- Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Ekim 2012: 05:56 #809405
Anonim
VARLIK DUVARI
Pakistan’ın manevi mi’marı Mahammed İkbal, bir gün Medine’den dönen hacıları ziyaret eder. Sohbette kendilerine:
“- Medîne-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz!.. Uhrevi Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz?
Getirdiğiniz maddî hediyeler, takkeler, tesbihler, seccadeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak ve bitecek.
Solmayan, gönüllere hayat veren Medine’nin ruhanî hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hz.
Ebûbekir (r.a.)’in sıdkı ve teslimiyeti; Hz. Ömer (r.a.)’in adaleti: Hz. Osman (r.a.)’ın imanı, havası ve cömertliği; Hz. Ali (ra.)’nin heyecan ve cihadı var mı?
Bu gün binbir izdırap içinde kıvranan İslâm Dünyası’na gönlünüzden bir Asr-ı Saadet heyecanı verebilecek miyiz?” diye sorar.
26 Ekim 2012: 05:56 #809406Anonim
VARLIK DUVARI
İkbal, İslâm Dünyası’nın perişan ve sahipsizliği ile elemli.
İslâm rûhunu hayata geçirememenin izdırabı ile mahzun ve mağmûm olarak yaşayan, büyük bir İslâm Şairi ve mütefekkiridir.
Bir Hadîs-i Şerifte:
“Dünya ve Ahiret, ortak iki zevce gibidir.
Birini ne kadar hoşnud edersen, öbürünü o kadar kızdırırsın..” buyurulur.
Dünya’ya davet sesi gönülde ne kadar yer ederse, ahiret nasihati ona yabancı gelir.
Ahirete davet sesi yerleşir ise, Dünya’ya davet fikri ona yabancı olur.
26 Ekim 2012: 05:56 #809407Anonim
VARLIK DUVARI
Mevlânâ (k.s.) buyurur:
“Bu seslerden birini kabul ettin mi, öbürünü duymazsın bile!.
Çünkü, seven bir kimse, sevdiğinin zıddı olan şeylere karşı adeta kör ve sağırdır.”
Ucu kıyamete dayanacak aşk kafileleri, O’nun muhabbet, vecd, aşk ve göz yaşları ile teskin ve tesellî olacakdır.
Ne saadet!
Allah Rasûlü (s.a.)’nün örnek şahsiyetinden ve rûhaniyet dünyasından bir hisse alıp ihsan duygusuna yaklaşabilene!…
26 Ekim 2012: 05:57 #809408Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Leylâ’sı uğrunda ve onun aşkı ile çöllere düşen Mecnûn, salyaları akan, tüyleri dökülmüş bir köpeği seviyor, okşuyor ve gözlerinden öpüyordu.
Bu hali gören birisi dayanamadı; Mecnûn’a bağırdı:
“- A akılsız adam! Bu ne sersemliktir! Bu hayvanı, ne sarılmış öpüyorsun?
Mecnûn cevap verdi:
“- Sen ne anlarsın?! Bu köpeğin ne meziyeti var biliyor musun?!.
Bu kadar köyün içinde gitmiş de Leylâ’nın köyünü yurt edinmiş ve o köye bekçi olmuş!.. Bunun bir kılını arslanlara değişmem.
Gönlüne, canına, irfanına dikkat et ki, onun faziletini göresin!..
Leylâ’nın köyünü yurt tutan köpeğin ayağının bastığı toprak bile benim için azîzdir…”
26 Ekim 2012: 05:59 #809409Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Mesnevî’de diğer bir Leylâ hikayesi:
Devrin hükümdarı Leylâ’yı görür, hayret eder:
“- Mecnûn’un perişan olmasına sebep olan Leylâ sen misin? Senin diğer hemcinslerinden bir farkın yok!..” der.
Leylâ cevap verir:
“- Sen Mecnûn olmadığın için sus!..”
Şeyh Sadî (k.s.):
“- Leylâ’nın güzelliğine Mecnûn’un gönül penceresinden bakmalıdır.” der.
Leylâ’yı görebilmek, onun gerçek hüviyetini müşahede edebilmek, senin de Mecnûn gibi sadık bir aşık olabilmene bağlıdır.
Aksi halde görülen, suretten başka bir şey değildir. O aşka nail olmayan için Leylâ, sırf bir cisimden ibarettir.
Mesnevî’de geçen Leylâ hikayeleri birer mecazdan ibarettir. Leylâ, İlahî aşk sembolü, İlahî muhabbet ufkudur.
26 Ekim 2012: 05:59 #809410Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Allah (c.c.) İbrahim (a.s.)’i dost edinince, melekler:
“- Ey Rabbimiz! İbrahim sana nasıl dost olabilir? Nefsi, malı ve evladı var.
Kalbi bunlara meyyaldir…” dediler.
Müteakiben şu ibretli manzaralara ve İbrahim (a.s.)’ın ağır imtihanlarına şahid oldular:
İbrahim (a.s.) mancınıkla ateşe atılacağı zaman, melekler heyecanlandı.
Bir kısmı Allah (c.c.)’dan İbrahim (a.s.)’e yardım etmek için izin istediler.
Melekler, Hz. İbrahim (a.s.)’e bir isteği olup olmadığını sorunca, İbrahim (a.s.):
“- Dostla dostun arasına girmeyin!” buyurdu.
Daha sonra Cebrail (a.s.) geldi:
“- Bana bir ihtiyacın var mı?” diye sordu.
26 Ekim 2012: 06:02 #809411Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
İbrahim (a.s.):
“- Sana ihtiyacım yok. O bana yetişir; ne iyi vekildir!” buyurdu.
İbrahim (a.s.), Allah (c. c.)’a verdiği andı yerine getirmek için oğlu İsmail (a.s.)’i kurban etmeye götürürken melekler yine heyecanlandılar:
“- Bir peygamber, bir peygamberi kurban etmeye götürüyor!” dediler.
İsmail (a.s.) ise, babası İbrahim (a.s.)’e:
“- Ey babacığım! Emrolunduğunu yap! İnşallah beni sabredenlerden bulursun. Bıçağını iyi bileyle; hemen kessin; can vermek kolay olur…
Bıçağı çekerken de yüzüme bakma! Babalık şefkati ile geciktirebilirsin.
Benim üzüntüm, kendi elinle kurban ettiğin evladının acısını ve hasretini ömür boyu unutmamandır.”
26 Ekim 2012: 06:03 #809412Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
İsmail (a.s.) ise, babası İbrahim (a.s.)’e:
“- Ey babacığım! Emrolunduğunu yap!
İnşallah beni sabredenlerden bulursun.
Bıçağını iyi bileyle; hemen kessin; can vermek kolay olur…
Bıçağı çekerken de yüzüme bakma!
Babalık şefkati ile geciktirebilirsin.
Benim üzüntüm, kendi elinle kurban ettiğin evladının acısını ve hasretini ömür boyu unutmamandır.”
Baba-oğul, teslimiyet okyanusunda yüzerlerken, Cebrail (a.s.) yetişti.
Bıçağı köreltti. Cennetten koçu indirdi.
26 Ekim 2012: 06:03 #809413Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Allah (c.c.) İbrahim (a.s.)’e sayılamayacak derecede koyun sürüleri ihsan etti.
Cebrail (a.s.) insan sûretinde geldi. Sordu!
“- Bu sürüler kimin? Bana bir sürü satar mısın?”
İbrahim (a.s.):
“- Bu sürüler Rabbim’indir. Şu anda benim elimde emanet olarak bulunuyor. Bir kere zikredersen, üçte birini; üç kere zikredersen hepsini al, götür!” dedi.
Cebrail (a.s.):
“Subbûhun, kuddûsün, Rabbünâ ve Rabbü’l-melâiketi ve’r-rûh.” dedi.
İbrahim (a.s.):
“- Al hepsini! Senin. Al, git!” dedi.
26 Ekim 2012: 06:04 #809414Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Cebrail (a.s.):
“- Ben insan değil, meleğim, alamam.” dedi.
İbrahim (a.s.):
“-Sen meleksen, ben de Halil’im (Allah (c.c.)’ın dostuyum). Verdiğimi geri alamam.” dedi.
Nihayet İbrahim (a.s.), sürülerinin hepsini sattı. Mülk alıp vakfetti.
İbrahim (a.s.), canı, evladı ve malı ile ağır bir imtihan geçirdi.
Rabbine büyük bir teslimiyetle râm oldu.
Kulluğun mutlak noktasına erişti.
Sûretten kurtuldu. Halîlullah (Allah (c. c.)’ın dostu) oldu.
26 Ekim 2012: 06:04 #809415Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Mevlana (k.s.) buyurur :
“Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin hal ve evsafıdır.
Kur’an-ı Kerîm’i huşû’ ile okuyup tatbik edersen, kendini peygamberler ile, veliler ile görüşmüş farzet!
Peygamber kıssalarını okudukça, ten kafesi, can kuşuna dar gelmeye başlar.
Biz bu ten kafesinden ancak bu vâsıta ile kurtulduk. O kafesten halâs olmak için bu yoldan yani, tevhîd tarîkından başka çare yoktur.”
Sûreti kırmaktan maksat;
‘Ölmeden evvel ölünüz!” emrine ittibâdır. Ölmeden evvel ölenler, hakîkat baharına dirilir, suretlerden sıyrılırlar.
Allah Rasûlu (s.a)’nun hakîkatinde hayat bulurlar. Ayet-i Kerîme’de :
“Seni ancak, alemlere rahmet için gönderdik.” buyuruluyor.
26 Ekim 2012: 06:04 #809416Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Allah Rasûlu (s.a), eşyanın hilkat sebebidir. Gaye, bu ilahî rahmetten nasîb alıp Allah ve Rasûlu’nde fanileşmedir.
Bu sebeple İmam Mâlik (r.a), Rasûlullah (s.a)’ın bastığı toprağa hürmeten, Medîne-i Münevvere de hayvan üstüne binmedi. Ayakkabı giymedi.
Kendisine Hadîs-i Şeriften sual soracak misafir geldiği vakit, abdest alır, sarık sarar, koku sürünür, yüksek bir yere oturur, ondan sonra kabul ederdi.
Kendini Allah Rasûlu (s.a)’nun rûhaniyetine hazırlar, O’nun mübarek kelamını nakledeceği için edebe son derece itina gösterirdi.
Osmanlılar devrinde Medîne-i Münevvere’ye müteveccihen gelen sürre alayı, şehre girmeden yakın bir yerde konaklar, kendilerini Medine’nin manevî havasına hazırlayıp istihareden sonra manevî işaretle huzûr-u Rasûlullah (s.a)’a yaklaşırlar, ziyaretlerini îfa ederlerdi.
Dönüşlerinde de memleketlerine şifa ve teberrük olarak Medine’nin toprağını götürürlerdi.
26 Ekim 2012: 06:05 #809417Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Yine Medine’nin muhafazası ile vazîfeli Osmanlı paşaları, arabalarını Mescid-i Nebevî’nin uzağında durdururlar, edeben huzuru Rasûlullah (s.a)’a yürüyerek gelirlerdi.
Hasta yatağında baygın ve sararmış bir vaziyette yatan Sultan Abdulaziz’e;
“Medîne-i Munevvere mucavirîninden bir dilekçe var!” denildiğinde yaverlerine:
“- Derhal beni ayağa kaldırınız! Ayakta dinleyeyim! Allah ve Rasûlüne komşu olanların talepleri böyle ayak uzatılarak edebe mugâyir bir şekilde dinlenmez.!” demesi,Osmanlı sultanlarının Medîne’ye ve Hz. Peygamber (s.a)’e muhabbetlerinin en güzel tescili ve tezahürüdür.
Bezm-i âlem Valide Sultan, Şam’ın tatlı suyunu develerle Harameyn’e, hacılara ikram edilmek üzere taşıtır, Harameyn’in rûhaniyetinden nasîb almağa çalışırdı.
26 Ekim 2012: 06:05 #809418Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
Şâir Nâbî 1678 yılında devlet adamları ile beraber Hac seferine çıkar.
Kafile Medîne’ye yaklaşırken Nabî, heyecandan uykusuz hale gelir.
Kafilede bulunan bir paşanın gafleten ayağını Medîne-i Münevvere’ye doğru uzattığını görür.
Bu durumdan müteessir olan Nabî, na’tını yazmaya başlar.
Sabah namazına yakın kafile Medîne-i Münevvere’ye yaklaşırken Nabî, yazdığı na’tın Mescid-i Nebî’nin minarelerinden okunduğunu duyar :
“Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hüdâ’dır bu,
Nazargah-ı İlahî’dir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.”26 Ekim 2012: 06:06 #809419Anonim
Leylâ’nın Mahallesi’nin Bekçisi
(Cenâb-ı Hakk’ın nazargahı ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a) makamı ve beldesi olan bu yerde edebe riayetsizlikten sakın!.)
“Murâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergaha,
Metâf-ı kudsiyândır, büsegâh-ı enbiyâdır bu.”
(Ey Nâbî, bu dergâha edep kaidelerine uyarak gir! Burası, meleklerin etrafında pervane olduğu ve peygamberlerin (eşiğini) öptüğü mübarek bir makamdır.)
Bu durum karşısında çok heyecanlanan Nâbî, müezzini bulur :
“- Bu na’tı kimden ve nasıl öğrendiniz ?” diye sorar
Müezzin :
“- Bu gece Allah Rasûlü (s.a) rü’yâmızda bize,
“Ümmetimden Nâbî isimli bir şair beni ziyarete geliyor. Bu zat bana son derece aşk ve muhabbetle doludur.
Bu aşkı sebebi ile onu Medîne minarelerinden kendi na’tı ile karşılayın!..” buyurdu.
Biz de bu emr-i nebeviyyeyi yerine getirdik ” der
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.