• Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 391 ile 405 arası (toplam 613)
  • Yazar
    Yazılar
  • #809405
    Anonim

      VARLIK DUVARI

      Pakistan’ın manevi mi’marı Mahammed İkbal, bir gün Medine’den dönen hacıları ziyaret eder. Sohbette kendilerine:

      “- Medîne-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz!.. Uhrevi Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz?

      Getirdiğiniz maddî hediyeler, takkeler, tesbihler, seccadeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak ve bitecek.

      Solmayan, gönüllere hayat veren Medine’nin ruhanî hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hz.

      Ebûbekir (r.a.)’in sıdkı ve teslimiyeti; Hz. Ömer (r.a.)’in adaleti: Hz. Osman (r.a.)’ın imanı, havası ve cömertliği; Hz. Ali (ra.)’nin heyecan ve cihadı var mı?

      Bu gün binbir izdırap içinde kıvranan İslâm Dünyası’na gönlünüzden bir Asr-ı Saadet heyecanı verebilecek miyiz?” diye sorar.

      #809406
      Anonim

        VARLIK DUVARI

        İkbal, İslâm Dünyası’nın perişan ve sahipsizliği ile elemli.

        İslâm rûhunu hayata geçirememenin izdırabı ile mahzun ve mağmûm olarak yaşayan, büyük bir İslâm Şairi ve mütefekkiridir.

        Bir Hadîs-i Şerifte:

        “Dünya ve Ahiret, ortak iki zevce gibidir.

        Birini ne kadar hoşnud edersen, öbürünü o kadar kızdırırsın..” buyurulur.

        Dünya’ya davet sesi gönülde ne kadar yer ederse, ahiret nasihati ona yabancı gelir.

        Ahirete davet sesi yerleşir ise, Dünya’ya davet fikri ona yabancı olur.

        #809407
        Anonim

          VARLIK DUVARI

          Mevlânâ (k.s.) buyurur:

          “Bu seslerden birini kabul ettin mi, öbürünü duymazsın bile!.

          Çünkü, seven bir kimse, sevdiğinin zıddı olan şeylere karşı adeta kör ve sağırdır.”

          Ucu kıyamete dayanacak aşk kafileleri, O’nun muhabbet, vecd, aşk ve göz yaşları ile teskin ve tesellî olacakdır.

          Ne saadet!

          Allah Rasûlü (s.a.)’nün örnek şahsiyetinden ve rûhaniyet dünyasından bir hisse alıp ihsan duygusuna yaklaşabilene!…

          http://www.osmannuritopbas.com

          #809408
          Anonim

            Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

            Leylâ’sı uğrunda ve onun aşkı ile çöllere düşen Mecnûn, salyaları akan, tüyleri dökülmüş bir köpeği seviyor, okşuyor ve gözlerinden öpüyordu.

            Bu hali gören birisi dayanamadı; Mecnûn’a bağırdı:

            “- A akılsız adam! Bu ne sersemliktir! Bu hayvanı, ne sarılmış öpüyorsun?

            Mecnûn cevap verdi:

            “- Sen ne anlarsın?! Bu köpeğin ne meziyeti var biliyor musun?!.

            Bu kadar köyün içinde gitmiş de Leylâ’nın köyünü yurt edinmiş ve o köye bekçi olmuş!.. Bunun bir kılını arslanlara değişmem.

            Gönlüne, canına, irfanına dikkat et ki, onun faziletini göresin!..

            Leylâ’nın köyünü yurt tutan köpeğin ayağının bastığı toprak bile benim için azîzdir…”

            #809409
            Anonim

              Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

              Mesnevî’de diğer bir Leylâ hikayesi:

              Devrin hükümdarı Leylâ’yı görür, hayret eder:

              “- Mecnûn’un perişan olmasına sebep olan Leylâ sen misin? Senin diğer hemcinslerinden bir farkın yok!..” der.

              Leylâ cevap verir:

              “- Sen Mecnûn olmadığın için sus!..”

              Şeyh Sadî (k.s.):

              “- Leylâ’nın güzelliğine Mecnûn’un gönül penceresinden bakmalıdır.” der.

              Leylâ’yı görebilmek, onun gerçek hüviyetini müşahede edebilmek, senin de Mecnûn gibi sadık bir aşık olabilmene bağlıdır.

              Aksi halde görülen, suretten başka bir şey değildir. O aşka nail olmayan için Leylâ, sırf bir cisimden ibarettir.

              Mesnevî’de geçen Leylâ hikayeleri birer mecazdan ibarettir. Leylâ, İlahî aşk sembolü, İlahî muhabbet ufkudur.

              #809410
              Anonim

                Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                Allah (c.c.) İbrahim (a.s.)’i dost edinince, melekler:

                “- Ey Rabbimiz! İbrahim sana nasıl dost olabilir? Nefsi, malı ve evladı var.

                Kalbi bunlara meyyaldir…” dediler.

                Müteakiben şu ibretli manzaralara ve İbrahim (a.s.)’ın ağır imtihanlarına şahid oldular:

                İbrahim (a.s.) mancınıkla ateşe atılacağı zaman, melekler heyecanlandı.

                Bir kısmı Allah (c.c.)’dan İbrahim (a.s.)’e yardım etmek için izin istediler.

                Melekler, Hz. İbrahim (a.s.)’e bir isteği olup olmadığını sorunca, İbrahim (a.s.):

                “- Dostla dostun arasına girmeyin!” buyurdu.

                Daha sonra Cebrail (a.s.) geldi:

                “- Bana bir ihtiyacın var mı?” diye sordu.

                #809411
                Anonim

                  Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                  İbrahim (a.s.):

                  “- Sana ihtiyacım yok. O bana yetişir; ne iyi vekildir!” buyurdu.

                  İbrahim (a.s.), Allah (c. c.)’a verdiği andı yerine getirmek için oğlu İsmail (a.s.)’i kurban etmeye götürürken melekler yine heyecanlandılar:

                  “- Bir peygamber, bir peygamberi kurban etmeye götürüyor!” dediler.

                  İsmail (a.s.) ise, babası İbrahim (a.s.)’e:

                  “- Ey babacığım! Emrolunduğunu yap! İnşallah beni sabredenlerden bulursun. Bıçağını iyi bileyle; hemen kessin; can vermek kolay olur…

                  Bıçağı çekerken de yüzüme bakma! Babalık şefkati ile geciktirebilirsin.

                  Benim üzüntüm, kendi elinle kurban ettiğin evladının acısını ve hasretini ömür boyu unutmamandır.”

                  #809412
                  Anonim

                    Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                    İsmail (a.s.) ise, babası İbrahim (a.s.)’e:

                    “- Ey babacığım! Emrolunduğunu yap!

                    İnşallah beni sabredenlerden bulursun.

                    Bıçağını iyi bileyle; hemen kessin; can vermek kolay olur…

                    Bıçağı çekerken de yüzüme bakma!

                    Babalık şefkati ile geciktirebilirsin.

                    Benim üzüntüm, kendi elinle kurban ettiğin evladının acısını ve hasretini ömür boyu unutmamandır.”

                    Baba-oğul, teslimiyet okyanusunda yüzerlerken, Cebrail (a.s.) yetişti.

                    Bıçağı köreltti. Cennetten koçu indirdi.

                    #809413
                    Anonim

                      Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                      Allah (c.c.) İbrahim (a.s.)’e sayılamayacak derecede koyun sürüleri ihsan etti.

                      Cebrail (a.s.) insan sûretinde geldi. Sordu!

                      “- Bu sürüler kimin? Bana bir sürü satar mısın?”

                      İbrahim (a.s.):

                      “- Bu sürüler Rabbim’indir. Şu anda benim elimde emanet olarak bulunuyor. Bir kere zikredersen, üçte birini; üç kere zikredersen hepsini al, götür!” dedi.

                      Cebrail (a.s.):

                      “Subbûhun, kuddûsün, Rabbünâ ve Rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh.” dedi.

                      İbrahim (a.s.):

                      “- Al hepsini! Senin. Al, git!” dedi.

                      #809414
                      Anonim

                        Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                        Cebrail (a.s.):

                        “- Ben insan değil, meleğim, alamam.” dedi.

                        İbrahim (a.s.):

                        “-Sen meleksen, ben de Halil’im (Allah (c.c.)’ın dostuyum). Verdiğimi geri alamam.” dedi.

                        Nihayet İbrahim (a.s.), sürülerinin hepsini sattı. Mülk alıp vakfetti.

                        İbrahim (a.s.), canı, evladı ve malı ile ağır bir imtihan geçirdi.

                        Rabbine büyük bir teslimiyetle râm oldu.

                        Kulluğun mutlak noktasına erişti.

                        Sûretten kurtuldu. Halîlullah (Allah (c. c.)’ın dostu) oldu.

                        #809415
                        Anonim

                          Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                          Mevlana (k.s.) buyurur :

                          “Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin hal ve evsafıdır.

                          Kur’an-ı Kerîm’i huşû’ ile okuyup tatbik edersen, kendini peygamberler ile, veliler ile görüşmüş farzet!

                          Peygamber kıssalarını okudukça, ten kafesi, can kuşuna dar gelmeye başlar.

                          Biz bu ten kafesinden ancak bu vâsıta ile kurtulduk. O kafesten halâs olmak için bu yoldan yani, tevhîd tarîkından başka çare yoktur.”

                          Sûreti kırmaktan maksat;

                          ‘Ölmeden evvel ölünüz!” emrine ittibâdır. Ölmeden evvel ölenler, hakîkat baharına dirilir, suretlerden sıyrılırlar.

                          Allah Rasûlu (s.a)’nun hakîkatinde hayat bulurlar. Ayet-i Kerîme’de :

                          “Seni ancak, alemlere rahmet için gönderdik.” buyuruluyor.

                          #809416
                          Anonim

                            Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                            Allah Rasûlu (s.a), eşyanın hilkat sebebidir. Gaye, bu ilahî rahmetten nasîb alıp Allah ve Rasûlu’nde fanileşmedir.

                            Bu sebeple İmam Mâlik (r.a), Rasûlullah (s.a)’ın bastığı toprağa hürmeten, Medîne-i Münevvere de hayvan üstüne binmedi. Ayakkabı giymedi.

                            Kendisine Hadîs-i Şeriften sual soracak misafir geldiği vakit, abdest alır, sarık sarar, koku sürünür, yüksek bir yere oturur, ondan sonra kabul ederdi.

                            Kendini Allah Rasûlu (s.a)’nun rûhaniyetine hazırlar, O’nun mübarek kelamını nakledeceği için edebe son derece itina gösterirdi.

                            Osmanlılar devrinde Medîne-i Münevvere’ye müteveccihen gelen sürre alayı, şehre girmeden yakın bir yerde konaklar, kendilerini Medine’nin manevî havasına hazırlayıp istihareden sonra manevî işaretle huzûr-u Rasûlullah (s.a)’a yaklaşırlar, ziyaretlerini îfa ederlerdi.

                            Dönüşlerinde de memleketlerine şifa ve teberrük olarak Medine’nin toprağını götürürlerdi.

                            #809417
                            Anonim

                              Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                              Yine Medine’nin muhafazası ile vazîfeli Osmanlı paşaları, arabalarını Mescid-i Nebevî’nin uzağında durdururlar, edeben huzuru Rasûlullah (s.a)’a yürüyerek gelirlerdi.

                              Hasta yatağında baygın ve sararmış bir vaziyette yatan Sultan Abdulaziz’e;

                              “Medîne-i Munevvere mucavirîninden bir dilekçe var!” denildiğinde yaverlerine:

                              “- Derhal beni ayağa kaldırınız! Ayakta dinleyeyim! Allah ve Rasûlüne komşu olanların talepleri böyle ayak uzatılarak edebe mugâyir bir şekilde dinlenmez.!” demesi,Osmanlı sultanlarının Medîne’ye ve Hz. Peygamber (s.a)’e muhabbetlerinin en güzel tescili ve tezahürüdür.

                              Bezm-i âlem Valide Sultan, Şam’ın tatlı suyunu develerle Harameyn’e, hacılara ikram edilmek üzere taşıtır, Harameyn’in rûhaniyetinden nasîb almağa çalışırdı.

                              #809418
                              Anonim

                                Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                                Şâir Nâbî 1678 yılında devlet adamları ile beraber Hac seferine çıkar.

                                Kafile Medîne’ye yaklaşırken Nabî, heyecandan uykusuz hale gelir.

                                Kafilede bulunan bir paşanın gafleten ayağını Medîne-i Münevvere’ye doğru uzattığını görür.

                                Bu durumdan müteessir olan Nabî, na’tını yazmaya başlar.

                                Sabah namazına yakın kafile Medîne-i Münevvere’ye yaklaşırken Nabî, yazdığı na’tın Mescid-i Nebî’nin minarelerinden okunduğunu duyar :

                                “Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hüdâ’dır bu,
                                Nazargah-ı İlahî’dir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.”

                                #809419
                                Anonim

                                  Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi

                                  (Cenâb-ı Hakk’ın nazargahı ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a) makamı ve beldesi olan bu yerde edebe riayetsizlikten sakın!.)

                                  “Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergaha,

                                  Metâf-ı kudsiyândır, büsegâh-ı enbiyâdır bu.”

                                  (Ey Nâbî, bu dergâha edep kaidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervane olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübarek bir makamdır.)

                                  Bu durum karşısında çok heyecanlanan Nâbî, müezzini bulur :

                                  “- Bu na’tı kimden ve nasıl öğrendiniz ?” diye sorar

                                  Müezzin :

                                  “- Bu gece Allah Rasûlü (s.a) rü’yâmızda bize,

                                  “Ümmetimden Nâbî isimli bir şair beni ziyarete geliyor. Bu zat bana son derece aşk ve muhabbetle doludur.

                                  Bu aşkı sebebi ile onu Medîne minarelerinden kendi na’tı ile karşılayın!..” buyurdu.

                                  Biz de bu emr-i nebeviyyeyi yerine getirdik ” der

                                15 yazı görüntüleniyor - 391 ile 405 arası (toplam 613)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.