- Bu konu 54 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Ekim 2012: 10:32 #808887
Anonim
Birinci Hakikat: Usulüddin ve ilm-i kelâmın dâhi ulemasının ve hükema-i İslâmiyenin gördükleri ve hadsiz burhanlarla ispat ettikleri “hudûs” ve “imkân”hakikatleridir. Onlar demişler ki:
“Madem âlemde ve herşeyde tagayyür ve tebeddül var; elbette fânidir, hâdistir,kadîm olamaz. Madem hâdistir, elbette onu ihdas eden bir Sâni var. Ve madem herşeyin zâtında vücudî ve ademî bir sebep bulunmazsa müsâvidir; elbette vâcip ve ezelî olamaz. Ve madem muhal ve bâtıl olan devir ve teselsül ile birbirini icad etmek mümkün olmadığı kat’î burhanlarla ispat edilmiş; elbette öyle bir Vâcibü’l-Vücudunm evcudiyeti lâzımdır ki, nazîri mümteni, misli muhal ve bütün mâadâsı mümkün ve mâsivâsı mahlûku olacak.”
Evet hudûs hakikati kâinatı istilâ etmiş. Çoğunu göz görüyor, diğer kısmını akıl görüyor. Çünkü, gözümüzün önünde her sene güz mevsiminde öyle bir âlem vefat eder ki, herbirisinin hadsiz efradı bulunan ve herbiri zîhayat bir kâinat hükmünde olan yüz bin nevi nebatat ve küçücük hayvanat, o âlemle beraber vefat ederler. Fakat o kadar intizamla bir vefattır ki, haşir ve neşirlerine medar olan ve rahmet vehikmetin mu’cizeleri, kudret ve ilmin harikaları bulunan çekirdekleri ve tohumları ve yumurtacıkları baharda yerlerinde bırakıp, defter-i a’mâllerini ve gördükleri vazifelerin programlarını onların ellerine vererek Hafîz-i Zülcelâlin himayesi altında,hikmetine emanet eder, sonra vefat ederler. Ve bahar mevsiminde, Haşr-i Âzamın yüz bin misali ve nümune ve delilleri hükmünde olarak, o vefat eden ağaçlar ve kökler ve bir kısım hayvancıklar, aynen ihya ve diriliyorlar. Ve bir kısmının dahi, kendi yerlerinde emsalleri ve aynen
[TABLE]
[TR]
[TD]Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, olmakla beraber büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah[/TD]
[TD]Haşr-i Âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ademî: yokluğa ait[/TD]
[TD]burhan: mantıkî ve kesin delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
[TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]devir: kısır döngü; tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı gibi sonuçsuz iddialar[/TD]
[TD]dâhi: son derece zeki, dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[TD]emsal: benzerler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezelî: varlığının başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]himaye: koruma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
[TD]hâdis: sonradan var olan, sonradan yaratılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükema-i İslâmiye: Müslüman felsefe âlimleri, filozofları[/TD]
[TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihdas etmek: meydana getirmek, yaratmak, ortaya koymak[/TD]
[TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i kelâm: kelâm ilmi; iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı[/TD]
[TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[TD]istilâ etmek: kuşatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kadîm: varlığının başlangıcı ve öncesi olmayan[/TD]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maadâ: Ondan başka, Onun dışında[/TD]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: kaynak, sebep, vesile[/TD]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misl: benzer[/TD]
[TD]muhal: imkansız, olmayacak şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
[TD]mâsivâ: Allah’ın dışındaki varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümteni: imkansız[/TD]
[TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazir: benzer, eş[/TD]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]neşir: yayma, yayılma; diriliş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]tagayyür: başkalaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeddül: değişme[/TD]
[TD]teselsül: zincirleme; sonu gelmeyen soru ve iddialar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulema: âlimler[/TD]
[TD]usulüddin: din usulü, kelâm ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâcip: zorunlu[/TD]
[TD]vücudî: varlıkla ilgili, varlığa ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]16 Ekim 2012: 10:41 #808888Anonim
onlara benzeyenleri icad ve ihya olunuyor. Ve geçen baharın mevcudatı, işledikleri amellerin ve vazifelerin sahifelerini ilânat gibi neşredip
1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetinin bir misalini gösteriyorlar.Hem heyet-i mecmua cihetinde, her güzde ve her baharda büyük bir âlem vefat eder ve taze bir âlem vücuda gelir. Ve o vefat ve hudûs o kadar muntazam cereyan ediyor ve o vefat ve hudûsta, gayet intizam ve mizanla o kadar nevilerin ve fiyatları ve hudûsları oluyor ki, güya dünya öyle bir misafirhanedir ki, zîhayat kâinatlar ona misafir olurlar ve seyyah âlemler ve seyyar dünyalar ona gelirler, vazifelerini görürler, giderler.
İşte, bu dünyada böyle hayattar dünyaları ve vazifedar kâinatları kemâl-i ilim ve hikmet ve mîzanla ve muvazene ve intizam ve nizamla ihdas ve icad edip Rabbânî maksatlarda ve İlâhî gayelerde ve Rahmânî hizmetlerde kadîrâne istimal ve rahîmâne istihdam eden bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücudu ve hadsiz kudreti ve nihayetsiz hikmeti, bilbedahe güneş gibi, akıllara görünüyor. Hudûs mesâilini Risale-i Nur’a ve muhakkikîn-i kelâmiyenin kitaplarına havale ile o bahsi kapıyoruz.
Amma imkân ciheti ise, o da kâinatı istilâ ve ihâta etmiş. Çünkü görüyoruz ki, herşey, küllî ve cüz’î bulunsun, büyük ve küçük olsun, Arştan ferşe, zerrattan seyyârâta kadar her mevcut, mahsus bir zât ve muayyen bir suret ve mümtaz bir şahsiyet ve has sıfatlar ve hikmetli keyfiyetler ve maslahatlı cihazlarla dünyaya gönderiliyor. Halbuki, o mahsus zâta ve o mahiyete, hadsiz imkânat içinde o hususiyeti vermek; hem, sûretler adedince imkânlar ve ihtimaller içinde o nakışlı
[NOT]Dipnot-1 “Amel defterleri açılıp yayınlandığında…” Tekvir Sûresi, 81:10. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Arş: göğün en yüksek katı; Cenâb-ı Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer[/TD]
[TD]Rabbânî: Rab olan Allah’a ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah’a ait[/TD]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: apaçık bir şekilde[/TD]
[TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]cüz’î: az, basit, ferdî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferş: yer[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]heyet-i mecmua: birşeyin geneli, bütünü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususiyet: özellik[/TD]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihdas: yaratma, meydana getirme[/TD]
[TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihâta: kuşatma, kapsama[/TD]
[TD]ilânat: ilânlar, duyurular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkânat: imkânlar, ihtimaller, olasılıklar[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istihdam etmek: çalıştırmak[/TD]
[TD]istilâ: işgal, kaplama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimal: kullanma[/TD]
[TD]kadîrâne: kudretli, güçlü bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i ilim: ilimdeki mükemmellik, mükemmel bilgi[/TD]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı tür[/TD]
[TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesâil: meseleler[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
[TD]muhakkikîn-i kelâmiye: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen kelam âlimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]muvazene: karşılaştırma, kıyaslama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşretmek: yaymak[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
[TD]seyyarat: gök cisimleri, gezegenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]vazifedar: vazifeli, görevli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vefiyat: vefatlar, ölümler[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuda gelmek: var olmak[/TD]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]16 Ekim 2012: 10:44 #808889Anonim
ve fârikalı ve münasip o muayyen sureti giydirmek; hem, hem cinsinden olan eşhasın miktarınca imkânlar içinde çalkanan o mevcuda, o lâyık şahsiyeti imtiyazla tahsis etmek; hem, sıfatların nevileri ve mertebeleri sayısınca imkânlar ve ihtimaller içinde şekilsiz ve mütereddit bulunan o masnua o has ve muvafık maslahatlı sıfatları yerleştirmek; hem hadsiz yollar ve tarzlarda bulunması mümkün olması noktasında hadsiz imkânat ve ihtimalât içinde mütehayyir, sergerdan, hedefsiz o mahlûka, o hikmetli keyfiyetleri ve inâyetli cihazları takmak ve teçhiz etmek, elbette küllî ve cüz’î bütün mümkinat adedince ve her mümkünün mezkûr mahiyet ve hüviyet, heyet ve suret, sıfat ve vaziyetinin imkânâtı adedince, tahsis edici, tercih edici, tayin edici,ihdas edici bir Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücuduna ve hadsiz kudretine ve nihayetsiz hikmetine ve hiçbir şey ve hiçbir şe’n Ondan gizlenmediğine ve hiçbir şey Ona ağır gelmediğine ve en büyük birşey, en küçük birşey gibi Ona kolay geldiğine ve bir baharı bir ağaç kadar ve bir ağacı bir çekirdek kadar suhuletle icad edebildiğine işaretler ve delâletler ve şehadetler, imkân hakikatinden çıkıp kâinatın bu büyük şehadetinin bir kanadını teşkil ederler.
Kâinatın şehadetini, her iki kanadı ve iki hakikatıyle Risale-i Nur eczaları vebilhassa Yirmi İkinci ve Otuz İkinci Sözler ve Yirminci ve Otuz Üçüncü Mektuplar tamamiyle ispat ve izah ettiklerinden, onlara havale ederek bu pek uzun kıssayı kısa kestik.
Kâinatın heyet-i mecmuasından gelen büyük ve küllî şehadetin ikinci kanadını ispat eden:
İkinci Hakikat: Bu mütemadiyen çalkanan inkılâplar ve tahavvülâtlar içinde vücudunu ve hizmetini ve zîhayat ise hayatını muhafazaya ve vazifesini yerine
[TABLE]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
[TD]eşhas: şahıslar, kişiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fârika: birbirine benzememe özelliği, ayırıcı özellik[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]heyet: yapı, görünüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heyet-i mecmua: birşeyin geneli, bütünü[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüviyet: kimlik, şahsiyet, kişilik[/TD]
[TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihdas etmek: meydana getirmek, yaratmak[/TD]
[TD]ihtimâlât: ihtimaller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
[TD]imkânât: imkanlar, olasılıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtiyaz: ayrıcalık, farklılık[/TD]
[TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik, oluşum[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
[TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
[TD]mevcud: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
[TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
[TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkinat: olması imkan dahilinde olan, varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan şeyler[/TD]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehayyir: şaşkın, yol bulamayan[/TD]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak, aralıksız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütereddit: kararsız, bir sûret almamış[/TD]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]sergerdan: başı dönmüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhuletle: kolayca, kolaylıkla[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahavvülât: değişimler, başkalaşmalar[/TD]
[TD]tahsis etmek: husûsi kılmak, ait kılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz etmek: donatmak, cihazları takmak[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: hal, iş, nitelik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]16 Ekim 2012: 10:46 #808890Anonim
getirmeye çalışan mahlûkatta, kuvvetlerinin bütün bütün haricinde bir teavün hakikati görünüyor. Meselâ, unsurları zîhayatın imdadına, hususan bulutları,nebatatın mededine ve nebatatı dahi hayvanatın yardımına ve hayvanat ise insanların muavenetine ve memelerin kevser gibi sütleri, yavruların beslenmelerine ve zîhayatların iktidarları haricindeki pek çok hâcetleri ve erzakları, umulmadık yerlerden onların ellerine verilmesi, hattâ zerrât-ı taamiye dahi hüceyrat-ı bedeniyenin tamirine koşmaları gibi, teshir-i Rabbânî ile ve istihdam-ı Rahmânî ile,hakikat-i teavünün pek çok misalleri doğrudan doğruya, bütün kâinatı bir saray gibi idare eden bir Rabbü’l-Âlemînin umumî ve rahîmâne rububiyetini gösteriyorlar.
Evet; câmid ve şuursuz ve şefkatsiz olan ve birbirine şefkatkârâne, şuurdarâne vaziyet gösteren muavenetçiler, elbette gayet Rahîm ve Hakîm bir Rabb-i Zülcelâlin kuvvetiyle, rahmetiyle, emriyle yardıma koşturuluyorlar.
İşte, kâinatta câri olan teavün-ü umumî, seyyârâttan tâ zîhayatın âzâ ve cihazat vezerrât-ı bedeniyesine kadar kemâl-i intizamla cereyan eden muvazene-i âmme ve muhafaza-i şâmile; ve semâvâtın yaldızlı yüzünden ve zeminin ziynetli yüzünden tâ çiçeklerin süslü yüzlerine kadar kalem gezdiren tezyin; ve kehkeşandan ve manzume-i şemsiyeden tâ mısır ve nar gibi meyvelere kadar hükmeden tanzim; ve güneş ve kamerden ve unsurlardan ve bulutlardan tâ bal arılarına kadar memuriyet veren tavzifgibi pek büyük hakikatlerin, büyüklükleri nisbetindeki şehadetleri, kâinatın şehadetinin ikinci kanadını ispat ve teşkil ederler.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm: hikmet sahibi, herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[TD]Rabb-i Zülcelâl: sonsuz heybet ve yücelik sahibi olmakla beraber herşeyin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
[TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız, donuk[/TD]
[TD]câri: geçerli, yürürlükte olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erzak: rızıklar[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hacet: ihtiyaç[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i teavün: yardımlaşma gerçeği[/TD]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[TD]hüceyrât-ı bedeniye: vücut hücreleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: güç, iktidar[/TD]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istihdam-ı Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah’ın çalıştırması, hizmet ettirmesi[/TD]
[TD]kamer: ay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kehkeşan: (bk. bilgiler – Samanyolu)[/TD]
[TD]kemâl-i intizam: mükemmel, kusursuz bir düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kevser: Cennette bulunan bir havuz[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muavenet: yardım[/TD]
[TD]muhafaza-i şâmil: kapsamlı bir koruma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene-i âmme: umumi, genel denge[/TD]
[TD]nar: ateş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyarat: gök cisimleri, gezegenler[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif: görevlendirme[/TD]
[TD]teavün: yardımlaşma, dayanışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teavün-ü umumî: genel yardımlaşma[/TD]
[TD]teshir-i Rabbânî: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın herşeye boyun eğdirmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyin: süsleme[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]unsur: ana madde; hava, su, toprak, ateş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yaldızlı: parlak[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât-ı bedeniye: bedendeki zerreler[/TD]
[TD]zerrât-ı taamiye: yiyecek zerreleri, atomları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynetli: süslü[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
[TD]şefkatkârâne: şefkatli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkatsiz: merhametsiz, acımasız[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde[/TD]
[TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:12 #808929Anonim
Madem Risale-i Nur bu büyük şehadeti ispat ve izah etmiş; biz burada bu kısacık işaretle iktifa ederiz.
İşte, dünya seyyahının kâinattan aldığı ders-i imanîye kısa bir işaret olarak, Birinci Makamın On Sekizinci Mertebesinde böyle
لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ، اَلْمُمْتَنِعُ نَظِيرُهُ، اَلْمُمْكِنُ كُلُّ مَا سِوَاهُ، اَلْوَاحِدُ اْلاَحَدُ، اَلَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: هذِهِ الْكَاۤئِنَاتُ، اَلْكِتَابُ الْكَبِيرُ الْمُجَسَّمُ وَالْقُرْاٰنُ الْجِسْمَانِىُّ الْمُعَظَّمُ وَالْقَصْرُ الْمُزَيَّنُ الْمُنَظَّمُ، وَالْبَلَدُ الْمُحْتَشَمُ الْمُنْتَظَمُ، بِاِجْمَاعِ سُوَرِهِ وَاٰيَاتِهِ وَكَلِمَاتِهِ وَحُرُوفِهِ وَاَبْوَابِهِ وَفُصُولِهِ وَصُحُفِهِ وَسُطُورِهِ، وَاِتِّفَاقِ اَرْكَانِهِ وَاَنْوَاعِهِ وَاَجْزَاۤئِهِ وَجُزْئِيَّاتِهِ وَسَكَنَتِهِ وَمُشْتَمِلاَتِهِ وَوَارِدَاتِهِ وَمَصَارِفِهِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ الْحُدُوثِ وَالتَّغَيُّرِ وَاْلاِمْكَانِ، بِاِجْمَاعِ جَمِيعِ عُلَمَاءِ عِلْمِ الْكَلاَمِ، وَبِشَهَادَةِ حَقِيقَةِ تَبْدِيلِ صُورَتِهِ وَمُشْتَمِلاَتِهِ بِالْحِكْمَةِ وَاْلاِنْتِظَامِ، وَتَجْدِيدِ حُرُوفِهِ وَكَلِمَاتِهِ بِالنِّظَامِ وَالْمِيزَانِ، وَبِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ: التَّعَاوُنِ، وَالتَّجَاوُبِ، وَالتَّسَانُدِ، وَالتَّدَاخُلِ، وَالْمُوَازَنَةِ، وَالْمُحَافَظَةِ، فِى مَوْجُودَاتِهِ بِالْمُشَاهَدَةِ وَالْعَيَانِ
1
denilmiştir.Sonra, dünyaya gelen ve dünyanın Yaratanını arayan ve on sekiz adet mertebelerden çıkan ve arş-ı hakikate yetişen bir mîrac-ı imanî ile gaibane marifettenhâzırâne ve muhatabâne bir makama terakki eden meraklı ve müştak yolcu adam, kendi ruhuna dedi ki:
[NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. Nazîri mümteni ve Ondan başka herşey mümkin ve Vâhid-i Ehad olan o Vâcibü’l-Vücud ki, mücessem bir kitab-ı kebîr, muazzam bir kur’ân-ı cismânî, munazzam ve müzeyyen bir kasr ve muntazam ve muhteşem bir memleket olan bu kâinat, sûrelerinin ve âyetlerinin ve kelimelerinin ve harflerinin ve bablarının ve fasıllarının ve sayfalarının ve satırlarının icmâıyla ve erkânının ve envâının ve eczasının ve cüz’iyatının ve sekene ve müştemilâtının ve varidat ve masarifinin ittifakıyla, bütün ulema-i ilm-i kelâmın icmâına müstenit hudus ve tagayyür ve imkân hakikatinin azamet-i ihatasının şehadetiyle ve suret ve müştemilâtının hikmet ve intizamla tebdili ve huruf ve kelimatının nizam ve mizanla tecdidi hakikatinin şehadetiyle ve mevcudatında müşahede ve ayân ile görünen teâvün ve tecavüb ve tesanüd ve tedahül ve muvazene ve muhafaza hakikatlerinin azamet-i ihatasının şehadetiyle, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]arş-ı hakikat: hakikat zirvesi, seması[/TD]
[TD]ders-i imanîye: iman dersi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaibâne: gaybî olarak[/TD]
[TD]hâzırâne: hazırcasına[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]marifet: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhatabâne: kendisine hitap olunurcasına[/TD]
[TD]mîrac-ı imanî: imanda yükseliş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
[TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakkî etmek: yükselmek, ilerlemek[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:14 #808930Anonim
“Fâtiha-i şerifede, başından tâ اِيَّاكَ
1 kelimesine kadar gâibane medh ü senâ ile bir huzur gelip اِيَّاكَ hitabına çıkılması gibi, biz dahi doğrudan doğruya gaibane aramayı bırakıp, aradığımızı aradığımızdan sormalıyız. Herşeyi gösteren güneşi, güneşten sormak gerektir. Evet, herşeyi gösteren, kendini herşeyden ziyade gösterir. Öyle ise, şemsin şuââtı ile onu görmek ve tanımak gibi, Hâlıkımızın Esmâ‑i Hüsnâsıyla ve sıfât-ı kudsiyesiyle, Onu kàbiliyetimizin nisbetinde tanımaya çalışabiliriz.Bu maksadın hadsiz yollarından iki yolu ve o iki yolun hadsiz mertebelerinden iki mertebeyi ve o iki mertebenin pek çok hakikatlerinden ve pek çok uzun tafsilâtından yalnız iki hakikati icmal ve ihtisar ile bu risalede beyan edeceğiz.
Birinci Hakikat: Bilmüşahede gözümüzle görünen ve muhit ve daimî ve muntazamve dehşetli ve semâvî ve arzî olan bütün mevcudatı çeviren ve tebdil ve tecdit eden ve kâinatı kaplayan faaliyet-i müstevliye hakikati görünmesi; ve o her cihetle hikmet-medar faaliyet hakikatının içinde tezahür-ü rubûbiyet hakikatinin bilbedahehissedilmesi; ve o her cihetle rahmetfeşan tezahür-ü rububiyet hakikatının içinde,tebarüz-ü ulûhiyet hakikatı bizzarure bilinmiş olmasıdır.
İşte bu hâkimâne ve hakîmâne faaliyet-i daimeden ve perdesinin arkasında bir Fâil-i Kadîr ve Alîmin ef’âli, görünür gibi hissedilir.
Ve bu mürebbiyâne ve müdebbirâne ef’âl-i Rabbâniyeden ve perdesinin arkasından, herşeyde cilveleri bulunan esmâ-i İlâhiye, hissedilir derecesindebedahetle bilinir.
[NOT]Dipnot-1 “Yalnız Sana.” Fâtiha Sûresi, 1:5. [/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fatiha-i şerife: Fatiha Sûresi[/TD]
[TD]Fâil-i Kadîr: her şeye gücü yeten, kudret sahibi olan fâil, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: yaratıcı, herşeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]arzî: dünyaya âit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: apaçıklık[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedahe: açıkça[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl-i Rabbâniye: Allah’ın kendi zâtına mahsus ve Rab isminin tecellisi olan fiilleri[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faaliyet-i daime: sürekli, devamlı olan faaliyet[/TD]
[TD]faaliyet-i müstevliye: her tarafı istila eden, kaplayan faaliyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaibâne: görmeyerek, gaybî olarak[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olmasıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-medar: hikmetli, hikmet dolu[/TD]
[TD]hitab: konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkîmâne: herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan Allah’ın herşeye hükmetmesiyle[/TD]
[TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtisar: kısaltma, özetleme[/TD]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: herşeyi kuşatan, kapsayıcı[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdebbirâne: tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek[/TD]
[TD]mürebbiyâne: terbiye ederek ve yetiştirerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
[TD]rahmetfeşan: rahmet saçan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: mektup, Risale-i Nur Külliyatından her bir bölüm[/TD]
[TD]semâvî: gökten gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı kudsiye: Allah’ın kutsal sıfatları ve vasıfları[/TD]
[TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebdil: değiştirme[/TD]
[TD]tebârüz-ü ulûhiyet: Allah’ın mabud ve herşeye hâkim oluşunun kendisini göstermesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecdit: yenileme[/TD]
[TD]tezahür-ü rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, idare ve terbiyesinin görünmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuâât: ışık kaynağından çıkan ışık telleri; ışınlar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:16 #808931Anonim
Ve bu celâldarâne ve cemâlperverâne cilvelenen Esmâ-i Hüsnâdan ve perdesinin arkasında, sıfât-ı seb’a-i kudsiyenin ilmelyakîn, belki aynelyakîn, belki hakkalyakîn derecesinde vücutları ve tahakkukları anlaşılır.
Ve bu yedi kudsî sıfatın dahi, bütün masnuatın şehadetiyle, hem hayattarâne, hem kadîrâne, hem alîmâne, hem semîâne, hem basîrâne, hem müridâne, hem mütekellimâne nihayetsiz bir surette tecellileriyle bilbedahe ve bizzarure ve biilmelyakîn bir mevsuf-u Vâcibü’l-Vücudun ve bir müsemmâ-i Vâhid-i Ehadin ve birfâil-i Ferd-i Samedin mevcudiyeti, güneşten daha zâhir, daha parlak bir tarzda, kalbdeki iman gözüne görünür gibi kat’î bilinir. Çünkü, güzel ve mânidar bir kitap ve muntazam bir hane, bedahetle, yazmak ve yapmak fiillerini; ve güzel yazmak veintizamlı yapmak fiilleri dahi, bedahetle, yazıcı ve dülger namlarını; yazıcı ve dülger ünvanları ise, bedahetle, kitabet ve dülgerlik san’atlarını ve sıfatlarını; ve bu san’at ve sıfatlar, bedahetle, herhalde bir zâtı istilzam eder ki, mevsuf ve sâni ve müsemmâve fâil olsun. Fâilsiz bir fiil ve müsemmâsız bir isim mümkün olmadığı gibi, mevsufsuz bir sıfat, san’atkârsız bir san’at dahi mümkün değildir.
İşte bu hakikat ve kaideye binaen, bu kâinat, bütün mevcudâtıyla beraber, kaderin kalemiyle yazılmış, kudretin çekiciyle yapılmış mânidar hadsiz kitaplar, mektuplar,nihayetsiz binalar ve saraylar hükmünde, herbiri binler vech ile ve beraber hadsizvücûh ile Rabbânî ve Rahmânî nihayetsiz fiilleri ve o fiillerin
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[TD]Rabbânî: Rab olan Allah’a ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah’a ait[/TD]
[TD]alîmâne: herşeyi çok iyi bilerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
[TD]basîrâne: görerek, bilerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: apaçıklık[/TD]
[TD]biilmelyakîn: ilmî delillerle elde edilen kesinlikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedahe: açıkça[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
[TD]celâldarâne: haşmetlice, büyüklük gösterircesine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâlperverâne: güzelliğe sahip olarak[/TD]
[TD]cilvelenmek: yansımak, görünmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dülger: yapı ustası[/TD]
[TD]dülgerlik: yapı ustalığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fail: işi yapan, özne[/TD]
[TD]fâil-i Ferd-i Samed: Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı fakat her şeyin Kendisine muhtaç olduğu ve her şeyi tek başına yapan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik[/TD]
[TD]hayattarâne: canlı bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilmelyakîn: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
[TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam: gerektirme[/TD]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kadîrâne: güç ve iktidar sahibi olarak[/TD]
[TD]kaide: düstur, prensip, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]kitabet: yazım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevsuf: sıfat sahibi, sıfatlanan[/TD]
[TD]mevsuf-u Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, sıfatlar sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürşidâne: hak ve doğru yolu göstererek, irşad edici[/TD]
[TD]müsemmâ: isim sahibi, isimlendirilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsemmâ-i Vâhid-i Ehad: Zât ve sıfatlarıyla bir olan ve birliği her bir şeyde tecelli eden ve isimler sahibi Cenâb-ı Hak[/TD]
[TD]mütekellimâne: konuşarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semîâne: işiterek[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâni: san’atkâr, her işini san’atla yapan[/TD]
[TD]sıfât-ı seb’a-i kudsiye: kutsal yedi sıfat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tecelli: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: şekil, yön[/TD]
[TD]vücuh: taraflar, yönler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
[TD]ünvan: isim, nam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:18 #808932Anonim
menşeleri olan bin bir esmâ-i İlâhiyenin hadsiz cilveleriyle ve o güzel isimlerin menbaı olan yedi sıfât-ı Sübhâniyenin nihayetsiz tecellîleriyle, o yedi muhit ve kudsî sıfatların madeni ve mevsufu olan ezelî ve ebedî bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücuduna ve vahdetine hadsiz işaretler ve nihayetsiz şehadetler ettikleri gibi; bütün o mevcudatta bulunan bütün hüsünler, cemâller, kıymetler, kemâller dahi, ef’âl-i Rabbâniyenin ve esmâ-i İlâhiyenin ve sıfât-ı Samedâniyenin ve şuûnât-ı Sübhâniyenin, kendilerine lâyık ve muvafık kudsî cemâllerine ve kemâllerine ve hepsi birden Zât-ı Akdesin kudsî cemâline ve kemâline bedahetle şehadet ederler.
İşte, faaliyet hakikati içinde tezahür eden rububiyet hakikati, ilim ve hikmetle halkve icad ve sun’ ve ibdâ, nizam ve mizan ile takdir ve tasvir ve tedbir ve tedvir, kast veirade ile tahvil ve tebdil ve tenzil ve tekmil, şefkat ve rahmetle it’âm ve in’âm ve ikram ve ihsan gibi şuûnâtıyla ve tasarrufatıyla kendini gösterir ve tanıttırır. Vetezahür-ü rububiyet hakikatı içinde bedahetle hissedilen ve bulunan ulûhiyetin tebarüz hakikatı dahi, Esmâ-i Hüsnânın rahîmâne ve kerîmâne cilveleriyle ve yedi sıfât-ı sübûtiye olan “hayat, ilim, kudret, irade, sem’, basar ve kelâm” sıfatlarının celâlli ve cemâlli tecellileriyle kendini tanıttırır, bildirir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
[TD]basar: görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: apaçıklık[/TD]
[TD]celâl: büyüklük, heybet, haşmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]ef’âl-i Rabbâniye: terbiye edici olan Allah’a ait fiiller, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]hüsün: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibdâ: benzersiz güzellikte yaratma[/TD]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: lütuf, bağış, ikram[/TD]
[TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, tercih[/TD]
[TD]it’am: yedirme, doyurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kast: isteyerek, belli bir amacı kastederek[/TD]
[TD]kelâm: konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
[TD]kerîmâne: lütufkâr ve cömert bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[TD]menşe: kaynak, asıl, kök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mevsuf: sıfat sahibi, sıfatlandırılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[TD]muhit: kuşatıcı, kapsayıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmâne: merhametli bir şekilde[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sem’: işitme[/TD]
[TD]sun’: san’at[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı Samedâniye: her şey Kendisine muhtaç iken Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın sıfatları[/TD]
[TD]sıfât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın sıfatları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahvil: dönüştürme[/TD]
[TD]takdir: Allah’ın ezelî ilmiyle belirlemesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarrufat: dilediği gibi kullanma ve idare etmeler[/TD]
[TD]tasvir: suret ve şekil verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebarüz: açıkça ortaya çıkma, görünme[/TD]
[TD]tebdil: değiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: belirme, görünme[/TD]
[TD]tedbir: ihtiyacını karşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
[TD]tekmil: mükemmelleştirme, tamamlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenzil: indirme[/TD]
[TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahür-ü Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi[/TD]
[TD]ulûhiyet: Cenâb-ı Allah’ın ilâhlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnât: haller, işler, faaliyetler[/TD]
[TD]şuûnât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevkeden Zâtına ait kutsal özellikler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:26 #808933Anonim
Evet, nasıl ki kelâm sıfatı, vahiyler ve ilhamlarla Zât-ı Akdesi tanıttırır. Öyle de,kudret sıfatı dahi, mücessem kelimeleri hükmünde olan san’atlı eserleriyle o Zât-ı Akdesi bildirir ve kâinatı baştan başa bir furkan-ı cismânî mahiyetinde gösterip birKadîr-i Zülcelâli tavsif ve tarif eder.
Ve ilim sıfatı dahi hikmetli, intizamlı, mizanlı olan bütün masnuat miktarınca ve ilimle idare ve tedbir ve tezyin ve temyiz edilen bütün mahlûkat adedince, mevsufları olan birtek Zât-ı Akdesi bildirir.
Ve hayat sıfatı ise, kudreti bildiren bütün eserler ve ilmin vücudunu bildiren bütünintizamlı ve hikmetli ve mizanlı ve ziynetli suretler, haller ve sair sıfatları bildiren bütün deliller, sıfat-ı hayatın delilleriyle beraber, hayat sıfatının tahakkukuna delâletettikleri gibi; hayat dahi, bütün o delilleriyle, âyineleri olan bütün zîhayatları şahit göstererek Zât-ı Hayy-ı Kayyûmu bildirir. Ve kâinatı, serbeser her vakit taze taze ve ayrı ayrı cilveleri ve nakışları göstermek için, daima değişen ve tazelenen ve hadsizâyinelerden terekküp eden bir âyine-i ekber suretine çevirir. Ve bu kıyasla, görmek ve işitmek, ihtiyar etmek ve konuşmak sıfatları dahi, herbiri birer kâinat kadar, Zât-ı Akdesi bildirir, tanıttırır.
Hem o sıfatlar Zât-ı Zülcelâlin vücuduna delâlet ettikleri gibi, hayatın vücuduna vetahakkukuna ve o Zâtın hayattar ve diri olduğuna dahi bedahetle delâlet ederler. Çünkü, bilmek, hayatın alâmeti; işitmek, dirilik emâresi; görmek, dirilere mahsus; irade, hayat ile olabilir; ihtiyarî iktidar, zîhayatlarda bulunur; tekellüm ise, bilen dirilerin işidir.
İşte, bu noktalardan anlaşılır ki, hayat sıfatının yedi defa kâinat kadar delilleri ve kendi vücudunu ve mevsufun vücudunu bildiren burhanları vardır ki, bütün sıfatların esası ve menbaı ve İsm-i Âzamın masdarı ve medarı olmuştur. Risale-i
[TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: hayatı ezelî ve ebedî olup her canlıya hayat veren ve Kendi varlığı için hiçbir sebebe bağlı olmayıp her şeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: apaçıklık[/TD]
[TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emare: belirti[/TD]
[TD]furkan-ı cismânî: cisim haline gelmiş, hakkı batıldan ayıran Kur’ân gibi Allah’ı tanıttıran kâinat kitabı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[TD]ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyarî: tercihe bağlı, iradeyle yapılan[/TD]
[TD]iktidar: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
[TD]intizamlı: düzenli, tertipli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: konuşma[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
[TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[TD]masdar: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak, sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[TD]mevsuf: sıfat sahibi, vasıflandırılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
[TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]serbeser: baştan başa[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]sıfat-ı hayat: hayat sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tavsif: vasıflandırma, niteliklerini bildirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
[TD]tekellüm: konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temyiz etmek: ayırt etmek[/TD]
[TD]terekküp: meydana gelme, oluşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyin: süsleme[/TD]
[TD]vahiy: Cenâb-ı Hak tarafından Cebrâil vasıtasıyla peygamberlere göndermiş olduğu bilgiler, emir ve yasaklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynetli: süslü[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine-i ekber: en büyük ayna[/TD]
[TD]İsm-i Âzam: Allah’ın binbir isminden en büyük ve[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:31 #808934Anonim
Nur bu birinci hakikatı kuvvetli burhanlarla ispat ve bir derece izah ettiğinden, bu denizden, bu mezkûr katre ile şimdilik iktifa ediyoruz.
İkinci Hakikat: Sıfat-ı kelâmdan gelen tekellüm-ü İlâhîdir.
1 لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّى âyetinin sırrıyla, kelâm-ı İlâhî nihayetsizdir. Bir zâtın vücudunu bildiren en zâhir alâmet, konuşmasıdır. Demek bu hakikat,nihayetsiz bir surette Mütekellim-i Ezelînin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet eder.Bu hakikatın iki kuvvetli şehadeti, bu risalenin On Dördüncü ve On BeşinciMertebelerinde beyan edilen vahiyler ve ilhamlar cihetiyle; ve geniş bir şehadeti dahi, Onuncu Mertebesinde işaret edilen kütüb-ü mukaddese-i semâviye cihetiyle, ve çok parlak ve câmi’ bir diğer şehadeti dahi On Yedinci Mertebesinde Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan cihetiyle geldiğinden, bu hakikatın beyan ve şehadetini omertebelere havale edip, o hakikati mu’cizâne ilân eden ve şehadetini sairhakikatlerin şehadetleriyle beraber ifade eden
شَهِدَ اللهُ أَنَّهُ لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلٰئِكَةُ وَ أُولُوا الْعِلْمِ قَاۤئِمًا بِالْقِسْطِ لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
2
âyet-i muazzamanın envârı ve esrarı bizim bu yolcuya kâfi ve vâfi gelmiş ki, daha ileri gidememiş.İşte, bu yolcunun bu makam-ı kudsîden aldığı dersin kısa bir meâline bir işaret olarak, Birinci Makamın On Dokuzuncu Mertebesinde,
لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الْوَاحِدُ اْلاَحَدُ، لَهُ اْلاَسْمَاءُ الْحُسْنٰى، وَلَهُ
[NOT]Dipnot-1 “Rabbimin sözlerini yazmak için bütün denizler mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden o denizler tükenirdi.” Kehf Sûresi, 18:109.
Dipnot-2 “Bütün kâinatı adâletle tedbir ve idare etmekte olan Allah, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh bulunmadığını ap açık delillerle bildirdi. Buna melekler ve ilim sahipleri de şâhitlik ettiler. Ondan başka ilâh yoktur; Onun kudreti herşeye galiptir ve Onun her işi hikmet iledir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:18.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
[TD]Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâmet: işaret[/TD]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
[TD]envâr: nurlar, ışıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esrar: sırlar, gizemler[/TD]
[TD]hakikat: asıl, esas, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
[TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm-ı İlâhî: Allah kelâmı, sözü[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kütüb-ü mukaddese-i semâviye: vahye dayanan kutsal kitaplar—Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm[/TD]
[TD]makam-ı kudsî: kutsal makam, derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe: derece, makam[/TD]
[TD]mevcudiyet: var olma hali[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
[TD]mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]sıfat-ı kelâm: konuşma sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekellüm-ü İlâhî: Allah’ın konuşması[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâfi: yeterli, yerine getiren[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, âşikar[/TD]
[TD]âyet-i muazzama: (mânâca) büyük âyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]17 Ekim 2012: 08:34 #808935Anonim
الصِّفَاتُ الْعُلْيَا، وَلَهُ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى، اَلَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ: اَلذَّاتُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ، بِاِجْمَاعِ جَمِيعِ صِفَاتِهِ الْقُدْسِيَّةِ الْمُحِيطَةِ، وَجَمِيعِ اَسْمَاۤئِهِ الْحُسْنٰى اَلْمُتَجَلِّيَةِ، وَبِاِتِّفَاقِ جَمِيعِ شُؤُونَاتِهِ وَاَفْعَالِهِ الْمُتَصَرِّفَةِ، بِشَهَادَةِ عَظَمَةِ حَقِيقَةِ تَبَارُزِ اْلاُلُوهِيَّةِ فِى تَظَاهُرِ الرُّبُوبِيَّةِ، فِى دَوَامِ الْفَعَّالِيَّةِ الْمُسْتَوْلِيَةِ، بِفِعْلِ اْلاِيجَادِ وَالْخَلْقِ وَالصُّنْعِ وَاْلاِبْدَاعِ بِاِرَادَةٍ وَقُدْرَةٍ، وَبِفِعْلِ التَّقْدِيرِ وَالتَّصْوِيرِ وَالتَّدْبِيرِ وَالتَّدْوِيرِ بِاِخْتِيَارٍ وَحِكْمَةٍ، وَبِفِعْلِ التَّصْرِيفِ وَالتَّنْظِيمِ وَالْمُحَافَظَةِ وَاْلاِدَارَةِ وَاْلاِعَاشَةِ بِقَصْدٍ وَرَحْمَةٍ، وَبِكَمَالِ اْلاِنْتِظَامِ وَالْمُوَازَنَةِ. وَبِشَهَادَةِ عَظَمَةِ إِحَاطَةِ حَقِيقَةِ اَسْرَارِ: شَهِدَ اللهُ اَنَّهُ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ وَالْمَلٰۤئِكَةُ وَ اُولُوا الْعِلْمِ قَاۤئِمًا بِالْقِسْطِ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1denilmiştir.

[NOT]Dipnot-1 Allah’tan başka ilâh yoktur. O öyle bir Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid-i Ehaddir ki, bütün güzel isimler, bütün yüce sıfatlar ve en yüce vasıflar Ona aittir. İrade ve kudretle icad ve halk ve sun’ ve ibdâ’ fiillerini, ihtiyar ve hikmetle takdir ve tasvir ve tedbir ve tedvir fiillerini, kasd ve rahmetle ve kemâl-i intizam ve muvazene ile tasrif ve tanzim ve muhafaza ve idare ve iaşe fiillerini tazammun eden faaliyet-i müstevliyenin devamı içinde görünen tezahür-ü rububiyet ve onun içinde görünen tebarüz-ü ulûhiyet hakikatinin azametinin şehadetiyle; ve “Bütün kâinatı adaletle tedbir ve idare etmekte olan Allah, Ondan başka ilâh bulunmadığını ap açık delillerle bildirdi. Buna melekler ve ilim sahipleri de şahitlik ettiler. Ondan başka ilâh yoktur; Onun kudreti herşeye galiptir ve hikmeti herşeyi kuşatır” (Âl-i İmrân Sûresi, 3:18.) meâlindeki âyet-i kerimenin hakikat-i esrarının azamet-i ihatasının şehadetiyle; bütün kudsî ve muhît sıfatlarının ve kâinatta tecellî eden bütün Esmâ-i Hüsnâsının icmâı ve kâinatta tasarruf eden bütün şuunat ve ef’âlinin ittifakı, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder.[/NOT]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.