• Bu konu 43 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 45)
  • Yazar
    Yazılar
  • #648831
    Anonim

      istanbul_by_ottoman611.jpg

      Canım İstanbul

      Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
      Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.

      İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
      O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.

      Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
      Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.

      Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
      Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.

      İstanbul benim canım;
      Vatanım da vatanım…

      İstanbul,
      İstanbul

      Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
      Servi, endamlı servi, ahirete perdelik…

      Bulutta şaha kalkmış Fatih’ten kalma kır at;
      Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat…

      Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
      Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..

      Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
      Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…

      O manayı bul da bul!
      İlle Istanbul‘da bul!

      İstanbul,
      İstanbul

      Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
      Çamlıca’da, yerdedir göklerin derinliği.

      Oynak sular yalının alt katına misafir;
      Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.

      Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
      Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar…

      Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
      Cumbalı odalarda inletir “Katibim” i…

      Kadını keskin bıçak,
      Taze kan gibi sıcak.

      İstanbul,
      İstanbul

      Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
      Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler…

      Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
      Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.

      Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
      Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.

      Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
      Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar…

      Gecesi sünbül kokan
      Türkçesi bülbül kokan,

      İstanbul,
      İstanbul

      NECİP FAZIL KISAKÜREK

      #726880
      Anonim

        Gidişin

        Gidişin ölümüydü umutlarımın
        Güllerin yüreğimde can verişiydi
        Ufkumda her akşam hüzünlü ve dalgın
        Seninle batan ömrümün güneşiydi
        Ardında bir İstanbul bıraktın öksüz
        İçimde yokluğun ateşini yaktın
        Karanlıklar ortasında güpegündüz
        Yıkılmış dağılmış bir adam bıraktın
        Gün, gün yaklaşan bir şey var; ölüm mü ne?
        Değilse içimde bu ürperti neden!
        Dolaşan kim benimle deli divane
        Güzel olan herşeydi seninle giden
        Şimdi bütün hayallerim yoksul kaldı
        Gittin, BANA BU REZİL İSTANBUL KALDI

        Ümit Yaşar Oğuzcan

        #726881
        Anonim

          dscf3793ib3.jpg

          Eyüp

          İstanbul`un fethiyle anılır adı
          Tarihler boyunca hiç unutulmadı
          Ensari`den bizlere yadigâr kaldı
          Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp
          Her köşesi bir tarih, bir efsanedir
          Kalblere nur veren ziyaret-hanedir
          Orda dua, orda niyaz halisanedir
          Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp
          Mavi Haliç sahilinden gezerek gelin
          Mihmandar`ın Türbesi`nde dualar edin
          Piyerloti`den bakıp şehri seyredin
          Sessizdir, sakindir, huzurludur Eyüp

          Nihat İncekara

          #726882
          Anonim

            bunun konya versiyonu yokmu? güzel şiir ama….

            #726883
            Anonim

              istanbul-karli.jpg

              SEVEMEDİ İSTANBUL İKİMİZİ


              Seninle hiç İstanbul’da olamadık
              Göremedi İstanbul ikimizi…

              Ne bir semaver tüketebildik
              Ne Aşiyan’da hüzün…
              Bir tepeden seyretmek için bu güzelim kenti
              Ne Çamlıca kısmet oldu ne Piyer Loti…
              Hiçbir vapur taşımadı bizi Marmara’da
              Bir güvertede seni
              Liseli aşıklar gibi dakikalarca öpemedim..
              Ellerini avuçlarımda tutup da içimi dökemedim

              Şöyle bir elimi atıp da omzuna
              Kolun belimde
              Yürüyemedim seninle Beyoğlu’nda
              Bir sinema yada tiyatro koltuğunda
              Parmak uçlarıma değmedi dudakların
              Pasajda Arjintinleri çekip
              Nevizade’de bir iki *** atamadık
              Doyulmaz uykulara bir türlü yatamadık

              Seninle İstanbul’da olamadık
              Duyamadı İstanbul sesimizi
              Sahaflar’da yorulup da kitaplara bakmaktan
              Çınaraltı’nda mola veremedik
              Karışıp çılgın kalabalığına Kapalı Çarşı’nın
              Tadına varamadık bir öğlen *********
              Ya da Sultanahmet’te bir müzeyi gezip
              Dostlara uğrayamadık
              Gülhane’den uzanıp Sarayburnu’na
              İntiharı düşünemedik enine boyuna
              Ne Laleli’den geçebildik sevgilim
              Ne kendimizden
              Bir çalgılı Kumkapı meyhanesinde
              Ağlayamadım doyasıya sımsıcak göğsünde
              Eski İstanbul’da gezdiremedim seni
              Yemiş’te Asmaaltında
              Ne kaldırımlarımı gördün ne çayhanelerimi
              Ne çocukluğumu bildin ne gençliğimi

              Seninle hiç İstanbul’da olamadık
              Saramadı İstanbul hiç bizi
              Çılgınlar gibi dolanamadık otobüslerle
              Trenlere binemedik
              Bırak bütününü bu koca kentin
              Sadece bir tek semtin
              İçinde bile olamadık
              İstanbul hiç doymadı bize bitanemmm
              Biz de O’na doyamadık

              #726885
              Anonim

                frmtr1jh5aw6.jpg

                Zordur İstanbul’u özlemek. kâğıt kesiği gibi sızlar. Bazen ‘ulan küçücük bir yara işte nedir ki’ deseniz de, varlığını hep hissettirir. İlacı yoktur, zehri kanınıza işlemiştir.

                Caddesi, sokağı, köşesi, berisi değildir özlediğiniz… Topyekûn kendisidir…Gecenin bir yarısı kafanız bozulunca bir dostun kapısını çalabileceğiniz yerdir. Başka yerde yok mudur öyle dostlar? Ne hikmetse yokturlar… Ya da sizde bir uyuşmuşluk, bir tutukluk vardır, misafirliğe gidilen evde buzdolabını açamamak gibi kasılır kalırsınız.

                Böyle hasretken, böyle yanmışken gidersiniz İstanbul’a… İçiniz içinize sığmaz… ‘Yâre geldim, koynuna geldim İstanbul’um’ dersiniz en arabesk coşkunuzla, ama bu kez başka bir şey vardır sizi yaralayacak: ‘İstanbul’u içindeyken özlemek’ karmaşası…

                Değişen şey, şehrin çehresinden ziyade size küskünlüğüdür. Onca hasretini çektiğiniz dostlar, siz yokken de hayatlarından bir şey eksilmemiş biçimde yaşamışlardır. Zira siz hepsinden, her şeyden, sizi siz yapan tüm birikimden uzakta yaşarken, onlar sadece sizden ayrı kalmışlardır, derdinizi anlayamazlar. Yüreğinize bıçak gibi giren şakalaşmalar başlar: ‘Sizin orda nasıl diyorlar…’ ‘Tabii sen bilmezsin şimdi bunu, senin yaşadığın ülkede yok bu kavramlar…’

                Kaybolduğunuzu hissedersiniz… Artık hiçbir yere ait değilsinizdir. Ne zaman birine ‘yahu İstanbul’da kalsam mı? ‘ diye sorsanız, ‘aklını peynir ekmekle mi yedin, ne halt var var burda, cennet gibi yerde yaşıyorsun, saçmalama’ cevabını işitirsiniz. Gerçekten iyiliğiniz için mi böyle söyleniyordur, yoksa artık yokluğunuza mı alışılmıştır, karar veremezsiniz… Canınız daha da yanar…

                Zordur İstanbul’u özlemek… Çünkü özlemeye bir başladınız mı, ardı arkası gelmez bu meretin…
                #726886
                Anonim
                  istanbul-buyuk.jpg

                  İSTANBUL


                  Sevgisi içimde yaşayıp duran,
                  Nazlı güzellerin şirin İstanbul.
                  Hayali kafamda hükümler süren,
                  Görmez gözlerime görün İstanbul.

                  Ortasında deniz, kenarlar kara
                  Bu dünyada cennet olmuş kullara,
                  Mehtapta sandallar ne hoş manzara,
                  Sahildir, yayladır yerin İstanbul.

                  Gemilerin gelir peşi peşine,
                  Şöhretin yayılmış hudut dışına,
                  Ayrı bir güzellik başlı başına,
                  Sevgi, muhabbetin derin İstanbul.

                  Fatih Mehmet Sultan temeli kurdu,
                  Ondan sonra oldu Türklerin yurdu,
                  Edirne’den gelen o büyük ordu,
                  Ayyıldız bayrak nurun İstanbul.

                  Denizler kilidi boğazların var,
                  Dünyaya haykıran avazların var,
                  Yılmaz Türk Ordusu şahbazların var,
                  Ferah tut gönlünü serin İstanbul.

                  Dünya güzelliği sendedir mevcut,
                  Hususi özenmiş yaratmış Mabut,
                  Herkesin gönlünde vardır bir maksut,
                  Halis Türk maksadın varın İstanbul.

                  Edipler şairler yetişmiş sende,
                  Ehl-i aşklar yanmış, tutuşmuş sende,
                  Bir aciz kimseyim, Veysel’im ben de,
                  Seversen olayım yarin İstanbul

                  Aşık Veysel Şatıroğlu
                  #726887
                  Anonim
                    Beyoğlu`ndan Dolmabahçe`ye Taşınan Bir Aralık Akşamı
                    dolmabahceud0.jpg
                    Ne günlermiş, ne günlermiş
                    Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul muydu yüzün, yoksa
                    çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
                    Dolmabahçe`de, çay tadında…
                    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
                    tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
                    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi… hani akrep`i seven ama
                    yüreği takvim yokuşlarında…
                    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
                    sesinin sesimde yankılanmasının… sanki perdedekine
                    üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
                    içime… Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
                    seyir defterimde… ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
                    seyrediyorum…
                    Kadın, Beyoğlu`nun bir kış akşamında,
                    üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
                    muzdarip yürüyordu… Adam da… Yürümek hiçbir şeyi
                    çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında… Parmağında
                    yaralı bir öyküyü taşıyordu adam… Kadının yüzünde
                    bir hüzün… Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük…
                    Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti…
                    … Soğuğun ve karanlığın vehameti!
                    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
                    Daraltılmış… İlk sahibinin o pantolonla yaşadığı şeyler,
                    yani pantolonu pantolon yapan anılar, bazı ilkbahar
                    bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
                    yazlar… Hepsi daraltılmış… Yaşananlara bir beden
                    büyük geliyor artık hayat!
                    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
                    olmak içinse erken… Beni sevda yerimden vurdu yine
                    zaman… Şimdi sana söylenecek tek cümle:
                    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı…
                    Yılmaz Erdoğan
                    #726888
                    Anonim

                      Alınyazısı Saati (İstanbul)
                      dolmabahcesarayisaatkulbg5.jpg

                      Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
                      Yaklaştıkça büyüyen
                      Ayrıntıları setleri bahçeleri
                      Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
                      İşte ben o şehri yaşadım yıllarca

                      İstanbul’da parça parça
                      Çeşmelerinde ayı yaşadım
                      Servilerinde ayla birlik bölündüm
                      Ayla birlik yaralandım

                      İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
                      Soludum bölük bölük ahiretin
                      Keskin çizgili özgürlüğünü
                      Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
                      İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
                      Kutsallığın ballı biberli çilekli çile kevserini

                      İstanbul’dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım
                      Taşlarına adeta resmim işledi
                      Ben
                      İstanbul’da dağıldım zerre zerre
                      İstanbul damla damla içimde birikti
                      Mermer tozu gelip gelip içimde oluştu bir şehir
                      Bu yeryüzünden ve gökyüzünden ötedeki şehirdir
                      O bir kılıçtır Doğudan Batıya uzanıp
                      Çin ipeğinden örülmüş şeytan kozasını bölen
                      Darbeleriyle Batı çeliğini lime lime eden
                      O Tanrı’nın kılıç halindeki hilali
                      İslam ruhunun kristalleşmiş heykeli
                      İçimin sesi rüyamın öfkesi merhametimin şehri

                      İstanbul’a gel oruç günleri gez gör ve dinle derinden
                      Taştaki oymalarını incele bir er gözüyle
                      Semerkant’tan kalkıp gelmiş erlerin gözüyle gör her yeri
                      Camileri mezarlıkları çeşmeleri ve sebilleri
                      Git Sümbülefendi’ye servilerden sor olan biteni
                      Merkezefendi’de tüket maddeyi yırt maddeciliğin kefenini
                      Bağdat’ta ebedi bağı ruhun ve ilahi hikmetlerin
                      Şam’da son sınırı manevi medeniyetlerin
                      Kozmik bakış metafizik sezgi
                      Bağdat’tan dal, Şam’dan yaprak Diyarbekir’den çizgi
                      Hep
                      İstanbul’da kırık dökük
                      Parçalanmış silinmiş sönmüş
                      Hayaletler gibi kaçmış gizliliklere
                      Loş boşluklara sığınmış kan rengi bir huzur arzusu
                      Sabah Karacaahmet’te öte şafak kırmızısında savaş borusu
                      Sökün eder her sabah ufkun bir ucundan yeniçeriler
                      Su şırıltısından gök gürültüsüne değin
                      Bütün seslere düzen vermiş ebedi mehter
                      Yok olduysa bu şehir ruhu ruhuma sindi
                      Ben yaşadıkça o yaşayacak bende
                      Kimbilir belki o da dirilecek benimle
                      İslam Milletinin dirilişinde
                      O yeniden güneşin güneş ayın ay ve dünyanın dünya
                      İnsanın insan olduğu o günde
                      Ölümün biliyorum ey
                      İstanbul diriliş içindir
                      Öyleyse indir ruhunun teslim bayraklarını indir göm toprağa
                      Doğrul ve kalk ayağa
                      Kemiklerinle etin arasında
                      Sonsuz güç topla korku ve muştuyla Mucize muştusuyla
                      Yüreğim yırtılıyor çınlıyor ağlıyor yüreğim
                      Fırtına yaprak yaprak dökülüyor
                      Gecenin tüyleri savruluyor havaya
                      Ölümümü kutlayan Arz oğullarıyla
                      Mübarek toprağın anlamından bile yoksun
                      Taşın demirin mermerin ve tozun metafizik kadrine bile düşman
                      Kabus ruhumu çalmak isteyen hırsız
                      Madde dönüşür binbir şeye ama ruh kaybolmaz
                      Altın madeni gibi pırıl pırıl kalır ve solmaz
                      Ve ben kardan geldim ama denizi üstlendim
                      Denizi yüklendim adeta denizle evlendim
                      Denizle yaşadım denizle öldüm
                      Öldükten sonra denizin gözlerini gördüm
                      Denizden denize yükseldim
                      Birliğin şarkısını işittim dinledim derinliklerinde
                      Sedeflerinden yapılmış
                      İstanbul camilerinin taşları
                      Beyaz güvercin kanadı köpüklerinde kubbelerini gördüm camilerin
                      -Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-
                      Bursa’dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra
                      Ve trenler şifreli düdükleriyle trajedileri perdelerken
                      Dönüp bir köşeden ötede kaybolurken Ben kayalarını denizin ahenkleştirdiği kıyılarda
                      Gerçeği koğaladım hayal meyal görünen kelimeler arkasında
                      Ve derken birden karaya sıçradım Ayasofya
                      Padişah türbeleriyle örtülmüş maskelenmiş şehzade mezarlarıyla
                      Kayboldu o deniz o kentle birlikte Rabbim bildir bana
                      olup biteni
                      O yeşil ötesi ışığı o güneşi tahlil eden su çizgisini
                      Ve sen ey Avrupa yerin dibine batacaksın bitmez tükenmez suçlarına karşılık
                      Ve derken Ayasofya yüzüme çarpan karanlık
                      Serin ve kilim nakışlı kızıl gözlü dev bir cam gibi
                      Ve kılıcımın ucunda Ayasofya küçük bir bilya gibi
                      Uçuyorum göklerin kubbesine bir ikram gibi
                      Gök sofrasında bir çeşni bir garnitür gibi
                      Kalk ve kavra ruhum bir kadavra gibi solan bu göksel yapıyı
                      Bir kartal taşırken yere düşmüş
                      Ve kalakalmış kaldığı yerde
                      Sonra karanlıklardan çıkan kartallar tünemiş üstüne
                      Yemişler ötesini berisini
                      Ey kozmiğin kemirdiği bir kent gibi yükselen yapı
                      Ey Allah’a açılan ve kapanan ulu kapı
                      Bir at gibi soluyorsun kulelerinle
                      Deniz öfkenin köpükleriyle benekli
                      Gel barışın köprüsü ol içimizde dışımızda
                      Yeniden sularından içelim kana kana
                      Savaşabilirim bugün bütün dünyayla
                      Gerekirse
                      Ruhumuzun susadığı hakikat olan
                      Evrensel İslam Barışının zaferi için
                      Aşk için Tanrı hakikati aşkı için
                      Göğe çıkan İsa yere insin diye
                      -Fazla çıkardılar göğe-
                      Gel ey Muhammed ve İsa hakikati
                      Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var
                      Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar
                      Kara-düşünce fırtınalarıyla yüklü kurşun levha havaları
                      Savaşırım doğudan daha doğu
                      Doğrudan daha doğru olanı bulmak için
                      Zulme karşı savaşabilirim
                      İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir
                      Ebedi hakikat budur
                      Bunun için savaşırım ben
                      Bunun için kanım helal olsun
                      Şehrimin altına özgür Tanrı aşkını yazmak

                      İstanbul’u yeniden Tanrı şehri yapmak
                      Bunun için savaşırım ben
                      Servi için savaşırım çınar için savaşırım
                      Tozlanmamış gün doğuşu için
                      Yıldızlar geceleri yeniden görünsün diye
                      Tuz deniz damlasında gülsün
                      Çam denizle gülüşsün
                      Su tenimizle barışsın
                      Ruhumuzla ışısın diye
                      Savaşçıyım ben atalarım gibi

                      İstanbul için savaşırım
                      Bağdat’ın dervişlik ortağı
                      Şam’ın kılıç kardeşi
                      Olan İstanbul için
                      Benim güneşimden öteye kimse gidemez
                      Benim güneşimin üstüne doğmadığı hayat hayat değil
                      “Benim duvarımdan yüksek duvar haraptır”
                      Gerçek özgürlüktür kölelik değil Tanrı’ya kulluk

                      İstanbul olacak yine gerçek özgürlüğün türküsü
                      Kıyamete kadar söylenecek türkü

                      Sezai Karakoç

                      #726890
                      Anonim

                        yakışmıyor gözlerine kara bulutlar..
                        sen ağlarsan viran olur biter umutlar..
                        sen üzülme senin için bu gönlüm ağlar..
                        sevdalısımsın İSTANBUL mahşere kadar(eşref ziya);)
                        hepside çok hoş şiirler teşekkürler..

                        #726891
                        Anonim

                          İstanbul
                          aava6.jpg

                          Evin içinde bir oda, odada İstanbul
                          Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
                          Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
                          Kadın çantasını açtı, çantada
                          İstanbul
                          Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
                          Çekmeğe başladı, oltada
                          İstanbul
                          Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
                          Şişede
                          İstanbul, masada İstanbul
                          Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
                          Bir yanda o, bir yanda ben, ortada
                          İstanbul
                          İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
                          Nereye gidersen git, orada
                          İstanbul.

                          Ümit Yaşar Oğuzcan

                          #726893
                          Anonim

                            Çeşmeler

                            200803230396dp4.jpg

                            I. Benim yalnızlığımdan
                            Damıtılmış çeşmeler
                            Kurumuş unutulmuş
                            Ceşmelerin akışıyım
                            İnsanlık içinde
                            Ay görmez onları onlar ayı görür
                            Aydan haberlidirler
                            Söylediklerinin çoğu
                            Ay hakkındadır
                            Aya dair
                            Ayın tarihine ait
                            Fındıklılı Mehmet Ağa
                            Çeşmesi
                            Silahtar Tarihinin yazarı
                            Yenilmez karpuzlar
                            Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda
                            İçilmez
                            Bozuk suyunda
                            Gece yarısı
                            Ayışığında
                            Yaz ay ve ben
                            Silinmeye yüz tutmuş yazı
                            Ölümü hecelemiştik
                            Ortalığı dolduran sesinde
                            Ta… aşağılarda olan yatıra
                            Bir türkü söylüyordu
                            Ölüm ötesinde açmış
                            Menekşeler kimliğinde
                            Ölüydü insanlar
                            Yalnız yaşıyordu o yatır
                            Ve o çeşme
                            Ben de
                            Sıratı andıran bir çizgide
                            Soluyordum devrildim devrileceğimi
                            Hayatı ve ölümü birlikte
                            Aynı geçmezlik ve değişmezlikte
                            Aynı yenilik ve tazelikte
                            Ürpererek geçiyordu yarasalar
                            Uzaklardan
                            Beyoğlu`nu bir telgraf gibi
                            İleterek birbirine

                            Sezai Karakoç

                            #726895
                            Anonim
                              [IMG]http://farm1.static.flickr.com/40/100050220_745b358dbe.jpg?v=0[/IMG]

                              İstanbul Yoktu Sen Olmasaydın

                              Ben nice İstanbullar gördüm sana gelinceye kadar
                              Kirli paçavralara benzerdi insanları
                              Dostluktan, vefadan yoksun.
                              Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
                              Ve her biri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
                              Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
                              Bir tutsam
                              Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
                              Evlerinde bulduğum yalnızlık
                              Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
                              Günler boyunca
                              Bir başka karanlık gelirdi
                              Karanlığın biri kaybolunca
                              Güneşler doğardı görmezdim.
                              Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
                              Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
                              Bilmezdim…

                              Zindandı bütün meyhaneler
                              Duvarlar karaydı
                              Köhne bir Bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
                              Semt semt bir ağır yorgunluktu
                              Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
                              Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
                              O büyük yalanlarda yaşadım.
                              Senden habersiz bir ölü gibi
                              Senden uzak zamanlarda yaşadım.

                              Mabetler yıkıldı içimde
                              Umutlar hayaller yıkıldı
                              Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
                              Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
                              Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
                              Gün oldu
                              Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
                              Toz toz oldum, duman duman oldum
                              Aldığını geri vermedi yıllar
                              Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
                              Seni buluncaya kadar.

                              Eskiden bir lale hatırlardım
                              Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
                              Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
                              Rıhtımlar balık balık kokardı.
                              Ne zaman
                              Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
                              Vapur düdükleri durmadan öterdi.
                              Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
                              Bana yeterdi.

                              Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
                              Gezdim sokaklarında
                              Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
                              İstanbul’u aradım.
                              Belki de seni aradım bilmeden
                              Ayaklarımın dibinde denizler can çekişti
                              Şehirler parçalandı
                              Bir çağ öldü gözlerimin önünde
                              Benim en güzel çağım öldü.
                              Bizi topraktan yarattılar
                              Gel gör ki…
                              Bu şehirde
                              Benim toprağım öldü.

                              Seni aradım bu şehirde yıllarca
                              Yana yakıla seni..
                              Sen kimdin, sen neredeydin kim bilir?
                              Hep böyle sensiz miydi bu şehir.
                              Bu şehir İstanbul muydu ?
                              Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
                              Gemiler demir almazdı
                              Trenler işlemezdi
                              Sen olmasaydın
                              Bir ömür bitip
                              Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
                              Bahar gelmezdi
                              Ağaçlar çiçek açmazdı
                              Seni bulmasaydım
                              Ve ben yoktum
                              İstanbul yoktu
                              Sen olmasaydın.

                              #726896
                              Anonim

                                İstanbul Türküsü

                                adszqg1.png

                                İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
                                Bir garip Orhan Veli’yim;
                                Veli’nin oğluyum,
                                Tarifsiz kederler içinde.
                                Urumelihisarı’na oturmuşum
                                Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:

                                İstanbul’un mermer taşları;
                                Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları;
                                Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları;
                                Edalı’m,
                                Senin yüzünden bu halım.”
                                İstanbul’un orta yeri sinema;
                                Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama;
                                El konuşur, sevişirmiş, bana ne?
                                Sevdalı’m,
                                Boynuna vebalim!”
                                İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim.
                                Bir fakir Orhan Veli;
                                Veli’nin oğlu,
                                Tarifsiz kederler içindeyim.

                                Orhan Veli Kanık

                                #726898
                                Anonim

                                  kinali_ada.jpg


                                  Sen İstanbulsun Sevgilim

                                  Sen İstanbulsun sevdiğim
                                  Herşeyin istanbul u hatırlatır bana
                                  Bazen Hisar kadar ihtişamlısın,
                                  Bir sonbaharda Emirgan kadar hüzünlü.
                                  Bazen Mahmutpaşa, Kapalıçarşı kadar kalabalık karışık
                                  Beyoğlu, İstklal Caddesi kadarsa yorgun
                                  Ama hep
                                  Boğaz kadar eşsizsizsin

                                  Sen İstanbulsun sevdiğim
                                  Herşeyin istanbul u hatırlatır bana
                                  İstanbul kadar ulaşılmaz,
                                  İstanbul kadar anlaşılmazsın,
                                  Bazen İstanbul kadar soğuk,
                                  Bazen İstanbul kadar sıcaksın.

                                  Sen İstanbulsun sevdiğim
                                  Herşeyin istanbul u hatırlatır bana
                                  Her köşesinde bir anımız
                                  Her köşesinde bir dokunmuşluğumuz var
                                  Sen İstanbulsun Sevdiğim
                                  İstanbul sana uzak….
                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 45)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.