- Bu konu 274 yanıt içerir, 46 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Aralık 2010: 13:26 #782412
Anonim
Yirmi Sekizinci Lema On Altıncı Nükte
Kardeşlerimden rica ederim ki:
Sıkıntı veya ruh darlığı veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan arkadaşlardan sudur eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve ”hasysiyetime dokundu” demesinler.Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerim mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim.12 Aralık 2010: 14:33 #782422Anonim
iman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. öyle ise, insanın vazife i asliyesi iman ve duadır. (yirmiüçüncü söz)
güzel gören, güzel düşünür. güzel düşünen, hayatından lezzet alır. (mektubat )
12 Aralık 2010: 20:01 #782439Anonim
Ey Şeytan ve ey Şeytanın şakirtleri! Kur’ân ya Arş-ı Âzamdan ve İsm-i Âzamdan gelmiş bir kelâmullahtır veyahut hâşâ, sümme hâşâ, yüz bin kere hâşâ yerde, Allah’tan korkmaz ve Allah’ı bilmez, itikadsız bir beşerin düzmesidir. Bu ise, ey Şeytan, sabık hüccetlere karşı bunu sen diyemezsin ve diyemezdin ve diyemeyeceksin. Öyle ise, bizzarure ve bilâşüphe, Kur’ân-ı Hâlık-ı Kâinatın kelâmıdır. Çünkü ortası yoktur ve muhaldir ve olamaz. Nasıl ki kat’î bir surette ispat ettik; sen de gördün ve dinledin.
Yirmi Altıncı Mektup
13 Aralık 2010: 08:01 #782446Anonim
Biraderlerine yazdıkları mektuptan.
Eğer ahvâl-i ruhiyemi anlamak istersen, gelecek şu iki fıkra tercümandır. Bir şairin dediği gibi derim:
Ney gibi her dem ki, geçmiş ömrümü yâd eylerim.
Tâ nefes var ise kuru cismimde feryad eylerim.
Bir ticaret kılmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan, bîhaber.
Ağlayıp nâlân edip, düştüm yola tenha garip,
Dîde giryân, sîne biryân, akıl hayrân, bîhaber.
“Evet, geçmiş ömrü israf ettik, zayi ettik. Çok mübarek zâtlar, ahbaplar kaybettik, yalnız kaldım. O mübareklerle beraber âhirete çalışmadım.”
Barla Lâhikası – Yirmi Altıncı Mektubun Dördüncü Mebhasının Birinci Meselesi
13 Aralık 2010: 09:43 #782449Anonim
Lemalar(394)
Ubudiyetin esası olan; acz, fakr ve kusur ve naksını bilmek ve niyaz ile dergah-ı ilahinin rahmet kapısını çalmak lazım geldiğini hem bir amelde bir ihlas ciheti olduğundan insan harekatında rıza-ı ilahiyi düşünüp vazife-i ilahiyeye karışmamasıyla alayı iliyyine çıkacağını yol gösteren mühim bir meseledir.
13 Aralık 2010: 09:49 #782450Anonim
Bediüzzaman (son şahitlerin hatıralarından):
”Benimle gelen pişman olmaz,benimle gelen pişman olursa ruz-ı mahşerde sırtımın yükü olsun.An şartla ki bu davaya karşı,sebat ve sadakatini bozmasın.”13 Aralık 2010: 12:59 #782455Anonim
/COLOR][COLOR=black]MESNEVİ-İ NURİYE[/COLOR][COLOR=red
İlem Eyyühel Aziz;
Masiyetin mahiyetinde bilhassa devam ederse küfür tohumu vardır.Çünkü o masiyette devam eden, ülfet peyda eder, sonra ona aşık ve mübtela olur.Terkine imkan bulamayacak dereceye gelir. Sonra o masiyetin ikaba mucib olmadığını temenniye başlar. Bu hal böyle devam ettikçe küfür tohumu yeşilllenmeye başlar. En nihayet gerek ikabı gerekse dar-ül kitabı inkara sebep olur.
Ve keza, masiyete terettüb eden hareketten dolayı o masiyetin masiyet olmadığını iddia etmekle, o masiyete müttali olan melekleri bile inkar eder.
Hatta şiddeti hacaletten, yevm-i hesabın gelmeyeceğini temenni eder.Şayet yevm-i hesabı nefyeden edna bir vehmi bulursa, o vehmi kocaman bir bürhan addeder.
En nihayet nedamet edip terk etmeyenlerin ”KALBİ KÜSUFA TUTULUR,MAHVOLUR GİDER…”
El İyazu Billah
…
13 Aralık 2010: 17:16 #782462Anonim
(Mahkemenin kararnamesinde hayret ve takdir ile yazılan bir fıkradır.)
Risale-i Nur’u yazmanın uhrevî ve dünyevî pekçok faideleri olduğu, bunların da:
- Ehl-i dalâlete karşı mânen mücahede etmek.
- Üstadına neşr-i hakikatda yardım etmek,
- Müslümanlara îman cihetinde hizmet etmek,
- Kalem ile ilmi tahsil etmek,
- Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen tefekkürî ibadeti yapmak,
- Îman ile kabre girmektir.
Beş türlü de dünyevî faideleri var:
- Rızıkda bereket,
- Kalbde rahat ve sürur,
- Maişette sühulet,
- İşlerinde muvaffakiyet,
- Talebelik faziletini almakla, bütün Risale-i Nur Talebelerinin duâlarına hissedar olmak olduğu ve bunların yakında gençlik tarafından idrâk olunup üniversitenin bir Nur Mektebi haline döneceği yazılıyor.
ONDÖRDÜNCÜ ŞUÂ13 Aralık 2010: 17:32 #782468Anonim
Ey insan! Bilirmisin nereye gidiyorsun? Ve nereye sevk olunuyorsun? Otuzikinci Söz’ün âhirinde denildiği gibi;Dünyanın bin sene mes’ûdane hayatı,bir saat hayatına mukabil gelmiyen Cennet hayatının;ve o Cennet hayatının dahi bin senesi,bir saat rü’yet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâl’in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.Mübtelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecâzi mahbublarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl,Onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmasının bir nevi’gölgesi..ve bütün Cennet,bütün letâifiyle bir cilve-i rahmeti..ve bütün iştiyaklar ve mühabbetler ve incizaplar ve câzibeler,bir lem’a-i muhabbeti olan bir Ma’bud-u Lemyezel’in,Bir Mahbub-u Lâyezâl’in dâire-i huzuruna gidiyorsunuz.Ve ziyafetgâh-ı ebedisi olan Cennet’e çağrılıyorsunuz.Öyle ise,kabir kapısına ağlıyarak değil,gülerek giriniz.Hem şu kelime şöyle müjde veriyor,diyor ki:
Ey insan! Fenâya,ademe,hiçliğe,zulümata,nisyana,çürümeye,dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenâya değil,bekaya gidiyorsunuz.Ademe değil,vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz.Zulumata değil,âlem-i nûra giriyorsunuz.Sahib ve Mâlik-i Hakikî’nin tarafına gidiyorsunuz.Ve Sultan-ı Ezelî’nin Payitahtına dönüyorsunuz.Kesrette boğulmaya değil,vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz.Firaka değil,visale müteveccihsiniz!..
Asâ-yı Mûsa,Onuncu hüççet-i İmaniye den..
14 Aralık 2010: 04:52 #777005Anonim
Maşallah, Allah yazmaktan ayırmasın. Yazmaya devam inşallah…
“Elhâsıl, ya Risale-i Nur’u tam serbest bırakınız, veyahut bu kuvvetli ve zedelenmez hakikati elinizden gelirse kırınız! Ben şimdiye kadar sizi ve dünyanızı düşünmüyordum ve düşünmeyecektim. Fakat mecbur ettiniz. Belki de sizi ikaz etmek lâzımdı ki, kader-i ilâhî bizi bu yola sevk etti.”
On İkinci Şuâ
14 Aralık 2010: 08:20 #782483Anonim
“Kendini başıboş zannetme. zira, şu misafirhane-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gayesiz göremezsin; nasıl, sen nizamsız, gayesiz kalabilirsin?”
Sözler – On Dördüncü Söz
14 Aralık 2010: 19:16 #782521Anonim
Bu dünya fanidir. En büyük dava, baki olan alemi kazanmaktır.İnsanın i’tikadı sağlam olmazsa davayı kaybeder.
Emirdağ LahikasıDünya için din feda olunmaz…
Hutbe-i Şamiye
Hadiste var ki: Tek bir adam seninle imana gelse, sahra dolusu kırmızı koyundna daha hayırlıdır.
Asay-ı Musa
Kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şerde hayırdır.Çirkinlikte güzeldir.
Sözler(26.söz)
14 Aralık 2010: 20:29 #782533Anonim
Elhasıl: Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim hayat-ı bâkıyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennetin intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.
Sekizinci Söz
15 Aralık 2010: 06:33 #782546Anonim
“Efendim, malûmunuz, fakir talebeniz ve kardeşiniz cahil olduğum halde, güneş-misâli olan risale-i bergüzîdelerinizden umum Nur Risalelerinizi okutup dinledim.”
Barla Lâhikası – İkinci Zeyl
15 Aralık 2010: 10:31 #782558Anonim
BİRİNCİ İKAZ
Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?
Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyif için, ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasaydın ki ömrün azdır, hem faidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakikî bir hayat-ı ebediyenin saadetine medar olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.