- Bu konu 1,965 yanıt içerir, 155 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Haziran 2013: 00:10 #814654
Anonim
@_vatan_ 421994 wrote:
53 – Yezid Ibnu Erkam (radiyallahu anh) anlatiyor: Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: ” Size, uydugunuz takdirde benden sonra asla sapitmayacaginiz iki sey birakiyorum. Bunlardan biri digerinden daha buyuktur. Bu, Allah’in Kitabi’dir. Semadan arza uzatilmis bir ip durumundadir. (Digeri de) kendi neslim, Ehl-i Beytim’dir. Bu iki sey, cennette Kevser havuzunun basinda bana gelip (hakkinizda bilgi verinceye kadar) birbirlerinden ayrilmayacaklardir. Oyleyse bunlar hakkinda, ardimdan bana nasil bir halef olacaginizi siz dusunun”
Tirmizi, Menakib 77, (3790).Hz. Peygamber (asv) Veda Hutbesi’nde, “Size iki şey bırakıyorum, birisi Allah’ın kitabı diğeri ehl-i beytimdir.” dediği halde, “ehl-i beyt” ifadesi neden “sünnetim” diye tercüme ediliyor?
Bu konuda iki ayrı rivayet vardır:
“Size iki şey bırakıyorum; onlara temessük etseniz necat bulursunuz: biri Kitabullah / Kur’an, biri Âl-i Beytim.”( Tirmizî, Menâkıb: 31; Müsned, 3:14, 17, 26)mealindeki hadis-i şerif, ehl-i beyt dairesinin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.
Uzun bir hadis rivayetine göre, Peygamberimiz (a.s.m) meclisteki sahabelere ayrı ayrı iltifatta bulundu ve onları ikişer ikişer kardeş yaptı. Kendisinin geride kaldığını hisseden Hz. Ali (ra), Resulullah (asv)’ın kendisine gücendiğinden şüpheye düşüp üzüldü ve bunu ona açtı. Peygamberimiz (asv)
“Seni sona bırakmakla kendime kardeş yapmak istedim. Senin, benim yanımdaki konumun, Harun’nun Musa’nın yanındaki konumu gibidir (şu var ki benden sonra peygamber gelmeyecektir) ve sen benim varisimsin.”
diye cevap verdi. Ali (ra) “Ya Resulellah! Senden miras alacağım şey nedir?” diye sorunca, “Peygamberlerin bıraktıkları miras türü şey” diye cevap verdi. “Senden önceki peygamberler ne gibi şeyleri miras bırakmışlar?” sorusuna da “Onlar Allah’ın kitabını ve peygamberlerinin sünnetini…” diye cevap verdi.(bk. Taberanî,-el-Kebîr/Şamile, 5/163).
Bu hadis rivayetinden anlaşılıyor ki, “âl-i beyt” ile “sünnet” arasında sıkı bir ilişki vardır. Sünnetin asıl taşıyıcıları Hz. Ali (ra) ve onun riyaset ettiği ve neslinin başını çektiği Ehl-i sünnet âlimleridir.Ebu Hüreyre’den nakledildiğine göre Peygamberimiz (asv) şöyle buyurdu:
“Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve sünnetim. Bu ikisi (kıyamette) havza kadar ayrılmadan beraberce geleceklerdir.”(Hâkim,1/93).Zehebî bu hadis üzerinde sükut etmiştir.(a.g.e)
Diğer taraftan hadis-i şerifte Allah’ın Kitabına ve Âl-i Beyt’e yapışmanın birlikte zikredilmesiyle, bizlere şu hakikat ders verilmiştir:
Allah’ın Kitabına uyan her Müslüman, Âl-i Beyt’i sevecek, Âl-i Beyt’i seven her Müslüman da Allah’ın Kitabı’yla amel edecektir. Binâenaleyh, Âl-i Beyt’i seven bir mümin, Kur’ân-ı Kerim’in ihtiva ettiği bütün inanç esaslarına iman ettiği gibi, gerek ahlâka, gerekse ibadete dair bütün hükümlerine de inanacak ve onları hayatına uygulayacaktır.
Her şey gibi Âl-i Beyt’i sevmenin de bir ölçüsünün olması lâzımdır. Bu ölçü ise, Resulüllah Efendimizin (asm.) Sünnet-i Seniyye’sini, bütünüyle yaşamaktır. Bu hususu Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:
“Âl-i Beyt’ten vazife-i Risaletçe muradı, Sünnet-i Seniyye’sidir. Sünnet-i Seniyye’yi terk eden hakikî Âli Beyt’ten olmadığı gibi, Âl-i Beyt’e hakikî dost da olamaz.” (bk. Lem’alar, Dördüncü Lem’a, Üçüncü Nükte)Nitekim Peygamber Efendimiz (asv) şöyle buyurmuştur:
“Bütün müttakiler / günahlardan kendini muhafaza edenler, Muhammed’in âlidir (ehl-i beytidir.)” (1)“Ehl-i Beytimden bazıları kendilerinin bana insanların en evlâsı (en sevgilisi) olduğunu düşünüyorlar. Hâlbuki durum öyle değildir. Şüphesiz benim içinizdeki dostlarım, muttakilerdir. Onlar (nesep ve yer olarak) kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, değişmez.” (2)İman, sevgi ve takva yolunda hizmet ile herkes bu şereften bir derece pay sahibi olabilir. Bu kapı herkese açıktır. “Allah’ın dostları ancak muttakilerdir.” (Enfal, 8/34) âyeti nazil olunca, Hz. Resûlullah (s.a.v): “Benim dostlarım ancak muttakilerdir.” (Hâkim, Müsterdek, II, 328) buyurarak, işin esâsının iman ve takva olduğunu belirtir.
Bu hakikate binâen, ancak Sünnet-i Seniyye’ye tâbi olan bir Müslüman, Âl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmiş olacaktır.Şu hakikati de ifade edelim ki, bizim Ehl-i Beyt’i sevmemiz onların sadece şahsiyetleri için değil, Kur’an’a yaptıkları hizmetleri, İslâm Dini’nin neşrinde gösterdikleri büyük fedakârlıkları, ilim ve irfan sahasında yaptıkları hizmetleri içindir.
Onların bu hizmetleri sayesinde, ümmet-i Muhammed itikatlarını ehl-i dalâletin sapık fikirlerinden, hurafelerden, batıl inançlardan koruyabilmiştir.
Onların bu halis, fedakâr, sadıkâne hizmetlerine bir mükâfat olarak, Cenâb-ı Hak, İslâm âlemini asırlar boyu irşat eden Zeyne’l-Abidin, Ca’fer-i Sâdık, Abdülkadir-i Geylâni Hazretleri gibi nice büyük mürşitleri onların neslinden göndermiştir.
Âl-i Beyt, ibadeti, hayatlarının en büyük gayesi bilmişler ve ömürlerinin her anında, kulluk görevini en yüksek sadakat ve ihlâsla yerine getirmişlerdir. Meselâ: Zeyne’l-Âbidin Hazretleri, en dehşetli fitneler ve siyaset çekişmeleri içinde bile, gece ve gündüzde bin rekât namaz kılardı.
Onların neslinden gelen bütün kutuplar, mücedditler, evliya ve asfiyalar da, aynı yolu takip etmişler, büyük bir gayret ve çalışmayla ümmeti bu yola yönlendirmişlerdir.
O halde, Ehl-i Beyt’i seven her mümin de, ibadet görevini yerine getirmekle, onları örnek almalı, onlara benzemeli ve onlar gibi olmaya gayret etmelidir. Ehl-i Beyt’i gerçek anlamda sevmek de ancak bu yolla gerçekleşebilir.
Buna göre, ehl-i Beyt’i sevmek Allah’ın ve Peygamberimiz (asv)’in emridir. Ehl-i sünnet onları sevmiş, hutbelerinde onlar için dua etmiş ve isimlerini çocuklarına koymuştur.Ancak Ehl-i Beyti sevmenin en büyük ölçüsü, onların yaşadığı İslamiyeti yaşamak ve Peygamber Efendimiz (asv)’in hayat tarzına uymaktır.
Dipnotlar:
(1) bk. Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, III, 89; (No:5624); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 269.
(2) bk. Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, no: 318, Deylemî, Müsned, I, 287 (No:904), Ahmed, Müsned, V, 235; Ali el-Muttakî, Kenz, III, 91.Sorularlaislamiyet.com
12 Temmuz 2013: 10:04 #814929Anonim
Ebu Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki haslet vardır ki bir mü’minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk.”
Tirmizî, Bir 41, (1963).H.
12 Temmuz 2013: 10:05 #814930Anonim
399 – Ebû Vâil anlatıyor: “Hz. Muâviye (radıyallahu anh) bir gün Ebu Hâşim İbnu Utbe’ye uğradı. Maksadı geçmiş olsun ziyaretinde bulunmaktı, çünkü Ebu Hâşim hastaydı. Yanına varınca ağlar buldu. “Ey dayıcığım niye ağlıyorsun? Dayanamadığın bir ağrı veya dünyaya karşı bir hırs mı seni böyle ağlatıyor?” diye sordu. Ebu Vâil:
-Hayır, asla bu sebeplerle ağlamıyorum. Ne var ki, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizden bir söz almıştı, onu tutamadım (bu sebeple ağlıyorum) dedi. Hz. Muâviye:
-Neydi o? diye sordu.
-Ben, dedi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı şöyle söylerken dinlemiştim: “Sizden birine, dünyalık olarak bir hizmetçi ve Allah yolunda cihadda kullanacağı bir binek edinecek kadar mal toplaması yeterlidir.” Halbuki bugün ben kendimi bundan daha çok mal toplamış görüyorum.
Tirmizî, Zühd 19, (2328); Nesâî, Zînet 119, (8, 218-219); İbnu Mâce, Zühd 1, (4103).26 Temmuz 2013: 03:13 #815037Anonim
Mümin, aldansa da aldatmayı asla düşünmeyen ve şartlar ne olursa olsun her Zaman kendi karakterini sergileyen bir asil; fâcir ise, türlü türlü ayak oyunlarına Teşebbüs etmekten hiçbir zaman sıkılmayan seviyesiz bir zelildir.
Ebû Davud, Edep, 5; Tirmizî, Birr, 41;Müsned, 2/29429 Temmuz 2013: 12:49 #815053Anonim
MESCİDE GİRERKEN DUA
6190 – Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın pek muhterem kerimeleri Hz. Fatıma radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam mescide girince: “Bismillahi vesselamu ala Resulillahi. Allahümmağfirli zunubi veftah li rahmetike (Allah’ın adıyla girip, Allah’ın Resulune selam ediyorum. Ey Allahım, benim günahımı affet, bana rahmet kapılarını aç)” derdi. Mescidden çıkarken de: “Bismillahi. Vesselamu ala Resulillahi. Allahümmağfir li zunubi veftah li ebvabe fadlike (Allah’ın adıyla çıkıyorum, Resulullah’a selam ediyorum. Allahım, günahımı affet, bana fazl u kereminin kapılarını aç!)” diye dua okurdu.”
6191 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Biriniz mescide girince Resulullah aleyhissalatu vesselam’a selam etsin ve şu duayı okusun: Allahümmaftah li ebvabe rahmetike (Allahım, bana rahmetinin kapılarını aç) çıkarken de Resulullah’a selam versin ve şu duayı okusun: “Allahümme a’sımıni mine’şşeytani’r-racim (Allahım, beni taşlanmış şeytandan koru).”29 Ağustos 2013: 23:46 #815352Anonim
İbn Abbas r.a., Hz. Peygamber s.a.v.’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.”(Müslim, İman, 148,149; Ebu Davud, Libas, 26; Tirmizî, Birr, 61)
8 Eylül 2013: 21:07 #815480Anonim
11 Eylül 2013: 21:17 #815530Anonim

“İki Müslüman karşılaşıp musafahada bulununca,
Ayrılmalarından önce (küçük günahları) mutlaka affedilir.”(Ebu Davud, Edeb 153)
27 Eylül 2013: 09:18 #815661Anonim
5076 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cennet ehlinin bir çarşısı vardır. Her cuma oraya gelirler. Derken kuzey rüzgârı eser, elbiselerini ve yüzlerini okşar. Bunun tesiriyle hüsün ve cemalleri artar. Böylece ailelerine, daha da güzelleşmiş olarak dönerler. Hanımları:
“Vallahi, bizden ayrıldıktan sonra sizin cemal ve güzelliğiniz artmış!” derler. Erkekler de:
“Sizler de, Allah’a kasem olsun, bizden sonra çok daha güzelleşmişsiniz!” derler.”
Müslim, Cennet 13, (2833).Rabbim cenneti ve cemalini nasip eylesin ümmeti muhammedle beraber bizlere…Amin
27 Eylül 2013: 09:20 #815662Anonim
5078 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Yaktığınız ateş var ya, bu, cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir cüzdür!” buyurmuştu. (Yanındakiler):
“Zaten bu ateş, vallahi (âsileri cezalandırmaya ahirette) yeterliydi” dediler. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Cehennem ateşi öbürüne altmışdokuz kat üstün kılındı. Her bir kat’ın harareti, bunun mislindedir.”
Buhari, Bed’ü’l-Halk 10; Müslim, Cennet 29, (2843); Muvatta, Cehennem 1, (2, 994); Tirmizi,
Cehennem 7, (2592).Rabbim muhafaza eylesin bizleri cehennemden ve cemalinden mahrum olmaktan mufaza eylesin.Amin
29 Eylül 2013: 23:41 #815692Anonim
Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya
gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın
rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve
Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över. “
(Müslim, “Zikir”, 39, 38)29 Eylül 2013: 23:43 #815693Anonim
Veda hutbesinden bir ses yükseliyor;
“Kadınlar size ALLAH’ın emanetidir..!”
Hz.Muhammed Mustafa |s.a.v|1 Kasım 2013: 09:14 #815929Anonim
[HR][/HR]1634 – İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şu iki kişi dışında hiç kimseye gıbta etmek caiz değildir: Biri, Allah in kendisine verdiği hikmetle hükmeden ve bunu başkasına da öğreten hikmet sahibi kimse. Diğeri de Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolda sarfeden zengin kimse.”
Buhârî, İlm 15, Zekât 5 Ahkâm 3, İ’tisam 13; Müslim, Salâtu’l-Müsâ irin 268, (816).
1635 – İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “İki kişiye karşı hased caizdir: Birincisi o kimsedir ki, Allah kendisine Kur’ân-ı Kerim’i nasib etmiştir, o da onu, gece ve gündüz boyu ikame eder. İkincisi de o kimsedir ki, Allah Teâla ona mal vermiştir de o da gece ve gündüz (hak yolda) infak eder.”
Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 20, Tevlıid 45; Müslim, Mûsâfrin 266 (815); Tirmizî, Bir 24, (1937).SELAM VE DUA İLE
9 Aralık 2013: 16:41 #816149Anonim
Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ şöyle dedi:Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ i şöyle buyururken işittim: “Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Bağırsakları karnından dışarı çıkar ve onlarla birlikte değirmen döndüren merkeb gibi döner durur. Cehennem halkı onun yanına toplanırlar ve derler ki:– Ey filân! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmez miydin? O kişi de:– Evet, iyiliği emrederdim, fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, fakat kendim yapardım, der.”
Buhârî, Bed’ül-halk 10; Müslim, Zühd 51
Açıklamalar Bu hadîs-i şerîf, mü’min olan, hatta iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak gibi bir vazifeyi yapan bir kimsenin cehenneme girişini ve oradaki kötü akıbetini gözler önüne sermektedir. Dünyada kendisini tanıyan ve nasihatlarına muhatap olan, fakat uymadıkları için kendileri de cehenneme girmiş olanlar, onun burada bulunmasına ve bu ürkütücü ve ürpertici haline şaşarlar.Bu çeşit hadisler “terhib hadisleri” diye adlandırılırlar. Yani, kötü, uygunsuz ve çirkin davranışlardan sakındıran hadislerdir. Bir kimsenin kendi söylediklerine kendisinin uymaması ve aksini yapmasının ne kötü bir davranış ve şahsiyetsizlik olduğunu, biraz önce geçen âyetlerin açıklamasında ifade etmeye çalışmıştık. Bu hadis, böyle kimselerin kıyamet gününde ne halde ceza göreceklerini müşahhas bir şekilde ifade etmesi açısından dikkate değer niteliktedir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Cehennem azabı haktır ve çeşit çeşit, derece derecedir.2. Sözü ile davranışı birbirine aykırı olan, ilmi ile amel etmeyenlerin Allah katındaki cezaları şiddetlidir.3. Günahkâr müminler de, suçları mikdarınca ceza çekmek üzere cehenneme gireceklerdir.4. Hz. Peygamber cehennemin ve cehennemde azab görenlerin vasıflarıyla ilgili bilgiler vermiştir.5. Ma’rûfu emir ve münkeri nehiy vazifesini yerine getirmek ve bunun gereğiyle amel etmek, cehenneme girmeye engel olur.Riyâzü’s Sâlihin
9 Aralık 2013: 21:49 #779170Anonim
Ebû Mâlik el-Eş’arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Temizlik imanın yarısıdır.”
Müslim, Tahâret 1. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 86
Açıklamalar
Bu hadisi daha önce 26 numarada tam metin halinde görmüştük. 1416’ncı hadis olarak bir kere daha okuyacağız. İmâm Nevevî hadisi buraya konuyla alâkası nisbetinde ihtisar ederek almıştır. Bilindiği gibi, dinin temeli ve bütün ibadet ve tâatlerin aslı imana dayanır. İman kalbî bir amel olup, diğer ibadet ve ameller imanın bir parçası değildir. O halde temizlik nasıl imanın yarısı olarak kabul edilebilir? Çünkü temizlik insanın cismiyle ilgili bir ameldir. Ulemâ bunu çeşitli şekillerde açıklamaya çalışmıştır. Bazılarına göre, temizliğin ecri ve sevabı katlanarak devam eder ve sonunda imanın yarısı kadar sevap kazandırır. Bazı âlimlere göre, iman nasıl önceki günahları yok ederse, abdest de öylece yok eder; çünkü imansız abdest sahih olmaz. Dolayısıyla inanan insan bir de ibadet edip iyi işler yaparsa dinini eksiksiz uygulamış olur. Böylece hem imanı hem ameli tam bir insan olur. Temizlik, ameli yani inanmanın gereği olan eylemi ifade eder. Bazıları da buradaki imandan maksadın namaz olduğunu söyleyerek, namazın sahih olması için de temizliğin şart olduğunu, binaenaleyh bu hadisin temizliğin önemini vurguladığını söylemişlerdir. Bu durumda abdestin mutlaka namazın yarısı olması da şart değildir. Bir başka yorum tarzı da şöyledir: İmanın iki şartı vardır; biri şirk başta olmak üzere nefsi her türlü küfürden ve kötülükten arındırmak, diğeri de vücudun uzuvlarını maddî ve manevî kirlerden temizlemek. Şirkten ve küfrün her çeşidinden kalbi arındırıp iman ettikten sonra, Allah’a ibadet için vücudu temizlemek şart olduğundan dolayı böyle denilmiştir. Çünkü temizlik, bütün ibadet ve tâatlerin yapılabilmesinin ve Allah katında makbul olmasının temel şartı olup, diğer şartların hiçbiri ona denk değildir. Netice itibariyle bu hadis, bazılarının iddia ettiği gibi amelin imanın bir cüz’ü olduğunu veya abdestin sevabının imanın sevabının yarısı olduğunu göstermez.
Konumuzla ilgili olarak daha önce 337 ve 439 numara ile geçmiş olan Amr İbni Abse hadislerinin bir kere daha okunması isabetli olur.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Temizlikle iman arasında yakın bir bağ vardır. Çünkü iman etmeyenin abdestinin veya guslünün hiçbir kıymeti yoktur. 2. İman kalp ve gönül temizliğinin, hadesten ve necâsetten temizlenmek de cisim ve vücut temizliğinin temelidir. 3. Temizlik, başta namaz olmak üzere abdestli bulunmayı gerektiren ibadetlerimizin sıhhatinin şartıdır.Riyâzü’s Sâlihin
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.