• Bu konu 69 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 71)
  • Yazar
    Yazılar
  • #804844
    Anonim


      Bir insan tehlikeli bir yola sülûk ettiği zaman, en evvel “Senin bu yolun seni felâkete götürüyor, bu yoldan vazgeç” diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde şiddetle zecir ve nehyedilir ve aynı zamanda “Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın” diye tehdit edildiği gibi, “Ebna-yı cinsine zulmetmiş olursun” diye şefkat-i cinsiyeye de dâvet edilir.

      Eğer o insan, sarhoşlar gibi inatçı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecr ve nehiyleri müdafaa etmekle mukabele eder ve “Benim mesleğim haktır; ne senin hakk-ı itirazın var ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var” diye serkeşliğe başlar.

      Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır ve ilzama çalışır. Diğer cihetten de “Ben ıslah edici bir insanım” diye mesleğini hak göstermeye devam eder. Ve aynı zamanda “Islah benim hakiki bir sıfatım olup, bilâhare hasıl olmuş bir sıfat değildir” diye dâvâsını tekit ve te’yid eder.

      Bundan sonra eğer o insan mesleğinde ısrarla nasihatları kabul etmezse anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir deva yoktur. Yalnız onun fesadı halka sirayet etmemek için, mesleğinin muzır ve fena olduğunu ilân etmek lâzımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zira o insan aklını çalıştırmıyor, şuurunu istihdam etmiyor ki, böyle zahir olan birşeyi hissedebilsin.

      İşte bu misaldeki cümlelerin arasındaki münasebetlere dikkat edilirse, mezkûr âyetin cümleleri arasında bulunan münasebet halkaları güzelce görünecektir. Evet, aralarında öyle fıtrî bir nizam vardır ki, îcaz ve ihtisarından, i’câzın yüksek sesleri işitilir.

      Mezkur âyetin herbir cümlesinin heyetindeki vech-i intizam:
      Evet, kat’iyeti ifade eden وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ blank.gif1 ﴾ ﴿’deki اِذَا kötü ve fena şeyleri men’ ve nehyetmek lâzım ve vacip olduğuna işarettir. Failin terkiyle, sîga-yı meçhul ile zikredilen قِيلَ blank.gif2 kötü birşeyi nehyetmek farz-ı kifâye olduğuna işarettir.


      [NOT]Dipnot-1 “Onlara denildiği zaman.” Bakara Sûresi, 2:11.
      Dipnot-2 Denildi.
      [/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]bilâhare: sonradan[/TD]
      [TD]devâ: çare, ilâç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dâvâ: iddia[/TD]
      [TD]ebnâ-yı cins: kendi cinsinden olanlar; insanlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fail: işi yapan, özne[/TD]
      [TD]farz-ı kifâye: dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fena: kötü, çirkin[/TD]
      [TD]fesad: bozukluk, bozgunculuk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
      [TD]hakk-ı itiraz: itiraz hakkı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
      [TD]heyet: bileşenler; cümlenin parçaları, bölümleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
      [TD]ihtisar: özetleme, kısaltma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ilzam: susturma, mağlup etme[/TD]
      [TD]istihdam etmek: çalıştırmak, kullanmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
      [TD]mezkur: zikredilen, sözü geçen, anılan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]misal: örnek[/TD]
      [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muzır: zararlı şeyler[/TD]
      [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nasihat: öğüt[/TD]
      [TD]nehiy: yasak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nehyetmek: yasaklamak[/TD]
      [TD]nizam: düzen, kanun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sirayet etmek: bulaşmak, geçmek[/TD]
      [TD]sîga-i meçhul: gr. bilinmezlik, belirsizlik kipi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sülûk etmek: yola girmek[/TD]
      [TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahaffuz etmek: korunmak, sakınmak[/TD]
      [TD]te’yid etmek: desteklemek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tekit: pekiştirmek[/TD]
      [TD]umum: genel, bütün[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vacip olmak: zorunlu olmak[/TD]
      [TD]vech-i intizam: tertip, düzen, diziliş yönü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zahir: açık[/TD]
      [TD]zecir: azarlama, sakındırma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]îcaz: veciz söz söyleme, maksadı az sözle anlatma[/TD]
      [TD]ıslah: düzeltme, iyileştirme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şefkat-i cinsiye: kendi cinsine olan şefkat, acıma[/TD]
      [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #804845
      Anonim

        Menfaat ve lûtfu ifade eden لَهُمْ blank.gif1 ’deki ل yapılacak nehiylerin, tahkir ve tahakküm suretiyle değil, ancak nasihat tarzıyla lâzım olduğuna işarettir.

        لاَ تُفْسِدُوا blank.gif2 ﴿ şöyle bir kıyas-ı istisnaîye işarettir ki: “Böyle yapmayın, aksi takdirde karışıklıklar meydana gelir. İnsanlar arasında itaat rabıtası kesilir. Adalet, ihtilâle inkılâp eder. İttifak ve ittihadın ipleri kopar. Fesat doğmaya başlar. Öyleyse, böyle yapmayın ki fesat olmasın.”

        فِى اْلاَرْضِ blank.gif3 ﴿ nehyi tekit, zecri idame ettiriyor. Çünkü nasihat muvakkat olduğu için inzicarın devamı lâzımdır. Bu da vicdanın heyecana getirilmesiyle olur. Bu dahi ya şefkat-i cinsiyenin uyandırılmasıyla veya nefret-i umumiyeye maruz kalmak korkusuyla olur. Evet فِى اْلاَرْضِ kelimesi her iki ciheti de temin eder. Zira اَ ْلاَرْضِ blank.gif4 kelimesi, lisan-ı haliyle, “Sizin bu fesadınız nev-i beşere sirayet eder. Nev-i beşerin, bilhassa fakirlerin ve masumların sizlere kötülüğü nedir ki, onlara karşı böyle fenalıkta bulunuyorsunuz? Şefkat-i cinsiyeniz yok mudur? Niçin merhamet etmiyorsunuz? Evet, teslim ettik ki, sizin şefkat-i cinsiyeniz yoktur. Hiç olmazsa nefret-i umumiyeden korkunuz” diye onları ikaz ediyor.

        S – Onların maksatları umum insanlar değildir. Niçin onların fesadı bütün insanlara sirayet etsin?

        C – Evet, siyah bir gözlüğü takan adam herşeyi siyah ve çirkin görür. Kezalik, basiret gözü de nifakla perdelenirse ve kalb küfürle peçelenirse, bütün eşya çirkin ve kötü görünür. Ve bütün insanlara, belki kâinata karşı bir buğz ve bir adâvete sebep olur. Hem de küçük bir dişlinin kırılmasıyla büyük bir makine müteessir olduğu gibi, bir şahsın nifakıyla heyet-i beşeriyenin intizamı müteessir olur.


        [NOT]Dipnot-1 Onlara.
        Dipnot-2 Fesad çıkarmayın.
        Dipnot-3 Yeryüzünde.
        Dipnot-4 Yeryüzü.
        [/NOT]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
        [TD]basiret: görme özelliği, sezgi, kavrama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]buğz: kin, nefret[/TD]
        [TD]fenalık: kötülük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fesad: bozukluk, bozgunculuk[/TD]
        [TD]heyet-i beşeriye: toplumsal yapı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]idame etmek: devam ettirmek[/TD]
        [TD]ihtilâl: karışıklık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inkılâb etmek: dönüşmek[/TD]
        [TD]inzicar: azarlanma, sakındırılma, menedilme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ittifak: fikir birliği, anlaşma, uyuşma[/TD]
        [TD]ittihad: birleşme, birlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kezalik: bunun gibi, öyle de [/TD]
        [TD]kıyâs-ı istisnâî: bir kıyasın sonucunun aynı yahut karşıt halinin öncüllerde hem anlam hem de şekil bakımından bulunmasıyla meydana gelen kıyas; meselâ, “mıknatıs bu cismi çekiyor; o halde bu cisim demirdir” cümlesi gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
        [TD]lûtf: iyilik, bağış, ihsan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]maruz kalma: tesirinde kalma[/TD]
        [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muvakkat: geçici[/TD]
        [TD]müteessir olma: etkilenme, tesirinde kalma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nefret-i umumiye: genel nefret, kamunun nefreti[/TD]
        [TD]nehy: yasaklama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev-i beşer: insanlar, insan[/TD]
        [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rabıta: bağ[/TD]
        [TD]sirayet: bulaşma, geçme, yayılma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sirayet etmek: bulaştırmak, geçmek, yayılmak[/TD]
        [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahkir: aşağılama, hakaret etme[/TD]
        [TD]tekit: pekiştirme, güçlendirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
        [TD]te’yid: güçlendirme, sağlamlaştırma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zecr: azarlama, sakındırma[/TD]
        [TD]şefkat-i cinsiye: kendi cinsine olan şefkat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ل: (bk. ḥ-r-f[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #804846
        Anonim


          Zira adalet, intizam, İslâmiyet ve itaatle olur. Maalesef onların serptikleri zehirler tabakadan tabakaya intikal ede ede bu zillet ve sefaleti ismar etmiştir.

          قَالُوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ﴾ ﴿: Yani, “Halkı ifsat etmeyin denildiği zaman ‘Bizler ancak ıslah edici insanlarız’ iddiasında bulundular.”

          اِنَّماَ ’da iki hâsiyet var:

          Birincisi: Dahil olduğu hükmün hakikaten veya iddiâen malûm olması lâzımdır. Bu hâsiyetten, nasihat edenleri tezyif etmeye ve cehaletlerine olan sebatlarını izhar etmeye bir remiz vardır. Yani, “Bizim ıslah edici olduğumuz malûmdur; binaenaleyh mesleğimizde sebat ederiz, nasihatlere kulak vermeyiz.”

          İkinci hâsiyet, hasrdır. Bu hasrdan dahi, onların salâhlarına hiçbir fesadın karışmamış olduğuna bir remiz vardır ki, bu remizden onların salâhlarına fesat karışıyor diye mü’minlere bir tariz vardır.

          Sebat ve devamı ifade eden ism-i fail sigasıyla مُصْلِحُونَ blank.gif1 ’nin نُصْلِحُ blank.gif2 ’ye tercihen zikredilmesi, salâhlarının sabit ve daimî bir sıfat olduğundan şimdiki halleri de ayn-ı salâh olduğuna işarettir. Sonra onlar, bu kelâmlarında da münafıklık ediyorlar. Zira, batınen fesatlarını salâh addettikleri gibi, zahiren “Bu amelimiz mü’minlerin salâh ve menfaatleri içindir” diye mürâilik yapıyorlar.

          أَلاَۤ اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ blank.gif3 ﴿: Bu âyetin makabliyle vech-i irtibatı:

          Evvelki âyette münafıklardan hikâye edilen bazı mânâlar ve iddialar vardır. Meselâ münafıklar mesleklerini terviç ve teşvik etmişlerdir. Salahı kendilerine ispat ve salâhın daimî bir sıfatları olduğunu iddia etmişlerdir. Ve amellerinin salâha münhasır olduğu ve salâhlarına hiçbir fesadın karışmamış olduğu ve bu hükmün


          [NOT]Dipnot-1 Islah ediciler.
          Dipnot-2 Islah ederiz.
          Dipnot-3 “Kesin olarak biliniz ki, onlar ancak kötülük yayan bozgunculardır. Fakat farkında değildirler.” Bakara Sûresi, 2:12.
          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]adalet: denge; hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma[/TD]
          [TD]amel: davranış, iş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ayn-ı salâh: hayırlı olma, düzgün ve iyiliğin ta kendisi[/TD]
          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bâtınen: gizili içe ait, olarak[/TD]
          [TD]cehalet: cahillik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]daimî: sürekli[/TD]
          [TD]fesad: bozukluk, karışıklık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hasır: sınırlama, hükmü birşeye mahsus kılma[/TD]
          [TD]hâsiyet: özellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iddiâen: iddia ederek[/TD]
          [TD]ifsat etmek: bozmak, bozgunculuk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]intikal etmek: bir şeyden diğerine geçmek, naklolmak[/TD]
          [TD]intizam: düzenlilik, düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ism-i fâil sigası: özne kalıbı, kipi[/TD]
          [TD]ismar etmek: meyve vermek, sonuç vermek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]izhar etme: meydana çıkarma, gösterme[/TD]
          [TD]kelâm: söz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]makabl: geçmişteki, önceki[/TD]
          [TD]malûm: bilinen, belirli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
          [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mürâilik: gösteriş, ikiyüzlülük[/TD]
          [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]salâh: hayırlı olma, iyilik, düzgünlük[/TD]
          [TD]sebat: kararlılık, sabit olma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sefalet: perişanlık, yoksukluk[/TD]
          [TD]sıfat: özellik, nitelik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]terviç: revaç kazandırma, değerini artırma[/TD]
          [TD]tezyif etme: hakaret etme, küçük düşürme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi[/TD]
          [TD]vech-i irtibat: bağlantı yönü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zahiren: görünüş itibariyle[/TD]
          [TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ıslah etme: düzeltme, barıştırma[/TD]
          [TD]اِنَّمَا: (bk. ḥ-r-f[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #804847
          Anonim


            malûm hükümlerden bulunduğu iddiasında bulunmuşlardır. Ve mü’minlere târizde bulunarak mü’minlerden kendilerine nasihat edenleri teçhil etmişlerdir.

            Kur’ân-ı Kerim dahi münafıkların şu mezkûr iddialarını cerh ve akslerini ispat etmek üzere şu cümlede bazı hükümler serdetmiştir. Ezcümle:

            Fesat, münafıklara isnat ve ispat edilmiştir. Ve onların, müfsitlerin hakikatiyle ittihat ettiklerine işaret edilmiştir. Ve fesadın münafıklara münhasır olduğuna ve bu hükmün sabit bir hakikat bulunduğuna işaretler yapılmıştır. Ve onların muzır olmalarıyla halk ikaz edilmiştir. Ve onlarınhisleri nefyedilmekle teçhil edilmişlerdir.

            Evet, fena birşeye düşmemek için kullanılmakta olan ikaz âleti denilen أَلاَ ile onların dâvâları halkın nazarında tezyif ve iptal edilmiştir. Tahkiki ifade eden اِنَّ ile, dâvâlarında iddia ettikleri hakkaniyet ve malûmiyet reddedilmiştir. Hasrı ifade eden هُمْ blank.gif1 onların اِنَّماَ ve نَحْنُ blank.gif2 ile mü’minlere karşı yaptıkları târizi cerh edici bir mukabeledir. Cins ve hakikati ifade eden اَلْمُفْسِدُونَ blank.gif3 deki harf-i tariften anlaşılır ki, onlar müfsitlerin hakikatıyla ittihat etmişlerdir.

            Şuurdan mahrum olduklarını ifade eden وَلٰكِنْ لاَ يَشْعُرُونَ blank.gif4 ﴿ cümlesi, onların zu’umlarınca dâvâlarının malumiyeti dolayısıyla nasihate ihtiyaçları olmadığına ve nasihat edenleri tezyif ettiklerine karşı bir müdafaadır.

            endOfSection.gifendOfSection.gif



            [NOT]Dipnot-1 Onlar (bk. n-ḥ-v: Zamir).
            Dipnot-2 Biz.
            Dipnot-3 Bozgunculuk yapanlar.
            Dipnot-4 “Fakat farkında değildirler.” Bakara Sûresi, 2:12
            [/NOT]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]aks: zıt [/TD]
            [TD]cerh: bir iddia ve fikri kabul etmeyip delillerle ispat ederek çürütme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cins: altında türlerin sıralandığı şey; gerçeklikleri çeşitli olanlar hakkında, bunlar nedir? sorusunun cevabıdır. Meselâ, at, kuş nedir? sorusunun cevabı, hayvandır[/TD]
            [TD]dâvâ: iddia[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ezcümle: meselâ[/TD]
            [TD]fena: kötü, çirkin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fesad: bozgunculuk, kargaşa[/TD]
            [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
            [TD]harf-i târif: gr. Arapça’da isimlerin başına gelen ve o ismi belirli, bilinen bir isim yapan “el” takısı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye, veya bir şahsa verilmesi[/TD]
            [TD]ikaz: uyarı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]isnat: dayandırma, yüklenme[/TD]
            [TD]ittihat etmek: birleşmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahrum: yoksun[/TD]
            [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukabele: karşılık[/TD]
            [TD]muzır: zararlı, zarar veren [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlûmiyet: bilinme, belli olma[/TD]
            [TD]müfsitlerin hakikati: bozguncuların gerçek yüzleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
            [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar: dikkat, bakış[/TD]
            [TD]nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]serd etmek: getirmek, söylemek[/TD]
            [TD]tahkik: pekiştirme, sağlamlaştırma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezyif: alay etme, küçük düşürme[/TD]
            [TD]tezyif etmek: alay etmek, küçük düşürmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teçhil etmek: cahillikle suçlamak[/TD]
            [TD]târiz: dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zu’um: zan, asılsız iddia, batıl inanç[/TD]
            [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]أَلاَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
            [TD]اِنَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]اِنَّمَا: (bk. ḥ-r-f[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #805020
            Anonim


              وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ قَالُوۤا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ أَلاٰۤ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ وَلٰكِنْ لاَيَعْلَمُونَ
              blank.gif1

              Yani, “Halkın imana geldikleri gibi siz de imana geliniz, diye imana dâvet edildikleri zaman, ‘Süfeha takımının imana geldiği gibi biz de mi imana geleceğiz?’ diye cevapta bulunurlar. Fakat süfeha takımı ancak ve ancak onlardır; lâkin bilmiyorlar.”

              Bu âyeti makabliyle rabt ve nazm eden cihetlere gelince: Bu iki âyet münafıkların cinayetlerini hikâye ettiği gibi, onlara hem nasihat, hem irşad vazifesini de görüyor. Binaenaleyh, bu iki âyetin arasındaki atıf, ya onların mü’minlere isnat ettikleri sefahet cinayetini kendilerinin arzda yaptıkları ifsat cinayetine atıftır, veyahut emr-i bilmârufu tazammun eden ikinci âyet, nehy-i anilmünkeri ifade eden birinci âyete atıftır. Demek bu iki âyet arasındaki cihetü’l-vahdet, ya cinayettir veyahut irşaddır.

              Bu âyetteki cümlelerin arasındaki cihet-i irtibat ise:

              Vakta ki وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ blank.gif2 cümlesiyle farz-ı kifâye olan nasihat vazifesi ifa edilmek üzere kâmil insanlardan ibaret olan cumhur-u nasa ittibaen, hâlis bir imana dâvet edildikleri zaman, onların enaniyet-i cahiliyeleri heyecana gelerek قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ blank.gif3 deyip gurur ve inatlarında ısrar ettiler ve “Dâvâmız haktır ve bizler hak üzereyiz” diye bâtıl ve inatçıların âdeti gibi bâtıl dâvâlarını hak ve cehaletlerini ilim iddia ettiler. Çünkü onların nifakla kalpleri fesada uğramıştır. Şüphesiz fâsit olan bir kalb, gururlu olur ve ifsadata meyleder. Binaenaleyh, onlar kalblerinin fâsid olmasından temerrüt ve


              [NOT]Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:13.
              Dipnot-2 “Onlara ‘diğer insanlar gibi iman edin’ denildiğinde.” Bakara Sûresi, 2:13.
              Dipnot-3 “Beyinsizlerin (dindar ve imanlı olanların) inandıkları gibi mi inanalım? dediler.” Bakara Sûresi, 2:13.
              [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]arz: dünya[/TD]
              [TD]atıf: bağlama, ulaştırma. (Ar. gr.) bağlaç; kendinden öncesiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan edat, bağlaç; “vav” harfi gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
              [TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cehalet: cahillik[/TD]
              [TD]cihet-i irtibat: bağlantı yönü [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihetü’l-vahdet: birlik yönü[/TD]
              [TD]cumhur-u nas: halkın çoğunluğu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dâvâ: iddia[/TD]
              [TD]emr-i bilmâruf: iyiliği emretme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]enaniyet-i cahiliye: cahillikten gelen gurur[/TD]
              [TD]farz-ı kifâye: dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fesad: bozukluk, karışıklık[/TD]
              [TD]fâsit: bozuk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hikâye etmek: anlatmak[/TD]
              [TD]hâlis: içten, katıksız, samimi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ifsat: bozgunculuk, kargaşa[/TD]
              [TD]ifsâdât: bozgunculuklar [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
              [TD]isnat etme: dayandırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ittibaen: tabi olarak, uyarak[/TD]
              [TD]kâmil: fazilet sahibi, olgun[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
              [TD]makabli: öncesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
              [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazm etmek: dizmek, tertip etmek, düzenlemek[/TD]
              [TD]nehy-i ani’l-münker: kötülükten sakındırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
              [TD]rabt: bağlama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sefahet: ahmaklık, beyinsizlik[/TD]
              [TD]süfeha: sefihler beyinsizler, ahmaklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak, kapsamak[/TD]
              [TD]temerrüt: inat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vakta: ne zaman[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #805021
              Anonim


                inat ediyorlar. Ve hedef ittihaz ettikleri ifsat iktizasıyla yekdiğerlerine halkı idlâl etmeyi tavsiye ediyorlar. Ve gururlarının hükmüyle, diyanet ve imanı sefahet ve sefalet telâkki ediyorlar. Ve nifaklarının icabıyla, bu sözlerinde de münafıklık yapıyorlar. Zira bu sözlerinin zahirinden “Biz divaneler değiliz, nasıl sefihler gibi olacağız?” diye bir mânâ çıkar. Bâtınından ise “Nasıl ekserîsi fukara ve nazarımızda sefih olan mü’minler gibi olacağız?” diye diğer bir mânâ çıkıyor.

                Sonra, Kur’ân-ı Kerim, onların mü’minlere attıkları sefahet taşınıأَلآٰ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ blank.gif1 cümlesiyle onlara iade etmekle kendilerine yutturmuştur. Çünkü inat ve cehaletleri bu dereceye vâsıl olanın hak ve müstehakı, beynennas teşhir edilmekle sefahetin kendisine münhasır olduğunu ilân etmektir.

                Sonra وَلٰكِنْ لاَيَعْلَمُونَ blank.gif2 cümlesiyle onların cehl-i mürekkeple cahil olduklarına işaret etmiştir ki, bu gibi cahillere nasihat tesir etmediğinden, onlardan tamamıyla iraz etmek lâzımdır. Çünkü, nasihati dinleyen ancak cehlini bilenlerdir. Bunlar cehillerini de bilmezler.

                Bu âyetin ihtiva ettiği cümlelerin eczası arasında bulunan irtibata gelelim:

                وَاِذَا قِيلَ لَهُمْ امِنُوا كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ blank.gif3 ﴿ cümlesindeki اِذَا kat’iyeti ifade ettiğinden emr-i mâruf ile halkı irşad etmek lüzumuna işarettir. Siga-yı meçhul ile zikredilen قِيلَ nasihatın, alâ sebîli’l-kifâye vacip olduğuna işarettir.

                Ve اَ خْلِصُوا فِى اِيماَنِكُمْ blank.gif4 gibi, ihlâs lâfzını ihtiva eden bir cümleye bedel اٰمِنُوا blank.gif5


                [NOT]Dipnot-1 “Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar, yalnızca kendileridir.” Bakara Sûresi, 2:13.
                Dipnot-2 “Fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).” Bakara Sûresi, 2:13.
                Dipnot-3 “Onlara “insanların iman ettikleri gibi siz de iman edin” denildiği vakit.” Bakara Sûresi, 2:13.
                Dipnot-4 İmanınızda ihlâslı olun.
                Dipnot-5 İman edin.
                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]alâ sebîli’l-kifâye vacip olma: farz-ı kifaye olarak gerekli olma[/TD]
                [TD]beynennas: insanlar arasında[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bâtın: görünmeyen, iç yüz[/TD]
                [TD]cehalet: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cehil: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                [TD]cehl-i mürekkep: bilmediğinden habersiz olma, bilmediğini de bilmeme hâli, katmerli bilgisizlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]divane: deli[/TD]
                [TD]diyanet: dindarlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ecza: cüzler; bölümler, parçalar[/TD]
                [TD]ekserî: çoğunluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]emr-i mâruf: iyiliği emretme[/TD]
                [TD]fukara: fakirler, yoksullar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]icab: gerektirme, lüzumlu kılma[/TD]
                [TD]idlâl etme: hak yoldan çıkarma, saptırma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ifsad: bozgunculuk[/TD]
                [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtiva etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                [TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iraz etmek: yüz çevirmek, uzak durmak[/TD]
                [TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]irşad etmek: doğru yolu göstermek, uyarmak[/TD]
                [TD]ittihaz etmek: edinmek, kabul etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münafıklık: ikiyüzlülük[/TD]
                [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müstehak: hak eden, lâyık olan[/TD]
                [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nasihat: öğüt[/TD]
                [TD]nazar: dikkat, bakış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nifak: iki yüzlülük[/TD]
                [TD]sefahet: ahmaklık, cahillik, beyinsizlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sefalet: perişanlık, yoksulluk [/TD]
                [TD]sefih: beyinsiz, ahmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]siga-yı meçhul: gr. belirsizlik kipi; öznenin zikredilmediği fiil kalıbı; meselâ “denildi” fiilinde, kimin dediği belli değildir[/TD]
                [TD]telâkki etmek: kabul etmek, anlamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teşhir edilmek: sergilenmek, gösterilmek[/TD]
                [TD]vâsıl olma: ulaşma, varma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]yekdiğer: birbirine, her biri diğerine[/TD]
                [TD]zahir: görünen, açıkça ortada olan, bir şeyin dış yüzü; tevil ve yorum kabul eden söz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zira: çünkü[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #779426
                Anonim


                  lâfzının zikredilmesi, ihlâsı olmayan imanın, imandan addedilmemesine işarettir.

                  Ve كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ blank.gif1 lâfzıyla güzel bir misal, bir nümûne, bir örnek gösterilmiştir ki, onlara ittiba ederek ihlâslı bir imana gelsinler.

                  نَاسْ blank.gif2 lâfzında iki nükte vardır ve o iki nükte, vicdanları emr-i mârufa icbar eden âmillerdendir.

                  Birincisi: نَاسْ ünvanı, herkesi cumhur-u nasa tâbi olmaya dâvet eder. Çünkü cumhura muhalefet öyle bir hatâdır ki, o hatâyı irtikâp etmek, kalbin, vicdanın şânından değildir.

                  İkincisi: كَمَآ اٰمَنَ النَّاسُ tabirinden anlaşılıyor ki, imanı olmayanın nâstan addedilmemesi lâzımdır. Ancak nâs tabiri mü’minlere mahsustur. Bu da, ya imanın hâsiyetiyle insaniyetin hakikati mü’minlere münhasırdır; veya imansız olanlar, insaniyetin mertebesinden sukut etmişlerdir.

                  قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهَآءُ ﴿ Yani, “Bizler nasihatleri kabul etmiyoruz. Şu miskinlerin cemaatine nasıl gireceğiz? Bizim gibi ashab-ı câh ve mertebe, onlara kıyas edilemez.”

                  قَالُوا blank.gif3 nefislerini tezkiye, mesleklerini terviç, nasihatten istiğna, mağrurane dâvâ şeklinde müdafaa etmelerine işarettir.İnkârî bir istifhamı ifade eden أَنُؤْمِنُ blank.gif4 kelimesi, onların cehalette gösterdikleri

                  [NOT]Dipnot-1 Diğer iman eden insanlar gibi.
                  Dipnot-2 İnsanlar.
                  Dipnot-3 Dediler ki.
                  Dipnot-4 İnanacak mıyız?
                  [/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]addedilme: sayılma[/TD]
                  [TD]addetmek: saymak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ashâb-ı câh ve mertebe: makam ve mevki sahipleri[/TD]
                  [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cumhur: çoğunluk[/TD]
                  [TD]cumhur-u nas: insanların çoğunluğu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                  [TD]emr-i bilmârufa icbar etme: iyiliği emretmeye mecbur kılma [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
                  [TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                  [TD]inkârî istifham: olmaz maksadıyla “olur mu?” tarzında sorulan soru[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                  [TD]irtikap etmek: yapmak, işlemek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istiğna: ihtiyaç duymama, kaçınma[/TD]
                  [TD]ittiba etmek: tabi olmak, uymak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kıyas edilme: karşılaştırılma[/TD]
                  [TD]lâfz: ifade, söz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mağrurâne: gururlu bir şekilde[/TD]
                  [TD]mertebe: derece[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]miskin: küçük görülen zavallı, şiddetli ihtiyaç sahibi, fakirden daha fakir[/TD]
                  [TD]muhalefet: karşıt olma, aykırılık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                  [TD]münhasır: bir şeye has, özel ve ait olan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                  [TD]nasihat: öğüt[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                  [TD]nâs: insanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                  [TD]nümûne: örnek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sukut etmek: düşmek[/TD]
                  [TD]tabir: ifade, açıklama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tervîç: revaç kazandırma, değerini artırma, yayma[/TD]
                  [TD]tezkiye: temiz gösterme, temize çıkarma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tâbi olma: uyma[/TD]
                  [TD]âmil: neden, sebep[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şân: nâm, şeref[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #779698
                  Anonim


                    temerrüt ve inada işarettir. Sanki onlar istifham ile nasihat edene soruyorlar ki: “Mesleğimizi terk etmemize senin vicdanın razı olup insafın kabul eder mi?”

                    S – Onlar o sözlerinde kimleri muhatap etmişlerdir?

                    C – Evvelâ nefislerine, saniyen ebnâ-yı cinslerine, salisen nasihat edenlere tevcih-i hitap etmişlerdir.

                    Evet, birisine nasihat yapan adam evvelâ nefsine müracaat eder, sonra arkadaşlarıyla konuşur. Sonra nasihat ettiğine döner, yaptığı müracaatların neticesini ona söyler. Buna binaen, vakta ki münafıklar imana dâvet edildiler; onlar fesada uğramış kalblerine, tefessüh etmiş vicdanlarına müracaatta bulundular. İnkâr cevabını aldıkları için, kalblerindeki şeyi dışarıya verdiler. Sonra ifsat arkadaşlarına müracaat ettiler. Yine inkâr cevabını alarak, gizli gizli konuşmalara başladılar. Sonra, itizar şeklinde nasihat edene dönerek şöyle bir safsatada bulunurlar: “Yahu, aramızda çok fark vardır. Biz onlara kıyas edilemeyiz. Çünkü biz zenginiz, onlar fakirdirler. Onlar mecburiyet saikasıyla imana gelmişlerdir. Onların diyaneti ıztırarîdir. Biz ise ashab-ı izzet ve servet insanlarız.”

                    Hülâsa, onlar gururlarının hükmüyle mürşidi insafa dâvet ettiler. Hud’a ve hileleriyle ikiyüzlü bir konuşmada bulundular. Şöyle ki: “Ey mürşid! Bizleri süfeha zannetme. Bizler süfeha gibi olamayız. Ancak halis mü’minlerin yaptıkları gibi yapıyoruz” diye mürşidi kandırmak istediler. Halbuki, kalblerinde, “Bu fakir ve kıymetten sukut eden mü’minler gibi değiliz” gibi başka bir mânâyı izhar etmişlerdir.

                    Hülasa أَنُؤْمِنُ lâfzında onların fesadlarına, ifsadlarına, gururlarına ve nifaklarına gizli birer remiz vardır.

                    كَمَآ اٰمَنَ السُّفَهآءُ blank.gif1: Yani, “Kâmil zannettiğiniz mü’minler, nazarımızda zelil ve fakir bir cemaattır. Onların herbirisi bir kavmin sefihidirler.”

                    O kâmil mü’minlerin tecvîz ettiği kıyasta birkaç işaret vardır:



                    [NOT]Dipnot-1 Bu beyinsizlerin iman ettikleri gibi mi?
                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]ashab-ı izzet: izzet, şeref sahipleri[/TD]
                    [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]diyanet: dindarlık[/TD]
                    [TD]ebna-yı cins: aynı cinsten olanlar (insanlar)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]evvelâ: ilk önce, birinci olarak[/TD]
                    [TD]fesad: bozukluk, karışıklık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hud’a: hile, aldatma[/TD]
                    [TD]hâlis: samimi, içten[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hülâsa: özetle, kısaca[/TD]
                    [TD]ifsad: bozma, fesada uğratma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istifham: soru sorma, bilgi isteme[/TD]
                    [TD]itizar: özür dileme, bahane gösterme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
                    [TD]kâmil: kemâl ve fazilet sahibi, olgun[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kıyas: karşılaştırma, tatbik etme[/TD]
                    [TD]lâfz: ifade, söz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhatap: kendisine karşı konuşulan[/TD]
                    [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
                    [TD]mürşid: irşad eden, doğru yolu gösteren[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazar: görüş, bakış[/TD]
                    [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                    [TD]remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]safsata: saçmalama, yanlış ve saçma kıyas[/TD]
                    [TD]saika: sebep, neden[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
                    [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sefih: cahil, ahmak[/TD]
                    [TD]sukut: düşme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]süfeha: sefihler, ahmaklar, cahiller[/TD]
                    [TD]tecvîz: câiz görme, izin verme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tefessüh etmek: bozulmak[/TD]
                    [TD]temerrüt: inat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevcih-i hitap: sözü birine yöneltme, birine hitap etme, konuşma[/TD]
                    [TD]vakta ki: ne zaman ki[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zelil: hor, hakir[/TD]
                    [TD]ıztırarî: zorunlu olarak, çaresizce[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #779332
                    Anonim


                      Birincisi:
                      Mecmaü’l-mesâkin, melceü’l-fukara, hakkı himaye, hakikatı muhafaza, gururu men’, tekebbürü def eden, yegâne İslâmiyettir. Evet, kemal ve şerefin mikyası İslâmiyettir.

                      İkincisi: Nifakı intaç eden, garaz, gurur, tekebbürdür.Üçüncüsü: İslâmiyet, ehl-i dünya ve ashab-ı meratip ellerinde tahakküm ve tagallübe vesile olamaz. Ancak sair dinlerin hilâfına olarak, ehl-i fakr ve hacet elinde ihkak-ı hak için kırılmaz elmas bir kılıçtır. Bu hakikate tarih güzel bir şahittir. أَلآٰ اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَآءُ blank.gif1 ﴿: Bilinmesi lâzımdır ki, Kur’ân-ı Kerimin, nifakın aleyhine kesretle yaptığı şiddetli tehditler ve takbihlerin sebebi, ancak ve ancak âlem-i İslâmın nifak şubelerinden gördüğü darbelerdir.
                      أَلاَ ikaz âleti olup, sefahetlerini teşhir ve efkâr-ı âmmeyi sefahetlerine istişhad etmek için zikredilmiştir.Hakikati göstermek için bir âyine ve hakikate delâlet için bir delil vazifesini gören اِنَّ lisan-ı haliyle, “Hakikate bakınız, onların zahirî safsatalarının aslı yoktur, aldanmayınız” diyor.Hasrı ifade eden هُمْ blank.gif2 kelimesi, nefislerine iddia ettikleri tezkiyeyi red ve mü’minlere isnat ettikleri sefaheti def eder. Yani, bir lezzet-i faniye için âhiretini terk eden sefihtir. Bâki bir mülkü hevesat-ı faniyesinin terkiyle satın alan sefih değildir.


                      [NOT]Dipnot-1 “Biliniz ki akılsız ve ahmak olanlar yalnızca kendileridir.” Bakara Sûresi, 2:13.
                      Dipnot-2 Onlar (bk. n-ḥ-v: zamir).
                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]ashab-ı meratip: makam ve mevki sahipleri; siyasi, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar[/TD]
                      [TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]def etme: uzaklaştırma[/TD]
                      [TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]delâlet: delil olma, gösterme[/TD]
                      [TD]efkâr-ı âmme: genel düşünce, kamuoyu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
                      [TD]ehl-i fakr ve hacet: fakirler ve ihtiyaç sahipleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]garaz: kötü kasıt, kin[/TD]
                      [TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakkı himaye: hakkı koruma[/TD]
                      [TD]hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye veya bir şahsa verilmesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hevesat-ı faniye: geçici arzu ve istekler[/TD]
                      [TD]hilâfına: aksine, tersine[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihkak-ı hak: hak sahibine hakkını verme[/TD]
                      [TD]intaç etme: netice verme, doğurma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
                      [TD]istişhad etme: şahit gösterme, şahit tutma, delil getirme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk[/TD]
                      [TD]kesret: çokluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lezzet-i faniye: geçici olan lezzet[/TD]
                      [TD]lisan-ı hâl: hâl ve davranış dili[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mecmaü’l-mesâkin: miskinlerin, büyük ihtiyaç sahiplerinin toplandığı yer, muhtaçlar evi[/TD]
                      [TD]melceü’l-fukara: fakirlerin sığınağı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]men’: yasaklama[/TD]
                      [TD]mikyas: ölçek, ölçü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                      [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                      [TD]safsata: saçmalama; doğru gibi görünen yanlış kıyas[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                      [TD]sefahet: ahmaklık, cahillik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sefih: ahmak, beyinsiz[/TD]
                      [TD]tagallüb: üstünlük, galip gelme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahakküm: baskı, zorlama[/TD]
                      [TD]takbih: kötüleme, çirkin görme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tekebbür: büyüklenme, gururlanma[/TD]
                      [TD]tezkiye: temize çıkarma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşhir: sergileme, gösterme[/TD]
                      [TD]vesile: araç, vasıta[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yegâne: yalnızca[/TD]
                      [TD]zahirî: dış görünüşe ait[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                      [TD]âlem-i İslâm: İslâm âlemi, dünyası[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şahit: delil, tanık[/TD]
                      [TD]اَلاَ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]اِنَّ: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #779333
                      Anonim

                        اَلسُّفَهَآءُ blank.gif1 deki elif ve lâm, hükmün malûmiyetine ve kemaline işarettir. Yani, onların sefaheti malûmdur. Ve sefahetin son sistemi onlardadır.

                        وَلٰكِنْ لاَيَعْلَمُونَ blank.gif2 ﴿ cümlesinde üç işaret vardır:

                        Birincisi: Hakkı bâtıldan, iman mesleğini nifak mesleğinden temyiz etmek, ancak ilim ve nazar ile olur. Fakat yaptıkları fitne ve fesatları zahir olduğu için, ednâ bir şuuru olan farkında olur. Buna binaen, Kur’ân-ı Kerim birinci âyeti وَلٰكِنْ لاَيَشْعُرُونَ ile zeyillendirmiştir.

                        İkincisi: لاَيَعْلَمُونَ blank.gif3 gibi, âyetlerin sonunda zikredilen اَفَلاَ يَعْقِلُونَ اَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ اَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ blank.gif4 gibi cümleleriyle, İslâmiyetin akıl, hikmet ve mantık üzerine müesses olduğuna işaret etmiştir ki, İslâmiyeti herbir akl-ı selimin kabul etmesi, İslâmiyetin şânındandır.

                        Üçüncüsü: Onlardan iraz etmek ve onlara itimat etmemek lâzımdır. Çünkü cehillerini bilmediklerinden, nasihatin onlara tesiri olmuyor.


                        endOfSection.gifendOfSection.gif

                        ﴿ وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوۤا اٰمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَياَطِينِهِمْ قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ اَللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْياَنِهِمْ يَعْمَهُونَ blank.gif5



                        [NOT]Dipnot-1 Sefihler, malını ve hayat sermayesini sorumsuzca harcayanlar, beyinsizler.
                        Dipnot-2 “Ancak onlar bilmezler.” Bakara Sûresi, 2:12.
                        Dipnot-3 Bilmezler.
                        Dipnot-4 Akletmezler mi? Düşünmezler mi? Akıllarını kullanmazlar mı?
                        Dipnot-5 “İman edenlere rastladıklarında ‘İnandık’ derler. Şeytanlaşmış reisleri ve arkadaşlarıyla baş başa kalınca da, ‘Aslında biz sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz’ derler. Alaylarına karşılık Allah onları maskaraya çevirir. Ve onlara mühlet verip azgınlıkları içinde bırakır da, şaşkın şaşkın bocalayıp dururlar.” Bakara Sûresi, 2:14-15.
                        [/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]akl-ı selim: sağlam, sağlıklı düşünen akıl [/TD]
                        [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
                        [TD]cehil: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ednâ: en ufak, en küçük[/TD]
                        [TD]elif ve lâm (harf-i târif): gr. Arapça’da isimlerin başına gelen ve böylece onu belirli ve bilinen hale getiren bir takı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
                        [TD]fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkarma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hak: gerçek[/TD]
                        [TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi, fen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iraz etmek: yüz çevirmek, uzak durmak[/TD]
                        [TD]itimat etmek: güvenmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                        [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]malûmiyet: bilinmişlik; belli ve bilinir olma[/TD]
                        [TD]müesses: kurulu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nasihat: öğüt[/TD]
                        [TD]nazar: dikkatlice bakma, delilleri inceleme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük [/TD]
                        [TD]sefahet: zevk ve eğlenceye düşkün olma ve malını gereksiz yere harcama; beyinsizlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]temyiz etmek: ayırmak, ayırt etmek[/TD]
                        [TD]zeyillendirmek: ek bir sözle sonlandırmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zâhir: açık, aşikâr[/TD]
                        [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #777698
                        Anonim


                          İstihza ve istihfaf gibi münafıkların dördüncü cinayetlerini beyan eden şu âyetin fesat, ifsat, tesfih gibi sebkat eden cinayetlerine atfını iktiza eden ayn-ı münasebetle bu âyetin meâliyle mâkablinin meâli arasında irtibat ve intizam hasıl olmuştur.

                          Bu âyetin cümleleri arasındaki vech-i irtibata gelince:

                          İnsanın musibet ve elemlere karşı nokta-i istinadı ve ihtiyaç ve emellerini tesviye için nokta-i istimdadı olan imanın üç hassası vardır.

                          Birincisi: Nokta-i istinadından neş’et eden izzet-i nefistir. İzzet-i nefsi olan, başkalarına kendisini zelil göstermeye tenezzül etmez.

                          İkincisi: Şefkattir. Şefkati olan, kimseyi tahkir ve tezlil etmez.

                          Üçüncüsü: Hakikatlere ihtiram etmek ve yüksek şeylerin kıymetini bilmekle istihfaf etmemektir.

                          Kezâlik, imanın zıddı olan nifakın da üç hassası vardır.

                          Birincisi: Zillettir.

                          İkincisi: İfsadata meyletmektir.

                          Üçüncüsü: Başkalarını tahkir etmekle gururlanıp zevk almaktır.

                          Binaenaleyh, iman, izzet-i nefsi intaç ettiği gibi, nifak da onun aksine zilleti intaç eder. Zilleti olan, herkese karşı kendisini zelil gösterir. Bu ise riyadır. Riya ise müdahenedir. Müdahene dahi kizbdir. Kur’ân-ı Kerim, şu silsileli kizbe وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوۤ اٰمَنَّا blank.gif1 ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Mü’minlere rast geldikleri zaman, biz de imana geldik’ diyorlar.”

                          Sonra nifak, imanın hilâfına, kalbleri ifsad eder. Kalbin fesadı ise, yetimliği intaç eder. Yani, bozuk olan bir kalb kendisini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu hâletten korku neş’et eder. O korku onu kaçıp gizlenmeye icbar eder. Kur’ân


                          [NOT]Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:14.
                          [/NOT]
                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]atf: (Ar. gr.) bağlama, ilişkilendirme; kelime veya cümle grubu arasındaki mânâ bütünlüğünü gösteren irtibat, ilişki
                          [/TD]
                          [TD]ayn-ı münâsebet: tam bir bağlantı, ilişki[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beyan etmek: açıklamak, izah etmek[/TD]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
                          [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fesat: bozgunculuk[/TD]
                          [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hassa: özellik, nitelik[/TD]
                          [TD]hilâfına: aksine, tersine[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hâlet: durum, hâl[/TD]
                          [TD]icbar etmek: zorlamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ifsadat: başkalarını bozma faaliyetleri, işleri[/TD]
                          [TD]ifsat: bozma, bozgunculuk yapma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihtiram etmek: saygı göstermek[/TD]
                          [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]intaç etmek: netice vermek, doğurmak[/TD]
                          [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
                          [TD]istihfaf: hafife alma, küçümseme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istihfaf etmek: küçümsemek, hafife almak[/TD]
                          [TD]istihza: alay etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izzet-i nefis: insanın vakar, şeref ve haysiyetini koruma duygusu[/TD]
                          [TD]kezâlik: bunun gibi, böylece[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kizb: yalan[/TD]
                          [TD]meâl: mânâ, anlam[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]musibet: belâ, sıkıntı[/TD]
                          [TD]mâkabli: öncesi [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mâlik: sahip[/TD]
                          [TD]müdahene: dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
                          [TD]neş’et etme: doğma, meydana gelme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                          [TD]nokta-i istimdad: yardım dileme noktası, imdat noktası[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nokta-i istinad: dayanak dileme noktası[/TD]
                          [TD]riya: gösteriş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sebkat etmek: daha önce anlatımı geçme[/TD]
                          [TD]silsile: sıra, dizi, zincir halkaları gibi birbirine bağlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahkir: aşağılama, hakaret etme, küçümseme[/TD]
                          [TD]tenezzül etmek: inmek, alçalmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tesfih: ahmak olarak niteleme[/TD]
                          [TD]tesviye: düzenleme; gerçekleştirme, yoluna koyma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tezlil etmek: aşağılamak, hor ve hakir görmek[/TD]
                          [TD]vech-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zelil gösterme: aşağılama, hor, hakir görme[/TD]
                          [TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #779404
                          Anonim

                            şu hallerine ﴿ وَاِذَا خَلَوْا blank.gif1 ile işaret etmiştir. Yani, “Kaçıp halvetlere gittikleri zaman…”
                            Sonra nifak, imanın aksine, akraba ve saireler arasında sıla-i rahmi kat’ eder, keser. Bu ise şefkati izale eder. Şefkatin zevâli ise ifsadata sebep olur. İfsaddan fitne çıkar. Fitneden hıyanet doğar. Hıyanet dahi zafiyeti mûciptir. Zafiyet de himaye edecek bir zahîre, bir arkaya iltica etmeye icbar eder. Kur’ân-ı Kerim buna اِلٰىشَياَطِينِهِمْ ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himayelerine giriyorlar.”
                            Sonra, imanın hilâfına, nifakta tereddüt vardır. Yani münafık olan kimse, kat’î bir hüküm sahibi değildir. Bu ise sebatsızlığı intaç eder. Bu da mesleksizliği. Bu dahi emniyetsizliği tevlid eder. Bu ise-kanunen maznunların hergün ispat-ı vücut etmeleri lüzumu gibi—daima şeytanlarına gidip küfürlerini, ahidlerini tazelemelerini icap ettirir. Kur’ân-ı Kerim bu silsileye قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Bizler sizinle beraberiz” diye ahidlerini tecdid ediyorlar.Sonra mü’minlere gidip geldiklerinden hasıl olan şüpheyi izale etmek için, and dilemeye mecbur oldular. Ve imanın hilâfına, hakikatlere adem-i hürmet ve istihfafta bulunarak kıymetli şeylere ihanet ettiler ki, kendilerine atfedilen ithamları defetsinler. İşte, Kur’ân-ı Kerim buna قَالُوۤا اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Bizim mü’minlerle olan ihtilâtımız, onlarla istihza içindir. Aramızda samimiyet yoktur. Ancak yüzlerine gülüyoruz.”
                            Sonra, münafıkların şu gidiş ve söyleyişlerini dinleyen sâmiîn mü’minlerin de mukabelede bulunmalarını intizar etmekte bulunduğu, siyak-ı kelâmdan anlaşıldı. Bunun için Kur’ân-ı Kerim de mü’minlere bedel اَ للهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ ﴿ diye

                            [NOT]Dipnot-1 Bakara Sûresi, 2:14.
                            [/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]adem-i hürmet: hürmetsizlik etme, saygısız olma[/TD]
                            [TD]ahid: sözleşme, andlaşma [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]and dileme: yemin etme, ahit dileme[/TD]
                            [TD]atfetme: bağlama, göndermede bulunma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]emniyet: güven, huzur[/TD]
                            [TD]fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunluk; baştan çıkma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru [/TD]
                            [TD]halvet: yalnızlık, tek başına kalma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hasıl olma: meydana gelme[/TD]
                            [TD]hilâfına: aksine[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]himaye: koruma altına alma[/TD]
                            [TD]hıyanet: hainlik, ihanet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]icbar etmek: zorlamak[/TD]
                            [TD]ifsad: bozma, bozgunculuk yapma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ifsadat: bozma çabaları, tahrip etmeler[/TD]
                            [TD]ihanet etme: haksız yere aşağılama, küçük görme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihtilât: birbiriyle iç içe olma, karışma[/TD]
                            [TD]iltica etme: sığınma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]intaç etmek: sonuç vermek[/TD]
                            [TD]intizar etmek: beklemek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ispat-ı vücud: varlığını ispat etme[/TD]
                            [TD]istihfaf: hafife alma, küçümseme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istihza: alay etme[/TD]
                            [TD]itham: suçlama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
                            [TD]kat’etmek: kesmek, koparmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]maznun: zan altında olan[/TD]
                            [TD]meslek: izlenen, yürünen yol[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mucip: gerektiren[/TD]
                            [TD]mukabele: karşılık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
                            [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]saire: diğer, başka[/TD]
                            [TD]sebatsızlık: kararsızlık, istikrarlı olmama
                            [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]silsile: zincir, dizi, sıra[/TD]
                            [TD]siyak-ı kelâm: sözün gidişatı; sözün söyleniş şekli, ifade tarzı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sâmiîn: işitenler, dinleyenler[/TD]
                            [TD]sıla-i rahm (rahim): akrabayla ilişki halinde olma, akrabalık bağı; insanlık, hemşehrilik bağı gibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tecdid etmek: yenilemek[/TD]
                            [TD]tevlid etmek: doğurmak, sebep olmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                            [TD]zahîr: yardımcı, arka çıkan, dayanak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zeval: yok olma, kaybolma[/TD]
                            [TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #779405
                            Anonim


                              mukabelede bulunmuştur. Yani, “Cenâb-ı Hak, onların istihzaları üzerine eşedd‑i ceza ile dünya ve âhirette tecziye eder ve edecektir.” Cenâb-ı Hakkın şu mukabelesi, mü’minlerin şerefine ve münafıkların yaptıkları istihzanın, Cenâb-ı Hakkın tecziyesine karşı adem hükmünde kaldığına ve onların hamakatlerine işarettir.

                              Sonra Kur’ân-ı Kerim وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْياَنِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿ cümlesiyle cezalarını istihza suretiyle tasvir etmiştir. Yani, “Onlar dalâlet ve tuğyanı intaç eden esbaba su-i ihtiyarlarıyla ve arzularıyla tevessül ettikleri için, sanki lisan-ı halleriyle dalâletin talebinde bulunmuşlardır; Cenâb-ı Hak da onların talepleri üzerine, istediklerine yardım etmiştir.”

                              Bu âyetin tazammun ettiği cümlelerin heyetleri arasında intizam ciheti ise:Dahil olduğu hükmün kat’iyetini ifade eden وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا blank.gif1 ﴿’deki اِذَا onların mü’minlere olan mülâkatlarını amden ve kasten cezmettiklerine işarettir.Alelekser yollarda rast gelmek mânâsını ifade eden لَقُوا blank.gif2 onların, yollarda halk içinde mü’minlere mülakatlarını taammüd ettiklerine işarettir.اَلْمُؤْمِنُونَ blank.gif3 kelimesine tercihan اَلَّذِينَ اٰمَنُوا blank.gif4 kelimesinin zikri, onların mü’minlerle cihet-i irtibatları, yalnız iman sıfatı hasebiyle olduğuna ve bütün sıfatlar içinde de en mümtaz ve medar-ı nazar yalnız iman sıfatı olduğuna imadır. قَالُوا blank.gif5 ﴿ Bu ünvan, onların sözleriyle kalbleri bir olmadığına ve söyledikleri sözler mahzâ riya ve müdahene perdesi altında kendilerine yapılan ithamları


                              [NOT]Dipnot-1 “İman edenlerle karşılaştıkları zaman.” Bakara Sûresi, 2:14.
                              Dipnot-2 Karşılaştılar.
                              Dipnot-3 Mü’minler.
                              Dipnot-4 İman edenler.
                              Dipnot-5 Dediler.
                              [/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]alelekser: çoğunlukla, genellikle[/TD]
                              [TD]amden: bizzat isteyerek, maksatlı olarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cezmetmek: karar vermek, azimli olmak[/TD]
                              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet-i irtibat: bağlantı, ilişki yönü[/TD]
                              [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler[/TD]
                              [TD]eşedd-i ceza: en şiddetli, en ağır ceza[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hamakat: ahmaklık[/TD]
                              [TD]heyet: bileşenler, grup[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intaç etmek: sonuç vermek[/TD]
                              [TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istihza: alay etme[/TD]
                              [TD]itham: suçlama[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kat’iyet: kesinlik, şüphesizlik[/TD]
                              [TD]lisan-ı hal: hal dili, beden dili[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahzâ: tam, sırf[/TD]
                              [TD]medar-ı nazar: önem verilecek nokta[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mukabele: karşılık[/TD]
                              [TD]müdahene: dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mülâkat: karşılıklı görüşme[/TD]
                              [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
                              [TD]su-i ihtiyar: iradenin kötüye kullanımı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]taammüd etmek: bir işi kasıtlı olarak, bilerek ve isteyerek yapma[/TD]
                              [TD]tasvir etmek: canlandırarak anlatmak
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                              [TD]tecziye: cezalandırma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tercihan: tercih ederek[/TD]
                              [TD]tevessül etmek: girişmek, sarılmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme[/TD]
                              [TD]اِذَا: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #779396
                              Anonim


                                def etmek ve mü’minlerden celb-i menafi ile sırlarına vâkıf olmak azminde bulunduklarına işarettir.

                                اٰمَنَّا blank.gif1 ﴿ Makamın iktizasıyla bu kelimenin tekitlerle müekked olarak zikredilmesi lâzım iken, tekitsiz zikri, kalblerinde tahrik edici bir şevkin ve bir aşkın bulunmamasıyla, sözlerini şiddetsiz ve tekitsiz, serseriyâne söylemiş olduklarına işarettir. Ve keza onların tekitleri adem hükmünde olup, mü’minleri inandıramadıklarına işarettir.

                                Ve keza اٰمَنَّا kelimesi ile nifaklarına örttükleri perde pek zayıf olduğundan tekit ve teşdit edildiği takdirde yırtılması ihtimali olduğuna işarettir. Çünkü tekit ve teşdit şüpheyi dâidir. Şüphe ise tahkikate bâistir. Tahkikat yapıldığı takdirde boyaları meydana çıkar. اٰمَنَّا ’nın cümle-yi fiiliye ile zikri ise imanlarının sabit ve devamlı olduğuna mü’minlere inandırmak imkânını bulamadıklarına ve yalnız menfaatleri celb ve esrara muttali olmak maksadıyla mü’minlere müdahene ve tasannu yapmakla ihdas-ı iman ettiklerine işarettir.

                                وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَياَطِينِهِمْ قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ blank.gif2 ﴿ Evvelki âyetle bu âyetin birbirine olan atıfları, onların mesleksiz ve sebatsız olduklarına işarettir.

                                اِذَا ’nın ifade ettiği cezmiyet, itiyad ettikleri fesat ve ifsat iktizasıyla şeytanlarına gitmelerini zarurî bir vazife bildiklerine işarettir.

                                خَلَوْا blank.gif3 tabiri, cinayetlerinden korktuklarından tesettür ve gizlenmek istediklerine işarettir. اِلٰى kelimesinin خَ لَوْ ا kelimesiyle daha uygun olan مَعَ kelimesine tercihan zikredilmesi, iki şey içindir: Birisi, acz ve zaafları yüzünden iltica etmeye


                                [NOT]Dipnot-1 İman ettik.
                                Dipnot-2 “Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ‘Biz sizinle beraberiz’ derler.” Bakara Sûresi, 2:14.
                                Dipnot-3 Başbaşa kaldılar.
                                [/NOT]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                                [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]atıf: (Ar. gr.) bağlama, göndermede bulunma; kelime veya cümle grubu arasındaki mânâ bütünlüğünü gösteren irtibat, ilişki[/TD]
                                [TD]azm: kararlılık, niyet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bâis: sebep, neden[/TD]
                                [TD]celb: çekme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]celb-i menafi: menfaatlerin celbedilmesi; yarar sağlama, çıkar elde etme[/TD]
                                [TD]cezmiyet: kesin kararlılık, azimli olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cümle-i fiiliye: gr. fiil ile başlayan cümle, fiil cümlesi[/TD]
                                [TD]dâi: sebep, neden[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]esrar: sırlar, gizli gerçekler[/TD]
                                [TD]fesat: bozgunluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ifsat: bozgunculuk yapma, fesada uğratma [/TD]
                                [TD]ihdâs-ı iman: yeni bir iman türü icat etme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]iktiza: bir şeyin gereği[/TD]
                                [TD]itiyad etmek: alışkanlık haline getirmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                                [TD]meslek: tutulan, gidilen yol[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muttali olmak: haberdar olmak[/TD]
                                [TD]müdahene: dalkavukluk, içindekinin aksiyle muamele etme, aldatma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müekked: pekiştirilmiş[/TD]
                                [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sebatsız: kararsız, istikrarsız[/TD]
                                [TD]serseriyâne: serserice [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tabir: ifade, açıklama[/TD]
                                [TD]tahkikat: araştırmalar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
                                [TD]tasannu yapmak: yapmacık harekette bulunmak, birşeyi zorla daha iyi göstermeye çalışmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tekit: kuvvetlendirme, pekiştirme[/TD]
                                [TD]tercihan: tercih edilerek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tesettür: gizlenme, örtünme[/TD]
                                [TD]teşdit etmek: şiddetlendirmek, baskı vs. artırma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vâfık olmak: etraflıca bilmek, tanımak[/TD]
                                [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]اِلٰى: (bk. ḥ-r-f[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #779392
                                Anonim

                                  mecbur olmalarıdır. İkincisi, fitne ve ifsat iktizasıyla mü’minlerin sırlarını kâfirlere îsal etmektir. Bu iki mânâyı مَعَ blank.gif1 ifade edemez.

                                  شَياَطِينِهِمْ blank.gif2 Bu ünvan, reislerinin şeytanlar gibi gizlenip vesveseleri ilka ettiklerine ve şeytanlar kadar muzır olduklarına ve şeytanlar gibi şerden maada birşey tasavvur etmediklerine işarettir.قَالُواِنَّا مَعَكُمْ Yani, “Sizinle beraberiz.” Bu cümle ile nefislerinin tezkiyesine, ahidlerinin tecdidine, mesleklerinde sabit kaldıklarına işaret etmişlerdir. Yalnız bu cümlenin muhataplarında münafıkların münkirleri bulunmadığı halde cümle tekitleştirilmiştir.وَاِذَا لَقُوا الَّذِينَ اٰمَنُوا قَالُوا اٰمَنَّا blank.gif3 cümlesinin muhatapları hep münkir oldukları halde, cümle tekitsiz bırakılmıştır. Bunun sebebi, birinci cümleyi şevksiz, aşksız, ikinci cümleyi ise aşk ve şevkle söylediklerine işarettir. Şeytanlarına söyledikleri cümleyi, ismiye şeklinde, mü’minlere karşı söylediklerini cümle-i fiiliye suretinde zikretmeleri, maksatlarının burada ahidlerine sabit ve devamlı kaldıklarını ispat ettiklerine, orada ise yalnız imana geldiklerini ihdas ettiklerine işarettir. اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ ﴿ Yani, “Bizler mü’minlere karşı, ancak istihza edici insanlarız.” Bu cümlenin evvelki cümleye atfedilmediğinin esbabı:

                                  İki kelime veya iki cümle arasında ya kemal-i ittisal ve ittihad vardır veya kemal-i inkıta ve infisal vardır. Bu iki surette, birbirine atıfları caiz değildir. Ancak aralarında orta derecede bir inkıta ve bir ittisal olan yerlerde atıfları caizdir. Bu cümle ise اِنَّا مَعَكُمْ blank.gif4 cümlesine bir cihetten tekittir, bir cihetten de bedeldir. Bu


                                  [NOT]Dipnot-1 …inle beraber, birlikte.
                                  Dipnot-2 Onların şeytanları.
                                  Dipnot-3 İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “Biz de iman ettik” dediler. Bakara Sûresi, 2:14.
                                  Dipnot-4 Sizinle beraberiz.
                                  [/NOT]

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]ahid: sözleşme, andlaşma[/TD]
                                  [TD]atıf: (Ar. gr.) bağlama; bir mânâ bütünlüğünü korumak için, bir bağlaç vasıtasıyla kendinden önceki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlama[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bedel: bir şeyin yerini tutan, yerine geçen; gr. bir şey sıfatıyla (niteliğiyle) beraber söylenmişse ve kastedilen mânâ da o şeyin kendisiyse, sıfat bedel olur. Meselâ, “Kardeşin Ahmed’i gördüm.” cümlesinde “kardeşin” bedeldir[/TD]
                                  [TD]caiz: sakıncasız, doğru[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                                  [TD]cümle-yi fiiliye: fiil cümlesi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]esbab: sebepler[/TD]
                                  [TD]fitne: ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunculuk; baştan çıkma, yanlışa kapılma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ifsat: bozma, bozgunculuk yapma[/TD]
                                  [TD]ihdas etmek: yeni bir şey ortaya koymak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
                                  [TD]ilka etmek: kalbe atma, bırakma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inkıta: kopukluk, kesiklik[/TD]
                                  [TD]istihza etmek: alay etmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ittisal: bağlantı, bağlılık, ilişki[/TD]
                                  [TD]kemal-i inkıta ve infisal: tam bir kopukluk ve ayrılmışlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kemal-i ittisal ve ittihad: sıkı bir bağ, ilişki ve birlik[/TD]
                                  [TD]maadâ: başka, dışında [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muzır: zararlı[/TD]
                                  [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]münkir: inkar eden[/TD]
                                  [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tasavvur: düşünme, hayal etme[/TD]
                                  [TD]tecdid: yenileme, tazeleme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tekit: gr. pekiştirme; vurgulama [/TD]
                                  [TD]tezkiye: hatadan arındırma, temize çıkarma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vesvese: şüphe, kuruntu [/TD]
                                  [TD]îsal etmek: ulaştırmak, eriştirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 71)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.