- Bu konu 41 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
30 Kasım 2011: 19:01 #675032
Anonim
Katre
Tevhid Denizinden
İFADE-İ MERAMMalûmdur ki, insan, hasbelkader çok yollara sülûk eder. Ve o yolda çok musibet ve düşmanlara rastgelir. Bazan kurtulursa da, bazan da boğulur. Ben de kader-i İlâhînin sevkiyle pek acip bir yola girmiştim. Ve pek çok belâlara ve düşmanlara tesadüf ettim. Fakat acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. İnayet-i ezeliye, beni Kur’ân’a teslim edip, Kur’ân’ı bana muallim yaptı. İşte, Kur’ân’dan aldığım dersler sâyesinde o belâlardan halâs olduğum gibi, nefis ve şeytanla yaptığım muharebelerden de muzafferen kurtuldum. Bütün ehl-i dalâletin vekili olan nefis ve şeytanla ilk müsademe,
سُبْحَانَ اللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاللهُ اَكْبَرُ لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ
1
kelimelerinde vuku buldu. Bu kelimelerin kalelerinde tahassun ederek o düşmanlarla münakaşalara giriştim. Herbir kelimede otuz defa meydan muharebesi vukua geldi. Bu risalede yazılan herbir kelime, herbir kayıt, kazandığım bir muzafferiyete işarettir.
Bu risalede yazılan hakikatler, zıtlarına bir imkân-ı vehmî kalmayacak derecede yazılmıştır. Uzun bir hakikate, deliliyle beraber bir kayıt veya bir sıfatla işaret yapılıyor.HAŞİYE-1HTAR
[NOT]Dipnot-1 Allah her noksandan münezzehtir. Ve hamd Allah’a mahsustur. Ve Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve Allah herşeyden büyüktür. Ve havl ve kuvvet ancak Allah’a aittir.
Haşiye-1HTAR Bu zamanın cereyanı, benim gibi çoklarını vehmî tehlikelere atmıştır. İnşaallah, bu eser Allah’ın izniyle onları kurtaracak ümidindeyim.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]acip: acayip, tuhaf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[TD]cereyan: akım, hareket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inkârcılar[/TD]
[TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[TD]halâs olmak: kurtulmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasbelkader: kaderin sevkiyle, kaderin bir cilvesi olarak[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifade-i meram: maksadı ifade etme[/TD]
[TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân-ı vehmî: hayâlî olarak mümkün olma[/TD]
[TD]inayet-i ezeliye: varlığı ezelî olan Allah’ın inayeti, yardımı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
[TD]muallim: öğretmen, öğretici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muharebe: mücadele; savaş[/TD]
[TD]musibet: belâ, sıkıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muzafferen: zafer kazanmış olarak[/TD]
[TD]muzafferiyet: zafer kazanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münakaşa: tartışma[/TD]
[TD]müsademe: çarpışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]risale: küçük çaplı kitap; Katre Risalesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sevk: yöneltme[/TD]
[TD]sülûk etmek: yönelmek, belli bir yolda ilerlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahassun etmek: sığınmak[/TD]
[TD]tesadüf etmek: rast gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma ve her şeyi bir olan Allah’a verme[/TD]
[TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vuku bulmak: meydana gelmek[/TD]
[TD]vukua gelmek: meydana gelmek, gerçekleşmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:01 #796916Anonim
اَلْحَمْدُ ِللهِ وَالصَّلاَةُ عَلٰى نَبِيِّهِ
1
Bu risale, dört bab ile bir hâtime ve bir mukaddeme üzerine tertip edilmiştir.
Mukaddeme
Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendim; tafsilen beyan edilecektir. Burada, yalnız icmalen işaret edilecektir. Kelimelerden maksat, mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar’dır. Şöyle ki:
Cenâb-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfi ile ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mânâ-yı ismi ile ve esbab hesabına bakmak hatâdır.Evet, herşeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakka bakar, diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakka bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakka bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh, nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.
Ve keza, nazar ile niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir.
Birinci kelâm: اِنِّى لَسْتُ مَالِكِى Ben kendime mâlik değilim. Ancak mâlikim kâinatın mâlikidir. Fakat kendime mâlik nazarıyla bakıyorum ki, Mâlik-i Hakikînin
[NOT]Dipnot-1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Hamd Allah’a mahsustur. Salât Onun peygamberi üzerine olsun.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Müessir-i Hakikî: gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri yaratıp onlara hükmeden Allah[/TD]
[TD]Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]bab: bölüm, kısım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cehalet: cahillik[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i isnad: dayanma yönü[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[TD]icmalen: kısaca, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalb etmek: dönüştürmek[/TD]
[TD]kelâm: söz, ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[TD]maddiyat: maddî şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i eşya: varlıkların asıl özelliği, içyüzü[/TD]
[TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddeme: başlangıç; giriş bölümü[/TD]
[TD]mâlik: sahip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı harfî: harf mânâsı; bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bildirip tanıtan mâna[/TD]
[TD]mânâ-yı ismî: isim mânâsı; bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mârifet-i İlâhiye: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
[TD]mâsivâ: Allah’tan başka her şey, diğer bütün varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış açısı, görüş[/TD]
[TD]nazar etmek: bakmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: küçük çaplı kitap; Katre Risalesi[/TD]
[TD]tafsilen: ayrıntılı olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahsil: ilim öğrenme, öğrenim[/TD]
[TD]tağyir etmek: değiştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenteneli: tül gibi, ince ve şeffaf[/TD]
[TD]tertip etmek: sıralamak, düzenlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdi: basit, değersiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:07 #796859Anonim
sıfâtını ve sıfatların bir derece mâhiyetini ve hududunu bileyim. Evet, mevhum, mütenahi hududumla Mâlik-i Hakikînin sıfatlarının bir cihette gayr-ı mütenahi hududunu bildim.
İkinci kelâm: اَلْمَوْتُ حَقٌّ Ölüm haktır. Evet, bu hayat ve bu beden şu azîm dünyaya direk olacak kabiliyette değildir. Zira onlar demir ve taştan değildir. Ancak et, kan ve kemik gibi mütehalif şeylerden terekküp etmiş; kısa bir zamanda tevafukları, içtimaları varsa da iftirakları ve dağılmaları her vakit melhuzdur.Üçüncü kelâm: رَبِّى وَاحِدٌ Rabbim birdir. Evet, herkesin bütün saadetleri, bir Rabb-i Rahîme olan teslimiyete bağlıdır. Aksi takdirde pek çok rablere muhtaç olur. Çünkü insan, câmiiyeti itibarıyla bütün eşyaya ihtiyacı ve alâkası vardır. Ve herşeye karşı, hissederek veya etmeyerek, teessürü, elemleri vardır. Bu ise tam cehennem gibi bir hâlettir. Fakat erbab tevehhüm edilen esbab yed-i kudretine bir perde olan Rabb-i Vâhide teslimiyet, firdevsî bir vaziyettir.
Dördüncü kelâm: اَنَا ile tâbir edilen benlik, yani kendisine bir vücut, bir kıymet vermektir ki, bu ene, Cenâb-ı Hakkın sıfâtını, şuûnatını bilmek için bir santral ve bir vahid-i kıyasîdir.

[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Mâlik-i Hakikî: herşeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: tanrı; terbiye edici; ihtiyaçları verip tehlikelerden koruyan; herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]Rabb-i Rahîm: her bir varlığa merhamet ve şefkat gösteren ve her şeyi terbiye ve idare eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabb-i Vâhid: tek ve eşsiz olan Allah, bir olan Allah[/TD]
[TD]azîm: büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]câmiiyet: geniş kapsamlı oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erbab: rabler, bâtıl ilâhlar[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]firdevsî: Cennet gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mütenahi: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudud: sınır[/TD]
[TD]hâlet: durum, hal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iftirak: ayrılma, dağılma[/TD]
[TD]içtima: toplanma, bir araya gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: söz, ifade[/TD]
[TD]melhuz: düşünülen; ihtimal dahilinde tutulan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan[/TD]
[TD]mâhiyet: herbir şeyin neden ibâret olduğu, esası, hakikati[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehalif: birbirinden farklı[/TD]
[TD]mütenahi: sona eren, biten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]sıfat: söz, nitelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât: sıfatlar, nitelikler[/TD]
[TD]teessür: üzüntü, kederlenme, etkilenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terekküp etmek: birleşmek, bir araya gelmek[/TD]
[TD]teslimiyet: bağlılık, kendini Allah’ın iradesine bırakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk: uygunluk; uyum[/TD]
[TD]tevehhüm edilen: sanılan, asılsız olduğu halde kabul edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbir etmek: ifade etmek, adlandırmak[/TD]
[TD]vahid-i kıyasî: ölçü birimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yed-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
[TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden yüce Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:11 #796858Anonim
Birinci Bab
لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ beyanındadır.
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
1
Allah’tan başka hak bir ilâhın bulunmadığını kalben tasdik ve lisanen ikrar ettiğime, bütün gören ve görünen eşyayı şahit gösteriyorum.Öyle bir Allah ki, vücub-u vücuduna ve Vahid, Ehad, Ferd, Samed olduğuna Hazret-i Muhammed (a.s.m.) bir şahid-i sadık ve bir burhan-ı nâtıktır
Öyle Muhammed (a.s.m.) ki, icmâ ve tasdiklerine mazhar olmakla, enbiya ve mürselîne siyadet ünvanını; ve ittifak ve tahkiklerini almakla, imamü’l-evliyâ ve’l-ulemâ lâkabını almıştır.
Ve öyle Muhammed (a.s.m.) ki, âyât-ı bâhire, mu’cizat-ı katıa ve secâyâ-yı sâmiye ve ahlâk-ı âliye sahibi olmakla mehbit-i vahy-i İlâhî olmuştur.
Ve öyle bir Muhammed (a.s.m.) ki, âlem-i gayb ve melekûtu seyir ve ziyaret etmekle, ervahı müşahede ve melâikeyle musahabe, cin ve insanlara irşad vazifesini almıştır.
Ve öyle bir Muhammed (a.s.m.)’dır ki, şahsiyet-i mâneviyesiyle kâinatın kemâline bir fihriste olmakla, bütün saadetlerin ve medeniyetlerin düsturlarını havi bir şeriata sahiptir.
[NOT]Dipnot-1 Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selâm peygamberlerin Efendisi olan Muhammed’in ve onun bütün Âl ve Ashâbının üzerine olsun.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Ehad: bir olan ve her bir varlıkta birliği tecellî eden Allah[/TD]
[TD]Ferd: Vâhid ve Ehad olan ve eşi benzeri olmayan bir tek Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Samed: hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama her şey Ona muhtaç olan Allah[/TD]
[TD]Vahid: bir ve tek olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahlâk-ı âliye: yüksek, üstün ahlâk[/TD]
[TD]bab: bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]burhan-ı nâtık: konuşan delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: prensip, kural[/TD]
[TD]enbiya: peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervah: ruhlar[/TD]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fihriste: özet[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havi: içine alan[/TD]
[TD]icmâ: görüş birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikrar etmek: kabul etmek, doğrulamak[/TD]
[TD]ilâh: her şeyin kendisine ibadet ettiği ve her şeyin kendisine ait olduğu Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imamü’l-evliyâ ve’l-ulemâ: bütün Allah dostlarının ve âlimlerin imamı, lideri[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak ve tahkik: bir gerçek üzerinde birleşme ve delillere dayanarak ispat etme[/TD]
[TD]kalben: kalp ile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
[TD]lisanen: dille[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[TD]mehbit-i vahy-i İlâhî: İlâhî vahyin indiği yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melekût: görünmeyen mânevî âlem; varlıkların arka plânı[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahabe: karşılıklı sohbet etme, konuşma[/TD]
[TD]mu’cizat-ı katıa: meydana gelişi kesin olan mu’cizeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürselîn: Allah’ın resulleri, elçileri[/TD]
[TD]müşahede: görme, gözlemleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]secâyâ-yı sâmiye: yüksek ahlâk ve karakterler, vasıflar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyir: yolculuk, gezinti[/TD]
[TD]siyadet: efendilik, liderlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onay[/TD]
[TD]unvan: nam, isim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen manevî âlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı bâhire: açık âyetler, deliller[/TD]
[TD]şahid-i sadık: doğru sözlü şahit, tanık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahsiyet-i mâneviye: mânevî kişilik[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]4 Aralık 2011: 18:16 #800541Anonim
Ve öyle bir Muhammed (a.s.m.)’dır ki, âlem-i şehadette iken gaybiyattan haber verir bir beşîr ve nezîr olup bütün kuvvetiyle, kemâl-i ciddiyetle ve vüsuk ile ve itminân ile, yüksek bir iman ile nev-i beşere karşı tevhid dinini لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ ile ilân ve ilâm ediyor.Ve keza, öyle bir Allah ki, vücub ve vücûduna, celâl ve cemâline, Vahid-i Ehad olduğuna şehadet edenlerden birisi de Furkan-ı Hakîmdir.
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîmdir ki, bütün enbiya kitaplarının tasdiklerine mazhardır.
Ve öyle bir Furkan-ı Hakîmdir ki, bütün akıllar ve kalbler, hükümlerini kabul ve tasdike icmâ ettikleri ve cihat-ı sittesinden nur-efşan bir kitaptır.Ve öyle bir Furkan-ı Hakîmdir ki, mazhar-ı vahiy olan resullerce, mahz-ı vahydir. Ehl-i keşif ve ilhamca ayn-ı hidayettir. Mâden-i iman ve mecma-i hakaiktir. Hükümleri delâil-i akliye ile müeyyed ve fıtrat-ı selîmenin şehadetiyle musaddaktır. Lisanü’l-gayb olup, âlem-i şehadette nev-i beşeri
1 فَاعْلَمْ اَنَّهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ ile tevhide emir ve dâvet ediyor.Öyle bir Allah ki, vücub-u vücud ve vahdetine, şu kitab-ı kebir denilen âlem, bütün yazıları ve fasıllarıyla, sahifeleriyle, satırlarıyla, cümleleriyle, harfleriyle şehadet ettiği gibi; şu insan-ı kebir denilen kâinat da, bütün âzâsıyla, cevahiriyle, hüceyratıyla, zerratıyla, evsafıyla, ahvaliyle delâlet eder. Yani bu kâinat, ihtiva ettiği bütün envâıyla لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ ve o âlemlerin erkânıyla لاٰۤ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ;
[NOT]
Dipnot-1 “Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur.” Muhammed Sûresi, 47:19.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Furkan-ı Hakîm: doğru ile yanlışı birbirinden ayıran hikmetli Kur’ân
[/TD]
[TD]Vahid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
[TD]ayn-ı hidayet: hidayetin ta kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşîr: müjdeci, mükâfatı müjde eden[/TD]
[TD]celâl: azamet, haşmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: sonsuz güzellik[/TD]
[TD]cevahir: cevherler, değerli şeyler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihat-ı sitte: altı yön; sağ, sol, ön, arka, alt ve üst yönleri[/TD]
[TD]delâil-i akliye: aklî ve mantıkî deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]ehl-i keşif ve ilham: görünmeyen ve bilinmeyen âlemlere ait olan hakikatleri Cenâb-ı Allah’ın lütfu ve yardımıyla keşfeden, bilen kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[TD]envâ: türler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân: esaslar, şartlar[/TD]
[TD]evsaf: özellikler, nitelikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fasıl: bölüm[/TD]
[TD]fıtrat-ı selîme: karakteri ve yapısı bozulmamış olan, yaratılış gayesine uygun hareket eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaybiyat: bilinmeyen ve görünmeyen âlemler[/TD]
[TD]hüceyrat: hücreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ etmek: aynı noktada görüş birliğine varmak[/TD]
[TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâm etmek: duyurmak[/TD]
[TD]iman: inanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insan-ı kebir: büyük insan[/TD]
[TD]itminân: tam kanaatle inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i ciddiyet: tam bir ciddiyet[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat[/TD]
[TD]lisanü’l-gayb: gaybın lisanı, bilinmeyen ve görünmeyen âlemin dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahz-ı vahy: tamamen vahye dayanan; her yönüyle vahiy olan[/TD]
[TD]mazhar: sahip; elde eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar-ı vahiy: kendisine vahiy gelen[/TD]
[TD]mecma-i hakaik: iman hakikatlerinin biraraya toplandığı yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musaddak: tasdik edilmiş, doğrulanmış[/TD]
[TD]mâden-i iman: imanın, inancın kaynağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müeyyed: teyid edilmiş, desteklenmiş[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nezîr: korkutan, cezayı haber veren[/TD]
[TD]nur-efşan: nur saçan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]resul: elçi, peygamber[/TD]
[TD]tasdik: doğrulama, onay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücûd: var oluş[/TD]
[TD]vüsuk: doğruluk, güvenilirlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
[TD]âzâ: organlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:20 #800542Anonim
ve o erkânın âzâsıyla لاٰ صَانِعَ اِلاَّ هُوَ; ve o âzanın eczâsıyla لاٰ مُدَبِّرَ اِلاَّ هُوَ; ve o eczânın cüz’iyatıyla لاٰ مُرَبِّىَ اِلاَّ هُوَ; ve o cüz’iyatın hüceyratıyla لاٰ مُتَصَرِّفَ اِلاَّ هُوَ; ve o hüceyratın zerratıyla لاٰ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ; ve o zerratın tarlası olan esiriyle لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ söyleyerek, bütün envâıyla, erkânıyla, âzâsıyla, eczâsıyla, hüceyratıyla, zerratıyla, esiriyle, elli beş lisanla vücub-u vücud ve vahdetine şehadet ve delâlet eder. Şu lisanların tafsili gelecektir. Şimdi icmal ile zikredeceğim. Şöyle ki:Kâinat terkiplerindeki intizam, cereyan-ı ahvaldeki nizam, suretlerdeki garabet, nakışlarındaki ziynet, yüksek hikmetler, eşyadaki muhalefet ve mümaselet, câmidattaki muavenet, birbirinden uzak olan şeylerdeki tesanüd, hikmet-i âmme, inayet-i tâmme, rahmet-i vâsia, rızk-ı âmm, hayatlar, tasarruf, tahvil, tağyir, tanzim, imkân, hudus, ihtiyaç, zaaf, mevt, cehil, ibadet, tesbihat, daavat ve hâkezâ, pek çok sıfatlar lisanlarıyla Hâlık-ı Kadîm-i Kadîrin vücub ve vücuduna ve evsaf-ı kemâliyesine şehadet ettikleri gibi; Esmâ-i Hüsnâyı tilâvet ederek, Cenâb-ı Hakka tesbih ve Kur’ân-ı Hakîmi tefsir ve Resul-i Ekremin (a.s.m.) ihbaratını tasdik ediyorlar.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Kadîm-i Kadîr: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan, varlığının başlangıcı olmayan, her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]cehil: cahillik, bilgisizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan-ı ahval: hal ve durumların akışı, genel gidişatı[/TD]
[TD]câmidat: cansız varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’iyat: parçanın bölümleri, bireyleri[/TD]
[TD]daavat: dualar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]eczâ: parça, kısım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: türler[/TD]
[TD]erkân: esaslar, esas unsurlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esir: kâinatı kapladığına inanılan ince ve lâtif madde[/TD]
[TD]evsaf-ı kemâliye: mükemmelliği gösteren özellik ve sıfatlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]garabet: gariplik, şaşırtıcı özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye, fayda[/TD]
[TD]hikmet-i âmme: genel gaye ve fayda; her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudus: sonradan meydana gelme, yaratılma[/TD]
[TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrat: hücreler[/TD]
[TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihbarat: bazı hadiselerle ilgili verilen haberler[/TD]
[TD]imkân: varlıkla yokluk özelliklerinden birinin her an ihtimal dairesinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet-i tâmme: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu[/TD]
[TD]intizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]mevt: ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muavenet: yardımlaşma[/TD]
[TD]muhalefet: farklı özelliklerde olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümaselet: benzerlik[/TD]
[TD]nakış: işleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]rahmet-i vâsia: herşeyi kuşatan geniş rahmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rızk-ı âmm: genel rızık; herkesin faydalandığı rızık[/TD]
[TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsil: ayrıntılı olarak açıklama[/TD]
[TD]tahvil: dönüştürme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzim: düzenleme[/TD]
[TD]tasarruf: kullanma, yönetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[TD]tağyir: değiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından açıklaması, yorumu[/TD]
[TD]terkip: bir parçayı meydana getiren unsurlar; birleşik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: tesbihler[/TD]
[TD]tilâvet etmek: okumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]vücub: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücud: var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
[TD]zerrat: zerreler, maddenin en küçük parçaları, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikretmek: belirtmek[/TD]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ: organlar[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahid olmak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:25 #800543Anonim
Geçen lisanların tafsiline geçiyoruz. Şöyle ki:Kâinatta görünen tanzimat, nizamat, muvazenat, kabza-i tasarrufunda bir mizan ve nizam bulunan Hâlıkın vücub-u vücuduna delâlet etmekle اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَللهُ هُوَ 1 cümlesini okur.
Ve keza, kâinatta intizam ve ıttırad hüküm-fermadır. Bu iki sıfat, mutasarrıfın vahdetine ve bir olduğuna şehadet etmekle اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ 2 hakikatini ilân ediyor.Ve keza semâvat sahifesini güneş ve yıldızlarla yazan kudretle, balarısıyla karıncanın sahifelerini hüceyrat ve zerratla yazan kudret bir olduğundan; اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile meselenin ilânıyla Hâlıkın bir olduğuna delâlet ve şehadet eder.
Ve keza, meselâ bulutla arz gibi câmid ve mütehalif şeylerde tecavüb ve muavenet, yani birbirinin hâcetine cevap vermek ve seyyarat gibi şemsten pek uzak olan yıldızların şemse veya birbirine tesanüd etmeleri, bütün eşyanın bir Müdebbirin idaresinde bulunduğuna şehadet ederek اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile ilân eder.
Ve keza, semâvatın yıldızlar gibi âsâr-ı muntazamadaki müşabehet ve arzın birbirine benzeyen çiçeklerinde, hayvanatındaki münasebet, Hâlıkın bir olduğuna delâletle şehadetini اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile ilân eder.
Ve keza, herbir zîhayat, çok isim ve sıfatların tecellîsine mazhardır. Meselâ, bir zîhayat vücuda geldiğinde Bâri isminin cilvesine, teşekkülünde Musavvir
[NOT]Dipnot-1 Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.
Dipnot-2 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Bâri: varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi var eden yaratıcı Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Musavvir: her şeyi istediği surette ve mükemmel bir şekilde yapan Allah[/TD]
[TD]Müdebbir: idare eden, ilmiyle her şeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]hakikat: herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrat: hücrecikler[/TD]
[TD]hükümfermâ: bir hüküm ve kanunun hâkim olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilân etmek: duyurmak[/TD]
[TD]intizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabza-i tasarruf: tasarruf eli, istediği uygulamayı yapacak kudret; otorite[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]mazhar: nail olan; ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[TD]muavenet: yardımlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutasarrıf: mülkündeki herşeyi dilediği gibi kullanan ve idare eden[/TD]
[TD]muvazenat: dengeler, dengeli bir şekilde gerçekleşen işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: ilişki[/TD]
[TD]mütehalif: birbirinden farklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşabehet: benzeyiş[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizamat: düzenler[/TD]
[TD]semâvat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
[TD]sıfat: özellik, nitelik, vasıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tanzimat: düzenlemeler, belli bir düzen içinde yapılan işler[/TD]
[TD]tecavüb: birbirinin ihtiyacına cevap verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi[/TD]
[TD]tesanüd etmek: dayanışmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşekkül: belirli bir şekilde meydana gelme[/TD]
[TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücuda gelmek: var olmak, meydana gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr-ı muntazama: düzenli, düzenlenmiş eserler, varlıklar[/TD]
[TD]ıttırad: saat gibi aynı şekilde devamlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:29 #800544Anonim
sıfatının cilvesine, gıdalandığı zaman Rezzak isminin cilvesine, hastalıktan şifa bulduğunda, Şâfi isminin tecellîsine, ve hâkezâ, tesirde mütesanit, âsârda mütehalif, çok sıfat ve isimlere mazhardır. Bu sıfatların ve isimlerin hedefleri bir olduğundan, elbette müsemmâları da bir olur. İşte her bir zîhayat, şu mazhariyetle Hâlıkın bir olduğuna dair olan şehadetini, اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
1 ile ilân eder.Ve keza, manzume-i şemsiyeyle balarısının gözleri arasındaki irtibat ve keyfiyetçe birbiriyle münasebetleri, ikisinin bir Nakkaşın nakşı olduğuna olan delâletlerini اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile ilâm ediyorlar.
Ve keza, zerrat arasındaki câzibenin, güneş ve yıldızlar arasında bulunan câzibeye kardeş olması, her iki kısmın da bir kalem-i vahidin yazısı olduğunu اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile izhar ediyorlar.
Ve keza, terkip ve mürekkebatta görünen intizam, o mürekkebattaki her zerrenin, lâyık mevziine konulmasıyla hasıl olmuştur. Binaenaleyh, o zerreleri, aralarındaki münasebetler bozulmamak şartıyla lâyık mevkilerine koyabilmek, ancak bütün o mürekkebatı yaratabilecek bir kudret sahibine hastır.
İşte, zerrattaki intizam ve şu vaziyetin lisanıyla Allahu ekber diyerek, اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ’yu okur.Ve keza, bir neviden bir ferdin, bütün efraddan imtiyazını temin edecek teşahhus ve taayyününün kalem-i kudretle yazılması, bütün nev-i beşerin, meselâ, efradının nazar-ı kudrette meşhud ve melhuz olduğunu istilzam eder. Çünkü, bir
[NOT]Dipnot-1 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakkaş: her şeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah[/TD]
[TD]Rezzak: bütün canlıların rızıklarını veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câzibe: çekme kuvveti[/TD]
[TD]delâlet: delil olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler[/TD]
[TD]has: özel, ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasıl olmak: ortaya çıkmak, meydana gelmek
[/TD]
[TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilâm etmek: bildirmek[/TD]
[TD]imtiyaz: ayrıcalık; farklılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzen[/TD]
[TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]izhar etmek: göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalem-i kudret: kudret kalemi; varlıkların ve olayların düzenli olarak vücuda gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç[/TD]
[TD]kalem-i vahid: tek kalem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: durum[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
[TD]mazhar: ayna olma, üzerinde yansıtma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: ayna olma; bir nimete nail olma, kavuşma[/TD]
[TD]melhuz: düşünülmüş, ilmen ele alınmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevki: konu, yer[/TD]
[TD]mevzi: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşhud: görünür hâlde[/TD]
[TD]münasebet: ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürekkebat: parçaların bir araya gelmesiyle meydana gelen eserler, birleşikler[/TD]
[TD]müsemmâ: isim sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehalif: birbirinden farklı[/TD]
[TD]mütesanit: birbirini destekleyen; dayanışma içinde olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı kudret: kudretin nazarı; İlâhî kudretin bütün varlıklara bakışı, nazarı[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
[TD]sıfat: özellik, nitelik, vasıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taayyün: belli bir özellikle donatılma, belirleme[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin karşılıklı varlıklarda eserini göstermesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
[TD]terkip: farklı unsurların bir araya gelmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşahhus: belli bir yapı ve şekil verilme, özel bir kimliğe kavuşma, şahıslanma[/TD]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]zerre: atom[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şâfi: yarattıklarına şifa verip iyileştiren, sağlık ihsan eden Allah[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:31 #800545Anonim
fert, alâmet-i farikası cihetiyle bütün efrada muhalif olacaktır. Eğer bütün efrad hazır bulunmazsa, taayyünlerinde, alâmatlarında muhalefetin bulunmaması ihtimali vardır. Bu ihtimal ise bâtıldır. Öyleyse, bir ferdin hâlıkı, bir nev’in hâlıkı olacaktır.
Ve keza, bir nev’e hâlık olabilmek, cinse de hâlık olabilmeye mütevakkıftır. En nihayet, iş اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ 1 ’da nihayet bulur…Ve keza, hilkat ve yaratılışın Vâcibü’l-Vücuda isnad edilmesini, nazarları çok kısa olanlar, baîd, garip, külfetli olduğunu tevehhüm etmekle inkârına zehab ediyorlar. Halbuki, esbaba isnad edilirse, onların tevehhüm ettikleri bu’d, garabet, külfet kat kat muzaaf olarak hakikate inkılâp eder. Çünkü Vâcibe daha kolay olur. Meselâ, bir adamdan birkaç şeyin suduru, birkaç adamdan birşeyin sudurundan daha ehvendir. Meselâ, balarısının hilkati, kudret-i İlâhiyeye isnat edilmezse, nihayetsiz müşkilât olur.
Maahaza, vahidin kesrete yaptığı vaziyet ve maslahatı, kesret çok meşakkatlerden sonra yapabilir. Meselâ, bir kumandanın pek çok neferlere verdiği intizam vaziyeti o neferlere verilse, suhuletle yapamazlar. Demek Hâlık-ı Vahide yapılan isnadda zahiren bu’d ve garabet varsa da, esbab ve kesrete edilen isnadda muzaaf olarak müteselsil muhaller vardır. Şöyle ki:
Herbir zerrede, Vâcibü’l-Vücudun sıfatlarını farz etmek lâzım geliyor. Çünkü, nakıştaki kemâl, san’attaki hüsün, o sıfatları ister. Hem şirketi kabul etmeyen vücub hakkında, gayr-ı mütenahi şeriklerin farzı lâzımdır. Hem herbir zerrenin, bütün zerrelere hem hâkim-i mutlak, hem mahkûm-u mutlak olması lâzım geliyor.
[NOT]Dipnot-1 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Vahid: bir ve tek olan, her şeyin yaratıcısı Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâmat: alametler, işaretler[/TD]
[TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]baîd: uzak[/TD]
[TD]bu’d: uzaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtıl: gerçek dışı, boş[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler[/TD]
[TD]ehven: daha kolay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]farz: varsayım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farz etmek: varsaymak[/TD]
[TD]garabet: gariplik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mütenahi: sonu olmayan, nihayetsiz[/TD]
[TD]hakikat: herbir şeyin gerçek mahiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat: yaratılış[/TD]
[TD]hâkim-i mutlak: her şey üzerinde sınırsız egemenlik sahibi olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlık: yaratıcı[/TD]
[TD]hüsün: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
[TD]intizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]isnad: dayandırma[/TD]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesret: çokluk[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı[/TD]
[TD]külfet: güçlük, zorluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
[TD]mahkûm-u mutlak: mutlak sûretle hüküm altında bulunan, başkasının hüküm ve iradesiyle her yönden sınırlı olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, yarar[/TD]
[TD]meşakkat: güçlük, zorluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: imkânsız olan[/TD]
[TD]muhalefet: farklılık, zıtlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
[TD]muzaaf: kat kat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteselsil: zincirleme, birbirine bağlı[/TD]
[TD]mütevakkıf: bağlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkilât: zorluklar[/TD]
[TD]nazar: bakış, görüş, düşünce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker[/TD]
[TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]sudur: çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taayyün: belli bir özellikle donatılma, belirlenme[/TD]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, asılsız bir düşünceye kapılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahid: bir, tek[/TD]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâcib: varlığı zorunlu olan[/TD]
[TD]vücub: varlığın zorunlu oluşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
[TD]zehab etmek: gitmek, belli bir kanaate ulaşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirket: ortaklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:33 #800546Anonim
Çünkü, nizam ve intizam öyle ister. Hem herbir zerrede, ihatalı bir şuur, tam bir ilim lâzımdır. Çünkü, zerreler arasında tesanüd ve muvazene vardır. Bu tesanüd ve muvazene ise ilimle olur.İşte, eşyayı esbaba isnad etmekte bu kadar muhaller vardır. Amma sahib-i hakikî olan Vâcibü’l-Vücuda isnad edildiği vakit, o zerreler şöyle bir vaziyete girerler ki, şemsin cilvelerine, timsallerine, lem’alarına mazhar olan su katreleri gibi kudret-i ezeliyenin nurânî tecellîsine, cilvelerine, lem’alarına o zerreler de mazhar olup, sahib-i kudretin izniyle, gayr-ı mütenahî olan ilim ve iradesiyle, o zerrelerde teşekkülât ve terkibat yapılır. Binaenaleyh, kudret-i ezeliyenin bir lem’ası kudretin hâsiyetine mâlik olduğundan, esbabın binler lem’asından ve esbabın sultanından daha tesirlidir. Çünkü, bunda tecezzî ve inkısam vardır, kudret-i ezeliyede ise yoktur.
Ve keza, külfet ve uğraşmak da yoktur. Çünkü, kudret Sâniin zâtına zâtîdir, ârazî değildir. Acz, kudretine tahallül edemez. Kudretin bir lem’asına zerreler, şemsler mütesavidir. Büyük, küçükten ağır ve zahmetli değildir. Ve keza, hayat, vücut, nur gibi şeylerin zahir ve bâtınları şeffaf olduğundan, icadları zamanında, vesait-i esbab altında kudretin tasarrufu görünür. Evet, hayatın vaziyetlerine ve derecelerine dikkat edilirse kudretin tasarrufu görünür.
Meselâ, bir salkım üzümün yapılması için ince, câmid bir dal; ve bir cam parçasında şemsin timsalini tersim için küçük bir delikten ziyanın geçmesi; ve bir evi tenvir için bir kibrit tavassut ediyor. Ve bu gibi basit esbab altında yapılan o azîm ve garip işlerde kudretin tasarrufu gündüz gibi görünmesi âşikârdır.
Ve keza, eşyanın esbaba isnadındaki istib’addan ve istiğrabdan hasıl olan inkârdan neş’et eden dalâletlerden hasıl olan ıztırabat, bütün akılları, ruhları Vâcibü’l-Vücuda
[TABLE]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[TD]azîm: büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]bâtın: bir şeyin iç yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkâr[/TD]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar
[/TD]
[TD]gayr-ı mütenahî: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasıl olmak: ortaya çıkmak[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yapma[/TD]
[TD]ihatalı: her şeyi içine alan; kuşatan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, istek, tercih[/TD]
[TD]isnad: dayandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
[TD]istib’ad: akıldan uzak görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğrab: garip görme, acayip bulma[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve iktidarı[/TD]
[TD]külfet: güçlük, zorluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]mazhar olmak: nail olmak, üzerinde yansıtmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: imkânsızlık, hurafe[/TD]
[TD]muvazene: denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik olmak: sahip olmak[/TD]
[TD]mütesavi: birbirine eşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et eden: kaynaklanan, bir şeyden ortaya çıkan[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nurânî: nurlu, aydınlık[/TD]
[TD]sahib-i hakikî: bir şeyin gerçek sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahib-i kudret: güç, kuvvet ve iktidarı sahibi[/TD]
[TD]tahallül etmek: içine girmek, sızmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediğini yapma, müdahale[/TD]
[TD]tavassut etmek: iki şey arasında vasıta olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini, izlerini göstermesi[/TD]
[TD]tecezzî: bölümlere, parçalara ayrılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma[/TD]
[TD]terkibat: birleştirmeler; birleşikler yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tersim: resim ve görüntü olarak yansıtma[/TD]
[TD]tesanüd: dayanışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşekkülât: belirli bir şekilde meydana getirmeler[/TD]
[TD]timsal: aynadaki görüntü; akis[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum, hal[/TD]
[TD]vesait-i esbab: birer vasıta olan sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zahir: bir varlığın dış görünüşü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zatî: sadece kendisine ait olan, başkasından gelmeyip bizzat kendisinde olan[/TD]
[TD]zerre: atom[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[TD]ârazî: bir şeyin aslen kendisinde olmayıp sonradan ona ilişen, zâtı için zorunlu olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âşikâr: ap açık[/TD]
[TD]ıztırabat: ıstıraplar, sıkıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:36 #800547Anonim
firar ve iltica etmeye mecbur eder. Çünkü, ancak Onun kudretiyle, iradesiyle her müşkül hallolur ve kapalı kapılar açılır. Ve Onun zikriyle kalbler mutmain olurlar. Binaenaleyh, necat ve halâs ancak Allah’a iltica ile olur.فَفِرُّوا اِلَى اللهِ
1 اَلاَ بِذِكْرِ اللهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
2
İşte, kâinat şu hakikatin lisanıyla, اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
3 ’yu söylüyor.Ve keza, esbab-ı zahiriye pek basit, mahdut, fakir, câmid, şuursuz, iradesiz ve kanunlar kısmı da itibarî, mevhum şeylerdir. Müsebbebatta bulunan harika nakışlar, ziynetler, garip ve acip san’atların o gibi kıymetsiz esbabla kat’iyen münasebetleri yoktur. Binaenaleyh, meselâ bedenin hüceyratındaki nizamlı, intizamlı teşekkülâtı, ekmek yemesine ve kuvve-i hâfızada yazılan gayr-ı mahdud muntazam nakışları, kulaktaki ve baştaki telâfife ve konuşmakta, tefekkürde, harflerin teşekkülâtına ve suver-i zihniyenin husulüne, lisan ve zihnin hareketleri gibi esbaba isnadları, ahmakçasına bir hükümdür. Ancak, o gibi müsebbebat, gayr-ı mütenahî bir kudretle bir ilim ve bir iradeyi iktiza ediyorlar. Bu hakikate binaen sabittir ki, kevn ve vücutta müessir-i hakikî ancak kudreti gayr-ı mütenahî bir Hâlık-ı Kadîrdir; esbab ise bahanelerdir, vesait de perdelerdir. Havas ve hasiyetler dahi, kudretin tecellîyatına ve lem’alarına isim ve unvanlardır. Hem kanunlar ve nevâmis denilen şeyler, ancak ilimle irade ve emrin envâa olan tecellîlerinin isimleridir. Evet, kanun emirdendir, nâmus iradedendir.
[NOT]Dipnot-1 “Hepiniz Allah’a koşun.” Zâriyât Sûresi, 51:50.
Dipnot-2 “Haberiniz olsun ki, kalbler ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur.” Ra’d Sûresi, 13:28.
Dipnot-3 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Kadîr: bütün varlıkların yaratıcısı olan ve her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emir: Allah tarafından konulan, maddî yaratıkların fiillerini ve hareketlerini düzen altına alan hacimsiz, miktarsız kanun[/TD]
[TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]esbab-ı zahiriye: görünen sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firar ve iltica etmek: kaçarak sığınmak[/TD]
[TD]gayr-ı mahdud: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mütenahî: sonu olmayan, nihayetsiz[/TD]
[TD]hakikat: herbir şeyin gerçek mahiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halâs: kurtuluş[/TD]
[TD]hasiyet: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havas: duyular, hisler[/TD]
[TD]husul: meydana gelme, oluşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrat: hücrecikler[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltica: sığınma[/TD]
[TD]intizam: düzenli bir şekilde yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, istek, tercih[/TD]
[TD]isnad: dayandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarî: gerçekte öyle olmadığı hâlde öyle sayılan (meridyenler gibi)[/TD]
[TD]kanun: kudret sıfatının tecellîsi, varlıkların ve tabiat olaylarının fiil hareket ve hallerini düzen altında tutmasına vesile olan kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kevn: varlık, kâinat[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]kuvve-i hâfıza: hâfıza gücü; bellek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahdut: sınırlı[/TD]
[TD]mevhum: gerçekte olmadığı halde var saylan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[TD]mutmain olmak: bir konudaki kesin kanaatten dolayı kalp rahatlığına ulaşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müessir-i hakikî: gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri harekete geçiren Allah[/TD]
[TD]münasebet: ilgi, alâka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsebbebat: sebeplerle meydana gelenler, sebeplerin sonuçları[/TD]
[TD]müşkül: zorluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[TD]nevâmis: temel kurallar, kanunlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[TD]nâmus: irade sıfatının tecellîsi; irade sıfatından gelen ve ihtimalleri seçen, keyfiyetleri belirleyen, manevî kural, ölçü, tartı, sınır ve kalıp
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suver-i zihniye: zihindeki şekiller, sûretler[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellîyat: tecellîler, yansımalar[/TD]
[TD]tefekkür: düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâfif: büklümler; kıvrımlar[/TD]
[TD]teşekkülât: belli şekillerde meydana gelmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesait: vasıtalar[/TD]
[TD]vücut: beden, varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikir: Allah’ı devamlı anma[/TD]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:40 #800548Anonim
İşte, kâinat müsebbebatın lisanıyla اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
1 ile Hâlık-ı Hakikîyi ilân ediyor.Ve keza, kâinat sahifesinde pek büyük bir itina ve ihtimamla harika bir tarzda yazılan nakışlar, münferiden ve müçtemian, gayr-ı mütenahî bir kudreti iktiza ettiklerinden, kâinat da bir Vâcibü’l-Vücud, bir Hâlık-ı Kadîrin vücuduna bizzarure delâlet eder ki, o Hâlıkın tesir-i kudretine nihayet olmadığından, şeriklerden bilbedâhe müstağnidir, şerike ihtiyacı yoktur.
Maahaza, şerik hadd-i zâtında mümtenidir. Bir ferdinin vücudu mümkün değildir. Çünkü, kudret-i kâmilenin tesiri gayr-ı mütenahidir. Şerik olduğu takdirde, kudretin tesiri mahdut olur. Mütenahi olmadığı halde mütenahî olur, inkıtaa uğrar. Bu ise birkaç cihetten muhaldir. Öyleyse, istiklâl ve infirad, ulûhiyet için zâtî hassalardır.
Maahaza, şerike bir mahal, bir makam, bir imkân-ı zâtî yoktur. Ve şerikin vücudu hakkında ne bir delil ve ne de bir delilden neş’et eden bir ihtimal ve ne de bir emare ve kâinatın hiçbir cihetinde şerike bir mevzi yoktur. Bilâkis, hangi şeye, hangi cihete bakılırsa tevhid sikkesi görünür. Demek, müessir-i hakikî ancak ve ancak Allah’tır.
Evet, insan kâinatın en eşrefi ve esbab içinde ihtiyarı en geniş olduğu halde, ef’âl-i ihtiyarîsi içinde yemek ve içmek gibi en âdi bir fiilinde, yüz cüz’ünden ancak bir cüzü insana ait olabilir. Esbabın sultanı olan insan, böyle eli bağlı, tesirsiz olursa öteki esbab-ı câmide ne halt edebilir?
[NOT]Dipnot-1 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Hakikî: bütün varlıkların gerçek yaratıcısı olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Kadîr: bütün varlıkların yaratıcısı olan ve her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bizzarure: kaçınılmaz şekilde[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’: bölüm, parça[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl-i ihtiyarî: kişinin kendi isteğiyle yaptığı işler[/TD]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]esbab-ı câmide: cansız sebepler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşref: en şerefli, en üstün[/TD]
[TD]ferd: kişi, birey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mütenahî: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]hadd-i zatında: aslında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade, dileme, seçim gücü[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilân etmek: duyurmak
[/TD]
[TD]imkân-ı zatî: bir özelliğin bir şeyin bizzat kendisinde olma ihtimali, yani hiçbir yaratıkta ilâhlık ihtimali yoktur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]infirad: tek başına olma[/TD]
[TD]inkıtaa uğramak: kesintiye uğramak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiklâl: başka varlıklara bağımlı olmamak[/TD]
[TD]itina ve ihtimam: özen gösterme ve önem verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: aynı biçimde[/TD]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i kâmile: mükemmel ve kusursuz kudret[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
[TD]mahal: yer, mekân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahdut: sınırlı[/TD]
[TD]makam: derece, konum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevzi: yer[/TD]
[TD]muhal: imkânsız, asla olmayacak şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müessir-i hakikî: gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri harekete geçiren[/TD]
[TD]mümkün: imkân dahilinde olan, olabilir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümteni: imkânsız, olma ihtimali yok[/TD]
[TD]münferiden ve müctemian: tek te ve toplu olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsebbebat: sebeplerle meydana gelen neticeler[/TD]
[TD]müstağni: ihtiyaç duymayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütenahi: sınırlı; sonlu[/TD]
[TD]ne halt edebilir?: ne yapabilir ki… hiçbir şey yapamaz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etmek: kaynaklanmak; ortaya çıkmak[/TD]
[TD]nihayet: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesir: etki[/TD]
[TD]tesir-i kudret: güç ve iktidarın etkisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid sikkesi: varlıkların üzerinde görülen ve Allah’ın birliğini ispat eden damga[/TD]
[TD]ulûhiyet: İlâhlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zatî hassa: bir varlığın kendisinde olan ve onsuz olması imkânsız olan özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:47 #800549Anonim
İşte kâinat şu hakikatten tebarüz eden vücut ve vahdet lisanıyla اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ 1 ’yu tilâvet eder.Ve keza, kâinatın bütün eczâ ve zerratına tecellî eden esmâ-i İlâhiye arasındaki tesanüd, yani birbirine dayanarak tecellî ettikleri bir temazüç, yani elvan-ı seb’a gibi birbiriyle memzuç olarak eşyayı cilvelendirdikleri eserleri bir olduğu gibi, müsemmâlarının da vâhid, ehad olduğuna şehadet eder. Ve bu şehadet lisanıyla, kâinat اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ diyerek ilân ediyor.
Ve keza, kâinatın—küllî ve cüz’î—ihtiva ettiği bütün eczasını istilâ eden bir hikmet-i âmme görünür. Ve bu hikmet-i âmme, kast, şuur, irade, ihtiyar sıfatlarını tazammun ediyor. Bu sıfatlar, bir Hakîm-i Mutlakın vücub-u vücuduna delâlet eder. Çünkü, kâinat mef’ul ve münfaildir. Mef’ul fâilsiz olamadığı gibi, mef’ulün câmid bir cüz’ü de fâil olamaz.
Ve keza, kâinat sahifesinde bir inayet-i tâmme parlıyor. Bu inayet, tazammun ettiği hikmet, lütuf, tahsin sıfatlarıyla, bir Hâlık-ı Kerîmin vücub-u vücuduna delâlet eder. Çünkü, in’am ve ihsan, mün’im ve muhsinsiz olamaz.
Ve keza, kâinatı müştemilâtıyla beraber içine alan pek geniş bir merhamet görünüyor. Bu merhamet, rahmet, hikmet, inayet, in’am gibi çok sıfatları tazammun ediyor. Bu sıfatlar, bir Rahmân-ı Rahîmin vücub-u vücuduna şehadet eder. Çünkü, sıfat mevsufsuz olamaz.
[NOT]Dipnot-1 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm-i Mutlak: her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah[/TD]
[TD]Hâlık-ı Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan ve her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmân-ı Rahîm: rahmet ve merhameti her şeyi kuşatan ve herbir varlığa özel şefkat ve merhamet tecellîsi olan Allah[/TD]
[TD]cilvelendirme: yansıtma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[TD]ecza: cüzler, bütünü oluşturan parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehad: bir; tek[/TD]
[TD]elvan-ı seb’a: yedi renk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz güzellikte ve mükemmellikte olan isimleri[/TD]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi[/TD]
[TD]hakikat: herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
[TD]hikmet-i âmme: genel hikmet; her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, ikram, nimet verme[/TD]
[TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade, dileme, seçim gücü[/TD]
[TD]ilân etmek: duyurmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet: ikram, ihsan; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen[/TD]
[TD]inayet-i tâmme: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
[TD]irade: dileme, istek, tercih[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilâ eden: ele geçiren[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî ve cüz’î: sınıf ve ferd, tür ve birey[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lütuf: iyilik, ihsan, bağış[/TD]
[TD]mef’ul: bir fail tarafından yapılan, ortaya konulan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memzuç: karışmış, kaynamış[/TD]
[TD]mevsuf: belirli sıfat ve özellikleri üzerinde taşıyan, sıfatın sahibi, niteliğin sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhsin: bağış ve iyilikte bulunan[/TD]
[TD]münfail: bir failin fiili olarak ortaya çıkan, fiilden etkilenen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mün’im: nimet veren[/TD]
[TD]müsemmâ: isim sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştemilât: bir şeyin içinde bulunan her şey, herbir unsur[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
[TD]tahsin: süslemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
[TD]tebarüz eden: belli olan, belirtilen, görülen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî etme: görünme, yansıma[/TD]
[TD]temazüç: kaynaşma; iç içe geçme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma[/TD]
[TD]tilâvet etmek: okumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik, teklik[/TD]
[TD]vâhid: her şeyiyle tek ve benzersiz olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 18:51 #800550Anonim
Ve keza, zevilhayat ve canlı mahlûkata tevzi edilen bir rızk-ı âmm vardır. Ve bu rızk sıfatı, geçen sıfatları istilzam etmekle, bir Rezzak-ı Rahîmin vücuduna delâlet eder. Çünkü fiil fâilsiz olamaz.Ve keza, bütün kâinatta intişar eden bir hayat vardır. Bu hayat sıfatı dahi, geçen sıfatları iktiza etmekle, bir Hayy-ı Kayyûm, bir Muhyî ve Mümît Hâlıkın vücub-u vücuduna delâlet eder.
Arkadaş! Elvan-ı seb’a gibi memzuc olan şu beş hakikat, kâinata bir Rab, Kadîr, Alîm, Hakîm, Kadîm, Rahîm, Rahmân, Rezzak, Hayy-ı Kayyûm zarurî olduğuna bilbedahe delâlet ve şehadet eder. Ve kâinat bu şehadetleriniاَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
1 ile ilân eder.Ve keza, kâinat yüzünde hüsn-ü zâtîyi gösteren bir hüsn-ü arazî ve bir cemâl-i mücerredi gösteren bir cemâl-i hazîn ve mahbub-u hakikîye işaret eden bir aşk-ı sâdık ve bütün esrarı cezb eden bir hakikat-ı câzibeye işaret eden bir cezbe ve bir incizap vardır. Bu hakikatler, kâinata bir Rabb-i Vâcibü’l-Vücud lâzım ve zarurî olduğuna şehadet ettiklerini, kâinat اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ ile tâlim ve ilâm ediyor.
Ve keza, bütün envâın cüz’iyatında bir tasarruf var. Bu tasarruf, faideli iş ve
[NOT]Dipnot-1 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi her şeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir gaye ve faydaya yönelik olarak yapan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve her şeyi ayakta tutup varlığını devam ettiren Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîm: varlığının başlangıcı olmayan ve bütün varlıklardan önce ezelden beri var olan Allah[/TD]
[TD]Kadîr: her şeye gücü yeten, her şeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
[TD]Mümît: ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]Rabb-i Vâcibü’l-Vücud: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve eğemenliği altında bulunduran ve varlığı zorunlu olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmân: rahmet ve merhameti bütün varlıkları kaplayan Allah[/TD]
[TD]Rahîm: her bir varlığa özel rahmet ve merhamet tecellîleri olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rezzak: bütün varlıkların rızıklarını veren Allah[/TD]
[TD]Rezzak-ı Rahîm: her şeyin rızkını veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aşk-ı sâdık: doğru ve gerçek aşk[/TD]
[TD]bilbedahe: açıkça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemal-i hazîn: şirin güzellik[/TD]
[TD]cemal-i mücerred: soyut güzellik, zâtına ait manevî güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezb eden: çeken[/TD]
[TD]cezbe: çekim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’iyat: bireyler; bir sınıf veya türün bireyleri, ferdleri[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elvan-ı seb’a: yedi renk[/TD]
[TD]envâ: türler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esrar: sırlar, gizemler[/TD]
[TD]fâil: fiili yapan; fiilin sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek; bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[TD]hakikat-ı câzibe: cezp edici, çekici hakikat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü arazî: ber şeyin aslen kendisinde olmayan ve kendisine sonradan gelmiş olan güzellik[/TD]
[TD]hüsn-ü zatî: güzelliğin, bu sıfatı taşıyan varlıkta ayrılmaz bir özellik olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]ilân etmek: duyurmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]incizap: çekme özelliği[/TD]
[TD]intişar etmek: yayılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahbub-u hakikî: sevilen ve gerçek anlamda sevilmeye lâyık olan Allah[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratılmış varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memzuc: karışık, iç içe[/TD]
[TD]rızk-ı âmm: genel rızık; herkesin faydalandığı rızık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma; dilediğini yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevzi etmek: dağıtmak
[/TD]
[TD]tâlim ve ilâm etmek: öğretmek ve bildirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zarurî: zorunlu[/TD]
[TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet etmek: şahitlik yapmak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Aralık 2011: 19:11 #800551Anonim
maslahatlar içindir. Ve nebatat ve hayvanatta bir tebeddül ve tahavvül var. Bu da pek çok menfaatler içindir. Küre-i arzda gece ve gündüz cihetiyle bir tağyir var. Bu dahi büyük büyük gayeler içindir. Kâinatta hükümferma olan nizam ve intizamla beraber, faaliyet hususunda elvan-ı seb’a gibi tebarüz eden şu hakikatler, bilbedahe bir Mutasarrıf-ı Hakîm, Kadîr, Fâil-i Muhtar gibi bütün evsaf-ı kemâliye ile muttasıf bir Hâlıkın vücub-u vücuduna yaptıkları delaleti, kâinat اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ 1 ile tebliğ ediyor.Ve keza, kâinatın ihtiva ettiği bütün envâ ve eczâ ve zerratı istilâ eden hudus, bir Muhdis ve bir Mûcidi iktiza eder.Ve keza, kâinat bütün eczâsıyla beraber gayr-ı mütenahî eşkâl ve vaziyetlere kabiliyeti, ihtimali, imkânı varken bu şekl-i hâzıra girmesi, elbette bir Hâlık-ı Vâcibü’l-Vücudun ihtiyar, irade ve tercihiyle olmuştur.
Ve keza, büyük bir fakr ve ihtiyaçta bulunan kâinatın envâ ve eczâsına lâzım olan işlerini, hâcetlerini evkat-ı münasipte
2 مِنْ حَيْثُ لاَ يَحْتَسِبْ ifa ve is’af etmek, bir Rezzak-ı Kerîmin vücub-u vücuduna delâlet eder.Ve keza, kâinat, umumî ve hususî, maddî ve mânevî pek büyük ihtiyaçlar içindedir. Gerek vücuduna ve gerek bekàsına lâzım şeyleri, işleri görmekten
[NOT]Dipnot-1 “Allah, kendinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır.” Bakara Sûresi: 2:255.
Dipnot-2 “Beklemediği yerden.” Talâk Sûresi, 65:3.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Fâil-i Muhtar: kendi istek ve iradesi ile iş gören Fâil, Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Yaratıcı, Allah[/TD]
[TD]Kadîr: her şeye gücü yeten, her şeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Muhdis: bütün varlıkları yok iken var eden, meydana getiren, yaratan Allah[/TD]
[TD]Mutasarrıf-ı Hakîm: her şeyi hikmetle yapan ve dilediği gibi kullanan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mûcid: varlıkları icad eden, var eden, Allah[/TD]
[TD]Rezzak-ı Kerîm: bütün varlıkların rızıklarını veren ve pek büyük ikram sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
[TD]bilbedahe: açıkça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]delalet: işaret etme, delil olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eczâ: bir bütünü meydana getiren parçalar, bölümler[/TD]
[TD]elvan-ı seb’a: yedi renk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
[TD]evkat-ı münasip: uygun vakitler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evsaf-ı kemâliye: mükemmel sıfatlar, özellikler[/TD]
[TD]eşkâl: şekiller, biçimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli[/TD]
[TD]gayr-ı mütenahî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek; herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudus: sonradan yaratılmış olma[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
[TD]hüküm ferma: hüküm süren, hikmetle idare eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifa etmek: yerine getirmek[/TD]
[TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: irade, dileme, seçim gücü[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân: olabilirlik[/TD]
[TD]intizam: düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, istek, tercih[/TD]
[TD]istilâ eden: kuşatan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]is’af etmek: isteği yerine getirmek[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muttasıf: bir vasıf ve özelliğe sahip olan vasfı, niteliği taşıyan[/TD]
[TD]mânevî: manaya ait; maddî yapısı olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahavvül: dönüşüm, halden hale dönme[/TD]
[TD]tağyir: değiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebarüz eden: beliren, ortaya çıkan[/TD]
[TD]tebeddül: değişim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebliğ etmek: bildirmek[/TD]
[TD]umumî: genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şekl-i hâzır: göz önünde bulunan şekil[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.