• Bu konu 115 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 117)
  • Yazar
    Yazılar
  • #816563
    Anonim

      Ey benimle bu hikâyeyi dinleyen arkadaş! Elbette anladın ki, o hâkim-i zîşan, bu kasrı şu mezkûr maksatlar için bina etmiştir. Şu maksatların husulü ise iki şeye mütevakkıftır:

      Birisi: Şu gördüğümüz ve nutkunu işittiğimiz üstadın vücududur. Çünkü, o bulunmazsa, bütün maksatlar beyhude olur. Çünkü, anlaşılmaz bir kitap, muallimsiz olsa, mânâsız bir kâğıttan ibaret kalır.

      İkincisi: Ahali, o üstadın sözünü kabul edip dinlemesidir.

      Demek, vücud-u üstad, vücud-u kasrın dâisidir.
      Ve ahalinin istimâı, kasrın bekàsına sebeptir.

      Öyle ise, denilebilir ki, eğer şu üstad olmasaydı, o melik-i zîşan, şu kasrı bina etmezdi.
      Hem yine denilebilir ki, o üstadın talimatını ahali dinlemedikleri vakit, elbette o kasr tebdil ve tahvil edilecek.

      |Sözler-s.180|

      #816564
      Anonim

        Ve o üstad ise, Seyyidimiz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır.
        Avânesi ise, enbiya aleyhimüsselâmdır.
        Ve şakirtleri ise evliya ve asfiyadır.

        |Sözler-s.181|

        #816565
        Anonim

          Birinci kafile olan süedâ ve ebrar ise, zülcenâheyn olan Üstadı dinlediler.

          O üstad hem abddir;

          ubûdiyet noktasında Rabbini tavsif ve tarif eder ki, Cenâb-ı Hakkın dergâhında ümmetinin elçisi hükmündedir.

          Hem resuldür;

          risalet noktasında Rabbinin ahkâmını Kur’ân vasıtasıyla cin ve inse tebliğ eder.

          Şu bahtiyar cemaat, o Resulü dinleyip Kur’ân’a kulak verdiler. Kendilerini, envâ-ı ibâdâtın fihristesi olan namaz ile, birçok makamat-ı âliye içinde çok lâtif vazifelerle telebbüs etmiş gördüler. Evet, namazın mütenevvi ezkâr ve harekâtıyla işaret ettiği vezâifi, makamatı mufassalan gördüler.

          |Sözler-s.182|

          #816566
          Anonim

            Allahım!

            Risalet semâsının güneşi ve nübüvvet burcunun ayına,
            hidayet yıldızları olan âl ve ashâbına salât ve selâm olsun.
            Bize ve erkek-kadın bütün mü’minlere rahmet et.

            Âmin, âmin, âmin

            |Sözler-s.182|

            #816601
            Anonim

              Hem meselâ,

              hâtem-i divan-ı nübüvvet;
              ve bütün enbiyanın mu’cizeleri onun dâvâ-yı risaletine birtek mu’cize hükmünde olan enbiyanın serveri;
              ve şu kâinatın mâbihi’l-iftiharı;
              ve Hazret-i Âdem’e (aleyhisselâm) icmâlen talim olunan bütün esmânın bütün merâtibiyle tafsilen mazharı;
              yukarıya celâl ile parmağını kaldırmakla şakk-ı kamer eden;
              ve aşağıya cemâl ile indirmekle yine on parmağından kevser gibi su akıtan;
              ve bin mu’cizat ile musaddak ve müeyyed olan muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın mu’cize-i kübrâsı olan

              Kur’ân-ı Hakîmin vücuh-u i’câzının en parlaklarından olan hak ve hakikate dair beyanatındaki cezâlet, ifadesindeki belâğat, maânîsindeki câmiiyet, üslûplarındaki ulviyet ve halâveti ifade eden, قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى اَنْ يَاْتوُا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لاَ يَاْتوُنَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً gibi çok âyât-ı beyyinatla ins ve cinnin enzârını şu mu’cize-i ebediyenin vücuh-u i’câzından en zahir ve en parlak vechine çeviriyor. Bütün ins ve cinnin damarlarına dokunduruyor.

              |Sözler-s.356|

              #816602
              Anonim

                Amma, mu’cize-i kübrâ-yı Ahmediye (a.s.m.) olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ise, tâlim-i esmânın hakikatine mufassalan mazhariyetini, hak ve hakikat olan ulûm ve fünunun doğru hedeflerini ve dünyevî, uhrevî kemâlâtı ve saâdâtı vâzıhan gösteriyor. Hem pek çok azîm teşvikatla beşeri onlara sevk ediyor.

                |Sözler-s.357|

                #816603
                Anonim

                  اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ وَكَرِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا وَمَوْلٰينَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَنَبِيِّكَ وَرَسُولِكَ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِِّ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَزْوَاجِهِ وَذُرِّيَّاتِهِ وَعَلَى النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ وَعَلَى الْمَلٰۤئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَاْلاَوْلِيَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ – اَفْضَلَ صَلاَةٍ وَاَزْكٰى سَلاَمٍ وَاَنْمٰى بَرَكاَتٍ بِعَدَدِ سُوَرِ اْلقُرْاٰنِ وَاٰياَتِهِ وَحُرُوفِهِ وَكَلِمَاتِهِ وَمَعَانِيهِ وَاِشَارَاتِهِ وَرُمُوزِهِ وَدَلاَلاَتِهِ وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَالْطُفْ بِنَا يَاۤ اِلٰـهَنَا يَا خَالِقَنَا بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ – وَالْحَمْدُ للهِ رَبِّ اْلعَالَمِينَ اٰمِينَ

                  Allahım!

                  Seyyidimiz, mevlâmız,

                  kulun,
                  nebîn ve resulün olan ümmî peygamber Muhammed’e,
                  âline,
                  ashâbına,
                  zevcelerine,
                  mübarek nesline,
                  sair enbiya ve mürselîne,
                  mukarreb meleklere,
                  evliya ve salih kullarına

                  salâvâtın en üstünü,
                  selâmetin en temizi,
                  bereketlerin en bereketlisiyle,

                  Kur’ân’ın sûreleri,
                  âyetleri,
                  harfleri,
                  kelimeleri,
                  mânâları,
                  işaretleri,
                  remizleri
                  ve delâletleri adedince

                  salât ve selâm et,
                  bereket ihsan et,
                  ikramda bulun.

                  Ey İlâhımız, ey Yaratıcımız,

                  bütün bu salâvatlardan herbiri için bizi bağışla,
                  bize merhamet et,
                  bize iltifat et.

                  Rahmetinle, ey merhamet edenlerin en merhametlisi.
                  Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

                  Âmin.

                  |Sözler-s.361|

                  #816604
                  Anonim

                    GÜNEŞLER KUVVETİNDE ON BİRİNCİ LEM’A

                    On Dokuzuncu Sözde tarif edilen

                    ve kitab-ı kebirin âyet-i kübrâsı
                    ve o Kur’ân-ı Kebirdeki ism-i âzamı
                    ve o şecere-i kâinatın çekirdeği
                    ve en münevver meyvesi
                    ve o saray-ı âlemin güneşi
                    ve âlem-i İslâmiyetin bedr-i münevveri
                    ve rububiyet-i İlâhiyenin dellâl-ı saltanatı
                    ve tılsım-ı kâinatın keşşâf-ı zîhikmeti olan

                    Seyyidimiz muhammedü’l-Emin Aleyhissalâtü Vesselâm,

                    bütün enbiyayı sâyesi altına alan risalet cenâhı
                    ve bütün âlem-i İslâmı himayesine alan İslâmiyet cenahlarıyla,

                    hakikatin tabakatında uçan

                    ve bütün enbiya ve mürselîni,
                    bütün evliya ve sıddıkîni
                    ve bütün asfiya ve muhakkıkîni arkasına alıp,

                    bütün kuvvetiyle vahdâniyeti gösterip,

                    arş-ı ehadiyete yol açıp gösterdiği iman-ı billâh
                    ve ispat ettiği vahdâniyet-i İlâhiyeye,

                    hiç vehim ve şüphenin haddi var mı ki kapatabilsin ve perde olabilsin?

                    Madem On Dokuzuncu Sözde ve On Dokuzuncu Mektupta o burhan-ı kàtıın âbülhayat-ı marifetinden On Dört Reşha ve On Dokuz İşârât ile o zât-ı mu’ciznümânın envâ-ı mu’cizâtıyla beraber icmâlen bir derece tarif ve beyan etmişiz. Şurada, şu işaretle iktifa edip, o vahdâniyetin burhan-ı kàtıını tezkiye eden ve sıdkına şehadet eden esâsâta işaret suretinde bir salâvat-ı şerife ile hatmederiz:..

                    اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مَنْ دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِكَ وَوَحْدَانِيَّتِكَ وَشَهِدَ عَلٰى اَوْصَافِ جَلاَلِكَ وَجَمَالِكَ وَكَمَالِكَ اَلشَّاهِدُ الصَّادِقُ الْمُصَدَّقُ وَالْبُرْهَانُ النَّاطِقُ الْمُحَقَّقُ، سَيِّدُ اْلاَنْبِيَاۤءِ وَالْمُرْسَلِينَ، اَلْحَامِلُ سِرَّ اِجْمَاعِهِمْ وَتَصْدِيقِهِمْ وَمُعْجِزَاتِهِم.. وَاِمَامُ اْلاَوْلِيَاۤءِ وَالصِّدِّيقِينَ، اَلْحَاوِى سِرَّ اِتِّفَاقِهِمْ وَتَحْقِيقِهِمْ وَكَرَامَاتِهِمْ.. ذُوالْمُعْجِزَاتِ اْلباَهِرَةِ وَالْخَوَارِقِ الظَّاهِرَةِ وَالدَّلاَئِلِ الْقَاطِعَةِ الْمُحَقَّقَةِ الْمُصَدَّقَةِ لَهُ.. ذُوالْخِصَالِ الْغَالِيَةِ فِى ذَاتِهِ، وَاْلاَخْلاَقِ الْعَالِيَةِ فِى وَظِيفَتِهِ، وَالسَّجَايَا السَّامِيَةِ فِى شَرِيعَتِهِ الْمُكَمَّلَةِ الْمُنَزَّهَةِ عَنِ الْخِلاَفِ، مَهْبِطُ الْوَحْىِ الرَّبَّانِىِّ بِاِجْمَاعِ الْمُنْزِلِ وَالْمُنْزَلِ وَالْمُنَزَّلِ عَلَيْه، سَيَّارُ عَالَمِ الْغَيْبِ وَالْمَلَكُوتِ، مُشَاهِدُ اْلاَرْوَاحِ وَمُصَاحِبُالْمَلٰۤئِكَةِ، اَنْمُوذَجُ كَمَالِ الْكَاۤئِنَاتِ شَخْصاً وَنَوْعاً وَجِنْساً، اَنْوَرُ ثَمَرَاتِ شَجَرَةِ الْخِلْقَةِ، سِرَاجُ الْحَقِّ، بُرْهَانُ الْحَقِيقَةِ، تِمْثَالُ الرَّحْمَةِ، مِثَالُ الْمَحَبَّةِ، كَشَّافُ طِلْسِمِ الْكَاۤئِنَاتِ، دَلاَّلُ سَلْطَنَةِ الرُّبوُبِيَّةِ، الْمُرْمِزُ بِعُلْوِيَّةِ شَخْصِيَّتِهِ الْمَعْنَوِيَّةِ اِلٰۤى اَنَّهُ نَصْبُ عَيْنِ فَاطِرِ الْعَالَمِ فِى خَلْقِ الْكَاۤئِنَاتِ، ذُو الشَّرِيعَةِ الَّتِى هِىَ بِوُسْعَةِ دَسَاتِيرِهَا وَقُوَّتِهَا تُشِيرُ اِلٰۤى اَنَّهَا نِظَامُ نَاظِمِ الْكَوْنِ وَوَضْعُ خَالِقِ الْكَاۤئِنَاتِ.نَعَمْ، اِنَّ نَاظِمَ الْكَاۤئِنَاتِ بِهٰذَا النِّظاَمِ اْلاَتَمِّ اْلاَكْمَلِ هُوَ نَاظِمُ هٰذَا الدِّينِ بِهٰذاَ النِّظَامِ اْلاَحْسَنِ اْلاَجْمَلِ، سَيِّدُنَا نَحْنُ مَعَاشِرَ بَنِى اٰدَمَ وَمُهْدِينَا اِلَى اْلاِيمَانِ نَحْنُ مَعاَشِرَ اْلمُؤْمِنِينَ، مُحَمَّدٌ بْنُ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ عَلَيْهِ اَفْضَلُ الصَّلَوَاتِ وَاَتَمُّ التَّسْلِيمَاتِ مَادَامَتِ اْلاَرْضُ وَالسَّمٰوَاتُ. فَاِنَّ ذٰلِكَ الشَّاهِدَ الصَّادِقَ الْمُصَدَّقَ يَشْهَدُ عَلٰى رُؤُوسِ اْلاَشْهَادِ مُناَدِياً، وَمُعَلِّماً ِلاَجْيَالِ الْبَشَرِ خَلْفَ اْلاَعْصَارِ وَاْلاَقْطَارِ، نِداَءً عُلْوِياًّ بِجَمِيعِ قُوَّتِهِ وَبِغَايَةِ جِدِّيَّتِهِ وَبِنِهَايَةِ وُثُوقِهِ وَبِقُوَّةِ اِطْمِئْناَنِهِ وَبِكَمَالِ اِيمَانِهِ: (اَشْهَدُ اَنْ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ).

                    Allahım!

                    Vücub-u vücuduna ve vahdâniyetine delâlet
                    ve celâline ve cemâline ve kemâline şehadet eden

                    o zâta rahmet et ki,

                    o, bütün kâinatın ve bütün enbiya ve evliyanın tasdikiyle musaddak şahid-i sadık
                    ve bütün ehl-i tahkikin tahkikatıyla müeyyed burhan-ı nâtık,
                    bütün enbiya ve mürselînin icmâ ve tasdik ve mu’cizelerinin sırrına mazhar olan efendisi,
                    bütün evliya ve sıddıkînin ittifak ve tahkikat ve kerametlerini hâvi olan imamı,

                    hakkaniyeti hadsiz tahkikatla teyid ve tasdik edilen

                    mu’cizât-ı bâhire
                    ve havârık-ı zâhire
                    ve delâil-i kàtıa sahibi,

                    zâtında güzel hasletlerin en nihayet merâtibini,
                    vazifesinde ahlâk-ı ulviyeyi,
                    hilâftan münezzeh olan şeriat-i mükemmelesinde en yüksek seciyeleri câmi’,

                    Kur’ân’ı indirenin,
                    indirilen Kur’ân’ın
                    ve kendisine Kur’ân indirilen zâtın ittifakıyla

                    vahy-i Rabbânînin mazharı,
                    âlem-i gayb ve âlem-i melekûtu seyr ü seyahat ve temâşâ eden,
                    ervâhı müşahede ve melâikeye refakat eden,
                    şahsen ve nev’en ve cinsen kâinatın bütün kemâlâtının fihristesi,
                    şecere-i hilkatin en münevver meyvesi,
                    hakkın sirâcı,
                    hakikatin burhanı,
                    rahmetin timsali,
                    muhabbetin misali,
                    kâinat tılsımının keşşâfı,
                    saltanat-ı Rububiyetin dellâlı,
                    şahsiyet-i mâneviyesinin remz-i ulviyetiyle,
                    Fâtır-ı Âlemin bu kâinatı onu nazara alarak halk ettiği anlaşılan,
                    düsturlarının vüs’ati ve kuvvetinin işaretiyle Kâinat Nâzımının nizâmı olduğu
                    ve Hâlık-ı Kâinat tarafından vaz edildiği zahir olan şeriatin sahibidir

                    -evet, bu nizâm-ı ahsen ve ecmeli câmi’ olan bu dinin nâzımı, ancak bu nizâm-ı etem ve ekmel olan bu kâinatın Nâzımı olabilir.

                    Yer ve gökler var oldukça salâvâtın en efdali
                    ve selâmetin en etemmi,

                    biz Âdemoğulları topluluğunun efendisi
                    ve biz mü’minler topluluğunun imana hidayet edicisi olan

                    Abdullah ibnü Abdilmuttalib oğlu Muhammed’in üzerine olsun.

                    Bu doğru söyleyen ve doğrulanan vahdâniyet şahidi,
                    bütün şahitlerin başları üzerinde bir nidâ edici
                    ve beşer taifelerine bir muallim olarak,

                    bütün kuvvetiyle
                    ve gayet-i ciddiyetiyle
                    ve nihayet-i vusukuyla
                    ve kuvvet-i itmi’nânı
                    ve kemâl-i imânıyla,

                    asırların ve kıt’aların gerisinden ulvî bir nidâ ile seslenip,

                    “Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh bulunmadığına şehadet ederim. O birdir ve Onun hiçbir şeriki yoktur” diye ilân ediyor.

                    |Sözler-s.411-412|

                    #816609
                    Anonim

                      اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى الذَّاتِ الْمُحَمَّدِيَّةِ اللَّطِيفَةِ اْلاَحَدِيَّةِ شَمْسِ سَمَاۤءِ اْلاَسْرَارِ وَمَظْهَرِ اْلاَنْوَارِ وَمَرْكَزِ مَدَارِ الْجَلاَلِ وَقُطْبِ فَلَكِ الْجَمَالِ – اَللّٰهُمَّ بِسِرِّهِ لَدَيْكَ وَبِسَيْرِهِۤ اِلَيْكَ اٰمِنْ خَوْفِى وَاَقِلْ عُثْرَتِى وَاذْهِبْ حُزْنِى وَحِرْصِى وَكُنْ لِى وَخُذْنِى اِلَيْكَ مِنِّى وَارْزُقْنِى الْفَنَاۤءَ عَنِّى وَلاََتَجْعَلْنِى مَفْتوُناً بِنَفْسِى مَحْجُوباً بِحِسِّى وَاكْشِفْ لِى عَنْ كُلِّ سِرِّ مَكْتُومٍ يَاحَىُّ يَاقَيُّومُ يَاحَىُّ يَاقَيُّومُ يَاحَىُّ يَاقَيُّومُ يَاقَيُّومُ وَارْحَمْنِى وَارْحَمْ رُفَقَـاۤئِى وَارْحَمْ اَهْلَ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ اٰمِينَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ وَيَاۤ اَكْرَمَ اْلاَكْرَمِينَ

                      Allahım!

                      Sırlar semâsının güneşi,
                      nurların mazharı,
                      celâl dairesinin merkezi
                      ve cemâl sahibinin kutbu olan Muhammed’in biricik, lâtif zâtına rahmet et.

                      Allahım!

                      Onun, Senin katındaki sırrı ve Sana olan seyri hürmetine, beni korkularımdan emin kıl, hatalarımı gider, hüznümü ve hırsımı benden gider. Varlığın ve huzurunla beni müşerref kıl. Beni benden kurtarıp kendine al. Kendi varlığımı Sana feda etmekle beni rızıklandır. Beni nefsime düşkün ve hissimle kör eyleme. Herbir gizli sırrı bana aç. Yâ Hayyu yâ Kayyûm, yâ Hayyu yâ Kayyûm, yâ Hayyu yâ Kayyûm! Bana, arkadaşlarıma ve ehl-i iman ve Kur’ân’a merhamet et. Âmin, ey merhametlilerin en merhametlisi ve kerem sahiplerinin en kerîmi olan Allahım!

                      |Sözler-s.443|

                      #816610
                      Anonim

                        Nasıl ki, nev-i insanın medâr-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşenü’l-Kebîr namındaki münâcâtında bin bir ismiyle dua ediyor, ateşten istiâze ediyor.

                        |Sözler-s.449|

                        #816611
                        Anonim

                          Demek, herbir nevi mevcudatın, hattâ yıldızların da bir serzâkiri ve nurefşan bir bülbülü var.

                          Fakat bütün bülbüllerin

                          en efdali
                          ve en eşrefi
                          ve en münevveri
                          ve en bâhiri
                          ve en azîmi
                          ve en kerîmi
                          ve sesçe en yüksek
                          ve vasıfça en parlak
                          ve zikirce en etemm
                          ve şükürce en eamm
                          ve mahiyetçe en ekmel
                          ve suretçe en ecmel,

                          kâinat bostanında, arz ve semâvâtın bütün mevcudatını

                          lâtif seceâtıyla,
                          leziz nağamâtıyla,
                          ulvî tesbihatiyle vecde ve cezbeye getiren,

                          nev-i beşerin andelib-i zîşânı
                          ve benî Âdemin bülbül-ü zü’l-Kur’ân’ı, Muhammed-i Arabîdir.

                          عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَاَمْثاَلِهِ اَفْضَلُ الصَّلاَةِ وَاَجْمَلُ التَّسْلِيمَاتِ1


                          1
                          Salâvâtın en üstünü ve selâmetin en güzeli onun, âlinin ve ona benzeyenlerin üzerine olsun.

                          |Sözler-s.476-477|

                          #816612
                          Anonim

                            Hem اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَاۤئِنَاتِ وَمُرَكَّبَاتِهَا 1 der, herşey namına bir salâvat getirir. Çünkü herşey Nur-u Ahmedî (a.s.m.) ile alâkadardır. İşte, tesbihatta, salâvatlarda hadsiz adetlerin hikmetini anla.

                            ÜÇÜNCÜ MEYVE: Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevî istersen; ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen; ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalb etmeyi seversen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ et. Çünkü, bir muamele-i şer’iyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor, bir nevi ibadet oluyor, uhrevî çok meyveler veriyor.

                            Meselâ birşeyi satın aldın. İcab ve kabul-ü şer’îyi tatbik ettiğin dakikada, o âdi alışverişin bir ibadet hükmünü alır. O tahattur-u hükm-ü şer’î, bir tasavvur-u vahiy verir. O dahi, Şârii düşünmekle, bir teveccüh-ü İlâhî verir. O dahi bir huzur verir. Demek, Sünnet-i Seniyyeye tatbik-i amel etmekle, bu fâni ömür, bâki meyveler verecek bir hayat-ı ebediyeye medar olacak olan faideler elde edilir.

                            فَاٰمِنوُا بِاللهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ الَّذِى يُؤْمِنُ بِاللهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ 2 fermanını dinle. Şeriat ve Sünnet-i Seniyyenin ahkâmları içinde cilveleri intişar eden Esmâ-i Hüsnânın herbir isminin feyz-i tecellîsine bir mazhar-ı câmi’ olmaya çalış.

                            1 : Allahım! Kâinatın zerreleri ve o zerrelerin mürekkebâtı adedince Muhammed’e rahmet et.
                            2 : “Siz de Allah’a ve Resulüne iman edin ki, o ümmî peygamber de Allah’a ve Onun sözlerine iman etmiştir. Ve ona uyun-tâ ki doğru yolu bulmuş olasınız.” A’râf Sûresi, 7:158.

                            |Sözler-s.485|

                            #816613
                            Anonim

                              Meselâ, nasıl ki bir saray bulunsa, büyük bir dairesinde büyük bir elektrik lâmbası bulunur. O elektrikten teşa’ub etmiş ve onunla bağlı küçük küçük elektrikler, küçük menzillere taksim edilmiş. Şimdi, birisi o büyük elektrik lâmbasının düğmesini çevirip ziyayı kapatsa, bütün menziller derin bir karanlık içine ve bir vahşete düşer. Ve başka sarayda, büyük elektrik lâmbasıyla merbut olmayan küçük elektrik lâmbaları, her menzilde bulunuyor. O saray sahibi büyük elektrik lâmbasının düğmesini çevirerek kapatsa, sair menzillerde ışıklar bulunabilir, onunla işini görebilir; hırsızlar istifade edemezler.

                              İşte, ey nefsim! Birinci saray, bir Müslümandır. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, onun kalbinde o büyük elektrik lâmbasıdır. Eğer onu unutsa, el’iyâzü billâh, kalbinden onu çıkarsa, hiçbir peygamberi daha kabul edemez. Belki hiçbir kemâlâtın yeri ruhunda kalamaz. Hattâ Rabbini de tanımaz. Mahiyetindeki bütün menziller ve lâtifeler karanlığa düşer. Ve kalbinde müthiş bir tahribat ve vahşet oluyor. Acaba bu tahribat ve vahşete mukabil hangi şeyi kazanıp ünsiyet edebilirsin? Hangi menfaati bulup, o tahribat zararını onunla tamir edersin?

                              Halbuki, ecnebiler o ikinci saraya benzerler ki, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın nurunu kalblerinden çıkarsalar da, kendilerince bazı nurlar kalabilir veya kalabilir zannederler. Onların mânevî kemâlât-ı ahlâkiyelerine medar olacak, Hazret-i Mûsâ ve İsâ Aleyhimesselâma bir nevi imanları ve Hâlıklarına bir çeşit itikatları kalabilir.

                              |Sözler-s.486|

                              #816621
                              Anonim

                                وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتوُا بِسوُرَةٍ مِنْ مِثْلِهِ1

                                1 “Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23.

                                |Sözler-s.495|

                                #816622
                                Anonim

                                  Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan diyor:

                                  Ey ins ve cin! Eğer Kur’ân kelâm-ı İlâhî olduğunda şüpheniz varsa, bir beşer kelâmı olduğunu tevehhüm ediyorsanız, haydi, işte meydan, geliniz! Siz dahi ona Muhammedü’l-Emin dediğiniz zat gibi okumak yazmak bilmez, kıraat ve kitabet görmemiş bir ümmîden bu Kur’ân gibi bir kitap getiriniz, yaptırınız.

                                  |Sözler-s.514|

                                15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 117)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.