- Bu konu 274 yanıt içerir, 46 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Aralık 2010: 16:51 #782574
Anonim
İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadeti dareyni iktiza eder…
Sözler15 Aralık 2010: 18:30 #782576Anonim
Yeryüzünü bir sofra-i nimet yapmış ki, her bahar mevsiminde, üç yüz bin envâ-ı masnûatıyla tezyin ediyor. Had ve hesaba gelmez envâ-ı ihsânâtıyla dolduruyor. Öyle bir tarzda ki, nihayet ihtilât içinde ve karışmış oldukları halde, nihayet derecede imtiyaz ve farkla birbirlerinden ayrılıyor. Başka cihetleri buna kıyas et. Nasıl böyle bir sarayın Sâniinden gaflet edilebilir?
Onuncu Söz
15 Aralık 2010: 18:35 #782577Anonim
İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir.
Hakikat Çekirdekleri16 Aralık 2010: 14:28 #782610Anonim
şu alemde müminin mümine karşı en büyük yardımı dua iledir.. mektubat
16 Aralık 2010: 15:42 #782618Anonim
“İnsan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki, bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zaptedilir.”
16 Aralık 2010: 15:48 #782619Anonim
Ey Arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak, onun da bütün harekât ve ef’âli yazılıyor, tesbit ediliyor. Ve a’mâlinin neticeleri hıfzediliyor ki, muhasebe-i kübrâda ona göre derece alsın. Hülâsa, her güz mevsiminde yapılan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için yer tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izinlerdir…
16 Aralık 2010: 15:50 #782620Anonim
Senin vücudun taştan demirden değildir.
Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkib edilmiştir.
Gururu bırak, aczini anla. Malikini tanı, vazifeni bil.
Dünyaya ne için geldiğini öğren. (25. Lem’a)16 Aralık 2010: 17:54 #782629Anonim
Hem meselâ: Nasıl bir hârika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor. Şeksiz, bir fabrikatörü ve meharetli bir makinisti tanıttırır. Öyle de, küre-i arz denilen yüzbinler başlı, her başında yüzbinler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbaniyye, ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede okuduğunuz fenn-i makine mikyasiyle küre-i arzın ustasını ve sahibini bildirir ve tanıttırır.
Sözler(Meyve Risalesinden Altıncı Mes’ele)16 Aralık 2010: 20:05 #782633Anonim
Ey arkadaş! Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir. Evet, tekrar ve tekerrür bazan usanç veriyor, fakat umumî değildir. Her yere, her kelâma ve her kitaba şâmil değildir. Usanç verici addedilen pek çok zâhirî tekrarlar, belâgatçe istihsan ve takdir edilmektedir.
İşaratü’l-İ’caz
16 Aralık 2010: 20:39 #782636Anonim
İ’lem eyyühe’l-aziz!
Bir kelimeyi yazan harfini yazanın gayrısı, bir sahifeyi yazan satırı yazanın gayrısı, kitabı yazan sahifeyi yazanın gayrısı olması mümkün olmadığı gibi; karıncayı halk eden cins-i hayvanı halk edenin gayrısı, hayvanı yaratan arzı yaratanın gayrısı, arzı halk eden, Rabbü’l-Aleminin gayrısı olması muhaldir.Mesnevi-i Nuriye (Şemme)
16 Aralık 2010: 21:06 #782637Anonim
Elhasıl:Hazine-i Rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zat-ı Ahmediyye Aleyhissalatu Vesselam olduğu gibi,en birinci anahtarı dahi:”Bismillahirrahmanirrahim”dir.Ve en kolay bir anahtarı da Salavattır.
17 Aralık 2010: 20:03 #782738Anonim
İcmal, bazan tafsilden daha vâzıh olur. Bilhassa matlup, birkaç şeyden mürekkep olduğu zaman, sâmiin gabaveti veya nisyanı dolayısıyla, o mürekkebin eczasını mezc etmekle sebebi çıkarmak müşkül olur.
İşaratü’l-İ’caz
19 Aralık 2010: 09:30 #782816Anonim
Hayvan ise, fikri olmadığı için, hazır lezzetini, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen korkular, endişeler bozmuyor. İnsan ise, eğer dalâlet ve gaflete düşmüşse, hazır lezzetine, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler, o cüz’î lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir.
On Üçüncü Söz
19 Aralık 2010: 11:16 #782824Anonim
Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hâdiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil! Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi, onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Onlar, ancak o kudretten gelen hakikî tesirleri ilân ve neşretmekle muvazzaftırlar. Demek, daire-i esbab, hükûmetin kalem dairesi hükmündedir ki, yukarıdan gelen emirlerin tebliğatı o daireden yapılıyor. Çünkü, izzet ve azamet perdeyi iktizâ eder; tevhid ve celâl dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.
19 Aralık 2010: 14:51 #782842Anonim
İ’lem Eyyühel-Aziz! Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitab nazariyle bakılırsa, Nur-u Muhammedî (A.S.M.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî hem çekirdeği, hem semeresi olur. Eğer dünya mücessem bir zîhayat farzedilirse, o nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur. Eğer pek güzel şaşaalı bir Cennet bahçesi tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî onun andelîbi olur. Eğer pek büyük bir saray farzedilirse, Nur-u Muhammedî o Sultan-ı Ezelî’nin makarr-ı saltanat ve haşmeti ve tecelliyat-ı cemâliyesiyle âsâr-ı san’atını hâvi olan o yüksek saraya nâzır ve münâdî ve teşrifatçı olur. Bütün insanları dâvet ediyor. O sarayda bulunan bütün antika san’atları, hârikaları ve mu’cizeleri târif ediyor. Halkı o saray sâhibine, sâniine îman etmek üzere câzibedar, hayret-efzâ dâvet ediyor.
Mesnevî-i Nûriye Habbe -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.