• Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 376 ile 390 arası (toplam 613)
  • Yazar
    Yazılar
  • #809368
    Anonim

      VARLIK DUVARI —

      Susuzluktan yanan derviş cevap verdi ve dedi ki:

      “- Ey su! Bu atıştan bana iki fayda vardır. Onun için bu san’attan, yani tuğla atmaktan vazgeçmem. Birinci fayda:

      “Su sesini dinlemektir ki o, susamışlara mûsikî nağmeleri gibi gelir.”

      “Yine o su sesi, ölüye, sesi ile tekrar diriliş imkanı veren İsrafil (a.s.)’ın sûru gibidir.”

      “Yine o ses, bahar mevsiminde nisan ayının bereketli yağmurları gibidir. Bağlar ve bahçeler, o semanın gözyaşlarıyla hasret giderir; hayat bulur ve nakışlanır.”

      “Yine o ses, yoklukta kıvranan muhtac ve garîbe zekat infak edilmeye bir davet sesidir.”

      “Yine o ses, Yemen’den Allah Rasûlü (s.a.)’ne gelen nefes-i rahmanî gibidir.”

      #809369
      Anonim

        VARLIK DUVARI

        Rasûlullah (s.a.), Veysel Karanî için:

        “Ben Yemen’den gelen nefes-i rahmanî’yi duyuyorum.” buyurmuştur.

        “Yine o ses, huzûr-i ilahîden mücrimlere gelen Allah Rasûlü (s.a.)’nün şefaat rayihasıdır.”

        “Yine o ses, zayıflamış Ya’kûb’ün rûhuna gelen güzel ve latîf Yûsuf’un kokusudur.”

        “Yine o ses, Medîne-i Münevvere’deki Kubbe-i Hadra’nın minarelerinden aşıklara akseden bad-ı saba gibidir.”

        “Yine o ses, perişan, bîtab ve bîkes Mecnûn’a gelen Leyla’nın huzur meltemidir.”

        “Yine o ses, muzdaribe ve yetime gönülde açılan sıcak bir kucaktır.”

        MESNEVİ:

        “Ey şuurlu kimse! Yüksek bir duvardaki tuğlaların azalmasından şüphesiz duvar alçalır.”

        “Duvarın alçalması, suya yakınlık hasıl eder. O tuğlaların duvardan ayrılması, vuslat dermanı olur.”

        “Allah (c.c.)’a secde etmek, o yapışık tuğlaları koparmakla olur ki, kurbiyyeti (AIlah’a yakınlığı) mûcib olur. Kur’ân-ı Kerîm’de:

        “Secde et ve yaklaş!” Duyurulmuştur. “

        “Bu varlık duvarı yüksek bulundukça, bu başı eğmeye, yani secde etmeye manî olur!”

        “Bu toprak vücudun arzularından kurtulmadıkça, eğilip ab-ı hayat sahibine secde etmek ve o manevî deryâ suyundan doya doya içmek imkansız olur.”

        #809370
        Anonim

          VARLIK DUVARI

          “Duvarın üstünde kim daha ziyade susamış ise, duvarın taşını ve tuğlasını o daha çabuk koparır.”

          “Suyun sesine her kim daha ziyade aşık ise, ona hicab ve mani olan varlık duvarından daha büyük parçalar kopartır.”

          “O kimse suyun sesine mest olur. Suyun çıkardığı sesden başka ses işitmez.”

          “Ne mutlu o kimseye ki, günlerini ganimet bilir de, borcunu, bir an evvel eda etmeye gayret eder.”

          Şeyh Sadî insanı;

          “Bir kaç damla kan, bin bir türlü endişe…” diye ta’rif eder.

          Hikayede deryâya kavuşmaya set olan duvar, insanın nefsi arzuları ve hakîkate ermeye mani olan Dünyâya ait, bitmez, tükenmez, nihayeti olmayan arzular, hassaten “ben”liktir.

          Deryâ ise, ilahî muhabbet ve ma’rifet (Allah’ı bilmek) tir.

          #809371
          Anonim

            VARLIK DUVARI

            Kalbi, ilahî muhabbete teşne insanlar, o deryâya varabilmenin ömür boyu iştiyak ve iştihası içindedirler.

            O muhabbet ve ma’rifet deryâsından gelen her ses ve nefes, onları sonsuz lezzetlere gark ederek yüksek bir Hakk yolculuğuna hazırlar.

            İlahî muhabbetlerle duygulanan insan için bu cihan, idrak ve şuura sunulan bir hikmet aynasıdır,

            İnsan, maddesi ile değil, mânâsı ile mükerrem olduğu için, kulluğun kemaline rûhunun derinliği kadar erişebilir.

            Kur’an-ı Kerîm’de tekrim edilen vasıf da budur.

            İlahî muhabbet ve uhrevî lezzetlerden mahrum, türlü eğlence ve çılgınlıklarla, hayvanî bir yaşayış ile geçen bir dünya günün hayırlı bir ölüm akşamı getirmeyeceği ma’lümdur.

            Bu karanlık gecenin mes’ud bir şafağı sökmeyeceği de tabîidir.

            İlahî ibret sahneleri ve hadiseleri karşısında alık ve abus kalmak, gayesiz erimek, ölümün mechul ızdırapları içinde kaybolmak, insan şeref ve haysiyeti adına ne acıdır!..

            Nefsani Dünya hayatının pembelikleri, akıbet solgunluğu; kahkahaları ise, cehennem çatırtıları ile doludur.

            Hadis-i Şerifte-

            “Sakın ölüler ile oturmayınız!” buyurulur.

            Ashab sorar:

            “- Ey Allah’ın Rasûlü (s.a.), ölüler kimdir?”

            Allah Rasûlü (s.a.):

            “- Ölüler, Dünyaya dalanlardır…” buyurur.

            #809372
            Anonim

              VARLIK DUVARI

              Bir kimse, ölülerden farkı olmayan gafillerle ihtilat ederse, onlardaki ölüm zehirini farkında olmadan içer.

              Bu te’sir ile onun kalbi de ölü kalplerden olur.

              Tek çare, manevî dirilerle beraber olmak.. Onlardan uzak kalındığında, inceliklerine dalarak, gönülle Kur’an-ı Kerîm okumak…

              Hadîs-i Şerifte:

              “Allah (c.c.)’la konuşmak isteyen Kur’an-ı Kerîm okusun!” buyuruluyor.

              Kur’an-ı Kerîm ile istikametlenen kimse, Kur’an ve Allah Rasûlü (s.a.)’nün ahlakı ile ahlaklanır.

              Kur’an-ı Kerîm’deki peygamber kıssaları ile arasında bir münasebet ve aşinalık husûle gelir.

              O rûhaniyetten gönlüne, feyz yağmurları in’ikas eder.

              #809373
              Anonim

                VARLIK DUVARI

                Rivayette Hz. Cabir (r.a.) anlatıyor.

                “Allah Rasûlü (s.a.)’nün kapısına gittim. Kapıyı çaldım.

                “- Kim o?” buyurdular.

                “- Ben!” cevabını verdim.

                Allah Rasûlü (s.a.), “ben” lafzını kullanmama razı olmadılar.

                Çünkü, “ben”de kibir ve azamet vardır.”

                Mevlana (k.s.) bu kıssayı şu şekilde anlatır:

                “Kapıyı çaldım. “Benim!” deyince, yar:

                “- Git!, senin için içeriye girme zamanı değildir!.

                Böyle manevî ni’metler sahasında ham rûhlara yer yoktur!.” dedi.”

                #809374
                Anonim

                  VARLIK DUVARI

                  ” O zavallı kapıdan döndü. Ve bir sene seferde bulunup yarin firak ve iştiyak kıvılcımı ile tutuştu, yandı.”

                  “O yanık aşık pişkinleşti ve geri döndü. Tekrar yarin hanesi tarafına geldi.”

                  “Dudağından terbiyesizce bir söz fırlamasın diye binbir endişe, korku ve edeb ile kapının halkasına vurdu.”

                  “Yari:

                  “- Kapıda olan kimdir?” diye seslenince;

                  “- Ey gönlümü almış olan!.. Kapıdaki de “sen”sin…” cevabını verdi.”

                  “Yari de:

                  “- Madem ki şimdi benim gibisin; Ey benden ibaret olan!.. İçeri gir!..

                  Ev içine iki “ben” sığmaz.” dedi.”

                  #809375
                  Anonim

                    VARLIK DUVARI

                    Yine Mevlânâ (k.s.);

                    “Her kim ki, Hakk kapısında “ben” ve “biz” diyecek olursa, o kimse “La!” (Yani red) vadisinde dönüp dolaşıyor demektir. Öyle olanlar, dost kapısından alınmaz.”

                    Nasıl, bir buğday tohumu, nihayetinde ekmek olup bir canlının bünyesine girer, girdiği canlının bir parçası olursa;

                    Nasıl, bir sürme taşı, dövülüp toz edilerek göze çekilince, taşlığı ortadan kalkar, göze görüş verir, gözde kuvvet yerine geçerse;

                    Nasıl, bir ırmak, deryâya kavuşunca onun ırmaklığı son bulur, deryânın bünyesine girer, deryânın bir cüz’ü olursa;

                    Bir kimse de, bir veli kulun rûhaniyet, feyz ve nazarına nail olursa, onun rûhunda kemal ve irfan başlar. Kendi gönlü, hadisat, eşya ve mahlûkata karşı ölü iken dirilir.

                    #809376
                    Anonim

                      VARLIK DUVARI

                      Hz. Mevlânâ (k.s.) buyuruyor:

                      “Kendiliğinden (nefsi arzularından) kurtulup da bir zindenin (mürşid-i kamilin) gönlüne ülfet peyda eden kimse için ne mutlu!”

                      İnsan vicdanı da, cismanî bir hayat üzerinde değil, makamını ebediyyette bulacak bir muhabbet ve aşk üzerinde bulunmasını ihtar eder.

                      Kur’an-ı Kerîm muhabbeti, çorak gönlümüze bereketli nisan yağmurları gibi yağmadıkça, Muhammedi bir mevsimin zümrütlüğüne kavuşamayız.

                      Gönül bahçeleri, yağmura aşık toprak gibi amel-i salih yağmurları bekler. Yaradandan ötürü, yaratılanlara şefkat, merhamet hizmet ve muhabbet filizleri yeşerir.

                      #809378
                      Anonim

                        .

                        VARLIK DUVARI

                        İnsan, kainat kitabının hülasası, hilkatın nüsha-i kübrası haline gelir.

                        Rabbın, gören gözü, işiten kulağı olur.

                        Elinden, dilinden ve gönlünden ümmet istifade eder.

                        Mesnevî’de Hz. Ömer (r.a.) kıssası bu hali ne güzel aksettirir:

                        “Rum elçisi, Medîne-i Münevvere’ye siyasî bir görüşme için gelir.

                        Halife Hz. Ömer (r.a.)’ın sarayını sorar. Sorduğu kimseler:

                        “- Halîfe’nin köşkü yoktur. Onun parlak bir gönül sarayı vardır.

                        Kendisinin dünyaya ait yalnız, fakîrlerin ve gariblerin barındığı gibi bir kulübesi vardır.” derler.

                        devamı var

                        #809400
                        Anonim

                          VARLIK DUVARI

                          Rum elçisinin bu sözler üzerine denhşeti ve hayreti artar.

                          Yükünü, atını, hediyelerini başıbaş bırakır.

                          Hz. Ömer Farûk (r.a.)’ı aramaya koyulur. Her tarafta Halîfe’yi sorar.

                          Hayretle kendi kendine:

                          “Demek Dünyada böyle bir hükümdar var ki, aynı ruh gibi, etrafın nazarından gizli kalıyor!..” diye mırıldanır.

                          Halîfeye ram olmak için, onu aramaktadır:

                          Bir arap kadın:

                          “- İşte senin aradığın Halîfe, şu hurma ağacının altındadır!

                          Herkes yatakta, döşekte yatarken; O, bunların zıddı olan kumların üzerindedir!.

                          Git de, hurma ağacının gölgesinde yatan zıll-i ilahîyi (Hakk’ın gölgesini) gör!..”der.

                          #809401
                          Anonim

                            VARLIK DUVARI

                            Uyumakta olan Hz. Ömer (r.a.)’den elçiye heybet ve rûhuna hoş bir hal gelir.

                            Elçi, muhabbet ve heybed, birbirinin zıddı iki haslet olduğu halde, bu tezadın kendi rûhunda nasıl birleştiğine hayret eder. Elçi, kendi kendine;

                            “Ben imparator görmüş ve onların nezdinde takdir toplamış bir kimseyim!

                            Onlardan hiç bir heybet görmediğim halde, bu kişinin heybet ve muhabbeti şuurumu izale etti.”

                            “Bu Halîfe, silahsız, müdafaasız yerde yatıyor ve uyuyor.

                            Ben ise, karşısında bütün bedenim ile titriyorum! Bu hal nedir? Bu hal neyin nesidir?!.

                            Demek ki bu heybet, Hakk’ındır. Şu aba giyen kimsenin değildir!..” der.

                            #809402
                            Anonim

                              VARLIK DUVARI

                              Rum elçisi, böyle rûhî ihtilaçlar (çalkantılar) yaşarken Hz. Ömer (r.a.) uykudan uyanır.

                              Rum elçisi, Hz. Ömer (r.a.)’e ta’zim ile selam verir.

                              Halîfe selama mukabele eder.

                              Ondan sonra yüreği oynamış elçiyi can sarayına alır; huzura kavuşturur. Vîrane olmuş gönlünü ta’mîr eder.

                              Ona, ince, derin, esrarlı sözler söyler.

                              Elçi, hal ve makam müşahede eder.

                              Hz. Ömer (r.a )’a ağyar (yabancı) sûretinde gelen elçi, yar olur.

                              Bu sohbetin neşvesiyle elçi, kendinden geçer.

                              Hatırında ne elçilik, ne de bir haber verip almak kalır

                              #809403
                              Anonim

                                VARLIK DUVARI

                                Yine Mevlânâ (k.s.):

                                “Mürşid, kamil idi.

                                Talib, yani elçi ise, hakîkati idrake teşne ve iştahlı idi.”

                                “Mürşid, müridin istidatlı olduğunu görünce, onun pak olan kalbî zemînine, yine pak olan irfan ve tevhîd tohumunu eker.” buyurur.

                                Salih bir kimse, yüzünde parlayan salah nûrundan belli olur.

                                Çehresi, etrafa huzur hâli ve gönül hoşluğu saçar.

                                Fasık kimse de, yine çehresinin alametlerinden belli olur.

                                O da, kasvet ve karanlık saçar.

                                #809404
                                Anonim

                                  VARLIK DUVARI

                                  Arifin nazarı, İlahî hakikat ve hikmetlere teşne ve isti’datlı kalbi, bir mıknatıs gibi cazibesine alır.

                                  Arifin nazarının bu gücü de, silsile ile Allah Rasûlü (s.a.)’ne dayanır.

                                  Allah Rasûlü (s. a.), o derece kesafetten uzaklaşmış ve safvet kesbetmişti ki, mübarek bedeni de baştan ayağa kadar nûr-i ilahî kesilmişti.

                                  Ondan dolayı, zemîne gölgesi düşmedi.

                                  Süleyman Çelebi bu hakîkatı şu beyitinde ne güzel ifade eder.

                                  “Nûr idi baştan ayağa gövdesi,

                                  Nûr ayandır, nurun olmaz gölgesi.!..”

                                15 yazı görüntüleniyor - 376 ile 390 arası (toplam 613)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.