- Bu konu 32 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
20 Ekim 2011: 18:59 #674070
Anonim
Tılsım-ı kâinatı keşfeden Kur’ân-ı Hakîmin
mühim bir tılsımını halleden
Otuzuncu SözEne ve zerre’den ibaret bir elif, bir nokta’dır.
Şu Söz İki Maksattır. Birinci Maksat ene’nin mahiyet ve neticesinden, İkinci Maksat zerre’nin hareket ve vazifesinden bahseder.
Birinci Maksat
اِنَّا عَرَضْنَا اْلاَمَانَةَ عَلَى السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَالْجِبَالِ فَاَبَيْنَ اَنْ يَحْمِلْنَهَا وَاَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا اْلاِنْسَانُ اِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً
1
ŞU ÂYETİN büyük hazinesinden tek bir cevherine işaret edeceğiz. Şöyle ki:
Gök, zemin, dağ, tahammülünden çekindiği ve korktuğu emanetin müteaddit vücuhundan bir ferdi, bir vechi ene’dir. Evet, ene, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nuranî bir şecere-i tûbâ ile müthiş bir şecere-i zakkumun çekirdeğidir. Şu azîm hakikate girişmeden evvel, o hakikatin fehmini teshil edecek bir mukaddime beyan ederiz. Şöyle ki:Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-i İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi, kâinatın tılsım-ı muğlâkının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır, bir tılsım-ı
[NOT]Dipnot-1
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındı ve ondan korktu. İnsan ise onu yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.” Ahzâb Sûresi, 33:72.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]cevher: asıl, temel, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emanet: başka varlıkların yüklenmekten korkup da insanın yüklendiği İlâhî görevler (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]ene: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
[TD]fehm: anlama ve kavrama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]keşfetmek: gizli birşeyi açığa çıkarmak (bk. k-ş-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]künûz-u mahfiye: gizli hazineler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: öz nitelik, özellik, esas[/TD]
[TD]maksat: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muammâ-yı müşkilküşâ: anlaşılması zor mesele[/TD]
[TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice: sonuç[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahammül: yüklenme[/TD]
[TD]teshil: kolaylaştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım: sır, gizli gerçek[/TD]
[TD]tılsım-ı kâinat: evrenin gizemi, sırrı (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım-ı muğlâk: anlaşılması zor sır, gizem[/TD]
[TD]vech: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuh: yönler[/TD]
[TD]zaman-ı Âdem: Âdem peygamberin zamanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]şecere-i tûbâ: Cennetteki tûba ağacı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i zakkum: Cehennemdeki zakkum ağacı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 09:44 #798699Anonim
hayretfezâdır. O ene, mahiyetinin bilinmesiyle, o garip muammâ, o acip tılsım olan ene açılır ve kâinat tılsımını ve âlem-i vücubun künûzunu dahi açar. Şu meseleye dair, Şemme isminde bir risale-i Arabiyemde şöyle bahsetmişiz ki:
Âlemin miftahı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinat kapıları zâhiren açık görünürken, hakikaten kapalıdır. Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana “ene” namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar. Ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder. Fakat ene, kendisi de gayet muğlâk bir muammâ ve açılması müşkül bir tılsımdır. Eğer onun hakikî mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi kâinat dahi açılır. Şöyle ki:
Sâni-i Hakîm, insanın eline, emanet olarak, rububiyetinin, sıfât ve şuûnâtının hakikatlerini gösterecek, tanıttıracak işârat ve nümuneleri câmi’ bir ene vermiştir—tâ ki, o ene bir vahid-i kıyasî olup, evsâf-ı Rububiyet ve şuûnât-ı Ulûhiyet bilinsin. Fakat vahid-i kıyasî, bir mevcud-u hakikî olmak lâzım değil. Belki, hendesedeki farazî hatlar gibi, farz ve tevehhümle bir vahid-i kıyasî teşkil edilebilir; ilim ve tahakkukla hakikî vücudu lâzım değildir.
Sual: Niçin Cenâb-ı Hakkın sıfât ve esmâsının marifeti enaniyete bağlıdır?Elcevap: Çünkü, mutlak ve muhit birşeyin hududu ve nihayeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez; ve üstüne bir suret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez, mahiyeti ne olduğu anlaşılmaz. Meselâ, zulmetsiz, daimî bir ziya bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakikî veya vehmî bir karanlıkla bir hat çekilse, o vakit bilinir.
İşte, Cenâb-ı Hakkın, ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi sıfât ve esmâsı
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]Hallâk-ı Kâinat: kâinatı ve içindeki herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[TD]Rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]câmi’: içine alan (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daimî: sürekli, devamlı[/TD]
[TD]emanet: başka varlıkların yüklenmekten korkup da insanın yüklendiği İlâhî görev (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enaniyet: ben, benlik[/TD]
[TD]ene: ben[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]evsaf-ı Rububiyet: rububiyetin vasıfları, nitelikleri (bk. v-ṣ-f; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farazî: hayalî, var sayılmış[/TD]
[TD]farz: varsayım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, içyüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakikaten: gerçekte (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek ve doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hendese: geometri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudud: sınır[/TD]
[TD]işârat: işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfetmek: gizli birşeyi ortaya çıkarmak (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]künûz: hazineler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]künûz-u mahfiye: gizli hazineler[/TD]
[TD]mahiyet: öz nitelik, özellik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marifet: bilme ve tanıma (bk. a-r-f)[/TD]
[TD]mevcud-u hakikî: gerçek varlık (bk. v-c-d; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]miftah: anahtar[/TD]
[TD]muammâ: anlaşılması ve çözülmesi güç şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: kapsamlı, her tarafı kuşatan[/TD]
[TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muğlak: anlaşılması zor şey[/TD]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]nefs: insanın kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nümune: örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale-i Arabiye: Arapça kitap (bk. r-s-l)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[TD]sırr-ı hilkat: yaratılış sırrı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taayyün: belirlenme[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevehhüm: zannetme, varsayma[/TD]
[TD]teşkil edilmek: meydana getirilmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım: sır, gizli gerçek[/TD]
[TD]tılsım-ı hayretfezâ: hayret verici sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsımlı: sırlı, gizemli[/TD]
[TD]vahid-i kıyasî: ölçü birimi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhiren: görünürde (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âlem: evren, kâinat (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i vücub: Allah’ın zât, sıfat ve isimlerini ifade eden âlem (bk. a-l-m; v-c-b)[/TD]
[TD]Şemme: Mesnevî-i Nûriye’de yer almaktadır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnât: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler (bk. ş-e-n)[/TD]
[TD]şuûnât-ı Ulûhiyet: ilâhlığın şe’nleri, kutsal özellikleri (bk. ş-e-n; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 09:46 #798700Anonim
muhit, hudutsuz, şeriksiz olduğu için, onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz. Öyle ise, hakikî nihayet ve hadleri olmadığından, farazî ve vehmî bir haddi çizmek lâzım geliyor. Onu da enaniyet yapar. Kendinde bir rububiyet-i mevhume, bir mâlikiyet, bir kudret, bir ilim tasavvur eder, bir had çizer, onunla muhit sıfatlara bir hadd-i mevhum vaz eder. “Buraya kadar benim, ondan sonra Onundur” diye bir taksimat yapar. Kendindeki ölçücüklerle onların mahiyetini yavaş yavaş anlar.
Meselâ, daire-i mülkünde mevhum rububiyetiyle, daire-i mümkinatta Hâlıkının rububiyetini anlar. Ve zâhir mâlikiyetiyle, Hâlıkının hakikî mâlikiyetini fehmeder ve “Bu haneye mâlik olduğum gibi, Hâlık da şu kâinatın mâlikidir” der. Ve cüz’î ilmiyle Onun ilmini fehmeder. Ve kisbî san’atçığıyla O Sâni-i Zülcelâlin ibdâ-i san’atını anlar. Meselâ, “Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim. Öyle de, şu dünya hanesini birisi yapmış ve tanzim etmiş” der. Ve hâkezâ, bütün sıfât ve şuûnât-ı İlâhiyeyi bir derece bildirecek, gösterecek binler esrarlı ahval ve sıfât ve hissiyat, enede münderiçtir.
Demek ene, âyine-misal ve vahid-i kıyasî ve âlet-i inkişaf ve mânâ-yı harfî gibi, mânâsı kendinde olmayan ve başkasının mânâsını gösteren, vücud-u insaniyetin kalın ipinden şuurlu bir tel ve mahiyet-i beşeriyenin hullesinden ince bir ip ve şahsiyet-i Âdemiyetin kitabından bir elif’tir ki, o elif’in iki yüzü var:
Biri hayra ve vücuda bakar. O yüz ile yalnız feyze kabildir. Vereni kabul eder; kendi icad edemez. O yüzde fâil değil; icaddan eli kısadır.
1
Bir yüzü de şerre bakar ve ademe gider. Şu yüzde o fâildir, fiil sahibidir.
2[NOT]Dipnot-1
bk. Nisâ Sûresi, 4:79.
Dipnot-2
bk. Nisâ Sûresi, 4:79; Yûsuf Sûresi, 12:53.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: yokluk[/TD]
[TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: az, sınırlı (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]daire-i mülk: sahip olunan şeylerin dairesi (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i mümkinat: kâinat dairesi; varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan daire (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ene: ben[/TD]
[TD]esrarlı: sırlı, gizemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farazî: var sayılmış[/TD]
[TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyz: ihsan, bağış, kerem (bk. f-y-ḍ)[/TD]
[TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]had: sınır[/TD]
[TD]hadd-i mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan bir sınır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayr: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudutsuz: sınırsız[/TD]
[TD]hulle: güzel elbise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[TD]ibdâ-i san’at: benzersiz güzellikte sanat eseri meydana getirme (bk. b-d-a; ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]kabil: kabiliyetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kisbî: çalışarak elde edilen[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]mahiyet: özellik, öz nitelik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i beşeriye: insanın mahiyeti, niteliği[/TD]
[TD]mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: kapsayıcı, herşeyi kuşatan[/TD]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlikiyet: sahiplik (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de sanatkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münderiç: yerleştirilmiş, içine konulmuş[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet-i mevhume: gerçekte olmadığı halde varmış gibi kabul edilen rububiyet (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taksimat: kısımlara ayırma[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvur: düşünme, hayal etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]vahid-i kıyasî: ölçü birimi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
[TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]vücud-u insaniyet: insanın vücudu, beden (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: görünürdeki (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âlet-i inkişaf: eşyanın derece ve miktarının ortaya çıkmasına yarayan âlet (bk. k-ş-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine-misal: ayna gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]şahsiyet-i Âdemiyet: insanoğlunun şahsiyeti, kişiliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[TD]şuûnât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler (bk. ş-e-n; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 09:48 #798701Anonim
Hem onun mahiyeti harfiyedir; başkasının mânâsını gösterir. Rububiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez. Belki, eşyanın derecat ve miktarlarını bildiren mizanülhararet ve mizanülhava gibi mizanlar nev’inden bir mizandır ki, Vâcibü’l-Vücudun mutlak ve muhit ve hudutsuz sıfâtını bildiren bir mizandır.
1
İşte, mahiyetini şu tarzda bilen ve iz’ân eden ve ona göre hareket eden,
2 قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا beşaretinde dahil olur. Emaneti bihakkın eda eder ve o enenin dürbünüyle, kâinat ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü görür. Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür; o ulûm, nur ve hikmet olarak kalır, zulmet ve abesiyete inkılâb etmez.Vakta ki, ene, vazifesini şu suretle ifa etti; vahid-i kıyasî olan mevhum rububiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder.
3 لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ der, hakikî ubûdiyetini takınır, makam-ı ahsen-i takvime çıkar.Eğer o ene, hikmet-i hilkatini unutup vazife-i fıtriyesini terk ederek kendine mânâ-yı ismiyle baksa, kendini mâlik itikad etse, o vakit emanette hıyanet eder,
4 وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا altında dahil olur. İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyetin şu cihetindendir ki, semâvât ve arz ve cibal tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar.[NOT]Dipnot-1 bk. Tîn Sûresi, 95:4.
Dipnot-2 “Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir.” Şems Sûresi, 91:9.
Dipnot-3 Mülk Ona, hamd Ona, hüküm Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz
Dipnot-4 “Nefsini günaha daldıran, hüsrana düşmüştür.” Şems Sûresi, 91:10.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer[/TD]
[TD]beşaret: müjdeleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bihakkın: hakkıyla, gerçek anlamıyla (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]cibal: dağlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derecat: dereceler[/TD]
[TD]eda etmek: yerine getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emanet: başka varlıkların yüklenmekten korkup da insanın yüklendiği İlâhî görev (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ene: ben[/TD]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]farazî: var sayılmış[/TD]
[TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harfiye: tek başına bir mânâsı olmayıp başkasının mânâsını gösteren[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i hilkat: yaratılış gayesi (bk. ḥ-k-m; ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]hudutsuz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hıyanet: hainlik[/TD]
[TD]ifa etmek: yerine getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâb etmek: dönüşmek[/TD]
[TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iz’ân: kesin şekilde inanma[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: özellik, nitelik, esas[/TD]
[TD]makam-ı ahsen-i takvim: yaratılışın en güzel kıvamında olma derecesi (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]malûmat: bilgiler (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mizanülhararet: ısı ölçen âlet, termometre (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizanülhava: havanın durumunu ölçen âlet, barometre (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]muhit: kapsamlı, her tarafı kuşatan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musaddık: tasdik edici, doğrulayıcı (bk. s-d-ḳ)[/TD]
[TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]mâlikiyet: sahiplik (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)[/TD]
[TD]nefs: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: tür[/TD]
[TD]nur: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: idare edicilik, sahibiyet ve tasarruf hakkı (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahammül: katlanma, yüklenme[/TD]
[TD]tedehhüş: dehşete düşme, korkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevlid etmek: doğurmak[/TD]
[TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûm: ilimler (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]vahid-i kıyasî: ölçü birimi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vakta ki: ne vakit ki, ne zaman ki[/TD]
[TD]vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: beden (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 09:49 #798702Anonim
Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşvünemâ bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel’ eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle adeta ene olur. Sonra, nev’in enaniyeti de bir asabiyet-i nev’iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip, o ene, o enaniyet-i nev’iyeye istinad ederek, şeytan gibi, Sâni-i Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze eder.
1 Sonra, kıyas‑ı binnefis suretiyle, herkesi, hattâ herşeyi kendine kıyas edip, Cenâb-ı Hakkın mülkünü onlara ve esbaba taksim eder, gayet azîm bir şirke düşer,
2 اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ meâlini gösterir. Evet, nasıl mîrî malından kırk parayı çalan bir adam, bütün hazır arkadaşlarını birer dirhem almasını kabul ile hazmedebilir. Öyle de, “Kendime mâlikim” diyen adam, “Herşey kendine mâliktir” demeye ve itikad etmeye mecburdur.İşte, ene, şu hâinâne vaziyetinde iken, cehl-i mutlaktadır. Binler fünunu bilse de, cehl-i mürekkeple bir eçheldir. Çünkü duyguları, efkârları kâinatın envâr-ı marifetini getirdiği vakit, nefsinde onu tasdik edecek, ışıklandıracak ve idame edecek bir madde bulmadığı için, sönerler. Gelen herşey nefsindeki renklerle boyalanır. Mahz-ı hikmet gelse, nefsinde abesiyet-i mutlaka suretini alır. Çünkü, şu haldeki enenin rengi, şirk ve ta’tildir, Allah’ı inkârdır. Bütün kâinat parlak âyetlerle dolsa, o enedeki karanlıklı bir nokta, onları nazarda söndürür, göstermez.
3 On Birinci Sözde, mahiyet-i insaniyenin ve mahiyet-i insaniyedeki enaniyetin, mânâ-yı harfî cihetiyle ne kadar hassas bir mizan ve doğru bir mikyas ve[NOT]Dipnot-1
bk. A’râf Sûresi, 7:12; Hicr Sûresi, 15:32-33; Sâd Sûresi, 38:75-76.
Dipnot-2
“Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.” Lokman Sûresi, 31:13.
Dipnot-3
bk. Bakara Sûresi, 2:171; Âl-i İmran Sûresi, 3:70; En’âm Sûresi, 6:7; A’râf Sûresi, 7:146; Yûnus, Sûresi, 10:101; Yûsuf Sûresi, 12:105; Nahl Sûresi, 16:83; Neml Sûresi, 27:14.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abesiyet-i mutlaka: her yönüyle gayesizlik ve saçmalık (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]asabiyet-i nev’iye ve milliye: kavim ve tür milliyetçiliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]bel’: yutma, ortadan kaldırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cehl-i mutlak: tam bilgisizlik (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]cehl-i mürekkep: bilmediğinden habersiz kimsenin cehaleti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efkâr: fikirler, düşünceler (bk. f-k-r)[/TD]
[TD]ejderha: büyük yılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[TD]enaniyet-i nev’iye: taraftarlarının enaniyet ve gururu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[TD]envâr-ı marifet: bilme ve tanıma nurları (bk. n-v-r; a-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[TD]evâmir: emirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eçhel: çok cahil[/TD]
[TD]farazî: var sayılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
[TD]hâinâne: hâince[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idame etmek: devam ettirmek[/TD]
[TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]kıyas-ı binnefis: kendini kıyaslama (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif: lâtifeler, insanın mânevî yapısındaki ince duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]mahiyet: özellik, nitelik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, aslı ve donanımı[/TD]
[TD]mahz-ı hikmet: hikmetin ta kendisi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meâl: açıklama, anlam[/TD]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de sanatkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]mîrî: devlete ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübareze: karşı koyma, çarpışma[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şeyler (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nefs: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: tür[/TD]
[TD]neşvünemâ: büyüyüp gelişme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]taksim etmek: bölüştürmek, paylaştırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[TD]ta’til: Allah’ı inkâr etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesettür: örtünme, gizlenme[/TD]
[TD]vücud-u insan: insan vücudu, beden (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 09:50 #798703Anonim
muhit bir fihriste ve mükemmel bir harita ve câmi’ bir âyine ve kâinata güzel bir takvim, bir ruznâme olduğu, gayet kat’î bir surette tafsil edilmiştir. Ona müracaat edilsin. O Sözdeki tafsilâta iktifâen kısa keserek mukaddimeye nihayet verdik. Eğer mukaddimeyi anladınsa, gel, hakikate giriyoruz.
İşte, bak: Âlem-i insaniyette, zaman-ı Âdem’den şimdiye kadar iki cereyan-ı azîm, iki silsile-i efkâr, her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salmış iki şecere-i azîme hükmünde;
1 biri silsile-i nübüvvet ve diyanet, diğeri silsile-i felsefe ve hikmet, gelmiş gidiyor. Her ne vakit o iki silsile imtizaç ve ittihad etmişse, yani silsile-i felsefe silsile-i diyanete dehalet edip itaat ederek hizmet etmişse, âlem-i insaniyet parlak bir surette bir saadet, bir hayat-ı içtimaiye geçirmiştir. Ne vakit ayrı gitmişlerse, bütün hayır ve nur silsile-i nübüvvet ve diyanet etrafına toplanmış ve şerler ve dalâletler felsefe silsilesinin etrafına cem olmuştur. Şimdi, şu iki silsilenin menşelerini, esaslarını bulmalıyız.İşte, diyanet silsilesine itaat etmeyen silsile-i felsefe ki, bir şecere-i zakkum suretini alıp şirk ve dalâlet zulümatını etrafına dağıtır. Hattâ, kuvve-i akliye dalında dehriyyun, maddiyyun, tabiiyyun meyvelerini beşer aklının eline vermiş. Ve kuvve-i gadabiye dalında Nemrutları, Firavunları, ŞeddadlarıHAŞİYE-1 beşerin başına atmış. Ve kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında âliheleri, sanemleri ve ulûhiyet dâvâ edenleri semere vermiş, yetiştirmiş. O şecere-i zakkumun menşei
[NOT]Dipnot-1
bk. Mâide Sûresi, 5:27-31.
Haşiye-1
Evet, Nemrutları, Firavunları yetiştiren ve dâyelik edip emziren, eski Mısır ve Babil‘in, ya sihir derecesine çıkmış veyahut hususî olduğu için etrafında sihir telâkki edilen eski felsefeleri olduğu gibi, âliheleri eski Yunan kafasında yerleştiren ve asnâmı tevlid eden felsefe-i tabiiye bataklığıdır. Evet, tabiatın perdesiyle Allah’ın nurunu görmeyen insan, herşeye bir ulûhiyet verip kendi başına musallat eder.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Babil: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Firavun: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mısır: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Nemrut: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asnâm: putlar[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cem olmak: toplanmak (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]cereyan-ı azîm: büyük fikir ve düşünce akımı (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmi’: kapsamlı, içine alan (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehalet etmek: sığınmak[/TD]
[TD]dehriyyun: dünyanın sonsuz olduğuna inanıp, âhireti inkâr edenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]diyanet: din[/TD]
[TD]dâvâ: iddia[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâyelik: süt annelik, dadılık[/TD]
[TD]felsefe-i tabiiye: herşeyi tabiata dayandıran felsefe (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fihriste: indeks, içindekiler[/TD]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
[TD]hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktifâen: yeterli görerek[/TD]
[TD]imtizaç: birleşme, karışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itaat: emre uyma[/TD]
[TD]itaat etmek: emre uymak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad: birleşme[/TD]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i akliye: akıl duygusu[/TD]
[TD]kuvve-i gadabiye: öfke duygusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i şeheviye-i behîmiye: hayvanî şehvet duygu[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
[TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: kapsamlı[/TD]
[TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musallat: sataşma[/TD]
[TD]müracaat: başvurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nur: aydınlık, ışık (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruznâme: günlük[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sanem: put[/TD]
[TD]semere: meyve, netice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile: zincir[/TD]
[TD]silsile-i diyanet: din zinciri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i efkâr: fikirler zinciri (bk. f-k-r)[/TD]
[TD]silsile-i felsefe: felsefe zinciri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i felsefe ve hikmet: hikmet ve felsefe zinciri (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]silsile-i nübüvvet ve diyanet: din ve peygamberlik zinciri (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tabaka-i insaniye: insanlık tabakası, grubu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiiyyun: tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tafsil etme: ayrıntılı olarak açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
[TD]takvim: program[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâkki edilen: kabul edilen[/TD]
[TD]tevlid etmek: doğurmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûhiyet: ilâhlık, tanrılık (bk. e-l-h)[/TD]
[TD]zaman-ı Âdem: Hz. Âdem’in yaşadığı dönem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[TD]âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlihe: batıl ilâhlar, tanrılar (bk. e-l-h)[/TD]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şeddad: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]şecere-i azîme: büyük ağaç (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i zakkum: Cehennemdeki zakkum ağacı[/TD]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 11:54 #798707Anonim
ile, silsile-i nübüvvetin—ki, bir şecere-i tûbâ-i ubûdiyet hükmünde bulunan o silsilenin, küre-i zeminin bağında mübarek dalları, kuvve-i akliye dalında enbiya ve mürselîn ve evliya ve sıddıkîn meyvelerini yetiştirdiği gibi, kuvve-i dâfiadalında âdil hâkimleri, melek gibi melikler meyvesini veren ve kuvve-i câzibe dalında hüsn-ü sîret ve ismetli cemâl-i suret ve sehâvet ve keremnamdarlar meyvesini yetiştiren ve beşer nasıl şu kâinatın en mükemmel bir meyvesi olduğunu gösteren o şecerenin menşei ile beraber, enenin iki cihetindedir. O iki şecereye menşe ve medar, esaslı bir çekirdek olarak, enenin iki vechini beyan edeceğiz. Şöyle ki:
Enenin bir vechini nübüvvet tutmuş gidiyor; diğer vechini felsefe tutmuş geliyor.
Nübüvvetin vechi olan birinci vecih: Ubûdiyet-i mahzânın menşeidir. Yani, ene kendini abd bilir; başkasına hizmet eder, anlar. Mahiyeti harfiyedir; yani başkasının mânâsını taşıyor, fehmeder. Vücudu tebeîdir; yani başka birisinin vücuduyla kaim ve icadıyla sabittir, itikad eder. Mâlikiyeti vehmiyedir; yani kendi mâlikinin izniyle surî, muvakkat bir mâlikiyeti vardır, bilir. Hakikati zılliyedir; yani hak ve vacip bir hakikatin cilvesini taşıyan mümkün ve miskin bir zılldir. Vazifesi ise, kendi Hâlıkının sıfât ve şuûnâtına mikyas ve mizan olarak, şuurkârâne bir hizmettir.
İşte, enbiya ve enbiya silsilesindeki asfiya ve evliya, eneye şu vecihle bakmışlar, böyle görmüşler, hakikati anlamışlar. Bütün mülkü Malikü’l-Mülke teslim etmişler
1 ve hükmetmişler ki, o Mâlik-i Zülcelâlin ne mülkünde,
2 ne rububiyetinde,
3[NOT]Dipnot-1
bk. Âl-i İmrân Sûresi, 3:26.
Dipnot-2
bk. A’râf Sûresi, 7:158.
Dipnot-3
bk. Bakara Sûresi, 2:21.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Mâlik-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan, herşeyin sahibi Allah (bk. m-l-k; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlikü’l-Mülk: bütün mülkün gerçek sahibi olan Allah (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asfiya: Hz. Peygambere vâris olup onun yolundan giden ilim ve velâyet sahibi insanlar (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]cemâl-i suret: görünüş güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enbiya: nebîler, peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evliya: veliler, Allah dostları (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, içyüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harfiye: tek başına bir mânâsı olmayıp başkasının mânâsını gösteren[/TD]
[TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmetmek: kesin bir karara varmak (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hüsn-ü sîret: iç ve ahlâk güzelliği (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]ismetli: günahsız, masum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
[TD]kaim: var olma, ayakta durma (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keremnamdar: ikramıyla nam salan (bk. k-r-m)[/TD]
[TD]kuvve-i akliye: akıl duygusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i câzibe: faydalı şeyleri çeken duygu[/TD]
[TD]kuvve-i dâfia: zararlı şeyleri defeden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]küre-i zemin: yerküre, yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: özellik, nitelik, esas[/TD]
[TD]medar: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melik: hükümdar (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[TD]miskin: zayıf (bk. s-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]mâlikiyet: sahiplik (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, uğurlu (bk. b-r-k)[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümkün: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup, Allah’ın var etmesine bağlı olan (bk. m-k-n)[/TD]
[TD]mürselîn: resuller, peygamberler (bk. r-s-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]sehâvet: cömertlik (bk. c-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile: zincir[/TD]
[TD]silsile-i nübüvvet: peygamberlik zinciri (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]surî: görünüşte[/TD]
[TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere ve Allah’a ve peygambere sadakatte en ileride olanlar (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[TD]tebeî: başka birşeye tabi olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet-i mahzâ: tam ve mükemmel kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]vech: yön, yüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehmiye: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
[TD]vâcip: zorunlu, gerekli (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]zıll: gölge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zılliye: gölgelik, halifelik[/TD]
[TD]âdil: adaletli (bk. a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere: ağaç[/TD]
[TD]şecere-i tûbâ-i ubûdiyet: kulluğun nurlu tûbâ ağacı (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuurkârane: bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)[/TD]
[TD]şuûnât: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 17:17 #798728Anonim
ne ulûhiyetinde
1 şerik ve naziri yoktur;
2 muin ve vezire muhtaç değil;
3 herşeyin anahtarı Onun elindedir;
4 herşeye Kàdir-i Mutlaktır;
5 esbab bir perde-i zâhiriyedir;
6 tabiat bir şeriat-i fıtriyesidir ve kanunlarının bir mecmuasıdır ve kudretinin bir mistarıdır.
7
İşte, şu parlak, nuranî, güzel yüz, hayattar ve mânidar bir çekirdek hükmüne geçmiş ki, Hâlık-ı Zülcelâl, bir şecere-i tûbâ-i ubûdiyeti ondan halk etmiştir ki, onun mübarek dalları, âlem-i beşeriyetin her tarafını nuranî meyvelerle tezyin etmiştir. Bütün zaman-ı mazideki zulümatı dağıtıp, o uzun zaman-ı mazi, felsefenin gördüğü gibi bir mezar-ı ekber, bir ademistan olmadığını, belki istikbale ve saadet-i ebediyeye atlamak için ervâh-ı âfilîne bir medar-ı envar ve muhtelif basamaklı bir mirac-ı münevver ve ağır yüklerini bırakan ve serbest kalan ve dünyadan göçüp giden ruhların nuranî bir nuristanı ve bir bostanı olduğunu gösterir.İkinci vecih ise, felsefe tutmuştur. Felsefe ise, eneye mânâ-yı ismiyle bakmış. Yani, kendi kendine delâlet eder, der; mânâsı kendindedir, kendi hesabına çalışır, hükmeder. Vücudu aslî, zâtî olduğunu telâkki eder. Yani, zâtında bizzat bir vücudu vardır, der. Bir hakk-ı hayatı var, daire-i tasarrufunda hakikî mâliktir, zu’m eder. Onu bir hakikat-i sabite zanneder. Vazifesini, hubb-u zâtından neş’et eden bir tekemmül-ü zâtî olduğunu bilir, ve hâkezâ… Çok esâsât-ı fâsideye mesleklerini
[NOT]Dipnot-1
bk. Kehf Sûresi, 18:110.
Dipnot-2 bk. İsrâ Sûresi, 17:111; İhlâs Sûresi, 112:4.
Dipnot-3
bk. Hac Sûresi, 22:18; İhlâs Sûresi, 112:2.
Dipnot-4
bk. En’am Sûresi, 6:59; Zümer Sûresi, 39:63; Şûrâ Sûresi, 42:12.
Dipnot-5
bk. Bakara Sûresi, 2:259; Mâide Sûresi, 5:120; Teğâbün Sûresi, 64:1.
Dipnot-6
bk. Saffat Sûresi, 37:95-96; Ra’d Sûresi, 13:18; Yâsîn Sûresi, 36:28; Fetih Sûresi, 48:7.
Dipnot-7
bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:26; Yâsîn Sûresi, 36:77-83; Ahkaf Sûresi, 46:33; Kaf Sûresi, 50:15.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve azamet sahibi, herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Kàdir-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ademistan: yokluk ülkesi[/TD]
[TD]aslî: asıl, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bostan: bahçe[/TD]
[TD]daire-i tasarruf: faaliyet dairesi (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervâh-ı âfilîn: göçüp giden ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esâsat-ı fâside: bozuk esaslar, çürük temeller[/TD]
[TD]hakikat-i sabite: değişmez bir gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakk-ı hayat: yaşama hakkı (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hubb-u zât: kendini sevme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikbal: gelecek zaman[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmua: topluluk, kitap (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]medar-ı envar: nurlanma kaynağı (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezar-ı ekber: çok büyük mezar (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]mirac-ı münevver: nurlu yükseliş (bk. a-r-c; n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mistar: şablon[/TD]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muin: yardımcı[/TD]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, uğurlu (bk. b-r-k)[/TD]
[TD]nazir: benzer, eş (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et eden: doğan, meydana gelen[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuristan: nur ülkesi (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]perde-i zâhiriye: görünen perde (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: kâinat ve içindekiler, canlı cansız varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tekemmül-ü zâtî: kendi kendine gelişen, olgunlaşan (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâkki etmek: kabul etmek[/TD]
[TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h)[/TD]
[TD]vecih: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vezir: yardımcı[/TD]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaman-ı mazi: geçmiş zaman[/TD]
[TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zu’m: asılsız iddia, batıl inanç[/TD]
[TD]zâtî: kendine ait, kendiliğinden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i beşeriyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]şecere-i tûbâ-i ubûdiyet: kulluğun nurlu tûbâ ağacı (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat-i fıtriye: Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanun (bk. ş-r-a; f-ṭ-r)[/TD]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
21 Ekim 2011: 17:28 #798729Anonim
bina etmişler. O esâsat ne kadar esassız ve çürük olduğunu sair risalelerimde ve bilhassa Sözler’de, hususan On İkinci ve Yirmi Beşinci Sözlerde kat’î ispat etmişiz. Hattâ, silsile-i felsefenin en mükemmel fertleri ve o silsilenin dâhileri olan Eflâtun ve Aristo, İbn-i Sina ve Fârâbî gibi adamlar, “İnsaniyetingayetü’l-gayâtı teşebbüh-ü bi’l-Vâcibdir, yani Vâcibü’l-Vücuda benzemektir” deyip firavunâne bir hüküm vermişler. Ve enaniyeti kamçılayıp şirk derelerinde serbest koşturarak, esbabperest, sanemperest, tabiatperest, nücumperest gibi çok envâ-ışirk taifelerine meydan açmışlar. İnsaniyetin esasında münderiç olan acz ve zaaf,
1fakr ve ihtiyaç,
2naks ve kusur
3kapılarını kapayıp ubûdiyetin yolunu seddetmişler. Tabiata saplanıp, şirkten tamamen çıkamayıp, şükrün geniş kapısını bulamamışlar.Nübüvvet ise, gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet, ahlâk-ı İlâhiye ile ve secâyâ-yı hasene ile tahallûk etmekle beraber,
4 aczini bilip kudret-i İlâhiyeye iltica,
5 zaafını görüp kuvvet-i İlâhiyeye istinad,
6 fakrını görüp rahmet-i İlâhiyeye itimad,
7 ihtiyacını görüp gınâ-yı İlâhiyeden istimdad,
8 kusurunu görüp aff-ı İlâhîye istiğfar,
9 naksını görüp kemâl-i İlâhîye tesbihhân olmaktır
10 diye, ubûdiyetkârâne hükmetmişler.[NOT]Dipnot-1 bk. Nisâ Sûresi, 4:28; Yûnus Sûresi, 10:12; Zümer Sûresi, 39:49.
Dipnot-2 bk. Bakara Sûresi, 2:268; Kasas Sûresi, 28:24.
Dipnot-3 bk. Nisâ Sûresi, 4:79; Yûsuf Sûresi, 12:53.
Dipnot-4 bk. Kalem Sûresi, 68:4.
Dipnot-5 bk. Tevbe Sûresi, 71:28.
Dipnot-6 bk. Nûh Sûresi, 71:28.
Dipnot-7 bk. Enbiyâ Sûresi, 21:83-84.
Dipnot-8 bk. Enbiyâ Sûresi, 21:87.
Dipnot-9 bk. Sâd Sûresi, 38:24.
Dipnot-10 bk. A’râf Sûresi, 7:143.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Aristo: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Eflâtun: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fârâbî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Vacibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]aff-ı İlâhî: Allah’ın affı (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahlâk-ı İlâhiye: İlâhî ahlâk (bk. e-l-h; ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bina etme: yapma, üzerine kurma[/TD]
[TD]dâhi: son derece zeki; dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[TD]envâ-ı şirk: Allah’a ortak koşma türleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esas: temel[/TD]
[TD]esbabperest: sebeplere tapan (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esâsat: esaslar, temeller[/TD]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firavunâne: firavun gibi tanrılık iddiasında bulunma[/TD]
[TD]gaye-i insaniyet: insanlığın gaye ve maksadı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayetü’l-gayât: gayelerin son noktası, esas hedef[/TD]
[TD]gınâ-yı İlâhiye: Allah’ın sınırsız zenginliği (bk. ğ-n-y; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[TD]hükmetmek: kesin bir karara varmak (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltica: sığınma[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimdad: yardım isteme[/TD]
[TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğfar: bağışlanma dileme (bk. ğ-f-r)[/TD]
[TD]itimad: güvenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[TD]kemâl-i İlâhî: Allah’ın bütün noksanlıklardan yüce ve en mükemmel sıfatlara sahip olması (bk. k-m-l; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın sınırsız güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
[TD]kuvvet-i İlâhiye: Allah’ın kuvveti, gücü (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münderiç: içine konulmuş, yerleştirilmiş[/TD]
[TD]naks: noksanlık, eksiklik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]nücumperest: yıldızlara tapan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)[/TD]
[TD]risale: kitap (bk. r-s-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]sanemperest: puta tapan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]secâyâ-yı hasene: güzel seciyeler, huylar (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]seddetmek: tıkamak, kapamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile: zincir[/TD]
[TD]silsile-i felsefe: felsefe zinciri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: kâinat ve içindekiler, canlı cansız varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tabiatperest: tabiata tapan (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahallûk: ahlâklanma (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]taife: topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihhân: tesbih eden; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anan (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[TD]teşebbüh-ü bi’l-Vâcib: Cenâb-ı Hakka benzemek mânâsında felsefi ifade (bk. v-c-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]ubûdiyetkârâne: kulluk ederek (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i beşeriyet: insanlığın görevi[/TD]
[TD]zaaf: zayıflık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İbn-i Sina: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şükr: teşekkür, övgü (bk. ş-k-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Ekim 2011: 14:50 #798782Anonim
İşte, diyanete itaat etmeyen felsefenin böyle yolunu şaşırdığı içindir ki, ene kendi dizginini eline almış, dalâletin herbir nev’ine koşmuş. İşte şu vecihteki enenin başı üstünde bir şecere-i zakkum neşvünemâ bulup âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış.İşte, o şecerenin kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında beşerin enzârına verdiği meyveler ise, asnamlar ve âlihelerdir. Çünkü, felsefenin esasında kuvvet müstahsendir. Hattâ “El-hükmü li’l-galib” bir düsturudur. “Galebe edende bir kuvvet var; kuvvette hak vardır” der.HAŞİYE-1 Zulmü mânen alkışlamış, zalimleri teşçi etmiştir ve cebbarları ulûhiyet dâvâsına sevk etmiştir.
Hem masnudaki güzelliği ve nakıştaki hüsnü, masnua ve nakşa mal edip, Sâni ve Nakkâşın mücerred ve mukaddes cemâlinin cilvesine nisbet etmeyerek, “Ne güzel yapılmış” yerine “Ne güzeldir” der, perestişe lâyık bir sanem hükmüne getirir.
Hem herkese satılan muzahraf, hodfuruş, gösterici, riyâkâr bir hüsnü istihsan, ettiği için riyâkârları alkışlamış, sanem-misalleri kendi âbidlerine âbideHAŞİYE-2 yapmıştır.
O şecerenin kuvve-i gadabiye dalında, biçare beşerin başında küçük büyük Nemrutlar, Firavunlar, Şeddadlar meyvelerini yetiştirmiş; kuvve-i akliye dalında, âlem-i insaniyetin dimağına dehriyyun, maddiyyun, tabiiyyun gibi meyveleri vermiş, beşerin beynini bin parça etmiştir.
Şimdi şu hakikati tenvir için, felsefe mesleğinin esâsât-ı fâsidesinden neş’et
[NOT]Haşiye-1
Düstur-u nübüvvet “Kuvvet haktadır; hak kuvvette değildir” der, zulmü keser, adaleti temin eder.
Haşiye-2
Yani; o sanem-misâller, perestişkârlarının hevesatlarına hoş görünmek ve teveccühlerini kazanmak için riyakârane gösteriş ile ibadet gibi bir vaziyet gösteriyorlar.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Firavun: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nemrut: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asnam: putlar[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]cebbar: zorba, zalim (bk. c-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
[TD]cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[TD]dehriyyun: dünyanın sonsuz olduğuna inanıp, âhireti inkâr edenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dimağ: beyin[/TD]
[TD]diyanet: din[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: prensip, kural[/TD]
[TD]düstur-u nübüvvet: peygamberliğin prensibi, kuralı (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]el-hükmü li’l-galib: güç ve yetki üstün olanındır (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enzâr: bakışlar, dikkatler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]esâsat-ı fâside: bozuk esaslar, çürük temeller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]galebe: üstün gelme[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevesat: nefsin gelip geçici arzu ve istekleri[/TD]
[TD]hodfuruş: kendini beğendirmeye çalışan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]istihsan: beğenme, güzel bulma (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itaat etmek: emre uymak[/TD]
[TD]kuvve-i akliye: akıl duygusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i gadabiye: öfke duygusu[/TD]
[TD]kuvve-i şeheviye-i behîmiye: hayvanî şehvet duygusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
[TD]masnu: san’at eseri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten yüce, kutsal (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[TD]muzahraf: sahte yaldızlı, süslemeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]mücerred: soyutlanmış, hâlis, saf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstahsen: güzel karşılanan, beğenilen (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşvünemâ: büyüyüp gelişme[/TD]
[TD]neş’et eden: doğan, ortaya çıkan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet etmek: bağ kurmak (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]perestiş: kulluk, ibadet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perestişkâr: tapan, ibadet eden[/TD]
[TD]riyakâr: gösterişçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyakârane: gösterişli bir şekilde[/TD]
[TD]sanem: put[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sanem-misal: put gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tabiiyyun: tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
[TD]tenvir: nurlandırma, aydınlatma (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
[TD]teşçi etmek: cesaretlendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûhiyet: ilâhlık (bk. e-l-h)[/TD]
[TD]vaziyet: durum, hal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön, yüz[/TD]
[TD]âbid: kul (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âbide: tapınak, ibadet edilecek yer, heykel (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]âlem-i insaniyet: insanlık âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlihe: bâtıl ilâhlar, tanrılar (bk. e-l-h)[/TD]
[TD]Şeddad: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere: ağaç[/TD]
[TD]şecere-i zakkum: Cehennemdeki zakkum ağacı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Ekim 2011: 14:53 #798784Anonim
eden neticeleriyle, silsile-i nübüvvetin esâsât-ı sâdıkasından tevellüd eden neticelerinin binler muvazenesinden, nümune olarak üç dört misal zikrediyoruz.
Meselâ, nübüvvetin hayat-ı şahsiyedeki düsturî neticelerinden
1 تَخَلَّقُوا بِاَخْلاَقِ اللهِ kaidesiyle, “Ahlâk-ı İlâhiye ile muttasıf olup Cenâb-ı Hakka mütezellilâne teveccüh edip, acz, fakr, kusurunuzu bilip dergâhına abd olunuz” düsturu nerede? Felsefenin “Teşebbüh-ü bi’l-Vâcib insaniyetin gayet-i kemâlidir” kaidesiyle, “Vâcibü’l-Vücuda benzemeye çalışınız” hodfuruşâne düsturu nerede? Evet, nihayetsiz acz, zaaf, fakr, ihtiyaçla yoğrulmuş olan mahiyet-i insaniye nerede? Nihayetsiz Kadîr, Kavî, Ganî ve Müstağnî olan Vâcibü’l-Vücudun mahiyeti nerede?İkinci misal: Nübüvvetin hayat-ı içtimaiyedeki düsturî neticelerinden ve şems ve kamerden tut, tâ nebâtât hayvânâtın imdadına ve hayvânât insanın imdadına, hattâ zerrât-ı taamiye hüceyrât-ı bedenin imdadına ve muavenetine koşturulan düstur-u teâvün, kanun-u kerem, namus-u ikram nerede? Felsefenin hayat-ı içtimaiyedeki düsturlarından ve yalnız bir kısım zalim ve canavar insanların ve vahşî hayvanların fıtratlarını su-i istimallerinden neş’et eden düstur-u cidal nerede? Evet, düstur-u cidâli o kadar esaslı ve küllî kabul etmişler ki, “Hayat bir cidaldir“ diye eblehâne hükmetmişler.Üçüncü misal: Nübüvvetin tevhid-i İlâhî hakkındaki netâic-i âliyesinden ve
[NOT]Dipnot-1
bk. Mansur Ali Nâsıf, et-Tâc, 1:13 (Mukaddime); el-Cürcânî, et-Ta’rifât 1:564; İbni Kayyım el-Cevziyye, Medaricü’s-Salikin 3:241; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:306; el-Gazâlî, el-Maksadü’l-Ensâ s. 150; el-Bikaî, Masrau’t-Tasavvuf s. 240; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 8:184; el-Hakîm et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl 2:284.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Ganî: her cihetle sonsuz zenginlik sahibi olan Allah (bk. ğ-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]Kavî: sonsuz kuvvet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Müstağnî: sınırsız zenginlik sahibi olan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah (bk. ğ-n-y)[/TD]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahlâk-ı İlâhiye: İlâhî ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ; e-l-h)[/TD]
[TD]cidal: mücadele, kavga[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dergâh: Allah’ın yüce katı[/TD]
[TD]düstur: prensip, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u cidâl: mücadele ve kavga prensibi, kanunu[/TD]
[TD]düstur-u teavün: yardımlaşma prensibi, kanunu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düsturî: kanunî[/TD]
[TD]eblehâne: ahmakçasına[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esâsât-ı sâdıka: doğru esaslar, sağlam temeller (bk. s-d-ḳ)[/TD]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]gayet-i kemâl: mükemmelleşme, yücelme gayesi (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat (bk. ḥ-y-y; c-m-a)[/TD]
[TD]hayat-ı şahsiye: kişisel hayat (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]hodfuruşâne: kendini beğendirmeye çalışmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrât-ı beden: bedenin hücreleri[/TD]
[TD]hükmetmek: kesin bir karara varmak (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[TD]kaide: kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kamer: ay[/TD]
[TD]kanun-u kerem: cömertlik ve ikram kanunu (bk. ḳ-n-n; k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
[TD]mahiyet: öz nitelik, özellik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, esası[/TD]
[TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muavenet: yardım[/TD]
[TD]muttasıf: vasıflanan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mütezellilâne: kendi kusur ve aczini bilerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]namus-u ikram: bağış ve iyilik kanunu (bk. n-m-s; k-r-m)[/TD]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netâic-i âliye: yüce neticeler[/TD]
[TD]neş’et eden: doğan, ortaya çıkan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek[/TD]
[TD]silsile-i nübüvvet: peygamberlik zinciri (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]su-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
[TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevellüd eden: doğan, meydana çıkan[/TD]
[TD]tevhid-i İlâhî: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşebbüh-ü bi’l-Vâcib: Cenâb-ı Hakka benzemek mânâsında felsefi ifade (bk. v-c-b)[/TD]
[TD]vahşî: ürkütücü, korkunç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık[/TD]
[TD]zerrât-ı taamiye: yiyecek zerreleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zikretmek: anmak[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Ekim 2011: 14:56 #798786Anonim
düstur-u gàliyesinden
1 اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ اِلاَّ عَنِ الْوَاحِدِ yani “Her birliği bulunan yalnız birden sudur edecektir; madem herşeyde ve bütün eşyada bir birlik var, demek birtek Zâtın icadıdır” diye olan tevhidkârâne düsturu nerede? Eski felsefenin bir düstur-u itikadiyesinden olan اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ عَنْهُ اِلاَّ الْوَاحِدُ
2 “Birden bir sudur eder”; yani “Bir zâttan bizzat birtek sudur edebilir. Sair şeyler, vasıtalar vasıtasıyla ondan sudur eder” diye, Ganiyy-i ale’l-Itlak ve Kadîr-i Mutlakı âciz vesaite muhtaç göstererek, bütün esbaba ve vesaite, rububiyette bir nevi şirket verip, Hâlık-ı Zülcelâle “akl-ı evvel“
3 namında bir mahlûku verip adeta sair mülkünü esbaba ve vesaite taksim ederek bir şirk-i azîme yol açan şirk-âlûd ve dalâlet-pîşe o felsefenin düsturu nerede? Hükemanın yüksek kısmı olan işrâkıyyun böyle halt etseler, maddiyyun, tabiiyyun gibi aşağı kısımları ne kadar halt edeceklerini kıyas edebilirsin.Dördüncü misal: Nübüvvetin düstur-u hakîmânesinden
4 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ sırrıyla, “Herşeyin, her zîhayatın neticesi, hikmeti, kendine ait bir ise, Sâniine ait neticeleri, Fâtırına bakan hikmetleri binlerdir. Herbir şeyin, hattâ bir meyvenin, bir ağacın meyveleri kadar hikmetleri, neticeleri bulunduğu” mahz-ı hakikat olan düstur-u hikmet nerede? Felsefenin “Herbir zîhayatın neticesi kendine bakar veyahut insanın menâfiine aittir’ diye, koca bir dağ gibi ağaca hardal gibi bir meyve, bir netice takmak gibi gayet mânâsız bir abesiyet içinde gördüğü hikmetsiz hikmet-i muzahrefe düsturları nerede?[NOT]Dipnot-1
bk. eş-Şehristanî, el-Milel ve’n-Nihal 2:124; el-îci, Kitabu’l-Mevakıf 2:589.
Dipnot-2
bk. eş-Şehristanî, el-Milel ve’n-Nihal 2:187; el-îci, Kitabu’l-Mevakıf 2:689-690.
Dipnot-3
bk. İbni Teymiyye, Şerhu’l-Akîdeti’l-İsfahâniyye 2:80; eş-Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal 2:75, 88.
Dipnot-4
“Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Fâtır: benzeri olmayan şeyi hârika üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]Ganiyy-i Alel’ıtlak: her cihetle sınırsız zenginlik sahibi Allah (bk. ğ-n-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve azamet sahibi, herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[TD]abesiyet: faydasızlık, gayesizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akl-ı evvel: “ilk akıl, Allah’ın yarattığı ilk mahlûk” mânâsında bazı eski filozofların görüşü[/TD]
[TD]dalâlet-pîşe: sapıklığı ve inançsızlığı meslek edinmiş (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: prensip, kural[/TD]
[TD]düstur-u gàliye: kıymetli prensip, kanun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u hakîmâne: hikmetli prensip (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]düstur-u hikmet: hikmet prensibi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u itikadiye: inanç prensibi[/TD]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[TD]hardal: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hikmet-i muzahrefe: görünüşte güzel ve süslü, gerçekte içi boş ve çürük felsefe (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükema: filozoflar, felsefeciler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işrakıyyun: bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünü savunanlar[/TD]
[TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]mahz-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menâfi: faydalar, yararlar[/TD]
[TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
[TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]sair: diğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sudur etmek: çıkmak, olmak[/TD]
[TD]tabiiyyun: tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taksim: bölüştürme, paylaştırma[/TD]
[TD]tevhidkârâne: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesait: araçlar[/TD]
[TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]şirk-i azîm: büyük şirk, Allah’a ortak koşma (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şirk-âlûd: şirk, inkâr bulaşmış[/TD]
[TD]şirket: ortaklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Ekim 2011: 14:58 #798788Anonim
Şu hakikat, Onuncu Sözün Onuncu Hakikatinde bir derece gösterildiğinden, kısa kestik.
İşte, bu dört misale binler misali kıyas edebilirsin. “Lemeât”
1 namındaki bir risalede bir kısmına işaret etmişiz.İşte, felsefenin şu esâsât-ı fâsidesinden ve netâic-i vahîmesindendir ki, İslâm hükemasından İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhiler, şâşaa-i suriyesine meftun olup, o mesleğe aldanıp o mesleğe girdiklerinden, âdi bir mü’min derecesini ancak kazanabilmişler. Hattâ, İmam-ı Gazâlî gibi bir Hüccetü’l-İslâm, onlara o dereceyi de vermemiş.
2 Hem mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mutezile imamları, ziynet-i surîsine meftun olup o mesleğe ciddî temas ederek aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi’ bir mü’min derecesine çıkabilmişler. Hem üdeba-yı İslâmiyenin meşhurlarından, bedbinlikle maruf Ebu’l-Alâ-i Maarrî ve yetimâne ağlayışıyla mevsuf Ömer Hayyam gibilerin, o mesleğin nefs-i emmâreyi okşayan zevkiyle zevklenmesi sebebiyle, ehl-i hakikat ve kemâlden bir sille-i tahkir ve tekfir yiyip “Edepsizlik ediyorsunuz, zındıkaya giriyorsunuz, zındıkları yetiştiriyorsunuz” diye zecirkârâne tedip tokatlarını almışlar.
3
Hem meslek-i felsefenin esâsât-ı fâsidesindendir ki, ene, kendi zâtında hava gibi zayıf bir mahiyeti olduğu halde, felsefenin meş’um nazarıyla mânâ-yı ismî cihetiyle baktığı için, güya buhar-misal o ene temeyyü edip, sonra ülfet cihetiyle ve maddiyata tevaggul sebebiyle güya tasallüb ediyor. Sonra gaflet ve inkârla o[NOT]Dipnot-1
Bu Lemeât risalesi, Hz. Üstadımızın tensibi ile Sözler mecmuasının nihayetinde derc edilmiştir.(Hizmetindeki talebeleri)Dipnot-2
bk. el-Gazâlî, el-Munkızü Mine’d-Dalâl s. 39-40, 46.
Dipnot-3
bk. İbnü’l-Cevzî, Telbisü İblîs 134-136; Süleyman İbni Abdillah, Şerhu Kitabi’t-Tevhîd s. 616; İbni Teymiyye, Kütübü ve Resailü ve Fetâvâ İbni Teymiyye 7:571, 8:260.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Fârâbî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Hüccetü’l-İslâm: İslâmın delili (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mutezile: “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep[/TD]
[TD]bedbinlik: kötümserlik, ümitsizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]buhar-misal: buhar gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâhi: son derece zeki kimse; dehâ ve hikmet sahibi[/TD]
[TD]ehl-i hakikat ve kemâl: hak ve doğru yolda olan kemâl sahibi kimseler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[TD]esâsat-ı fâside: bozuk esaslar, çürük temeller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esâsât-ı fâside: bozuk esaslar, çürük yasalar[/TD]
[TD]fâsık: yoldan çıkmış, günahkâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)[/TD]
[TD]güya: sanki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükema: filozoflar, felsefeciler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]inkâr: inanmama, kabul etmeme (bk. n-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihaz: edinme, kabullenme[/TD]
[TD]maddiyat: maddi şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet: öz nitelik, özellik, esas[/TD]
[TD]maruf: bilinen (bk. a-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meftun: düşkün, tutulmuş[/TD]
[TD]meslek-i felsefe: felsefe mesleği, yolu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevsuf: vasıflandırılan (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[TD]meş’um: kötü, uğursuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)[/TD]
[TD]mübtedi’: ehl-i sünnet yolundan ayrılan (bk. b-d-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütebahhirîn: ilmi derin olan âlimler[/TD]
[TD]mütekellimîn: kelâm âlimleri (bk. k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mü’min: Allah’a inanan (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netâic-i vahîme: vahim, korkunç neticeler[/TD]
[TD]risale: kitap (bk. r-s-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sille-i tahkir ve tekfir: hakaret ve küfür tokadı[/TD]
[TD]tasallüb: katılaşma, sertleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedip: haddini bildirme, edeplendirme[/TD]
[TD]tekfir: küfürle itham etmek (bk. k-f-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temeyyü: sıvılaşma[/TD]
[TD]tevaggul: meşgul olma, uğraşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulema: âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]yetimâne: yetimce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zecirkârâne: şiddetle sakındırarak, engelleyerek[/TD]
[TD]ziynet-i surî: görünüşteki süs (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zındıka: dinsizlik, inançsızlık[/TD]
[TD]Ömer Hayyam: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
[TD]üdeba-yı İslâmiye: İslâm edipleri (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ülfet: alışkanlık[/TD]
[TD]İbn-i Sina: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-i Gazâlî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]şâşaa-i suriye: görünüşteki parlaklık ve gösteriş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Ekim 2011: 15:01 #798789Anonim
enaniyet tecemmüd eder. Sonra isyanla tekeddür eder, şeffafiyetini kaybeder. Sonra gittikçe kalınlaşıp sahibini yutar. Nev-i insanın efkârıyla şişer. Sonra sair insanları, hattâ esbabı kendine ve nefsine kıyas edip, onlara—kabul etmedikleri ve teberrî ettikleri halde—birer firavunluk verir. İşte o vakit Hâlık-ı Zülcelâlin evâmirine karşı mübareze vaziyetini alır,
1 مَنْ يُحْىِ الْعِظَامَ وَهِىَ رَمِيمٌ der, meydan okur gibi Kadîr-i Mutlakı acz ile itham eder. Hattâ, Hâlık-ı Zülcelâlin evsâfına müdahale eder; işine gelmeyenleri ve nefs-i emmârenin firavunluğunun hoşuna gitmeyenleri ya red, ya inkâr, ya tahrif eder. Ezcümle:Felâsifenin bir taifesi, Cenâb-ı Hakka “mûcib-i bizzat“ demişler, ihtiyarını nefyetmişler, ihtiyarını ispat eden bütün kâinatın nihayetsiz şehadetlerini tekzip etmişler. Feyâ sübhanallah! Şu kâinatta zerreden şemse kadar bütün mevcudat, taayyünatlarıyla, intizamatıyla, hikmetleriyle, mizanlarıyla Sâniin ihtiyarını gösterdikleri halde, şu kör olası felsefenin gözü görmüyor! Hem bir kısım felasife “Cüz’iyâta ilm-i İlâhî taallûk etmiyor”
2 diye ilm-i İlâhînin azametli ihatasını nefyedip, bütün mevcudatın şehâdât-ı sâdıkalarını reddetmişler. Hem felsefe esbaba tesir verip tabiat eline icad verir. Yirmi İkinci Sözde kat’î bir surette ispat edildiği gibi, herşeyde Hâlık-ı Külli Şeye
3 has, parlak sikkeyi görmeyip âciz, câmid, şuursuz, kör ve iki eli tesadüf ve kuvvet gibi iki körün elinde olan tabiata masdariyet verip, binler hikmet-i âliyeyi ifade eden ve herbiri birer mektubât-ı Samedâniye hükmünde olan mevcudatın bir kısmını ona mal eder. Hem, Onuncu[NOT]Dipnot-1
“Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” Yâsin Sûresi, 36:78.
Dipnot-2
bk. el-Gazâlî, el-Munkızü Mine’d-Dalâl s. 46.
Dipnot-3
bk. En’am Sûresi, 6:102.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Külli Şey: herşeyin yaratıcısı olan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-l-l)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Mutlak: sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]azametli: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]cüz’iyât: küçük ve ferdî şeyler (bk. c-z-e)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efkâr: fikirler, düşünceler (bk. f-k-r)[/TD]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[TD]evsâf: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir: emirler[/TD]
[TD]ezcümle: meselâ, özetle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]felasife: felsefeler[/TD]
[TD]felâsif: felsefeciler, filozoflar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyâ sübhanallah: ey her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah mânâsında bir şeyin tuhaflığını bildirmek için şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[TD]firavunluk: kendini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görme (bk. bilgiler-Firavun)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]has: özel[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i âliye: yüce ve yüksek gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: kapsama, herşeyi kuşatma[/TD]
[TD]ihtiyar: irade, dileme, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
[TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizamat: düzenlilikler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[TD]itham etmek: suçlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masdariyet: kaynaklık[/TD]
[TD]mektubât-ı Samedâniye: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. k-t-b; ṣ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûcib-i bizzat: iradesiyle değil de varlığı icabı herşeyi yapmaya mecbur olan (bk. c-v-b)[/TD]
[TD]mübareze: karşı koyma, çarpışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdahale etmek: karışmak[/TD]
[TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]nefyetmek: inkâr etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insanlık, insan türü[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]sikke: mâdenî şeyler üzerine vurulan mühür, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]taallûk etmek: ilgili olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taayyünat: belirlenmeler[/TD]
[TD]tahrif: değiştirme, bozma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: topluluk[/TD]
[TD]teberrî etmek: uzaklaşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecemmüd: donma[/TD]
[TD]tekeddür: bulanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
[TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeffafiyet: şeffaflık, saydamlık[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehâdât-ı sâdıka: doğru şahitlikler (bk. ş-h-d; s-d-ḳ)[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuursuz: bilinçsiz, idraksiz (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
22 Ekim 2011: 15:04 #798790Anonim
Sözde ispat edildiği gibi, Cenâb-ı Hak bütün esmâsıyla ve kâinat bütün hakaikiyle ve silsile-i nübüvvet bütün tahkikatıyla ve kütüb-ü semâviye bütün âyâtıyla gösterdikleri haşir ve âhiret kapısını bulmayıp, haşri nefyedip, ervahlara bir ezeliyet isnad etmişler. İşte, bu hurafatlara sair meselelerini kıyas edebilirsin. Evet, şeytanlar, güya enenin gaga ve pençesiyle dinsiz feylesoflarının akıllarını havaya kaldırıp, dalâlet derelerine atıp dağıtmıştır. Küçük âlemde ene, büyük âlemde tabiat gibi tâğutlardandır.
فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
1
Geçen hakikati tenvir edecek bir seyahat-i hayaliye suretinde, nim-manzum olarak Lemeat’ta yazdığım bir vakıa-i misaliyenin meâlini şurada zikretmeye münasebet geldi. Şöyle ki:Bu risalenin telifinden sekiz sene evvel, İstanbul’da, Ramazan-ı Şerifte, meslek-i felsefeyle münasebette bulunan Eski Said’in Yeni Said’e inkılâb edeceği bir hengâmdadır ki, Fâtiha-i Şerifenin âhirinde
صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّاۤلِّينَ
2
ile işaret ettiği üç mesleği düşünürken, şöyle bir vakıa-i hayaliye, bir hadise-i misaliye, rüyaya benzer bir hadise gördüm ki:Kendimi bir sahrâ-yı azîmede görüyorum. Bütün zeminin yüzünü karanlıklı, sıkıcı ve boğucu bir bulut tabakası kaplamış. Ne nesîm var, ne ziya, ne âb-ı hayat—hiçbirisi
[NOT]Dipnot-1
“Kim tâğûtu reddeder de Allah’a iman ederse, işte o kopmaz ve kırılmaz, sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah ise herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir.” Bakara Sûresi, 2:256.Dipnot-2
“Kendilerine in’âm ve ihsanda bulunduklarının yolu—, gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yolu değil.” Fâtiha Sûresi, 1:7.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Eski Said: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Yeni Said: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ene: ben, benlik[/TD]
[TD]ervah: ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]ezeliyet: varlığının başlangıcı olmaması (bk. e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feylesof: felsefeci[/TD]
[TD]güya: sanki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadise: olay (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[TD]hadise-i misaliye: misal âlemi ile ilgili olay (bk. ḥ-d-s; m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]hengâm: zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hurafat: hurafeler, batıl inanışlar[/TD]
[TD]inkılâb: dönüşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]isnad etmek: dayandırmak (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm (bk. k-t-b; s-m-v)[/TD]
[TD]meslek: usül, yol[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meslek-i felsefe: felsefe mesleği[/TD]
[TD]meâl: anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]nefyetmek: inkâr etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nesîm: hoş ve hafif rüzgâr[/TD]
[TD]nim-manzum: yarı vezinli, kafiyeli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: kitap (bk. r-s-l)[/TD]
[TD]sahrâ-yı azîme: büyük çöl (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]seyahat-i hayaliye: hayalî (keşfî) yolculuk (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sisile-i nübüvvet: peygamberlik zinciri (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahkikat: araştırmalar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]telif: yazım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]tâğut: ibadet edilen bâtıl şey, put (bk. ṭ-ğ-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vakıa-i hayaliye: hayali olay (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[TD]vakıa-i misaliye: misâl âlemi ile ilgili olay (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya; kâinat (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]âyât: ayetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İstanbul: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.