- Bu konu 43 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Ocak 2009: 22:09 #648831
Anonim

Canım İstanbul …
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım…İstanbul,
İstanbul…Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…O manayı bul da bul!
İlle Istanbul‘da bul!İstanbul,
İstanbul…Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir “Katibim” i…Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.İstanbul,
İstanbul…Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,İstanbul,
İstanbul…NECİP FAZIL KISAKÜREK
16 Ocak 2009: 22:11 #726880Anonim
Gidişin
Gidişin ölümüydü umutlarımın
Güllerin yüreğimde can verişiydi
Ufkumda her akşam hüzünlü ve dalgın
Seninle batan ömrümün güneşiydi
Ardında bir İstanbul bıraktın öksüz
İçimde yokluğun ateşini yaktın
Karanlıklar ortasında güpegündüz
Yıkılmış dağılmış bir adam bıraktın
Gün, gün yaklaşan bir şey var; ölüm mü ne?
Değilse içimde bu ürperti neden!
Dolaşan kim benimle deli divane
Güzel olan herşeydi seninle giden
Şimdi bütün hayallerim yoksul kaldı
Gittin, BANA BU REZİL İSTANBUL KALDIÜmit Yaşar Oğuzcan
16 Ocak 2009: 22:12 #726881Anonim

Eyüpİstanbul`un fethiyle anılır adı
Tarihler boyunca hiç unutulmadı
Ensari`den bizlere yadigâr kaldı
Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp
Her köşesi bir tarih, bir efsanedir
Kalblere nur veren ziyaret-hanedir
Orda dua, orda niyaz halisanedir
Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp
Mavi Haliç sahilinden gezerek gelin
Mihmandar`ın Türbesi`nde dualar edin
Piyerloti`den bakıp şehri seyredin
Sessizdir, sakindir, huzurludur EyüpNihat İncekara
16 Ocak 2009: 22:13 #726882Anonim
bunun konya versiyonu yokmu? güzel şiir ama….
16 Ocak 2009: 22:13 #726883Anonim

SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ
Seninle hiç İstanbul’da olamadık
Göremedi İstanbul ikimizi…Ne bir semaver tüketebildik
Ne Aşiyan’da hüzün…
Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti…
Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara’da
Bir güvertede seni
Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..
Ellerini avuçlarımda tutup da içimi dökemedimŞöyle bir elimi atıp da omzuna
Kolun belimde
Yürüyemedim seninle Beyoğlu’nda
Bir sinema yada tiyatro koltuğunda
Parmak uçlarıma değmedi dudakların
Pasajda Arjintinleri çekip
Nevizade’de bir iki *** atamadık
Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadıkSeninle İstanbul’da olamadık
Duyamadı İstanbul sesimizi
Sahaflar’da yorulup da kitaplara bakmaktan
Çınaraltı’nda mola veremedik
Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı’nın
Tadına varamadık bir öğlen *********
Ya da Sultanahmet’te bir müzeyi gezip
Dostlara uğrayamadık
Gülhane’den uzanıp Sarayburnu’na
İntiharı düşünemedik enine boyuna
Ne Laleli’den geçebildik sevgilim
Ne kendimizden
Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde
Ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
Eski İstanbul’da gezdiremedim seni
Yemiş’te Asmaaltında
Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimiSeninle hiç İstanbul’da olamadık
Saramadı İstanbul hiç bizi
Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
Trenlere binemedik
Bırak bütününü bu koca kentin
Sadece bir tek semtin
İçinde bile olamadık
İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm
Biz de O’na doyamadık16 Ocak 2009: 22:14 #726885Anonim
Zordur İstanbul’u özlemek. kâğıt kesiği gibi sızlar. Bazen ‘ulan küçücük bir yara işte nedir ki’ deseniz de, varlığını hep hissettirir. İlacı yoktur, zehri kanınıza işlemiştir.Caddesi, sokağı, köşesi, berisi değildir özlediğiniz… Topyekûn kendisidir…Gecenin bir yarısı kafanız bozulunca bir dostun kapısını çalabileceğiniz yerdir. Başka yerde yok mudur öyle dostlar? Ne hikmetse yokturlar… Ya da sizde bir uyuşmuşluk, bir tutukluk vardır, misafirliğe gidilen evde buzdolabını açamamak gibi kasılır kalırsınız.Böyle hasretken, böyle yanmışken gidersiniz İstanbul’a… İçiniz içinize sığmaz… ‘Yâre geldim, koynuna geldim İstanbul’um’ dersiniz en arabesk coşkunuzla, ama bu kez başka bir şey vardır sizi yaralayacak: ‘İstanbul’u içindeyken özlemek’ karmaşası…Değişen şey, şehrin çehresinden ziyade size küskünlüğüdür. Onca hasretini çektiğiniz dostlar, siz yokken de hayatlarından bir şey eksilmemiş biçimde yaşamışlardır. Zira siz hepsinden, her şeyden, sizi siz yapan tüm birikimden uzakta yaşarken, onlar sadece sizden ayrı kalmışlardır, derdinizi anlayamazlar. Yüreğinize bıçak gibi giren şakalaşmalar başlar: ‘Sizin orda nasıl diyorlar…’ ‘Tabii sen bilmezsin şimdi bunu, senin yaşadığın ülkede yok bu kavramlar…’Kaybolduğunuzu hissedersiniz… Artık hiçbir yere ait değilsinizdir. Ne zaman birine ‘yahu İstanbul’da kalsam mı? ‘ diye sorsanız, ‘aklını peynir ekmekle mi yedin, ne halt var var burda, cennet gibi yerde yaşıyorsun, saçmalama’ cevabını işitirsiniz. Gerçekten iyiliğiniz için mi böyle söyleniyordur, yoksa artık yokluğunuza mı alışılmıştır, karar veremezsiniz… Canınız daha da yanar…Zordur İstanbul’u özlemek… Çünkü özlemeye bir başladınız mı, ardı arkası gelmez bu meretin…16 Ocak 2009: 22:15 #726886Anonim

İSTANBUL
Sevgisi içimde yaşayıp duran,
Nazlı güzellerin şirin İstanbul.
Hayali kafamda hükümler süren,
Görmez gözlerime görün İstanbul.
Ortasında deniz, kenarlar kara
Bu dünyada cennet olmuş kullara,
Mehtapta sandallar ne hoş manzara,
Sahildir, yayladır yerin İstanbul.
Gemilerin gelir peşi peşine,
Şöhretin yayılmış hudut dışına,
Ayrı bir güzellik başlı başına,
Sevgi, muhabbetin derin İstanbul.
Fatih Mehmet Sultan temeli kurdu,
Ondan sonra oldu Türklerin yurdu,
Edirne’den gelen o büyük ordu,
Ayyıldız bayrak nurun İstanbul.
Denizler kilidi boğazların var,
Dünyaya haykıran avazların var,
Yılmaz Türk Ordusu şahbazların var,
Ferah tut gönlünü serin İstanbul.
Dünya güzelliği sendedir mevcut,
Hususi özenmiş yaratmış Mabut,
Herkesin gönlünde vardır bir maksut,
Halis Türk maksadın varın İstanbul.
Edipler şairler yetişmiş sende,
Ehl-i aşklar yanmış, tutuşmuş sende,
Bir aciz kimseyim, Veysel’im ben de,
Seversen olayım yarin İstanbul…
Aşık Veysel Şatıroğlu16 Ocak 2009: 22:16 #726887Anonim
Beyoğlu`ndan Dolmabahçe`ye Taşınan Bir Aralık Akşamı
Ne günlermiş, ne günlermiş
Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe`de, çay tadında…
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi… hani akrep`i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında…
Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının… sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime… Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde… ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum…
Kadın, Beyoğlu`nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu… Adam da… Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında… Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam… Kadının yüzünde
bir hüzün… Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük…
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti…
… Soğuğun ve karanlığın vehameti!
Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
Daraltılmış… İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler,
yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar… Hepsi daraltılmış… Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!
Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken… Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman… Şimdi sana söylenecek tek cümle:
Bende sana yetecek kadar ben kalmadı…Yılmaz Erdoğan16 Ocak 2009: 22:17 #726888Anonim
Alınyazısı Saati (İstanbul)
Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul’da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini
İstanbul’dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
Taşlarına adeta resmim işledi
Ben İstanbul’da dağıldım zerre zerre
İstanbul damla damla içimde birikti
Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
O Tanrı’nın kılıç halindeki hilali
İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri
İstanbul’a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
Semerkant’tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
Git Sümbülefendi’ye servilerden sor olan biteni
Merkezefendi’de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
Bağdat’ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
Şam’da son sınırı manevi medeniyetlerin
Kozmik bakış metafizik sezgi
Bağdat’tan dal, Şam’dan yaprak Diyarbekir’den çizgi
Hep İstanbul’da kırık dökük
Parçalanmış silinmiş sönmüş
Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
Sabah Karacaahmet’te öte şafak kırmızısında savaş borusu
Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
Kimbilir belki o da dirilecek benimle
İslam Milletinin dirilişinde
O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
İnsanın insan olduğu o günde
Ölümün biliyorum ey İstanbul diriliş içindir
Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
Doğrul ve kalk ayağa
Kemiklerinle etin arasında
Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla
Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
Gecenin tüyleri savruluyor havaya
Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz
Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
Denizle yaşadım denizle öldüm
Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
Denizden denize yükseldim
Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
Sedeflerinden yapılmış İstanbul camilerinin taşları
Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
Bursa’dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
olup biteni
O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
Bir kartal taşırken yere düşmüş
Ve kalakalmış kaldığı yerde
Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
Yemişler ötesini berisini
Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
Ey Allah’a açılan ve kapanan ulu kapı
Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
Yeniden sularından içelim kana kana
Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
Gerekirse
Ruhumuzun susadığı hakikat olan
Evrensel İslam Barışının zaferi için
Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
Göğe çıkan İsa yere insin diye
-Fazla çıkardılar göğe-
Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
Savaşırım doğudan daha doğu
Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
Zulme karşı savaşabilirim
İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
Ebedi hakikat budur
Bunun için savaşırım ben
Bunun için kanım helal olsun
Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak
İstanbul’u yeniden Tanrı şehri yapmak
Bunun için savaşırım ben
Servi için savaşırım çınar için savaşırım
Tozlanmamış gün doğuşu için
Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
Tuz deniz damlasında gülsün
Çam denizle gülüşsün
Su tenimizle barışsın
Ruhumuzla ışısın diye
Savaşçıyım ben atalarım gibi
İstanbul için savaşırım
Bağdat’ın dervişlik ortağı
Şam’ın kılıç kardeşi
Olan İstanbul için
Benim güneşimden öteye kimse gidemez
Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
“Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır”
Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı’ya kulluk
İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
Kıyamete kadar söylenecek türküSezai Karakoç
16 Ocak 2009: 22:18 #726890Anonim
yakışmıyor gözlerine kara bulutlar..
sen ağlarsan viran olur biter umutlar..
sen üzülme senin için bu gönlüm ağlar..
sevdalısımsın İSTANBUL mahşere kadar(eşref ziya);)
hepside çok hoş şiirler teşekkürler..16 Ocak 2009: 22:18 #726891Anonim
İstanbul
Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.Ümit Yaşar Oğuzcan
16 Ocak 2009: 22:20 #726893Anonim
Çeşmeler
I. Benim yalnızlığımdan
Damıtılmış çeşmeler
Kurumuş unutulmuş
Ceşmelerin akışıyım
İnsanlık içinde
Ay görmez onları onlar ayı görür
Aydan haberlidirler
Söylediklerinin çoğu
Ay hakkındadır
Aya dair
Ayın tarihine ait
Fındıklılı Mehmet Ağa
Çeşmesi
Silahtar Tarihinin yazarı
Yenilmez karpuzlar
Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda
İçilmez
Bozuk suyunda
Gece yarısı
Ayışığında
Yaz ay ve ben
Silinmeye yüz tutmuş yazı
Ölümü hecelemiştik
Ortalığı dolduran sesinde
Ta… aşağılarda olan yatıra
Bir türkü söylüyordu
Ölüm ötesinde açmış
Menekşeler kimliğinde
Ölüydü insanlar
Yalnız yaşıyordu o yatır
Ve o çeşme
Ben de
Sıratı andıran bir çizgide
Soluyordum devrildim devrileceğimi
Hayatı ve ölümü birlikte
Aynı geçmezlik ve değişmezlikte
Aynı yenilik ve tazelikte
Ürpererek geçiyordu yarasalar
Uzaklardan
Beyoğlu`nu bir telgraf gibi
İleterek birbirineSezai Karakoç
16 Ocak 2009: 22:21 #726895Anonim
[IMG]http://farm1.static.flickr.com/40/100050220_745b358dbe.jpg?v=0[/IMG]
İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın Ben nice İstanbullar gördüm sana gelinceye kadar
Kirli paçavralara benzerdi insanları
Dostluktan, vefadan yoksun.
Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
Ve her biri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
Bir tutsam
Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
Evlerinde bulduğum yalnızlık
Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
Günler boyunca
Bir başka karanlık gelirdi
Karanlığın biri kaybolunca
Güneşler doğardı görmezdim.
Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
Bilmezdim…Zindandı bütün meyhaneler
Duvarlar karaydı
Köhne bir Bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
Semt semt bir ağır yorgunluktu
Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
O büyük yalanlarda yaşadım.
Senden habersiz bir ölü gibi
Senden uzak zamanlarda yaşadım.Mabetler yıkıldı içimde
Umutlar hayaller yıkıldı
Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
Gün oldu
Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
Toz toz oldum, duman duman oldum
Aldığını geri vermedi yıllar
Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
Seni buluncaya kadar.Eskiden bir lale hatırlardım
Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
Rıhtımlar balık balık kokardı.
Ne zaman
Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
Vapur düdükleri durmadan öterdi.
Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
Bana yeterdi.Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
Gezdim sokaklarında
Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
İstanbul’u aradım.
Belki de seni aradım bilmeden
Ayaklarımın dibinde denizler can çekişti
Şehirler parçalandı
Bir çağ öldü gözlerimin önünde
Benim en güzel çağım öldü.
Bizi topraktan yarattılar
Gel gör ki…
Bu şehirde
Benim toprağım öldü.Seni aradım bu şehirde yıllarca
Yana yakıla seni..
Sen kimdin, sen neredeydin kim bilir?
Hep böyle sensiz miydi bu şehir.
Bu şehir İstanbul muydu ?
Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
Gemiler demir almazdı
Trenler işlemezdi
Sen olmasaydın
Bir ömür bitip
Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
Bahar gelmezdi
Ağaçlar çiçek açmazdı
Seni bulmasaydım
Ve ben yoktum
İstanbul yoktu
Sen olmasaydın.16 Ocak 2009: 22:22 #726896Anonim
İstanbul Türküsü

İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı’na oturmuşum
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:“
İstanbul’un mermer taşları;
Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
Edalı’m,
Senin yüzünden bu halım.”
“İstanbul’un orta yeri sinema;
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
Sevdalı’m,
Boynuna vebalim!”İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
Bir fakir Orhan Veli;
Veli’nin oğlu,
Tarifsiz kederler içindeyim.Orhan Veli Kanık
16 Ocak 2009: 22:23 #726898Anonim

Sen İstanbulsun SevgilimSen İstanbulsun sevdiğim
Herşeyin istanbul u hatırlatır bana
Bazen Hisar kadar ihtişamlısın,
Bir sonbaharda Emirgan kadar hüzünlü.
Bazen Mahmutpaşa, Kapalıçarşı kadar kalabalık karışık
Beyoğlu, İstklal Caddesi kadarsa yorgun
Ama hep
Boğaz kadar eşsizsizsinSen İstanbulsun sevdiğim
Herşeyin istanbul u hatırlatır bana
İstanbul kadar ulaşılmaz,
İstanbul kadar anlaşılmazsın,
Bazen İstanbul kadar soğuk,
Bazen İstanbul kadar sıcaksın.Sen İstanbulsun sevdiğim
Herşeyin istanbul u hatırlatır bana
Her köşesinde bir anımız
Her köşesinde bir dokunmuşluğumuz var
Sen İstanbulsun Sevdiğim
İstanbul sana uzak…. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.