• Bu konu 397 yanıt içerir, 15 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 376 ile 390 arası (toplam 399)
  • Yazar
    Yazılar
  • #808712
    Anonim

      [NOT]

      Beşincisi: Bir-iki senedir çok emareler ve tecrübelerle kat’î kanaatım oldu ki; halkların malını, hususan zenginlerin ve memurların hediyelerini almağa me’zun değilim. Bazıları bana dokunuyor.. belki dokunduruluyor, yedirilmiyor.

      Bazan bana zararlı bir surete çevriliyor. Demek gayrın malını almamağa manen bir emirdir ve almaktan bir nehiydir. Hem bende bir tevahhuş var; herkesi, her vakit kabul edemiyorum.

      Halkın hediyesini kabul etmek, onların hatırını sayıp istemediğim vakitte onları kabul etmek lâzım geliyor.. o da hoşuma gitmiyor.

      Hem tasannu’ ve temelluktan beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libas giymek, bana daha hoş geliyor. Gayrın en a’lâ baklavasını yemek, en murassa’ libasını giymek ve onların hatırını saymağa mecbur olmak, bana nâhoş geliyor

      [/NOT]

      Beşincisi;Ustad Cenab-ı Hakk’tan başkasına istiğna etmek istemiyor şimdiye dek anladıklarımızdan bunu çıkaracak olursak..

      Yaşadığı bazı hadiselerden dolayı görmüş olduğu alametlere dayanarak,zenginlerin hususen de memurların hediyelerini almaya izinli olmadığını keşfetmiş.

      Ücretini ödemeden hiçbir şeyi kabul etmezmiş Ustad..Aksi takdirde ona bedenen dokunduğunu ve zarar verdiğini de bir nişane sayıyor.

      Bunun yerine kırk yamalı libas giyip halkın minnetine girmektense yukarıda bahs edilen lezzetin keyfini sürmeyi tercih ediyor.

      #808714
      Anonim

        [NOT]

        Altıncısı: Ve istiğnâ sebebinin en mühimi, mezhebimizce en muteber olan İbn-i Hâcer diyor ki:

        “Salâhat niyetiyle sana verilen bir şey sâlih olmazsan kabul etmek haramdır.”

        İşte, şu zamanın insanları, hırs ve tama’ yüzünden, küçük bir hediyesini pek pahalı satıyorlar. Benim gibi günahkâr bir biçareyi, sâlih veya velî tasavvur ederek, sonra bir ekmek veriyorlar. Eğer -hâşâ- ben kendimi sâlih bilsem, o alâmet-i gururdur, salâhatin ademine delildir.

        Eğer kendimi sâlih bilmezsem, o malı kabul etmek caiz değildir. Hem âhirete müteveccih a’mâle mukabil sadaka ve hediyeyi almak, âhiretin bâki meyvelerini dünyada fâni bir surette yemek demektir.

        b126.gif

        Said Nursî

        [HR][/HR]


        1- Baki olan yalnız Allah’tır.

        [/NOT]

        İbn-i Hacer Şafi Mezhebinin en büyük müctehid imamlarındandır.

        Birisi bu kişi salih insandır diye hediye veriyor ve alan kişi salih değilse almasının haram olduğunu söylüyor ibn-i Hacer..Ustad da buna dayanarak kendi mesleğinde birer dustur edinerek kabul etmiyor.


        Subhaneke la ilmelena illa ma allemtena, inneke entel alimül hakim,

        ve ahiri davaühüm enil hamdü lillahi rabbil alemin

        el-fatiha maaselavat

        #808715
        Anonim

          Ellerine emeğine sağlık kardeşim, Allah (c.c.) Razı olsun..

          #808717
          Anonim

            @Denis 372268 wrote:

            Ellerine emeğine sağlık kardeşim, Allah (c.c.) Razı olsun..

            Senden de Razı Olsun Cenab-ı Hak Kardeşim..
            #808729
            Anonim

              Evet beklemedeyiz değerli kardeşim.. 🙂

              #808730
              Anonim
                Bismihi Subhanehu Ve İn Min Şeyin İlla Yusebbihu Bi Hamdihi..

                Mektubat Derslerimiz inşaAllah buradan devam ediyoruz 🙂

                [NOT]ÜÇÜNCÜ MEKTUP
                b127.gif -1-
                [O malûm talebesine gönderilen mektubun bir parçasıdır.]
                Hamisen: Bir mektupta, buradaki hissiyatıma hissedar olmak arzusunu yazmıştın. İşte binden birini işit.

                Bir gece, yüz tabakalık irtifada, bir katran ağacının başındaki yuvada, semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel yüzüne baktım; Kur’ân-ı Hakîmin b128.gif -2- b129.gifb130.gif kaseminde ulvî bir nur-u i’câz ve parlak bir sırr-ı belâgat gördüm. Evet, seyyar yıldızlara ve istitar ve intişarlarına işaret eden şu âyet, gayet âli bir nakş-ı san’at ve âli bir levha-i ibret, nazar-ı temâşâya gösteriyor.
                [TABLE=”width: 100%, align: center”]
                [TR]
                [TD][HR][/HR]
                1 Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
                2 “Yemin olsun gizlenen ve açığa çıkan yıldızlara.” Tekvir Sûresi: 81:15-16.[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]
                [/NOT][TABLE=”width: 100%, align: center”]
                [TR]
                [TD]Girizgahta yer alan o malum talebe evvelki dersimizde de geçen Hulusi Yahyagil Ağabeydir.Hulusi Ağabey Ustad Hazretlerinin ilk nur talebelerindendir.

                Ustad bir gece vakti katran ağacında kendi tabiriyle ağacın yuvasında semanın yüzüne bakarak tefekkür penceresinden kazançlarını bizlere yansıtmaya anlatmaya başlıyor.Ve ayeti okumaya başlıyor gördüğü manzaradan..

                Ayetlerin adeta açık açık okunduğu kainatı temaşa ediyor ve bizleri de bu noktaya cezb ediyor.

                1 Onun adıyla. O her kusurdan münezzehtir. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
                2 “Yemin olsun gizlenen ve açığa çıkan yıldızlara.” Tekvir Sûresi: 81:15-16.

                Ve bakıyor ki ayetin de bildirdiği gibi herşey ayet nizami bir dairede hareket ediyor.Herşey bir İdarenin altında emre itaat hal içerisinde ona hizmet ediyor.

                “gayet âlî bir nakş-ı san’at ve âlî bir levha-i ibret”

                Muntazam,mükemmel bir san’at ile üzerinde sayısız güzel eserlerin imzasını taşıyan bir ibret levhasını temaşa ederek,ayetin karşılığını icaz ettiğini birebir yansıttığını ifade ediyor.Dikkatleri çekercesine bütün bu olağan seyyar yıldızların ve gökteki tüm cisimlerin düzenini ayrı bir gözle değerlendiriyor.






                [/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #808731
                Anonim

                  [NOT]

                  Evet, şu seyyareler, kumandanları olan güneşin dairesinden çıkıyorlar, sabit yıldızlar dairesine girerek semâda yeni yeni nakışları ve san’atları gösteriyorlar.

                  Bazen kendileri gibi parlak bir yıldıza omuz omuza verir, güzel bir vaziyet gösteriyorlar.

                  Bazen küçük yıldızlar içine girip bir kumandan suretini gösteriyorlar.

                  [/NOT]

                  Seyyarelerden kasıt gezegenlerdir.Fen ilimlerinden bilindiği üzere bazı gezegenler Güneş sisteminin yörüngesinde, bazıları sabit, bazılarının ise güneşi başkadır.

                  Yörüngeleri etrafında belirli hareketleri vardır hepsinin de..Fakat mevzu burada bilim araştırma değil..İlmin hakiki kaynağının verilme hikmetlerini görebilmek.Ki Ustad da böyle bakıyor..

                  Hikmeti anlamaya ve tefekkür ile saptamaya..

                  Fakat burada sadece fen ile bakılırsa gafil bir bakış olur.Çünkü bu hareketlerin hiçbiri kendi kendine olan bir durum değildir.Cenab-ı Hak’kın tedbir ve tasarrufunda hepsi birer memur tayin edilmiş mahlukattır.

                  Ustad öyle güzel ifade etmişki; bazen omuz omuza parlak yıldızların bir araya toplandığını görüyor.Bazen de küçük olanlara kumandanlık vazifesi ile tayin edildiğini görüyor.

                  Mühim olan işte böyle bir bakışı yakalayabilmek.Tayin edilen kimlerdir ? Memurlar..Hepsinde birer vazife görüyor ama asla sahiplik görmüyor.Sahip olan Cenab-ı Hak bütün bu düzeni hiç zorlanmadan vazifelendirdiği gibi aynı zamanda muhteşem bir sanat ile de bütün kainata da yansıtıyor.

                  #808732
                  Anonim

                    [NOT]

                    Hususuyla bu mevsimde, akşamdan sonra, ufukta Zühre yıldızı ve fecirden evvel diğer parlak bir arkadaşı, gayet şirin ve güzel bir vaziyet gösteriyorlar.

                    Sonra, vazife-i teftişiyelerini ve nakş-ı san’atta mekiklik hizmetini ifadan sonra yine dönüp, sultanları olan güneşin şâşaalı dairesine girip gizleniyorlar.

                    [/NOT]

                    Zühre çoban yıldızı oluyor.Bu mevsimde ; akşamdan sonra,ufukta çoban yıldızı ve sabah güneş doğmadan evveli parlak bir arkadaşı,gayet güzel bir Sanatı yansıtıyor.

                    Arkadaş olarak ettiği ifadeye gelecek olursak kainatta aynı zamanda tesanud ve teavun vardır.Yani yardımlaşma ile dayanışma prensibi..

                    Bu nasıl insanlar,bitkiler,hayvanlar arasında varsa kainatın semavatında da vardır.

                    Tabi burada bu yardımlaşmadan çıkan manzaranın da şefkatli ve merhametli halini görebilmek.Rahmet Sahibi olan Allah (c.c.)’ın Varlığının imzalarıdır.

                    Fecr vaktinden sonra güneş doğunca yine Allah’ın rahmetiyle settar edilip güneşte kayboluyorlar.Güneş bir nevi Settar ismi ile tesettür ederek onları gizliyor.Sığınan ise yıldız takımları gibi..Sadece göz bunu göremiyor derecesine geliyor.

                    #808733
                    Anonim

                      @ASHAB-I BEDR 372304 wrote:

                      [NOT]

                      Zühre çoban yıldızı oluyor.Bu mevsimde ; akşamdan sonra,ufukta çoban yıldızı ve sabah güneş doğmadan evveli parlak bir arkadaşı,gayet güzel bir Sanatı yansıtıyor.

                      Arkadaş olarak ettiği ifadeye gelecek olursak kainatta aynı zamanda tesanud ve teavun vardır.Yani yardımlaşma ile dayanışma prensibi..

                      Bu nasıl insanlar,bitkiler,hayvanlar arasında varsa kainatın semavatında da vardır.

                      Tabi burada bu yardımlaşmadan çıkan manzaranın da şefkatli ve merhametli halini görebilmek.Rahmet Sahibi olan Allah (c.c.)’ın Varlığının imzalarıdır.

                      Fecr vaktinden sonra güneş doğunca yine Allah’ın rahmetiyle settar edilip güneşte kayboluyorlar.Güneş bir nevi Settar ismi ile tesettür ederek onları gizliyor.Sığınan ise yıldız takımları gibi..Sadece göz bunu göremiyor derecesine geliyor.

                      Çok güzel kardeşim, devam..

                      #808734
                      Anonim

                        [NOT]

                        Şimdi, şu hunnes, künnes tabir edilen seyyarelerle şu zeminimizi kâinat fezasında birer gemi, birer tayyare suretinde kemâl-i intizamla döndüren ve seyr ü seyahat ettiren Zâtın haşmet-i rububiyetini ve şâşaa-i saltanat-ı ulûhiyetini güneş gibi parlaklığıyla gösteriyorlar.

                        [/NOT]

                        [DIKKAT]
                        Hunnes, Hânis’in; Künnes de Kânis’in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle yedi seyyar yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Zühre, Utarid, Uranüs, Neptün)
                        [/DIKKAT]

                        Hunnes ve künnes tabiri gündüz gizlenip gece ortaya çıkan yıldızları ifade eder.Dünyayı bir gemiye benzetiyor Ustad..Kainatın fezasında dolaşan bir gemi suretinde Allah’ın haşmetinde ve Azametinde intizamla hareket ettiriliyor.

                        Rububiyet Allah’ın hiçbirşeye ihtiyaç duymadan tüm mahlukatı tedbir ve terbiyesiyle idare etmesidir.Cenab-ı Hak bunu bizlere ahenkli nizami bir dairede gösteriyor.Ayet ayet..okutturuluyor kainat.Ve açıkça güneş gibi tüm parlaklığıyla görülüyor.

                        http://www.youtube.com/watch?v=CFY5SWO6QlU&feature=related

                        Yukarıdaki videoda ne kadar yer kapladığımızı ifade eden bir belgesel var kısaca…

                        Büyüklüğün tarifi tam olarak Allah katında..

                        #808735
                        Anonim

                          Subhan Allah… Allah’u Ekber..

                          Ne müthiş, aynı zamanda ürkütücü..

                          #808736
                          Anonim

                            [NOT]

                            Bak bir saltanatın haşmetine ki, gemileri ve tayyareleri içinde öyleleri var ki, bin defa küre-i arz kadar bir cesamette ve bir saniyede sekiz saat mesafeyi kat eden sürattedir.

                            İşte, böyle bir Sultana ubudiyet ve imanla intisap etmek ve şu dünyada ona misafir olmak ne kadar âli bir saadet, ne derece büyük bir şeref olduğunu kıyas et.

                            [/NOT]

                            Kainatın her hücresinde Allah’ın isimleri tecelli etmiştir.Hepsi birer perde ile Allah’ın sonsuz azamet ve kibriyasına işaret eder.Bu perdelerde her dairede birer isim ve bu isimlerin hepsine de mutlak tek güç vardır.Yani O’nun ilahi emrinde hepsi vazifeli birer memurdur.

                            Yeryüzünün bin katı kadar büyüklükteki gezegenleri,ay,güneş ve yıldızları süratlice dilediği gibi evirip çevirebilecek Kudret Sahibinin isim ve sıfatlarını anlatmaya birer delildir.Hepsi Allah’ın büyüklüğüne ve kibriyasına şahitlik etmekte..

                            Böyle bir Sultana kulluk ile iman etmek ve bu dünyada ona misafir olmak ne kadar ali bir saadet ve şeref olduğunu kıyas et diyor Ustad..Muhatap alınmış insan burada..Yeryüzüne halife seçilerek bu Sanata onun da iman ile şahitliği istenmişse ne büyük şereftir.

                            #808737
                            Anonim

                              [NOT]

                              Sonra kamere baktım.

                              b131.gif -1-

                              âyetinin gayet parlak bir nur-u i’câzı ifade ettiğini gördüm.

                              Evet, kamerin takdiri ve tedviri ve tedbir ve tenviri ve zemine ve güneşe karşı gayet dakik bir hesapla vaziyetleri o kadar hayretfezâ, o derece harikadır ki, “Onu öyle tanzim eden ve takdir eden bir Kadîre hiçbir şey ağır gelmez; onu öyle yapan herşeyi yapabilir” fikrini, temâşâ eden herbir zîşuura ders verir.

                              [HR][/HR]
                              1- “Aya gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halini alıncaya kadar incelir.”

                              (Yâsin Sûresi: 36:39.)

                              [/NOT]

                              Sonra Ay’a bakıyor ve orada da Ayet-i Kerimeyi okuyor Ustad Hazretleri..


                              1- “Aya gelince, onun için de menziller takdir ettik ki, kurumuş hurma dalının ince yay halini alıncaya kadar incelir.”

                              (Yâsin Sûresi: 36:39.)

                              Ay’ın döndürülmesini,aydınlığını ve tedbir ile idare edilişini ayet ile görüyor ve okuyor.Onu öyle tanzim yani düzenleyene hiçbirşey ağır gelmez ve gelemez.Onu yapan herşeyi halk edebilir ve nizami dairelerde tedbiriyle idare edebilir.

                              [TAVSIYE]Sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir.Hakikat Çekirdeklerinden…[/TAVSIYE]

                              #808738
                              Anonim

                                [NOT]

                                Hem öyle bir tarzda güneşi takip ediyor ki, bir saniye kadar yolunu şaşırmıyor, zerre kadar vazifesinden geri kalmıyor. Dikkatle bakana, b132.gif -2- dedirtiyor. Hususan Mayıs’ın âhirinde olduğu gibi, bazı vakitte ince hilâl şeklinde Süreyya menziline girdiği vakit, hurma ağacının eğilmiş beyaz bir dalı suretini ve Süreyya bir salkım suretini gösterdiğinden, o yeşil semâ perdesi arkasında, hayale nuranî büyük bir ağacın vücudunu tahayyül ettirir. Güya, o ağaçtan bir dalının bir sivri ucu o perdeyi delmiş, bir salkımıyla beraber başını çıkarmış, Süreyya ve hilâl olmuş; ve sair yıldızlar da o gaybî ağacın meyveleri olduğunu hayale telkin eder. İşte b133.gif -3- teşbihinin letâfetini, belâgatini gör.

                                2- “İşlerinde akılları hayrette bırakan Zat her türlü kusurdan münezzehtir.”

                                3- “Kurumuş hurma dalının ince yaya benzeyen hali gibi.” (Yâsin Sûresi: 36:39.)

                                [/NOT]

                                Güneş ile olan münasebetini görünce düzenin akıl almaz boyutlarına nazar ediyor.Zerre kadar vazifesinden geri kalmaması gibi..Hergün güneşin doğup batması..Ve takiben Ay’ın çıkması…

                                İnsan da öyle değil mi ?..Kalbimizin durduğu dinlendiği bir aralık teneffüsü var mı ?..Hayır olsa hayat durur.Kainatın da hayatı insan vucudu gibi düzenli bir şekilde saat gibi işliyor her saniye..

                                Ayeti tefsir ediyor gördükleri karşısında;

                                2- “İşlerinde akılları hayrette bırakan Zat her türlü kusurdan münezzehtir.”


                                Hayrete düşen bizlerin kusuru olur yaptığı her işte ve en mükemmel dediklerimizde bile ama Allah bizim akıl sınırlarımızın üzerinde münezzehtir.Kusur olamaz.

                                Süreyya yıldızı altı veya yedi yıldız halinde Ay’ın yakınında gerdanlık şeklinde karşılıklı duran yıldızlarmış.

                                Bu yüzden ıkd-ı süreyya tabirini almış.

                                Ay ile görüntüsünü yanyana getirince ve ayeti bu manzarada okuyunca nurani büyük bir ağacı tahayyül etmiş yani hayal etmiş ve ayet ile birebir görmüş.Yıldızları da birer meyve gibi ağacın dallarında tam da uygun olarak yerinde aynen ayet ile nazar etmiş.
                                #808739
                                Anonim

                                  [NOT]

                                  Sonra b1012.gif -4- âyeti hatırıma geldi ki, zemin musahhar bir sefine, bir merkûp olduğunu işaret ediyor. O işaretten, kendimi feza-yı kâinatta süratle seyahat eden pek büyük bir geminin yüksek bir mevkiinde gördüm. At ve gemi gibi bir merkûba binildiği zaman kıraati sünnet olan b135.gif -5- âyetini okudum.

                                  4- “Üzerinde gezin ve Allah’ın verdiği rızıktan yiyin diye yeryüzünü sizin emrinize veren Odur.”

                                  (Mülk Sûresi: 67:15.)

                                  5- “Her türlü kusurdan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.”

                                  (Zuhruf Sûresi: 43:13.)

                                  [/NOT]


                                  Ustad kainatı ayetleriyle okumaya devamen ;

                                  4- “Üzerinde gezin ve Allah’ın verdiği rızıktan yiyin diye yeryüzünü sizin emrinize veren Odur.”

                                  (Mülk Sûresi: 67:15.)


                                  Zemin yani bulunduğumuz yeryüzü hizmete ve itaate alınmış bir gemi,bir bineğe bindirilmiş vasıta ile nakil ediliyor.Yeryüzü aynen öyle de insanların ahirette karşılığını görecekleri birer vasıtadır.

                                  Ve kendini süratle giden bu vasıtanın içinde sünnete tabi olarak Zuhruf Süresindeki ayetin farkındalığını bizlere de yansıtııyor.

                                  5- “Her türlü kusurdan münezzehtir o Allah ki, bunu bizim hizmetimize verdi. Yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi.”

                                  (Zuhruf Sûresi: 43:13.)

                                15 yazı görüntüleniyor - 376 ile 390 arası (toplam 399)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.