• Bu konu 36 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 38)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676470
    Anonim

      Mânen ve rütbeten Beşinci Lem’a ve sureten ve makamen Otuz Birinci Mektubun Otuz Birinci Lem’asının kıymettar Dördüncü Şuâı ve Âyet-i Hasbiyenin mühim bir nüktesidir.

      İHTAR: Risale-i Nur, sair kitaplara muhalif olarak, başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişaf eder. Hususan bu risalede Birinci Mertebe çok kıymettar birhakikat olmakla beraber çok ince ve derindir. Hem bu Birinci Mertebe, bana mahsus gayet ehemmiyetli bir muhakeme-i hissî ve gayet ruhlu bir muamele-i imanî ve gayet gizli bir mükâleme-i kalbî suretinde, mütenevvi ve derin dertlerime şifa olarak tebarüz etmiş. Bana tam tevafuk eden tam hissedebilir. Yoksa tam zevk edemez…

      besmele.jpg
      حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
      blank.gif

      1

      Bir zaman ehl-i dünya beni herşeyden tecrit ettiklerinden, beş çeşit gurbetlere düşmüştüm. Ve ihtiyarlık zamanımda kısmen teessürattan gelen beş nevi hastalıklara giriftar olmuştum.Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur’un teselli verici ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayetkuvvetli bir aşk-ı bekà ve şedit bir muhabbet-i vücut ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz biracz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar. Halbuki müthiş bir fena o bekàyı söndürüyor. O hâletimde yanık bir şairin dediği gibi dedim:


      [NOT]Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.” “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
      [TD]aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
      [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp âhireti düşünmeyenler[/TD]
      [TD]envar: nurlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli[/TD]
      [TD]fena: gelip geçicilik, yok olma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gaflet: Cenâb-ı Haktan ve Âhiretten habersiz davranma, dikkatsizlik[/TD]
      [TD]gayet: son derece[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]giriftar olmak: tutulmak[/TD]
      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
      [TD]hususan: özellikle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâlet: durum, hâl[/TD]
      [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak[/TD]
      [TD]iştiyak-ı hayat: hayatı aşk derecesinde istemek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
      [TD]lem’a: parıltı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]makamen: makam yönünden[/TD]
      [TD]medet: yardım[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muamele-i imanî: imânı temel alarak yapılan uygulama[/TD]
      [TD]muhabbet-i vücut: var olma sevgisi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhakeme-i hissî: bir mesele hakkında hislerle düşünme[/TD]
      [TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mânen: mânâ bakımından[/TD]
      [TD]mükâleme-i kalbî: kalpten konuşma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
      [TD]nevi: tür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
      [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]risale: mektup, kitapçık; Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi[/TD]
      [TD]rütbeten: rütbe ve değer açısından[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tebârüz etmek: ortaya çıkmak[/TD]
      [TD]tecrit etmek: soyutlamak, başkalarıyla görüştürmemek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]teessürat: üzüntüler, dış şartların etkisinde kalma[/TD]
      [TD]tevafuk etmek: uygun düşmek, uyumlu olmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Âyet-i Hasbiye: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” anlamında Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti[/TD]
      [TD]şedit: şiddetli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şuâ: ışık kaynağından çıkan ışık teli; ışın[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802996
      Anonim

        Dîl bekàsı, Hak fenası istedi mülk-ü tenim.Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber.

        Meyusâne başımı eğdim. Birden حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 âyeti imdadıma geldi, dedi: “Beni dikkatle oku.” Ben günde beş yüz defa okudum. Benim içinaynelyakîn sûretinde inkişaf eden çok kıymettar envârından bir kısmını ve yalnız dokuz nurunu ve mertebesini icmalen yazıp, eskiden aynelyakîn ile değil, belki ilmelyakîn ile bilinentafsilâtını Risale-i Nur’a havale ediyorum.

        BİRİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


        Bendeki aşk-ı bekà, bendeki bekàya değil, belki sebepsiz ve bizzat mahbub olan kemâl-i mutlak sahibi Zât-ı Zülkemâlin ve Zülcemâlin bir isminin bir cilvesinin mâhiyetimde bir gölgesi bulunduğundan, fıtratımda o Kâmil-i Mutlakın varlığına ve kemâline ve bekàsına müteveccih olan muhabbet-i fıtriye, gaflet yüzünden yolunu şaşırmış, gölgeye yapışmış, âyinenin bekàsına âşık olmuştu. حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ geldi, perdeyi kaldırdı. Gördüm ve hissettim ve hakkalyakîn zevkettim ki, bekàmın lezzet ve saadeti, aynen ve daha mükemmel bir tarzda Bâki-i Zülkemâlin bekàsına ve benim Rabbim ve İlâhım olduğuna imanımda ve iz’ânımda ve îkanımda vardır. Çünkü Onun bekàsıyla benim için lâyemut bir hakikat tahakkuk eder. Zira “Benim mâhiyetim hem bâki, hem sermedî bir ismin gölgesi olur; daha ölmez” diye şuur-u imanî ile takarrur eder.


        Hem o şuur-u imanla mahbub-u mutlak olan Kemâl-i Mutlakın varlığı bilinmekle, şedit ve fıtrî olan muhabbet-i Zâtî tatmin edilir. Hem Bâki-i Sermedînin

        [NOT]]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT]


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Bâki-i Sermedî: varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah[/TD]
        [TD]Bâki-i Zülkemâl: sonsuz kemâl sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kemâl-i Mutlak: tam ve sınırsız mükemmellik; Allah[/TD]
        [TD]Kâmil-i Mutlak: sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Lokman: (bk. bilgiler – Lokman Hekim)[/TD]
        [TD]Rab: bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Zât-ı Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi Zât, Allah[/TD]
        [TD]Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi olan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]aynelyakîn: gözle görerek kesin bilgi edinme[/TD]
        [TD]aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
        [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bîhaber: habersiz[/TD]
        [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]devasız: çaresiz[/TD]
        [TD]dîl: gönül[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]envâr: nurlar[/TD]
        [TD]fena: gelip geçicilik, yok olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
        [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gaflet: Cenâb-ı Hakktan ve âhiretten habersiz olma, dikkatsizlik[/TD]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşayarak elde edilen kesin bilgi[/TD]
        [TD]icmâlen: kısaca, özetle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
        [TD]imdad: yardım[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak[/TD]
        [TD]iz’an: şüpheden uzak, kesin şekilde inanma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl: mükemmel ve kusursuz olma[/TD]
        [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lâyemut: ölümsüz[/TD]
        [TD]mahbub: sevgili, sevilen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahbub-u mutlak: sonsuz sevgili[/TD]
        [TD]mahiyet: bir varlığın temel yapısı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi[/TD]
        [TD]meyusâne: ümitsizce[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhabbet-i Zâtî: Allah’ın kendi Zâtına karşı duyulan sevgi[/TD]
        [TD]muhabbet-i fıtriye: yaratılıştan var olan muhabbet, sevgi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mülk-ü ten: insan vücudu[/TD]
        [TD]müteveccih: yönelik, yönelmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saadet: mutluluk[/TD]
        [TD]sermedî: daimî, sürekli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sûret: biçim, şekil[/TD]
        [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahakkuk etmek: gerçekleşmek[/TD]
        [TD]takarrur etmek: karar bulmak, sağlamca yerleşmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]îkan: delil ve ispat üzerine inanma[/TD]
        [TD]şedit: şiddetli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şuur-u imanî: imanî şuûr, imana dayalı bilinç[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802999
        Anonim

          bekàsına ve varlığına ait o şuur-u imanî ile kâinatın ve nev-i insanın kemâlâtı bilinir ve bulunur. Ve kemâlâta karşı fıtrî meftuniyet, hadsiz elemlerden kurtulup zevk ve lezzetini alır.


          Hem o şuur-u imanî ile o Bâki-i Sermedîye bir intisap ve o intisabın imanıyla umum mülküne bir münasebet peydâ olur. Ve o münasebet-i intisabî ile, hadsiz bir mülke bir nevi mâlikiyetgibi iman gözüyle bakar, mânen istifade eder.
          Hem şuur-u imanî ile ve intisap ve münasebetle umum mevcudata bir alâka, bir nevi ittisalpeydâ olur. Ve o halde, ikinci derecede vücud-u şahsîsinden başka hadsiz bir vücut, o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâka ve ittisal cihetinde güya onun bir nevi varlığıdır gibi var olur; varlığa karşı fıtrî aşk teskin edilir.


          Hem o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâkadarlığı cihetiyle bütün ehl-i kemâlâta karşı bir uhuvvet peydâ olur. O halde Bâki-i Sermedînin varlığıyla ve bekàsıyla o hadsiz ehl-i kemâl mahvolmayıp zayi olmadıklarını bilmekle, takdir ve tahsinle merbut ve dost olduğuhadsiz dostlarının bekàları ve devam-ı kemâlâtı o şuur-u imanî sahibine ulvî bir zevk verir.
          Hem o şuur-u imanî ve intisap ve münasebet ve alâkadarlık ve uhuvvet vasıtasıyla bütün dostlarımın—ki hayatımı ve bekàmı maalmemnuniye onların saadetleri için feda ediyorum—onların mes’udiyetleri ile hadsiz bir saadet kendimde hissedebilir gördüm.

          Çünkü, bir samimi dostun saadetiyle şefkatli dostu dahi saadetlenir ve lezzetlenir. Şu halde Bâki-i Zülkemâlinbekàsı ve varlığıyla, başta Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve âl ve ashabı olarak, umumsâdâtım ve ahbabım olan enbiya ve evliya ve asfiya ve bütün sair hadsiz dostlarım idam-ı ebedîden kurtulduğunu ve bir saadet-i sermediyeye mazhariyetlerini o şuur-u

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
          [TD]Bâki-i Sermedî: varlığı sonsuz ve sürekli olan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Bâki-i Zülkemâl: sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah[/TD]
          [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ahbab: dostlar, sevilenler[/TD]
          [TD]alâka: ilgi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [TD]asfiya: hem velî hem âlim olan büyük zâtlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]devam-ı kemâlât: mükemmel özelliklerin devamı[/TD]
          [TD]ehl-i kemâl: kemâl sahibi olgun kimseler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]elem: acı, keder[/TD]
          [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
          [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]intisap: bağlanma, mensup olma[/TD]
          [TD]istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ittisal: bağlantı[/TD]
          [TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maalmemnuniye: memnuniyetle[/TD]
          [TD]mazhariyet: bir nimete nail olma, erişme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meftuniyet: düşkünlük[/TD]
          [TD]merbut: bağlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mes’udiyet: mutluluk[/TD]
          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâlikiyet: sahiplik[/TD]
          [TD]mânen: mânevî yönden[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
          [TD]münasebet-i intisabî: bağlanmaya dayalı ilişki[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
          [TD]nevi: tür[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]peydâ: kazanma, elde etme, meydana gelme[/TD]
          [TD]saadet: mutluluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]saadet-i sermediye: sürekli devam eden mutluluk[/TD]
          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sâdât: seyyidler; Peygamberimizin (a.s.m.) soyundan gelenler[/TD]
          [TD]tahsin: beğenme, bir şeyin güzelliğini ilân etme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takdir: beğendiğini dile getirme[/TD]
          [TD]teskin etmek: sakinleştirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
          [TD]umum: bütün[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücud-u şahsî: şahsî varlık[/TD]
          [TD]vücut: varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zayi olmak: kaybolup gitmek[/TD]
          [TD]âl ve ashab: aile fertleri ve yakın dostlar; Peygamber Efendimizin âile bireyleri ve yakın dostları[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şuur-u imanî: imanî şuur, imâna dayalı bilinç[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #803000
          Anonim

            imanî ile hissettim. Ve münasebet, alâka, uhuvvet, dostluk sırrıyla saadetleri bana in’ikâs edip saadetlendirdiğini zevk ettim.

            Hem o şuur-u imanî ile, rikkat-i cinsiye ve şefkat-i akraba yüzünden gelen hadsizteellümattan kurtulup hadsiz bir zevk-i ruhanî duydum. Çünkü, hayatımı ve bekàmımaaliftihar onların tehlikelerden kurtulmaları için feda etmeyi fıtrî arzu ettiğim, başta pederlerim ve validelerim ve bütün neslî ve nesebî ve mânevî akrabalarım, Bâkî-i Hakikîninbekàsı ve varlığıyla mahvdan ve ademden ve idam-ı ebedîden ve hadsiz elemlerden kurtulup ohadsiz rahmetine mazhariyetlerini şuur-u imanî ile hissettim. Ve medar-ı gam ve elem olancüz’î ve tesirsiz şefkatime bedel, nihayetsiz bir rahmet, onlara nezaret ve himayet ettiğini duydum, hissettim. Bir valide veledinin lezzetiyle, zevkiyle, rahatıyla zevklenmesi gibi, ben de o bütün şefkat ettiğim zâtların, o rahmetin himayeti altındaki necatlarıyla ve istirahatleriyle zevklendim ve ferahlandım ve çok derin şükrettim.

            Hem o şuur-u imanî ile, netice-i hayatım ve sebeb-i saadetim ve vazife-i fıtratım olan Resâil-i Nur dahi ziya’dan, mahvdan, faidesiz kalmasından ve mânen kurumasından kurtulmalarını ve meyvedar, bâki kalmalarını o intisab-ı imanî ile bildim, hissettim, kanaat getirdim; kendi bekàmın lezzetinden çok ziyade bir mânevî lezzet duydum, tam hissettim. Çünkü, iman ettim ki, Bâkî-i Zülkemâlin bekàsı ve varlığıyla, Resâilü’n-Nur yalnız insanların hafızalarında ve kalblerinde nakşolmuyor. Belki, hadsiz zîşuur mahlûkatın ve ruhânîlerin birmütalâagâhları olmakla beraber, rıza-i İlâhîye mazhar ise, Levh-i Mahfuzda ve elvâh-ı mahfuzada irtisam ederek sevap meyveleriyle tezeyyün eder. Ve bilhassa Kur’ân’amensubiyeti ve kabul-ü Nebevî ve inşaallah marzî-i İlâhî cihetiyle bir anda

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Bâki-i Zülkemâl: sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah[/TD]
            [TD]Bâkî-i Hakikî: gerçek anlamda sonsuzluğun tek sahibi olan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Levh-i Mahfuz: her şeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı manevî kader levhası[/TD]
            [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bâki kalma: sürekli var olma[/TD]
            [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz’î: az, küçük, ferdî[/TD]
            [TD]elem: acı, keder[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]elvâh-ı mahfuza: her şeyin kaderinin muhafaza edildiği manevî levhalar[/TD]
            [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [TD]himayet: koruma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
            [TD]intisab-ı imanî: imanla kurulan bağlantı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]inşaallah: Allah izin verirse[/TD]
            [TD]in’ikâs etmek: yansımak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]irtisam etmek: resim olarak yansımak[/TD]
            [TD]istirahat: dinlenme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kabul-ü Nebevî: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) kabul etmesi[/TD]
            [TD]maaliftihar: iftiharla, memnuniyetle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahlukât: varlıklar[/TD]
            [TD]mahv: yok olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]marzî-i İlâhî: Allah’ın razı olduğu şey[/TD]
            [TD]mazhar: erişme, nail olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhariyet: bir nimete ulaşma, nâil olma[/TD]
            [TD]medar-ı gam: keder, acı sebebi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mensubiyet: bir yere bağlı olma[/TD]
            [TD]meyvedar: meyveli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mânen: mânevî yönden[/TD]
            [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mütalâagâh: etraflıca düşünme ve inceleme yeri[/TD]
            [TD]necat: kurtuluş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nesebî: aynı nesepten ve soydan olma[/TD]
            [TD]neslî: aynı nesilden olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]netice-i hayat: hayatın neticesi, gayesi[/TD]
            [TD]nezaret etme: gözetme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
            [TD]rahmet: şefkat, merhamet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması[/TD]
            [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan, ruh âlemine ait varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rıza-i İlahî: Allah’ın rızası[/TD]
            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saadetlendirmek: mutluluğa eriştirmek[/TD]
            [TD]sebeb-i saadet: mutluluk sebebi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teellümât: elemler, acılar[/TD]
            [TD]tezeyyün etmek: süslenmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
            [TD]valide: anne[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vazife-i fıtrat: yaratılış görevi[/TD]
            [TD]veled: evlat, çocuk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zevk-i ruhanî: ruhun zevk alması[/TD]
            [TD]ziyade: çok[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ziya’: zayi olma, kaybolma[/TD]
            [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şefkat-i akraba: akrabaya karşı duyulan şefkat[/TD]
            [TD]şuur-u imanî: imanî şuur, imana dayalı bilinç[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #803001
            Anonim

              vücudu ve nazar-ı Rabbâniyeye mazhariyeti, umum ehl-i dünyanın takdirinden daha ziyadekıymettar bildim.
              İşte hayatımı ve bekàmı o resâilin hakaik-ı imaniyeyi ispat eden herbir risalenin bekàsına,devamına, ifadesine, makbuliyetine feda etmeye her vakit hazır olduğumu ve saadetimi onların Kur’ân’a hizmet etmelerinde bildim. Ve o halde, bekà-i İlâhî ile, yüz derece insanlarıntahsinlerinden daha ziyade bir takdire mazhariyetlerini o intisab-ı imanî ile anladım. Bütün kuvvetimle
              حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 dedim.

              Hem o şuur-u imanî ile, ebedî bir bekà ve daimî bir hayat veren Bâki-i Zülcelâlin bekàsına vevücuduna iman ve imanın a’mâl-i saliha gibi neticeleri, bu fâni hayatın bâki meyveleri veebedî bir bekànın vesileleri olduğunu bildim. Meyvedar bir ağaca inkılâp etmek için kabuğunu terk eden bir çekirdek gibi, ben de o bâki meyveleri vermek için bu bekà-i dünyevînin kabuğunu bırakmaya nefsimi kandırdım. Nefsimle beraber حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ “Onun bekàsı bize yeter” dedim.


              Hem şuur-u imanî ve intisab-ı ubudiyetle toprak perdesinin arkası ışıklanmasını ve ağırtabaka-i türâbiye dahi ölülerin üstünden kalktığını ve kabir kapısıyla girilen yeraltı dahi adem-âlûd karanlıklar olmadığını ilmelyakîn ile bildim. Bütün kuvvetimle حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.


              Hem gayet kat’î bir surette hissettim ve o şuur-u imanî ile hakkalyakîn bildim ki, fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı bekà, Bâki-i Zülkemâlin bekàsına, varlığına iki cihetle bakarken,enâniyetin perde çekmesiyle mahbubunu kaçırmış, âyinesine


              [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Bâki-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve varlığı kalıcı ve devamlı olan Allah[/TD]
              [TD]Bâki-i Zülkemâl: sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]adem-âlûd: yoklukla karışık[/TD]
              [TD]aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar, yararlı işler[/TD]
              [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bekà-i dünyevî: dünya hayatında devamlılık, uzun ömür[/TD]
              [TD]bekà-i İlâhî: Allah’ın varlığının sürekli ve kalıcı olması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]devâ: ilâç, çare[/TD]
              [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
              [TD]enâniyet: benlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
              [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gayet: son derece[/TD]
              [TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, gerçekleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşayarak kesin bilgi edinme[/TD]
              [TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
              [TD]intisab-ı imanî: iman ile Allah’a bağlanma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]intisab-ı ubudiyet: kulluk bağı[/TD]
              [TD]kat’î: kesin[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
              [TD]mahbup: sevgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]makbuliyet: kabul edilmiş olma[/TD]
              [TD]mazhariyet: bir nimete nâil olma, erişme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meyvedar: meyveli, meyve veren[/TD]
              [TD]nazar-ı Rabbâniye: her bir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın bakışı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nefis: kişinin kendisi; insanı hazır zevk ve isteklere sevk eden kuvvet[/TD]
              [TD]resâil: risaleler; Risale-i Nur’daki bölümlerden her birisi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]risale: mektup, kitapçık; Risale-i Nur’daki bölümlerden her birisi[/TD]
              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
              [TD]tabaka-i türâbiye: toprak tabakası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahsin: beğenme, bir şeyin güzelliğini ilân etme[/TD]
              [TD]umum: bütün[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
              [TD]ziyade: çok[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şuur-u imanî: iman şuuru, bilinci[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]


              #803002
              Anonim

                perestiş etmiş bir serseme dönmüş gördüm. Ve o çok derin ve kuvvetli aşk-ı bekà, bizzat ve sebepsiz, fıtraten sevilen ve perestiş edilen kemâl-i mutlak bir isminin gölgesi vasıtasıylamahiyetimde hükmedip o aşk-ı bekàyı vermiş. Ve muhabbet için hiçbir illet ve hiçbir garazı ve Zâtından başka hiçbir sebep iktiza etmeyen kemâl-i Zâtı perestişe kâfi ve vâfi iken, sâbıkanbeyan ettiğimiz ve herbirisine bir hayat ve bir bekà değil, belki elden gelse binler hayat-ı dünyevîye ve bekà feda edilmeye lâyık olan mezkûr bâki meyveleri dahi ihsan etmekle, o fıtrîaşkı şiddetlendirmiş hissettim. Elimden gelseydi bütün zerrât-ı vücûdumla حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 diyecektim ve o niyetle dedim. Ve bekàsını arayan ve bekà-yı İlâhîyi bulan o şuur-u imanî—ki bir kısım meyvelerine sâbıkan “Hem… Hem… Hem”ler ile işaret ettim—bana öyle bir zevk ve şevk verdi ki, bütün ruhumla, bütün kuvvetimle, en derin kalbimde nefsimle beraber
                حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.


                İKİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


                Fıtratımdaki hadsiz aczimle beraber, ihtiyarlık ve gurbet ve kimsesizlik ve tecridim içindeehl-i dünya desiseleriyle, casuslarıyla bana hücum ettikleri hengâmda kalbimde dedim: “Elleri bağlı, zayıf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ediyor. O bîçarenin (yani benim için) birnokta-i istinad yok mu?” diye


                حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Bana bildirdi ki:


                “İntisab-ı imanî tezkeresiyle, Kadîr-i Mutlak öyle bir Sultana istinad edersin ki, zeminyüzünde her baharda dört yüz bin milletten mürekkep nebatat ve hayvanat ordularının bütüncihazatlarını kemâl-i intizamla vermekle beraber, her


                [NOT]Dipnot-1
                “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

                [/NOT]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Kadîr-i Mutlak: her şeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                [TD]Sultan: bütün kâinatı ve varlık âlemleri emri altında tutan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                [TD]aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
                [TD]bekà-yı İlâhî: Allah’ın varlığının devamlı ve kalcı olması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bîçare: çaresiz[/TD]
                [TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
                [TD]ehl-i dünya: sadece dünya hayatı için çalışanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                [TD]garaz: gaye, hedef, istek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                [TD]hengâm: ân, zaman[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihsan etmek: bağışlamak[/TD]
                [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
                [TD]intisab-ı imanî: iman ile bağlanma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istinad etmek: dayanmak[/TD]
                [TD]kemâl-i Zât: Cenâb-ı Hakkın Zâtına ait mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz bir düzen[/TD]
                [TD]kemâl-i mutlak: her yönüyle tam bir mükemmellik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                [TD]mahiyet: asıl nitelik, özellik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi[/TD]
                [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                [TD]müracaat etmek: başvurmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mürekkep: birden fazla unsurdan meydana gelen[/TD]
                [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nefs: insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]perestiş: kulluk, tapmak[/TD]
                [TD]sabıkan: daha önceden belirtilen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]taarruz etmek: saldırmak[/TD]
                [TD]tecrit: bir kişinin toplumdan ve insanlardan soyutlanması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tezkere: belge[/TD]
                [TD]vâfi: yeterli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                [TD]zerrât-ı vücûd: bedeni oluşturan zerreler, atomlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şuur-u imanî: imanî şuur, imana dayanan bilinç[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #803003
                Anonim

                  sene eşcar ve tuyur denilen o iki muazzam ordusunun elbiselerini tazelendirerek yeni libaslar giydirir, urbalarını ve formalarını değiştirir; ve tavuğun ve kuşun fistanlarını ve çarşaflarını tazelendirdiği gibi, dağın libasını ve sahranın yüz örtüsünü değiştirir. Ve başta insan olarakhayvanatın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil medenî insanların son zamanda keşfettikleri et ve şeker vesaire taamların hülâsaları gibi, belki yüz derece o medenîhülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev’inden tohum ve çekirdek denilenRahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dairkaderî târifeleri içine sarıp, muhafaza için küçücük sandukçalara koyup tevdi eder. O sandukçukların icadı kâf-nûn fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukladır ki, Kur’ân der: ‘Bir emirle yapılır.’ Hem o umum hülâsalar bir şehri doldurmadığı ve birbirine benzedikleri ve aynı madde oldukları halde, Rezzâk-ı Kerîm onlardan bir yaz mevsiminde pişirdiği gayet mütenevvi ve leziz taamlar zeminin bütün şehirlerini bir cihette doldurabilir. İşte sen, intisab-ı imanî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinad bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin.”
                  Ben de, âyetten bu dersimi aldıkça öyle bir kuvve-i mâneviyeyi buldum ki, değil şimdiki düşmanlarıma, belki dünyaya meydan okutturabilir bir iktidar-ı imanî hissederek bütün ruhumla حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 dedim. Ve hadsiz fakrım ve ihtiyacım cihetinde dahi bir nokta-i istimdat için yine o âyete müracaat ettim. Bana dedi ki:


                  “Sen memlûkiyet ve ubûdiyet intisabıyla öyle bir Mâlik-i Kerîme mensup ve iaşe defterindemukayyetsin ki, her bahar ve yazda gaybdan ve hiçten, umulmadığı yerden ve kuru bir topraktan kaldırır, indirir tarzında yüz defa zemin sofrasını ayrı ayrı yemekleriyle tezyin eder, serer. Güya zamanın seneleri ve her senenin

                  [NOT] Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT]

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Mâlik-i Kerîm: sonsuz ihsan ve ikram sahibi olan ve herşeyin gerçek sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Rahmanî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Rezzâk-ı Kerîm: bütün varlıkların ihtiyaçları olan rızıklarını veren, sınırsız ikram ve cömertlik sahibi Allah[/TD]
                  [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]erzak: rızıklar, yiyecek içecek şeyler[/TD]
                  [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık[/TD]
                  [TD]fistan: bir tür elbise[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem[/TD]
                  [TD]gayet: son derece[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                  [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hülâsa: özet[/TD]
                  [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icad: var etme, yapma[/TD]
                  [TD]iktidar-ı imanî: imandan kaynaklanan güç[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
                  [TD]intisab: bağlanma, mensup olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]intisab-ı imanî: iman ile kurulan bağ[/TD]
                  [TD]kaderî: kaderde yazılı olan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                  [TD]kuvve-i mâneviye: mânevî güç, moral[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâf-nûn: Arap alfabesinde yer alan iki harften oluşan ve Allah’ın varlıkları dilediği şekilde yaratmasını ifade eden “kün”, yani “ol” emri[/TD]
                  [TD]libas: elbise[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]memlûkiyet: Allah’ın kulu olma[/TD]
                  [TD]mensup: bağlı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
                  [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mukayyet: kayıtlı[/TD]
                  [TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nevi: tür[/TD]
                  [TD]nokta-i istimdad: yardım isteme noktası[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
                  [TD]sahra: ova, meydan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]taam: yemek, yiyecek[/TD]
                  [TD]tevdi etmek: bırakmak, emanet etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tezkere: belge[/TD]
                  [TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tuyur: kuşlar[/TD]
                  [TD]târife: bir şeyi lâzım olduğu şekilde anlatıp bildiren yazı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ubudiyet: kulluk, ibadet[/TD]
                  [TD]umum: bütün[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]urba: bir tür elbise[/TD]
                  [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #803005
                  Anonim

                    günleri, birbiri arkasından gelen ihsan meyvelerine ve rahmet taamlarına birer kap ve bir Rezzâk-ı Rahîmin küllî ve cüz’î ihsanat mertebelerine birer meşherdirler. İşte sen böyle birGaniyy-i Mutlakın abdisin. Abdiyetine şuurun varsa, senin elîm fakrın leziz bir iştiha olur.”


                    Ben de o dersimi aldım. Nefsimle beraber “Evet evet, doğrudur” deyip mütevekkilâneحَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 dedim.


                    ÜÇÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


                    Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette, daimî bir saadete namzet olduğumu iman telkin ettiği hengâmda “of, of”tan vazgeçtim “oh, oh” dedim. Fakat bu gaye-i hayal vehedef-i ruh ve netice-i fıtratın tahakkuku ancak ve ancak bütün mahlûkatın bütün harekât vesekenatlarını ve ahvâl ve a’mallerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak olan insanı kendine dost ve muhatap eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle ve insana nihayetsiz inayet ve ehemmiyetvermesiyle olabilir diye düşünüp, bu iki noktada, yani böyle bir kudretin faaliyeti ve zâhiren buehemmiyetsiz insanın hakikatli ehemmiyeti hakkında, imanın inkişafını ve kalbin itmi’nanını veren bir izah istedim. Yine o âyete müracaat ettim. Dedi ki: “blank.gif2حَسْبُنَا daki blank.gif3 نَا ya dikkat edip seninle beraber lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile kimler حَسْبُنَا’yı söylüyorlar, dinle” emretti.


                    [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

                    Dipnot-2 Bize yeter.

                    Dipnot-3 Biz.

                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Ganiyy-i Mutlak: sınırsız zenginliğe sahip olan Allah[/TD]
                    [TD]Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve her şeye gücü yeten Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Rezzâk-ı Kerîm: bütün varlıkların rızıklarını veren ve sınırsız cömertlik sahibi olan Allah[/TD]
                    [TD]abd: kul[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]abdiyet: kulluk[/TD]
                    [TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]a’mal: ameller, fiiller[/TD]
                    [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’i: ferdî[/TD]
                    [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                    [TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık[/TD]
                    [TD]gaye-i hayal: hayalin gayesi, hedefi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                    [TD]hakikatli: gerçek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]harekât: hareketler, davranışlar[/TD]
                    [TD]hedef-i ruh: ruhun hedefi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hengâm: ân, zaman[/TD]
                    [TD]ihsan: bağış, iyilik, lûtuf[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihsanat: ihsanlar, iyilikler, bağışlar[/TD]
                    [TD]inayet: yardım, ihsan; özen gösterme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]inkişaf: açığa çıkma, açılma[/TD]
                    [TD]itmi’nân: emin olma, tereddütsüz inanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]izah: açıklama[/TD]
                    [TD]kavlen: sözle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [TD]küllî: bütün fertleri içine alan, kapsamlı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]leziz: lezzetli[/TD]
                    [TD]lisan-ı hâl: hâl ve beden dili[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lisan-ı kàl: sözlü olarak ifade[/TD]
                    [TD]mahlukât: varlıklar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mazlumiyet: zulme uğramış olma[/TD]
                    [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meşher: sergi yeri[/TD]
                    [TD]muhatap: kendisine hitap edilen, konuşulan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mütevekkilâne: Allah’a güvenip ve Onu vekil kabul eder bir şekilde[/TD]
                    [TD]namzet: aday[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nefs: kişinin kendisi, hazır istek ve arzuları[/TD]
                    [TD]netice-i fıtrat: yaratılış neticesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                    [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                    [TD]sekenat: durgunluklar, hareketsiz olmalar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taam: yemek, yiyecek[/TD]
                    [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tazyik: baskı[/TD]
                    [TD]telkin etme: bir fikri kabul ettirmek için tavsiyede bulunma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zahiren: görünüş itibariyle[/TD]
                    [TD]âciz-i mutlak: güçsüzlüğü sınırsız olan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #803006
                    Anonim

                      Birden baktım ki, hadsiz kuşlar ve kuşçuklar ve sinekler ve hesapsız hayvanlar ve hayvancıklar ve nihayetsiz nebatlar, yeşilcikler ve gayetsiz ağaçlar ve ağaççıklar dahi benim gibi lisan-ı hal ile حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 in mânâsını yâd ediyorlar ve yâda getiriyorlar ki, bütün şerait-i hayatiyelerini tekeffül eden öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve maddeleri bir olan yumurtalar ve birbirinin misli gibi katreler ve birbirinin aynı gibi habbeler ve birbirine müşabih çekirdeklerden kuşların yüz bin çeşitlerini ve hayvanların yüz bin tarzlarını, nebatatın yüz bin nev’ini, ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, iltibassız, süslü, mizanlı, intizamlı, birbirinden ayrı, fârikalı bir surette gözümüz önünde, hususan her baharda gayet çabuk, gayet kolay, gayet geniş bir dairede gayetçoklukla halk eder, yapar, kudretinin azamet ve haşmeti içinde beraberlik ve benzeyişlik ve birbiri içinde ve bir tarzda yapılmaları vahdetini ve ehadiyetini bize gösterir. Ve böyle hadsizmu’cizatı ibraz eden bir fiil-i rububiyete ve bir tasarruf-u hallâkıyete müdahale ve iştirakmümkün olmadığını bildirir diye bildim.


                      Sonra blank.gif2 حَسْبُنَا daki blank.gif3 نَا da bulunan ene’ye, yani nefsime baktım, gördüm ki: Hayvanat içinde beni dahi menşeim olan bir katre sudan yaratan yaratmış, mu’cizâneyapmış, kulağımı açıp gözümü takmış, kafama öyle bir dimağ, sineme öyle bir kalb, ağzıma öyle bir dil koymuş ki, o dimağ ve kalb ve dilde rahmetin umum hazinelerinde iddihar edilen bütün Rahmânî hediyeleri, atiyeleri tartacak, bilecek yüzer mizancıkları, ölçücükleri ve Esmâ-i Hüsnânın nihayetsiz cilvelerinin definelerini açacak, anlayacak binler âletleri yaratmış, yapmış, yazmış; kokuların, tatların, renklerin adedince târifeleri o âletlere yardımcı vermiş.
                      [NOT]


                      [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

                      Dipnot-2 Bize yeter.

                      Dipnot-3 Biz.

                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
                      [TD]Rahmanî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]atiye: hediye, bağış, ihsan[/TD]
                      [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                      [TD]dimağ: akıl, şuur[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi, yansıması[/TD]
                      [TD]ene: ben[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fiil-i rububiyet: Cenab-ı Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili[/TD]
                      [TD]fârikalı: diğer şeylerden farklı özelliği olan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gayet: son derece[/TD]
                      [TD]gayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]habbe: dane, tohum[/TD]
                      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşmet: büyüklük, görkem[/TD]
                      [TD]hususan: özellikle[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ibraz etmek: göstermek[/TD]
                      [TD]iddihar: biriktirme, depolama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iltibassız: karıştırmaksızın[/TD]
                      [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iştirak: katılma[/TD]
                      [TD]katre: damla[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                      [TD]lisan-ı hâl: hâl ve beden dili[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]menşe: kaynak, esas[/TD]
                      [TD]misl: benzer[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                      [TD]mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mu’cizât: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                      [TD]müşabih: benzer[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nebat: bitki[/TD]
                      [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nev’: tür[/TD]
                      [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sine: göğüs[/TD]
                      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasarruf-u hallâkıyet: Allah’ın varlıkları istediği şekilde yaratma faaliyeti[/TD]
                      [TD]tekeffül etmek: kefil olmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]umum: bütün, tamamı[/TD]
                      [TD]vahdet: birlik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yâd etmek / yâda getirmek: anmak, dile getirmek[/TD]
                      [TD]şerâit-i hayatiye: hayat şartları[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #803007
                      Anonim

                        Hem kemâl-i intizamla bu kadar hassas duyguları ve hissiyatları ve gayet muntazam bu mânevî lâtifeleri ve bâtınî hâsseleri bu cismimde derc etmekle beraber, gayet san’atlı bucihazatı ve cevârihi ve hayat-ı insaniyece gayet lüzumlu ve mükemmel bu kadar âzâ ve âletleri bu vücudumda kemâl-i hikmetle yaratmış. Tâ ki, nimetlerinin bütün nevilerini ve umumçeşitlerini bana tattırsın ve ihsas etsin ve hadsiz tecelliyat-ı esmâsının ayrı ayrı zuhurlarını o duygular ve hissiyatla ve hassasiyetle bana bildirsin, zevk ettirsin ve bu ehemmiyetsiz görünenhakir ve fakir vücûdumu, her mü’minin vücudu gibi kâinata bir güzel takvim ve rûznâme veâlem-i ekbere muhtasar bir nüsha-i enver ve şu dünyaya bir misal-i musağğar ve masnuatına bir mu’cize-i azhar ve nimetlerinin her nev’ine talip bir müşteri ve medar ve rububiyetinin kanunlarına ve icraat tellerine santral gibi bir mazhar ve hikmet ve rahmet atiyelerine ve çiçeklerine nümune bahçesi gibi bir liste, bir fihriste ve hitabât-ı Sübhâniyesine anlayışlı bir muhatap yaratmış olmakla beraber, en büyük bir nimet olan vücudu, bu vücudumda büyütmek ve çoğaltmak için hayatı verdi. Ve o hayatla o nimet-i vücudum âlem-i şehadetkadar inbisat edebiliyor.
                        Hem insaniyeti verdi. O insaniyetle o nimet-i vücut mânevî ve maddî âlemlerde inkişaf ederek insana mahsus duygularla o geniş sofralardan istifade yolunu açtı.


                        Hem İslâmiyeti bana ihsan etti. O İslâmiyetle o nimet-i vücut âlem-i gayb ve şehadet kadar genişlendi.


                        Hem iman-ı tahkikîyi in’âm etti. O imanla o nimet-i vücud, dünya ve âhireti içine aldı.
                        Hem o imanda mârifet ve muhabbetini verdi. Ve mârifet ve muhabbetle o nimet-i


                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                        [TD]atiyye: hediye, bağış, ihsan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bâtınî: insanın içinde bulunan, içsel[/TD]
                        [TD]cevârih: organlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cihazat: cihazlar, organlar[/TD]
                        [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehemmiyetsiz: önemsiz[/TD]
                        [TD]fihriste: bir şeyin ana özelliklerinin sıralandığı liste[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]gayet: son derece[/TD]
                        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakir: değersiz[/TD]
                        [TD]hayat-ı insaniye: insan hayatı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olma[/TD]
                        [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları[/TD]
                        [TD]hâsse: duygu, his[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihsan etmek: bağışlamak[/TD]
                        [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iman-ı tahkikî: araştırma ve incelemeye dayanan iman[/TD]
                        [TD]inbisat etme: genişleme, yayılma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak[/TD]
                        [TD]in’am etmek: nimet vermek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istifade: faydalanma[/TD]
                        [TD]kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i intizam: kusursuz derecede düzenli olma[/TD]
                        [TD]kâinat: evren[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lâtife: insan ruhunda bulunan ince duygu[/TD]
                        [TD]marifet: Allah’ı tanıma, bilme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
                        [TD]mazhar: erişme, nail olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]medar: eksen[/TD]
                        [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş nümune[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                        [TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
                        [TD]mu’cize-i azhar: çok zahir ve açık mu’cize[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nev’: tür[/TD]
                        [TD]nimet-i vücud: varlık nimeti[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nüsha-i enver: en nurlu nüsha, kopya[/TD]
                        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rûznâme: günlük, olayların zaman sırasına göre yazıldığı defter, takvim[/TD]
                        [TD]tecelliyât-ı esmâ: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]umum: bütün[/TD]
                        [TD]vücud: beden[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zuhur: belirme, açığa çıkma[/TD]
                        [TD]âlem-i ekber: en büyük âlem[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem-i gayb ve şehadet: görünmeyen ve görünen âlemler[/TD]
                        [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #803008
                        Anonim

                          vücut içinde daire-i mümkinattan âlem-i vücuba ve daire-i esmâ-i İlâhiyeye kadar hamd ü senâ ile istifade için ellerini uzatabilir bir mertebe ihsan etti.


                          Hem hususî olarak bir ilm-i Kur’ânî ve hikmet-i imaniye verdi. Ve o ihsanıyla çok mahlûkatüstüne bir tefevvuk verdi.
                          Ve sâbık noktalar gibi çok cihetlerle öyle bir câmiiyet vermiş ki, ehadiyetine ve samediyetine tam bir âyine ve küllî ve kudsî rububiyetine geniş ve küllî bir ubûdiyetle mukabele edebilen biristidat vermiş. Ve enbiyalarla insanlara gönderdiği bütün mukaddes kitapların ve suhufların vefermanların icmâıyla ve bütün enbiya ve evliya ve asfiyanın ittifakıyla bu bendeki bulunan emaneti ve hediyesi ve atiyesi olan vücudumu ve hayatımı ve nefsimi—âyet-i Kur’âniyeninnassıyla—benden satın alıyor. Tâ ki, elimde faidesiz zayi olmasın. Ve iade etmek üzere muhafaza edip satmak pahasına saadet-i ebediyeyi ve Cenneti vereceğini kat’î bir surette çok tekrarla vaad ve ahdettiğini ilmelyakîn ve tam iman ile anladım.


                          Ve böyle hadsiz hayvanat ve nebatatın yüzbinler nevilerinin ve çeşitlerinin suretlerini, Fettahismiyle, mahdut ve müteşabih katrelerden ve habbelerden gayet kolay ve çabuk ve mükemmel açan ve insana sabıkan beyan ettiğimiz gibi hayret verici bu kadar ehemmiyet veren verububiyetin ehemmiyetli işlerine medar yapan bir Zât-ı Zülcelâl ve’l-İkram olan Rabbim var olduğunu ve gelecek baharın icadı gibi kolay ve kat’î ve muhakkak bir surette haşri icad ve Cenneti ihsan ve saadet-i ebediyeyi halk edeceğini bu Âyet-i Hasbiyeden ders aldım. Elimden

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Fettah: her şeyi lâyık olduğu şekil ve suretlerde açan, fetihler ve açılımlar veren, rahmet ve rızık kapılarını açan Allah[/TD]
                          [TD]Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Zât-ı Zülcelâl ve’l-İkram: sonsuz yücelik, haşmet sahibi olan, çok ihsan ve bağışta bulunan Allah[/TD]
                          [TD]ahdetmek: söz vermek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi hâlis kullar[/TD]
                          [TD]atiye: hediye, bağış, ihsan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                          [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]câmiiyet: geniş kapsamlı oluş[/TD]
                          [TD]daire-i esmâ-i İlâhiyeye: Cenab-ı Hakkın isimlerinin tecellî ettiği daire[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]daire-i mümkinat: imkân alemi; varlığı ve yokluğu imkân dahilinde olan ve Allah tarafından yaratılan varlıklar âlemi[/TD]
                          [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                          [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
                          [TD]ferman: emir, buyruk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gayet: son derece[/TD]
                          [TD]habbe: dane, tohum[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                          [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hamd ü senâ: şükretme ve övme[/TD]
                          [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
                          [TD]hikmet-i imaniye: imana dayalı hikmet ilmi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hususî: özel[/TD]
                          [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]icmâ: bir mesele hakkında görüş birliğine varılması[/TD]
                          [TD]ihsan: bağış, iyilik, lûtuf[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ilm-i Kur’anî: Kur’ân ilmi[/TD]
                          [TD]ilmelyakin: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
                          [TD]istifade: yararlanma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
                          [TD]katre: damla[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kat’î: kesin[/TD]
                          [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]küllî: kapsamlı, geniş[/TD]
                          [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahlukât: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
                          [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhakkak: kesin[/TD]
                          [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış olan[/TD]
                          [TD]müteşâbih: birbirine benzeyen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nass: açık ve kesin hüküm[/TD]
                          [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nev’: tür[/TD]
                          [TD]nimet-i vücud: varlık nimeti[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                          [TD]sabıkan: bundan önce[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]samediyet: her şey Allah’a muhtaç olduğu halde, Onun hiçbir şeye muhtaç olmayışı[/TD]
                          [TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitap[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                          [TD]sâbık: önceki, geçmiş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tefevvuk: üstün gelme[/TD]
                          [TD]ubûdiyet: kulluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zayi olma: kaybolma[/TD]
                          [TD]Âyet-i Hasbiye: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” anlamında Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem-i vücub: zorunlu âlem; Allah’ın zât, sıfat ve isimlerini ifade eden âlem[/TD]
                          [TD]âyet-i Kur’âniye: Kur’an âyeti[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #803009
                          Anonim

                            gelseydi bilfiil ve gelmediği için binniyet, bittasavvur, bilhayal, bütün mahlûkat dilleriyleحَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 dedim ve ebedü’l-âbidîn daima tekrar etmek istiyorum.


                            DÖRDÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


                            Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücudumu sarsan ârızalar bir gafletzamanıma rast gelip, şiddetli alâkadar ve meftun olduğum vücudum, belki mahlûkatın vücutları ademe gidiyor diye, elîm bir endişe verirken, yine Âyet-i Hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Mânama dikkat et ve iman dürbünüyle bak.”


                            Ben de baktım ve iman gözüyle gördüm ki, bu zerrecik vücudum hadsiz bir vücudun âyinesi ve nihayetsiz bir inbisatla hadsiz vücutları kazanmasına bir vesile ve kendinden dahakıymettar, bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet hükmünde bulunduğunu ve mensubiyet cihetiyle bir an yaşaması ebedî bir vücut kadar kıymettar olduğunu ilmelyakînile bildim.


                            Çünkü, şuur-u imanla bu vücudum Vâcibü’l-Vücudun eseri ve san’atı ve cilvesi olduğunu anlamakla, vahşî evhamın hadsiz karanlıklarından ve hadsiz mufarakat ve firakların elemlerinden kurtulup mevcudata, hususan zîhayatlara taallûk eden ef’âlde, esmâ-i İlâhiyeadedince uhuvvet rabıtalarıyla münasebet peydâ ettiğim bütün sevdiğim mevcudata muvakkatbir firak içinde daimî bir visâl var olduğunu bildim. Malûmdur ki, karyeleri ve şehirleri ve memleketleri veya taburları ve kumandanları ve üstadları gibi rabıtaları bir olan adamlar sevimli bir uhuvvet ve dostâne bir arkadaşlık hissederler. Ve bu gibi rabıtalardan mahrum olanlar daimî, elîm karanlıklar içinde azap çekiyorlar. Hem bir ağacın meyveleri, şuurları olsa, birbirinin kardeşi ve birbirinin bedeli ve musahibi ve nâzırı olduklarını


                            [NOT]

                            Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                            [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilfiil: fiilî olarak[/TD]
                            [TD]bilhayal: hayal ederek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]binniyet: niyet ederek[/TD]
                            [TD]bittasavvur: tasavvur ederek, zihinde şekillendirerek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                            [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                            [TD]dostâne: dostça[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                            [TD]ebedü’l-âbidîn: sonsuzların sonsuzu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                            [TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                            [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]firâk: ayrılık[/TD]
                            [TD]gaflet: dalgınlık, dikkatsizlik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                            [TD]hususan: özellikle[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ilmelyakîn: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
                            [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]karye: köy[/TD]
                            [TD]kelime-i hikmet: hikmet ifade eden kelime[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
                            [TD]mahlukât: varlıklar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]malûm: bilinen[/TD]
                            [TD]mağlubiyet: yenilgi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meftun: düşkün, tutulmuş[/TD]
                            [TD]mensubiyet: bağlı ve ait olma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi[/TD]
                            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mufârakat: ayrılık[/TD]
                            [TD]musahib: sohbet eden, arkadaş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                            [TD]münasebet peydâ etmek: ilgi ve bağ kurmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                            [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nâzır: bakan, gözetici[/TD]
                            [TD]rabıta: bağ, ilgi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]taallûk etmek: ilişkili olmak, ait olmak[/TD]
                            [TD]tabur: bir askerî birlik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                            [TD]visâl: kavuşma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücud: beden[/TD]
                            [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Âyet-i Hasbiye: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” anlamında Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti[/TD]
                            [TD]âyine: ayna[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
                            [TD]şuur-u imanî: imâna dayalı olan şuur, bilinç[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #803010
                            Anonim

                              hissederler. Eğer ağaç olmazsa veya ondan koparılsa, herbiri o meyveler adedince firakları hissedecek.


                              İşte imanla, imandaki intisapla, her mü’min gibi, bu vücudum dahi hadsiz vücudların firaksızenvârını kazanır; kendisi gitse de, onlar arkada kaldığından kendisi kalmış gibi memnun olur. Bununla beraber, Yirmi Dördüncü Mektup’ta tafsilen kat’î ispat edildiği gibi, her zîhayatın,hususan zîruhun vücudu bir kelime gibidir. Söylenir ve yazılır, sonra kaybolur. Fakat kendivücuduna bedel ikinci derecede vücutları sayılan hem mânâsı, hem hüviyet-i misaliyesi vesûreti, hem neticeleri, hem mübarek ise sevabı, hem hakikati gibi çok vücutlarını bırakır, sonra perde altına girdiği gibi; aynen öyle de, bu vücudum ve her zîhayatın vücudu, zâhirîvücuttan gitse, zîruh ise hem ruhunu, hem mânâsını, hem hakikatını, hem misalini, hemmahiyet-i şahsiyesinin dünyevî neticelerini ve uhrevî semerelerini, hem hüviyet ve suretini hafızalarda ve elvâh-ı mahfuzada ve sermedî manzaraların film şeritlerinde ve ilm-i ezelîninmeşherlerinde ve kendini temsil eden ve bekà veren fıtrî tesbihatını defter-i a’mâlinde veesmâ-i İlâhiyenin cilvelerine ve mukteziyatlarına fıtrî mukabelelerini ve vücudî âyinedarlıklarınıdaire-i esmâda ve daha bunlar gibi zâhirî vücudundan daha kıymettar müteaddit mânevî vücutlarını kendi yerinde bırakır, sonra gider; ilmelyakîn sûretinde bildim.


                              İşte iman ve imandaki şuur ve intisapla bu mezkûr bâki, mânevî vücutlara sahip olunabilir. İman olmazsa, bütün o vücutlardan mahrum olmakla beraber, zâhirî vücudu dahi onun hakkında ademe ve hiçliğe gider gibi zâyi olur.


                              Bir zaman bahar çiçeklerinin çabuk mahvolmalarına çok yazığım geliyordu; hattâ onâzeninlere acıyordum. Burada beyan edilen hakikat-i imaniye gösterdi ki, o çiçekler âlem-i mânâda çekirdeklerdir. Sâbıkan beyan ettiğimiz, ruhtan başka bütün o vücutları meyve veren birer ağaç, birer sümbül hükmünde nur-u

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık, ölümsüzlük[/TD]
                              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                              [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]daire-i esmâ: Cenab-ı Hakkın isimlerinin tecelli ettiği daire[/TD]
                              [TD]defter-i a’mâl: iyi ve kötü işlerin kaydedildiği defter[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]elvâh-ı mahfuza: her şeyin kaderinin muhafaza edildiği manevî levhalar[/TD]
                              [TD]envâr: nurlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                              [TD]firak: ayrılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                              [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                              [TD]hakikat-i imaniye: iman hakikatı, gerçeği[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hususan: özellikle[/TD]
                              [TD]hüviyet: kimlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hüviyet-i misâliye: mânevî misâl âlemine yansıyan hüviyet, şekil[/TD]
                              [TD]ilm-i ezelî: Cenab-ı Hakkın sonsuz ilmi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ilmelyakin: kesin bilgiye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde öğrenme[/TD]
                              [TD]intisap: bağlanma, mensup olma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kat’î: kesin[/TD]
                              [TD]kıymettar: değerli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahiyet-i şahsiye: şahsî mahiyet ve asıl kişilik[/TD]
                              [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]meşher: sergi, fuar[/TD]
                              [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muktaziyat: gerektirici sebepler[/TD]
                              [TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                              [TD]nâzenin: ince, nâzik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sabıkan: daha önceden geçen[/TD]
                              [TD]semere: meyve, netice[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sermedî: daimi, sürekli[/TD]
                              [TD]suret: biçim, şekil, fotoğraf[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tafsilen: ayrıntılı olarak[/TD]
                              [TD]temsil etme: birinin veya bir topluluğun adına davranma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                              [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücud: varlık, beden[/TD]
                              [TD]vücudî: varlıkla ilgili, varlığa ait[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zayi olmak: kaybolup gitmek[/TD]
                              [TD]zâhirî: görünen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                              [TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i mânâ: mânâ âlemi, mânâların kaydedildiği âlem[/TD]
                              [TD]âyinedarlık: ayna olma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #803011
                              Anonim

                                vücut noktasında kazançları bire yüzdür. Zâhirî vücutları mahvolmaz, saklanır. Hem bâkiolan hakikat-i nev’iyesinin tazelenen suretleridir. Geçen baharda yaprak, çiçek, meyve gibimevcudatı, bu bahardakinin mislidirler. Fark yalnız itibarîdir. O itibarî fark dahi, bu hikmetkelimelerine ve rahmet sözlerine ve kudret harflerine ayrı ayrı, müteaddit mânâları verdirmek içindir bildim. Yazıklar yerinde “Maşallah, bârekâllah” dedim.


                                İşte, imanın şuuruyla ve iman rabıtasıyla, Arz ve Semâvât San’atkârına intisap noktasında gökleri yıldızlarla, zemini çiçekler ve güzel mahlûklarla yapan, süslendiren ve böyle herbir san’atta yüzer mu’cize gösteren bir san’atkârın eser-i san’atı ve böyle hadsiz harikalı bir ustanın yapılışı olmak, ne kadar antika ve kıymettar ve şuuru varsa ne kadar iftihar eder ve şereflenir diye uzaktan hissettim. Hususan o nihayetsiz mu’cizekâr usta, koca semâvât vearzın büyük kitabını insan gibi küçük bir nüshada yazsa, belki insanı o kitaba müntehap ve mükemmel bir hülâsa yapsa, o insan ne kadar büyük bir şeref, bir kemâl, bir kıymete medarve iman ile mazhar ve şuur ve intisap ile o şerefe sahip olacağını bu âyetten ders aldığımdan niyet ve tasavvur cihetinde bütün mevcudatın dilleriyle حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 dedim.


                                BEŞİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE


                                Yine bir vakit hayatım çok ağır şeraitle sarsıldı, nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm:
                                Ömrüm koşarak gidiyor; âhire yakınlaşmış hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş. Halbuki Hayy ismine dair risalede izah edilen hayatın mühim vazifeleri ve büyükmeziyetleri ve kıymettar faideleri, böyle çabuk sönmeye

                                [NOT]
                                Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
                                [/NOT]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Arz ve Semavat San’atkârı: dünyayı ve gökleri mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
                                [TD]Hayy: gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Maşallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış[/TD]
                                [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                                [TD]bârekâllah: Allah hayırlı ve bereketli kılsın[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                                [TD]eser-i san’at: san’at eseri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                                [TD]hakikat-i nev’iye: türün temel özelliği, hakikati[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olma[/TD]
                                [TD]hususan: özellikle[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                                [TD]iftihar etmek: övünmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]intisap: bağlanma, mensup olma[/TD]
                                [TD]itibârî: öyle olduğu kabul edilen, var sayılan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                                [TD]kemâl: mükemellik, olgunluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
                                [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mahluk: yaratılmış, varlık[/TD]
                                [TD]mazhar: erişme, nail olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]medar: eksen, vesile[/TD]
                                [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünâ”nın nurlu mertebesi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]misl: benzer[/TD]
                                [TD]mu’cizekâr: mu’cize gösteren[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müntehap: seçilmiş, seçkin[/TD]
                                [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış[/TD]
                                [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nur-u vücut: varlık nuru[/TD]
                                [TD]rabıta: bağ, ilgi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                                [TD]risale: mektup, kitapçık; Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbirisi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]san’atkâr: san’atçı[/TD]
                                [TD]semâvât: gökler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                [TD]tasavvur: düşünme, hayal etme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tazyikat: baskılar[/TD]
                                [TD]vücut: beden, varlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zemin: yer, dünya[/TD]
                                [TD]zâhirî: görünen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âhir: son[/TD]
                                [TD]şerâit: şartlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuur: bilinç, anlayış

                                [/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #803012
                                Anonim

                                  değil, belki pek uzun yaşamaya lâyıktır diye müteellimâne düşündüm. Yine üstadım olanحَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif1 âyetine müracaat ettim.
                                  Dedi:


                                  “Sana hayatı veren Zât-ı Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak”


                                  Ben de baktım, gördüm ki hayatımın bana bakması bir ise, Zât-ı Hayy ve Muhyîye bakması yüzdür. Bana ait neticesi bir ise, Hâlıkıma ait bindir. O cihet uzun zaman, belki zaman istemez; bir an yaşaması yeter. Bu hakikat Risale-i Nur’un risalelerinde bürhanlar ile izah edildiğinden, burada dört mesele içinde kısa bir hülâsası beyan edilecek.

                                  Birinci mesele


                                  Hayatın mahiyeti ve hakikatı Hayy-ı Kayyûma baktığı cihetle baktım. Gördüm ki mahiyet-i hayatım esmâ-i İlâhiyenin definelerini açan anahtarların mahzeni ve nakışlarının bir küçük haritası ve cilvelerinin bir fihristesi ve kâinatın büyük hakikatlerine ince bir mikyas ve mizanve Hayy-ı Kayyûmun mânidar ve kıymettar isimlerini bilen, bildiren, fehmedip tefhim eden yazılmış bir kelime-i hikmettir anladım. Ve hayatın bu tarzdaki hakikati bin derece kıymet kazanıyor ve bir saat devamı bir ömür kadar ehemmiyet alır. Zamanı olmayan Zât-ı Ezeliyeyemünasebeti cihetinde uzun ve kısalığına bakılmaz.


                                  İkinci mesele


                                  Hayatın hakiki hukukuna baktım. Gördüm ki:


                                  Hayatım Rabbânî bir mektuptur; kardeşlerim olan zîşuur mahlûkata kendini okutturur, Yaratanı bildirir bir mütalâagâhtır.
                                  Hem Hâlıkımın kemâlâtını teşhir eden bir ilânnâmeliktir.
                                  Hem hayatı yaratanın hayatla ihsan ettiği kıymettar hediyeler ve nişanlarla bilerek


                                  [NOT]Dipnot-1
                                  “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

                                  [/NOT]


                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Allah[/TD]
                                  [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Rabbanî: her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’a ait[/TD]
                                  [TD]Zât-ı Ezeliye: varlığının başlangıcı olmayıp zaman üstü sonsuz olan Zât, Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Zât-ı Hayy ve Muhyî: hayatı ezelî ve ebedî olan ve her canlıya hayat veren Allah[/TD]
                                  [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                                  [TD]bürhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
                                  [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                                  [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
                                  [TD]fihriste: içindekiler, indeks[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                                  [TD]hakikî: gerçek, doğru[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                                  [TD]ihsan etmek: bağışlamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ilânnâme: ilân belgesi[/TD]
                                  [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kelime-i hikmet: hikmet ifade eden kelime, söz[/TD]
                                  [TD]kemâlât: mükemmel özellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kâinat: evren[/TD]
                                  [TD]kıymettar: değerli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahiyet: nitelik, asıl özellik[/TD]
                                  [TD]mahiyet-i hayat: hayatın niteliği, esası, içyüzü[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahlukât: varlıklar[/TD]
                                  [TD]mahzen: depo[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mikyas: ölçü[/TD]
                                  [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
                                  [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mütalâagâh: dikkatlice okuma ve inceleme alanı[/TD]
                                  [TD]müteellimâne: elem çekerek, acı duyarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]risale: mektup, kitapçık; Risale-i Nur’un bölümlerinden herbiri[/TD]
                                  [TD]tefhim: anlatma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]teşhir etmek: sergilemek[/TD]
                                  [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 38)
                                • ‘Dördüncü Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.