• Bu konu 72 yanıt içerir, 10 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 61 ile 74 arası (toplam 74)
  • Yazar
    Yazılar
  • #796201
    Anonim


      Aziz, sıddık kardeşlerim,

      Bu şiddetli kışta ve mânevî, dehşetli, ayrı tarz bir kışta ve nev-i beşer ictimaî hayatında müthiş kanlı diğer tarz bir kışta, çırpınan biçarelere rikkat-i cinsiye ve şefkat-i neviye cihetinden gayet derecede bir hüzün ve elem hissettim. Çok yerlerde beyan ettiğim gibi, yine Erhamürrâhimîn ve Ahkemülhâkimîn olan onların Hâlık-ı Kerîm ve Rahîmin hikmet ve rahmeti, benim kalbimin imdadına yetişti. Mânen denildi ki:

      “Senin bu şiddet-i teessürün, o Hakîm ve Rahîmin hikmetini, rahmetini bir nevi tenkit hükmüne geçer. Rahmet-i İlâhiyeden ileri şefkat olunmaz. Hikmet-i Rabbaniyeden daha ekmel hikmet, dâire-i imkânda olamaz. Âsiler, cezalarını; mâsumlar, mazlumlar, zahmetlerinden on derece ziyade mükâfatlarını alacaklarını düşün. Senin daire-i iktidarının haricinde olan hâdisâta, Onun merhamet ve hikmet ve adaleti ve rububiyeti noktasında bakmalısın.” Ben de o lüzumsuz şiddetli elem-i şefkatten kurtuldum.

      Kastamonu Lahikası

      Devamı: Risale-i Nur

      #797222
      Anonim

        TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 12.1.BEDİÜZZAMAN VE RİSALE-İ NUR
        RİSALE-İ NUR NEDİR VE NASIL BİR TEFSİRDİR?
        [TABLE]
        [TR]
        [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Kur’ân’ın hakikatlerini müspet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve ispat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatleri nedir?” gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat’î bir şekilde, çekici bir üslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

        Yirminci asrın Kur’ân felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san’at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve hâvi olacak, Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da ispat ve ilân etmektedir.

        Ecdadımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen iman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı imanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemâlât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa’da gezdirmesi ve “Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim” deyip ölümü gülerek karşılayarak, müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaati bakımından ve istikbalimizin selâmeti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur. Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ve şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türkün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i telif olamaz. Bizler, ancak rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz, kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu babda aldığımız ve alacağımız yegâne hakikî mukabele ve ücrettir.

        Risale-i Nur nasıl bir tefsirdir?

        Tefsir iki kısımdır.

        Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur’ân’ın ibaresini ve kelime ve cümlelerin mânâlarını beyan ve izah ve ispat ederler.

        İkinci kısım tefsir ise: Kur’ân’ın imanî olan hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyan ve ispat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zahir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda derc ediyorlar. Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir.

        Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütalâalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur’ân’ın hakikatlerini rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattır.

        Risale-i Nur: Kur’ân âyetlerinin nurlu bir tefsiri. Baştan başa iman ve tevhid hakikatleriyle müberhen. Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış. Müsbet ilimlerle mücehhez. Vesveseli şüphecileri ikna ediyor. En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor.

        Risale-i Nur: Nurlu bir külliyat. Yüz otuz eser. Büyüklü küçüklü risaleler halinde. Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir. Aklı ve kalbi tatmin eder. Kur’ân-ı Kerim’in yirminci asırdaki—lâfzî değil—mânevî tefsiri…

        İspat ediyor! Akla gelen bütün istifhamları… Zerreden güneşe kadar iman mertebelerini… Vahdaniyet-i İlâhiyeyi… Nübüvvetin hakikatini…
        İspat ediyor! Arz ve semâvâtın tabakatından, melâike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatinden, haşir ve âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar, akla gelen ve gelmeyen bütün imanî meseleleri en kat’î delillerle, aklen, mantıken, ilmen ispat ediyor. Pozitif ilimlerin müşevviki… Riyazî meselelerden daha kat’î delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser…
        Az miktarda bastırılabilen, hiçbir ticarî gaye ve zihniyetle çalışılmayarak bayilere dahi verilmeyen bu eserlerin geliri, mütebaki eserlerin tab’ına hasredilecektir.

        Büyük bir titizlik ve hassasiyetle üzerinde durduğumuz mühim bir husus da, Risale-i Nur’un lâyık ellere geçmesi ve onun hakikî fiyatı olarak en az yirmi beş kişinin istifade etmesinin temin edilmesidir.

        Bu mânevî tefsir, Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şualar diye dört büyük kısımdan müteşekkil olup, yekûnu yüz otuz risaledir.
        Neşrinde çalışanlar

        [/TD]
        [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
        âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
        aklen : akla uygun olarak
        âli : yüce, yüksek

        arz : yer, dünya
        arz etme : söyleme, ifade etme
        avam : halk tabakası, sıradan insanlar
        bab : bölüm, kısım

        bahis : konu
        beyan : açıklama
        câmi : kapsamlı, birçok şeyi içine alan

        derc : yerleştirme
        ebedî : sonsuz, sonu olmayan
        ecdad : atalar, cedler
        elzem : çok gerekli olan

        emsalsiz : benzersiz, eşsiz
        fen : bilim

        feylesof : filozof, felsefe ile uğraşan, felsefeci
        gaye : maksat, amaç
        gazi : savaşta yaralanan, sağ dönen kimse
        hâdisat : hadiseler, olaylar
        hakikat : gerçek, esas

        hakikî : doğru, gerçek
        hasretme : ayırma, özgü kılma
        hassasiyet : duyarlılık
        haşir : öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
        havas : seçkinler sınıfı, âlimler, bilginler
        hâvi : ihtiva eden, içine alan
        haysiyet : itibar, özellik

        husus : konu
        hüccet : delil, kanıt
        ibare : ifade, söz
        imanî : imanla ilgili, imana dair
        inkişaf : açığa çıkma, gelişme,
        insaniyet : insanlık

        ispat : delil göstererek doğruyu ortaya çıkarma, kanıtlama
        istifade : faydalanma
        istifham : soru
        istikbal : gelecek
        itikad : inanç
        izah : açıklama

        izale : giderme
        kabil-i telif : uyuşabilir, bağdaşabilir
        kat’î : şüphesiz, kesin bir şekilde
        kemâlât-ı mâneviye : mânevî mükemmellikler, fazilet ve üstünlükler

        külliyat : eserler topluluğu; Risale-i Nur Külliyatı
        lâfzî tefsir : Kur’ân-ı Kerimin ibare, kelime ve cümlelerini belâgat, beyan, maânî ilmi gibi Arapça dilbilimi ve İslâmî ilimler çerçevesinde mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan eser
        maddiyat : maddî şeyler
        mahiyet : asıl özellik, temel nitelik

        mahiyet-i asliye : gerçek mahiyet; bir şeyin aslı, temel özelliği
        malûm : bilinen

        mânevî tefsir : Kur’ân-ı Kerimin işaret ettiği hakikatleri asrın ilmî gelişmeleri ışığında ortaya koyarak, iman hakikatlerini güçlü ve sarsılmaz delillerle açıklayan, yorumlayan eser
        mâneviyat : mânevî âleme ait olan şeyler, ahlâk ve fazilet gibi mânevi değerler
        mantıken : mantığa uygun olarak
        mazhariyet : bir nimete nail olma, erişme
        medar-ı iftihar : iftihar vesilesi, övünç kaynağı

        melâike : melekler
        menba : kaynak
        menfaat : yarar, fayda

        mertebe : derece, basamak
        mevcudat : varlıklar, yaratılan şeyler
        misil : benzer, eş değer

        muannid : inatçı; inanmamakta ısrar eden
        mukabele : karşılık verme

        mukaddes : her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış, kutsal, yüce
        müberhen : delillendirilmiş, delillerle ispatlanmış
        mücehhez : cihazlanmış, donanmış
        mücmel : kısa, özet
        mülâhaza : gözetme, düşünme
        müspet ilim : pozitif ilim, ispata dayanan ilim

        müşevvik : teşvik eden
        mütalâa : bakış, görüş

        mütebaki : geri kalan kısım
        müteselsil : bir dizi, zincirleme, peş peşe gelen

        müteşekkil : meydana gelmiş, oluşmuş
        nazariye : teori
        neşr : yayma, yayınlama
        nübüvvet : peygamberlik
        objektif : nesnel, tarafsız; hakikati olduğu gibi aksettirme

        pozitif ilimler : deneye dayanan matematik, fizik gibi fen ilimleri
        rasyonel : akla uygun, akılcı
        rıza-yı İlâhî : Allah’ın rızası

        risale : kitap, mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
        riyazî : matematiksel, matematikle ilgili
        saadet : mutluluk
        sair : diğer, başka
        seciye : huy, karakter
        selâmet : esenlik, güven

        semâvât : gökler
        sübjektif : objektif olmayan, kişisel, duygusal; eşyanın hakikatine değil de ferdin düşünce ve duygularına dayanan
        sürur : mutluluk, sevinç

        şaheser : üstün, değerli eser
        şehid : Allah yolunda canını feda eden Müslüman

        şekavet : mutsuzluk, sıkıntı
        tab’ : baskı, matbaada basma
        tabakat : tabakalar, katmanlar
        tatmin : doyurma, ikna etme
        tefsir : Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan eser, kitap
        telezzüz : lezzet alma

        temin : sağlama
        tenvir : aydınlatma, nurlandırma

        tevhid : birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve her şeyi bir olan Allah’a verme
        ticarî : ticaretle ilgili
        üslûp : ifade tarzı

        Vahdaniyet-i İlâhiye : Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı
        vâzıh : açık, aşikâr

        vesvese : kuruntu, şüphe
        vuku : gerçekleşme, meydana gelme
        yegâne : tek, yalnız

        yekûn : bütün, toplam
        zahir : açık
        zemin : yer, dünya

        zerre : atom, en küçük madde parçası
        zihniyet : düşünce


        [/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #797223
        Anonim

          90- Muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli; hoş geldin demeli. Geçmiş lezaiz, ah vah dedirtir. “Ah!” müstetir bir elemin tercümanıdır. Geçmiş alam, “Oh!” dedirtir. O “Oh” muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir.
          91-
          Nisyan dahi bir nimettir. Yalnız her günün alamını çektirir, müterakimi unutturur. (Bediüzzaman Said Nursi – Hakikat Çekirdekleri’nden 90-91)
          Lügatler
          Âlâm :
          elemler, üzüntüler, acılar Elem :
          üzüntü, acı, keder Lezâiz :
          lezzetler Muhbir
          :haber veren, haberci Muvakkat :
          geçici, devamlı olmayan Muzmer
          :gizli, saklı Müstetir
          :örtülü, gizlenen Müterakim :
          birikmiş, yığılmış Nisyan :
          unutmak Tebessüm
          : gülümseme, gülme Tercüman :
          açıklayan, tercüme eden Ziyade :
          daha çok

          #798901
          Anonim

            Ben Van’da iken, hamiyetli Kürd bir talebeme dedim ki:

            “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim.

            Dedi:

            “Ben Müslüman bir Türk’ü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım.

            Çünki tam imana hizmet ediyorlar.” Bir zaman geçti (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aks-ül amel ile, o da Kürdçülük damarı ile başka bir mesleğe girmiş.

            Bana dedi:

            “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürd’ü, sâlih bir Türk’e tercih ediyorum.”

            Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaatı geldi ki:

            Türkler, bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.

            Emirdağ Lahikası-2 -Bediüzzaman Saidi Nursi

            297403_10150381013999672_696779671_8061401_1806150458_n.jpg

            #798948
            Anonim

              DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 8.3.HÜRRİYETE HİTAP(DEVAMI)
              [TABLE]
              [TR]
              [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Bir mu’cize-i Peygamberîdir (a.s.m.) ve bu millet-i mazlumeye bir inayet-i İlâhîdir ve cemiyet-i milliyenin niyet-i hâlisânesinin bir kerametidir ki, bu maden-i saadet ve hürriyet olan şeriat dairesindeki ittihad-ı kulûb ve muhabbet-i millî elimize meccanen girdi. Milel-i saire, milyonlarla cevahir-i nüfus feda etmekle kazandılar. Ölmüş olan hissiyat ve âmâl ve müyülât-ı âliye-i milliyemizi ve ahlâk-ı hasene-i İslâmiyemizi bu küre-i arz denilen, cezbe tutmuş mevlevî gibi meczup cevvâlin simâhında tanin-endâz ve umum milleti sürur ile bir garip ihtizaza getiren sadâ-yı hürriyet ve adalet nefh-i sûr-u İsrâfil gibi hayatlandırıyor.

              Sakın, ey ihvân-ı vatan! Sefahetlerle ve dinde lâubaliliklerle tekrar öldürmeyiniz. Ve bütün efkâr-ı fâsideye ve ahlâk-ı rezileye ve desais-i şeytaniyeye ve tabasbusata karşı şeriat-ı garrâ üzerine müesses olan kanun-u esâsî Azrâil hükmüne geçti, onları öldürdü.

              Ey hamiyetli ihvân-ı vatan! İsrâfât ve hilâf-ı şeriat ve lezaiz-i nâmeşrua ile tekrar ihyâ etmeyiniz.

              Demek, şimdiye kadar mezarda idik, çürüyorduk. Şimdi bu ittihâd-ı millet ve meşrutiyet ile rahm-ı mâdere geçtik, neşvünemâ bulacağız. Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mesafe-i terakkiden, inşaallah mu’cize-i Peygamberî (a.s.m.) ile, şimendifer-i kanun-u şer’iye-i esasiyeye amelen ve burak-ı meşveret-i şer’iyeye fikren bineceğiz.

              [/TD]
              [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Lügatler :
              ahlâk-ı hasene-i İslâmiye : İslâmiyetten gelen güzel ahlâk
              ahlâk-ı rezile : aşağılık ahlâk
              âmâl : emeller, istekler
              amelen : iş ve emek bakımından, çalışma olarak
              burak-ı meşveret-i şer’iye : şer’î meşveret burağı (Burak, çok hızlı bir araçtır ki, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) İsra ve Mirac yolculuğunda bu binekle kâinatı seyahat etmişti.)
              cemiyet-i milliye : millî cemiyet, topluluk; din, şeriat, inanç birliği olan millet, topluluk
              cevahir-i nüfus : nefisler cevherleri, değerli cevherler olan insanlar
              cevvâl : sürekli hareket hâlinde olan
              cezbe tutmak : Allah’ın aşkıyla kendinden geçer bir hale gelme
              desais-i şeytaniye : şeytanın desiseleri, hileleri
              efkâr-ı fâside : bozulmuş fikirler
              elvan : renkler
              fâl-i hayır : iyi alâmet ve işaret
              hamiyetli : din, vatan, aile, hak, hukuk gibi değerleri koruma duygusu ve gayreti olan
              hilâf-ı şeriat : şeriata zıt, aykırı
              hissiyat : hisler, duygular
              ihtizaz : sarsıntı, titreşim
              ihvân-ı vatan : vatan kardeşleri
              ihya etmek : diriltmek, hayat vermek
              inâyet-i İlâhî : Allah’ın inâyeti, şefkat ve yardımı
              isrâfât : israflar, savurganlıklar
              ittihad-ı kulûb : kalplerin birleşmesi, kalp birliği
              ittihâd-ı millet : milletin birleşmesi, birlik ve beraberliği
              kanun-u esâsî : temel kanun, anayasa
              keramet : Allah’ın bir ikramı olarak görülen olağanüstü şey
              küre-i arz : yerküre, dünya
              lâubalilik : vurdumduymazlık; saygısızlık
              lezaiz-i nâmeşrûâ : İslâmın izin vermediği lezzetler, haram lezzetler
              maden-i saadet ve hürriyet : mutluluk ve hürriyet madeni, kaynağı
              meccanen : ücretiz, bedelsiz
              meczup : cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş
              mesafe-i terakki : ilerleme, kalkınma mesafesi
              milel-i saire : diğer milletler
              millet-i mazlume : mazlum millet
              mu’cize-i Peygamberî : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mu’cizesi
              muhabbet-i millî : millî sevgi
              müesses olan : kurulu olan
              müyülât-ı âliye-i milliye : millî yüce meyiller, eğilimler
              nefh-i sûr-u İsrâfil : ölümün ardından topyekun diriliş için Hz. İsrafil’in sûra üflemesi
              neşvünemâ : büyüme ve gelişme
              niyet-i hâlisâne : samimî, ihlâslı niyet
              rahm-ı mâder : ana rahmi
              sadâ-yı hürriyet ve adalet : hürriyet ve adaletin sesi
              sefahet : yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, ahmaklık
              simâh : kulak deliği, kulak
              sürur : mutluluk, sevinç
              şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi
              şeriat-ı garrâ : büyük ve parlak şeriat, İslâmiyet
              şimendifer-i kanun-u şer’iye-i esasiye : şer’î anayasa treni
              tabasbusat : dalkavukluklar, kendini küçülterek başkasına kendini beğendirmeye çalışmalar
              tanin-endâz : çınlayan, tınlayan
              tezyin etmek : süslemek
              umum : bütün


              [/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #799227
              Anonim

                Adil ve Rahim, Kadir ve Hakim, neden hususi hatalara hususi ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemal-i rahmetine ve şümul-ü kudretine nasıl muvafık düşer?
                Elcevab: Kadir-i Zülcelâl, her bir unsura çok vazifeler vermiş ve her bir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazifesinde, bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Ta bir tek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilaf-ı hikmet ve hilaf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler.
                Madem bir kısım hatalar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümullü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinayetin fevkalade çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, külli vazifesi içinde “Onları terbiye et” diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adalettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.

                Lügatler
                [TABLE]
                [TR]
                [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Adalet :zulüm etmemek, hak sahibine hakkını vermek, haksızları terbiye etmek
                Aded :sayı, tane, miktar
                Âdil : adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah
                Arz : yeryüzü,dünya
                Ayn-ı hikmet :hikmetin ta kendisi
                Ayn-ı rahmet :adaletin ta kendisi
                Cemal-i rahmet : Allah’ın rahmetinin güzelliği
                Cinayet :birisine dokunan ve cezayı icap ettirecek suç işlemek
                Elbette :kat’i, kesin, muhakkak
                Elcevap :cevap şu ki
                Emir :iş, husus, şey, hadise, madde, buyruk, talimat, kural
                Fevkalade : adetin üstünde, yüksek bir şekilde
                Gayet :çok, pek çok
                Hakikat: gerçek, doğru, bir şeyin gerçek mahiyeti
                Hakîm :iş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan(Allah)
                Hal :durum, vaziyet
                Hayır :iyilik, güzellik
                Haysiyet : itibar, değer, kıymet
                Hiddet :öfke, kızgınlık, hışım
                Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye, her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, manalı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ve yaratılması
                Hilâf-ı hakikat :gerçeğe aykırı
                Hilâf-ı hikmet : yaratılıştaki hikmete, İlâhî gayeye zıt
                Hukuk :haklar, kurallar, esaslar
                Hususi :özel, bir şeye ait olan
                Hükmüne :onun yerine, onun gibi olarak
                İsyan : İtaatsizlik. Emre karşı gelmek. Ayaklanmak.

                [/TD]
                [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Kadîr : her şeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi(Allah)
                Kadîr-i Zülcelâl :her türlü eksiklikten yüce, kuvvet ve kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
                Kısım :parça, bölüm
                Kudret : güç, kuvvet, iktidar
                Kusur :noksanlık, eksiklik, acizlik, tedbirsizlik
                Küllî :bütüne ait, tamamen, geniş, kapsamlı
                Lüzum :gereklilik, lazım olmak
                Mahlûkat :yaratılmışlar, yaratıklar
                Mazlum :zulüm görmüş, sakin, sessiz
                Men edilmek :engellenmek, yasak edilmek, durdurulmak
                Musallat :rahatsız eden, sataşan
                Musibet :bela, felaket, afet, dert
                Muvafık :uygun,yerinde, denk
                Münezzeh :pak, kusur ve noksanlıklardan uzak
                Netice :sonuç, son, gaye, semere, hülâsa, özet
                Rahîm :rahmet edici, merhamet eden, rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi(Allah)
                Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
                Şer :kötü,kötülük, fenalık, Allah’a isyan
                Şümul : kapsama, kuşatma
                Şümûl-ü kudret :kudretin her şeyi kapsaması
                Tahkir :hakir görme, küçümseme, alçaltma
                Tecavüz :haddini aşmak, zorlamak, söz veya hareketle ileri gitmek
                Terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
                Terk :bırakmak, salıvermek, vazgeçmek
                Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
                Vakit :zaman, saat, çağ, mevsim
                Vazife :bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş, görev
                Vücud: beden, varlık, var olmak

                [/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]


                #802095
                Anonim

                  Evet, şu kâinatta görünen mevsimlerin değişmesi gibi haşmetli icraat ve seyyârâtın tayyâre-misâl hareketleri gibi azametli harekât ve arzı insana beşik, güneşi halka lâmba yapmak gibi dehşetli teshîrât ve ölmüş, kurumuş küre-i arzı diriltmek, süslendirmek gibi geniş tahvilât gösteriyor ki; perde arkasında böyle muazzam bir Rubûbiyet var, muhteşem bir saltanatla hükmediyor. Böyle bir saltanat-ı Rubûbiyet, kendine lâyık bir raiyyet ister ve şâyeste bir mazhar ister.

                  Onuncu Söz

                  #802107
                  Anonim


                    EY ÂHİRET KARDEŞLERİM ve ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:

                    Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.

                    Yirmi Birinci Lem’a

                    #802456
                    Anonim

                      İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesb eder. Ve keza, insanın bir ferdi, hilâfet hususunda âlemin eczâsıyla şuurca alâkadar olduğundan, nebatî olsun, hayvanî olsun, pek çok nevilerde tasarruf sahibi bulunduğundan, nevi gibidir. Ve bu itibarla, insanın bir ferdi, neviler sırasına geçer. Binaenaleyh, gerek hayvanatın, gerek semeratın nevilerinde vukua gelen mükerrer kıyametler, hevâm ve haşeratta vücuda gelen senevî haşir ve neşirler, insanın da herbir ferdinde câridir.

                      mesnev-i nuriye

                      #802633
                      Anonim

                        Üçüncü hakikat:
                        Şu gördüğün dünyayı, bütün lezâiziyle, sefahetleriyle, safâlarıyla pek ağır ve büyük bir yük gördüm. Ruhu fâsit, kalbi hasta olanlardan başka kimse o ağır yükün altına giremez. Çünkü, bütün kâinatla alâkadar olmaktansa ve herşeyin minnetine girmektense ve bütün esbab ve vesaite el açıp arz-ı ihtiyaç etmektense, bir Rabb-i Vâhid, Semî ve Basîre iltica etmek daha rahat ve daha kârlı değil midir?

                        Mesnev-i nuriye

                        #802833
                        Anonim

                          b556.gif Yani, hayat veren yalnız Odur. Öyleyse, herşeyin Hâlıkı dahi yalnız Odur. Çünkü, kâinatın ruhu, nuru, mayası, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatı veren kim ise, bütün kâinatın Hâlıkı da Odur. Hayatı veren elbette Odur, Hayy u Kayyumdur.

                          Mektubat

                          #803134
                          Anonim

                            Azîz, Sıddık kardeşlerimiz,

                            Mektubunuzdan İslâm güneşinin bir ziyâsını sezer gibi olduk. Yüzlerce seneden beri insâniyet aleyhine, İslâmiyet zararına mütecâviz fikir neşreden ehl-i küfrün tahriplerini tâmir için ortaya atılan Risâle-i Nur’un, sizlerin mektubunuzdan, gençlerin arasına yayıldığını sezdik. Ebedî hayat yolunun hakperest yolcuları hayalî boş lâflan terk edip, Risâle-i Nur’la küfür tohumlarını eriteceklerdir. Nurun talebeleri, ehl-i kalb ve imanın hakîki kardeşleridirler. Siz kardeşlerimizin mektupları bizlere hız veriyor ve verecek.

                            Kur’ân’ın tefsiri olan Risâle-i Nur, bize, dalâlette kalmanın ve küfürle mücâdele etmemenin bu zamanda büyük ahmaklık olduğunu bildiriyor. Komünistliğin, anarşistliğin, masonluğun kuvvet kazandığı bir devirde, en mühim bir vazife, Nura hizmet etmek ve rızâ-yi İlâhîyi tahsil için, onu isteyene vermektir. Bu en baş ve en ehemmiyetli, en kıymetli ve mübârek vazifemizden bizi döndürmek isteyen en ağır hücumlar dahi bizlerin hızını arttıracaktır.

                            Asay-ı Musa

                            #803270
                            Anonim

                              Evet, herkes kâinatı kendi aynasıyla görür. Cenâb-ı Hak, insanı kâinat için bir mikyas, bir mizan suretinde yaratmıştır. Her insan için, bu âlemden hususî bir âlem vermiş; o âlemin rengini, o insanın itikad-ı kalbîsine göre gösteriyor. Meselâ, gayet meyus ve matemli olarak ağlayan bir insan, mevcudatı ağlar ve meyus suretinde görür. Gayet sürurlu ve neşeli, müjdeli ve kemâl-i neşesinden gülen bir adam, kâinatı neşeli, güler gördüğü gibi; mütefekkirâne ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın hakikaten mevcut ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder ve görür. Gafletle veya inkârla ibadeti terk eden adam, mevcudatı, hakikat-i kemâlâtına tamamıyla zıt ve muhalif ve hata bir surette tevehhüm eder ve mânen onların hukukuna tecavüz eder.

                              Lemalar

                              #803300
                              Anonim

                                Birinci Sebep:
                                Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki, Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum validem yanımdadır. Dedim: “Ana, korkma. Cenâb-ı Hakkın emridir; O Rahîmdir ve Hakîmdir.”
                                Birden, o hâlette iken, baktım ki, mühim bir zat bana âmirâne diyor ki: “İ’câz-ı Kur’ân’ı beyan et.”
                                Uyandım, anladım ki, bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâptan sonra, Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’ân’a hücum edilecek; i’câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’câzın bir nevini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.
                                Madem i’câz-ı Kur’ân’ı bir derece beyan, Sözlerle oldu. Elbette, o i’câzın hesabına geçen ve onun reşehâtı ve berekâtı nevinden olan hizmetimizdeki inâyâtı izhar etmek, i’câza yardımdır ve izhar etmek gerektir.

                                Mektubat

                              14 yazı görüntüleniyor - 61 ile 74 arası (toplam 74)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.