. r-v-d; k-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]irade-i İlâhiye: Allah’ın iradesi, dilemesi (bk. r-v-d; e-l-h)[/TD]
          [TD]kanun-u emrî: Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunu (bk. ḳ-n-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
          [TD]kudret-i mutlaka: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
          [TD]letâif: lâtifeler, insanın mânevî yapısındaki ince duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lâtife-i Rabbaniye: doğrudan doğruya Allah ile bağ kuran Rabbâni duygu (bk. l-ṭ-f; r-b-b)[/TD]
          [TD]mahiyet: öz nitelik, esas[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâneviyât: mânâ âlemine ait şeyler (bk. a-n-y)[/TD]
          [TD]mâni: engel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet: ilişki, bağlantı (bk. n-s-b)[/TD]
          [TD]nakş-ı âzam: büyük nakış (bk. n-ḳ-ş; a-ẓ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
          [TD]nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nuraniyet: nur özelliği (bk. n-v-r)[/TD]
          [TD]sadâ: ses[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sırr-ı ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesinin sırrı (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [TD]vücud-u haricî: varlık âlemine çıkmış olan; ilim dairesinden çıkıp varlıklar dünyasına geçmiş olan (bk. v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i ekber: en büyük âlem (bk. a-l-m; k-b-r)[/TD]
          [TD]âlât: aletler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âzâ: âzalar, organlar[/TD]
          [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #801214
          Anonim

            var. Fakat o bahis, Hayat Penceresinde ve Yirminci Mektubun Sekizinci Kelimesinde tafsili geçtiğinden, ona havale edip yalnız bunu ihtar ederiz ki:

            Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar, pek çok esmâ ve şuûnât-ı zâtiyeye işaret eder, gayet parlak bir surette Hayy-ı Kayyûmun şuûnât-ı zâtiyesine âyinedarlık eder. Şu sırrın izahı, Allah’ı tanımayanlara ve daha tam tasdik etmeyenlere karşı zamanı olmadığından, kapıyı kapıyoruz.

            Otuz İkinci Pencereهُوَ الَّذِىۤ اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفٰى بِاللهِ شَهِيدًا blank.gif1قُلْ يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اِنِّى رَسُولُ اللهِ اِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ يُحْيِى وَيُمِيتُ blank.gif2


            Şu Pencere, semâ-i risaletin güneşi, belki güneşler güneşi olan Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın penceresidir. Şu gayet parlak ve pek büyük ve çok nuranî pencere, Otuz Birinci Söz olan Mirac Risalesiyle On Dokuzuncu Söz olan Nübüvvet-i Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm) Risalesinde ve On Dokuz İşaretli olan On Dokuzuncu Mektupta ne derece nuranî ve zâhir olduğu ispat edildiğinden, o iki Sözü ve o Mektubu ve o Mektubun On Dokuzuncu İşaretini bu makamda düşünüp, sözü onlara havale edip, yalnız deriz ki:

            Tevhidin bir burhan-ı nâtıkı olan Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, risalet ve velâyet cenahlarıyla, yani kendinden evvel bütün enbiyanın tevatürle icmâlarını ve ondan sonraki bütün evliyanın ve asfiyanın icmâkârâne tevatürlerini tazammun eden bir kuvvetle, bütün hayatında bütün kuvvetiyle vahdâniyeti gösterip

            [NOT]Dipnot-1
            “Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter.” Fetih Sûresi, 48:28.
            Dipnot-2
            “De ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın gönderdiği peygamberim. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Dirilten de Odur, öldüren de.” A’râf Sûresi, 7:158.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
            [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah (bk. ḥ-y-y; ḳ-v-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
            [TD]Nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği (bk. n-b-e; ḥ-m-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Zât-ı Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)[/TD]
            [TD]asfiya: Hz. Peygamberin çizgisinde yaşayan ilim ve velâyet sahibi büyük zatlar (bk. ṣ-f-y)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]burhan-ı nâtık: konuşan delil[/TD]
            [TD]cenah: taraf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
            [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)[/TD]
            [TD]hazret: saygıdeğer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
            [TD]icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icmâkârâne: fikir birliği ederek, topluca (bk. c-m-a)[/TD]
            [TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]memzuç: karışık, karışmış[/TD]
            [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)[/TD]
            [TD]semâ-i risalet: peygamberlik semâsı (bk. s-m-v; r-s-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
            [TD]tafsilî: ayrıntılı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tazammun: içine alma[/TD]
            [TD]tevatür: yalan söylemeyen topluluklardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haberin aktarılması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]velâyet: velîlik (bk. v-l-y)[/TD]
            [TD]zâhir: açık, görünür (bk. ẓ-h-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şuûnât-ı zâtiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler (bk. ş-e-n)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #801215
            Anonim

              ilân etmiş ve âlem-i İslâmiyet gibi geniş, parlak, nuranî bir pencereyi marifetullaha açmıştır. İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Rabbânî, Muhyiddin-i Arabî, Abdülkàdir-i Geylânî gibi milyonlar muhakkıkîn-i asfiya ve sıddıkîn o pencereden bakıyorlar, başkalarına da gösteriyorlar.

              Acaba böyle bir pencereyi kapatacak bir perde var mı? Ve onu itham edip bu pencereden bakmayanın aklı var mı? Haydi, sen söyle.

              Otuz Üçüncü Pencere


              اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِىۤ اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا قَيِّمًا blank.gif1الۤرٰ كِتاَبٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ blank.gif2

              Bütün geçmiş Pencereler, Kur’ân denizinden bazı katreler olduğunu düşün; sonra Kur’ân’da ne kadar âb-ı hayat hükmünde olan envâr-ı tevhid var olduğunu kıyas edebilirsin. Fakat bütün o Pencerelerin menbaı ve madeni ve aslı olan Kur’ân’a gayet mücmel bir surette, gayet basit bir tarzda bakılsa dahi, yine gayet parlak, nuranî bir pencere-i câmiadır. O pencere ne kadar kat’î ve parlak ve nuranî olduğunu, Yirmi Beşinci Söz olan İ’câz-ı Kur’ân Risalesine ve On Dokuzuncu Mektubun On Sekizinci İşaretine havale ediyoruz. Ve Kur’ân’ı bize gönderen Zât-ı Zülcelâlin Arş-ı Rahmânîsine niyaz edip deriz:

              رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَاۤ اِنْ نَسِينَاۤ اَوْ اَخْطَاْنَا blank.gif3 رَبَّنَا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا blank.gif4

              رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ blank.gif5 وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

              [NOT]Dipnot-1
              “Hamd o Allah’a mahsustur ki, kuluna kitabı dos doğru bir şekilde indirmiş ve o kitapta hiçbir tezat ve eğriliğe yer vermemiştir.” Kehf Sûresi, 18:1-2.
              Dipnot-2
              “Elif lâm râ. Bu bir kitap ki, insanları inkâr karanlıklarından iman nuruna çıkarman için sana indirdik.” İbrahim Sûresi, 14:1.
              Dipnot-3
              “Ey Rabbimiz! Eğer unutur veya hata edersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.
              Dipnot-4
              “Ey Rabbimiz! Bizi hidayete eriştirdikten sonra kalblerimizi tekrar sapıklığa meylettirme.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:8.
              Dipnot-5
              “Ey Rabbimiz! Duamızı kabul buyur. Muhakkak ki Sen herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilensin.” Bakara Sûresi, 2:127.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Abdülkadir-i Geylânî: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Arş-ı Rahmân: bütün yaratılmışları şefkat ve merhametle besleyip büyüten Rahmân isminin tasarruf dairesi, makamı (bk. a-r-ş; r-ḥ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Muhyiddin-i Arabî: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâr-ı tevhid: Allah’ın birliğini gösteren nurlar (bk. n-v-r; v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]itham etmek: suçlamak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]katre: damla[/TD]
              [TD]kat’i: kesin[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]maden: kaynak[/TD]
              [TD]marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menba: kaynak[/TD]
              [TD]muhakkıkîn-i asfiya: Hz. Peygamberin çizgisinde yaşayan ve hakikatleri delilleriyle bilen ilim ve takvâ sahibi büyük zatlar (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ṣ-f-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mücmel: kısa, özetlenmiş halde (bk. c-m-l)[/TD]
              [TD]niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
              [TD]pencere-i câmia: geniş, kapsamlı pencere (bk. c-m-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
              [TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
              [TD]âlem-i İslâmiyet: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]İmam-ı Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
              [TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]İ’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cizeliği (bk. a-c-z)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #801217
              Anonim
                İhtar

                Şu Otuz Üç Pencereli olan Otuz Üçüncü Mektup, imanı olmayanı, inşaallah imana getirir. İmanı zayıf olanın imanını kuvvetleştirir. İmanı kavî ve taklidî olanın imanını tahkikî yapar. İmanı tahkikî olanın imanını genişlendirir. İmanı geniş olana, bütün kemâlât-ı hakikiyenin medarı ve esası olan marifetullahta terakkiyat verir, daha nuranî, daha parlak manzaraları açar. İşte bunun için, “Bir pencere bana kâfi geldi, yeter” diyemezsin. Çünkü, senin aklına kanaat geldi, hissesini aldı ise, kalbin de hissesini ister, ruhun da hissesini ister. Hattâ hayal de o nurdan hissesini isteyecek. Binaenaleyh, herbir Pencerenin ayrı ayrı faideleri vardır.

                Mirac Risalesinde asıl muhatap mü’min idi; mülhid, ikinci derecede istimâ makamında idi. Şu risalede ise, muhatap, münkirdir; istimâ makamlarında mü’mindir. Bunu düşünüp öylece bakmalı.

                Fakat, maatteessüf, mühim bir sebebe binaen şu Mektup gayet sür’atle yazıldığından ve hattâ müsvedde halinde kaldığından, elbette bana ait olan tarz-ı ifadede müşevveşiyet ve kusurlar olacaktır. Nazar-ı müsamaha ile bakmalarını ve ellerinden gelirse ıslahlarını ve mağfiret ile bana dua eylemelerini ihvanlarımdan isterim.

                وَالسَّلاَمُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى وَالْمَلاَمُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهَوٰى blank.gif1سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif2اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَسَلِّمْ اٰمِينَblank.gif3

                endOfSection.gifendOfSection.gif

                [NOT]Dipnot-1
                Selâm, hüdâya tâbi olanların üzerine olsun! Levm ve itab da hevâya tâbi olanlara olsun!
                Dipnot-2
                “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
                Dipnot-3
                Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âmin.[/NOT]


                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün mânevî âlemleri gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
                [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                [TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihvan: kardeşler[/TD]
                [TD]inşaallah: Allah’ın izniyle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istimâ: dinleme (bk. s-m-a)[/TD]
                [TD]kavî: güçlü, kuvvetli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kemâlât-ı hakikiye: hakikî, gerçek mükemmellikler ve üstünlükler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; k-m-l)[/TD]
                [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maatteessüf: ne yazık ki[/TD]
                [TD]marifetullah: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mağfiret: bağışlama (bk. ğ-f-r)[/TD]
                [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mülhid: dinsiz, inkârcı[/TD]
                [TD]münkir: inkârcı, inançsız (bk. n-k-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müsvedde: karalama, ilk nüsha[/TD]
                [TD]müşevveşiyet: karışıklık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nazar-ı müsamaha: hoşgörü bakışı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahkikî: araştırmaya dayanan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]taklidî: araştırmaksızın taklide dayanan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tarz-ı ifade: ifade tarzı[/TD]
                [TD]terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ıslah: iyileştirme, düzeltme (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

              6 yazı görüntüleniyor - 46 ile 51 arası (toplam 51)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.