• Bu konu 72 yanıt içerir, 10 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 74)
  • Yazar
    Yazılar
  • #791925
    Anonim

      [BILGI]

      بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ blank.gif1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2
      اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ الْقُرْاٰنِ blank.gif3


      Aziz kardeşlerim ve sıddık arkadaşlarım,

      Var olunuz, bahtiyar olunuz. Sizin pek ciddî sa’y ü gayretiniz hem burada, hem başka yerlerde şevk ve gayreti uyandırıyor. Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, gittikçe Risale-i Nur’un fütuhatı ziyadeleşiyor. Ehl-i iman yaralarını hissedip ilâçlarını ondan buluyorlar.

      Hâfız Ali’nin mektubunda yazdığı iki âyetin işaretine dikkat ettik. Bizler dahi Nur fabrikasının sahibi gibi çok mesrur ve müferrah olduk. Fakat Risale-i Nur’a

      bir işaret-i gaybiyle haber veren otuz üç adet âyet 4شَهِدَ الل âyetiyle hitam bulduğundan, bu yeni iki âyetin müstakil bir surette işaretlerine kapı açılmadı. Hem, otuz üç âyetten hangisinin tetimmesi olacak şimdilik bilinmedi. Yalnız bu kadar anlaşıldı ki, blank.gif5 بِاَيْدِى سَفَرَةٍ كِرَامٍ بَرَرَةٍ fıkrası Risale-i Nur’un nâşir ve kâtiplerine mânâ-yı işârî ile bakıyor. Hem,blank.gif6 يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ fıkrası dahi, Risale-i Nur’un eczalarına ve suhuflarına ve kitaplarına mânâ-yı işârîyle bakıyor. Fakat cifir hesabıyla bin üç yüz altmış küsurdan sonra bu parlak vaziyeti gösterecekler diye icmalen fehmettik.

      Gül fabrikasının bizlere, parlak bir gül-ü Muhammedî (a.s.m.) bahçesini hediye edecekti. Onu bütün ruh u canımızla bekliyoruz.

      Bu zamanda, lillâhilhamd, Sünnet-i Seniye dairesinde kemâl-i imanı kazanan Risale-i Nur şakirtleri evliyaların, mürşidlerin nazar-ı dikkatini celb edecek vaziyeti aldığından, her zamanda bulunan hakikî mürşidler, her halde bu zamanda Risale-i Nur şakirtlerine müşteri olurlar. Birisini elde etse, yirmi mürid kadar kıymet verirler.

      Hem, zevkli ve cazibedar velâyet tereşşuhatı karşısında Risale-i Nur’un hizmetindeki meşakkat, mücahede, külfet bulunduğundan, Feyzi’ye hitaben beyan edilen hakikat o tarafa da fâidesi olur diye leffen size gönderildi.
      Umum kardeşlerime birer birer selâm ediyorum.

      • • •

      [/BILGI]

      [NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

      Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin (Onu şükran ve minnetle anıp şânına lâyık ifadelerle anmasın ve noksan sıfatlardan tenzih etmesin).” İsrâ Sûresi, 17:44.

      Dipnot-3 Kur’ân harflerinin adedince, Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun.

      Dipnot-4 “Allah şahitlik etmiştir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:18.

      Dipnot-5 “Şeref ve kıymetleri pek yüksek olanların ve Allah’a itaatlilerin eliyle ulaştırılmıştır.” Abese Sûresi, 80:15-16.

      Dipnot-6 “Hatâdan ve şüpheden ter temiz olan sayfaları okuyor. O sayfalarda dos doğru yazılı hükümler vardır.” Beyyine Sûresi, 98:2-3.

      Kastamou Lahikası – 51. Mektup
      [/NOT]



      #792107
      Anonim

        [BILGI]

        13

        Heyet-i Vekileye ve milletvekilleri riyasetine
        cüz’î, fakat ehemmiyetli bir maruzatımdır

        Otuz seneden beri hayat-ı siyasiyeden çekildiğim halde, bu sırada bir defaya mahsus olarak, vatanî ve millî ve âsâyişî bir meseleyi beyan ediyorum. Şöyle ki:

        Çok emârelerle kat’î kanaatimiz geldi ki, anarşilik hesabına bana ve bu Emirdağ kasabasına ve dolayısıyla bu vatana bir suikast var ki, bir habbeyi kubbeler ve bir sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan bir hâdiseyi dağ gibi gösterip, sükûnete muhtaç olan bu vatanda beni bahane edip, anarşilik hesabına ve bir ecnebî plânıyla bize, yani biçare vatandaşlarımızı idam-ı ebedîden ve şübehat-ı uhreviyeden kurtarmaya çalışan Nur şakirtlerine, bütün bütün kanunsuz ve keyfî hücum edildi. Pek zahir bir garazla, evham yüzünden, baruta ateş atmak gibi, bu vatana ve âsâyişe beni bahane edip suikast edildi. Şöyle ki:

        Emirdağ Lahikası[/BILGI]

        #792228
        Anonim

          İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayrat ve hasenatın hayatı niyetledir. Fesadı da ucb, riya ve gösterişledir. Ve fıtri olarak vicdanda şuurla bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyetle inkıta bulur.
          Nasıl ki amellerin hayatı niyetledir. Onun gibi, niyet bir cihetle fıtri ahvalin ölümüdür. Mesela, tevazua niyet onu ifsad eder; tekebbüre niyet onu izale eder; feraha niyet onu uçurur; gam ve kedere niyet onu tahfif eder. Ve hakeza, kıyas et.

          Mesnevi-i Nuriye

          #792229
          Anonim

            Nurlara hücum hatasıyla zemin hiddet eder
            23 Mayıs 2011 / 00:01
            Günün Risale-i Nur dersi…

            Bismillahirrahmanirrahim

            İddiacı der: Zelzele gibi bazı hadiseler, Nurlara hücum zamanında gelmeleri Nurun kerametidir ki, zemin hiddet eder. İşte Said’in bu fiili zemine vermesi dine muhaliftir.

            Hem “Gizli düşmanı ve ifsat komitesi yok” demesi öyle bir yalandır ki, komünist ve mason ve taşnak gibi çok komiteler lisan-ı hal ile “Bu iftiradır, biz meydandayız” derler.

            Ve otuz seneden beri emsalsiz bir tarzda Said’in başına gelen elîm hadiseler, hususan bu on ay tecrid-i mutlak ve Said’in herşeyi bırakıp bütün kuvvetiyle Kur’ân için o mütecaviz din düşmanlarına karşı yüz Nur Risaleleriyle galibâne çalışması, o yalan dâvâyı yüz hüccetle tekzip eder.

            Hem iddiacının “Onu zehirleyen olmamış” demesi öyle bir hatâdır ki, o daima Said ile bulunmak ve sergüzeşte-i hayatına tamamen muttali olmakla ancak o menfî hükmünü ispat ve yirmi sene koltuğum altında işleyen ve görenler hayret eden ve aşılamakla olan zehir çıbanı ve yanımda bulunan dostların görerek şehadetleriyle hem Kastamonu’da, hem Denizli hapsinde, hem Emirdağı’ndaki tesemmümlerimi inkâr etmekle o hatâsını tamir edebilir.

            Kur’ân’da “Neredeyse öfkeden parçalanacak.” (Mülk Sûresi: 8.) âyeti, “Cehennem ehl-i küfre öyle hiddet eder ki, parçalanmak derecesine gelir” mânâsında olduğu tarzında, teşbih sûretinde, Nurlara hücum hatasıyla zemin hiddet eder ve hava ağlar ve kış kızar. Yani, emr-i İlâhî ile o mahlûklar vazifeleri içinde kuvvet ve kudret-i Rabbâniyenin tecellîsine mazhar olup gazab-ı İlâhîyi gösterirler. Be-şeri ikaz için titrer, ağlar demektir. (Şualar)

            Bediüzzaman Said Nursi

            SÖZLÜK:

            ZELZELE : Sarsıntı. Deprem.
            KERÂMET : Allah’ın ihsanıyla velîlerin gösterdikleri adet dışı, olağanüstü haller.
            ZEMİN : Yer; yüzey, satıh.
            HİDDET : Öfke, kızgınlık, gazab.
            MUHÂLİF : Uymayan, zıt olan, karşı duran.
            İFSAD : Bozmak, azdırmak, fitne çıkarmak, karıştırma.
            KOMİTE : Kötü bir maksat için toplanmış gizli cemiyet.
            MASON : Dinsiz, îmânsız; din ve îmân düşmanı bir cemiyete mensup.
            TAŞNAK : Bir Ermeni komitası.
            LİSÂN-I HÂL : Vücut dili. Birşeyin duruşu ve görünüşü ile bir mânâ ifâde etmesi.
            EMSÂL : Misaller, denk ve benzerler.
            ELÎM : Acı veren, çok acıklı, üzüntü veren.
            TECRİD-İ MUTLAK : Tek başına, hücre hapsinde bulundurmak, kimseyle görüştürmemek.
            MÜTECÂVİZ : Haddini aşan, tecâvüz eden, saldıran.
            GÂLİBÂNE : Galip bir tarzda. Üstün gelerek.
            TEKZİB : Yalanlamak, bir işe inanmayıp inkâr etmek, yalan olduğunu söylemek.
            HÜCCET : Senet, vesika, delil; bir iddiânın doğruluğunu ispat için gösterilen belge.
            SERGÜZEŞTE-İ HAYAT : Hayat mâcerası, biyografi.
            MUTTALİ : Bilgili, mâlûmat sahibi olan.
            MENFÎ : Nefyedilmiş, noksan, negatif, müsbetin zıddı, olumsuz.
            ŞEHÂDET : Şâhitlik
            TESEMMÜM : Zehirlenme.
            TEŞBİH : Benzetmek, benzetilmek; benzetiş.
            MAHLÛK : Yaratılmış, yoktan var edilmiş olan.
            KUDRET-İ RABBÂNİYE : Herşeyi terbiye ve idâre eden Allah’ın sonsuz kudreti.
            TECELLÎ : Görünme, bilinme
            MAZHAR : Nâil olma, şereflenme, kavuşma, ortaya çıkma ve görünme yeri.
            GAZAB-I İLÂHÎ : Allah’ın gazabı, kahrı, cezası.
            BEŞER : İnsan.

            #792486
            Anonim

              [BILGI]

              besmele.jpg

              Cazibedar bir fitne içinde bulunan ve daha aklını
              kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhaveredir.

              BİR KISIM GENÇLER tarafından, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında, “Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?” diye, Risale-i Nur’dan medet istediler. Ben de Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi namına onlara dedim ki:
              Kabir var; hiç kimse inkâr edemez. Herkes, ister istemez oraya girecek. Ve oraya girmek için de üç tarzda, üç yoldan başka yol yok.

              Birinci yol: O kabir, ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.blank.gif1

              İkinci yol: Âhireti tasdik eden, fakat sefahet ve dalâlette gidenlere, bir haps‑i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrit içinde bir haps-i münferit, yalnız başına bir hapis kapısıdır.blank.gif2 Öyle gördüğü ve itikad ettiği; ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muamele görecek.

              Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek.

              İman ve Küfür Muvazeneleri[/BILGI]

              #792489
              Anonim

                Ey nefis! Eğer şu dünya hayatına müştaksan, mevtten kaçarsan, katiyen bil ki, hayat zannettiğin hâlât, yalnız bulunduğun dakikadır. O dakikadan evvel bütün zamanın ve o zaman içindeki eşya-i dünyeviye, o dakikada meyyittir, ölmüştür. O dakikadan sonra bütün zamanın ve onun mazrufu, o dakikada ademdir, hiçtir. Demek, güvendiğin hayat-ı maddiye yalnız bir dakikadır; hattâ, bir kısım ehl-i tetkik, “Bir âşiredir, belki bir ân-ı seyyâledir” demişler. İşte şu sırdandır ki, bâzı ehl-i velâyet, dünyanın dünya cihetiyle ademine hükmetmişler.
                Mâdem böyledir; hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak, kalp ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mâzi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuddur.
                Ey nefsim! Mâdem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
                “Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.
                Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.
                İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.
                Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.
                Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim.”

                Sözler

                #792490
                Anonim

                  Resulullah’ı tasdik eden üç büyük fikir
                  01 Haziran 2011 / 00:01
                  Günün Risale-i Nur dersi…

                  Bismillahirrahmanirrahim
                  Bu kâinatın bir mânevî güneşi ve Hâlıkımızın en parlak burhanı, bu Habibullah denilen zattır ki, onun şehadetini teyid ve tasdik ve imza eden aldanmaz ve aldatmaz üç büyük icmâ var.
                  Birincisi:“Eğer perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmeyecek” diyen İmam ı Ali (radıyallahu anh) ve yerde iken Arş-ı Âzamı ve İsrafil’in azamet-i heykelini temâşâ eden Gavs-ı Âzam (k.s.) gibi keskin nazar ve gayb-bîn gözleri bulunan binler aktâb ve evliya-yı azîmeyi câmi ve Âl-i Muhammed nâmıyla şöhretşiâr-ı âlem olan cemaat-i nuraniyenin icmâ ile tasdikleridir.
                  İkincisi: Bedevî bir kavim ve ümmî bir muhitte, hayat-ı içtimaiyeden ve efkâr ı siyasiyeden hâli ve kitapsız ve fetret asrının karanlıklarında bulunan ve pek az bir zamanda en medenî ve malûmatlı ve hayat-ı içtimaiyede ve siyasiyede en ileri olan milletlere ve hükümetlere üstad ve rehber ve diplomat ve hâkim i âdil olarak, şarktan garba kadar cihanpesendane idare eden ve Sahabe nâmıyla dünyada namdar olan cemaat-ı meşhurenin, ittifakla, can ve mallarını, peder ve aşiretlerini feda ettiren bir kuvvetli imanla tasdikleridir.
                  Üçüncüsü: Her asırda binlerle efradı bulunan ve her fende dâhiyâne ileri giden ve muhtelif mesleklerde çalışan, ümmetinde yetişen hadsiz muhakkik ve mütebahhir ulemasının cemaat-ı uzmâsının, tevafukla ve ilmelyakîn derecesinde tasdikleridir. Demek bu zâtın vahdâniyete şehadeti, şahsî ve cüz’î değil; belki, umumî ve küllî ve sarsılmaz ve bütün şeytanlar toplansa karşısına hiç bir cihetle çıkamaz bir şahadettir diye hükmetti. (Mektubat, 19. Mektup)
                  Bediüzzaman Said Nursi
                  SÖZLÜK:
                  Aktab : Kutuplar, Büyük Velilerden Zamanının En Büyük Mürşidi Olan Kimseler
                  Âl-İ Muhammed : Hz. Muhammed’in (A.S.M.) Soyundan Olanlar
                  Arş-I Âzam : Allah’ın Büyüklük Ve Yüceliğinin Ve Herşeyi Kuşatan Sınırsız Egemenliğinin Tecelli Ettiği Yer
                  Azamet-İ Heykel : Heybetli, Haşmetli Yapısı, Görüntüsü
                  Bedevî : Çölde Yaşayan, Göçebe
                  Burhan : Güçlü Ve Sarsılmaz Delil, Kanıt
                  Câmi’ : Kapsamlı
                  Cemaat-I Meşhure : Meşhur Topluluk
                  Cemaat-İ Nûrâniye : Nurlu, Nurânî Cemaat
                  Cihanpesendâne : Bütün Dünyaya Kabul Ettirerek
                  Dâhiyane : Dâhicesine, Son Derece Zekice
                  Delâlet : İşaret Etme, Gösterme
                  Diplomat : Memleket Ve Millet Meseleleri Hakkında Siyasî Söz Sahibi Olan Kimse
                  Efkâr-I Siyâsiye : Siyasî Fikirler, Düşünceler
                  Efrad : Fertler, Bireyler
                  Esmâ : Allah’ın İsimleri
                  Evliyâ-İ Azîme : Büyük Veliler
                  Fetret : Hz. İsa İle Hz. Muhammed Arasında Geçen Peygambersiz Devir
                  Garb : Batı
                  Gayb-Bîn : Gaybı Gören; Görünmeyenden Haberi Olan
                  Habibullah : Allah’ın En Sevdiği Kul Olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (A.S.M.)
                  Hâkim-İ Âdil : Adaletle İş Gören Hükmedici, Adaletli Hükümdar
                  Hâlık : Herşeyi Var Eden Yaratıcı Allah
                  Hâli : Uzak, Issız
                  Hayat-I İçtimaiye : Toplum Hayatı
                  İ’lâm Etmek : Bildirmek, Öğretmek
                  İcmâ : Fikir Birliği
                  İmam-I Ali : Ali Bin Ebû Talip )
                  İttifak : Birleşme, Söz Birliği
                  Kâinat : Evren, Bütün Yaratılmışlar
                  Malumât : Bilgiler
                  Muhakkik : Gerçekleri Araştıran Ve Delilleriyle Bilen Âlimler
                  Muhit : Çevre, Civar
                  Muhtelif : Çeşitli
                  Nâm : Ad
                  Namdar : Şan Ve Şöhret Sahibi
                  Nazar : Görüş, Bakış, Dikkat
                  Perde-İ Gayb : Mânevî Âlemleri Gözümüzden Saklayan Perde
                  Sahabe : Hz. Peygamberi (A.S.M.) Dünya Gözüyle Gören Ve Onun Yolundan Giden Müslümanlar
                  Sıfât : Sıfatlar; Allah’ın Yüce Zatını Niteleyen Kutsal Özellikler
                  Şark : Doğu
                  Şehadet : Tanıklık, Şahitlik
                  Şöhretşiâr-I Âlem : Âleme Şöhret Salmış
                  Tasdik : Doğrulama, Onay
                  Temâşâ Etme : Seyretme
                  Teyid : Doğrulama
                  Ümmet : Hz. Peygambere İnanıp Onun Yolundan Giden Mü’minler
                  Ümmî : Tahsil Görmemiş, Okuma Yazma Bilmeyen
                  Vacibü’l-Vücud : Varlığı Zorunlu Olan Ve Var Olmak İçin Hiçbir Sebebe İhtiyacı Olmayan Allah
                  Yakîn : Görür Gibi İnanma

                  #792526
                  Anonim

                    KADER RİSALESİ 6.1.ZEYL
                    بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

                    Bu küçücük zeylin büyük bir ehemmiyeti var. Herkese menfaatlidir.

                    CENÂB-I HAKKA vâsıl olacak tarikler pek çoktur. Bütün hak tarikler Kur’ân’dan alınmıştır. Fakat tarikatlerin bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarikler içinde, kàsır fehmimle Kur’ân’dan istifade ettiğim “acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür” tarikidir.

                    Evet, acz dahi, aşk gibi, belki daha eslem bir tariktir ki, ubûdiyet tarikiyle mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi Rahmân ismine isal eder. Hem şefkat dahi, aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahîm ismine isal eder. Hem tefekkür dahi, aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tariktir ki, Hakîm ismine isal eder.

                    Şu tarik, hafî tarikler misillü, “letâif-i aşere“ gibi on hatve değil; ve tarik-i cehriye gibi “nüfus-u seb’a“ yedi mertebeye atılan adımlar değil; belki Dört Hatveden ibarettir. Tarikatten ziyade hakikattir, şeriattir.

                    Yanlış anlaşılmasın; acz ve fakr ve kusurunu Cenâb-ı Hakka karşı görmek demektir. Yoksa onları yapmak veya halka göstermek demek değildir.

                    Şu kısa tarikin evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.

                    Lügatler :
                    Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
                    eslem : en selâmetli, en güvenli
                    evrâd : zikirler
                    fakr : fakirlik, ihtiyaç hali
                    fehm : anlayış, kavrayış
                    ferâiz : farzlar, Allah’ın kesin emirleri
                    hafî : gizli
                    Hakîm : herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
                    hatve : basamak, mertebe
                    isal etmek : ulaştırmak
                    istifade : faydalanma
                    ittibâ-ı sünnet : Hz. Peygamberin sünnetine uyma
                    kàsır : eksik, noksan
                    kebâir : büyük günahlar
                    letâif-i aşere : on lâtife, on duygu
                    mahbubiyet : sevgili olma; Allah’ın muhabbetine erişme
                    Rahîm : rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
                    Rahmân : kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah
                    selâmetli : güvenli, esenlikli
                    şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi
                    tâdil-i erkân : namazı şartlarına uygun şekilde kılma
                    tarikat : mânevî ilerlemeye götüren yol
                    tarik-i cehriye : açık olarak ve yüksek sesle zikir eden tarikat
                    tefekkür : Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme
                    tesbihat : Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
                    ubûdiyet : kulluk
                    umumiyetli : genel, kapsayıcı
                    vâsıl olmak : ulaşmak
                    zeyl : ek, ilâve
                    ziyade : fazla, çok

                    #792753
                    Anonim

                      [BILGI]Şöyle ki: Hadis-i sahihte vardır ki Resul-i Ekrem (a.s.m.) ferman etmiş:
                      اِنِ اسْتَقَامَتْ اُمَّتِى فَلَهَا يَوْمٌ وَاِلاَّ فَنِصْفُ يَوْمٍ blank.gif2 evkemakâl…

                      Şu hadis-i şerife her nasılsa kıyamete işaret suretinde mânâ verilmiş, mu’cize‑i Nebeviye gizlenmiş, anlaşılmamış. Hem Şeyh-i Geylânî, hem Hz. Ali’nin (r.a.) irşad-ı Nebevî ile beşinci ve altıncı ve on dördüncü asırların fitnelerinden kerametkârane bahisleri gösteriyor ki, bu hadis-i şerif onların bu zamana bakmak için bir teleskoplarıdır ki bu iki asra bakıyorlar.[/BILGI]

                      [NOT]Dipnot-2

                      “Eğer ümmetim istikamet üzere olursa ömrü (İslâmiyet’in hâkimiyeti) bir tam gündür (bin sene), aksi halde ancak yarım gündür (beş yüz yıl).” bk. İbni Kesir, 1:13; Mu’cemü’t-Taberânî, el-Kebîr, 22:573, 576.

                      [/NOT]

                      Devamını okumak için tıklayın: Risale-i Nur
                      #792757
                      Anonim

                        Demek, o kudret ve irâdenin küllî ve umumi bir mecmûa-i kavânîni, bir defter-i ekberi vardır ki, herbir şeyin hususi vücudları ve mahsus sûretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücudu, İmâm-ı Mübîn gibi, kader ve cüz-i ihtiyârî mesâilinde ispat edilmiştir. Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irâde-i Rabbâniyenin o basîrâne kitâbının eşyadaki cilvesini, aksini, misâlini hissetmişler; hâşâ, “tabiat” nâmiyle tesmiye etmişler, körletmişler.

                        Sözler

                        #792940
                        Anonim

                          [BILGI]Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse, hakikate inkılâp eder, hurâfata kapı açar. Şöyle ki:

                          Mecâzat ve teşbihat, ne vakit cehlin yesâr-ı muzlimanesi, ilmin yemin-i nurânîsinden kaçırıp gasp etse veyahut mecazla teşbih bir uzun ömür sürseler, hakikate inkılâp ederek, taravet ve zülâlinden boş olup, şarap iken serap; ve nazenîn ve hasnâ iken acuze-i şemtâ ve kocakarı olur.

                          Muhâkemat[/BILGI]

                          Devamı: Risale-i Nur
                          #792972
                          Anonim
                            260373_10150222888719672_696779671_6964057_408574_n.jpg

                            İslâmiyet, selm ve müsalemettir; dâhilde niza ve husumet istemez

                            Ey Âlem-i İslâmî!

                            Hayatın ittihadda. Ger ittihad istersen düsturun bu olmalı:

                            “Hüvel Hakku” yerine “Hüve Hakkun” olmalı. “Hüvel Hasen” yerine “Hüvel Ahsen” olmalı…

                            Her müslim kendi meslek, mezhebine demeli: “İşte bu haktır, başkasına ilişmem. Başkaları güzelse, benim en güzelidir.”

                            Dememeli: “Budur hak, başkaları battaldır.” Ya “Yalnız benimkidir güzeli; başkaları yanlıştır, hem çirkindir.”

                            Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor, sonra maraz oluyor, niza ondan çıkıyor. Derd ile dermanlar

                            Taaddüdü hak olur, hak da taaddüd eder. Hacat ve ağdiyenin tenevvüü hak olur, hak da tenevvü eder.

                            İstidad, terbiyeler, tekessürü hak olur, hak da tekessür eder. Bir madde-i vâhide, hem zehir ve hem panzehir.

                            İki mizaca göre mesail-i fer’îde hakikat sabit değil, izafî ve mürekkeb, mükellefîn mizaclar

                            Ona bir hisse verip, ona göre ederek tahakkuk ve terekküb, her mezhebin sahibi mühmel mutlak hükmeder.

                            Mezhebinin hududu tayinini bırakır temayül-ü mizaca; taassub-u mezhebî tamime sebeb olur.

                            Tamimin iltizamı sebeb olur nizaa. İslâmiyet’ten evvel tabakat-ı beşerde derin uçurumlar,

                            Hem tebaüd-ü acibi istedi bir vakitte taaddüd-ü enbiya, tenevvü-ü şerâyi’, müteaddid mezhebler.

                            Beşerde bir inkılab İslâmiyet yaptırdı, beşer tekarüb etti, Şer’ etti ittihad, vâhid oldu Peygamber.

                            Seviye bir olmadı; mezheb taaddüd etti. Terbiye-i vâhide kâfi geldiği zaman, ittihad eder mezhebler…

                            Lemaat

                            #792994
                            Anonim

                              Hem heyet-i mecmua cihetinde, her güzde ve her baharda büyük bir âlem vefat eder ve taze bir âlem vücuda gelir. Ve o vefat ve hudûs o kadar muntazam cereyan ediyor ve o vefat ve hudûsta, gayet intizam ve mizanla o kadar nevilerin vefiyatları ve hudûsları oluyor ki, güya dünya öyle bir misafirhanedir ki, zîhayat kâinatlar ona misafir olurlar ve seyyah âlemler ve seyyar dünyalar ona gelirler, vazifelerini görürler, giderler.

                              İşte, bu dünyada böyle hayattar dünyaları ve vazifedar kâinatları kemâl-i ilim ve hikmet ve mîzanla ve muvazene ve intizam ve nizamla ihdas ve icad edip Rabbânî maksatlarda ve İlâhî gayelerde ve Rahmânî hizmetlerde kadîrâne istimal ve rahîmâne istihdam eden bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücudu ve hadsiz kudreti ve nihayetsiz hikmeti, bilbedahe güneş gibi, akıllara görünüyor. Hudûs mesâilini Risale-i Nur’a ve muhakkikîn-i kelâmiyenin kitaplarına havale ile o bahsi kapıyoruz.

                              Devamı: http://www.erisale.com/#content.tr.14.455

                              Tarihçe-i Hayat

                              #793028
                              Anonim

                                Evet, onların ölümleri fena olsa bile, yalnız bir cihetten fenaya gider, çok cihetlerden bâki kalır. Meselâ, kudret-i Ezeliyyenin yarattığı şu gül çiçeğine bak: Evet, nasıl bir kelime ağızdan çıkar çıkmaz zahiren fenaya giderse de, Allah’ın izniyle kulaklarda, kâğıtlarda, kitaplarda milyonlarca timsalleri kaldığı gibi, akıllarda da akıllar adedince mânâları kalır. Kezalik, o gül kısa bir zamanda vazifesi tamam olur olmaz solar, ölür, gider. Amma onu gören bütün insanların kuvve-i hafızalarında ve halefiyle hâmile olan tohumlarında suretleri, mânâları bâkidir. Demek, o gülün tohumu olsun, kuvve-i hafızalar olsun, o gül çiçeğinin suretini, ziynetini, menzilini hıfz için sanki birer fotoğraf ve bekası için birer menzildir.

                                Mesnevi-i Nuriye

                                #793069
                                Anonim

                                  BİRİNCİ ESAS

                                  Hikmet-i Kur’âniye ile hikmet-i fenniyenin farklarına şu gelecek hikâye-i temsiliye dürbünüyle bak.

                                  Bir zaman hem dindar, hem gayet san’atkâr bir hâkim-i namdar istedi ki, Kur’ân-ı Hakîmi, maânîsindeki kudsiyetine ve kelimâtındaki i’câza şayeste bir yazı ile yazsın, o muciznümâ kamete harika bir libas giydirilsin. İşte o nakkaş zat, Kur’ân’ı pek acip bir tarzda yazdı. Bütün kıymettar cevherleri yazısında istimal etti. Hakaikının tenevvüüne işaret için, bazı mücessem hurufatını elmas ve zümrütle ve bir kısmını lü’lü’ ve akikle ve bir taifesini pırlanta ve mercanla ve bir nev’ini altın ve gümüşle yazdı. Hem öyle bir tarzda süslendirip münakkaş etti ki, okumayı bilen ve bilmeyen herkes temâşâsından hayran olup istihsan ederdi. Bahusus ehl-i hakikatin nazarına, o surî güzellik, mânâsındaki gayet parlak güzelliğin ve gayet şirin tezyinatın işârâtı olduğundan, pek kıymettar bir antika olmuştur.
                                  Sonra o hâkim, şu musannâ ve murassâ Kur’ân’ı, bir ecnebî feylesofa ve bir Müslüman âlime gösterdi. Hem tecrübe, hem mükâfat için emretti ki, “Herbiriniz, bunun hikmetine dair bir eser yazınız.”

                                  Evvelâ o feylesof, sonra o âlim…

                                  Sözler

                                  Devamı: Risale-i Nur

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 74)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.