• Bu konu 60 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 62)
  • Yazar
    Yazılar
  • #761769
    Anonim
      OTURMA, YATMA, MECLİS…

      574. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, dizlerini bükerek oturduğunu gördüm. Oturuşunda onu öyle saygılı bir durumda görünce korkudan titremeye başladım.
      Kayle radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

      575. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oturduğunda biz de etrafına otururduk. Geri gelmek niyetiyle kalkmış ise, bir eşyasını orada bırakırdı. Sahabiler de onu anlar, yerlerinden kımıldamaz, dönüşünü beklerlerdi.
      Ebû Derda radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

      576. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

      “Diğer bir kişi katılmaksızın, iki kişi aralarında fısıldaşmasın!”
      İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

      577. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

      “Biriniz, kendisinin oturması için, kimseyi yerinden kaldırmasın! Lâkin meclisi genişletip, gelene yer açın ki, Allah da sizin yerinizi genişletsin!”
      İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

      578. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

      “Biriniz yerinden kalkıp tekrar geri dönerse, oraya oturmakta herkesten daha fazla hak sahibidir.”
      Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

      579. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
      “Oturulan yerlerin hayırlısı, en geniş olanıdır.”
      Ebû Saîd radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

      580. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

      “İzinleri olmadan iki kişi arasında oturma!”
      İbn Şuayb radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

      581. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, beni karnım üzerinde yatarken gördü, “Bu yatış, Allahın nefret ettiği bir yatıştır,” buyurdu.
      Yaîş radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

      582. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yatağı, insanın kabrine konduğu şekildeydi. Mescid ise başı tarafındaydı.
      Ümmü Seleme ailesinden bir ravi. Ebû Dâvud.

      #761770
      Anonim

        ARKADAŞ, DAVRANIŞ, DARGINLIK, İSTİŞARE…

        583. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Kişi, dostunun dini üzeredir. Bu nedenle, kiminle dost olacağına dikkat etsin!”
        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

        584. Mekkelilerden şakacı bir kadın, Medineye geldi. Bir arkadaşına misafir oldu. Aişe radıyallahu anha dedi ki: Sevgilim Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ne doğru söylemiş:

        “Ruhlar, donatılmış askerlerdir. Ezelden tanışanlar birbirini severler, birbiriyle uyuşamayanlar da bir türlü anlaşamazlar.”
        Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

        585. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Bir adam bir adama sır söylerse, bu ona emanettir, kimseye söyleyemez.”
        Câbir radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

        586. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Nafile oruç, namaz ve zekâtın derecesinden daha üstün olan bir şeyi size bildireyim mi?”

        “Evet,” dediler.

        “iki kişinin arasını bulmak.”
        Ebû Derda radıyallahu anh. Tirmizî.

        587. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Müşriklerle oturmayın, onlarla bir araya gelmeyin! Kim onlarla oturur ve onlarla seve seve birlikte olursa, onlardandır.”
        Semûre radıyallahu anh. Tirmizî.

        588. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “insanlar, içlerinde işe yarayacak bir taneden fazla deve bulunmayan yüz adet deve gibidirler.”
        İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

        589. Aişe, bir dilencinin eline bir parça ekmek verip gönderdi. Az sonra üstü başı düzgün biri geldi, onu oturtup yedirdi. Sebebi sorulunca dedi ki: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “insanlara, düzeylerine ve durumlarına göre davranın!”
        Aişe radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

        590. Cerîr bin Abdullah geldi. Evin içi doluydu, oturacak yer bulamadı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, elbisesini yere attı:

        “Bunun üstüne otur!” dedi.

        Cerîr, onu alıp öptü ve bağrına bastı. Sonra şöyle dedi:

        “Ey Allahın Resûlü! Bana ikram ettiğin gibi Allah da sana ikram etsin!”

        Bunun üzerine Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

        “Size bir toplumun ulusu gelirse ona hürmet edin!”
        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Taberânî.

        591. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Bir müminin, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helâl değildir. Birbirlerine rastladıklarında bu ondan, o da bundan yüz çevirir. O ikinin en iyisi, selâmı ilk verendir.”
        Ebû Eyyûb radıyallahu anh. Buhârî.

        592. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Kim, bilmeden fetva verirse, fetva verdiği kimsenin günahını yüklenir. Kim, müslüman kardeşine, bildiğinin aksini tavsiye ederse, ona hainlik etmiş olur.”
        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

        593. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Kendisine danışılan kimse, güvenilir biri olmalıdır.”
        Ümmü Seleme radıyallahu anha. Tirmizî.

        594. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Düşünerek hareket etmek, Allahtandır. Acele etmek ise, şeytandandır.”
        Sehl radıyallahu anh. Tirmizî.

        595. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Ahirete yönelik işlerden başka hiçbir konuda aceleci olmamak gerekir.”
        Saad radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

        596. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Din kardeşinin başına gelene sevinme! Çünkü Allah, onu ondan kurtarır ve senin başına o belayı getirir.”
        Vâsile radıyallahu anh. Tirmizî.

        597. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve selleme bir adamın suçu duyurulunca:

        “Falana ne oluyor da böyle yapıyor!” demezdi, “Falanlara ne oluyor da böyle yapıyorlar!” derdi.
        Aişe radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

        598. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Kim, biriyle buluşmak üzere sözleşirse ve arkadaşı da namaz vaktine kadar gelmezse, buluşma yerine gelen, namaza gitmekle günaha girmiş olmaz.”
        Rezîn radıyallahu anh. Rezîn.

        599. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Allah, aksırmayı hoş karşılar, esnemekten ise hoşlanmaz.

        Sizden biriniz aksırıp da, “Elhamdülillah,” derse, bunu duyan müslümanın, ona “Yerhamükellah!” demesi gerekir.

        Esnemek ise şeytandandır. Biriniz namazdayken esnemesi gelirse, gücü yettiğince onu önlemeye ve tutmaya çalışsın. “Ha!” demesin.

        Çünkü, bu şeytandandır. O esnerken şeytan güler.”
        İbn Ebû Bekr radıyallahu anh. Buhârî.

        600. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

        “Ey Aişe! Sen beni ne zaman terbiye dışı davranırken gördün! Allah katında, kıyamet günü en kötü yere sahip olan, kötülük yapmasından korkulduğu için insanlar tarafından terkedilen kişidir.”
        Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

        601. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aksırdığı zaman, yüzünü elleri veya elbisesiyle kapatır, sesini de kısmaya çalışırdı.
        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

        #761771
        Anonim

          KADER, RÜYA, FAL, BÜYÜ …

          602. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Allah vardı, ondan önce hiçbir şey yoktu. Arşı, su üstündeydi. Ondan sonra gökleri ve yeri yarattı. Kader kitabında her şeyi yazdı.”
          imran radıyallahu anh. Buhârî.

          603. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Biriniz yaratıldığı zaman, annesinin rahminde kırk gün nutfe, sonra kırk gün kan pıhtısı olarak, sonra da kırk gün bir çiğnem et olarak toparlanır.

          Sonra Allah, ona dört kelime ile bir melek gönderir: Eline geçecek rızkı, ölüm zamanı, dünyada yapacakları, kötü bir kişi veya iyi bir kul olduğu yazılır.

          Sonra ona ruh üfürülür.

          Kendinden başka hiçbir ilah olmayana yemin ederim ki, biriniz, kendisiyle onun arasında bir adım kalana kadar cennetlikler gibi amel eder, derken, yazılanlar onu geçer de, cehennemlikler gibi amel eder ve cehenneme girer.

          Şüphesiz biriniz, kendisiyle onun arasında bir adım kalıncaya kadar cehennemlikler gibi amel eder, yazılanlar onu geçer de, cennetlikler gibi amel eder ve cennete girer.”
          İbn Mesûd radıyallahu anh. Buhârî.

          604. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Melekler, nurdan yaratılmıştır. Cinler, dumansız ateşten yaratılmıştır. Adem ise, size anlatılan şeyden yaratılmıştır.”
          Aişe radıyallahu anha. Müslim.

          605. Ubâde, ölürken oğluna dedi ki:

          Yavrum! Eğer sen, başına gelmesi takdir olunanın mutlaka geleceğini, gelmemesi takdir olunanın da mutlaka başına gelmeyeceğini bilmedikçe îmanın hakikatını tadamazsın.

          Ben, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu duydum:

          “Allahın ilk yarattığı şey, “kalem”dir. Ona, “Yaz!” dedi. “Ya Rabbi ne yazayım?” dedi. “Kıyamete kadar olacak her şeyin kaderlerini yaz!”
          Yavrum, Ben yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle duydum:

          “Kim bu inancın dışında ölürse, o benden değildir.”
          Ubâde radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

          606. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Allah, her sanatkârı ve sanatını yaratmıştır.”
          Huzeyfe radıyallahu anh. Bezzâr.

          607. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Kalb, rüzgârın kırda oraya buraya savurduğu bir tüy gibidir.”
          Ebû Mûsa radıyallahu anh. İbn Mâce.

          608. Sahabiler sordu:

          “Madem her şey yazılmış, niye çalışalım?”

          Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

          “Siz uygulamalarınızda doğruyu ve uygun olanı arayın!”
          İbn Amr radıyallahu anh. Tirmizî.

          609. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Güçlü mümin, Allah katında güçsüz müminden daha sevimli ve hayırlıdır.

          Aslında her ikisinde de hayır vardır.

          Sana faydalı olacak şeye karşı hırslı ol! Allahtan yardım dile ve acze düşme!

          Başına bir şey gelirse, sakın şöyle deme: “Eğer şunu yapsaydım şöyle olurdu.”

          Fakat şöyle de: “Allah takdir etti ve dilediğini yaptı.”

          Çünkü, “Keşke” türünden sözler şeytan işidir.”
          Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

          610. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Dua, bela ile karşılaşır, kıyamete kadar birbiriyle çarpışırlar.”
          Aişe radıyallahu anha. Bezzâr.

          611. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle anlattı:

          “Bunun üzerine isa, kendisine uyanları bir araya getirip, şöyle dedi:

          “Kader, Allahın bir sırrıdır, bunu kendinize dert edinip de yük altına girmeyin!”
          İbn Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

          612. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Kaderi tartışma konusu yapanlarla ne oturun, ne de onlarla bu konuyu konuşun!”
          Ömer radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

          613. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Benden sonra peygamberlikten geriye hiçbir şey kalmayacak, ancak mübeşşirat kalacaktır.”

          “Mübeşşirat nedir?” dediler.

          “Doğru rüyalardır,” buyurdu.
          Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

          614. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Ey Aişe! Yavaş ol! Müslümanlara, gördükleri rüyalarını tâbir ederken iyi şeyler söyleyin, hayırla yorumlayın. Çünkü rüyalar, yoruma göre çıkar.”
          Aişe radıyallahu anha. Dârimî.

          615. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Kıyamet yaklaştığında müslümanın rüyası yalan çıkmayacak. Sizin en doğru rüya göreniniz, en doğru söyleyeninizdir.

          Rüya üç kısımdır: Allahtan müjde olan doğru rüya, şeytanın sizi üzmek için gösterdiği rüya, kişinin kendi kendine konuştuğu şeylerden ileri gelen önemsiz rüya.

          Eğer biriniz, hoşlanmadığı bir rüya görürse, hemen kalkıp namaz kılsın ve o rüyayı kimseye anlatmasın.”
          Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

          616. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Kim beni rüyasında görürse, beni gerçekten görmüş gibidir. Çünkü, şeytan benim şeklime girip görünemez.”
          Ebû Katâde radıyallahu anh. Buhârî.

          617. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Müminin rüyası nübüvvetin kırk parçasından bir parçadır. Onu anlatmadıkça, o rüya kuşun ayağında asılı kalır, anlattığı zaman düşer.

          O rüyayı, dostun olan akıllı kimselerden başkasına anlatma!”
          Ukaylî radıyallahu anh. Tirmizî.

          618. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme, yahudilerden bir adam büyü yaptı. Bu yüzden birkaç gün rahatsızlaştı. Cebrail ona gelip şöyle dedi:

          “Sana yahudilerden bir adam büyü yaptı, düğümler bağlayıp falan kuyuya attı.”

          Hemen Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bir adam gönderip onu oradan çıkarttı ve çözdü. Ondan sonra, bağlardan kurtulmuş gibi, zinde bir vücutla dimdik ayağa kalktı. Bu olayı o yahudiye anlatmadı, hatasını yüzüne vurmadı.
          Zeyd radıyallahu anh. Nesêî.

          619. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme falcılar hakkında sordular.

          “Onlar hiçbir şey değildir!” buyurdu.

          “Ey Allahın Resûlü! Söyledikleri bazen doğru çıkmaktadır.”

          “Bu doğru olan sözdür. Cin onu kapıp dostunun kulağına söyleyiverir. Ne var ki, onunla birlikte yüz tane de yalan katar.”
          Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

          620. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Allah, şu yıldızları üç şey için yarattı: Göğün süsü için, şeytanları kovalamak için, yolculara yol göstermek için. Kim yıldızları bunun dışında yorumlarsa, bahtında yanılmış olur. Nasibini yitirmiş olur. Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri kendine dert edinmiş olur. Peygamberlerin ve meleklerin dışında kimsenin bilmediği şeylerle boşyere uğraşmış olur.”
          Katâde radıyallahu anh. Rezîn

          621. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir şeyi uğursuz saymazdı. Bir görevli gönderirken ismini sorardı, isminden hoşlandığında sevinirdi. Bu sevinç, mübarek yüzünde görülürdü. Eğer isminden hoşlanmazsa, yine yüzünden belli olurdu.

          Bir kasabaya girince adını sorardı. Adından hoşlanırsa sevinir ve bu sevinci yüzünden anlaşılırdı. Hoşlanmamışsa, yine yüzünden belli olurdu.
          Büreyde radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

          622. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

          “Uğursuz saymak şirktir… içimizden bunu geçirmeyen yoktur, ancak Allah, böyle bir duyguyu, kendisine güvenmekle giderir.”
          İbn Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.

          #761772
          Anonim

            DÜNYA, AHİRET, ZÜHD, KANAAT…

            623. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Dünya yeşil ve tatlıdır. Allah sizi onun üzerinde halife kılmıştır. Bakalım nasıl davranacaksınız, diye bakmaktadır. Dikkat edin! Dünyadan ve kadın imtihanından sakının! Kişiyi, bildiği doğruyu söylemekten, insanlardan korkusu alıkoymasın.”
            Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

            624. Dünya dönmüş gidiyor. Ahiret yönelmiş geliyor. Her birinin kendine has çocukları vardır. Siz âhiret çocuklarından olun, dünya çocuklarından olmayın! Bugün çalışma günüdür, hesap günü değil. Yarın hesap günüdür, çalışma günü değil.
            Ali radıyallahu anh. Buhârî.

            625. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Allahı ananlar ile onları dost edinenler, âlimler ve ilim talep edenler dışında, dünya ve içindekiler lânetlidir.”
            Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

            626. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Dünya, müminin zindanı, kâfirin cennetidir.”
            Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

            627. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Dünya sevgisi her hatanın başıdır. Bir şeyi sevmen, seni kör yapar, sağır eder.”
            Enes radıyallahu anh. Rezîn.

            628. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Ben dünyayı neyleyeyim! Benim dünya ile alâkam, bir ağacın altında oturup dinlendikten sonra kalkıp orayı terkeden bir atlının bu durumu gibidir.”
            İbn Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.

            629. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Allah, bir kulu sevdimi, onu dünyadan korur, tıpkı birinizin, hastasına suyu yasaklaması gibi.”
            Katâde radıyallahu anh. Tirmizî.

            630. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Tüm düşüncesi âhiret olan kimsenin, kalbini Allah zengin kılar. Onu derler, toparlar ve dünya ona gelip boyun eğer.

            Kimin de bütün kaygısı dünya olursa, Allah onun gözlerinin arasına fakirlik yerleştirir, işlerini darmadağın eder. Dünyadan da ona, sadece kendisi için takdir edilen şey gelir.”
            Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

            631. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Kim, dünyada lüks bir hayat yaşarsa, âhirette arzu ve isteklerine perde çekilir. Kim, gözünü zenginlerin süsüne dikerse, göklerin yüce katında aşağılanır. Kim de, kendisine verilen az rızka karşı güzel bir sabır ve dayanıklılık gösterirse, Allah onu Firdevs cennetinde istediği yere yerleştirir.”
            Berâ radıyallahu anh. Taberânî.

            632. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Dünyada zâhidlik, helâl olan şeyi kendine haram etmek ve malı ziyan etmekle olmaz. Zira zühd, Allah katında olana, kendi elindekinden daha çok güvenmek, bir bela ile karşılaştığı zaman, ondan elde edeceğin sevap nedeniyle, o belanın kalmasını daha çok istemendir.”
            Ebû Zer radıyallahu anh. Tirmizî.

            633. Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanından geçti.

            Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yanındaki adama dedi ki:

            “Bu adam hakkında görüşün nedir?”

            “O, insanların önemsediklerindendir. Vallahi, kız kız isterse, verirler. Birine aracılık ederse, kabul olunur.”

            Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sustu. Sonra ordan bir başka adam geçti ve onun hakkında:

            “Ya bu adam için ne dersin?” diye sordu.

            “Ey Allahın Resûlü! Bu, müslümanların fakirlerindendir. Kimse ona kız vermez, aracılık yapsa kabul edilmez, sözü de dinlenmez.”

            Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

            “Bu adam, öteki adamın tipinde olan yeryüzü dolusu insandan daha hayırlıdır.”
            Sehl radıyallahu anh. Buhârî.

            634. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Duymuyor musunuz? Sade giyinmek îmandandır!”
            Ebû Ümâme radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

            635. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber oturuyorduk. Üzerinde, deri yamalı bir hırkadan başka bir şey bulunmayan Musâb bin Umeyr geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, onun Mekkedeki depdebeli hâlini hatırlayarak ağladı. Sonra şöyle buyurdu:

            “Biriniz sabahleyin ayrı, öğlenden sonra ayrı elbise giydiği, önüne bir tabak konup öteki kaldırıldığı , evlerinizi bu Kâbenin örtüldüğü gibi örtülere büründürdüğünüz zaman hâliniz nice olur?”

            “Ey Allahın Resûlü! Elbette o gün bugünkünden daha iyi olur. Çünkü, o zaman geçim sıkıntımız olmaz, kendimizi tamamen ibadete veririz.”

            Şöyle buyurdu: “Tersine, bugün siz o günkünden daha iyi durumdasınız.”
            Ali radıyallahu anh. Tirmizî.

            636. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Kırda yaşayan darlık bulur, av peşinde koşan gafil olur. Sultanın kapısına gelen fitneye tutulur.”
            İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.

            637. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, bütün gün açlıktan kıvranıp da, karnını doyuracak adi bir hurmayı bile bulamadığını görmüşümdür.
            Ömer radıyallahu anh. Müslim.

            638. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Hüzünlü olmalısınız, çünkü hüzün kalbin anahtarıdır” buyurdu.

            “Hüzün nasıl olur?” dediler.

            Şu cevabı verdi: “Kendinizi açlığa alıştırın ve susuz kalmayı öğrenin!”
            İbn Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

            639. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “iki kurdun bir bahçeye gelip yemesi ve orayı bozması, mal ve makam sevgisinin, müslüman kişinin dinine verdiği zarardan daha zararlı değildir.”
            İbn Ömer radıyallahu anh. Bezzâr.

            640. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Tutumlu kişi asla fakir olmaz.”
            İbn Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

            641. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “insan yaşlanır, fakat ondaki mal tutkusu ve yaşama arzusu genç kalır.”
            Enes radıyallahu anh. Buhârî.

            642. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “insanın iki vadi dolusu altını olsa, üçüncüsünü de ister. Onun karnını ancak toprak doldurur. Bununla beraber, Allah, tevbe edenin tevbesini kabul eder.”
            Enes radıyallahu anh. Buhârî.

            643. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

            “Ben, sizin görmediklerinizi görür, duyamadıklarınızı da duyarım. Nitekim gök gürledi. Onun gürlemesi hakkıdır. içinde dört parmaklık boş bir yer bile yoktur ki, orada melekler, Allah için alnını yere koyup secde etmesinler.

            Vallahi, siz benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. Yatakta kadından lezzet duymazdınız. Çöllere çıkıp, haykıra haykıra Allaha yalvarırdınız.

            Kesilen bir ağaç olmayı ne kadar da isterdim!”
            Ebû Zer radıyallahu anh. Tirmizî.

            #761773
            Anonim

              ÖĞÜT, TAKVA, HAYIR, MURAKABE…

              644. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve selleme, “Bana bir öğüt ver,” dedim.
              Şöyle buyurdu:

              “Kimseye hakaret etme! Yapılan iyiliği sakın küçümseme! Kardeşinle konuşurken daima güler yüzlü ol! Bu bile iyiliktir.

              Eğer biri, sendeki kusuru bilerek, sana hakaret eder veya seni ayıplarsa, sen onda bildiğin bir kusurdan dolayı onu ayıplama ki, onun vebali kendi üzerine olsun!”
              Câbir radıyallahu anh. Tirmizî.

              645. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Kim korkarsa, akşam karanlığında yol alır. Kim gece yol alırsa, hedefine varır. Dikkat edin! Allahın malı pahalıdır! Dikkat edin! Allahın malı cennettir!”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

              646. Hanzâle anlatıyor: Ebû Bekir ile birlikte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanına gittik.

              “Ey Allahın Resûlü! Hanzâle münafık oldu!” dedim.

              “Neyin var?” diye sordu.

              Ben de anlattım: “Biz senin yanındayken, sen cennet ve cehennemden bahsediyorsun, sanki onları gözle görür gibi oluyoruz. Dışarıya çıkınca her şeyi unutuyor, kadınlarımız, çocuklarımız ve mallarımızla meşgul oluyoruz,” dedim.

              Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Nefsim kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz, devamlı benim yanımdaki gibi olursanız, yataklarınızda ve yollarınızda melekler gelip sizinle el sıkışırlar. Ne var ki, ey Hanzâle! insan bir böyle olur, bir öyle.”
              Hanzâle radıyallahu anh. Müslim.

              647. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Allah teâlâ buyuruyor: “Ey insan! Kendini benim ibadetime ver ki, senin kalbini zenginlikle doldurayım, fakirliğinin önünü alayım. Bunu yapmazsan, ellerini devamlı olarak meşguliyetle doldururum da bir türlü fakirliğini gidermem.”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

              648. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Başınıza şu yedi şey gelmeden güzel işler yapmakta acele ediniz: Kişiyi unutturucu kılan fakirlik, azdıran zenginlik, bozan hastalık, bunaklık derecesinde yaşlılık, âniden gelen ölüm, beklenenlerin en kötüsü deccâl ve hepsinden daha şiddetli ve acı olan kıyamet.”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

              649. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Haramlardan kaç ki, insanların en çok ibadet edeni olasın.

              Allahın sana ayırdığı paya razı ol ki, insanların en kanaatkârı olasın.

              Komşuna iyilik et ki, gerçek mümin olasın. Kendin için sevdiğini insanlar için de sev ki, gerçek müslüman olasın.

              Çok gülme, zira çok gülmek kalbi öldürür.”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

              650. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Rabbim bana şu dokuz şeyi emretti:

              Gizli ve açık hâllerde Allahtan korkmak. Hoşnutlukta da gazap hâlinde de doğruyu söylemek. Fakirlikte de zenginlikte de ılımlı davranmak. Benden ilgisini keseni ziyaret etmemi, bana vermeyene vermemi, bana haksızlık edeni bağışlamamı, susmamın bütünüyle düşünce, konuşmamın zikir, bakışımın ibret olmasını ve iyiyi emretmek.”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn.

              651. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Nerede olursan ol, Allahtan kork! Kötülüğün ardından onu silecek bir iyilik yap! insanlara iyi ahlâkla davran!”
              Ebû Zer radıyallahu anh. Tirmizî.

              652. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Ey Ebû Zer! Seni güçsüz görüyorum, kendim için istediğimi senin için de isterim. iki kişiye bile olsa liderlik yapma! Yetim malına da velilik yapma!”
              Ebû Zer radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

              653. Dedim ki:

              “Ey Allahın Resûlü! Kurtuluşu nasıl elde edeceğiz?”

              “Dilini tut! Evin sana dar gelmesin! Bir de, hataların için ağla!” buyurdu.
              Ukbe radıyallahu anh. Tirmizî.

              654. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Ayağı tökezlemeyen olgun olamaz. Deneyimi olmayan da bilge olamaz.”
              Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

              655. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Akıllı kişi, nefsini hesaba çekip, ölümden sonrası için çalışandır. Aciz olan ise, kendini boş istek ve heveslerine uydurup, Allahtan dileyip bekleyendir.”
              Şeddâd radıyallahu anh. Tirmizî.

              656. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Mümin, iyi niyetli olduğu için aldanır, azgın ise, kötü niyetli olduğu için aldatır.”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

              657. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Mümin, aynı delikten iki kere ısırılmaz!”
              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

              658. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Bana bildirildiğine göre, Lokman Hekime, “Seni bu dereceye ne ulaştırdı?” diye sormuşlar, şöyle cevap vermiş:

              “Doğru konuşmak, emanet edileni dikkatle korumak, beni ilgilendirmeyen şeyden uzak durmak ve verdiğim sözü tutmak.”
              Mâlik radıyallahu anh. Nesêî.

              659. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Meryemoğlu isa şöyle derdi:

              “Allahı anma dışında çok konuşmayın ki, kalbleriniz katılaşmasın. Katı kalb, Allahtan uzaktır, lâkin siz bunu bilemezsiniz.

              Siz, ilahlık taslayarak insanların günahlarına bakmayın! Kula yakışır biçimde kendi günahlarınıza bakınız! Çünkü insanlar, günah işleyip, ondan kurtulabilir.

              Belaya uğrayanlara acıyın, esenlikten dolayı da şükredin!”
              Mâlik radıyallahu anh. Rezîn.

              660. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “isa aleyhisselâm şöyle demiştir:

              “Üç şey vardır: Birisi, doğruluğu sence kesin olan şey, işte ona uy! ikincisi, sence kötülüğü anlaşılan şey, ondan uzak dur! Üçüncüsü ise, bulanık olan şey, işte onu bir bilene sor!”
              İbn Ömer radıyallahu anh. Taberânî.

              661. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

              “Lokman oğluna şöyle dedi:

              “Yavrum! insanlar, kendilerine söz verilene karşı uzun boylu umutlar beslerler. Oysa onlar, hızla âhirete gitmektedirler. Varolduğun günden beri, dünya arkanda, âhireti ise önündeydi. Aslında, gitmekte olduğun yurt, çıkmakta olduğun yurttan sana daha yakındır.”
              Mâlik radıyallahu anh. Rezîn.

              #761774
              Anonim

                KONUŞMA, YALAN, GIYBET, TARTIŞMA…

                662. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kul, önemsemeden ve farkına varmadan, Allahın hoşnut olduğu bir söz söyler, bu sebeple Allah onun derecesini yükseltir. Yine kul, dikkat etmeden, Allahın öfkesini gerektiren bir söz söyler de, Allah onu, o kelime nedeniyle cehenneme yuvarlar.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                663. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “insan sabaha erişince, organları, dili susturup, şöyle derler: Hakkımızda Allahtan kork! Çünkü biz, seninle beraberiz, doğru olursan biz de doğru oluruz, eğri olursan biz de eğri oluruz.”
                Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

                664. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kim bana iki bacağı arası ile iki dudağı arasını garanti ederse, ben de ona cenneti garanti ederim.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                665. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “insanların kalbini çelmek için konuşma sanatını öğrenen kimsenin, Allah ne farzını ve ne de nafilesini kabul eder.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                666. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Meryemoğlu isa, yolda bir domuza rastladı: “Haydi selâmet içinde geç!” dedi.

                Kendisine, “Sen bunu domuza mı söylüyorsun?!” diye itiraz edilince:

                “Ben dilimi, kötü söze alıştırmaktan korkuyorum,” diye cevap verdi.”
                Yahya radıyallahu anh. Mâlik.

                667. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kişinin, insanlar bozuldu, dediğini duyarsanız, anlayın ki, o şahıs en fazla bozulanların içindedir.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                668. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kişinin, kanıtsız ve dayanaksız söz söylemesi ne kötüdür.”
                Ebû Kilâbe radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                669. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Her kim, müslüman kardeşini bir günah yüzünden ayıplarsa, onu kendisi de işleyinceye kadar ölmez.”
                Muaz radıyallahu anh. Tirmizî.

                670. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Mümin, kusur bulucu, lânet edici, azgın ve hayasız olamaz.”
                İbn Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.

                671. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve selleme dediler ki:

                “Müşriklere beddua et ve onları lânetle!”

                Cevaben şöyle buyurdu:

                “Ben, rahmet olarak gönderildim, lânetleyici olarak değil.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                672. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem sordu:

                “Gıybet nedir bilir misiniz?”

                Allah ve Resûlü bilir” dediler.

                “Birinizin, kardeşini hoşlanmadığı şey ile anmasıdır.”

                Bunun üzerine bir adam dedi ki:

                “Ey Allahın Resûlü! Anlattıklarım ya o kardeşimde bulunursa?”

                “Anlattıkların o kardeşinde bulunursa, onun gıybetini yapmış olursun. Anlattıkların onda yoksa, o zaman ona iftira etmiş olursun!” buyurdu.
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                673. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Haksız yere müslümanın namus ve şahsiyetine sataşmak, günahların en büyüğüdür.”
                Saîd radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                674. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Bana bir kimse, sahabilerimin birinden bir şey ulaştırmasın! Zira ben, onların yanına, içim arınmış ve rahat olarak çıkmak istiyorum.”
                İbn Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.

                675. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, ahlâken insanların en güzeli idi.

                Benim, sütten yeni kesilmiş olan küçük bir kardeşim vardı. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle derdi:

                “Ey Ebû Umeyr! Ne yaptı Nugeyr?” Nugeyr, çocuğun kendisiyle oynadığı bir kuştu.

                Çoğu kez, o evimizdeyken namaz vakti gelirdi. Üzerinde oturduğu şiltenin süpürülüp temizlenmesini ve üzerine su serpilmesini emrederdi. Sonra kalkar, namaza dururdu. Biz de onun arkasına saf olurduk ve bize namaz kıldırırdı.
                Enes radıyallahu anh. Buhârî.

                676. Bir kadın, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelip, şöyle dedi:

                “Bizi bir deveye bindir!”

                “Sizi devenin yavrusuna bindireyim,” buyurdu.

                “Biz devenin yavrusunu ne yapalım!”

                “Her deve bir başka devenin yavrusu değil mi?” buyurdu.
                Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                677. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Ey iki kulaklı!” diye hitap ederek bana şaka yaptı.
                Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                678. Dediler ki:

                “Ey Allahın Resulü! Sen de şaka yapıyorsun.”

                Şöyle buyurdu:

                “Ben yine de doğruyu söylerim.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                679. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Ne ciddi, ne de şaka olarak, biriniz kardeşinin malını almasın!”
                İbn Sâib radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                680. Ensardan bir adam, konuştuğu zaman insanları güldürürdü. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir defasında onun bedenine çubukla vurmuştu.
                Adam, “Ey Allahın Resûlü! Senden kısas hakkımı almama izin ver!” dedi.

                “Buyur, o hakkını al!”

                “Ancak, o zaman benim bedenim açıktı, seninki ise kapalı,” deyince, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, gömleğini çıkardı.

                Adam, onu hemen kucaklayıp, bedenini öptü ve “Zaten maksadım bu idi, ey Allahın Resûlü!” dedi.
                Useyd radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                681. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kim haksızken tartışmayı bırakırsa, cennetin kıyısında onun için bir köşk yapılır. Haklı olduğu hâlde bırakırsa, cennetin ortasında onun için bir köşk yapılır. Kimin de ahlâkı güzel olursa, ona cennetin en üstünde köşk yapılır.”
                Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî.

                682. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kardeşinle tartışma! Çünkü, konunun anlaşılmasını engeller ve belasından da emin olunmaz.

                Ayrıca, tutamayacağın bir sözü de verme!”
                İbn Abbas radıyallahu anh. Rezîn.

                683. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “insanları güldürmek için yalan yanlış konuşan kimsenin vay hâline!
                İbn Hakîm radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                684. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Senin doğru söylediğine inanan bir adama yalan söylemen, en büyük hainliktir.”
                Süfyan radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                685. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                686. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Ahirzamanda yalancı deccaller olacaktır. Sizin ve babalarınızın duymadıkları hadîsleri size sunacaklar. Dikkat edin ve onlardan uzak durun da, sizi şaşırtıp saptırmasınlar.”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                687. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Doğruluk iyiliğe götürür, iyilik cennete iletir. Kişi doğrulukta devam eder durur, sonunda, Allah katında “doğrucu” olarak yazılır.

                Yalan, azıp sapmaya iletir, azıp sapma ise, ateşe götürür. Kişi yalan söylemekte devam eder, sonunda, Allah katında “yalancı” olarak yazılır.”
                İbn Mesûd radıyallahu anh. Buhârî.

                688. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Kuşkulandığını at, kuşkulanmadığına bak! Doğruluk kalbinin yatıştığında, yalan ise kuşku duyduğundadır.”
                Ebûl Havra radıyallahu anh. Tirmizî.

                689. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında, bir adam bir adamı övdü. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

                “Onun boynunu vurdun, arkadaşının boynunu vurdun! içinizden birinizin, mutlaka birisini övmesi gerekiyorsa, şöyle desin: Allah bilir ama şöyle şöyle olduğunu sanıyorum. Zira, Allaha karşı kimse temize çıkartılmaz. O kişi hakkında bildikleri varsa, onu şöyle şöyle sanıyorum, desin.”
                Ebû Bekre radıyallahu anh. Buhârî.

                690. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Bir adam bir adama günahkâr, ya da kâfir derse, o özellik de onda bulunmazsa, bu söz kendisine döner.”
                Ebû Zer radıyallahu anh. Buhârî.

                691. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Ölülere sövmeyin! Zira onlar, zaten ettiklerini bulmuşlardır.”
                Aişe radıyallahu anha. Buhârî

                692. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Ölülere sövmeyin, bu sebeple dirilere eziyet etmiş olursunuz.”
                Mugîre radıyallahu anh. Tirmizî.

                693. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Ölülerinizin iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini söylemekten uzak durun!”
                İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                694. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                “Allahım! Senden mutlaka yerine getirmeni umduğum bir söz alıyorum: Ben bir insanım. Kime bir eziyet etmişsem, sövmüşsem, lânet etmişsem, vurmuşsam, bunları, onun için, kıyamet gününde, sana yaklaştıracak bir rahmet ve o kişinin sevabında bir artış nedeni eyle!”
                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                #761775
                Anonim

                  ŞİİR, HİCİV, ŞARKI, OYUN…

                  695. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                  “Şiir söz gibidir, güzeli güzel, çirkini de çirkindir.”
                  İbn Ömer radıyallahu anh. Taberânî.

                  696. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                  “Şüphesiz, şiirde hikmet vardır.”
                  Ubeyy radıyallahu anh. Buhârî.

                  697. Bir bedevi, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve yanında konuştu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

                  “Şüphesiz, bazı konuşmalarda büyü gücü vardır, bazı şiirlerde de faydalı anlamlar mevcuttur.”
                  İbn Abbas radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                  698. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                  “Birinizin içine, onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından daha iyidir.”
                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                  699. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, şair Hassan için, mescidde özel bir kürsü yerleştirdi. Üzerine çıkıp oturur ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi savunacak şiirler söylerdi. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle derdi:

                  “Allah, Hassanı, Allah Resûlünü savunduğu sürece, melekle destekler.”
                  Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                  700. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kurayza günü Hassana şöyle dedi:

                  “Müşrikleri sözle taşla, şüphesiz Cebrail seninledir!”
                  Berâ radıyallahu anh. Buhârî.

                  701. Belki yüz kereden fazla Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanında oturdum. Sahabileri şiirler okurlar, islâm öncesi dönemin işlerinden sözedip konuşurlardı. O, susardı, bazen de gülümserdi.
                  Câbir radıyallahu anh. Tirmizî.

                  702. Aişeye, “Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şiir okur muydu?” diye sordular.

                  “İbn Revahanın şiirini okuyup, şöyle derdi:
                  Azığını vermediğin kimseler sana haber getirir.”
                  Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

                  703. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yanındaydım. Ona, Süveydin şiirini okudum:

                  “Haremde de akşamlasan ölüme güvenme.
                  Çünkü ölüm, herkesin başına gelecektir.
                  Yolunda düzgün yürü ki, umduğunu bulasın.
                  Her dost, dostundan bir gün mutlaka ayrılacaktır.
                  Her azık, saklasan da bir gün mutlaka bitecektir.
                  iyi ve kötü yanyana beraberdirler.
                  Her biri, gelirken sana yepyeni gelecektir.”

                  Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

                  “Bu adam bana kavuşsaydı, mutlaka müslüman olurdu.”
                  İbn Müslim radıyallahu anh. Taberânî.

                  704. Accâc, Ebû Hureyreye, “Şu şiir konusunda ne dersin?” diye sordu.

                  “iki hayal gelip hastayı hicvetti.
                  Selmanın hayali, Teksumânın hayali.
                  Kesilmesinden korktuğu baldırını,
                  Etlenmesinden çekindiği topuğunu,
                  Sana göstermek istedi de kalktı.”

                  Ebû Hureyre şu cevabı verdi:

                  “Biz bunu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında söylerdik ve o bizi ayıplamazdı.”
                  Accâc radıyallahu anh. Bezzâr.

                  705. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem içeriye girdiğinde, yanımda iki tane kadın vardı, şarkı söylüyorlardı. Yatağa uzandı ve onlardan yüzünü çevirdi.

                  Sonra Ebû Bekir içeriye girdi ve “Allah Resûlünün yanında şeytanın çalgıları ha!” diyerek beni azarladı. Bunun üzerine, Ebû Bekire yönelerek şöyle buyurdu:

                  “Bırak söylesinler.”

                  Bir an, Resûlullahın dikkati bizden uzaklaşınca, kadınlara çıkmalarını işaret ettim ve gittilir.

                  Bir bayram günüydü. Siyahîler mescidde mızrak ve kalkanlarıyla oynuyorlardı. Ya ben istedim, ya da Resûlullah şöyle dedi:

                  “Seyretmek ister misin?”

                  “Evet,” dedim.

                  Bunun üzerine beni arkasına oturttu, yanağım yanağı üzerinde seyretmeye koyuldum.

                  O da şöyle diyordu: “Ey Efride oğulları, ha gayret!”

                  Bıktığımı görünce, “Yeter mi bu kadar?” diye sordu.

                  “Evet,” dedim.

                  “Öyleyse haydi git!” buyurdu.
                  Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                  706. Bir kadın, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldi. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, onu Aişeye sordu:

                  “Ey Aişe! Bunu tanıyor musun?”

                  “Hayır,” dedi.

                  “Bu falan oğullarının şarkıcısıdır, sana şarkı söylemesini ister misin?”

                  “Evet.”

                  Ona bir tabak verdi. O da, Aişe için şarkı söyledi.

                  Sonra şöyle buyurdu:

                  “Onun burnunun deliğine şeytan üflemiştir.”
                  İbn Yezîd radıyallahu anh. Ahmed.

                  707. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                  “Kim, zarla oynarsa, elini domuz kanına batırmış gibi olur.”
                  Büreyde radıyallahu anh. Müslim.

                  708. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem Medineye geldiği zaman, onun gelişine sevindikleri için, Habeşliler mızraklarıyla oyun oynadılar.
                  Enes radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                  709. Aişe: Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem benimle koşu yarışı yaptı, ben onu geçtim.
                  Aişe radıyallahu anha. İbn Mâce.

                  #761776
                  Anonim

                    ANNE, BABA, ÇOCUK, İSİM, YETİM, DUL…

                    710. Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme gelip, şöyle dedi:

                    “Ey Allahın Resûlü! Kendisine iyilik yapmaya kim daha lâyıktır?”

                    “Annen, sonra annen, sonra baban, sonra yakınlık derecelerine göre diğer yakınların,” buyurdu.
                    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                    711. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Yanında ana babası, ya da onlardan biri yaşlanıp da, gerekeni yaparak cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün!”
                    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                    712. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Allahın hoşnutluğu babanın hoşnutluğunda, öfkesi de babanın öfkesindedir.”
                    İbn Amr radıyallahu anh. Tirmizî.

                    713. Cahime dedi:

                    “Ey Allahın Resûlü! Harbe katılmak istiyorum, sana danışmaya geldim.”

                    “Annen var mı?”

                    “Evet.”

                    “Onun yanından ayrılma! Çünkü cennet, onun ayakları yanındadır.”
                    İbn Cahime radıyallahu anh. Nesêî.

                    714. Esma: Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme sordum:

                    “Müşrik olan annem yanıma geldi. Ona yardım edeyim mi?”

                    “Evet. Annene yardım et!” buyurdu.
                    Esma radıyallahu anha. Buhârî.

                    715. Bir adam Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme dedi ki:

                    “Ey Allahın Resûlü! Çok büyük bir günah işledim, acaba tevbe edebilir miyim?”

                    “Annen var mı?” buyurdu.

                    “Hayır.”

                    “Teyzen var mı?”

                    “Evet.”

                    “Öyleyse ona bir iyilikte bulun!” buyurdu.
                    İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                    716. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün oturuyordu. Süt babası geldi. Ona hemen elbisesinin bir tarafını serdi. Süt babası onun üzerine oturdu. Sonra süt annesi geldi. Elbisesinin öbür tarafını da ona serdi. O da onun üzerine oturdu. Sonra süt kardeşi geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hemen ayağa kalktı, onu önüne oturttu.
                    İbn Sâib radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                    717. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Ana babasına iyilik yapana ne mutlu! Allah onun ömrünü artırsın!”
                    İbn Enes radıyallahu anh. Taberânî.

                    718. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Babalarınıza iyilik edin ki, oğullarınız da size iyilik etsin.
                    Siz kendiniz namuslu olun ki, kadınlarınız da namuslu olsunlar.”
                    İbn Ömer radıyallahu anh. Taberânî.

                    719. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “En iyiniz, ailesine iyi davranandır. Ben, ailesine en iyi davrananızım.”
                    Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

                    720. Yanıma bir kadın geldi. Beraberinde iki kızı vardı. Yanımda bir hurmadan başka yiyecek de yoktu. Hurmayı ona verdim. Onu iki kızına paylaştırdı. Kendisi bir şey yemedi. Sonra çıkıp gitti.

                    Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem gelince, bu olayı ona anlattım. Şöyle dedi:

                    “Kimin bu şekilde kızları olup da, onlara iyilik ederse, onun bu iyiliği, ateşe karşı bir perde olur.”
                    Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                    721. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Bir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha iyi bir miras bırakamaz.”
                    İbn As radıyallahu anh. Tirmizî.

                    722. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Kim üç kıza, ya da kız kardeşe, yahut iki kız kardeşe, veya iki kıza bakıp, onları güzelce terbiye edip yetiştirir, sonra da evlendirirse, cenneti hak eder.”
                    Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

                    723. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Kim, erginlik çağına erişinceye kadar iki kızı yetiştirirse, kıyamet gününde, o ve ben yanyana iki parmak gibi oluruz.”
                    Enes radıyallahu anh. Müslim.

                    724. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Kıyamet gününde, siz kendi isimleriniz ve babalarınızın ismi ile çağırılacaksınız. isimlerinizi güzel takın!”
                    Ebû Derda radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                    725. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Muhammed adını koyarsanız, onu dövmeyin ve yoksun etmeyin!”
                    Ebû Rafi radıyallahu anh. Bezzâr.

                    726. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, çirkin ismi değiştirirdi.
                    Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

                    727. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, “Asiye” adını değiştirip yerine “Cemîle” ismini taktı.
                    İbn Ömer radıyallahu anh. Müslim.

                    728. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Ben ve yanakları solmuş dul kadın, kıyamet gününde, yanyana iki parmak gibi beraber olacağız. Mevki ve güzellik sahibi bu kadın, kocasından dul kalmıştır. Kendini yetimlerine adamış ve bu durum onlar evleninceye, ya da ölünceye dek böyle devam etmiştir.”
                    İbn Mâlik radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                    729. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, parmaklarını yanyana getirerek şöyle buyurdu:

                    “Ben ve yetime bakan kimse cennette iki parmak gibi yanyanayız.”
                    Sehl radıyallahu anh. Buhârî.

                    730. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Kim, müslümanların arasından, bir yetimi yedirip içirirse, Allah onu elbette cennete koyar. Bağışlanmayacak günahı varsa o başka.”
                    İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.

                    731. Bir adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme, kalbinin katılığından yakındı.

                    Bunun üzerine şöyle buyurdu:

                    “Yetimin başını okşa, yoksulu doyur!”
                    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ahmed.

                    732. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Sofralarında yetim bulunduran kimselerin sofrasına şeytan asla yaklaşamaz.”
                    Ebû Mûsa radıyallahu anh. Taberânî.

                    733. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                    “Dul kadınların ve yoksulların yardımına koşan kimse, Allah yolunda savaşan, bıkmadan gece namazı kılan ve devamlı oruç tutan gibidir.”
                    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                    #761777
                    Anonim

                      AKRABA, KOMŞU, MİSAFİR, GÖRÜŞME…

                      734. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Allah teâlâ buyurmuştur: “Ben Allahım. Ben Rahmanım. Rahmi ben yarattım. Ona ismimden bir isim ayırıp taktım. Kim akraba ile ilgisini sürdürürse, ben de onunla ilgimi sürdürürüm. Kim ondan ilgisini keserse, ben de ondan ilgimi keser, onu perişan ederim.”
                      İbn Avf radıyallahu anh. Tirmizî.

                      735. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Büyüklerinizden, akrabalarınızı ve akraba ziyaretini öğrenin! Çünkü akraba ziyareti, ailede sevgiyi artırır, malı çoğaltır ve ömrü uzatır.”
                      Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                      736. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Kendisiyle ilgiyi devam ettiren akraba ile ilgilenmek gerçek ilgilenme değildir, asıl ilgilenme, akraba kendisinden alakayı kestiği zaman, onu ziyaret edip, ona ilgi göstermektir.”
                      İbn Amr radıyallahu anh. Buhârî.

                      737. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Cebrail, bana komşu hakkında o kadar ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki, onu mirasçı yapacak sandım.”
                      Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                      738. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Bir kimseye zarar vermek doğru olmadığı gibi, zarar gördüğü birine, aynı şekilde zararla karşılık vermek de doğru değildir.”
                      Ebû Şurayh radıyallahu anh. Mâlik.

                      739. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Yanında komşusu açken, bunu bile bile, kendi tok yatan kişi, bana tam îman etmiş sayılmaz.”
                      Enes radıyallahu anh. Taberânî.

                      740. Bir adam dedi ki:

                      Ey Allahın Resûlü! Bir kadının çok namaz kıldığından, çok sadaka verdiğinden, çok oruç tuttuğundan, fakat diliyle komşusuna eziyet ettiğinden söz ediliyor, ne dersiniz?”

                      Şöyle buyurdu:

                      “O, ateşte olacaktır!”

                      Dedi ki:

                      “Ey Allahın Resûlü! Bir kadının da, az oruç tuttuğundan, az namaz kıldığından, süzme peynir gibi şeylerden az sadaka verdiğinden, bununla beraber diliyle komşularına eziyet etmediğinden söz ediliyor, ne dersiniz?”

                      Şöyle buyurdu:

                      “O, cennette olacaktır!”
                      Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ahmed.

                      741. Dedim ki:

                      “Ey Allahın Resûlü! Birine uğruyorum, ne beni misafir ediyor ve ne de bana ikramda bulunuyor. Aynı kişi bana uğrarsa, ben de ona karşı aynı şekilde davranayım mı?”

                      “Hayır. Aksine, onu misafir et!” buyurdu.
                      İbn Mâlik radıyallahu anh. Tirmizî.

                      742. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, şöyle buyurduğunu, kulaklarım duydu, gözlerim gördü ve kalbim de ezberledi:

                      “Allah ve âhiret gününe inanan kişi, misafirine hediyesini sunsun.”

                      “Hediyesi nedir, ey Allahın Resûlü?” diye sordular.

                      Şöyle buyurdu:

                      “Bir gün ve gecesidir. Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadaka sayılır.

                      Kim, Allaha ve âhiret gününe îman ediyorsa, ya iyi söz söylesin, ya da sussun!”
                      Ebû Şurayh radıyallahu anh. Buhârî.

                      743. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Bir müslümanın, müslüman kardeşinin yanında, onu günaha sokuncaya kadar konuk kalması helâl olmaz.”

                      “Günaha sokmak nasıl olur, ey Allahın Resûlü?” diye sordular.
                      Şöyle buyurdu:

                      “Kendisine sunacak bir şeyi bulunmadığı hâlde yanında kalması.”
                      Ebû Şurayh radıyallahu anh. Buhârî.

                      744. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, birinin kapısına gelince, yüzünü kapıya döndürmez, sağ ya da sol yanını kapıya çevirerek durur ve

                      “Esselâmü aleyküm, Esselâmü aleyküm,” derdi.
                      İbn Büsr radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                      745. Babamın bir borcu hususunda Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme geldim ve kapıyı çaldım.

                      “Kim o?” diye seslendi.

                      “Benim!” dedim.

                      “Benim! Benim!” diye söylenerek çıktı.

                      Belli ki, sadece “Benim!” dememden hoşlanmamıştı.
                      Câbir radıyallahu anh. Buhârî.

                      746. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Kim, izinleri olmadan, birilerinin evini dikizlerse, gözünü çıkarmaları artık onlara helâl olur.”
                      Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                      747. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                      “Biriniz, hizmetçisi ona bir yemek yapıp getirdiğinde, onu da oturtup yedirsin. Yemek az ise, hiç olmazsa eline bir iki lokma koysun.”
                      Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                      #761778
                      Anonim

                        NEBİ, RESUL, VAHİY, MUCİZE…

                        748. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Benden önceki peygamberlerle ben şuna benzeriz: Bir adam göz kamaştırıcı güzel bir bina yapmıştır. Ancak duvarların bir köşesinde bir tuğlalık gedik bırakmıştır. insanlar, evin etrafını dolaşıp, evi beğenmiş ve şöyle demişlerdir: “Şu tuğla da şu açık olan yere konsa çok iyi olur.” işte ben, o tuğlayım. Peygamberlerin de sonuncusuyum.”
                        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                        749. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Peygamberler, kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar.”
                        Enes radıyallahu anh. Bezzâr.

                        750. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Hızıra, yeşillik anlamında “Hızır” denilmesinin sebebi şudur: O, otsuz, kuru bir yerde oturdu. O otsuz yer, Hızırın arkasından hemen yeşilleniverdi.”
                        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                        751. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “ibrahimi de gördüm, soyundan, ona en çok benzeyen benim.”
                        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                        752. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Mûsa, uzun boylu sanki Şenua erkeklerini andıran bir kişi idi.”
                        İbn Abbas radıyallahu anh. Buhârî.

                        753. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “isa ile benim aramda hiçbir peygamber yoktur. O, şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın! O, orta boylu, beyaza çalar kırmızı tenlidir.

                        Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak. Yağmur yağmasa da saçından su damlayacak. insanlarla, islâm için savaşacak. Mesihüddeccali öldürecek, sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacak. Sonra ölecek ve namazını müslümanlar kılacaklar.”
                        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                        754. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “ibrahim, Allahın dostudur. Mûsa, Allahın kendisiyle konuştuğudur. isa, Allahın kelimesi ve ruhudur. Ademi de, Allah seçmiştir. Bunlar doğru.

                        Ben ise, Allahın sevgilisiyim. Ama bununla övünmüyorum. Kıyamet gününde hamd sancağını ben taşıyacağım, yine övünme yok.

                        Kıyamet gününde ilk şefaat edecek olan, benim. Bu yetki ilk kez bana verilecektir, ama yine övünme yok.

                        Cennet kapısının halkasını ilk kımıldatacak olan, benim. Allah bana, cennet kapısını açıp, ilk defa beni ve benimle birlikte müminlerin fakirlerini oraya koyacaktır. Buna rağmen yine övünme yok.
                        İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.

                        755. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Ben, insanların asır asır geçen en güzel asırlarından birinde gönderildim. Çağlar çağları kovaladı, sonunda, benim içinde bulunduğum asır geldi.”
                        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                        756. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Allah, bizden öncekilere Cuma gününü nasip etmedi. Cumartesi yahudilerin günü, pazar ise hıristiyanların günü oldu. Allah, bizi dünyaya getirip, bize Cumâ gününü lütfetti. Böylece cumâ, cumartesi ve pazar ibadet günleri oldu.

                        işte, kıyamet gününde de, tıpkı bu günler gibi, onlar bizden sonra gelecekler. Böylece, dünyada geliş sırası bakımından biz sonuncu olduk, ancak kıyamet gününde biz ilk olacağız ve hesabımız diğer yaratılanlardan önce görülecektir.”
                        Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                        757. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Bana beş şey verildi ki, benden önce onlar hiç kimseye verilmemiştir.

                        Bütün peygamberler sadece kendi toplumlarına gönderildi, ben ise, kırmızı siyah bütün toplumlara gönderildim.

                        Benden önce, savaşta elde edilen mallar kimseye helâl olmadı, bana ise helâl kılındı.

                        Yeryüzü bana tertemiz kılındı ve mescid yapıldı. Namaz vakti nerede gelirse, kişi orada namaz kılabilir.

                        Bir aylık uzaklıktaki düşmanın kalbine korku verilmekle bana yardım edildi.

                        Bana, şefaat etme yetkisi verildi.”
                        Câbir radıyallahu anh. Buhârî.

                        758. Dedim: “Ey Allahın Resûlü! Ben seni medhetmek istiyorum.”

                        Şöyle buyurdu:

                        “Haydi öyleyse, Allah ağzına sağlık ihsan etsin!”

                        Bunun üzerine şu şiiri inşâd ettim:

                        “Önce gölgelerde ve yaprağın sallandığı yerdeydin.

                        Sonra beldelere düşüp indin,

                        Orada sen ne bir beşer, ne bir çiğnem et

                        Ne de bir kan pıhtısı idin.

                        Belki gemiye binen bir nutfeydin.

                        Ehli boğulurken,

                        Sen bir kartalın kanadına tutunmuştun.

                        Alem asırdan asıra taşınıp dururken,

                        Sen de belden bele intikal etmiştin.

                        Göz kamaştırıcı evindi,

                        Yükseklerden gelme görkemli ailen.

                        Doğduğunda yeryüzü aydınlandı,

                        Nurunla ufuklar nurlandı.

                        Biz o ışıkta, o nurda ve o dosdoğru yolda,

                        Adeta yanıp tutuşuyorduk.”
                        Abbas radıyallahu anh. Taberânî.

                        759. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Benim beş ismim vardır. Ben Muhammedim. Ben Ahmedim. Ben, Allahın benimle küfrü mahvettiği Mâhiyim. Ben, insanların ayağı üzerinde haşronularak toplanacağı Hâşirim. Ben, kendinden sonra hiçbir peygamber gelmeyecek olan Akîbim…”
                        Cübeyr radıyallahu anh. Buhârî.

                        760. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Kıyamet gününde, ben, peygamberlerin lideri, hatipleri ve şefaat sahipleri olacağım, fakat övünme yok.”
                        Ubeyy radıyallahu anh. Tirmizî.

                        761. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sütannesinin yanında kalan bir çocuktu. Arkadaşlarıyla oynarken Cebrail geldi. Onu yatırdı, göğsünü yardı ve içinden bir kan pıhtısı çıkardı.

                        “işte bu, şeytanın sendeki nasibidir,” dedi.

                        Sonra onu, altın bir leğende, zemzem suyu ile yıkadı, kapattı. Sonra da onu kendi yerine koydu.

                        Çocuklar, koşarak sütannesine gittiler ve “Muhammed öldürüldü!” dediler.

                        Hep birlikte yanına vardılar. Renginin solmuş olduğunu gördüler.

                        Enes dedi: “Ben, göğsündeki o yara izini hep görürdüm.”
                        Enes radıyallahu anh. Müslim.

                        762. Vahyin ilk başlangıcı doğru rüyalar şeklinde oldu. Gördüğü her rüya, sabah aydınlığı gibi çıkardı. Sonra, yalnız başına kalmaktan hoşlanır oldu.


                        Hira mağarasında inzivaya çekildi. Orada, ailesine dönmeksizin, birkaç gece tek başına kalıp, ibadet ederdi. Sonra Hatîceye dönerdi, evinde de tıpkı Hira mağarasında olduğu gibi, ibadet yapardı.

                        Derken, Hira mağarasındayken, ona vahiy geldi. Melek gelip, ona “Oku!” dedi.

                        Cevabı şu oldu: “Ben okuma bilmem.”

                        O, bundan sonrasını şöyle anlattı:

                        “Beni tutup kucakladı, takâtim kesilinceye kadar sıktı, sonra bıraktı ve şöyle dedi: “Haydi oku!”

                        Ben yine: “Ben okuma bilmem,” dedim.

                        ikinci kez aldı, beni, gücüm kesilinceye kadar sıktı ve bıraktı. “Haydi oku!” dedi.

                        Ben yine: “Ben okuma bilmem,” dedim.

                        Üçüncü kez beni aldı, takâtim kesilinceye kadar sıktı, sonra bırakıp, “ikra bismi Rabbikellezi halâk. Halâkel insane min alâk. ikra ve Rabbukel ekramüllezi alleme bil kalemi ma lem yâlem’e kadar oku!” dedi.”

                        Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, bu vahyi alıp, kalbi korku dolu bir hâlde Hatîceye geldi ve “Örtün beni, örtün beni!” dedi. Onu hemen örttüler.

                        Aradan çok geçmeden korkusu ve heyecanı dindi. Olanları Hatîceye anlattı ve dedi ki:

                        “Başıma bir şey geleceğinden korktum.”

                        Hatîce şöyle dedi:

                        “Hayır, korkma! Aksine, sevin! Müjde sana! Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen, akrabayı ziyaret edersin, sözü doğru söylersin, hiç yalanın yoktur. Zayıflara yardım eder, fakire kazandırırsın, misafir ağırlarsın. Hak yolunda, meydana gelen olaylar karşısında insanlara yardım edersin.”

                        Sonra onu alıp, amcasının oğlu Varakaya iletti. Varaka, hıristiyandı. ibranice yazardı, incilden Allahın dilediği kadar arapça yazmıştı. ihtiyardı, üstelik gözleri de görmüyordu.

                        Hatîce ona dedi ki:

                        “Ey Amcazadem! Kardeşinin oğlunu dinle!”

                        Varaka dedi ki:

                        “Ey kardeşimin oğlu! Ne görüyorsun, söyle bakalım!”

                        Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yaşadıklarını ve gördüklerini bir bir anlattı.

                        Varaka şöyle dedi:

                        “O, Allahın Mûsaya gönderdiği meleğin ta kendisidir. Ah toplumun seni süreceği zaman sağ olsaydım, başka bir şey istemezdim!”

                        “Toplumum beni sürecek mi?” diye sorunca, şöyle dedi:

                        “Senin getirdiğin gibi bir kitapla gelen hiçbir peygamber yoktur ki, kendisine düşmanlık edilmesin. Senin o gününe yetişirsem, mutlaka sana destek verip, yardım ederim.”

                        Çok geçmeden Varaka vefat etti.

                        Ayetlerin inmesi ise, bir süre kesildi.
                        Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                        763. Vahye ara verildi, epey zaman âyet gelmedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu duruma pek üzüldü. Kendini atmak için defalarca dağların doruklarına tırmandı, fakat her seferinde Cebrail ona görünüp, şöyle diyerek onu uyardı:

                        “Ey Muhammed! Sen gerçek bir peygambersin!”

                        Ondan sonra içi biraz yatışıp, rahatlardı. Yine vahye böyle ara verilince, o maksatla dağın zirvesine çıkardı, fakat Cebrail yine kendisine görünüp, aynı uyarıda bulunurdu.
                        Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                        764. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                        “Vahiy, bazen bir çıngırak sesini andıran bir ses gibi gelir ki, bana en zor gelen şekli budur. Söylediklerini kavrayınca, melek benden ayrılır. Bazen de, melek bana insan sûretine bürünerek görünür, benimle konuşur, söylediğini hemen kavrarım.”
                        Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                        765. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme vahiy geldiği zaman, yüzünün yanında arı uğultusu gibi bir ses duyulurdu.
                        Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                        766. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, vahiy geldiği zaman sıkılır ve yüzü kül gibi olurdu.
                        Ubâde radıyallahu anh. Müslim.

                        767. Mekkeliler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden, kendilerine mûcize göstermesini istediler. O da onlara, ayın ikiye bölünüşünü gösterdi.
                        Enes radıyallahu anh. Buhârî.

                        768. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kırk yaşındayken kendisine vahiy geldi. Onüç yıl Mekkede kaldı. Sonra ona, Medineye hicret etmesi emredildi. Orada da on yıl kaldı.
                        İbn Abbas radıyallahu anh. Buhârî.

                        #761779
                        Anonim

                          PEYGAMBERİMİZ, ÖZELLİKLERİ, GÖRÜNÜŞÜ…

                          769. Hasan bin Ali radıyallahu anh: Dayım Hind bin Hâle, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sıfatlarını güzel anlatırdı. Ben de onun anlatmasından hoşlanırdım. Sormam üzerine bana Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle anlattı:

                          “Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, çok yakışıklı ve alımlıydı. Mübarek yüzü dolunay gibi parlardı. Orta boydan biraz uzun, uzun boydan biraz kısa idi.

                          Başı büyük, saçı dalgalıydı. Saçları kendiliğinden iki yana ayrılırsa öylece bırakır, toplamaz, bir taraf sarkarsa öyle bırakırdı. Saçlarını uzattığı zaman kulak memelerini geçerdi.

                          Teni beyazdı, alnı genişti, kaşları gürdü. iki kaşı arasında, kızınca beliren bir damar vardı. Burnu gayet güzeldi. Kaşlarına yakın kısmında hafif bir yükseklik, parlayan bir nur vardı. Dikkatli bakmayan adam, onu biraz kıvrık burunlu sanabilirdi.

                          Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı. Dişleri seyrekti. Boynu sanki bir ışık huzmesiydi. Endamı ve uzuvları uyumluydu, mutedildi. Etleri kesinlikle sarkık değildi. Karnı ile göğsü aynı seviyedeydi. iki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalındı.

                          Giderken ağır ağır giderdi. Ölçülü ve dengeli yürürdü. Yavaş, vakarlı, fakat hızlı yürürdü, yürürken sanki bir meyil iner gibiydi. Dönerken tüm vücuduyla dönerdi. Gözleri yere bakar hâlde olurdu. Yere bakışı göğe bakışından daha çok ve daha uzundu. Bakışları son derece anlamlıydı. Arkadaşlarıyla yürürken, onları önüne alırdı. Rastladığı kimseye ilk selâmı o verirdi.

                          Birbiri ardınca hüzünlü düşüncelere dalardı. Daima düşünür haldeydi. Onun hiç rahatı yoktu.

                          Lüzumsuz ve boş konuşmazdı. Susması uzun olurdu. Söze başlarken de bitirirken de yumuşak konuşurdu. Söylemek istediğini tam anlatan kelimelerle, gayet güzel ve özlü konuşurdu. Sözlerinde ne fazlalık olurdu, ne de eksiklik. Kaba değildi.

                          Hiç kimseyi küçümsemezdi. Az bile olsa, nimete önem verirdi. Yiyecek ve içecekleri ne överdi, ne de beğenmeyip kötülerdi.

                          Dünya ve dünyalık bir şey onu öfkelendirmezdi. Ancak haksızlık yapılınca öfkelenir ve haksızlık giderilinceye kadar hiçbir şey öfkesini durdurmazdı. Hiç kimseyi tanımaz hakikatı haykırırdı. Kendi nefsi için kızmaz ve onun için intikam almaya kalkışmazdı.

                          işaret ederken, parmağıyla değil, eliyle işaret ederdi. Bir şeye hayret edip şaştığı zaman avucunu çevirirdi. Konuşurken, sağ elinin ayasını sol elinin baş parmağıyla bitiştirirdi. Öfkelendiği zaman, can yakmaktan ve azarlamaktan kaçınırdı.

                          Gülerken gözlerini yumardı. Gülüşü genellikle gülümseme olurdu, dişleri dolu tanesi gibi parlardı.”

                          Dayımın anlattıklarını epey zaman Hüseyinden gizledim. Sonra ona anlatınca, onun benden önce bunları dayıma sormuş olduğunu anladım.

                          Hüseyin, babasına, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin giriş, çıkış, oturuş ve kalkış şekillerini de sormuş, sormadık bir şey bırakmamış. Babası da ona anlatmış:

                          “Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allaha, bir kısmını ailesine, bir kısmını da kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı.

                          ileri gelen kimselerle, sâde kimselerle konuşur gibi konuşurdu. Onlardan hiçbir şeyi saklamazdı. Ümmete seviyelerine göre davranırdı. Herkese kendi durumuna göre değer verirdi. insanların dindeki niteliklerini önemserdi. Dinde bilgili olana daha başka bakardı.

                          insanların kiminin bir, kiminin iki, kiminin de birçok ihtiyaçları olurdu. Bunları da gözönünde tutar, ona göre davranırdı. Onlarla ihtiyaç ve maslahatlarına göre meşgul olurdu. Kendilerine lâzım ve lâyık olanı onlara bildirirdi. Şöyle derdi:

                          “Burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın! Bana ihtiyacını ulaştıramayanların ihtiyaçlarını bana ulaştırın! Çünkü ihtiyacını bildiremeyenlerin ihtiyacını yetkiliye ulaştıranın, Allah, kıyamet gününde ayaklarını kaydırmaz.”

                          Daima doğrunun yanındaydı, başkasını kabul etmezdi. insanlar, onun yanına geçici olarak girerler, ama tatmin olmuş bir hâlde çıkarlardı. Huzurundan birer öncü ve yol gösterici olarak ayrılırlardı.

                          Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, dilini tutardı, ancak insanları birbirine sevdirecek, birbirleriyle kaynaştıracak şeyleri konuşurdu. Onları ürkütüp kaçırmazdı.

                          Her toplumun liderine önem verirdi, ikramda bulunurdu. Daha sonra onu toplumunun üzerine vali yapardı. Ona itaat etmelerini, güzel ahlâkıyla ahlâklanmalarını tavsiye ederdi.

                          Arkadaşlarını özler ve sorardı. insanların, durumlarını ve işlerini de sorardı. Güzele güzel, çirkine de çirkin derdi. işi daima dengeli idi, tutarsız değildi.

                          Gaflet ederler korkusuyla, kendisi kesinlikle gaflete düşmezdi. Bezerler, usanırlar diye lüzumundan fazla söz söylemezdi. Daima hazırlıklı ve dikkatli olurdu. Hak ve hakikattan ayrılmaz, öbür insanların hakkı çiğnemelerine de izin vermezdi.

                          Onun yanında, insanların en üstün ve en iyileri, ihlas ve samimiyet bakımından en ileri olanlarıydı. Katında mertebe bakımından en büyükleri, insanlarla iyi geçinen ve yardımlaşmayı başaran kimseler olurdu.

                          Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, herhangi bir fayda söz konusu olmadan, ne otururdu, ne de kalkardı. Kendisine özel yerler edinmezdi. Belirli oturma yerleri edinmekten insanları nehyederdi. Bir topluluğun yanına geldiğinde, meclisin bittiği yere ilişip otururdu. Böyle yapılmasını da emrederdi.


                          Meclisindeki kimselerin her biriyle ilgilenir, farklı davrandığı izlenimini vermezdi. ihtiyacını gidermesi için onunla oturan veya onu ayakta tutan kimseye karşı sabırlı olur, o kişi ayrılmadıkça kendisi onu terkedip ayrılmazdı.

                          Biri kendisinden bir şey istediğinde, onu mutlaka verirdi, ya da tatlı sözler söyleyerek onu savardı. Güler yüzlü oluşu ve herkese nazik davranışı, onu halka âdeta baba yapmıştı. Herkes onun katında ve nazarında eşitti.

                          Meclisi bir olgunluk, sabır, güven ve haya meclisiydi. Orada sesler yükselmez, namus ve haysiyetler çiğnenmez, kimseye sataşılmazdı. Gayet dengeli ve hayalı idiler. Birbirlerine takva tavsiye ederlerdi. Son derece mütevazi idiler. Küçükler büyüklere saygı, büyükler de küçüklere sevgi ve şefkat gösterirlerdi. ihtiyacı olanları kendi nefislerine tercih ederler, garibe yardım elini uzatırlardı.

                          Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, daima güler yüzlü, yumuşak huylu idi, sert ve kaba değildi. Gürültücü ve hayasız da değildi. Kusur arayan, gereksiz yere insanları öven biri de değildi. Arzulamadığı şeylere kulak asmazdı. Kimseyi umutsuzluğa düşürmezdi. Herkese ümit verici davranırdı.

                          Üç şeyden uzak dururdu: Gereksiz yere tartışmak, fazla konuşmak ve kendisini ilgilendirmeyen şeylere ilgi duymak.

                          insanlarla ilgili şu üç şeyden de uzak dururdu: Kimseyi kötülemez, kimsenin kusurunu, gizlisini ve ayıbını araştırmazdı.

                          Ancak fayda umduğu şeyleri söylerdi. Konuştuğu zaman, yanındakiler sanki başlarında kuş varmış gibi sakince başlarını eğerlerdi. Ancak o sustuğu zaman konuşurlardı. Yanında tartışmazlardı. Biri konuştuğu zaman herkes susar ve onu dinlerdi, sözünü bitirinceye kadar söze girmezlerdi.

                          Onların konuşmaları da bir başkaydı. Onların güldükleri şeye o da gülerdi, hayret ettiklerine o da hayret ederdi.

                          Gelen yabancının, aşırı ve mantık dışı davranışlarını sabırla karşılardı, onu azarlamazdı. Arkadaşları bazen buna kızarlardı da, o onları sakinleştirir, şöyle derdi:

                          “Böyle kimseleri gördüğünüzde, ona gerçeği gösterin!”

                          Övgüyü, ancak hakkını verenden kabul ederdi. Kimsenin sözünü kesmez, bitirmesini beklerdi. Adam, ya bitirir, ya da kalkıp giderdi.

                          Onun susması dört maksat içindi: Hilim, hazer, takdir ve tefekkür. Takdiri, fark gözetmeksizin insanlara bakmak ve aynı şekilde dinlemekti. Düşünmesi, hem geçici olan dünya, hem de sürekli olan âhiret hakkında idi. Hilmi ise, sabrında idi. Zira, onu hiçbir şey kızdırmaz ve ürkütmezdi.

                          Hazeri dört şeyde tecelli ederdi: Kendisine uyulması için en güzel olanı almak, vazgeçirmek amacıyla kötüden uzak durmak, ümmeti için yararlı olan hususlarda fikir üretmek, dünya ve âhiret hayatlarını temin edecek hususlarda onlar için çalışmak.”
                          Hasan radıyallahu anh. Taberânî.

                          770. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ellerinden daha yumuşak olan ne bir ipeğe, ne de bir kadifeye dokundum. Onun kokusundan daha güzel ne bir misk, ne de bir anber kokladım. Kırk yaşındayken kendisine vahiy geldi.
                          Enes radıyallahu anh. Buhârî.

                          771. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, öyle yavaş konuşurdu ki, biri kelimelerini saymak istese, sayabilirdi.
                          Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                          772. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, anlaşılsın diye bazen sözlerini üç kere tekrar ederdi.
                          Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                          773. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sözleri, gâyet açık ve seçikti. Duyan herkes, onu anlardı.
                          Aişe radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

                          774. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, insanları en güzeli, en cömerdi ve en cesuru idi.
                          Enes radıyallahu anh. Buhârî.

                          775. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, iki şey arasında özgür bırakılınca, günah olmadığı sürece, mutlaka kolay olanı tercih ederdi. Eğer iş, günah olursa, ondan herkesten fazla uzak dururdu.

                          Kendi nefsi için hiç intikam almamıştır, lâkin Allahın bir haramı çiğnendiğinde, hemen Allah için intikam alırdı.
                          Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                          776. Allah yolunda yaptığı savaşların dışında, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, eliyle ne bir kadına, ne de bir hizmetçiye vurmamıştır.
                          Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                          777. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi, bir adam karşılayıp da elini tutunca, adam elini bırakmadıkça, elini çekmezdi. Adam yüzünü çevirinceye kadar, mübarek yüzünü ondan çevirmezdi. Oturduğu adamın huzurunda kesinlikle bacaklarını uzatmazdı.
                          Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                          778. Aişeye, “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem evinde ne yapardı?” diye sordum.

                          “Ailesinin işleriyle uğraşırdı, namaz vakti gelince abdest alır, namaza gitmek üzere çıkardı,” diye cevap verdi.
                          Esved radıyallahu anh. Buhârî.

                          779. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden daha çok gülümseyen birini görmedim.
                          İbn Haris radıyallahu anh. Tirmizî.

                          780. Tam on sene Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme hizmet ettim. Bir kerecik olsun “Öf!” bile demedi. Yaptığım bir şey için “Niye böyle yaptın!” yapmadığım bir iş için de “Neden yapmadın!” dememiştir.
                          Enes radıyallahu anh. Buhârî.

                          781. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, gönül bakımından insanların en cömerdiydi. insanların en doğru ve sağlam sözlüsüydü. Ahlâken en yüce ve en görgülü olanıydı. ilk defa gören korkuya kapılırdı, fakat yakından tanıyınca onu mutlaka severdi. Ondan bahseden kişi, “Ne ondan önce, ne de sonra onun gibisini görmedim,” derdi.
                          Ali radıyallahu anh. Tirmizî.

                          #761780
                          Anonim

                            SAHABİLER, AİLESİ, TORUNLARI…

                            782. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “insanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra da onlardan sonra gelenler.

                            Daha sonra, kendilerinden şahitlik istenmediği hâlde şahitlikte bulunan, hıyanet eden ve kendilerine de güven duyulmayan, adakta bulunup yerine getirmeyen bir nesil gelecektir.

                            Ayrıca onlarda şişmanlık da görülecektir.”
                            İmran radıyallahu anh. Buhârî.

                            783. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Sahabilerime hakaret etmeyin! Eğer biriniz Uhud dağı kadar altın verse, onlardan birinin bir avuç sadakasına ve onun yarısına ulaşamaz.”
                            Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî.

                            784. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Sahabilerim hakkında Allahtan korkun! Benden sonra onları hedef edinmeyin! Kim onları severse, beni sevdiği için sevmiş olur. Kim onlardan nefret ederse benden nefret ettiği için nefret etmiş olur. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur. Kim bana eziyet ederse Allaha eziyet etmiş olur. Kim de Allaha eziyet ederse, artık onu cezalandırması yakın olur.”
                            İbn Mugaffel radıyallahu anh. Tirmizî.

                            785. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Yıldızlar uzayın koruyucusudur. Yıldızlar giderse semanın başına korkulan şey gelir.

                            Ben de sahabilerimin güvencesiyim. Ben gidersem, sahabilerimin başına korktukları şey gelir.

                            Sahabilerim de ümmetimin güvencesidir. Sahabilerim giderse, ümmetimin başına korktukları gelir.”
                            Ebû Mûsa radıyallahu anh. Müslim.

                            786. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Sahabilerim yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız doğru yolu bulursunuz.”
                            Ömer radıyallahu anh. Rezîn.

                            787. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Cennette alt seviyede olanlar, gökteki parlak yıldızı görür gibi, yüksek derece sahiplerini görürler.

                            Ebû Bekir ve Ömer de yüksek derece sahiplerindendirler, hatta daha da ileridirler.”
                            Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

                            788. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Ebû Bekir ve Ömer, öncekilerden ve sonrakilerden, cennetliklerin orta yaşlı olanlarının efendileridirler. Peygamberler hâriç.

                            Ey Ali! Sen onlara bunu bildirme!”
                            Ali radıyallahu anh. Tirmizî.

                            789. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sordu:

                            “içinizden bugün kim oruçludur?”

                            Ebû Bekir: “Ben,” dedi.

                            “Bugün kim cenazeye iştirak etmiştir?”

                            Yine Ebû Bekir: “Ben,” dedi.

                            “Bugün bir yoksulu kim doyurmuştur?”

                            Ebû Bekir: “Ben.”

                            “Bugün içinizden bir hastayı ziyaret eden var mıdır?”

                            Ebû Bekir: “Ben,” dedi.

                            Bunun üzerine, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kimde bu nitelikler bir araya gelirse, o mutlaka cennete girer.”
                            Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                            790. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize sadaka vermemizi emretti. O anda malım vardı. Ebû Bekiri geçersem ancak bugün geçerim, dedim.

                            Malımın yarısını alıp getirdim.

                            Bana, “Ailen için geride ne bıraktın?” diye sordu.

                            “Diğer yarısını bıraktım,” dedim.

                            Sonra Ebû Bekir malının tümünü getirdi.

                            Ona dedi ki: “Ey Ebû Bekir! Çoluk çocuğuna ne bıraktın?”

                            “Onlara Allah ve Resûlünü bıraktım,” demez mi, hayret ettim ve içimden dedim ki: “Hiçbir şeyde ben onu asla geçemem.”
                            Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                            791. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Allahım! islâmı şu iki adamdan biri ile, katında en sevimli olanıyla kuvvetlendir! Ebû Cehil bin Hişam, ya da Ömer bin Hattab ile.”
                            Onun en çok sevdiği Ömer oldu, anladık.
                            İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                            792. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemden umre yapmak için izin istedim. izin verdi. Sonra şöyle buyurdu:

                            “Kardeşim! Beni duanda unutma!”

                            Bana, benim için dünyalara değer bir kelime söyledi ve ben buna pek sevindim.
                            Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                            793. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Her peygamberin bir arkadaşı vardır, benim cennetteki arkadaşım da, Osmandır.”
                            Talha radıyallahu anh. Tirmizî.

                            794. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sahabileri birbirine kardeş edince, Ali, gözleri yaşla dolu olarak geldi ve şöyle dedi:

                            “Ey Allahın Resûlü! Sahabilerini birbirine kardeş yaptın, beni hiç kimse ile kardeş yapmadın.”

                            Bunun üzerine, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin şu cevabı verdiğini duydum:

                            “Sen benim, hem dünyada, hem de âhirette kardeşimsin.”
                            İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                            795. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi, Hasan ve Hüseyin omuzlarındayken gördüm. Şöyle dua etti:

                            “Allahım, ben bu ikisini seviyorum, sen de sev!”
                            Berâ radıyallahu anh. Buhârî.

                            796. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Fatımaya şöyle derdi:

                            “Haydi, çağır şu oğullarımı bana!”

                            Sonra o ikisini göğsüne basar, koklardı.
                            Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                            797. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Fatıma, cennet kadınlarının hanımefendisidir. Hasan ve Hüseyin de, cennet gençlerinin efendileridir.”
                            Huzeyfe radıyallahu anh. Tirmizî.

                            798. Bir adam, İbn Ömere, sinek öldürmenin hükmünü sordu. Bunun üzerine ona, “Sen kimlerdensin?” dedi.

                            Adam, “Iraklıyım,” deyince, İbn Ömer şöyle dedi:

                            “Adama bakın! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin, haklarında, “Bu ikisi benim dünya çiçeklerimdir,” buyurduğu torununu öldürdüler de, bir de bana sineklerin kanını soruyor. Büyük günahlara son derece cüretlidirler, fakat küçük günahlar hakkında sorarlar da sorarlar!”
                            İbn Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

                            799. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, beni bağrına basıp, şöyle dua etti:

                            “Allahım! Onu dinde kavrayıcı kıl ve ona yorum yapmayı öğret!”
                            İbn Abbas radıyallahu anh. Buhârî.

                            800. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Dünya kadınlarının en üstünleri şu kadınlardır: imranın kızı Meryem, Huveylidin kızı Hatîce, Muhammedin kızı Fatıma, Firavunun karısı Asiye.”
                            Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                            801. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Aişenin diğer kadınlara üstünlüğü, tirit yemeğinin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir.”
                            Enes radıyallahu anh. Buhârî.

                            802. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin sahabilerinin rivâyet ettikleri herhangi bir hadîste bir zorluk görürsek, Aişeye sorardık, mutlaka onda onun bir açıklamasını bulurduk.
                            Ebû Mûsa radıyallahu anh. Tirmizî.

                            803. Tıp, hukuk ve şiirde Aişeden daha bilgili bir kadın görmedim.
                            Urve radıyallahu anh. Taberânî.

                            804. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hasan, Hüseyin, Ali ve Fatımayı bir araya topladı, üzerlerine elbisesini örttü ve şöyle dedi:

                            “Allahım! işte bunlar benim Ehlibeytim ve yakınlarımdır. Onlardan her türlü kirleri gider ve onları hakkıyla temiz eyle!”
                            Ümmü Seleme radıyallahu anha. Tirmizî.

                            805. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                            “Benim Ehlibeytim, tıpkı Nuhun gemisi gibidir. Binen kurtulur, terkeden boğulur.”
                            İbn Zübeyr radıyallahu anh. Bezzâr.

                            #761781
                            Anonim

                              DUA, UBUDİYET, DUALAR, SALAVAT…

                              806. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Allah katında, duadan daha kıymetli bir ibadet yoktur.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                              807. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Allahın en çok sevdiği şey, kendisinden afiyet istenilmesidir. Dua, başa gelen için de, gelmeyen için de faydalı olur. Kazayı ancak dua önler. Onun için, duaya sarılmalısınız.”
                              İbn Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                              808. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Biriniz Rabbinden bütün ihtiyaçlarını istesin, hatta ayakkabısının kopan kayışını bile istesin.”
                              Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                              809. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Allahın doksandokuz ismi vardır, kim o isimleri ezberlerse cennete girer.
                              Allah tektir, teki sever.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                              810. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Nefsim kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki o, Allahın en büyük ismiyle dua etmiştir ki, onunla dua edildiğinde kabul eder, onunla istendiğinde verir.”
                              Enes radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              811. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Allahın en büyük ismi şu iki âyettedir: “Ve ilahüküm ilahün vahid” ile “Elif lâm mim. Allahu lâ ilâhe illâ hüvel Hayyül Kayyum.”
                              Esma radıyallahu anha. Ebû Dâvud.

                              812. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Biriniz dua ettiği zaman, “Allahım! Dilersen beni bağışla!” demesin! istemesinde samimi ve azimli olsun! Çünkü hiç kimse Allahı zorlayamaz.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                              813. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Allaha kabul edileceğini kesinkes bilerek dua edin. Çünkü Allah, gafil kalbin duasını kabul etmez.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                              814. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, peygambere salâtüselâm getirmeden dua eden bir adam hakkında şöyle buyurdu:

                              “Bu adam acele etti.”

                              Sonra onu çağırtıp, şöyle dedi:

                              “Biriniz namaz kıldığında, Allaha hamdü sena ile başlasın, sonra peygambere salât ve selâm eylesin, ondan sonra istediği duayı yapsın.”
                              Fadâle radıyallahu anh. Tirmizî.

                              815. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Dua, gök ile yeryüzü arasında durur. Benim üzerime salât ve selâm edilmedikçe yükselmez. Beni, hayvanına binen adamın su kabı yerine tutmayınız. Bana duanın başında, ortasında ve sonunda salât ve selâm edin!”
                              Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                              816. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Günah, ya da akrabadan alâkayı kesme olmadıkça, kulun Allaha yapmış olduğu duanın karşılığında, mutlaka Allah ona dilediğini verir, ya da âhirette ona ondan daha iyisini saklar, ya da ondan bir belayı önler.”
                              Câbir radıyallahu anh. Rezîn.

                              817. Denildi ki:

                              “Ey Allahın Resûlü! Hangi dua daha fazla kabule şâyandır?”

                              Şöyle buyurdu:

                              “Gecenin son kısmının ortasında ve her farz namazın arkasında yapılan dua.”
                              Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî.

                              818. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Ezan ile kamet arasında yapılan dua geri çevrilmez.”
                              Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                              819. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Birinizin duası, “Rabbime dua ettim de kabul etmedi,” diyerek acele etmediği sürece, mutlaka kabul olunur.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                              820. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kim, şiddetli ve sıkıntılı durumlarında duasının kabul edilmesinden hoşlanıp, sevinç duyarsa, rahat durumdayken çok dua etsin!”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                              821. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kişi, müslüman kardeşine arkasından dua ederse, melekler: “Amin! Aynısı sana da olsun!” derler.”
                              Ebû Derda radıyallahu anh. Müslim.

                              822. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kulun, Rabbine en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. Onun için secdede duayı çoğaltın!”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                              823. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Allah, kişinin derecesini öyle bir yükseltir ki, sonunda o:

                              “Bu derece bana nasıl verildi?” diye sorar.

                              Bunun üzerine Allah şöyle buyurur:

                              “Çocuğunun senin için yaptığı dua ile bu dereceye ulaştın.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Bezzâr.

                              824. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kabul edilmesinde en ufak bir şüphe bulunmayan üç kişinin duası: Zulme uğrayan mazlumun duası, misafirin duası ve babanın çocuğuna olan duası.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                              825. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Mazlumun duası kabul edilir, eğer günahkâr ise, günahı kendinedir.”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ahmed.

                              826. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, dua ettiği zaman kendinden başlardı.
                              Ebû Eyyûb radıyallahu anh. Taberânî.

                              827. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi, ellerinin içi ile de, dışı ile de dua ederken gördüm.
                              Enes radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              828. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dua ettiği zaman, ellerinin içini kendine doğru tutardı. Allaha sığındığı zaman, ellerinin dışını kendisine doğru tutardı.
                              Hâllad radıyallahu anh. Ahmed.

                              829. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kendinize beddua etmeyin! Çocuklarınıza da beddua etmeyin! Size hizmet edenlere de beddua etmeyin! Mallarınıza da beddua etmeyin! Çünkü o bedduanız, Allah tarafından kabul edileceği bir saate rastlar da, kabul edilir.”
                              Câbir radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              830. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Kim, kendisine haksızlık edene beddua ederse, intikamını almış olur.”
                              Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

                              831. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Beni, hatalarımdan, beyaz elbiseyi kirden temizlediğin gibi temizle!
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                              832. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Sen Meliksin, senden başka hiçbir tanrı yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben senin kulunum. Kendime yazık ettim, günahımı itiraf ediyorum. Tüm günahlarımı bağışla! Senden başka günahları bağışlayan yoktur.

                              Beni ahlâkın en güzeline ilet! Ahlâkın en güzeline ancak sen iletirsin. Ahlâkın kötüsünden beni uzaklaştır! Ahlâkın kötüsünden başkası değil, ancak sen uzaklaştırırsın!

                              Allahım! Önceden yaptıklarımı, sonraya bıraktıklarımı, içimde gizlediklerimi, açığa vurduklarımı, aşırı davranışlarımı ve benim hakkımda benden daha iyi bildiklerini, ne olur benim için bağışla!

                              Mukaddim de sensin, Muahhir de sen! Senden başka hiçbir tanrı yoktur!”
                              Ali radıyallahu anh. Müslim.

                              833. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Günahlarımın tümünü, küçüğünü, büyüğünü, ilkini, sonunu, gizlisini, açığını bağışla!”
                              Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                              834. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden sana sığınırım. Senin üzerine övgüyü bir bir saysam bitiremem. Sen, kendi büyük ve yüce zâtını nasıl övdüysen, öylesin.”
                              Aişe radıyallahu anha. Müslim.

                              835. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Beni esirge, bana merhamet eyle, bana hidâyet et, bana âfiyet ver, beni rızıklandır!”
                              İbn Abbas radıyallahu anh. Tirmizî.

                              836. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım, kalblerimizi hayır üzere kaynaştır, aramızı bul, bizi kurtuluş yollarına ilet ve bizi karanlıklardan kurtarıp nura kavuştur!

                              Açık, gizli tüm hayasızlıklardan bizi uzaklaştır! Kulaklarımızı, gözlerimizi, kalblerimizi ve eşlerimizi bizim için mübarek eyle!

                              Tevbelerimizi kabul eyle! Sen tevbeleri çokça kabul eden ve sınırsız merhamet edensin!

                              Nimetine karşı bizi şükredenler kıl, bize bolca verip, nimetlerini tamamla!”
                              İbn Mesûd radıyallahu anh. Rezîn.

                              837. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım, seni zikretmekte, sana şükretmekte ve senin ibadetini iyi yapmakta bana yardım et!”
                              Muaz radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              838. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Yalnızken de, insanlar içindeyken de, senden korkmayı dilerim. Rıza ve öfke hâllerimde de, senden ihlas kelimesini dilerim.

                              Fakirlikte ve zenginlikte tutumlu olmayı dilerim. Senden, bitmeyen nimeti isterim. Senden, kazadan sonra rızayı isterim. Senden, kesilmeyen göz aydınlığı dilerim.

                              Senden, ölümden sonra güzel bir hayat dilerim. Cemâline bakmak ve sana kavuşmak lezzetini dilerim.

                              Kimsenin zararına uğramamayı ve saptırıcı fitneye düşmemeyi dilerim.

                              Bizi îman süsü ile süsle! Bizi doğruya eren ve doğru yolu gösterenlerden eyle!”
                              Kays radıyallahu anh. Nesêî.

                              839. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Kabir azabından, Mesihi Deccal fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden ve günah işlemekten ve borca batmaktan sana sığınırım.”
                              Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                              840. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Ben nefsime çok zulmettim. Günahları ancak sen bağışlarsın.

                              Rahmetinle beni bağışla! Bana merhamet eyle! Çünkü sen Gafûr ve Rahîmsin.”
                              Ebû Bekr radıyallahu anh. Buhârî.

                              841. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Beni bağışla, bana hidâyet et, bana rızık ver ve bana afiyet ihsan eyle!”
                              Asım radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              842. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, her namazın ardında şöyle derdi:

                              “Allahım! Küfür, fakirlik ve kabir azabından sana sığınırım.”
                              Ebû Bekre radıyallahu anh. Tirmizî.

                              843. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Kötü ahlâklardan, kötü işlerden ve kötü arzulardan sana sığınırım.”
                              Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

                              844. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                              “Ben size, o duaların özeti olan bir dua bildireyim mi? Şöyle dersiniz:

                              “Allahım! Biz senden, Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin istediği hayrı dileriz. Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem sana hangi şerlerden sığınmış ise, biz de o şerlerden sana sığınırız.

                              Sen kendinden yardım dilenilensin. Varış yalnız sanadır. Kudret ve kuvvet ancak Allah iledir.”
                              Ebû Ümâme radıyallahu anh. Tirmizî.

                              845. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Cüzzamdan, sedef hastalığından, delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım.”
                              Enes radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              846. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Faydası olmayan namazdan sana sığınırım.”
                              Enes radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                              847. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Doğruyu bana ilham et! Beni nefsimin kötülüklerinden kurtar!”
                              İmran radıyallahu anh. Tirmizî.

                              848. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım, senden faydalı bir ilim, kabul edilmiş bir amel, güzel bir rızık dilerim.”
                              Ümmü Seleme radıyallahu anha. Rezîn.

                              849. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Ey kalbleri evirip çeviren! Kalbimi dinin üzerinde sabit eyle!”
                              Ümmü Seleme radıyallahu anha. Tirmizî.

                              850. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemin duası:

                              “Allahım! Acizlik, tembellik, korkaklık, yaşlılık, cimrilik, ihtiyarlık ve kabir azabından sana sığınırım.

                              Allahım! Nefsime takvasını ver ve onu temiz eyle! Onu yalnız sen temiz edersin. Onun koruyucusu ve efendisi sensin.

                              Allahım! Fayda vermeyen ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”
                              Zeyd radıyallahu anh. Müslim.

                              #761782
                              Anonim

                                TEZKİR, TESBİH, VİRD, DUA…

                                851. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Allah teâlâ buyurdu:

                                “Ben kulumun zannı üzereyim. Beni andığı zaman, ben onunla beraberim. Beni kendi nefsinde anarsa, ben de onu kendi nefsimde anarım. Eğer beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu, o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım.

                                Bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir adım yaklaşırım. Bana bir adım yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak giderim.”
                                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                                852. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Kim, sabah ve akşam namazından sonra, henüz yerinden kalkmadan, on defa:

                                “Lâ ilâhe illallahu vahdahu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yûmitu ve hüve âlâ külli şeyîn kadîr,” derse, Allah ona on sevap yazar, on günahını siler, on da derecesini yükseltir.

                                Bütün gün, istenmeyen herşeyden korunur, şeytan da ona bir şey yapamaz. Allaha ortak koşmaktan başka, hiçbir günahı ona tesir edemez.”
                                Ebû Zer radıyallahu anh. Tirmizî.

                                853. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Akşam namazını kıldıktan sonra, hiç kimseyle konuşmadan, yedi kere,

                                “Allahümme ecirnî minennâr,” de! Çünkü, bunu deyip de, o gece ölürsen, mutlaka cehennemden kurtulursun.

                                Sabah namazından sonra da aynı şeyi söyle! Zira, o gün ölürsen, ateşten kurtulmana karar verilir.”
                                Müslim radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                                854. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “içinde Allahın anıldığı ev ile, içinde Allahın anılmadığı ev, diri ile ölüye benzer.”
                                Ebû Mûsa radıyallahu anh. Müslim.

                                855. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle demiş:

                                “Sabah akşam “Kul hüvallahü ehad” ile “Muavvizeyeteyn”i üç kere okursan, her şeye karşı o gün bunlar sana yeter.”
                                Abdullah radıyallahu anh. Tirmizî.

                                856. Dedim ki:

                                “Ey Allahın Resûlü! Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?”

                                “Şunu de,” buyurdu:

                                “Allahım! Sen affedicisin, affetmeyi seversin, öyleyse beni affet!”
                                Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

                                857. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Kim, yatağına vardığı zaman, üç kere, “Estağfirullahellezi lâ ilâhe illâ hüvel Hayyul Kayyum ve etûbu ileyh,” derse, ağaç yaprakları kadar, Alic kumları kadar, dünya günlerinin sayısı kadar dahi olsa günahları bağışlanır.”
                                Aişe radıyallahu anha. Tirmizî.

                                858. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yatağına vardığı zaman, Felak,

                                Nâs ve ihlas sûrelerini okuyup, ellerine üfledikten sonra, yüzüne ve bedenine sürerdi.

                                Hastalandığı zaman da, kendisine böyle yapmamı bana emrederdi.
                                Aişe radıyallahu anha. Buhârî.

                                859. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuğa çıkarken:

                                “Allahım! Senin yardımınla hareket ederim, senin yardımınla kıpırdarım, senin yardımınla yürürüm,” derdi.
                                Ali radıyallahu anh. Ahmed.

                                860. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Yatağına giderken, namaza abdest alır gibi bir abdest al, sonra sağ tarafına yat.”
                                Berâ radıyallahu anh. Buhârî.

                                861. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yeni elbise giyince şöyle dua ederdi:

                                “Allahım! Hamd, ancak sana özgüdür. Senden bu giysinin ve kullanımının hayırlı olmasını dilerim. Onun ve kullanımının şerrinden sana sığınırım.”
                                Câbir radıyallahu anh. Tirmizî.

                                862. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden ezberleyip de, asla terk etmediğim dua şudur:

                                “Allahım, beni azami şekilde şükrünü yapan, seni en çok anan, öğüdüne en çok uyan ve tavsiyeni en güzel tutan kişi eyle!”
                                Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                                863. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Kişi, evine girerken şöyle desin:

                                “Allahım! Senden iyi bir giriş ve iyi bir çıkış dilerim. Allahın adıyla girdik,

                                Allahın adıyla çıktık, Rabbimiz Allaha güvendik.”

                                Sonra da, evde bulunan kimselere selâm versin.”
                                Ebû Mâlik radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                                864. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Sana cennet hazinelerinden bir hazine göstereyim mi? Şöyle de:

                                “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah.”
                                Ebû Mûsa radıyallahu anh. Buhârî.

                                865. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, hoşuna gitmeyen bir şey gördüğü zaman, “Elhamdülillahi âlâ külli hâl,” derdi.
                                Aişe radıyallahu anha. İbn Mâce.

                                866. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Kim, bir çarşıya girip de, orada: “Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü, yuhyî ve yümît ve hüve Hayyün lâ yemut, bi yedihil hayr. Ve hüve âlâ külli şeyin kadîr,” derse, Allah, bir milyon sevap yazar, bir milyon günahını siler, derecesini de bir milyon yükseltir.”
                                Ömer radıyallahu anh. Tirmizî.

                                867. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Birinizin kulağı çınlarsa, beni hatırlayıp, bana salât ve selâm etsin. Ondan sonra, “Kim beni hayırla anarsa, Allah da onu hayırla ansın!” desin.”
                                Ebû Râfi radıyallahu anh. Taberânî.

                                868. Borcundan sıkılıp üzülen bir sahabisine buyurdu:

                                “Sabah akşam şöyle de:

                                “Ey Allahım! Gam ve kederden sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten, borcun baskısından ve adamların zorlamasından sana sığınırım.”
                                Ebû Saîd radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                                869. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, yemek yeyince ve su içince şöyle derdi:

                                “Elhamdülillahillezi etâmenâ ve sakâna ve ceâlâna minel müslimîn.”
                                Ebû Saîd radıyallahu anh. Tirmizî.

                                870. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, aynaya bakınca şöyle derdi:

                                “Beni biçimli yapan, sûretimi güzelleştiren, başkalarından ayrı, bana özgü bir şekil veren Allaha hamdolsun.”
                                Enes radıyallahu anh. Bezzâr.

                                871. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bir şeye üzülünce şöyle derdi:

                                “Ya Hayyü ya Kayyum! Rahmetinle yardım diliyorum.”
                                Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                                872. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Birkaç kelime vardır ki, her kim, o kelimeleri, meclisinden kalkmadan önce üç kere söylerse, günahlarına karşılık olur. Onları hayır ve zikir meclisinde söylerse, yazılara vurulan mühür gibi, o meclis o kelimelerle mühürlenir. işte o kelimeler de şunlardır:

                                “Allahım! Seni hamdinle tesbih ederim. Senden başka ilah yoktur. Senden mağfiret diler ve sana tevbe ederim.”
                                İbn Amr radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                                873. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Kıyamet gününde bana en yakın olacak kişi, bana en çok salavât getirendir.”
                                İbn Mesûd radıyallahu anh. Tirmizî.

                                874. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sefere çıkarken, binitine

                                binince, üç kere tekbir getirir ve şunu söylerdi:

                                “Bunları bizim emrimize veren Allahın şânı ne yücedir. Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik.”
                                İbn Ömer radıyallahu anh. Müslim.

                                875. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, evinden çıkarken şöyle derdi:

                                “Allahın adıyla. Allaha tevekkül ettim. Allahım! Zillete düşmekten, sapıklığa uğramaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, câhillikten, hakkımızda cehâlete düşülmesinden sana sığınırız.”
                                Ümmü Seleme radıyallahu anha. Tirmizî.

                                876. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                “Kim, “Estağfirullahellezi lâ ilâhe illâ hüvel Hayyul Kayyum ve etûbu ileyh” derse, harpten kaçsa bile, bağışlanır.”
                                Bilâl radıyallahu anh. Tirmizî.

                                #761783
                                Anonim

                                  GÜNAH, TEVBE, PİŞMANLIK, ÜMİT, AF…

                                  877. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Yedi helâk ediciden kaçının!”
                                  Denildi ki:

                                  “Ey Allahın Resûlü, onlar nedir?”
                                  Şöyle buyurdu:

                                  “Allaha ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, zina etmek, cihad günü cepheden kaçmak, namuslu hanımlara iftira atmak.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                                  878. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Mümini öldürmek, Allah katında, dünyanın yıkılmasından daha büyüktür.”
                                  Büreyde radıyallahu anh. Nesêî.

                                  879. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Eğer gök ehli ile yer ehli ortaklaşa bir mümini öldürseler, Allah hepsini ateşte yüz üstü süründürür.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî.

                                  880. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Kim kendini asarsa, cehennemde de kendini asacak. Kim kendini bir âletle öldürürse, cehennemde de kendini âletle yaralayacaktır.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                                  881. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                                  882. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Açıkça günah işleyen fâsıkın aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz. Açıkça günah işleyen hâriç, ümmetimin her ferdi affedilecektir.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Rezîn.

                                  883. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip tevbe eden, Allahın da bağışladığı başka bir toplum getirirdi.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                                  884. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Allah, dünyada bir kulunun ayıbını örterse, kıyamet gününde de mutlaka onun ayıp ve kusurunu örter.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

                                  885. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zamanında, bir adamın ismi Abdullah, lâkabı Hımâr idi. Bazen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi güldürürdü. içki içtiği için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu cezalandırmıştı.

                                  Bir keresinde yine içmiş ve sarhoş olarak getirilmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem emretti, ceza uygulandı.

                                  Bunun üzerine cemaatten bir adam: “Allahım! Ona lânet et, amma da çok içiyor ve cezalandırılıyor bu adam!” deyince, Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

                                  “Onu lânetleme! Bu adam hakkında bildiğim tek şey, onun Allah ve Resûlünü sevmiş olmasıdır.”
                                  Ömer radıyallahu anh. Buhârî.

                                  886. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Bir kul tekrar tekrar günah işler ve her defasında, “Allahım! Benim günahımı bağışla!” der.

                                  Allah da: “Kulum günah işledi, affedecek, ya da sorumlu tutacak bir

                                  Rabbinin bulunduğunu bildi. Haydi istediğini yap! Ben seni bağışladım!” buyurur.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                                  887. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bize sabaha kadar eski toplumları anlatırdı, sadece namaz için kalkardı.
                                  İbn Amr radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                                  888. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Hayatında hiçbir iyilik yapmamış bir adam ailesine dedi ki:

                                  “Ölürsem beni yakın, sonra yanık bedenimi öğütün, külümü rüzgâra saçın!”
                                  Ölünce, çocukları onun vasiyetini yerine getirmişler.

                                  Bunun üzerine Allah, yere: “Haydi onun parçalarını biraraya getir!” emrini vermiş. Yer de bu emri yerine getirmiş ve adam hemen dirilmiş.

                                  Allah buyurmuş:

                                  “Niçin böyle yaptın?”

                                  “Sen en iyi bilensin Rabbim! Ben bunu senden korktuğum için yaptım,” deyince, Allah onu hemen bağışlamış.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

                                  889. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Eski zamanlarda birbirine zıt iki kişi vardı. Biri günahkâr, diğeri son derece dindardı. Dindar olan öbürüne:

                                  “Yapma, günah işlemekten geri dur!” derdi.

                                  Bir gün yine onu günah işlerken görünce, şöyle dedi: “Vazgeç!”

                                  Öteki: “Beni Rabbimle başbaşa bırak, aramıza girme! Başıma muhafız mı gönderildin!” diye çıkıştı.

                                  Dindar olan, “Vallahi, Allah seni asla bağışlamaz!” dedi.

                                  Derken, Allah onların ruhlarını aldı. Alemlerin Rabbi huzurunda biraraya geldiler.

                                  Allah teâlâ, son derece dindar olana, “Benim elimde olanı önlemeye senin gücün yeter miydi!” dedi.

                                  Günahkâr olana ise:

                                  “Haydi sen git, rahmetim sayesinde cennete gir!”

                                  Öteki için de:

                                  “Haydi bunu da ateşe götürün!” buyurdu.”
                                  Ebû Hureyre radıyallahu anh. Ebû Dâvud.

                                  890. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Sizden önce yaşayanlar arasında Kifl adında bir adam vardı. Hiçbir günahı işlemekten çekinmezdi. Muhtaç olduğunu bildiği bir kadına geldi ve ona çok para verdi. Onunla yatmak istediğinde, kadın titremeye ve ağlamaya başladı.

                                  “Neden ağlıyorsun?” diye sordu.

                                  “Ben bu işi hayatımda hiç yapmadım. ihtiyacım olduğu için bu duruma düştüm,” deyince, adam kendini şöyle demekten alamadı:

                                  “Sen Allah korkusuyla böyle davranıyorsun ha! Öyleyse ben neden Allahtan korkmayayım? Verdiklerim senin olsun, haydi git! Serbestsin. Vallahi ben de bundan sonra Allaha asi gelmeyeceğim.”

                                  Adam o gece öldü. Kapısına, “Allah, Kifli bağışlamıştır,” diye yazıldı. Halk, bunu görünce şaşıp kaldılar. Bunun üzerine Allah, peygamberlerine vahyedip, onun durumunu bildirdi.”
                                  İbn Ömer radıyallahu anh. Rezîn.

                                  891. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Sizden öncekilerin içinde doksandokuz kişiyi öldüren bir adam vardı.
                                  Yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, “Falan yerde bir rahip var, git durumunu ona anlat,” dediler.

                                  Rahibe gidip, doksandokuz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip, “Hayır!” deyince, onu da öldürüp, yüze tamamladı.

                                  Yine yeryüzünün en bilgin insanını sordu. Ona, falan yerdedir, dediler. Ona gidip, yüz kişiyi öldürdüğünü, tevbe etse kabul edilip edilmeyeceğini sordu.

                                  Alim, “Evet, kabul edilir. Kimse buna engel olamaz. Falan yere git, insanlar orada Allaha ibadet ediyorlar, sen de onlara katıl ve ibadet et! Ayrıca ülkene de bir daha dönme! Çünkü, senin ülken kötü bir ülkedir,” dedi.

                                  Bunun üzerine adam yola revan oldu. Henüz o ülkeye varmadan, yol ortasında ölüm gelip ona yetişti.

                                  Onun hakkında, rahmet melekleri ile azap melekleri tartıştılar. Rahmet melekleri dediler ki:

                                  “Onun canını biz alacağız. Çünkü bu adam tevbe edip, tam bir ihlas içinde Allaha ibadet edilen yere gidiyordu. Suçsuzdur.”

                                  Azap melekleri ise, aksini iddia edip, şöyle dediler:

                                  “O, şimdiye kadar hiçbir hayır yapmamıştır. Nasıl olur da iyi bir adam olabilir.

                                  Bu nedenle, onun ruhunu biz alacağız.”

                                  Derken, insan sûretinde bir melek geldi. Onu aralarında hakem tayin ettiler.

                                  O şöyle dedi:

                                  “iki ülke arasını ölçün. Hangisi daha yakın ise, bu adam oraya ait olur.”

                                  iki ülke arasını ölçtüler ve adamın, gitmek üzere olduğu ülkeye daha yakın olduğunu tesbit ettiler. Bunun üzerine, onun ruhunu rahmet melekleri aldı.”
                                  Ebû Saîd radıyallahu anh. Buhârî.

                                  892. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Her insan hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.”
                                  Enes radıyallahu anh. Tirmizî.

                                  893. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

                                  “Bir adam, üzerinde yiyeceği ve suyu bulunan bir hayvanı ile ıssız bir yerde konaklar. Orada dinlenmek için hafif bir uyku uyumak ister ve uyur.

                                  Uyanınca hayvanını göremez.

                                  Her tarafta aramağa başlar, ancak bulamaz, ümidini keserek, kendi kendine:

                                  “Haydi geldiğim yere döneyim ve orada ölünceye kadar uyuyayım,” der.

                                  Döner, ölmek için, başını kolunun üzerine koyar, biraz kestirdikten sonra uyanır. Bir de ne görsün, üstünde azığı ve suyuyla hayvanı başı ucunda durmuyor mu!

                                  işte Allah, kulunun tevbesine, bu adamın hayvanını bulduğu zamanki sevincinden daha çok sevinir.”
                                  Haris radıyallahu anh. Buhârî.

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 62)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.