• Bu konu 38 yanıt içerir, 12 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 40)
  • Yazar
    Yazılar
  • #649992
    Anonim


      Bediüzzamanın tenkid edilen yönlerinden biri, Nur Risalelerini ilhamen yazıldığını söylemesidir. Risalelerde zaman zaman “bunlar bana yazdırıldı”, “kalbime ihtar edildi” gibi ifadeler geçmektedir.

      Buna gelen itiraz, aslında vahye gelen bir itirazdır. Ümmi bir insana vahiy geliyorsa, bir başka insana ilham gelmesi reddedilmemelidir.

      Meselenin esası şudur: Allah peygamberlerine vahyettiği gibi, seçkin bazı kullarına da ilham eder. Şair gibi hassas bazı kimselerin ilhama mazhar oldukları gözler önünde iken, bütün hayatını Kur’an hizmetine adayan bir Bediüzzamanın ilhama mazhar olduğunu reddetmek, insanfla bağdaşır bir durum değildir.

      Kelime olarak ilham, “bir şeyi birden yutturmak” anlamında olup, ıstılah olarak “kalbe bir takım mana ve fikirlerin ilkâ edilmesi” anlamında kullanılır. “Allah’ın, kulun kalbine bıraktığı şey”, “feyz yoluyla kalbe bırakılan şey” tarzında da ifade edilmiştir.

      Istılahî anlamdaki vahiy, peygamberlere has bir keyfiyet iken, ilham daha umumî bir karakter taşır. Veli kulun kalbine gelen ilham, meleklere yapılan ilham, hatta arı gibi hayvanlara yapılan ilhama kadar şümullü bir ifadedir.

      Kur’an-ı Kerim’de “ilham” kelimesi sadece Şems suresi 8. âyette geçer. Bu surenin başında yüce Allah, güneşe ve aya, gündüz ve geceye, sema ve arza kasemden sonra, “Nefse ve onu en güzel bir biçimde şekillendirip fücur ve takvasını ilham edene yemin ederim ki, nefsini arındıran muhakkak kurtulmuştur. Onu kirleten de, hüsrana uğramıştır” buyurur. (Şems, 8-10)

      Bu âyetler, insan nefsinin fücur ve takvaya kabiliyetli olduğunu beyan etmektedir. İnsan, nefsini hayra da, şerre de yönlendirebilir.

      İnsanın terkîbi ulvî ve süflî âlemden gelmiştir. Bundan dolayı insan, nefsi itibarıyla süfliyata meyyal, ruhu itibarıyla ise, ulviyâta müştaktır.

      Surenin başında “güneş ve aya, gündüz ve geceye, sema ve arza” yemin edilmesi, insanın fücur ve takvadaki haline bir işaret gibidir. Yani, insan nefsi ya güneş gibi nuranî veya ay gibi zulmanîdir. Ya gündüz gibi aydınlık veya gece gibi karanlıktır. Ya sema gibi ulvî veya arz gibi süflîdir. İnsanı bu şekilde yükselten veya alçaltan, nuranî veya zulmanî yapan, fiillerine temel teşkil eden ilhamlardır. Çünkü insan nefsi, hem hayırlı ilhamlara, hem de şerli ilhamlara bir alıcı durumundadır. Allah’ın ve meleğin ilhamına muhatab olduğu gibi, şeytanî bir ilham olan vesveselere de muhatab olmaktadır. Allah’ın nefse fücur ve takvayı ilham etmesi ise, hayır ve şerri ona bildirmesi anlamındadır.

      #731598
      Anonim


        İlham da vahiy gibi sübjektif bir yapı arzeder. İlhamın keyfiyeti, tatmayanlarca bilinmez. Fakat onun bu bilinmezliği, kendisi hakkında fikir yürütmemize engel değildir. Bu nedenle, ilhamın keyfiyetiyle ilgili bazı görüş ve tecrübeleri kaydetmekte fayda görüyoruz:

        “İlham, vicdanda ani bir surette belirir. Nereden geldiği his ve idrâk olunmaz. Açlık, susuzluk, üzüntü ve sevinç duyguları vicdanda nasıl duyuluyorsa, ilham da aynı şekilde duyulur.”

        Böyle ani gelen bir ilham, beklenmedik ruhî, coşkun bir istila gibidir. Bundan dolayı da, kalbî hassasiyet ve aklî titizlik daima onu almaya hazır olmalıdır. Yoksa “Nurlar senin üzerine gelirler ve kalbini kainat içindeki eserlerin suretleriyle dopdolu görünce geldiği gibi giderler. Kalbini ağyarın suretlerinden boşalt ki, maarif ve esrar ile doldurasın.” (Ataullah İskenderanî,)

        İşârî tefsîr ekolünün mümtaz simalarından Bursevî kendi ilham tecrübelerinden bahsederken şöyle der: “Nefsimizde tattık ki, ilham ve hitab bazen Arapça lafızla, bazen de Farsça veya Türkçe olarak geliyordu.” (İsmail Hakkı Bursevî)

        Muhammed Abduh, Menar tefsirinde şöyle der: “Kişi, firaset, ilham gibi gizli ruhî idrak vasıtalarıyla bir bilgiye ulaşabilir. Bu, çoğu kere ruha bazı levhaların açılması şeklinde olur. Bunun kesinliği, ancak vukûundan sonra anlaşılır. Böyle bir ilham, bazı keskin gözlü kimselerin başkalarının görmediği çok uzak mesafeyi görmeleri gibi bir haldir.”

        Fakat gayb, derece derecedir. Gaybın en derin noktasını ne bir peygamber, ne de bir veli bilemez. Ezelî kaderin vukua çıkma, tezahür etme zamanı yakınlaştıkça, o hadise gayb hazinesinden yavaş yavaş ayrılıp, insanın kavrayış ufkuna, dünya semasına doğru gelir. Denizin ta dibindeki cisim görünmez. Ama dipten ayrılıp yüzeye doğru gelen cisim, yüzeye yaklaştıkça kuvvetli gözler tarafından görülür. İşte gaybın, derinliklerinden ayrılıp şehadet âlemine doğru yaklaşan olayları da, basiret gözü açık olan bazı keşif erbabı görebilir.

        Allah’ın veli kulları ilhama mazhar oldukları gibi, hassas ruhlu sanatkârlar, şairler, kendi sahasında fani olmuş ilim adamları da ilhama mazhar olmaktadırlar. Bunlar, hayatın günlük akışı içinde başkalarının göremediğini görürler, sezemediğini sezerler, hissedemediğini hissederler. Bir başka ifadeyle, bilginin bambaşka bir boyutunda yer alan kimi sezgiler ve dimağlar, bize göre verimsiz gibi gelen bir zeminden diriltici sular, ilâhî temaslar elde edebilirler.

        Hatta, belli bir meseleyi, uzun bir müddet çok uğraşmamıza rağmen çözemezken, bir gün aniden onun çözümünü içimizde buluruz. Bütün bilgi basamaklarını atlayarak bizi ani bir şekilde sonuca ulaştıran bu kabiliyetimiz hadsden (sezgiden) başka bir şey değildir.

        Her insanda bilkuvve mevcut olan böyle bir sezgi, şair ve sanatkârlarda, ilim adamlarında çok daha hassastır. Bugün beşeriyetin istifade ettiği ilim ve teknoloji ürünleri, çoğu kere böyle sezgilerin neticesidir. Bunları, sadece zekânın eseri görmek yanlış olacaktır. Dâhi insanlar, kendilerinde bulunan gözlem ve anlama gücünden başka, sezgileri ve yaratıcı muhayyileleri ile başkaları için gizli olanı sezer, görünüşte ayrı olan olaylar arasındaki ilişkileri anlar, gizli bir hazinenin varlığını tahmin ederler.

        “Mülhem keşşaflar” diyebileceğimiz bu kişiler, kendi sahalarında âdeta fâni olmuşlardır. Bütün dünyalarında araştırdıkları mesele vardır. Her şeye o zaviyeden bakarlar. Bir müzisyenin dünyası notalardan meydana gelmiştir. Bir ressamın dünyası, renkler ve şekiller dünyasıdır. Mesleğinde fâni olmuş bir kimyacının nazarında âlem büyük bir laboratuardır. Bir şairin dünyası, kelimelerin armonisinden örülüdür. Bunlar ve benzerleri, kendi branşlarının gemisinde, sisle örtülü sırlar okyanusunda ilerlerken, zaman zaman ilerdeki kayaları hayal meyal görür gibi olurlar. Ardından tekrar bir sis etrafı kaplar. Bazen de bir rüzgâr eser, bütün sis bulutlarını dağıtır. Önlerindeki kayaları ve ilerdeki kıyıları onlara açık ve net olarak gösterir. Böylece kayalardan aşarlar, kıyılardan geçerler. Gerçeğin yeni ufuklarına doğru kürek sallarlar.

        Şöyle veya böyle, kendisine bu tarz ilham gelen birisi şiirde yeni bir ufka açıldığı gibi, kendini sanatına adamış mülhem sanatkârlar, kendini ilmî keşiflere adamış mülhem keşşaflar da bir gün kendilerini yepyeni bir iklimde bulabilmektedirler.

        Kevnî sırlara dalmak isteyenlere kâinat sırları açıldığı gibi, ilâhî sırlara ermek isteyenlere de, marifet nurları saçılacaktır.

        #731600
        Anonim

          İlham ne derece bağlayıcıdır?

          İlhama mazhariyetle elde edilen bilgi, çoğu kere o şahsı ilgilendiren cüzî şeyler içindir. Yani, ya sıkıntılı halinde gelen bir teselli veya içinden çıkamadığı bir müşkilin halli veya kendisi ve çevresiyle ilgili geleceğe yönelik bir müjde şeklindedir.

          Bu tarz bir ilhamın değeriyle ilgili olarak ekseriyetin görüşü, ilhamın başkasını bağlayıcı bir bilgi türü olmadığıdır. Taftezanî “Akaid” metninde geçen “İlham, ehl-i hak nezdinde bir şeyin sıhhatini bilme yollarından değildir” cümlesini şöyle açıklar:

          “Müellif bununla “İlham, bütün insanların kendisiyle ilim elde ettiği ve başkasını bağlayıcı bir sebep değildir” manasını murad etmiştir. Yoksa şüphesiz ilham yoluyla her hâl ü karda bir ilim elde edilmektedir.”

          Diğer bir ifadeyle, kelâmcılar, ilhamın vukuunu değil, bu yolla elde edilecek bilginin, başkası için delil olacağını kabul etmezler.

          Meselâ birisi “kalbime ilham edildi ki, şu tarihte şu olay olacak” dese, onun bu ilhamı başkasını bağlayıcı bir hüküm taşımaz. Bu ilhamının hükmü zamana bırakılır. Zaman onu ya tasdik eder veya yanlış gördüğünü ortaya koyar.

          Kalbine ilham gelen kişi, bunun ilâhî menşeli olduğunu hissederse, kendisi onunla amel eder. Nitekim Hz. Musa’nın annesi kalbine gelen ilhama göre hareket etmiş, küçük Musa’yı sandık içinde Nil’in sularına bırakmıştır.

          Bu noktada şunu da belirtmek isteriz ki: İnsanın kalbi sadece Rahmanî ilhamlara yönelik bir alıcı durumunda olmayıp, şeytandan da ilham almaya kabiliyetlidir. Bundan dolayı, ilhama mazhar olan kişi, eğer dinin hükümlerini iyi bilmiyorsa, şeytanların oyuncağı olabilir. Kalbine gelen şeytanî ilhamı, Rabbanî zannedip hem sapar, hem de saptırır.

          Anlatılır ki, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a biri “Yalancı peygamber Muhtaru’s- Sakafî kendisine vahiy geldiğini iddia ediyor” deyince İbn-i Ömer “Doğru söylemiş” der ve şu âyeti okur:

          “Şüphesiz şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmelerini vahyederler” (En’am, 121) Yani, vesvese yoluyla ilham ederler. Ehl-i imanla mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar.

          Demek ki, bilhassa şeytan fikirli insanlar, şeytanî ilhamlara maruz kalırlar. Şeytan, ehl-i imana vesvese verip günahlara sevketmek istediği gibi, ehl-i küfre de mesajlar gönderir, ehl-i imanla uğraşmalarını sağlar.

          Hamdi Yazır şöyle der:

          “İmansızlıkla şeytanet arasında bir cazibe vardır. Korusuz bahçeye haşerat musallat olduğu gibi,

          “Görmedin mi biz, kâfirlerin üzerine kendilerini iyice (azgınlığa) sevkeden şeytanları gönderdik” (Meryem, 83) medlulünce, imansız kalplere de şeytanlar musallat olur. İmansızlar şeytaneti sever. Şeytanî hasletlere, hareketlere meftun olurlar. Hayırsız, hayırsızla düşer kalkar. Eşkiyanın reisi, en büyük şaki olur. Bunun gibi, imansızların bütün temayülleri şeytanette olduğundan, önlerine şeytanlar düşer, başlarına şeytanlar geçer.”

          Günümüzde, memleket çapında ve dünya çapında ehl-i imanla uğraşanları gördükçe, üstteki âyetin manasını daha iyi anlayabiliyoruz.

          #731601
          Anonim


            Vahiy – ilham farkı

            Vahiyle ilham arasındaki farkları bilmek, ilhamın değerini ve keyfiyetini anlamamıza yardım edecektir. Şöyle ki:

            1- İlham, mutasavvıflarca ve bazı kişilerce bir delil sayılabilir. Ancak o, çoğunluğu bağlayan bir hüccet değildir.

            2- Vahyin kaynağı kesin olarak ilâhî olmakla birlikte, ilhamın kaynağı her zaman ilâhî olmayabilir. Onun için, vahiy katî olup, ilham zannîdir. Çünkü, vahiy melek vasıtasıyla gelir. Melekte hata ihtimali yoktur. Fakat kalbin akıl ve nefisle alakası olduğundan, bunlardan etkilenir. Bundan dolayı, o meyanda yanılmalar olabilir.

            3- Vahiyde mündemic olan risalet, bütün beşeriyete aittir. Halbuki ilham, yalnızca buna mazhar olan şahsa mahsustur. Vahiy, bütün âlemi aydınlatan güneş gibidir. İlham ise, sadece ilhama mazhar kişiyi aydınlatan bir lamba gibidir.

            4- Vahye mazhar olan peygamber, aldığı vahyi insanlara tebliğle mükellefdir. Hâlbuki bir veli, kalbine gelen ilhamı tebliğe memur değildir. Hatta çoğu kere gizlemesi daha efdal olmaktadır.

            5- Vahiy gölgesizdir, safidir, peygamberlere hasdır. İlham ise, gölgelidir.

            Renkler karışır. İnsandan başka, melekler ve hayvanların da mazhar olduğu bir keyfiyettir.

            Hz. Musa’nın Annesi

            Kur’an-ı Kerim, Hz. Musa’nın annesine gelen ilâhî ilhamdan bahseder. Şöyle ki:

            Hz. Musa dünyaya geldiği sıralarda Mısır’a hükmeden Firavun, Benî İsrail’in erkek çocuklarını öldürtmektedir. Oğlunun da öldürülmesinden endişe eden Hz. Musa’nın annesine şu ilâhî teselli gelir:

            “Çocuğunu emzir, Onun başına bir şey gelmesinden korktuğunda onu (sandık içinde) denize bırak. Korkma ve üzülme! Biz onu tekrar sana kavuşturacağız ve onu peygamberlerden yapacağız.” (Kasas, 7)

            Hz. Musa’nın annesine gelen bu ilham, onu teselli edici ve yönlendirici bir keyfiyet arzetmektedir. Aynı zamanda ileriye yönelik iki müjdeyi taşımaktadır. Bu iki müjde, Musa’nın annesine geri döndürülmesi ve küçük Musa’nın, ilerde bir peygamber olacağıdır. Musa’nın annesine ilhamın nasıl ve ne şekilde geldiği meçhulümüz olmakla beraber, bunun rüyada bildirilmesi, ya da Hz. Meryem’de olduğu gibi, melek gönderilmesi şeklinde olabilir.

            Bu şekilde bir ilhama mazhariyeti, sadece Musa’nın annesine has bir olay olarak görmek hatadır. Benzeri durumlarda böylesi ilhama mazhar pek çok kişi vardır. Bu ilhamlar, Musa’nın annesi örneğinde olduğu gibi, “teselli edici, yönlendirici ve gelecekten haber verici” özellikler taşımaktadır.

            Şadi Eren(Doç.Dr)

            #742595
            Anonim

              üstadın bu ifadelerini acizane ben, eneden geçip huveyi göstermesi olarak görüyorum.. tevazunun şahikasıdır bu ifadeler hadd-i zatında…

              #746226
              Anonim

                Allah cc razı olsun faydalandığım bi yazı oldu…

                #746235
                Anonim

                  TEsekkur ederiz,bilgilendirme icin.

                  #773962
                  Anonim

                    kurban olun saidi nursiye….siz ömrünüzü Kuran-ı Kerime adayıp da bu kadar ilmi bilgiye sahip olan ve bu ilmi tüm insanlığa sunan bu kadar güzel bir insan hakkında atıp tutma hakkına sahip değilsiniz.sizi Allaha havale ediyorum

                    #773964
                    Anonim

                      bak kardeşim öncelikle ben nurcu değilim…talebe de değilim.kendi çabamla okuyup anlamaya çalışan bir Müslümanım amacım mü min olabilmek.

                      Ama okuduğum risalelerden ben sizin gibi bir sonuç çıkartmadım.siz nasıl dersiniz ki saidi nursi kadar kendini beğenen biri görmedim?

                      Bu ne curet!!!!…ömrünü sürgünlerle…kuru ekmekle geçiren bir zat için nasıl oluyor d a bu kadar cesur davranıyorsunuz?

                      hadi herşeyi bir tarafa bırakın…Ya hu akıl var mantık var…Allah yolunda ömrünü harcamış bir insana nasıl olur da bu kadar emin laflar söylüyorsunuz..

                      Ben altını çizerek söylüyorum nurcu değilim keşke olabilsem..Onlar emin olun size bişey demezler benim kadar tepki vermezler çünkü aşmışlardır..

                      Hz Muhammed (a.s.m) kurban oluruz onun yolunda kim bunun aksini ifade etti ki elleriniz titriyor sinirden…Hem de ustad onun yolundan ayrılmayan bir zat için yanlış fikirler içerisindesiniz.

                      Biz daha on dakikalık namazı nasıl nerde kılacağımızı düşünürken o zatlar ömürünü diyorum yani bütün hayatını o yola adamış ve biz bu zatlardan ancak istifade edebiliriz.

                      Ne mutlu ki bize dinimizi anlamamızı sağlayan imkanları sunmuşlar..ve ne mutlu ki Allah bu yıldızlarını hep var etmiş asıl güneş olan peygamberimizin aydınlığıyla onlara hürmetimiz vardır…

                      sizlerin de olsun inşallah…

                      #773965
                      Anonim

                        @acizler 203643 wrote:

                        Buradaki ümmi bir insan ifadesi ile kainatın efendisi, yaratılmışların en şereflisi, adı güzel kendi güzel peygamber efendimiz Hz Muhammed (S.A.V) mi kast ediliyor acaba?

                        Bu ne terbiyesizlik, bu ne küstahlık, bu ne rezalet? Bu ifade (ümmi bir insan) kullanılmamış olsa dahi “ona vahiy geliyorda başkasına niye gel(e)mesin” manasını hangi İslam bilgisi, hangi İslam terbiyesi ile açıklayacaksınız çok merak ediyorum.
                        said nursiye vahiy (veya tepkileri yumuşatma adına “ilham” dediğiniz olay) gelebileceğine inanmayan biri nasıl oluyorda vahyi inkar etmiş oluyor, ne alaka?

                        Allah’tan korkan, 5 vakit namazını kılmaya çalışan, zekatını veren, orucunu tutan, Allah izin verirse Hacca gitmeyi dileyen, uzantılarınız gibi Kelime-i Şahadet’i yarım yamalak değil, “Muhammedun Resulullah” kısmınada iman eden biri olarak, hiç bir ilmi eğitimi olmayan üstadınıza vahiy gelmediğine/gelemeyeceğine inanan benim durumum sizlerce nedir acaba? Siz bana ve bütün müslümanlara bu iftirayı atma hakkını ve cürretini nereden alıyorsunuz?

                        Peygamber efendimizle bir başka insanı hangi mantıkla hangi ruhsatla mukayese ediyorsunuz? Sinirden ellerim titremese, kalbinizi daha fazla kırmayacağımdan emin olsam bir milyon tane daha soru sorardım ama vazgeçiyorum. Sorduğum sorular da cevabınıza muhtaç olduğumdan değil, bilerek veya bilmeyerek savurduğunuz hezeyanlarınızın yansımasını suratınıza iade içindir.

                        Şimdi burda yumuşatma gibi bir durum sözkonusu değil, vahiy değil ilhamdan bahsediliyor. Peygamber efendimizle sav. kıyası sadece ümmiliği cihetindedir. “Sen bundan önce kitap okur değildin, hala da elinle yazı yazmazsın; öyle olsaydı batıla uyanlar şüphelenebilirlerdi.” Ankebut 48

                        İddialarınızın tamamı safsatadan ibaret, Üstadın hiç bir ilmi eğitimi yok derken sanırım alimliği konusunda hiç bir bilginiz yok. Sadece doldurulmuşsunuz. İlmi eğitimide, alimliğide sizin tartışma konunuz olamıyacak kadar yüksektir. Ve ilhamla vahiyi ayıramıyacak kadar da bilgileriniz kısır maalesef.

                        Peygamber efendimizi de sav. en güzel anlatan alimlerden biridir Üstad. Ondokuzuncu Mektub, Ondokuzuncu Söz ve Mesnevi-i Nuriye gibi eserlerde nasıl anlattığına şahit olabilirsiniz.

                        @acizler 203647 wrote:

                        Allah rızası için yapmayın yahu…
                        Hangi mütevazilikten bahsediyorsunuz, dünyada kim (dili dini ırkı cinsyeti fark etmez) kendini said nursi kadar övmüş bana bir örnek gösterin çıldırmadan (bunları yazabildiğime göre sizce zaten çıldırmışımdır orası ayrı).

                        Külliyatı okumuş biri olarak bu görüşünüze de katılmıyorum. Bu iddialarınızın delillerini istemek gibi birşeyle de vakit kaybedecek değiliz. Forumumuzda Bediüzzamana ve Risale-i Nurlara Gelen itirazlar adlı bölüm mevcut. Şüphesi olanlar oradan bakabilirler.
                        Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman’a Gelen İtirazlar

                        Aynı bölüm Sorularla Risale | Ana Sayfa sitesinde daha fazla detaylarıyla mevcuttur. Şüphesi olanlar ordaki ilmi heyete soru da sorabilirler.

                        @acizler 203657 wrote:

                        Sayın @Turab sizler neden böylesiniz, niçin tanıdığım karşılaştığım konuştuğum duyduğum tek bir nurcu yok ki hoşuna gitmeyen bir soru karşısında cevap vermek yerine hakaret etmesin yada lafı uzatıpta uzatıp alakası olmayan şeylerle konunun dışına çıkmasın…

                        Bunu neden böyle yapıyorsunuz gerçekten samimiyetle öğrenmek istiyorum, lütfen böyle olmadığını ispat et ve sadece sorulanlara cevap ver.

                        Müracaat edilecek yerleri gösterdim, oradan bakabilirsiniz. Samimiyet noktasında ise yukardaki agresif tutumunuz samimiyetinizi gayet ii ispatlıyor. Selam ve dua ile.

                        #773967
                        Anonim

                          İnsan bilmediğine düşmandır..

                          #773969
                          Anonim

                            Sorduğum sorular da cevabınıza muhtaç olduğumdan değil, bilerek veya bilmeyerek savurduğunuz hezeyanlarınızın yansımasını suratınıza iade içindir

                            bu cümle size ait
                            siz şimdi kafanızdaki soru işaretlerini gidermek için mi soru sorduğunuzu söylüyorsunuz?

                            #773970
                            Anonim

                              Burası ateist ya da hristiyan forumu değildir..her yiğidin bir uslubu vardır ve burası İSLAMİ forumdur….İslamiyette uslup önemlidir.

                              hedehodo etmeyin fazla…fitneye mahal vermekle işiniz hayır olmaz!…

                              #773971
                              Anonim

                                Sondan başlayayım
                                Sayın @Turab
                                hedehodo yu yine ben olduğum anlaşılıp banlanmasın diye aldım, bende şık bulmuyorum yönetici arkadaş müsaitse uygun bir isimle değiştirsin.
                                İkinsi husus, sizden daha bilgili ve donanımlı VE yönetici olan arkadaşlar konuya müdahil olmuşken şimdi aslan kesilmeyin ve artık lütfen daha kızgınlık sebebimi bile anlayamamışken konuya katılmaya çalışmazsanız sevinirim.


                                @akna

                                acizler2 adlı isimle 0 mesaja sahipken, henüz mesaj göndermemişken önyargıyla yasaklanmamış olsa idim çok çok uzunca verdiğim cevapta bu konunun açıklanmış olduğunu görecektiniz.

                                ve sayın @HuSeYni
                                Siz benim o linkleri incelemediğimi nereden biliyorsunuz, hatta itiraz noktam zaten bizzat o linklerin kendisi değilmiydi.
                                Kişilik ve karakterle ilgili kısımlara girmiyorum, kimsenin kimseye bir şeyleri ispat etme zorunluğu yok, burada zorunlu olan tek şey saygı ise ona uymaya çalışalım.

                                Ben bir iddia da bulundum (yada merak ettim), siz külliyatı okumuş biri olduğunuzu ve delil istemediğinizi belirtmişsiniz çünkü nereleri delil göstereceğimi çok iyi biliyorsunuz.
                                Beni doldurulmakla itham etmek yerine keşke kendiniz elle tutulur gözle görülür deliller sunsaydınız. Oysaki doldurulmuş olsaydım
                                said nursinin ölmemiş marsta yaşıyor olduğunu, külliyatı okumazsam kitapların bana küseceğini kendini anlaşılmaz yapacağını, cemaatte yanlış yaparsam şevkat tokadı yiyeceğimden emin olduğumu, sabah namazını kılmalıyım çünkü pensilvanyadan gözlendiğimi (ben kılıyorum ama Allah gözetlediği için) falan derdim, doldurulma deyince benim aklıma bunlar geliyor, burada da aynı şeyleri düşünmüyoruz görüldüğü üzere. Neyse

                                Siz böyle yaptıkça benim kendimi haklı görmemem mümkün değil, said nursinin alimliği hakkında hiç bir fikriniz yok demişsiniz ama yine önyargılı davranmışsınız. Kapısına “her türlü soru cevaplanır, soru sorulmaz” gibi bir yazı astığını biliyorum mesela, bunu yapması içinde neredeyse sonsuz bir ilime vakıf olduğu anlaşılıyor, benim merak (itiraz değil) ettiğim bu ilmin kaynağı, kronolojik olarak bir sıralaması varımı acaba?

                                #773972
                                Anonim

                                  @Turab 203682 wrote:

                                  Size bir antidepresan almanızı öneriyorum:) işin içinden ancak çıkarsınız…

                                  Öneriniz için teşekkür ederim, bende size bir öneride bulunmak isterim müsadenizle, üstadınız her ne kadar okuma ihtiyacı hissetmemişsede sizde okumamak araştımamak zorunda değilsiniz.
                                  Bunu lütfen saygısızlık olarak kabül etmeyin çünkü kendi ifadesidir. Kendisi ilim öğrenme zahmetinden münezzeh olabilir, eğer kendinizide o seviyede görüyorsanız, ki görmediğinizi söylediniz, gözlüklerin açısınız biraz genişletin yararınıza oalcaktır.
                                  Zamanınızı almazsam bir şey paylaşmak istiyorum. Üniversitede cemaate kendini kaptırmış şık olmayacak katılmış çocukluk arkadaşımla yine münazara ederken bana “ömrü zindanlarda geçmiş, tek gayesi İslam olan biri için” haksızlık ediyorsun dedi. İster inanın ister inanmayın o ana kadar hiç araştırmadığım halde “bu konu DA abartılıyor” diye kesin bir iddiada bulundundum. Benzer bir forumdan hayat hikayesini okuduk 20 ay ve 11 ay olmak üzere toplamda 31 ay (2,5 yıl) hapis kadlığını öğrendik.
                                  80 küsür yıllık ömürde 2,5 yıl komik bir rakamdı ve arkadaşım benden ilkkez özür diledi (ama fikirleri değişmedi, değişmeside mümkin gibi görünmüyor). Elbetteki hapisde 1 gün 1 saat hatta 1 saniye bile zor, çileli, ama “ömrü zindanlar geçti acındırması” için kesinlikle dayanak değil. Derdimi anlatabiliyormuyum

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 40)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.