- Bu konu 41 yanıt içerir, 12 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Haziran 2008: 10:13 #639590
Anonim
BİZ DE ONLARA YAKLAŞIYORUZ
Sulltan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:
– 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:
– Biz de onlara yaklaşıyoruz.
ALDIĞIMIZ FİYATA
Keçecizâde’nin Rusya’da bulunduğu sıralarda Rus Çarı, Keçecizâde Fuad Paşa’ya takılır:
– Paşa şu Girit’i satsanız!
– Hay hay, satalım ekselans
– Kaça satarsınız?
– Aldığımız fiyata
Girit’in yirmi seneyi aşkın bir zamanda ve binlerce şehitle alındığını bilen Çar sararır.
BİLMEK İÇİN ÖĞRENMEK
Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal) a sormuşlar:
– “Sizdeki bilginin çok azına sahib olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
– Ben bilmek için öğrendim, onlarsa bilinmek için!
DERDİN DEVASIZI…
İbn-i Sinâ ya:
– Dünyada devâsı olmayan bir dert var mıdır? diye sorduklarında:
– Derdin devâsızı, iyinin kötüye muhtaç olmasıdır, cevabını vermiş.
DERS ALABİLMEK
Lokman Hekim’e:
– “Bilgeliğini kimlerden aldın?” diye sorduklarında:
– Körlerden, cevabını vermiş. Çünkü onlar, yoklamadan adım atmazlar.
FATİH NİYE ÜSTÜN
Napolyon, S. Helen adasında sürgün bulunduğu sırada ‘Fatih mi yoksa siz mi büyüksünüz? Sorusunu soranlara şöyle cevap vermişti:
Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. Çünkü ben, kılıçla zaptettiğim yerleri henüz hayattayken geri vermiş bir bedbahtım. O ise; fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır.
GENÇ FATİH
Bir genç, “Fatih Sultan Mehmed’in resmini neden hep yaşlı bir insan suretinde çiziyorlar” diye sorunca, bir yazarımız şöyle cevap vermiş:
– Yaptığı işler o kadar büyük ki, bunları genç bir insanın yapacağını hayallerine sığdıramıyorlar
GÜNLÜK
Bir Hristiyan, Ahmed Vefik Paşa ya:
-Camilerinizde niçin günlük (bir çeşit koku) yakmıyor sunuz? diye sorduğunda,ondan şu cevabı almış:
-Bizimkiler abdestlidirler. Yellenmezler. Onun için günlük yakmıyoruz. mukemmel cevap yaa
KADER
Fatih Sultan Mehmet, çocukluğunda biraz yaramazlık yapınca, babası olan 2. Murat Han:
-“Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz” diye çıkışır.
Orada bulunan ve velâyet sırrıyla kalp gözü açık olan Akşemseddin Hazretleri, hafifçe gülümseyerek şöyle der:
-Peder ne der, kader ne der.
KADERİN İCABI
Kenân Rıfâi ye sormuşlar:
– Madem ki neticede kaderin dediği oluyor. O halde niçin çalışıyoruz?
Şu cevabı vermiş:
– Çalışmak da kaderin icabı olduğu için!
SIR
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
– Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş.
Vezir:
– Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
– İyi, ben de bilirim.
27 Haziran 2008: 09:14 #693354Anonim
SIR
Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
– Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş.
Vezir:
– Evet hünkarım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
– İyi, ben de bilirim.
ZATEN O TÜM HALLERİYLE MAŞAALLAH SÜPER
30 Haziran 2008: 12:56 #693547Anonim
Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi
-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte, dedi. Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
-Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.-Peki, dedim. Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.
Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
-Hani,dedim. Camiye gelmeyecektin?Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.
7 Temmuz 2008: 15:45 #693839Anonim
Nasreddin Hocaya Sormuşlar:
Hocam Kader Nedir?diye. Hoca Gülmüş Veşöyle Cevap Vermiş:
Bunu Bilmeyecek Ne Var.ben Beni Bildim Bilelihep O’nun(allah’in)dediğiolur. Bizim Dediğimiz Olmaz.işte Kader Budur,demiş…9 Temmuz 2008: 10:57 #693893Anonim
kardeş resim ufaklığınız herhalde
9 Temmuz 2008: 13:13 #693914Anonim
efe43;18065 wrote:kardeş resim ufaklığınız herhaldeEVET AMA BİZZAT BİZİM DEĞİL BİZİM EMANETİN ŞİMDİKİ HALİ(KÜÇÜK ŞAKİRT(İNŞ.)):)
10 Temmuz 2008: 07:47 #693988Anonim
Kıssadan hisse…
RİVAYET odur ki! Abbasi hükümdarı Harun Reşid’in “Cafer” adında bir veziri varmış, vezir itibarlı Bermeki aşiretindenmiş…
Bir gün Harun Reşid ile başveziri kırda bayırda, bağda bahçede dolaşmaya çıkmışlar.
Bir elma ağacı görmüşler, ama ağaç yüksek, tırmanıp koparmak mümkün değil…
Hikâye bu ya, hükümdar Harun Reşid, başvezirine “kıyak” yapmış, diz çökmüş, Cafer, hükümdarın omzuna basıp birkaç elma koparmış. Bahçıvan uzaktan seyrediyormuş; yanlarına gelince Harun Reşid adamı kutlamış, böyle elmalar yetiştirdiği için ödüllendirmek istemiş:
“Dile benden ne dilersen!”
Bahçıvan boynunu bükmüş:
“Bu başveziriniz Cafer var ya, ikimiz de aynı aşiretteniz, Bermeki aşiretinden. Sizden ricam benim kaydımı bu aşiretten silin.”
* * *
BAHÇIVAN o kadar ısrar etmiş ki, sonunda Harun Reşid kaydını silmiş…
Zaman geçmiş, başvezir Cafer işi azıtmış, hükümdarın arkasından komplolar kurup kendi aşiretinin hanedanını başa geçirmeye çalışmış…
Durumu anlayan Harun Reşid emretmiş:
“Başta Cafer, bu aşiretten kim varsa boynunu vurun!”
* * *
BİR süre sonra cellatlar gelmiş, yanlarında bahçıvan:
“Efendim, bu da aynı aşiretten ama, elinde sizin fermanınız var, aşiretten çıkarmışsınız…”
Harun Reşid hatırlamış:
“Yahu sen niye bu aşiretten çıkmak istemiştin?”
“Bu Cafer’in iki elma için hükümdarın omzuna bastığını görünce, bu adamın çıkarı için yapmayacağı iş yok, bana da zararı dokunmasın diye, beni bunlardan atın, dedim.”
Kıssadan hisse…
Ey kendilerini hükümdarın en yakını sananlar, bir gün bakarsınız ki kelle gitmiş…
Tabii iki binli yıllarda kelleler hikâyedeki gibi koparılmıyor.
* * *23 Ağustos 2008: 14:42 #698036Anonim
Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
“Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?”
Arthur Ashe buna şu cevabı verdi:
“Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyon tenis oynamayı öğrenir, 500.000 profesyonel tenisi öğrenir, 50.000 yarışmalara girer, 5.000 büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ’Neden ben?’ diye hiç sormadım. Ve bugün sancı çekerken, Tanrı’ya ’Niye ben?’ mi demeliyim?”23 Ağustos 2008: 14:44 #698037Anonim
Köyün birinde kuraklık olmuş..Ne tarlaları canlandıracak, ne de hayvanların içebileceği bir damla su varmış..Tam bir kuraklık havası hakimmiş.
Çaresiz köylüler, çareyi Hak kapısında aramışlar..
Çoluk çocuk herkesi toplanmış, yanlarına hayvanlarını da alarak, yağmur duası için kırlara çıkmışlar..
Köyün imamı eşliğinde tövbe ve istiğfar edip Allah’tan merhamet dilemişler..
Henüz onlar ellerini indirmeden, Allah’ın inayetiyle gök gürlemeye başlamış..
Köy halkı da sağanak yağmur altında sırılsıklam olmuş..
Sadece şirin bir kız çocuğu ıslanmamış!..
Çünkü dua edince yağmurun yağacağına bir tek o, gönülden inanmış ve yanına minicik şemsiyesini almış.23 Ağustos 2008: 17:30 #698047Anonim
Hz. Ali’nin halifeliği sırasında, Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle sonuçlanan fitne, fesad daha da arttı. Bu durumdan üzülen, şikayetçi olan bir mümin Hz. Ali’ye gelip sordu:
– Ya Ali neden Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında meydana gelmeyen bu olaylar senin zamanında meydana geliyor, müminler birbirine düşüyor?
Hz. Ali cevap verdi:
– Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında biz vardık, ama bizim zamanımızda onlar yok.
27 Ağustos 2008: 13:50 #698337Anonim
ARİF;25264 wrote:Efsane Wimbledon tenis oyuncusu Arthur Ashe AIDS’den ölmekteydi. Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
“Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?”
Arthur Ashe buna şu cevabı verdi:
“Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyon tenis oynamayı öğrenir, 500.000 profesyonel tenisi öğrenir, 50.000 yarışmalara girer, 5.000 büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya ’Neden ben?’ diye hiç sormadım. Ve bugün sancı çekerken, Tanrı’ya ’Niye ben?’ mi demeliyim?”harika yaa kendimize zarar dokunduğunda basıyoruz feryadı:confused:
1 Eylül 2008: 12:36 #698833Anonim
Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır
Kâdı İyâz’ın Şifâ–i Şerîf’inde, şöyle bir kıssa anlatılır: Horasan krallarından ve komutanlarından bir zât, vefatından sonra rüyâda görülür. Kendisine, “Allah sana ne yaptı ve nasıl muâmelede bulundu?” diye sorulur. O da,
– Allah beni bağışladı. Bana bağışlama muamelesinde bulundu, diye cevap verir. Bunun üzerine, – Allah hangi amelinden ötürü seni bağışladı? diye sorulur? O da, – Amelimden ötürü değil; niyetimden ötürü Allah beni bağışladı, der ve bunun mânâsını şöyle anlatır: Bir gün başlarında bulunduğum ordumu teftiş etmek üzere bir tepenin üstüne çıkmıştım. Ordumun çokluğunu ve ne dersem yapacakları bir durumda olduklarını görünce kibirlenmek ve gururlanmak yerine içimden şunu geçirdim: “Keşke, bu ordumla birlikte Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem zamanında yaşasaydım da, Uhud gibi savaşlarda bu ordumla O’nu korusaydım ve O’na yardımcı olsaydım.” İşte Allah, beni bu niyetimden ötürü bağışladı. Bundan anlaşılıyor ki, hadîs–i şerîfin haykırdığı “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.” (Tirmizî, zühd, 17) hükmü, gerçekten çok parlak bir hakikattir. Bu hakikat elbette ki günümüzde de geçerliliğini devam ettirmektedir. Yeter ki, bizler elimizdeki imkânları değerlendirdikten sonra, bununla yetinmeyerek kalbimizi niyet plânında “gerek zaman gerekse mekân bakımından bütün insanlığa hitap edecek ve bütün dünyayı kucaklayacak bir şekilde” devreye sokalım ve yüce tevhid hakikatinin bütün gönülleri fethetmesi ve küfür ile şirkin her türlü etkilerinin sönmesi için yüce bir himmete ve geniş bir niyete sahip olalım.
1 Eylül 2008: 12:49 #698837Anonim
Allah razı olsun..
3 Eylül 2008: 15:02 #699046Anonim
Mezhep imamımız îmam-ı A’zam hazretlerinin babası Numan bin sabit hazretleri gençliğinde bir gün ark kenarında abdest alıyordu. Tam abdest almaya başlayacağı zaman ark sularına kapılıp gelen bir elma gördü. Elmayı nereden geldiğini ve haram veya helal olup olmadığını düşünmeden bir defa ısırdı. Hikmeti ilahi o ana kadar elmanın ne olduğunu düşünmeyen Numan, hemen hata ettiğini ve mutlaka elmanın sahibini bulup helal ettirmesini lazım geldiğini düşündü. Abdestini alıp namazını eda ettikten sonra suyun- geldiği tarafa doğru gitmeye başladı. Elma elinde olduğu halde araya araya elmanın düştüğü bahçeyi ve sahibini buldu.
Bahçenin sahibine meseleyi anlatıp elmayı, yanlışlıkla ısırdığını ve hakkını helal etmesini istedi, İmam-ı Azam hazretlerinin babasının bu hareketi, elma sahibinin dikkatini çekmişti; Hakkını helal edemeyeceğini, hakkını helal etmesi için bazı şartları olduğunu söyledi. Nu’man hazretleri ne isterse yapacağını, yeter ki hakkını helâl etmesini isteyip şartının ne olduğunu sordu. Elma sahibi de, hakkını helal etmesi için iki sene bahçesinde çalışması lazım geldiğine ve kendisine iki yıl hizmet etmesinin şart olduğunu söyleyince, Nu’man hazretleri çaresiz kalmıştı; ahirette ceza çekmektense bu dünyada bir şahsa iki sene hizmet etmek daha iyidir diye düşündü ve şartlarını kabul ettiğini söyledi.
Nu’man hazretleri, bir elmayı yanlışlıkla ısırdığı için elmanın sahibine iki sene hizmet etmiş ve adamın işinde canla-başla çalışmıştı, iki sene dolduktan sonra adama; zamanın dolduğunu ve artık hakkını helâl etmesini istediğini söyleyince, adam, «yine helal etmiyorum, benim bir kızım var onunla evlenirsen ancak o zaman helal ederim» dedi.
Hazreti Nu’man :
«Olur» dedi. Adam yalnız kızının kusurlu olduğunu, elinin çolak, gözünün kör, ayağının topal, başının kel, kulağının sağır ve ahlas olduğunu söyleyip, iyi düşünmesini ve sonra pişman olmamasını söyledi. Hazreti Nu’man yine düşündü taşındı «ahirette ceza çekmekten iyidir» deyip kızla evlenmeyi de kabul etti…
Adam hazreti Nu’man’a vermek için kızının büyümesini beklemişti… Düğün yapıldı, nikâh kıyıldı, zifaf gecesi hazreti Nu’man’a gelinin olduğu odayı gösterdiler. Nu’man hazretleri içeriye girip içerde kendisine söylenen evsafta bir kızın bulunmadığını görünce bir yalnışlık olduğunu zannederek hemen dışarı fırladı ve durumu öradakilere anlattı. Çünkü içerde kayın pederin söylediğinin aksine her a’zası yerinde genç ve güzel bir kız kendisini karşılamıştı.
Kayınpederi bir yanlışlık olmadığını söyleyerek meseleyi şöyle anlattı:
«Benim kızım kördür, daha harama bakmamıştır. Sağırdır haram dinlememiştir. Topaldır gayri meşru yolda yürümemiştir. v.s.» diye sayıp, «senin hanımın o içerde bekleyendir Allah mes’ut etsin» dedi.
Daha sonra seneler geçip bu evlilikten İmam-ı A’zam dünyaya geldi. Annesi İmam-ı A’zam’ı hocaya okuması için teslim etmişti, İmam-ı A’zam unvanına kavuşan o zaman henüz üç yaşında bulunan Sabit üç günde Kur’an-ı Kerîm’i hatmettiği zaman annesi:
— «Ah oğlum baban o elmayı ısırmasa idi sen bir günde hatmedecektin» buyurdu.
7 Eylül 2008: 12:18 #699384Anonim
Bir derviş araştırma yapmak için bir köye gitmişti, önce o köyün mezarlığına gitti.Çünkü; kültürlerin, yaşam kalitesinin böyle yerlerde olduğuna inanıyordu. Gözleri mezar taşlarındaki rakamlara takıldı. Mezar taşlarında 5, 522, 386, 4979,12.532, 7 gibi birbirleriyle hiçde bağlantısı olmayan rakamlar vardı.Uzun uzun düşündü derviş; fakat bu rakamların sırrını çözemedi.
Derviş , köyün en bilge kişisine gitti ve ona bu rakamların anlamını sordu ve devam etti:
“- Bu rakamlar saat midir?ay mıdır?yıl mıdır? Ne anlatır Allah aşkına?”
Bilge kişi gülümseyerek,
“- Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız, hayatı boyunca yaptığı her iyilik için o ipe bir düğüm atarız.İnsanlar öldükten sonrada belindeki düğümleri sayar, düğümlerin sayısını mezar taşına yazarız.”
Bilge kişi karşısındaki dervişin birşey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü.
“- Böylece onun, ne kadar yaşamış olduğunu anlarız.Çünkü, aslında yaşamak İNSANLARA YAPILAN İYİLİKLERLE ÖLÇÜLÜR.”Düşünün ki, bizim belimizde de bir ip var. Ölünce acaba kaç düğüm çıkar bizim ipimizden…..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.