- Bu konu 44 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Ekim 2011: 20:58 #674046
Anonim
Otuz Birinci Söz
Mirac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) dairdirİHTAR: Mirac meselesi, erkân-ı imaniyenin usulünden sonra terettüp eden bir neticedir. Ve erkân-ı imaniyenin nurlarından medet alan bir nurdur. Erkân-ı imaniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı, elbette bizzat ispat edilmez. Çünkü, Allah’ı bilmeyen, Peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabul etmeyen veya semâvâtın vücudunu inkâr eden adamlara Miracdan bahsedilmez; evvelâ o erkânı ispat etmek lâzım geliyor. Öyle ise, biz, Miracda istib’âd ile vesveseye düşen bir mü’mini muhatap ittihaz ederek, ona karşı serd-i kelâm edip ara sıra, makam-ı istimâda olan mülhidi nazara alıp serd-i kelâm edeceğiz. Bazı Sözlerde hakikat-i Miracın bir kısım lem’aları zikredilmiştir. İhvanlarımın ısrarıyla, ayrı ayrı o lem’aları hakikatin aslıyla birleştirmek ve kemâlât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) cemâline birden bir âyine yapmak için, inayeti Allah’tan istedik.

سُبْحَانَ الَّذِىۤ اَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ اْلاَقْصَا الَّذِى بَارَكْنَا حَوْ لَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۤ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
1اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحىٰ عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوٰى ذُومِرَّةٍ فَاسْتَوٰى
[NOT]Dipnot-1 “Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haramdan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” İsrâ Sûresi, 17:1.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Mirac-ı Nebeviye: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; n-b-e)[/TD]
[TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân: esaslar, şartlar (bk. r-k-n)[/TD]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın şartları, esasları (bk. r-k-n; e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evvelâ: ilk olarak[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c)[/TD]
[TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihvan: kardeşler[/TD]
[TD]inayet: yardım (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkâr: inanmama, kabul etmeme (bk. n-k-r)[/TD]
[TD]istib’ad: akıldan uzak görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihaz: edinme, kabul etme[/TD]
[TD]kemâlât-ı Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in üstün özellikleri, mükemmellikleri (bk. k-m-l; ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]makam-ı istimâ: dinleme makamı (bk. s-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medet: yardım[/TD]
[TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülhid: dinsiz, inkârcı[/TD]
[TD]mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serd-i kelâm etmek: söz söylemek (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]terettüp: sırası gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]usul: esas[/TD]
[TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zikredilmek: anılmak, belirtilmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 08:55 #798908Anonim
وَهُوَ بِاْلاُفُقِ اْلاَعْلٰى ثُمَّ دَنَا فَتَدَلىّٰ فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنىٰ فَاَوْحٰىۤ اِلٰى عَبْدِهِ مَاۤاَوْحٰى مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَارَاٰى اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَايَرٰى وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْ لَةً اُخْرٰى عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَاْوٰى اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰى مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَاطَغٰى لَقَدْ راَىٰ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرىٰ
1
EVVELKİ âyet-i azîmenin azîm hazinesinden, yalnız
2اِنَّهُ zamirinde bir düstur‑u belâğate istinad eden iki remzin meselemize münasebeti olduğu için, i’caz bahsinde beyan edildiği üzere yazacağız.İşte, Kur’ân-ı Hakîm, Habib-i Ekrem Aleyhi Efdalüssalâtü ve Ekmelüsselâmın Miracının mebdei olan, Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksâya olan seyeranını zikrettikten sonra
3اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُder. Ve şu kelâm ile, Sûre-i وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰى
4 da işaret olunan müntehâ-yı Miraca remzeden اِنَّهُdaki zamir, ya Cenâb-ı Hakka râcidir veyahut Peygamberedir.Peygambere göre olsa, kanun-u belâğat ve münasebet-i siyâk-ı kelâm şöyle ifade ediyor ki: Bu seyahat-i cüz’iyede bir seyr-i umumî, bir urûc-u küllî var ki,
[NOT]Dipnot-1
“O ancak kendisine vahyolunanı söyler. Onu muazzam kuvvetlere sahip olan öğretti ki, kendisine gerçek suretiyle görünmüştür. O, ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hattâ daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Kendi kuluna vahyetti. Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi onun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki, onu bir kere daha hakikî suretinde, Sidre-i Müntehâda gördü ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Göz ne şaştı, ne de başka birşeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” Necm Sûresi, 53:4-18.
Dipnot-2
“Şüphesiz ki O…” İsrâ Sûresi, 17:1.
Dipnot-3
“Şüphesiz ki O herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” İsrâ Sûresi, 17:1.
Dipnot-4
“Kayan yıldıza yemin olsun ki…” Necm Sûresi, 53:1.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhi Efdalüssalâtü ve Ekmelüsselâm: en üstün selâmlar ve en mükemmel salâtlar onun üzerine olsun (bk. f-ḍ-l; ṣ-l-v; k-m-l; s-l-m)[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Habib-i Ekrem: Allah’ın en sevdiği kul olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (bk. ḥ-b-b; k-r-m)[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mescid-i Aksâ: Kudüs’te Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mukaddes mescid[/TD]
[TD]Mescid-i Haram: Mekke’de içinde Kâbenin bulunduğu büyük mescid (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[TD]azîm: büyük, yüce (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]düstur-u belâğat: maksada ve hale uygun düzgün ve güzel söz söyleme prensibi (bk. b-l-ğ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evvelki: önceki[/TD]
[TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’caz: mu’cize oluş (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]kanun-u belâğat: belâğat kanunu (bk. b-l-ğ; ḳ-n-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: söz (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]mebde’: başlangıç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]münasebet-i siyâk-ı kelâm: sözün gidiş münasebeti, öncesiyle ve sonrasıyla olan ilişkisi (bk. n-s-b; k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntehâ-yı Mirac: Miracın en son noktası (bk. a-r-c)[/TD]
[TD]remz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râci: ait, dönük[/TD]
[TD]seyahat-i cüz’iye: kısa zaman içindeki yolculuk (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyeran: seyahat, gezinme[/TD]
[TD]seyr-i umumî: umumi, geniş bir seyahat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]urûc-u küllî: genel mânâda kâinat çapında bir yükseliş (bk. a-r-c; k-l-l)[/TD]
[TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 08:58 #798909Anonim
tâ Sidretü’l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar merâtib-i külliye-i esmâiyede gözüne, kulağına tesadüf eden âyât-ı Rabbâniyeyi ve acaib-i san’at-ı İlâhiyeyi işitmiş, görmüştür, der. O küçük, cüz’î seyahati hem küllî, hem mahşer-i acaip bir seyahatin anahtarı hükmünde gösteriyor.
Eğer zamir Cenâb-ı Hakka râci olsa, şöyle oluyor ki: Bir abdini bir seyahatte huzuruna davet edip, bir vazife ile tavzif etmek için, Mescid-i Haramdan mecma-ı enbiya olan Mescid-i Aksâya gönderip, enbiyalarla görüştürüp, bütün enbiyaların usul-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidretü’l-Müntehâya, tâ Kab-ı Kavseyne kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi.
1 İşte, çendan o bir abddir ve o seyahat bir mirac-ı cüz’îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taallûk eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendini “bütün eşyayı işitir ve görür”
2 sıfatıyla tavsif eder—tâ, o emanet, o nur, o anahtarın cihanşümul ve muhit ve umum kâinata âmm ve bütün mahlûkata şamil hikmetlerini göstersin.
3
Bu sırr-ı azîmin Dört Esası var.Birincisi: Miracın sırr-ı lüzumu nedir?İkincisi: Hakikat-i Mirac nedir?Üçüncüsü: Hikmet-i Mirac nedir?Dördüncüsü: Miracın semerat ve faidesi nedir?
[NOT]Dipnot-1
bk. İsrâ Sûresi, 17:1; Necm Sûresi, 53:4-18.
Dipnot-2
bk. İsrâ Sûresi, 17:1.
Dipnot-3
bk. İsrâ Sûresi, 17:1[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mescid-i Aksâ: Kudüs’te Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mukaddes mescid[/TD]
[TD]Mescid-i Haram: Mekke’de içinde kâbenin bulunduğu büyük mescid (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[TD]Sidretü’l-Müntehâ: yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen ve Peygamberimizin (a.s.m.) ulaştığı en son makam, son zirve[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]acaib-i san’at-ı İlâhiye: Allah’ın hayrette bırakan ve hayranlık uyandıran san’at eserleri (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihanşümul: dünya çapında[/TD]
[TD]cüz’î: küçük, ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c)[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i Mirac: Miracın hikmeti, gayesi ve anlamı (bk. ḥ-k-m; a-r-c)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahşer-i acaip: bütün acayip şeylerin bulunduğu alan (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]mecma-i enbiya: peygamberlerin toplandığı yer (bk. c-m-a; n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melekût: görünmeyen mânevî iç âlem (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]merâtib-i külliye-i esmâiye: Allah’ın isimlerinin büyük ve geniş mertebeleri (bk. k-l-l; s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mirac-ı cüz’î: ferdî bir yükseliş (bk. a-r-c; c-z-e)[/TD]
[TD]muhit: kapsamlı, kuşatıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülk: görünen maddî ve cismanî âlem (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]râci: ait, dönük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
[TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]sırr-ı lüzum: gerekliliğin sırrı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûk etmek: ilgili olmak[/TD]
[TD]tavsif: vasıflandırma (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif: vazifelendirme, görevlendirme[/TD]
[TD]tesadüf eden: rastgelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]usul-ü din: dinin esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâris-i mutlak: her yönüyle mirasçı (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]âmm: genel, her yeri kaplayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı Rabbaniye: Rabbânî âyetler; Allah’ı gösteren ve tanıtan deliller (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]çendan: gerçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şamil: içine alan, kapsayıcı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 09:02 #798910Anonim
BİRİNCİ ESAS
Miracın sırr-ı lüzumu
Meselâ, deniliyor ki: Cenâb-ı Hak
1 اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ dir, herşeye herşeyden daha yakındır. Cisimden, mekândan münezzehtir.
2 Her velî, kalbi içinde Onunla görüşebilir.
3 Neden dolayı velâyet-i Ahmediye (a.s.m.), Mirac gibi uzun bir seyahatin neticesinden sonra, her velînin kendi kalbinde muvaffak olduğu münâcâta muvaffak oluyor?Elcevap: Şu sırr-ı gàmızı iki temsille fehme takrib ediyoruz. On İkinci Sözün sırr-ı i’câz-ı Kur’ân ve sırr-ı Mirac hakkında olan şu iki temsili dinle:
Birinci temsil: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, sohbeti, görüşmesi vardır; iki tarzda hitabı, iltifatı vardır:Birisi, âmi bir raiyetiyle, cüz’î bir iş için, hususî bir hacete dair, has bir telefonla sohbet etmektir.
Diğeri, saltanat-ı uzmâ ünvanıyla ve hilâfet-i kübrâ namıyla ve hâkimiyet-i âmme haysiyetiyle ve evâmirini etrafa neşir ve teşhir maksadıyla, o işlerle alâkadar bir elçisiyle veya o evâmirle münasebettar büyük bir memuruyla konuşmaktır, sohbet etmektir ve haşmetini izhar eden ulvî bir fermanla bir mükâlemedir.
İşte,
4وَ ِللهِ الْمَثَلُ اْلاَعْلٰى şu temsil gibi, şu kâinat Hâlıkının ve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekûtun ve Hâkim-i Ezel ve Ebedin iki tarzda mükâlemesi, sohbeti, iltifatı[NOT]Dipnot-1
“Ona şahdamarından daha yakın.” Kaf Sûresi, 50:16.
Dipnot-2
bk. İsrâ Sûresi, 17:43; Enbiyâ Sûresi, 21:22.
Dipnot-3
bk. El-Cürcânî, et-Ta’rîfat 1:76.
Dipnot-4
“En yüce sıfatlar Allah’a aittir.” Nahl Sûresi, 16:60.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Hâkim-i Ezel ve Ebed: varlığının başı ve sonu olmayan, hâkimiyeti zaman öncesinden sonsuza kadar devam eden Allah (bk. ḥ-k-m; e-z-l; e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekût: görünen ve görünmeyen bütün mülkün ve âlemlerin sahibi olan Allah (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: ferdî, kişisel (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]evâmir: emirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehm: anlayış[/TD]
[TD]ferman: emir, buyruk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hacet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[TD]has: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyet: özellik[/TD]
[TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfet-i kübrâ: en büyük halifelik (bk. ḫ-l-f; k-b-r)[/TD]
[TD]hitab: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel[/TD]
[TD]hâkimiyet-i âmme: genel hâkimiyet, hükümranlık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme[/TD]
[TD]izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]maksat: gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mekân: yer[/TD]
[TD]muvaffak: başarılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâleme: konuşma (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]münasebettar: ilişkili, bağlantılı (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münezzeh: arınmış, yüce (bk. n-z-h)[/TD]
[TD]münâcât: dua, Allah’a yakarış (bk. n-c-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]neşir: yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]raiyet: vatandaş[/TD]
[TD]saltanat-ı uzmâ: en büyük saltanat, egemenlik (bk. s-l-ṭ; a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
[TD]sırr-ı Mirac: Miracın sırrı, özü (bk. a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı gàmız: anlaşılması zor sır[/TD]
[TD]sırr-ı i’caz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cize oluşunun sırrı, espirisi (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı lüzum: gerekliliğin sırrı[/TD]
[TD]takrib: yaklaştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]teşhir: sergileme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce[/TD]
[TD]velâyet-i Ahmediye: Peygamberimizin velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velî: Allah dostu (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]âmi: basit, sıradan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 10:13 #798913Anonim
vardır: Birisi cüz’î ve has, diğeri küllî ve âmm. İşte, Mirac, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bütün velâyâtın fevkinde bir külliyet, bir ulviyet suretinde bir tezahürüdür ki, bütün kâinatın Rabbi ismiyle, bütün mevcudatın Hâlıkı ünvanıyla Cenâb-ı Hakkın sohbetine ve münâcâtına müşerrefiyettir.
İkinci temsil: Bir adam, elindeki bir âyineyi güneşe karşı tutar. O âyine, kendi miktarınca bir ışık ve yedi rengi hâvi bir ziyayı, bir aksi, şemsten alır; onun nisbetinde güneşle münasebettar olur, sohbet eder. Ve o ışıklı âyineyi karanlıklı hanesine veya dam altındaki küçük, hususî bağına tevcih etse, güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o âyinenin kabiliyeti miktarınca istifade edebilir.
Diğeri ise, âyineyi bırakır, doğrudan doğruya güneşe karşı çıkar, haşmetini görür, azametini anlar. Sonra pek yüksek bir dağa çıkar, güneşin pek geniş şâşaa-i saltanatını görür ve bizzat, perdesiz onunla görüşür. Sonra döner, hanesinden veya bağının damından geniş pencereler açar, gökteki güneşe karşı yollar yapar, hakikî güneşin daimî ziyasıyla sohbet eder, konuşur. Ve böylece, minnettârâne bir sohbet edebilir ve diyebilir: “Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve zeminin vechini ve bütün çiçeklerin yüzlerini güldüren dünya güzeli, gök nazdarı olan nazenin güneş! Onlar gibi benim haneciğimi, bahçeciğimi ısındırdın ve ışıklandırdın—bütün dünyayı ışıklandırdığın ve yeryüzünü ısındırdığın gibi.” Halbuki, evvelki âyine sahibi böyle diyemez. O âyine kaydı altında güneşin aksi ise, âsârı mahduttur, o kayda göredir.
İşte, Şems-i Ezel ve Ebed Sultanı olan Zât-ı Ehad ve Samedin tecellîsi, mahiyet-i insaniyeye, hadsiz merâtibi tazammun eden iki suretle tezahür eder:
Birincisi: Âyine-i kalbe uzanan bir nisbet-i Rabbâniye ile bir tezahürdür ki,
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Hâlık: herşeyin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Ehad ve Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d)[/TD]
[TD]akis: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daimî: sürekli[/TD]
[TD]evvelki: önceki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hane: ev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]has: özel[/TD]
[TD]haşmet: ihtişam, görkem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel[/TD]
[TD]hâvi: içine alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltifat: önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme[/TD]
[TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
[TD]kayt: sınır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]külliyet: genellik, kapsamlılık (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: genel, bütün (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]mahdut: sınırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, iç yüzü[/TD]
[TD]merâtib: mertebeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]minnetterâne: minnet ve şükran duyarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua (bk. n-c-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşerrefiyet: şereflenme[/TD]
[TD]nazdar: nazlı, cilveli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazenin: ince, hoş, duyarlı[/TD]
[TD]nisbet: oran (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet-i Rabbâniye: İlâhî bağ (bk. n-s-b; r-b-b)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun eden: içine alan[/TD]
[TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tevcih: yöneltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahür: belirme, görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]ulviyet: yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vech: yüz[/TD]
[TD]velâyet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velâyât: velâyetler, velîlikler (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]yaldızlamak: parlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmm: genel[/TD]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[TD]âyine-i kalb: kalp aynası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şems-i Ezel ve Ebed Sultanı: ezel ve ebedin sultanı olan Güneş; bu tabir ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l; e-b-d; s-l-ṭ)[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâşaa-i saltanat: saltanatın gösterişi (bk. s-l-ṭ)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 10:46 #798916Anonim
herkes istidadına ve tayy-ı merâtipte seyr ü sülûküne, esmâ ve sıfâtın tecelliyâtına nisbeten cüz’î ve küllî o Şems-i Ezelînin nuruna ve sohbetine ve münâcâtına mazhariyeti var. Galip esmâ ve sıfâtın zılâlinde giden velâyetlerin derecâtı bu kısımdan ileri gelir.
İkincisi: İnsanın câmiiyeti ve şecere-i kâinatın en münevver meyvesi olduğundan, bütün kâinatta cilveleri tezahür eden Esmâ-i Hüsnâyı birden âyine-i ruhunda gösterebilmesi cihetiyle, Cenâb-ı Hak, tecellî-i zâtıyla ve Esmâ-i Hüsnânın âzamî mertebede nev-i insanın mânen en âzam bir ferdine tecellî-i âzam tezahür eder ki, bu tezahür ve tecellî, Mirac-ı Ahmedî (a.s.m.) sırrıdır ki, onun velâyeti, risaletine mebde’ olur.
Velâyet ki, zıllden geçer, ikinci temsilin birinci adamına benzer. Risalette zıll yoktur; doğrudan doğruya Zât-ı Zülcelâlin ehadiyetine bakar, ikinci temsilin ikinci adamına benzer. Mirac ise, velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) keramet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı olduğundan, risalet mertebesine inkılâb etmiş. Miracın bâtını velâyettir; halktan Hakka gitmiş. Zâhir-i Mirac risalettir; Haktan halka geliyor. Velâyet, kurbiyet merâtibinde sülûktür; çok merâtibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. Nur-u âzam olan risalet ise, akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafı sırrına bakar ki, bir ân-ı seyyale kâfidir. Onun için hadiste denilmiş: “Bir anda dönmüş, gelmiş.”
1Şimdi, makam-ı istimâda bulunan mülhide deriz ki: Madem bu kâinat gayet[NOT]Dipnot-1
bk. es-Suyûtî, el-Hasâisu’l-Kübrâ 1:272; Kâdı İyâz, eş-Şîfâ s.166; Aliyyülkârî, Şerhu’ş-Şifâ 1:409.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Mirac-ı Ahmedî: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün mânevî âlemleri gezdiği yolculuk (bk. a-r-c; ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zâhir-i Mirac: Miracın açık ve aşikâr yönleri (bk. ẓ-h-r; a-r-c)[/TD]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akrebiyet-i İlâhiye: İlâhî yakınlık, Allah’ın kula olan yakınlığı (bk. e-l-h)[/TD]
[TD]bâtın: içyüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]cilve: yansıma, akis (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmiiyet: kapsamlılık (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derecât: dereceler[/TD]
[TD]ehadiyet: birlik; Allah’ın isimlerinin tek bir şeyde tecellî etmesi, görünmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]hadis: Peygamberimize ait veya Onun onayladığı söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]inkılâb etmek: dönüşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]keramet-i kübrâ: en büyük keramet (bk. k-r-m; k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kurbiyet: yakınlık, kulun Allah’a yakınlığı[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]küllî: genel, bütün (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam-ı istimâ: dinleme makamı (bk. s-m-a)[/TD]
[TD]mazhariyet: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebde’: başlangıç[/TD]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe-i ulyâ: en yüce mertebe[/TD]
[TD]merâtib: mertebeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]mülhid: dinsiz, inkârcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevver: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]münâcât: dua, yakarış (bk. n-c-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insanlar, insanlık türü[/TD]
[TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u âzam: en büyük nur (bk. n-v-r; a-ẓ-m)[/TD]
[TD]risalet: peygamberlik (bk. r-s-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyr ü sülûk: İlâhî hakikatlere ulaşmak için bir rehberin önderliğinde çıkılan mânevî yolculuk[/TD]
[TD]sülûk: yol alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[TD]sır: gizli gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tayy: atlama, aşma[/TD]
[TD]tayy-ı merâtib: mertebeleri aşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelli-î zât: Allah’ın zâtının tecelli etmesi ve görünmesi (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]tecelliyât: yansımalar (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]tecellî-i âzam: en büyük tecellî, yansıma (bk. c-l-y; a-z-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tezahür: görünme, belirme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velâyet: velilik (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]velâyet-i Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in velâyeti (bk. v-l-y; ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zıll: gölge[/TD]
[TD]zılâl: gölgeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ân-ı seyyale: bir anda akıp giden zaman dilimi[/TD]
[TD]âyine-i ruh: ruh aynası (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzam: en büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]âzamî: en büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir herşeyi nurlandıran Allah için bir benzetme olarak kullanılır (bk. e-z-l)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 11:11 #798918Anonim
muntazam bir memleket, gayet muhteşem bir şehir, gayet müzeyyen bir saray hükmündedir. Elbette onun bir hâkimi, bir mâliki, bir ustası vardır.
Madem böyle haşmetli bir Mâlik-i Zülcelâl, bir Hâkim-i Zülkemâl, bir Sâni-i Zülcemâl vardır. Hem madem umum o âleme, o memlekete, o şehre, o saraya alâkadarlık gösteren ve havas ve duygularıyla umumuna münasebettar ve nazarı küllî olan bir insan vardır. Elbette o Sâni-i Muhteşem, o küllî nazarlı ve umumî şuurlu olan insan ile ulvî, âzamî bir münasebeti bulunacaktır ve ona kudsî bir hitabı ve âli bir teveccühü olacaktır.
Hem madem Âdem Aleyhisselâmdan şimdiye kadar şu münasebete mazhar olanların içinde, âsârının şehadetiyle, yani küre-i arzın nısfını ve nev-i beşerin humsunu daire-i tasarrufuna aldığı ve kâinatın şekl-i mânevîsini değiştirdiği, ışıklandırdığı gibi, en âzamî bir mertebede o münasebeti Muhammed-i Arabî Sallallahu Aleyhi Vesellem göstermiştir. Öyle ise, o münasebetin en âzamî bir mertebesinden ibaret olan Mirac, ona elyak ve ona evfaktır.
İKİNCİ ESAS
Hakikat-i Mirac nedir?Elcevap: Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) merâtib-i kemâlâtta seyr ü sülûkünden ibarettir. Yani, Cenâb-ı Hakkın tertib-i mahlûkatta tecellî ettirdiği ayrı ayrı isim ve ünvanlarla ve saltanat-ı rububiyetinde teşkil ettiği devâir-i tedbir ve icadda ve o dairelerde birer arş-ı rububiyet ve birer merkez-i tasarrufa medar olan bir
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Hâkim-i Zülkemâl: sonsuz mükemmellik sahibi ve herşeye hükmeden Allah (bk. ḥ-k-m; k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[TD]Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Muhammed (a.s.m.) (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlik-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan, herşeyin sahibi Allah (bk. m-l-k; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Sallallahu Aleyhi Vesellem: Allah onun üzerine salât ve selâm eylesin (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Muhteşem: ihtişam sahibi ve herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: ilgili, alakalı[/TD]
[TD]arş-ı rububiyet: Allah’ın büyüklüğünün, hüküm ve egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i tasarruf: faaliyet alanı (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[TD]devâir-i tedbir ve icad: idare etme ve yaratma daireleri (bk. d-b-r; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elyak: en layık[/TD]
[TD]evfak: en uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: sonsuz[/TD]
[TD]hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havas: hisler, duygular[/TD]
[TD]haşmetli: ihtişamlı, görkemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitab: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[TD]humsu: beşte biri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: hükmeden, idareci (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]kudsî: kutsal (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]küllî: kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: sebep, dayanak, eksen[/TD]
[TD]merkez-i tasarruf: idare, terbiye ve tasarruf merkezi (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe: derece, basamak[/TD]
[TD]merâtib-i kemâlât: fazilet ve mükemmellik mertebeleri (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]münasebet: ilgi, bağlantı (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebettar: ilişkili, bağlantılı (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nısfı: yarısı[/TD]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: rububiyetin, Rablığın eğemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyr ü sülûk: mânevî ve ruhî yolculuk[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tertib-i mahlûkat: varlıkların mükemmel bir düzenlemeyle yaratılması (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil etmek: oluşturmak[/TD]
[TD]ulvî: yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: genel[/TD]
[TD]umumî: umumla ilgili, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zât-ı Ahmediye: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[TD]Âdem: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]âli: yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[TD]âzamî: en büyük, en fazla (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]şekl-i mânevî: mânevî şekil, görüntü (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 11:34 #798919Anonim
semâ tabakasında gösterdiği âsâr-ı rububiyeti birer birer o abd-i mahsusa göstermekle, o abdi, hem bütün kemâlât-ı insaniyeyi câmi’, hem bütün tecelliyât-ı İlâhiyeye mazhar, hem bütün tabakat-ı kâinata nazır ve saltanat-ı Rububiyetin dellâlı ve marziyât-ı İlâhiyenin mübelliği ve tılsım-ı kâinatın keşşafı yapmak için, burâka bindirip, berk gibi semâvâtı seyrettirip, kat’-ı merâtip ettirerek, kamervâri menzilden menzile, daireden daireye rububiyet-i İlâhiyeyi temâşâ ettirip, o dairelerin semâvâtında makamları bulunan ve ihvânı olan enbiyayı birer birer göstererek, tâ Kab-ı Kavseyn makamına çıkarmış, ehadiyet ile kelâmına ve rüyetine mazhar kılmıştır.
1
Şu yüksek hakikate iki temsil dürbünüyle bakılabilir.Birincisi: Yirmi Dördüncü Sözde izah edildiği gibi, nasıl ki bir padişahın kendi hükûmetinin dairelerinde ayrı ayrı ünvanları ve raiyetinin tabakalarında başka başka nam ve vasıfları ve saltanatının mertebelerinde çeşit çeşit isim ve alâmetleri vardır. Meselâ, adliye dairesinde hâkim-i âdil ve mülkiyede sultan ve askeriyede kumandan-ı âzam ve ilmiyede halife, ve hâkezâ, sair isim ve ünvanları bulunur. Herbir dairede birer mânevî tahtı hükmünde olan makam ve iskemlesi bulunur. O tek padişah, o saltanatın dairelerinde ve tabakat-ı hükûmetin mertebelerinde bin isim ve ünvana sahip olabilir. Birbiri içinde bin taht-ı saltanatı olabilir. Güya o hâkim, herbir dairede şahsiyet-i mâneviye haysiyetiyle ve telefonuyla mevcut ve hazır bulunur, bilir. Ve her tabakada kanunuyla, nizamıyla, mümessiliyle görünür, görür. Ve her mertebede, perde arkasında hükmüyle, ilmiyle, kuvvetiyle idare eder, bakar. Ve herbir dairenin başka bir merkezi, bir
[NOT]Dipnot-1
bk. et-Taberî, Câmiu’l-Beyân 15:6; el-Ehadîsü’l-Muhtâra 6:258-259; İbni Kesîr, el-Bidâye 3:109-118; es-Süheylî, er-Ravdu’l-Ünf 2:191-194.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)[/TD]
[TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd-i mahsus: özel, seçilmiş kul (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]alâmet: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berk: şimşek[/TD]
[TD]burak: Cennete mahsus bir binek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmi: içine alan (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]dellâl: ilan edici, duyurucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın isimlerinin tek bir şeyde tecellî etmesi, yansımasının görünümü; Allah’ın birliğinin tek bir kula bakan yönü (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]güya: sanki[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyet: özellik[/TD]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: hükmedici, idareci (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hâkim-i âdil: adaletli hâkim, yönetici (bk. ḥ-k-m; a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükûmet: yönetim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]ihvân: kardeşler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[TD]kamervâri: ay gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’-ı meratip: mertebeleri aşma, yükselme[/TD]
[TD]kelâm: konuşma (bk. k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]marziyât-ı İlâhiye: Allah’ın rızasına vesile olan iş ve hareketler (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: yansıma ve görünme yeri; erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]menzil: durak, yer, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var olma (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mübelliğ: tebliğ edici, elçi (bk. b-l-ğ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülkiye: yönetim dairesi (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]mümessil: temsilci (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]nizam: düzen, kanun (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzır: gözlemci (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]raiyet: halk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi (bk. r-b-b; e-l-h)[/TD]
[TD]rüyet: Allah’ın güzelliğini seyretme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]saltanat: egemenlik (bk. s-l-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: rububiyetin, Rablığın eğemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD]
[TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]tabakat-ı hükûmet: yönetim katmanları, hiyerarşisi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat-ı kâinat: kâinat tabakaları (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]taht: makam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taht-ı saltanat: sultanlık makamı (bk. s-l-ṭ)[/TD]
[TD]tecelliyât-ı İlâhiye: İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi (bk. c-l-y; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]temâşâ ettirmek: seyrettirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım-ı kâinat: kâinatın gizemi, sırrı (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]vasıf: özellik, sıfat (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr-ı rububiyet: Allah’ın idare ve terbiye ediciliğinin, mâlikiyet ve egemenliğinin eserleri (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Ekim 2011: 11:43 #798920Anonim
menzili vardır. Ahkâmları birbirinden ayrıdır. Tabakatları birbirinden başkadır. İşte, böyle bir sultan, istediği bir zâtı bütün o dairelerinde gezdirip, her daireye mahsus saltanat-ı şahanesini ve evâmir-i hâkimânesini gösterip, daireden daireye, tabakadan tabakaya gezdirip, tâ huzuruna getirir. Sonra bütün o dairelere taallûk eden bazı evâmir-i umumiye-i külliyeyi ona tevdi eder, gönderir.
İşte, bu misal gibi, Ezel ve Ebed Sultanı olan Rabbü’l-Âlemîn için, rububiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbirine bakar şe’n ve namları vardır. Ve ulûhiyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve alâmetleri vardır. Ve haşmetli icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer tecellî ve cilveleri vardır. Ve kudretinin tasarrufâtında başka başka, fakat birbirini ihsas eder ünvanları vardır. Ve sıfatlarının tecelliyâtında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhuratı vardır. Ve ef’âlinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmâl eder tasarrufâtı vardır. Ve rengârenk san’atında ve masnûatında çeşit çeşit, fakat birbirini temâşâ eder haşmetli rububiyeti vardır.
İşte şu sırr-ı azîme binaen, kâinatı hayretfezâ acip bir tertiple tanzim etmiş. En küçük tabakat-ı mahlûkattan olan zerrâttan, tâ semâvâta ve semâvâtın birinci tabakasından, tâ Arş-ı Âzama kadar birbiri üstünde teşkilât var. Herbir semâ, bir ayrı âlemin damı ve rububiyet için bir arş ve tasarrufât-ı İlâhiye için bir merkez hükmündedir. O dairelerde ve o tabakatta, çendan, ehadiyet itibarıyla bütün esmâ bulunabilir, bütün ünvanlarla tecellî eder. Fakat, nasıl ki adliyede hâkim-i âdil ünvanı asıldır, hâkimdir; sair ünvanlar orada onun emrine bakar, ona tâbidir. Öyle de, herbir tabakat-ı mahlûkatta, herbir semâda bir isim, bir ünvan-ı İlâhî hâkimdir; sair ünvanlar da onun zımnındadır. Meselâ, ism-i Kadîre mazhar
[TABLE]
[TR]
[TD]Arş-ı Âzam: Cenab-ı Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m)[/TD]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah (bk. r-b-b; a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah (bk. s-l-ṭ; e-z-l; e-b-d)[/TD]
[TD]acip: ilginç, hayrete düşüren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]alâmet: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arş: makam (bk. a-r-ş)[/TD]
[TD]binaen: –dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görünüm, akis (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin varlıklarda tek tek görünmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir-i hâkimâne: hükmedici emirler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]evâmir-i umumiye-i külliye: her bir şeyi kapsayan genel emirler (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayretfezâ: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]haşmetli: ihtişamlı, görkemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: üstün, galip (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hâkim-i âdil: adaletli hâkim, yönetici (bk. ḥ-k-m; a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
[TD]ikmâl: tamamlama (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i Kadîr: Allah’ın sonsuz güç ve kuvvet sahibi olduğunu bildiren ismi (bk. s-m-v; ḳ-d-r)[/TD]
[TD]itibariyle: özelliğiyle (bk. a-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: özel[/TD]
[TD]masnûat: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: görünme ve yansıma yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]mukaddes: kusur ve eksiklikten yüce, kutsal (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]sair: diğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı şahane: son derece güzel ve mükemmel saltanat (bk. s-l-ṭ)[/TD]
[TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat-ı mahlûkat: varlık tabakaları (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf-u İlâhî: Allah’ın tasarrufları, icraatları (bk. ṣ-r-f; e-l-h)[/TD]
[TD]tasarrufât: faaliyetler, kullanımlar (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelliyât: yansımalar (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]tecellî: yansıma, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temâşâ: seyir, hoşlanarak bakma[/TD]
[TD]tertip: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevdi: bırakma, emanet etme[/TD]
[TD]teşkilât: yapı, kuruluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi: uyan[/TD]
[TD]ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
[TD]zuhurât: görünümler, meydana çıkmalar (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zımn: iç taraf[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]çendan: gerçi[/TD]
[TD]ünvan-ı İlâhî: Allah’ın ünvanı, ismi (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: iş, durum, özellik (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
27 Ekim 2011: 20:00 #799079Anonim
Hazret-i İsâ Aleyhisselâm hangi semâda Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ile görüştüyse, işte o semâ dairesinde Cenâb-ı HakKadîr ünvanıyla bizzat orada mütecellîdir. Meselâ, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın makamı olan semâ dairesinde en ziyade hükümfermâ, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın mazhar olduğu Mütekellim ünvanıdır, ve hâkezâ…
İşte, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, çünkü İsm-i Âzama mazhardır
1 ve nübüvveti umumîdir
2 ve bütün esmâya mazhardır.
3 Elbette, bütün devâir-i rububiyetle alâkadardır. Elbette o dairelerde makam sahibi olan enbiyalarla görüşmek ve umum tabakattan geçmek, hakikat-i Miracı iktiza ediyor.İkinci temsil: Nasıl ki bir sultanın ünvanlarından olan “kumandan-ı âzam” ünvanı, devâir-i askeriyenin serasker dairesi gibi küllî ve geniş daireden tut, tâ onbaşı dairesi gibi cüz’î ve hususî herbir dairede bir zuhuru, bir cilvesi vardır. Meselâ, bir nefer, o kumandanlık ünvan-ı âzamının nümunesini onbaşı şahsında görür, ona bakar, ondan emir alır. O nefer onbaşı olduğunda, çavuş dairesindeki kumandanlık dairesi nazarına çarpar, ona bakar. Sonra çavuş olsa, o vakit kumandanlık nümunesini ve cilvesini mülâzım dairesinde görür, o makamda ona mahsus bir iskemle bulunur. Ve hâkezâ, yüzbaşı, binbaşı, ferik, müşir dairelerinden herbirinde, dairelerin büyük ve küçüklüğü nisbetinde o kumandanlık ünvanını görür.
Şimdi, bir neferi, o kumandan-ı âzam bütün devâir-i askeriyeye taallûk edecek bir vazifeyle tavzif etmek istese, bir müfettiş gibi her devâiri görüp ve görünecek bir makam vermek istese, elbette o kumandan-ı âzam, o neferi, onbaşı dairesinden tut, tâ daire-i âzamına kadar birer birer gezdirecek, tâ görsün, görülsün.
[NOT]Dipnot-1
bk. Ebû Dâvûd, Vitr 8; Tirmizi, Deavât 64; İbni Mâce, Dua 9; Müsned 6:461; el-Hâkim, el-Müstedrek 1:683-686, 4:352; İbni Ebî Şeybe, el-Musannaf 6:47; el-Beyhakî, Şuabu’l-İman 2:437.
Dipnot-2
bk. Enbiyâ Sûresi, 21:107; Sebe’ Sûresi, 34:27; Saf Sûresi, 61:9.
Dipnot-3
bk. Kadı İyaz, eş-Şifâ 1:235-246.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Hz. Mûsâ: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hz. İsâ: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mütekellim: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve varlıklara konuşma kabiliyeti veren Allah (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i âzam: en büyük daire (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]devâir: daireler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]devâir-i askeriye: askerî daireler[/TD]
[TD]devâir-i rububiyet: rububiyet daireleri; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının alanları (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferik: general[/TD]
[TD]hakikat-i Mirac: Miracın aslı ve esası, gerçek mahiyeti (bk. ḥ-ḳ-ḳ; a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[TD]hükümfermâ: hüküm süren (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[TD]kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]mahsus: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: ayna olma, yansıma yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]müfettiş: denetleyici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülâzım: teğmen[/TD]
[TD]mütecellî: tecelli eden, görünen (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşir: mareşal[/TD]
[TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[TD]nisbet: oran (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]nümune: örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]serasker: bütün Osmanlı ordularının idaresine bakan vezir, bakan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûk: ilgili olmak[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif: vazifelendirme[/TD]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]umumî: genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[TD]zuhur: görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zât-ı Ahmediye: yüksek velâyet sahibi Hz. Muhammed’in (a.s.m.) zâtı, şahsiyeti (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[TD]ünvan-ı âzam: en büyük ünvan, isim (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
27 Ekim 2011: 20:02 #799080Anonim
Sonra huzuruna kabul edip sohbetine müşerref ederek, nişan ve ferman verip taltif ederek, tâ geldiği yere kadar bir anda gönderir.
Şu temsilde bir noktayı nazara almak lâzım ki, padişah eğer âciz olmazsa, surî olduğu gibi mânevî cihetinde de iktidarı olsa, o vakit ferik, müşir, mülâzım gibi eşhası tevkil etmez, bizzat her yerde bulunur. Yalnız bazı perdeler altında ve makam sahibi eşhasın arkasında, doğrudan doğruya emri o verir. Bazı veliyy-i kâmil olan padişahlar çok dairelerde, bazı eşhas suretinde icraatını yaptığı rivâyet edilir. Şu temsille baktığımız hakikat ise, acz onun içinde olmadığı için, doğrudan doğruya herbir dairede emir ve hüküm kumandan-ı âzamdan geliyor; onun emriyle, iradesiyle, kuvvetiyledir.
İşte, şu temsil gibi, Hâkim-i Arz ve Semâvât, emr-i
1كُنْ فَيَكُونُ ’a mâlik Âmir-i Mutlak olan Sultan-ı Ezelî ve Ebedî, tabakat-ı mahlûkatında cereyan eden ve kemâl-i itaat ve intizamla imtisal olunan evâmir ve kumandanlığının şuûnâtı ve zerrâttan seyyârâta ve sinekten semâvâta kadar olan tabakat-ı mahlûkat ve tavâif-i mevcudatta küçük-büyük, cüz’î-küllî tabakatı ve taifeleri ayrı ayrı, fakat birbirine bakar bir tarzda birer daire-i rububiyet, birer tabaka-i hâkimiyet görünüyor.Şimdi, bütün kâinattaki makàsıd-ı ulyâ ve netâic-i uzmâyı anlayacak ve bütün tabakatın ayrı ayrı vezâif-i ubûdiyetlerini görmekle Zât-ı Kibriyânın saltanat-ı rububiyetini, haşmet-i hâkimiyetini müşahede ederek, o Zâtın marziyâtı ne olduğunu anlamak ve Onun saltanatına dellâl olmak için, alâküllihal, o tabakat ve
[NOT]Dipnot-1
“(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâkim-i Arz ve Semâvat: göklerin ve yerin hâkimi Allah (bk. ḥ-k-m; s-m-v)[/TD]
[TD]Sultan-ı Ezelî ve Ebedî: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. s-l-ṭ; e-z-l; e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Kibriyâ: sonsuz büyüklük ve yücelik sahibi olan Allah (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâküllihal: ister istemez, her durumda (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]cereyan: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i rububiyet: rububiyet dairesi; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının alanı (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]dellâl: ilan edici, duyurucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir: emirler[/TD]
[TD]eşhas: şahıslar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferik: general[/TD]
[TD]ferman: emir, buyruk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]haşmet-i hâkimiyet: Allah’ın hâkimiyetinin ihtişamı ve görkemi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icraat: faaliyet[/TD]
[TD]iktidar: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisal: uyma, yerine getirme[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: istek, dileme, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
[TD]kemâl-i itaat: tam ve mükemmel itaat (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: tür, cins gibi topluluk (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]makàsıd-ı ulyâ: en yüce gayeler, hedefler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marziyât: Allah’ın razı olduğu her şey[/TD]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülâzım: teğmen[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşerref etmek: şereflendirmek[/TD]
[TD]müşir: mareşal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]netâic-i uzmâ: en büyük neticeler, sonuçlar (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rivâyet: nakletme[/TD]
[TD]saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]surî: görünüşte[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabaka-i hâkimiyet: hâkimiyet dairesi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]tabakat: tabakalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat-ı mahlûkat: yaratılmışların mertebe ve tabakaları (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]taife: topluluk, grup[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taltif: iyilik ve güzellikle muamele etmek (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]tavâif-i mevcudat: varlıkların türleri, kısımları (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tevkil: vekalet verme (bk. v-k-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]veliyy-i kâmil: kemâle ermiş veli (bk. k-m-l; v-l-y)[/TD]
[TD]vezâif-i ubûdiyet: kulluk vazifeleri (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]Âmir-i Mutlak: kesin emir sahibi olan, mutlak emredici Allah (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]şuûnât: haller, işler, faaliyetler (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
27 Ekim 2011: 20:05 #799081Anonim
dairelere bir seyr ü sülûk olacaktır. Tâ, daire-i âzamiyesinin ünvanı olan Arş-ı Âzamına girecek, tâ Kab-ı Kavseyne, yani imkân ve vücub ortasında Kab-ı Kavseyn ile işaret olunan makama girecek ve Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ile görüşecektir ki, şu seyr ü sülûk ise Miracın hakikatidir.
Herbir insan, aklıyla, hayal sür’atinde seyeranı; herbir velî, kalbiyle berk sür’atinde cevelânı; ve cism-i nuranî olan herbir melek, ruh sür’atinde Arştan ferşe, ferşten Arşa deveranı;
1 ehl-i Cennetin insanları, burak sür’atinde, haşirden beş yüz sene fazla mesafeden Cennete çıkmaları olduğu gibi,
2 nur ve nur kabiliyetinde ve evliya kalblerinden daha lâtif ve emvâtın ruhlarından ve melâike cisimlerinden daha hafif ve cesed-i necmî ve beden-i misalîden daha zarif olan ruh-u Muhammedînin (a.s.m.) hadsiz vezâifine medar ve cihazatının mahzeni olan cism-i Muhammedî (a.s.m.), elbette onun ruh-u âlisiyle Arşa kadar beraber gidecektir.Şimdi, makam-ı istimâda olan mülhide bakıyoruz:
Hatıra geliyor ki: O mülhid kalbinden der, “Ben Allah’ı tanımıyorum, Peygamberi bilmiyorum. Nasıl Miraca inanacağım?” Biz de deriz ki:
Madem şu kâinat ve mevcudat var ve içinde ef’al ve icad var. Hem madem muntazam bir fiil fâilsiz olmaz, mânidar bir kitap kâtipsiz olmaz, san’atlı bir nakış Nakkâşsız olmaz. Elbette, şu kâinatı dolduran ef’âl-i hakîmânenin bir fâili ve yeryüzünün mevsim be mevsim tazelenen hayretfezâ nukuşlarının, mânidar mektubatının bir kâtibi, bir Nakkâşı vardır.
[NOT]Dipnot-1
bk. Meâric Sûresi, 70:4.
Dipnot-2
bk. Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 19; Dârimî, Rikâk 89; el-Hâkim, el-Müstedrek 4:542; et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr 9:356. [/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)[/TD]
[TD]Arş-ı Âzam: Cenab-ı Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş; a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kab-ı Kavseyn: Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda bu makamda bizzat Cenab-ı Hak ile görüşmüştür (bk. ḳ-v-b)[/TD]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
[TD]Zât-ı Celîl-i Zülcemâl: sonsuz güzellik ve haşmet sahibi Zât, Allah (bk. c-l-l; ẕü; c-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beden-i misalî: görüntüden ibaret beden (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]berk: şimşek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burak: Cennete mahsus bir binek[/TD]
[TD]cesed-i necmî: yıldız gibi nuranî olan ceset[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevelân: dolaşma, gezme[/TD]
[TD]cihazat: cihazlar, organlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cism-i Muhammedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in pâk ve temiz cismi, bedeni (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[TD]cism-i nuranî: nuranî cisim sahibi (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan, Allah’ın var etmesine bağlı olan (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]daire-i vücub: hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu, Ezelî ve Ebedî olan İlâhlık dairesi (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i âzamiye: en büyük daire (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]deveran: dönüp dolaşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’al: fiiller, işler (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]ef’âl-i hakîmane: hikmetli fiiller, işler (bk. f-a-l; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i Cennet: Cennet ehli[/TD]
[TD]emvât: ölüler (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]ferş: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fiil: iş, oluş, hareket (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayretfezâ: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâtip: yazan, yazıcı (bk. k-t-b)[/TD]
[TD]lâtif: cismanî olmayan, ruhla ilgili (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahzen: depo[/TD]
[TD]makam-ı istimâ: dinleme makamı (bk. s-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: vesile, dayanak, kaynak[/TD]
[TD]mektubat: mektuplar (bk. k-t-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülhid: dinsiz[/TD]
[TD]nukuş: nakışlar (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruh-u Muhammedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in aziz ve pâk ruhu (bk. r-v-ḥ; ḥ-m-d)[/TD]
[TD]ruh-u âli: yüce ruh (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyeran: seyahat, gezme[/TD]
[TD]seyr ü sülûk: mânevî ve ruhî yolculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sür’at: hız[/TD]
[TD]velî: Allah dostu (bk. v-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vezâif: vazifeler, görevler[/TD]
[TD]zarif: ince, nazik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
27 Ekim 2011: 20:07 #799083Anonim
Hem madem bir işte iki hâkimin bulunması o işin intizamını bozuyor. Hem madem sinek kanadından tâ semâvât kandiline kadar mükemmel bir intizam var. Öyle ise o Hâkim birdir. Bir olmazsa—çünkü herşeyde san’at ve hikmet o derece aciptir ki, o şeyin Sânii, herbir şeye muktedir olacak, herbir işi bilecek bir derecede Kadîr-i Mutlak olmak lâzım gelir; öyle ise, bir olmazsa—mevcudat adedince ilâhların bulunması lâzım gelir. O ilâhlar hem birbirine zıt, hem birbirine misil olacaklar; ve o halde şu acip intizam bozulmamak yüz bin defa muhaldir.
Hem madem şu mevcudatın tabakatı, bir ordudan bin defa daha muntazam bir emirle hareket ettiği bilbedâhe görünüyor. Yıldızların, güneş ve kamerin muntazaman hareketlerinden tut, tâ badem çiçeklerine kadar herbir taife o kadar muntazam, o kadar mükemmel bir surette Kadîr-i Ezelînin o taifeye verdiği nişanları, formaları, güzel libasları ve tayin ettiği harekâtı, bin defa ordudan daha muntazam bir tarzda izhar ediyor. Öyle ise, şu kâinatın, mevcudatı Onun emrine bakar ve imtisal eder, perde-i gayb arkasında bir Hâkim-i Mutlakı vardır.
Hem madem o Hâkim, bütün yaptığı icraat-ı hakîmâne şehadetiyle, hem gösterdiği âsâr-ı haşmetle, bir Sultan-ı Zülcelâldir. Hem gösterdiği ihsânât ile, gayet Rahîm bir Rabdir. Hem izhar ettiği güzel san’atlarıyla, san’atperver ve san’atını çok sever bir Sânidir. Hem gösterdiği tezyinat ve merak-âver san’atlarıyla zîşuurların nazar-ı istihsanını âsârına celb etmek isteyen bir Hâlık-ı Hakîmdir. Hem hilkat-i âlemde gösterdiği muhayyirü’l-ukul tezyinatın ne demek olduğunu ve mahlûkat nereden gelip nereye gideceğini, rububiyetinin hikmetiyle zîşuura bildirmek istediği anlaşılıyor. Elbette bu Hâkim-i Hakîm ve Sâni-i Alîm, rububiyetini göstermek ister.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâkim: hükmeden, idareci; herşeyi hükmü altında tutup idare eden ve yargılayan ve herşeye galip olan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Hâkim-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve herşeyi hükmü altında tutan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâkim-i Mutlak: herşey üzerinde sınırsız egemenlik sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Hakîm: herşeyi hikmetle yapan yaratıcı Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
[TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Sultan, Allah (bk. s-l-ṭ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Alîm: sonsuz ilim sahibi olan ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; a-l-m)[/TD]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[TD]celb etmek: çekmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harekât: hareketler[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat-i âlem: âlemin yaratılışı (bk. ḫ-l-ḳ; a-l-m)[/TD]
[TD]icraat-ı hakîmâne: hikmetli icraatlar, faaliyetler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsanât: ihsanlar, bağışlar, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]imtisal: emre uyma, yerine getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzenlilik, tertip (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kamer: ay[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]libas: elbise[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merak-âver: merak verici, düşündürücü[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misil: benzer, eş değer (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]muhal: imkansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhayyirü’l-ukul: akıllara hayranlık veren[/TD]
[TD]muktedir: gücü yeten, yapabilen (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı istihsan: güzel ve beğenen bakış (bk. n-ẓ-r; ḥ-s-n)[/TD]
[TD]perde-i gayb: mânevî âlemleri gözümüzden saklayan perde (bk. ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]san’atperver: san’ata düşkün (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat: tabakalar[/TD]
[TD]taife: topluluk, grup[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
[TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[TD]âsâr-ı haşmet: ihtişam ve büyüklük eserleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
27 Ekim 2011: 20:10 #799084Anonim
Hem madem bu kadar gösterdiği âsâr-ı lütuf ve merhamet ve garaib-i san’at ile zîşuura kendini tanıttırmak ve sevdirmek ister. Elbette, zîşuurlardan arzularını ve onlardaki marziyâtı ne olduğunu, bir mübelliğ vasıtasıyla bildirecektir.
Öyle ise, zîşuurlardan birisini tayin edip onunla o rububiyetini ilân edecektir. Ve sevdiği san’atlarını teşhir için, bir dellâlı kurb-u huzuruna müşerref edip teşhire vasıta edecektir. Ve o ulvî makàsıdını sair zîşuurlara bildirmekle kemâlâtını izhar etmek için birisini muallim tayin edecektir. Ve şu kâinatta derc ettiği tılsımı ve şu mevcudatta gizlediği muammâ-i rububiyeti mânâsız kalmamak için, herhalde bir rehber tayin edecektir. Ve gösterdiği ve enzârın temâşâsına neşrettiği mehâsin-i san’at faidesiz ve abes kalmamak için, onlardaki makàsıdı ders verecek bir rehber tayin edecektir. Hem marziyâtını zîşuurlara tebliğ etmek için, birisini bütün zîşuurların fevkinde bir makama çıkaracak ve marziyâtını ona bildirecek, onlara gönderecektir.
Madem hakikat ve hikmet böyle iktiza ediyor. Ve şu vezâife en elyak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Çünkü, bilfiil, en mükemmel bir surette o vazifeleri yapmıştır. Teşkil ettiği âlem-i İslâm ve gösterdiği nur-u İslâmiyet, bir şahid-i âdil ve sadıktır. Öyle ise, o Zât, doğrudan doğruya, bütün kâinatın fevkine çıkıp, bütün mevcudattan geçip, bir makama girmek lâzımdır ki, bütün mahlûkatın Hâlıkı ile umumî, ulvî, küllî bir sohbet etsin. İşte, Mirac dahi bu hakikati ifade ediyor.
Elhasıl: Madem şu azîm kâinatı, mezkûr maksatlar gibi çok azîm makàsıd ve çok büyük gayeler için şu surette teşkil, tertip ve tezyin etmiştir. Hem madem şu mevcudat içinde şu umumî rububiyeti bütün dekaikiyle, şu azîm saltanat-ı Ulûhiyeti bütün hakaikiyle görecek insan nev’i vardır. Elbette o Hâkim-i Mutlak o insanla konuşacaktır, makàsıdını bildirecektir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
[TD]Hâkim-i Mutlak: herşey üzerinde sınırsız egemenlik sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abes: anlamsız, gayesiz[/TD]
[TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilfiil: fiilen, uygulamada (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]dekaik: incelikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dellâl: ilan edici, duyurucu[/TD]
[TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[TD]elyak: en layık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enzâr: bakışlar, dikkatler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkine: üstüne[/TD]
[TD]garaib-i san’at: sanatın gariplikleri, hârikalıkları (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar etmek: göstermek (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kurb-u huzur: Allah’ın yüce huzuruna yakınlık (bk. ḥ-ḍ-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: genel, kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maksat: gaye, hedef (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[TD]makàsıd: maksatlar, istekler, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marziyât: Allah’ın rızasına vesile olan iş ve hareketler[/TD]
[TD]mehâsin-i san’at: sanat güzellikleri (bk. ḥ-s-n; ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mezkûr: sözü geçen, anılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]muammâ-i rububiyet: rububiyetin sırrı, gizemi (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübelliğ: tebliğ edici, elçi (bk. b-l-ğ)[/TD]
[TD]müşerref etmek: şereflendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’i: tür, cins[/TD]
[TD]neşretme: yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u İslâmiyet: İslâmiyet nuru (bk. n-v-r; s-l-m)[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]saltanat-ı Ulûhiyet: ortak kabul etmeyen İlâhî saltanat (bk. s-l-ṭ; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tayin: görevlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebliğ etmek: bildirmek (bk. b-l-ğ)[/TD]
[TD]temâşâ: seyretme, hoşlanarak bakma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tertip: düzenleme[/TD]
[TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşhir: sergileme[/TD]
[TD]teşkil: oluşturma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım: sır, gizli gerçek[/TD]
[TD]ulvî: yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel[/TD]
[TD]vezâif: vazifeler, görevler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr-ı lütuf ve merhamet: iyilik, bağış ve merhamet eserleri, neticeleri (bk. l-ṭ-f; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]şahid-i âdil ve sadık: adâletli ve doğru sözlü şâhit (bk. ş-h-d; a-d-l; ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
27 Ekim 2011: 20:12 #799085Anonim
Madem her insan cüz’iyetten ve süfliyetten tecerrüd edip en yüksek bir makam-ı küllîye çıkamıyor, o Hâkimin küllî hitabına bizzat muhatap olamıyor. Elbette, o insanlar içinde bazı efrad-ı mahsusa, o vazifeyle muvazzaf olacaklar, tâ iki cihetle münasebeti bulunsun: hem insan olmalı, tâ insanlara muallim olsun; hem ruhen gayet ulvî olmalı ki, tâ doğrudan doğruya hitaba mazhar olsun.
Şimdi, madem şu insanlar içinde, şu kâinat Sâniinin makàsıdını en mükemmel bir surette bildiren ve şu kâinat tılsımını keşfeden ve hilkatin muammâsını açan ve rububiyetin mehâsin-i saltanatına en mükemmel tarzda dellâllık eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Elbette, bütün efrad-ı insaniye içinde öyle bir mânevî seyr ü sülûkü olacaktır ki, cismanî âlemde seyr ü seyahat suretinde bir Miracı olacaktır. Yetmiş bin perde
1 tabir olunan berzah-ı esmâ ve tecellî-i sıfât ve ef’âl ve tabakat-ı mevcudatın arkasına kadar kat’-ı merâtip edecektir. İşte Mirac budur.Yine hatıra geliyor ki: Ey müstemi’! Sen kalbinden diyorsun ki, “Nasıl inanayım? Herşeyden daha yakın bir Rabbe, binler sene mesafeyi kat’ edip yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Onunla görüşmek ne demektir?”
Biz de deriz ki: Cenâb-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır.
2 Fakat herşey Ondan nihayetsiz uzaktır.
3
Nasıl ki, güneşin şuuru ve konuşması olsa, senin elindeki âyine vasıtasıyla seninle konuşabilir, istediği gibi sende tasarruf eder. Belki, âyine-misal senin gözbebeğinden sana daha yakın olduğu halde, sen dört bin sene kadar ondan uzaksın; hiçbir cihette ona yanaşamazsın. Eğer terakki etsen, kamer makamına gelip[NOT]Dipnot-1
bk. et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr 6:148; el-Asbahânî, el-Azamet 2:671, 681; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 2:212; ed-Deylemî, el-Müsned 2:221.
Dipnot-2
bk. Kaf Sûresi, 5016; Vâkıa Sûresi, 56:85.
Dipnot-3
bk. En’âm Sûresi, 6:103.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâkim: herşeyi hükmü altında tutup idare eden ve yargılayan ve herşeye galip olan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]berzah-ı esmâ: Allah’ın güzel isimlerinin tecellîsindeki ara bölgeler, isimler arasındaki mânâlar (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]cihet: yön, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cismanî: maddî yapısı olan[/TD]
[TD]cüz’iyet: ferdîlik (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dellâllık: ilan edicilik, duyuruculuk[/TD]
[TD]efrad-ı insaniye: insan fertleri (bk. f-r-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad-ı mahsus: özel ve seçilmiş fertler, kişiler (bk. f-r-d)[/TD]
[TD]hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitab: konuşma (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[TD]kamer: ay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat etme: aşma, yol alma[/TD]
[TD]kat’-ı merâtip: mertebeleri aşma, yükselme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfetmek: gizli bir şeyi ortaya çıkarmak (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: genel ve kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]makam-ı küllîye: genele bakan kapsamlı makam (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makàsıd: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[TD]mazhar: erişme, nail olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mehâsin-i saltanat: saltanatın güzellikleri (bk. ḥ-s-n; s-l-ṭ)[/TD]
[TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muammâ: anlaşılması zor sır[/TD]
[TD]muvazzaf: görevli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]müstemi’: dinleyici (bk. s-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyr ü seyahat: yolculuk[/TD]
[TD]seyr ü sülûk: mânevî ve ruhî yolculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]süfliyet: alçaklık, aşağılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat-ı mevcudat: varlık tabakaları (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]tabir: ifade, adlandırma (bk. a-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma, yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[TD]tecellî-i sıfât ve ef’âl: Allah’ın sıfat ve fiillerinin tecellisi, görünmesi (bk. c-l-y; v-ṣ-f; f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecerrüd: sıyrılma[/TD]
[TD]terakki: yükselme, ilerleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım: sır, gizli gerçek[/TD]
[TD]ulvî: yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[TD]âyine-misal: ayna gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.