• Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 211 ile 225 arası (toplam 613)
  • Yazar
    Yazılar
  • #808591
    Anonim

      İmân ve İmtihân

      Zâlimler, îmânlarını suç sayarak Ashâb-ı Uhdûd’u hendeklerde yakıyorlardı.

      O sâdık mü’minler, buna rağmen inançlarından vazgeçmediler ve dâvâları uğruna korkusuzca ölüme giderek îmânlarının bedelini Hakk Teâlâ’ya minnetle ödediler.

      Böylece Allâh Teâlâ da, onları seçkin ve sâlih kulları arasına dâhil eyledi. Ashâb-ı Karye’den Habîb-i Neccâr, îmânı ve irşâdı dolayısıyla taşlanarak katledilmişti. Fakat son ânında ilâhî lutuflar kendisine gösterildi de o, kavminin gafletine acıyarak: “Keşke kavmim bunu bilseydi!..” (Yâsîn, 26) dedi.

      Zîrâ kendisine, taşlanmasının karşılığında sonsuz bir seâdet bahşedilmişti.

      Yine hıristiyanlığın ilk yayıldığı dönemlerde Romalılar, Yunanlılar ve putperestlerle birleşip ehl-i îmânı sirklerde hayvanlara parçalatıyorlardı. Ancak gerçek îmân sâhibleri, bu zulme…

      Allâh indindeki yüce mükâfâtı tercîh ederek îmânlarının bedelini arslanların ağızlarında parçalanmak sûretiyle ödediler ve ebedî kazanca nâil oldular.

      İlk müslümanlar da, Mekke devrinde hicrete kadar onüç sene îmânlarının bedellerini ödediler. Açlık, zulüm, Habeşistan hicretleri gibi birçok meşakkatler, hep bir îmân bedelinin mukâbili idi. Nihâyet Medîne gibi her bakımdan İslâm’ın kalbi olan bereketli bir belde ile ulvî bir İslâm hayâtına nâil oldular. Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-‘in Tâif’de çektiği sıkıntı, cefâ ve elemler de, O’nu, hiçbir peygambere nasîb olmayan Mi’râc nîmetine kavuşturmuştur.

      Diğer taraftan dînî hayâtı himâyesine almış olan Allâh -celle celâlühû-, kudret ve azametine rağmen ehl-i îmâna yapılan dînsizlik muamelelerini de hiçbir zaman cezâsız bırakmamıştır.

      #808592
      Anonim

        İmân ve İmtihân

        Târîh, îmân ve ahlâk yolundan çıkan azgınlara tatbîk olunan azâblar, ilâhî gazablarla doludur.

        Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin kibirli ve zâlim insanları; peygamberlerle mücâdele eden, kendisinin tanrı olduğunu iddiâ eden ve sonunda bir avuç suda helâk olan

        Firavun; bir sineğin mağlûb ettiği

        Nemrûd; yaşayışları hayvanlardan daha aşağı olan ahlâksız Lût kavmi ve birçok benzerleri, zulümlerine ve isyânlarına bürünerek dünyâdan gelip geçtiler.

        Onların arkasından semâlar ağlamadı. Gözler yaşarmadı. Gönüller sızlamadı.

        Bilâkis mazlûmlarının âhları ve bedduâları ile onlar, târihin çöplüğünde yok olup gittiler.

        Saltanat sürdükleri yerleri, şimdi baykuşlar ve köpekler şenlendiriyor.

        Küfür, isyân, zulüm ve haksızlık târihi, ilâhî intikâmın dehşetli örnekleri ile doludur.

        Allâh’a ve peygamberlerin gösterdiği yola muhâlefet ve isyân edip inananlara zulmedenlerin, er-geç ilâhî kudretin acı azâbı ve çetin tecellîleri ile karşılaşmaları, kaçınılmaz bir mecbûriyet ve değişmez ilâhî bir kânûndur.

        Hayatta en çok korkulan ve ilâhî bir tehdîd olan hâdiseler; tûfânlar, kasırgalar, zelzeleler, kıtlık, azab dolu ateş bulutları, düşman işgalleri ve sârî hastalıklar, ilâhî gazap dolu tecellîlerdir.

        “Tabiat olayları” olarak görülen bu tip vak?alar, gelişi-güzel olmayıp birçok sebep ve hikmetlere bağlıdır.

        Bu tip acı hâdiseler, insanların isyanları ve günâhları sebebiyle meydana gelir. Ve ilâhî nizâmın felâketleri, tahakkuk safhasına girer.

        #808593
        Anonim

          İmân ve İmtihân (devamı)

          Allâh -celle celâlühû-, -hâşâ- zâlim değildir. Fakat bu felâketlerin, kulların hak etmesiyle zuhûr ettiği bir gerçektir.

          Cenâb-ı Hakk, bu hakîkati âyet-i kerîmede şöyle bildirir: “Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir…” (eş-Şûrâ, 30) Dolayısıyla ilâhî nizâma ve kudsî esaslara karşı koyanların, ilâhî intikâmın acı tatbîkâtı ile karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bütün fizikî hâdiselerin içinde binbir türlü esrâr gizlidir.

          Bu esrâr, peygamberlere ve ehl-i kalbe ayândır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususdaki beyanlardan birkaç örnek şöyledir:

          “Biz refâhından şımarmış nice memleketleri helâk etmişizdir. İşte, onların kendilerinden sonra pek az iskân görmüş harâbeleri!..

          Biz onların (hepsinin) vârisi olduk…” (el-Kasas, 58) “İşte bak, zâlimlerin sonu nasılmış?!.” (el-Kasas, 40) “Onlardan önce, kendilerinden kuvvetçe pek üstün nice nesiller helâk ettik; beldelerde oyuklar (sığınaklar) tuttular, kaçacak delik aradılar; kurtulabildiler mi?

          Bu hususda, kalbi olan veya hazır bulunup kulak veren kimselere mev’izalar, ibretler vardır…” (Kâf, 36-37) “Sonra onların ardından başka nesiller getirdik…” (el-Mü’minûn, 42)

          #808587
          Anonim

            İmân ve İmtihân (devamı)

            “Zâlim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücûda getirdik…” (el-Enbiyâ, 11)

            “Şüphesiz O’nun yakalaması, pek elem vericidir, pek çetindir!” (Hûd, 102)

            “Andolsun ki, civârınızdaki memleketlerden nicelerini helâk ettik.. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri (böyle) tekrar tekrar açıklıyoruz!.” (el-Ahkâf, 27)

            “Andolsun ki biz, sizin benzerlerinizi helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mu? (Nerde kendine gelen?)” (el-Kamer, 51)

            Allâhımız; Nemrûd’un ateşlerini, Hazret-i İbrâhim îmânı ile gülistâna çeviren, Fir’avn’ın saltanatını Hazret-i Mûsâ asâsı ile altüst eden, Kâbe’yi yıkmaya kalkışan Ebrehe ordularının fillerini ve askerlerini küçük kuş ordularına çiğneterek Mekke’nin civârını fil mezarlığına çeviren ve benzerî azgın kavimleri altüst eden ve

            Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-i, “melek, rüzgâr, korku” gibi görünmez askerlerle te’yîd ederek O’na zafer ufukları açan, kahredici bir kudret sâhibidir.

            Dolayısıyla îmân ve İslâm’a karşı bayrak açan her âsî, kahr-ı ilâhînin azametli pençesinde helâk olmaya mahkûm olmuş demektir.

            #808588
            Anonim

              İmân ve İmtihân (devamı)

              Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerîm’de buyurur:

              “… Yerin göğün hazîneleri Allâh’a âiddir. Fakat münâfıklar bunu anlamazlar.” (el-Münâfikûn, 7)

              Bu itibarla mü’minlerin, binbir çileli hâdise ile imtihân geçirirlerken İslâmî teâhhüdlerine, dînî râbıtalarına ve ahlâkî güzelliklerine dikkatle îtinâ etmeleri îcâb eder.

              Bunun aksine, değişen hayât telâkkîleri karşısında ve menfaat mukâbilinde îmân cevherini yaz-boz tahtası hâline getirmek, îmânî tehlike ile karşı karşıya gelmektir.

              Bu husûsda Cenâb-ı Hakk’ın îkâzı çok şiddetlidir:

              “Onlar ki îmân ettiler, sonra inkâr ettiler; daha sonra yine îmân ettiler, yine inkâr ettiler; sonra inkârları arttı; işte Allâh, onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir.”

              “(Ey Rasûlüm!) Acı bir azâbın onlar için olduğunu münâfıklara müjdele!”

              “Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost tutuyorlar. Onların yanında (şeref ve) izzet mi arıyorlar? (De ki Bütün (şeref ve) izzet (ler) tamâmen Allâh’a âiddir.” (en-Nisâ, 137-139)

              Unutmamalıdır ki insan, hayât ve ölüm kanunlarına tâbîdir.

              Yaşatan ve öldüren Allâh Teâlâ’nın verdiği makâm ve mevkî karşısında Allâh’dan gâfil olarak îmânı koruyamamak ne müthiş bir ahmaklık ve hüsrândır.

              #808523
              Anonim

                İmân ve İmtihân (devamı)

                İnsanda göz, kulak, el, ayak, söz, şuûr, vicdân gibi maddî ve mânevî techîzât, öncelikle fıtrî gâyeye mebnî olarak, yâni kulu ilâhî hakîkate mazhar kılmak için verilmiş Rabbin yüce ihsânlarıdır.

                Göz, âfâkî hak parıltılarını görmek; kulak, ilâhî irşâd seslerini duymak; el, hayırlara mecrâ olmak; ayak, hasenâta ve hizmete seferber olmak; söz, gönül akışlarını dile getirmek ve ilâhî kelimeleri okuyup kalbin zikrullâh ile itmi’nâna ermesini sağlamak; şuûr, dış âlemdeki kudret akışlarını idrâk etmek; vicdân, iç âlemdeki kudsî parıltıları, rûhânî temasları derlemek için verilmiştir.

                Bu nûrânî teşkilâtı, fısk u fücûrda kullanmak, fıtrî gâyeye ihânet, yaradanına isyândır. Bunları yerli yerinde kullanmak da fıtrata dönmek, kalbini rûhânî hayâtla gıdâlandırmaktır.

                Dîni himâyesi altına almış olan Allâh -celle celâlühû-‘nun, kudret ve azameti karşısında müslümanlara ve Kur’ân’a tasallut teşebbüslerinde bulunanların er-geç ilâhî intikâma dûçâr olacakları muhakkaktır.

                #808524
                Anonim

                  İmân ve İmtihân (devamı)

                  Sînelerde zehirli bir yılan gibi çöreklenen, zaman zaman da iz’aç halkaları ile kımıldayan zehirli ağızların ve şuûrsuz kalemlerin temiz dindarları ne kadar rencide ettiği mâlûmdur.

                  Şunu iyi bilmek îcâb eder ki, fıtrî asâleti bozmak, Allâh’ın yarattığını değiştirmek imkâsızdır.

                  Dînsizlik, ne kadar zulümle yaygınlaştırılmaya çalışılsa da, dînin, rûhî ve vicdânî derinliklere yerleştirilmiş ulvî köklerinin yeşermesine mânî olunamaz. Kulun, Rabbine yakınlaşmak ihtiyâcı durdurulamaz.

                  Yaradılışdaki bu ulvî neş’eler önlenemez. Çünkü ilâhî kudret, dîn ihtiyâcı ve Rabbe yakınlaşmayı sünnetullâh olarak takdîr buyurmuştur.

                  “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır dök! Ayaklarımızı (dîninde ihlâs üzere) sâbit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!..” (el-Bakara, 250)

                  “Ey Rabbimiz! Bize, rasûllerine va’dettiğini lutfeyle; kıyâmet günü bizleri rezîl ve perîşân eyleme!..” (Âl-i İmrân,…

                  http://www.gonuldunyamiz.com

                  #808525
                  Anonim

                    İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                    Müminin sürekli olarak ilahi müşahade altında olduğunu idrak etmesi ve bu halin kalpte sabitleşmesi demek olan ihsan, aynı zamanda herhangi bir iş ve davranışın en mükemmel ölçüler dâhilinde îfâ edilmesidir.

                    İlahi rahmete tevdî edilişinin üçüncü sene-i devriyesini idrâk ettiğimiz Mûsâ Efendi -kuddise sirruh- hazretlerinin hayat tarzı ve uslûbu, beşerî münasebet ve davranışları açısından da müstesna bir nezâket, zerâfet ve letâfet misalleriyle doluydu.

                    Yani, onun hayatı kısaca “ihsan” kıvamındaydı.

                    O derecede ki, latîfe yaparken bile, Allah’ın müşâhedesi altında bulunduğu husûsundaki idrâk ve dikkatini za’fa uğratmama gayreti içinde olurdu.

                    Onun bu güzel hâli, etrafındakilere hep ihsan duygusunu hatırlatırdı.

                    O büyük zât, “imandan ihsana” doğru olan uslûb ve muhtevâyı, bütün davranış ve sözlerinde en kâmil bir sûrette gerçekleştirme azmi içindeydi.

                    #764962
                    Anonim

                      İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                      Onun nezih hayatı, bu davranış zerafet ve mükemmelliğinin zamanımızdaki en kâmil örneklerinden biriydi. O daimâ, hâl ve kâl itibariyle, kesintisiz ışık saçan ve ısıtan bir güneş gibi etrafına bu telkînin feyz ve bereketini yayardı.

                      Kendisiyle az-çok vicâhî veya gıyâbî, yâni yakından ve uzaktan münâsebeti olan herkesin feyiz mecrâı olan o Hak dostu, kâinatta, ilâhî nizamın icabı olan ahengin bozulmasından rencide olurdu.

                      Görebildiği her yanlış ve eksikliği gidermek husûsunda derin bir dikkat ve hassasiyetle hareket ederdi.

                      Mesela, en basitinden, duvardaki bir levhanın eğri durmasından veya bir seccadenin rastgele serilmesinden bile rahatsız olurdu.

                      Ya onu birisine düzelttirir veya bizzat kendi elleriyle düzeltirlerdi.

                      Bir mecliste veya sohbette, odanın intizamsız olması, gelenlerin gelişigüzel oturması veya kapı eşiğinde birikmeleri onun dikkatinden uzak kalmaz, zevk-i selîmini rahatsız ederdi.

                      Hak dostlarının davranış mükemmellik ve zerafetini şu âyet-i kerîmeler ne kadar güzel sergiler:

                      “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüyünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara lâf attığında (incinmez ve incitmezler, sadece) «selâm» derler.”

                      “Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyama durarak geçirirler.” (Furkân, 63-64)

                      #764834
                      Anonim

                        İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                        Bu âyet-i kerîmeler ve bunların ardından gelen diğer âyet-i kerîmelerde Cenâb-ı Hak, sâlih mü’minlerin husûsiyetlerini sekiz sıfatla özetlemektedir:

                        1. Yeryüzünde yürüyüşleri ve hareket tarzları mülâyimdir; gurur ve kibirden uzak, tevâzu ve vakar içindedir. Câhiller kendilerine çatsalar dahî selâmetle neticelenecek söz söylerler. Etraflarına hesaplı, merhametli ve mütehammil olarak güven ve huzur verirler. (Furkân, 63)

                        2. Geceleri ibadetle ihyâ ederler. Yatışları ve kalkışları hep Allâh için olur. (Furkân, 64)

                        3. Şöyle duâ ederler: «Ey Rabbimiz! Bizlerden cehennem azâbını defet! Çünkü onun azâbı geçici bir şey değildir.» (Furkân, 65)

                        4. Harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar. (Furkân, 67)

                        5. Allâh’tan başka bir ilâha yalvarmazlar. Allâh’ın harâm kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zinâ etmezler. (Furkân, 68)

                        6. Yalan yere şahitlik etmezler; boş bir şeye rastladıkları vakit vakar ile (oradan) geçip giderler. (Furkân, 72)

                        #764835
                        Anonim

                          İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                          7. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında, kör ve sağır, yâni duygusuz davranmazlar. (Furkân, 73)

                          8. Cenâb-ı Hakk’a: «Ey Rabbimiz! Gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler ihsan et ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl.» diye niyazda bulunarak; âile hayatlarının ve nesillerinin dünya ve âhirette yüz ağartacak bir îmân, irfan ve ahlâk içerisinde olmasını, yetişip olgunlaşmasını talep ederler ve kendileri için de arzuları takvâda en önde bulunmaktan ibaret olur. (Furkân, 74)

                          Cenâb-ı Hak böyle sâlih mü’minlerin nâil olacağı ebedî neticeyi şöyle bildirir:

                          “İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükâfatlandırılacaklar, orada hürmet ve selâmla karşılanacaklardır.” (Furkân, 75)

                          Kalb, işte bu hâle, yâni musaffâ bir hâle gelebilmesi için tasfiye edile edile, beşerî ve tasavvufî temrinlere ilâve olan Allâh’ın lutf u keremiyle, yolun nihâyetinde öyle bir hâle gelir ki, sâhibini sûreten insan bırakmakla berâber, sîreten âdetâ melekiyet derecesine yükseltir.

                          Bu durumda olanlardan bâzıları, fezâdaki sonsuz yıldızlardan herhangi biri gibi, kendi âlemlerinde ve dışa karşı tam bir gizlilik içinde yaşarlar.

                          Böyleleri bilinemez. Nitekim bir hadîs-i kudsî olduğu rivâyet edilen:

                          “Velîlerim kubbelerim altındadır. Onları benden başkası bilemez.” (Abdurrahman Câmî, Nefahâtü’l-Üns, s. 45) şeklindeki beyan da bu zümre hakkındadır.

                          Hak dostlarının bâzıları ise uhdelerine tevdî olunan irşâdî vazîfeler dolayısıyla -belli ölçüde- bilinirler ve kendi zamanlarından geleceğe doğru bir hidâyet meş’alesi olarak, beşerî hayatta hizmetlerini devâm ettirmek üzere bekâ sırrından nasip alırlar.

                          Hâdiselerin arkasında bulunan sır, hikmet ve murâd-ı ilâhîyi kavrarlar.

                          Bundan dolayı hikmete vukûfiyetin huzûr ve sükûnu içinde yaşarlar. Onlar telâş ve endîşe gibi birçok beşerî zaaftan korunmuşlardır.

                          #764836
                          Anonim

                            İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                            Onlar için artık “abes” yoktur. “Yaratılmışı hoş gör Yaratan’dan ötürü.” ölçüsüyle başlayan mânevî terakkîde, hikmete îtibâr ile âlemin kâffesini ibret, muhabbet ve hayret hisleriyle dolu olarak seyre başlarlar.

                            İşte bütün bu güzel ve ulvî hâlleri ve sıfatları kendisinde ömür boyu seyrettiğimiz Musa Efendi’nin davranışlarındaki nezâket ve zarâfet mükemmelliğinin bir tezâhürü de, günlük hayatın akışı içinde,

                            Rabbimizin her mahlûkuna merhamet ve muhabbetle nazar etmesiydi.

                            O derecede ki, civârında barınan kedileri ve hattâ bahçesi üzerinden uçan güvercinleri, ikram ve ihsânıyla, bu engin merhametinden nasiplendirirdi.

                            Biz de “tahdîs-i nîmet” kabîlinden zikredelim ki, üzerimizdeki fikrî ve fiilî nimetin gerçek müessirlerinden olan o Hak dostunun, hayatına hâkim bir davranış üslûbu

                            mahiyetindeki “imandan ihsana” mefhumunu, son eserimiz olan “Tasavvuf”un serlevhasına yerleştirerek, onu “İmandan İhsâna Tasavvuf” adıyla adlandırmış bulunmaktayız.

                            Bu vesileyle, o Allah dostunu, bütün sevenleri ve talebeleri adına, burada en derin hürmet, muhabbet ve kalbî duâ ve minnettarlığımızla yâd etmek ihtiyacını hissediyoruz.

                            Okuyucularımızdan, kendilerine Fâtihâlar lutfetmelerini istirham ederiz…

                            Merhum Musa Efendi’nin talebelerine yazmış olduğu mektuplardaki nasihatlerinden bir demet sunuyoruz. Okuyucularımızdan Fatihalar Lutfetmeleri Dileğiyle..

                            Bir müminin gönül âlemi ve kemâli, davranışlarında sergilenir. Bu güzelliklerin en başta gelenlerinden birkaçı şöyledir:

                            Dâimî olarak alçak gönüllü olması,

                            zamanlarının ve nefeslerinin kıymetini bilip israf etmemesi,

                            Allâh’ın kullarını sevip onlarla çekişmemesi

                            muhatablarına dinî seviyesine göre muâmele etmesi

                            kabahat örtücü olması, haram ve helâle dikkat etmesi ve herkesin küçük gördüğü masiyetleri dahi büyük görmesidir.

                            Zîrâ günahını küçük gören -hâşâ- Cenâb-ı Hakk’ın emrini küçük görmüş olur.

                            #764822
                            Anonim

                              İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                              Mevlâmızın rızası yolunda, seher vakitlerini namaz, zikir ve duâlarla zînetlendirelim.

                              Başta âile efrâdımızın ve aile büyüklerimizin hizmetinde bulunalım. Dünyacılarla, yâni gaflete dalanlarla ülfeti azaltıp, salihlerle oturup kalkalım.

                              Diğer akrabalarımız ile muhtaçların hizmetinde olup, gerek lisânen gerek maddeten yardımda bulunalım.

                              En önemlisi haram ve helâle titizlik gösterelim. Ayrıca çarşı-pazar işlerinde de dikkatli davranalım ki, kulluktan fire vermiş olmayalım.

                              Bütün hatâlar, nisyanlar, bocalamalar; zikirden gâfil olduğumuz, yâni Rabbimizi unuttuğumuz anlarda husûle gelir.

                              Zikrin mânevî hâlini devam ettirenlerde dünyâ kederi, üzüntüsü, hattâ lüzûmundan fazla dünyevî neş’e dahî bulunmaz. Dâimî huzur, sehâvet ve mahlukata şefkatli olmak, o boşluğun yerini doldurur.

                              Yani sevgi, daimâ sevgi… Allâh Teâlâ Hazretleri, kendisini seven kulunu muhabbet deryasına daldırır.

                              Artık o kimse Cenâb-ı Hakk’ın…sevdirdiği nispette sevilmeye lâyık olanları sever.

                              #764656
                              Anonim

                                İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                                Bir insan mensub olduğu cemiyete, rıza-yı ilâhî için güzelce hizmet etmeyi pek kıymetli bir vazife bilmelidir.

                                Bir cemiyetin hayatına, intizamına, refahına hizmet eden kimse, o cemiyet arasında pek kıymetli bir varlık sahibi demektir.

                                Binaenaleyh onun ecir ve mükâfâtı da o nisbette büyüktür.

                                Hadis-i şerifte:

                                “Bir kavme hizmet eden kimse, (ecir ve mükâfâta nâiliyet itibâriyle) onların en büyüğüdür” (Deylemî, Müsned, II, 324) buyurulmaktadır.

                                Birçok kimseler, ibâdet ve taata çokça yöneldikleri hâlde, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatı olan “settâru’l-uyûb”, yâni ayıpları örtücülük ve kusurları affedicilik hasletine lâkayd kalıyorlar.

                                Bu sebeple de tam istenildiği gibi terakkî edemiyorlar.

                                Halbuki bağışlamak ve kusur örtmek, güzel ahlâkın en ehemmiyetlilerinden biridir.

                                Allâh Teâlâ biz kullarının sayısız kusur ve hatalarını örtüp affettiği gibi, biz de affedici olmalıyız.

                                Zirâ Allâh sevgisine sâhip olanlar, affetmeyi bilirler.

                                Affedelim ki inşâallâh affolunuruz.

                                #808434
                                Anonim

                                  İmandan İhsana Musa Efendi (k.s.)

                                  Bütün hüner, bu dünya hengâmesinde ve binbir türlü meşgale içinde Hak’la beraber olabilmektir.

                                  Bu öyle hoş bir hâldir ki, Cenâb-ı Hakk’ın kuluna bir atiyyesi, yâni hediyesidir.

                                  Bu pek ulvî vazifeyi teemmül edebilirsek, dünyanın gel-geç oyuncaklarına aldanmaktan da kurtuluruz.

                                  Cenâb-ı Hakk’ın, bir kuluna en büyük nîmetlerinden biri, o kuluna aczini bildirmesidir.

                                  Bu mâneviyat yolunda kazandığım belki de en büyük nîmet, hatâlarımı görmem oldu.

                                  Rabbime karşı müflisliğimi idrâk ettim.

                                  Böylece kimsenin hatâsını görmeye ve onunla uğraşmaya tâkatim kalmadı.

                                  Hamdolsun, bütün bunların şükrü içindeyim…”

                                  * * * * *

                                  Bütün bu muhabbet, merhamet ve istikamet dolu ikaz ve nasihatler, onun “ihsan” kıvamındaki hayatından bizlere akseden feyz damlacıklarıdır.

                                  Rahmetullâhi…

                                  http://www.gonuldunyamiz.com

                                15 yazı görüntüleniyor - 211 ile 225 arası (toplam 613)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.