- Bu konu 156 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Ocak 2011: 22:20 #667270
ABDULLAH
Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd olursun.Her kim kendisini Allah’a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah’a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur.
Allah’a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin Ondan olduğunu ve Ona rücu edeceğini bilmekle olur.Allah’a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.
Madem her yer misafirhanedir.
Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar.
Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.Bediüzzaman Said Nursi17 Ocak 2011: 13:01 #784464Anonim
Eğer yüksek hakikatları yakından temaşa etmek istersen, git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. Ne diyorsunuz? de.Elbette
Yâ Celil, Yâ Celil, Yâ Aziz, Yâ Cebbar
dediklerini işiteceksin.
Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. Ne diyorsunuz? de.Elbette
Ya Cemil, Ya Cemil, Ya Rahîm, Ya Rahîm»
diyecekler.Semâyı dinle. Nasıl
ya Celil-i Zülcemâl
diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl
Ya Cemîl-i Zülcelâl
diyor.Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl
Ya Rahman, Ya Rezzak
diyorlar. Bahardan sor.
Bak nasıl
Ya Hannan, Ya Rahman, Ya Rahîm, Ya Kerim, Ya Lâtif, Ya Atûf, Ya Mûsavvir, Ya Münevvir, Ya Muhsin
diyorlar.18 Ocak 2011: 19:02 #784528Anonim
19 Ocak 2011: 13:20 #78456119 Ocak 2011: 17:47 #784587Anonim
20 Ocak 2011: 13:49 #784652Anonim
Arkadaş!
Hayat, Hâlıkın ehadiyetine burhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir.Evet, nasıl akan nehirlerin, dalgalanan denizlerin kabarcıkları ve yeryüzünde bulunan sair şeffaflar, şemsin ziyâ ve timsallerini göstermekle şemsin vücuduna şehadet ettikleri gibi, o kabarcık gibi şeffaflar ölüp söndükten sonra yerlerine müteselsilen gelip geçen emsalleri, yine şemsin ziyâ ve timsallerini gösterdiklerinden, şemsin devam ve bekasına ve bütün o şuâat, celevat ve timsallerin bir şems-i vâhidin eseri olduklarına şehadet ediyorlar.İşte o şeffaflar, vücutlarıyla şemsin vücuduna ve ademleri ve ölümleriyle de şemsin devam ve bekasına delâlet ediyorlar.Kezalik, mevcudat, vücuduyla Vâcibül-Vücudun vücub-u vücuduna ve ölüm ve zevaliyle, teceddüdî bir teselsülle yerlerine gelen emsali, Sâniin ezelî ve ebedî vâhidiyetine şehadet ediyorlar.20 Ocak 2011: 14:38 #784655Anonim
[IMG]http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTpHmFO-4F6rHbwnSYqcu9Q8EmKJIZVIFhMlfPrtYjREEG5OjavoQ[/IMG]
Fânî mal bekâ bulur. Çünkü Kayyûm-u Bâkî olan Zât-ı Zülcelâle verilen ve Onun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zâil, bâkîye inkılâb eder. Bâkî meyveler verir. O vakit, ömür dakikaları, âdetâ tohumlar, çekirdekler hükmünde, zâhiren fenâ bulur, çürür. Fakat, âlem-i bekâda saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler. Ve âlem-i berzahta ziyâdar, mûnis birer manzara olurlar.
21 Ocak 2011: 13:51 #784710Anonim
Beş vakit namazı kılmak, yedi kebâiri terketmek; ne kadar az ve rahat ve hafiftir.
Neticesi ve meyvesi ve faidesi ne kadar çok mühim ve büyük olduğunu; aklın varsa, bozulmamış ise anlarsın.Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin:
Eğer ölümü öldürüp, zevâli dünyadan izale etmek ve aczi ve fakrı, beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle, dinleyelim.
Yoksa sus…
Kâinat Mescid-i Kebirinde Kur’an kâinatı okuyor! Onu dinleyelim.
O nur ile nurlanalım, Hidâyetiyle amel edelim ve Onu vird-i zeban edelim.Evet söz Odur ve Ona derler. Hak olup, Hak’tan gelip Hak diyen ve hakikatı gösteren ve nuranî hikmeti neşreden Odur.22 Ocak 2011: 19:18 #784831Anonim
Dünya için din feda olunmaz.
Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.
Dünyanın yüz bahçesi, fani olmak haysiyetiyle, ahiretin baki olan bir ağacına mukabil gelemez.
Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife,imanını kurtarmaktır, başkalarının imanına
kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.Gel, ey hayata çok müştak ve ömre çok talip ve dünyaya çok aşık ve hadsiz emellerle ve elemlerle mübtela bedbaht nefsim! uyan, aklını başına al.
Bediüzzaman Said Nursi.22 Ocak 2011: 19:32 #784835Anonim
[IMG]http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTcuNPAkUjT8sbwFZJjHKUZJpC48A5x83tgL03o_AJd6pmq3bPQ[/IMG]
Her bir bostan, “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.
Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübârek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzâk nâmına en latîf, en nazîf, âb-ı hayat gibi bir gıdâyı takdim ediyorlar.
Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert olan taş ve toprağı deler, geçer. “Allah nâmına, Rahmân nâmına” der; her şey ona musahhar olur.
22 Ocak 2011: 19:42 #784837Anonim

Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd olursun.
Her kim kendisini Allah’a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah’a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah’a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin Ondan olduğunu ve Ona rücu edeceğini bilmekle olur.
Allah’a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.
Madem her yer misafirhanedir. Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.24 Ocak 2011: 13:29 #735362Anonim
24 Ocak 2011: 13:36 #735364Anonim
bende burayı arıyordum bi türlü bulamadım ohh sevindim yaa Allah razı olsun…
24 Ocak 2011: 17:34 #735355Anonim
[IMG]http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRZrc2qBXG3Rwuz6vLwbulAxexhpPPvKyfPCXDFnWwLmtcXPEVk6A[/IMG]
Evet, şu seyyareler, kumandanları olan güneşin dairesinden çıkıyorlar, sabit yıldızlar dairesine girerek semâda yeni yeni nakışları ve san’atları gösteriyorlar. Bazen kendileri gibi parlak bir yıldıza omuz omuza verir, güzel bir vaziyet gösteriyorlar. Bazen küçük yıldızlar içine girip bir kumandan suretini gösteriyorlar. Hususuyla bu mevsimde, akşamdan sonra, ufukta Zühre yıldızı ve fecirden evvel diğer parlak bir arkadaşı, gayet şirin ve güzel bir vaziyet gösteriyorlar. Sonra, vazife-i teftişiyelerini ve nakş-ı san’atta mekiklik hizmetini ifadan sonra yine dönüp, sultanları olan güneşin şâşaalı dairesine girip gizleniyorlar. Şimdi, şu hunnes, künnes tabir edilen seyyarelerle şu zeminimizi kâinat fezasında birer gemi, birer tayyare suretinde kemâl-i intizamla döndüren ve seyr ü seyahat ettiren Zâtın haşmet-i rububiyetini ve şâşaa-i saltanat-ı ulûhiyetini güneş gibi parlaklığıyla gösteriyorlar.24 Ocak 2011: 17:40 #735356Anonim
[IMG]http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcT-wADTuD9LIU4nzk9XTcBWJcDC0QTZ58IMVOgjP-CL2-fxMhz-[/IMG]
bahar mevsiminde birkaç gün zarfında nev-i beşerin umumundan bin derece ziyâde olan umum ağaçların bütün yaprakları evvelki baharın aynı gibi birden mükemmel bir sûrette inşâları ve yine umum ağaçların umum çiçekleri ve meyveleri ve yaprakları, geçmiş baharın mahsülâtı gibi, berk gibi bir süratle icadları; hem o baharın mebdeleri olan hadsiz tohumcukların, çekirdeklerin, köklerin birden beraber intibahları ve inkişafları ve ihyâları; hem, kemiklerden ibâret olarak ayakta duran emvât gibi bütün ağaçların cenazeleri bir emirle def’aten “ba’sü ba’de’l-mevt”e mazhariyetleri ve neşirleri; hem, küçücük hayvan tâifelerinin hadsiz efradlarının gayet derecede san’atlı bir sûrette ihyâları; hem, bilhassa sinekler kabîlelerinin haşirleri ve bilhassa dâimâ yüzünü, gözünü, kanadını temizlemekle bize abdesti ve nezâfeti ihtar eden ve yüzümüzü okşayan gözümüz önündeki kabîlenin bir senede neşrolan efrâdı, benîâdem’in Âdem zamanından beri gelen umum efrâdından fazla olduğu halde, her baharda sâir kabîleler ile beraber birkaç gün zarfında inşâları ve ihyâları, haşirleri, elbette kıyâmette ecsâd-ı insaniyenin inşâsına bir misâl değil, belki binler misâldirler.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.







