• Bu konu 188 yanıt içerir, 27 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 91 ile 105 arası (toplam 190)
  • Yazar
    Yazılar
  • #790019
    Anonim

      Esma-ül Hüsna El-Muğnî: Bütün mevcudatın bütün ihtiyaçlarını tükenmez servet ve hazinelerinden karşılayan ve varlık sahibi her bir yaratığa servet ve zenginliği ihsan eden; kullarından dilediğini lütfü ile zengin kılan.

      El-Mani’: Varlıkları hadlerini aşmaktan ve saltanatına ortaklıktan men eden; zararlı ve tehlikeli sebepleri izni dışında yaratıklarına zarar vermekten alıkoyan; dilediğinden dilediği şeyi esirgeyen.

      Cevşen-ül Kebir’den…
      Ey dilediğini yaratan,
      Ey dilediğini yapan,
      Ey dilediğine hidayet eden,
      Ey dilediğini saptıran,
      Ey dilediğini bağışlayan,
      Ey dilediğine azap eden,
      Ey dilediğinin tövbesini kabul eden,
      Ey anne rahimlerindeki yavruları dilediği gibi şekillendiren,
      Ey yaratıklarında dilediği şeyi ziyade kılan,
      Ey rahmetini dilediğine tahsis eden,

      Bütün kusurlardan uzaksın. Senden başka ilâh yok! Affet bizi. Bizi Cehennemden kurtar.

      #790048
      Anonim

        Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

        #790070
        Anonim

          Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, Sevmek ve Sevilmek için çareler arayın.. hz mevlana

          #790152
          Anonim

            DÖRDÜNCÜ LEM’A

            “Minhâcü’s-Sünne” bu risaleye lâyık görülmüştür.
            Mesele-i İmamet bir mesele-i fer’iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden, bir mesâil-i imaniye sırasına girip, ilm-i kelâmda ve usulüddinde medar-ı nazar olduğu cihetle Kur’ân’a ve imana ait hizmet-i esasiyemize münasebeti bulunduğundan, cüz’î bahsedildi.
            b1153.gif
            Şu âyet-i azîmenin çok hakaik-i azîmesinden bir iki hakikatine İki Makam ile işaret edeceğiz.
            Birinci Makam
            Dört Nüktedir.
            Birinci Nükte

            Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve merhametini ifade ediyor.
            Evet, rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes,
            “Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir. Ey Peygamber, eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur.” Tevbe Suresi, 9:128-129.
            “De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir.” Şûrâ Suresi, 42:23.

            #790273
            Anonim

              Esma-ül Hüsna El-Metîn: Herşeye tam bir teslimiyetle boyun eğdiren; hiçbir fiilinde hiçbir güçlükle karşılaşmayan; hiçbir varlık, vasıta ve cisim fiillerine hiçbir cihetle engel olmayan.
              El-Veliyy: Varlıkların bütün işlerini ve ihtiyaçlarını üzerine alan, bütün

              #771827
              Anonim

                Ecel bİrdİr tegayyÜr etmez ÖlÜm bİr alemİ fanİden alemİ bekaya ve alemİ nura gİtmek İÇİn bİr terhİstİr..tarİhÇe İ hayat…

                #790298
                Anonim

                  Mutlu Bir Yaşam İçin…

                  1 Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle…

                  2 Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme…

                  3 İş ne denli önemsiz olursa olsun, ekmek parası için herkese saygı duy..

                  4 Herkesin önünde öv ama eleştirini bir kenara çekerek söyle…

                  5 İnsanlarla ilişkilerini kötü bitirme. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın…

                  6 ‘’Bilmiyorum’’ demekten çekinme…

                  7 Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmayada zaman ayır…

                  8 İlk önce sen ‘’Merhaba’’ de…

                  9 Hiç kimseden asla umut kesme, mucizeler her gün oluyor…

                  10 Birilerinin umudunu asla kırma, belki de sahip oldukları tek şey odur…

                  11 Yeterli paranın olmamasını asla dert etme, sınırlı olanaklar bazen bir lütuftur çünkü icat etmeyi başka hiçbir şey bu denli teşvik edemez…

                  Bütün Dünya Dergisi

                  #790305
                  Anonim

                    On İkinci Lem’a
                    Refet Beyin iki cüz’î suali münasebetiyle, iki nükte-i Kur’âniyenin beyanına dairdir.
                    b547.gif -1-
                    Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey,

                    Senin, bu müsaadesiz zamanımda suallerin, beni müşkül bir mevkide bulunduruyor. Bu defaki iki sualin çendan cüz’îdir, fakat iki nükte-i Kur’âniyeye münasebettar olduklarından ve küre-i arza dair sualiniz coğrafya ve kozmoğrafyanın yedi kat zemin ve yedi tabaka semâvâta tenkitlerine temas ettiğinden, bana ehemmiyetli geldi. Onun için, sualin cüz’iyetine bakmayarak, ilmî ve küllî bir surette, iki âyet-i kerimeye dair İki Nükte icmâlen beyan edilecek. Sen de cüz’î sualine karşı ondan hisse alırsın.
                    BİRİNCİ NÜKTE

                    İki Noktadır.

                    BİRİNCİ NOKTA: b548.gif -2- b549.gif -3- âyetlerinin sırrınca, rızık doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâlin elindedir ve hazine-i rahmetinden çıkar. Herbir zîhayatın rızkı taahhüd-ü Rabbânîsi altında olduğundan, açlıktan ölmek olmamak lâzım gelir. Halbuki, zâhiren açlıktan ve rızıksızlıktan ölenler çok görünüyor. Şu hakikatin ve şu sırrın halli şudur ki:

                    BİRİNCİ ŞUA
                    b424.gif -1-
                    b425.gif -2-
                    İki acîp suale karşı def’aten hatıra gelen garip cevaptır.
                    Birinci sual: Denildi ki: “Fâtiha ve Yâsin ve hatm-i Kur’ânî gibi okunan virdler, kudsî şeyler, bazan hadsiz ölmüş ve sağ insanlara bağışlanıyor. Halbuki böyle cüz’î birtek hediye ân-ı vâhidde hadsiz zatlara yetişmek ve herbirisine aynı hediye düşmek, tavr-ı aklın haricindedir.”
                    Elcevap: Fâtır-ı Hakîm nasıl ki unsur-u havayı kelimelerin berk gibi intişarlarına ve tekessürlerine bir mezraa ve bir vasıta yapmış. Ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedî (a.s.m.) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de, okunan bir Fâtiha dahi, meselâ umum ehl-i İmân emvâtına aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle mânevî âlemde, mânevî havada çok mânevî elektrikleri, mânevî radyoları sermiş, serpmiş, fıtrî telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor. Hem nasıl ki bir lâmba yansa, mukabilindeki binler aynaya, herbirine tam bir lâmba girer. Aynen öyle de, bir Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, herbirine tam bir Yâsin-i Şerif düşer.
                    İkinci sual: Şiddetle ve âmirâne denildi ki: “Sen Risale-i Nur’un makbuliyetine dair Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı âzam (r.a.) gibi zatların kasidelerinden şahitler gösteriyorsun. Halbuki, asıl söz sahibi Kur’ân’dır. Risale-i Nur, Kur’ân’ın hakikî bir tefsiri ve hakikatinin bir tercümanı ve meselelerinin bürhanıdır. Kur’ân ise, sair kelâmlar gibi kışırlı, kemikli ve şuuru hususî ve cüz’î değildir. Belki Kur’ân, umum işârâtıyla ve eczasıyla ayn-ı şuurdur, kışırsızdır; fuzulî, lüzumsuz maddeleri yoktur. âlem-i gaybın tercümanıdır. Sözler hakkında söz onundur. Görelim o ne diyor?”

                    1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla
                    2- Ve ancak Ondan yardım diliyoruz.

                    Elcevap: Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem’a-i i’câz-ı mânevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâsı ve o mâden-i ilm-i hakikatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesi olduğundan, onun kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmek Kur’ân’ın şerefine ve hesabına ve senâsına geçtiğinden, elbette Risale-i Nur’un meziyetini beyan etmekliği, hak iktiza eder ve hakikat ister, Kur’ân izin verir. Benim gibi bir tercümanın hissesi yalnız şükürdür. Hiçbir cihetle fahre, temeddühe, gurura hakkı yoktur ve olamaz. Gelecek âyetlerin işârâtına bu nokta-i nazarla bakmak gerektir. Yoksa beni hodbinlikle itham edenlere hakkımı helâl etmem.
                    Bu çok ehemmiyetli suale karşı iki-üç saat zarfında birden Kur’ân’ın âyât-ı meşhuresinden Sözler adedince otuz üç âyetin hem mânâsıyla, hem cifirle Risale-i Nur’a işaretleri uzaktan uzağa icmalen görüldü. Ayrı ayrı tarzlarda otuz üç âyet müttefikan Risale-i Nur’u remizleriyle gösterdiği, hayal meyal görüldü.
                    İhtar: En evvel yirmi dördüncü âyetin başında zikredilen ihtara dikkat etmek lâzımdır. O ihtarın yeri başta idi. Fakat orada hatıra geldi, oraya girdi.
                    İkinci Bir İhtar: Tevafukla işaretler, eğer münasebât-ı mâneviyeye istinad etmezse, ehemmiyeti azdır. Eğer münasebet-i mâneviyesi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir mâsadakı hükmünde olsa ve müstesna bir liyakati bulunsa, o vakit tevafuk ehemmiyetlidir. Ve o kelâmdan bunun iradesine bir emâre olur. Ve ondan o ferdin hususî bir surette dahil olduğuna ya remiz, ya işaret, ya delâlet hükmünde onu gösterir. İşte, gelecek âyât-ı Kur’âniyenin Risale-i Nur’a işaretleri ve tevafukları ekseriyetle kuvvetli bir münasebet-i mâneviyeye istinad ederler. Evet, bu gelecek âyât-ı meşhure müttefikan on üçüncü asrın âhirine ve on dördüncü asrın evveline cifirce bakıyorlar ve Kur’ân ve İmân hesabına bir hakikate işaret ediyorlar. Ve medâr-ı teselli bir Nurdan haber veriyorlar. Ve o zamanın dalâlet fitnesinden gelen şübehatı izale edecek Kur’ânî bir bürhanı müjde veriyorlar.
                    Ve o işaretlere ve remizlere tam mazhar ve o vazifeleri bihakkın görecek, Risale-i Nur gibi bir tefsir-i Kur’ânî olacak. Halbuki Risale-i Nur bu mezkûr noktada ileri olduğu, onu okuyanlarca şüphesiz olmasıyla delâlet eder ki, o âyetler bilhassa Risale-i Nur’a bakıp ona işaret ediyorlar.
                    Birincisi: Sûre-i Nur’dan âyetü’n-Nur’dur ki, Risale-i Nur’un Resâilü’n-Nur ve Risalei’n-Nur ve Risaletü’n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir.

                    #790309
                    Anonim

                      Dünya ‘beni de oku’ diyor…
                      28 Nisan 2011 / 00:01
                      Günün Risale-i Nur dersi…

                      Bismillahirrahmanirrahim
                      Sonra, o seyahat-i fikriyeye alışan o mütefekkir misafire, küre-i arz lisan-ı hâliyle diyor ki: “Gökte, fezada, havada ne geziyorsun? Gel, ben sana aradığını tanıttıracağım. Gördüğüm vazifelerime bak ve sahifelerimi oku.” O da bakar, görür ki:
                      Arz, meczup bir Mevlevî gibi iki hareketiyle günlerin, senelerin, mevsimlerin husulüne medar olan bir daireyi, haşr-i âzamın meydanı etrafında çiziyor. Ve zîhayatın yüz bin envâını bütün erzak ve levazımatlarıyla içine alıp feza denizinde kemâl-i muvazene ve nizamla gezdiren ve güneş etrafında seyahat eden muhteşem ve musahhar bir sefine-i Rabbâniyedir.
                      Sonra sahifelerine bakar, görür ki: Bablarındaki herbir sahifesi, binler âyâtıyla arzın Rabbini tanıttırıyor. Umumunu okumak için vakit bulamadığından, yalnız birtek sahife olan zîhayatın bahar faslında icad ve idaresine bakar, müşahede eder ki:
                      Yüz bin envaın hadsiz efradlarının suretleri, basit bir maddeden gayet muntazam açılıyor ve gayet rahîmâne terbiye ediliyor ve gayet mu’cizâne bir kısmının tohumlarına kanatçıklar verip, onları uçurmak suretiyle neşrettiriliyor.
                      Ve gayet müdebbirâne idare olunuyor ve gayet müşfikâne iaşe ve it’am ediliyor ve gayet rahîmâne ve rezzâkâne hadsiz ve çeşit çeşit ve lezzetli ve tatlı rızıkları, hiçten ve kuru topraktan ve birbirinin misli ve farkları pek az ve kemik gibi köklerden, çekirdeklerden, su katrelerinden yetiştiriliyor.
                      Her bahara, bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüz bin nevi et’ime ve levazımat, kemâl-i intizamla yüklenip zîhayata gönderiliyor.
                      Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahmân-ı Rahîmin gayet müşfikane ve mürebbiyâne bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu ispat eder. (Şualar, Ayet-ül Kübra)
                      Bediüzzaman Said Nursi
                      LÜGAT:
                      Arz : Dünya
                      Âyât : Âyetler, Deliller
                      Bab : Kitabın Bölümü
                      Beyan Etmek : Açıklamak
                      Burhan : Güçlü Delil, Sarsılmaz Kanıt
                      Cevv : Hava, Gök Boşluğu
                      Cihet : Şekil, Yön
                      Efrad : Fertler, Bireyler
                      Envâ : Neviler, Türler
                      Erzak : Rızıklar
                      Fasl : Mevsim
                      Feza : Uzay
                      Fıkra : Parça, Kısım
                      Gayet : Son Derece
                      Hadsiz : Sınırsız
                      Haşr-İ Âzam : Öldükten Sonra Âhirette Tekrar Diriltilip Allah’ın Huzurunda Toplanma
                      Havale Edilmek : Gönderilmek, Bırakılmak
                      Husul : Meydana Gelme, Ortaya Çıkma
                      İaşe : Besleme, Yedirip İçirme
                      İcad : Var Etme, Yaratma
                      İhtar : Hatırlatma
                      İktifa : Yetinme
                      İt’am Etmek : Yedirmek
                      İzah Etmek : Açıklamak
                      Kemâl-İ Muvazene : Tam Ve Kusursuz Ölçü, Denge
                      Küre-İ Arz : Yerküre, Dünya
                      Levâzımât : Gerekli Olan Şeyler
                      Lisan-I Hâl : Hâl Ve Durumun İfade Edişi
                      Meczup : Cezbeye Kapılmış, Kendinden Geçmiş
                      Medar : Sebep, Vesile, Eksen, Yörünge
                      Mertebe-İ Tevhid : Allah’ın Bir Olduğunu Gösteren Mertebe
                      Mezkûr : Adı Geçen
                      Misl : Benzer
                      Mu’cizane : Mu’cizeli Bir Şekilde
                      Muhtasar : Kısa, Özet
                      Muntazam : Düzenli, İntizamlı
                      Musahhar : Boyun Eğdirilmiş, Emre Verilmiş
                      Müdebbirâne : Tedbirli Bir Şekilde, Herşeyi Önceden Düşünerek
                      Müşahedat : Gözlemler
                      Müşahede Etmek : Seyretmek, Gözlemlemek
                      Müşfikane : Şefkatli Bir Şekilde
                      Mütefekkir : Düşünen, Tefekkür Eden
                      Neşrettirmek : Yaymak, Yaydırmak
                      Nizam : Düzen
                      Rab : Herbir Varlığa Yaratılış Gayelerine Ulaşmaları İçin Muhtaç Olduğu Şeyleri Veren, Onları Terbiye Edip İdaresi Ve Egemenliği Altında Bulunduran Allah
                      Rahîmâne : Merhametli Bir Şekilde
                      Rezzâkane : Muhtaç Olanlara Rızıklarını Vererek
                      Risale : Mektup, Küçük Çaplı Kitap; Risale-İ Nur Külliyatından Her Bir Bölüm
                      Sefine-İ Rabbâniye : Herşeyi Terbiye Ve İdare Eden Allah’ın Bir Gemi Gibi Yaratarak Uzayda Gezdirdiği Dünya
                      Seyahat-İ Fikriye : Düşünceye Yapılan Yolculuk
                      Suret : Biçim, Şekil
                      Tafsil : Ayrıntı, Detaylı Açıklama
                      Umum : Bütün, Genel
                      Zîhayat : Canlı, Hayat Sahibi

                      #790312
                      Anonim

                        İnsanlar doğru yolu bulmak için…
                        01 Mayıs 2011 / 05:00
                        Günün Ayet-i Kerime meali…

                        Bismillahirrahmanirrahim
                        Cenab-ı Hak, Bakara Sûresinin 186. Ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
                        Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.

                        #790333
                        Anonim

                          Zaman gösterdi ki CENNET ucuz degil, CEHENNEM dahi lüzumsuz degil… (BEDIÜZZAMAN)

                          #790374
                          Anonim

                            . . . : Kur’an’dan Bir Mesaj : . . . “(O kıyamet günü) Bütün yüzler, hayatın ve hakimiyetin tam mânasıyla sahibi olan Hayy-u Kayyum’a baş eğmiştir. Zulüm yüklenerek gelen, gerçekten perişan olmuştur. Mümin olarak güzel ve makbul işler işleyen ise, ne zulümden, ne de haklarının çiğnenmesinden korkar.” [Tâ Hâ Suresi 20,111-112]

                            #790376
                            Anonim

                              Ebu Musa Radiyallahu Anh anlatıyor:

                              Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vessellem): “Her müslümanın sadaka vermesi gerekir.”
                              buyurdu.

                              Kendisine: “Ya bulamayan olursa?” diye soruldu.

                              ” Eliyle, çalışır, hem şahsı için harcar, hem de tasadduk eder” cevabını verdi.

                              “Ya çalışacak gücü yoksa?” diye soruldu.

                              “Bu durumda, sıkışmış bir ihtiyaç sahibine yardım eder.” dedi.

                              ” Buna da gücü yetmezse?” dendi.

                              “Ma’rufu (kötülükten kaçınma) ve hayrı emreder.” dedi.

                              “Bunu da yapamazsa?” diye tekrar sorulunca

                              “Kendini başkasına kötülük yapmaktan alıkor. Zira bu da bir sadakadır” buyurdu.

                              (Buhari, Zekat 30)

                              #790383
                              Anonim

                                Senli düşler yıkar ruhumu
                                02 Mayıs 2011 / 11:24
                                Sensizlik ve “ben”

                                Mehmet Emin Varlı’nın şiiri:
                                Sensizlik ve “ben”
                                Senli düşler yıkar ruhumu
                                Zaman
                                Tüm helezonuyla yutar beni
                                Ve şehir içime gömülür
                                Ben şehri yutarım
                                Şehir beni yutar
                                Sancıların yıkarken bedenimi
                                Senden sonra karanlıklar
                                Ayrılıklar çiseledi
                                Bu hayasız yalnızlıkta
                                Çok şeyler yitti-gitti
                                Oysa ben
                                Sensizliğin düğümündeyim
                                Bir günah yumağı gibi
                                Kıvranır ruhum
                                Umudunun gölgesi
                                Hep ışık tütsülese de
                                Pişmanlık tortusundayım.

                                #790387
                                Anonim

                                  Bediüzzaman Hazretleri, bu meseleyi şöyle halletmiş: Geçmişi bırak, geri döndüremezsin, geleceği düşünme hükmedemezsin. Bulunduğun ânı İslam’a uydur…
                                  İslamiyet, anbean yaşanır. Bir dakika sonra ne olacağımız belli değil… En büyük ideal, “ben şu anda İslam’a uygun halde miyim, İslam’a uygun bir işle meşgul muyum?”
                                  Saatler, saniye saniye ömrümüzü bitiriyor. Bunun için biz de saniye saniye İslamiyet’i yaşayalım. Öleceğimiz saniyenin Müslüman’ca olmasına çalışmak… En büyük ideal budur…

                                15 yazı görüntüleniyor - 91 ile 105 arası (toplam 190)
                                • ‘Mantar panoya ne yazardınız???’ konusu yeni yanıtlara kapalı.