- Bu konu 34 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Aralık 2010: 12:10 #781887
Anonim
Birinci Menba: Enfüsîdir.
Yani, herkes hayatına ve nefsine dikkat etse, bir ruh-u bâkîyi anlar.
Evet, herbir ruh, kaç sene yaşamış ise, o kadar beden değiştirdiği halde, bilbedâhe(AÇIKÇA) aynen bâkî kalmıştır.
Öyle ise, mâdem, cesed, gelip geçicidir; mevt ile bütün bütün çıplak olmak dahi ruhun bekâsına tesir etmez ve mahiyetini de bozmaz.
Yalnız, müddet-i hayatta, tedricî(YAVAŞ YAVAŞ) cesed libasını(ELBİSESİNİ) değiştiriyor;
mevtte ise birden soyunur.(RUH SOYUNUR)
Gayet katî bir hads ile belki müşâhede ile sabittir ki, cesed ruh ile kâimdir.(AYAKTA DURUYOR)
Öyle ise, ruh onun ile kâim değildir;
belki, ruh binefsihî(KENDİ ZATINDA) kâim ve hâkim olduğundan,
cesed istediği gibi dağılıp toplansın,
ruhun istiklâliyetine(BAĞIMSIZLIĞINA) halel(ZARAR ) vermez.
Belki, cesed ruhun hânesi(EVİ) ve yuvasıdır, libası(ELBİSESİ) değil.
Belki ruhun libası, bir derece sabit ve letâfetçe ruha münâsip bir gılâf-ı latîfi İnce, güzel ve şeffaf bir örtü. Ruhun elbisesi, örtüsü.)
(ve bir beden-i misâlîsi( Bedene benzeyen. Bedenin görünmeyen bir misâli.)
vardır.Öyle ise mevt hengâmında bütün bütün çıplak olmaz, yuvasından çıkar, beden-i misâlîsini giyer.
3 Aralık 2010: 12:11 #781888Anonim
Birisi: Bir gün bir duada, “Yâ Rabbi! Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail hürmetlerine ve şefaatlerine, beni cin ve insin şerlerinden muhafaza eyle!” meâlindeki duayı dediğim zaman, herkesi titreten ve dehşet veren Azrail namını zikrettiğim vakit, gayet tatlı ve tesellidâr ve sevimli bir hâlet hissettim, Elhamdü lillâh dedim. Azrail’i cidden sevmeye başladım. Melâikeye İmân rüknünün bu cüz’î ferdinin pek çok meyvelerinden yalnız bir cüz’î meyvesine gayet kısa bir işaret ederiz.
Birisi : İnsanın en kıymetli ve üstünde titrediği malı, onun ruhudur. Onu zâyi olmaktan ve fenadan ve başıboşluktan muhafaza etmek için kuvvetli ve emin bir ele teslimin derin bir sevinç verdiğini kat’î hissettim.3 Aralık 2010: 13:45 #781925Anonim
Ölüm: Bende Benin Değil O’ nun Yaşamasıdır.
Hakikatı da Onunla Yeniden Doğmaktır. M.III.M7 Aralık 2010: 14:07 #782183Anonim
Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir.
Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.
Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san’at olduğunu gösteriyor. Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.
İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta elbette bir hayat-ı bâkiye sümbülü verecektir. 1. mektub
7 Aralık 2010: 14:07 #782185Anonim
Amma mevt(ölüm) nimet olduğunun ciheti(yönü) ise, çok vücuhundan(yönlerinden,özelliklerinden) dört veçhine(yönüne) işaret ederiz.
Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan(hayat vazifesinden) ve tekâlif-i hayatiyeden (hayatın tekliflerinden, mükellefiyetlerinden)âzâd edip(serbest bırakıp), yüzde doksan dokuz ahbabına(dostlarına akrabalarına) kavuşmak için âlem-i berzahta (berzah aleminde)bir visal(kavuşma) kapısı olduğundan, en büyük bir nimettir.
İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı,(korkulu) zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs’atli(geniş), sürurlu(neşeli), ıztırapsız(sıkıntısız), bâki(daimi) bir hayata mazhariyetle(sahip olmakla), Mahbûb-u Bâkînin(ezeli ebedi olan sevgilimiz Allahın) daire-i rahmetine girmektir.
7 Aralık 2010: 14:07 #782186Anonim
Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerâit-i hayatiyeyi (yaşamayı)ağırlaştıran birçok esbab (sebep)vardır ki, mevti(ölümü), hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir. Meselâ, sana ıztırap(sıkıntı,acı) veren pek ihtiyar olmuş peder(baba) ve validenle(annenle) beraber, ceddin(deden ninen) cedleri(dedenin annesi babası), sefalet-i halleriyle(perişan halleriyle) senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet(azap), mevt(ölüm) ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedâidi (soğukluğu) içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.
7 Aralık 2010: 14:08 #782187Anonim
Dördüncüsü: Nevm,(uyku) nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir-hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için. Öyle de, nevmin(uykunun) büyük kardeşi olan mevt(ölüm) dahi, musibetzedelere(belaya düşenlere) ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir.
Amma ehl-i dalâlet(inkarcılar) için, müteaddit Sözlerde katî ispat edildiği gibi, mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azap içinde azaptır; o bahisten hariçtir.
7 Aralık 2010: 14:09 #782188Anonim
El-Bais
“Kıyametten sonra ölüleri tekrar dirilten.”
“Peygamber gönderen; ölü kalpleri hidayetle dirilten.”
“Nasıl oluyor da Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara Sûresi, 2/28)
Bâis ismi için İmam Gazâlî Hazretleri, “ikinci bir inşa ile ölüleri dirilten” mânâsı verir. Bu mânâ, aklımıza şöyle bir tefekkür levhası açar:
Ölü elementleri bir araya getirip insan bedeni haline koyan Allah, ruhun bedenden ayrılmasıyla ölümü tattırdığı insana, ahiret âlemine münasip bir ceset giydirerek, yeniden dirilişi tattıracak ve böylece insan, Cennet yahut Cehennemle son bulacak olan ikinci bir yolculuğa başlamış olacaktır.
Ruhun hayatı devamlıdır. Bedenden ayrılması, onun hayatında bir noksanlık meydana getirmez. Buna göre, Bâis ismine, ‘ölüleri dirilten’ diye mânâ verdiğimizde, cesetlerin yeniden hayata kavuşmasını kastederiz.
Allah, akıllara durgunluk veren diriliş mucizesiyle, Bâis ismini tecelli ettirecektir.
Ba’s, yani öldükten sonra diriliş, gerçekte ‘kabir âleminden mahşere çıkış’ demektir. Doğum, ana rahminden dünyaya gelişin ismi, ölüm dünyadan kabre göçüşün ismi olduğu gibi, ba’s da kabirden mahşere çıkışın ismidir.
Gerçekte, ömrümüzün her safhası bir diriliştir. Ana rahminde nutfeden alâka safhasına geçen bir beden için, nutfe safhası ölmüş, yeni bir devre başlamıştır. Tavırdan tavıra geçerek dokuz ay devam eden bu yolculuk, dünyaya çıkışla yeni bir devreye girer.
Ölümle bu safhaya son verildiği gibi, ba’s ile de kabir hayatı son bulur. Yani, “ba’s” kabir hayatının sona ermesi, mahşer ve hesap safhasının ise başlaması demektir.
Buna göre, Bâis ismine, “Kabir âlemindeki ruhların bir anda ceset giyerek ahiret âlemine doğuşları, haşir meydanına çıkışları” şeklinde mânâ verebiliriz.
Dirilişle ilgili bir âyet-i kerîme:
“İnsan der ki: Ben öldüğüm zaman mı tekrar diri olarak çıkarılacağım? İnsan hiç düşünmez mi ki, kendisi önceden hiçbir şey değilken biz yarattık onu.” (Meryem Sûresi, 19/66, 67)
Ve bir hadis-i şerif:
“Şuna da taaccüb olunur ki, her gün, her gece ölüp dirilip dururken ba’si ve nüşûru inkâr eder.”
Nur Külliyatı’nda, uyku için ‘mevtin (ölümün) küçük kardeşi’ denilir. İnsan, his dünyasının şu âlemden çekilmesiyle uykuya geçmiş olur ve kendisine bir başka âlemin kapısı açılır. Artık aynı hisler, bu yeni âlemde vazife görürler.
Rüyasında bir şeyler görüp işitirken, gözleri kapalıdır ve kulağı yanındaki konuşmaları işitemez haldedir.
İşte bu hal, ölüme ve kabir hayatına çok güzel bir misaldir. Uyanma hadisesiyle, his dünyası yeniden dünya hayatıyla ilgilenmeye başlar; bu ise dirilmeye en güzel bir misaldir.
Demek oluyor ki, Allah Resûlünün (a.s.m.) hadis-i şeriflerinde beyan ettikleri gibi, insan her gün hem ölümün hem de dirilmenin misallerini yaşar.
Böyle bir insanın dirilişi inkâr etmesi, gerçekten hayreti muciptir.
Sorularla İslamiyet17 Aralık 2010: 08:17 #770664Anonim
Bu konuda da yazacaklarımız bu kadar..hakikati fark ettirebildikse ve anladıksa eğer..yeter.
17 Aralık 2010: 08:26 #782657Anonim
allah razı olsun
24 Ocak 2011: 14:11 #735344Anonim
Soru
“Meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayatı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan… Mevt dahi hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir.” cümlesini nasıl anlamalıyız? Tahvili vücut ile anlatılmak istenen nedir?
CevapDeğerli Kardeşimiz;
Ölüm kendiliğinden olan ve varlık alemini dağılmaya götüren failsiz bir fiil değildir.
Ölüm, her fiilin sahibi olan Allah’ın kasıtlı ve intizamlı olarak yarattığı bir terhistir, bir mekan değişimidir. Yani hayat nasıl kendiliğinden olmayıp Allah’ın bir sanatı bir fiili ise, ölüm de aynı şekilde kendiliğinden cereyan etmeyen kasıtlı ve planlı bir fiildir; faili de Allah’tır.
Nasıl asker alma dairesi ciddi bir manada çalışma ve gayret isteyip tam manası ile intizam isteyen bir kurum ise, aynı şekilde askere alınan erlerin terhis edilmesi de alınması gibi ciddi gayret ve intizam isteyen bir kurumdur. “Canım bu terhistir, rast gele sal gitsin.” diye bir mantık yürütülemez; aynı askere almak kadar ciddi plan ve itina ister. Yoksa kışlanın bütün düzeni allak bullak olur.
Aynı şekilde kainat kışlasında vücuda gelen mevcudat, yani askere alınmak gibi ciddi bir manada varlık sahasına çıkmak için sonsuz ilim ve kudret sıfatlarını nasıl istiyorlarsa, vücutta görevi bitmiş ve asıl vatanına terhis isteyen mahlukatın ölümleri de aynı şekilde sonsuz ilim ve kudrete muhtaçtırlar ve bu sıfatı isterler. Canlıların varlık sahasına çıkması nasıl bir intizam dairesinde oluyor ise, terhisleri hükmünde olan ölümleri de aynı şekilde bir intizam içinde olmak gerekir.
Ölüm hayat kadar intizamlı ve hikmetli bir fiil olduğu için, aynı hayat gibi tevhide işaret ve delalet ediyor. Ölümün zahiren bir zeval ve bozulmak olması onu rastgele ve tesadüfi yapmaz. Nasıl askere alma dairesi ve çalışanları varsa aynı şekilde askeri gönderme dairesi ve onun da çalışanları vardır. Hayat, askere almak ölüm ise terhis etmektir; her ikisi de vücudi birer fiillerdir. Malum “fiil failsiz olmaz”, öyle ise ölüm fiili de failsiz olmaz.
Hayat, nasıl sanat ve eserleri gün yüzüne çıkarıp nazarlara takdim ediyor ise, ölüm de bu eserleri ve sanatları mazi odasına arşivleyip külli bir delil kütüphanesine çeviriyor. Mazi insanlık için büyük bir kaynak ve büyük bir ispat malzemesi haline dönüşüyor. Mesela, altı bin yılda altı bin bahar ve kış mevsimi mazi arşivinde istif edilmiş muntazır bekliyor. Bunların hepsi vukuattır, Allah’ın isim ve sıfatlarının mühürleri ve belgeleri hükmündedir. İtiraz eden oldu mu mazi arşivinden çıkar muterizin gözüne sok.
Ölüm, bir halin bitip yeni bir halin başlamasıdır. Mesela, elma mideye girdiği zaman bir hali yani elma olma hali bitmiş yeni ikinci bir hal başlamıştır. İkinci hal bir terakki ve tekemmüldür, bitki olma makamından insanın bedeninde bir hücre ve vitamin olma makamına erişmiştir. Ölümün tahvili vücut olması bu anlamdadır. İnsan öldüğü zaman yeni bir ukba hayatına yelken açıyor, bu da insanın tahvili vücududur.Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editör19 Ağustos 2011: 23:17 #795569Anonim
@ademyakup 224359 wrote:
Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur’ân ve İmân ehlinden eyle. âmin.
Allahım, Efendimiz Muhammed’e, onun âl ve ashâbına, indiği günden itibâren tâ kıyâmete kadar, onu okuyan her okuyucunun her kelimesini okuması esnâsında Allah’ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan bütün Kur’ân kelimelerinin bütün harfleri adedince salât ve selâm eyle. Bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün müminlere bu salavâtlar adedince merhamet et. Bunu rahmetinle yap, ey merhametlilerin en merhametlisi! Duâmızı kabul buyur. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.@ademyakup 224360 wrote:
İnsan-ı mü’mine nur-u İmân ile gösterir ki,
mevt idâm değil, tebdil-i mekândır;
kabir ise, zulümâtlı bir kuyu ağzı değil, nurâniyetli âlemlerin kapısıdır.
Dünya ise, bütün şâşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir.
Elbette, zindân-ı dünyadan bostân-ı cinâna çıkmak
ve müz’ic(SIKINTILI) dağdağa-i hayat-ı cismâniyeden(CİSMANİ HAYAT OLAN DÜNYANIN KORKULARINDAN) âlem-i rahata ve meydan-ı tayerân-ı ervâha(RUHLARIN GEZDİĞİ MEYDANA) geçmek
ve mahlûkatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzûr-u Rahmân’a gitmek, bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir.
ölüme böyle bir bakışla bakan abimiz inşallah rahmanın huzurunda cenneteki yerini seyrediyorsun ..
20 Ağustos 2011: 21:20 #795595Anonim
@ademyakup 226836 wrote:
Bu konuda da yazacaklarımız bu kadar..hakikati fark ettirebildikse ve anladıksa eğer..yeter.
Allah kabul etsin tüm hizmetlerinizi adem abi ..KUR’ANI MUHAMMEDİYE yolunda verdiğin emekler zayii olmasın ;bizler çok istifade ettik her dersinden ,Kabrinde şefaatçi olsun tüm hizmetlerin..
20 Ağustos 2011: 21:41 #795597Anonim
amin elfü elfü amin ………..allah dualarını misliyle kabul etsin inşallah……..
21 Ağustos 2011: 20:46 #795617Anonim
[TABLE=”align: center”]
[TR]
[TD]mektubat yirmi üçüncü mektup |
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nasihat istersen ölüm yeter. evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve ahiretine ciddi çalışır.
[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.