• Bu konu 79 yanıt içerir, 9 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 81)
  • Yazar
    Yazılar
  • #663228
    Anonim

      Soru:ALLAH’IN VELİ KULLARININ GAYBÎ KUDRETİNE İNANMAK ŞİRKSEBEBİ MİDİR?


      Cevap:
      Açıktır ki bir insan, başka bir insandan bir işi yapmasını isteyince, onun bu işi yapabilme gücüne sa-hip olduğunu kabullenmektedir. Bu güç, iki kısımdır:
      1- Bazen bu güç, maddî ve doğal güçler çerçevesin-dedir; örneğin, birinden bize bir tas su vermesini iste-memizgibi.
      2- Bazen de bu güç, maddîve doğal güçlerin dışında gaybî bir güçtür. Örneğin, bir kimsenin, İsa b. Meryem (a.s) gibi Allah’ın ermiş bir kulunun dermansız dertleri iyileştirdiğine ve ilâhî nefesiyle tedavi edilmesi zor hasta-lıklara şifa verdiğine inanması gibi.
      Açıktır ki böyle gaybî bir güce inanmak, Allah’ın kud-ret ve iradesine dayalı olduktan sonra, doğal bir güce inanmak gibidir ve asla şirk sebebi değildir. Çünkü in-sanlara maddî ve doğal gücü bağışlayan Allah, bazı salih kullarına gaybîgüç de bağışlayabilir.
      Şimdi sorulan soruya cevap olarak diyoruz ki: Allah-‘ın veli kullarının gaybî gücüne inanmak, iki şekilde dü-şünülebilir:
      1- Gaybî kudreti olduğu düşünülen şahsın, o kudre-tin bağımsız ve aslî kaynağı olduğuna ve ilâhî bir işi ba-ğımsız olarak kendi başına yaptığına inanmak.

      Şüphesiz ki, Allah’ın kudretinden ayrı ve bağımsız böyle bir kudretin varlığına inanmak, şirk sebebidir. Zira bu durumda, Allah’tan gayrisini kudretin bağımsız ve aslî menşei saymış ve ilâhî bir işi ona izafe etmiş oluruz. Oy-sa tüm güçlerin kaynağı, âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.
      2- Allah’in bazı ermiş kullannin gaybî kudreti oldu-ğuna inanmakla birlikte o kudretin Allah’in bitmek ve tükenmek bilmeyen kudretinden kaynaklandigma, ilâhî velilerin sadece Allah’in izniyle bu sonsuz kudret ve gü-cün tecelli vesilesi olduklanna ve kendilerinden hiçbir bağımsızlığa sahip olmadıklarına, bilâkis hem kendi var-hklannda, hem de gaybî güçlerini kullanmada yüce Al-lah’a dayandiklanna iman etmek.
      Şüphesiz böyle bir inanç, Allah’in veli kullanni ilâh-laştırmak veya ilâhî bir işi onlara izafe etmek anlamim taşımamaktadır. Çünkü bu inanışa göre salih kullar, Allah’in izni ve iradesiyle Allah’in kendilerine verdiği bu gaybî gücü açığa vurmaktadırlar.
      Kur’ân-ı Kerim bu hususta şöyle buyuruyor:
      “Allah’in izni olmadan hiçbir peygamber, bir mucize getiremez.”Ra’d, 38
      Bu açıklama ile, böyle bir inancın şirk sebebi olma-dığı gibi, tevhit ve tek olan Allah’a iman ilkesiyle de tü-müyle örtüştüğü ortaya çıkmaktadır.
      Kur’ân Açısından Allah’in Veli Kullannin Gaybî Kudretleri
      İslâm dininin semavî kitabı Kur’ân, son derece açık ifadelerle, Allah’in bazi veli kullannin Allah’in izniyle böy-le ilginç bir güce sahip olduğunu bildirmektedir. Bu ifa-delerden bazısına aşağıda yer vermek istiyoruz:

      Velilerin Gaybî Kudretine İnanmak

      1- Hz. Musa’nın Gaybî Kudreti
      Yüce Allah, peygamberi Hz. Musa’ya (a.s) asasim bir kaya parçasına vurmasını emretmiş, bunun üzerine o kaya parçasından tatlı su çeşmeleri akmıştı:
      “Musa, milleti için su aramıştı; ‘Asanla taşa vur.1 dedik; ondan on iki pınar fışkırdı.”Bakara, 60
      2- Hz. İsa’nın Gaybî Kudreti
      Hz. İsa’nın (a.s) gaybî gücü, Kur’ân’ın çeşitli yerlerin-de beyan edilmiştir. Onlardan birine değiniyoruz:
      “Ben size çamurdan kuş şeklinde bir şey ya-par, sonra ona üflerim, Allah’ın izniyle kuş olur. Yine Allah’ın izniyle anadan doğ-ma körü, alaca-lıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim.”-ÂI-i İmrân,49
      3- Hz. Süleyman’ın Gaybî Kudreti
      Kur’ân-ı Kerim, Hz. Süleyman’ın (a.s) elinde bulunan gaybî güçler hakkında şöyle buyuruyor:
      “Süleyman, Davud’a mirasçı oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Doğrusu bu, apaçık bir lütuftur.”Neml, 16
      Şüphesiz, Musa’nın (a.s) asasını büyük bir kaya par-çasına vurmasıyla ondan temiz ve berrak çeşmelerin akması; İsa’nın (a.s) çamurdan gerçek bir kuş yaratması çaresiz hastalıklara şifa vermesi, ölüleri diriltmesi; Sü-leyman’ın (a.s) kuşların dilini bilmesi, doğal akışın dışın-da kalan ve gaybî güc ve kudrete ihtiyaç duyan hariku-lâde işlerdir.
      Kur’ân-ı Kerim, bu ve benzeri diğer ayetlerde, Allah-‘ın salih kullarının gaybî kudretini beyan ediyor iken bi-zim, Allah’ın veli kullarının harikulâde kudretlerini açıklayan bu açık ayetlerin içeriğine inanmamız, nasıl şirk veya bid’atsebebi sayilabilir?!
      Bu açıklama ile, Allah’m salih kullarimn gaybî güce sahip olduklarma inanmamn, onları ilâhlaştırmak veya ilâhî işleri onlara izafe etmek anlammda olmadığı anla-şılmaktadır. Zira eğer böyle bir inanış, onların ilâhlığını gerektiriyor olsaydı, o zaman Musa, İsa, Süleyman vs. gibi kimselerin ilâhlar olarak kabul edildiğini söyleme-miz gerekirdi. Oysaki bütün Müslümanların bildiği gibi Kur’ân-ı Kerim, onları sadece Allah’m iyi ve salih kullan olarak saymaktadir.
      Buraya kadar verilen bilgiler ışığında şu husus açık-lığa kavuşmuş oldu: Allah’m sevgili kullarimn gaybî kud-retine inanmak, bu kudretin Allah’m sonsuz gücüne da-yandığı ve aslında Allah’m kudretinin bir tecellisi olduğu bilinciyle birlikte olursa, şirki gerektirmediği gibi, tevhit ilkesiyle de tam bir uyum içindedir. Zira tevhit ve tek tanrıcılığın ölçüsü, âlemde var olan bütün kudretlerin Al-lah’a dayandığına ve bütün güçlerin ve hareketlerin Al-lah’tan kaynaklandığına inanmaktır.

      #772444
      Anonim

        Soru :
        ALLAH’IN VELİ KULLARINA TEVESSÜL ETMEK, ŞİRK VE BİDATSEBEBİ MİDİR?

        Cevap:
        “Tevessül”, kişinin Allah’a yakınlık makamı-na ermek için kendisiyle Allah arasında değerli bir varlığı aracı kılmasıdır.
        İbn-i Menzur, Lisan’ul-Arab’da şöyle diyor:
        “Tevessele ileyhi bi keza; birine, kıramayaca-ğı bir saygınlık vesilesiyle yakın olmayı ifade eder.”Lisan’ul-Arab, c.ll, s.724
        Kur’ân-ı Mecid şöyle buyuımuştur:
        “Ey iman edenler, Allah’tan sakının, sizi O’na götürecek vesile arayın ve Allah yolunda cihat edin ki kurtulasınız.”Mâide, 35
        Cevherî ise Sihah’ul-Lugat’ta “vesile” kelimesini şu şekilde açıklıyor:
        “Vesile, kendisiyle başkasına yaklaşılan şey de-mektir.”
        Buna göre, kendisine tevessül ettiğimiz değerli şey, bazen güçlü bir vesile olarak bizi âlemlerin Rabbine ulaştıracak salih amellerimiz ve halis ibadetlerimizdir; ba-zen de yüce Allah nezdinde özel bir makama ve say-gıya sahip olan yüce bir insandır.

        Tevessülün Çeşitleri
        Tevessülü üç kısma ayırmak mümkündür:
        1- Salih amellere tevessül etmek. Nitekim Celâlud-din Suyutî, “Sizi O’na götürecek vesile arayın.” ayet-i şerifesinin tefsirinde şu rivayeti nakletmiştir:
        Katade, bu ayetle ilgili olarakşöyle diyor: “Ya-ni, Allah’a itaat ederek ve O’nun hoşnut olduğu amelleri yaparak Allah’a yakın olun.”ed-Dürr’ül-Mensûr, c.2, s.280, söz konusu ayetin tefsiri, Beyrut basımı.
        2- Salih kulların duasına tevessül etmek. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, Hz. Yusufun kardeşlerinin dilinden şöyle nakletmektedir:
        “Oğullan ‘Ey Babamız! Günahlarımızın ba-ğışlanmasını dile; şüphesiz biz suçlu idik.’ dedi-ler. Yakup, ‘Rabbimden sizi bağışlamasını dile-yeceğim; şüphesiz 0, bağışlayandır, merhamet edendir.’ dedi.”YÛsuf, 97-98
        Bu ayetten açıkça anlaşıldığı üzere Hz. Yakub’un oğulları, babalarının duasına ve mağfiret dilemesine te-vessül etmişler ve onun duasını kendileri için bağışlan-ma vesilesi bilmişlerdir. Yakub Peygamber de onların bu tevessülüne itinasızlık etmeyip onlara dua etme ve mağ-firet dileme vaadinde bulunmuştur.
        3- Allah’a yakınlık makamına ermek için Allah ka-tında özel bir makam ve saygınlığa sahip olan manevî şahsiyetlere tevessül etmek. Bu tür tevessül de, İslâm güneşinin doğduğu ilk yıllardan itibaren Hz. Peygambe-r’in ashabı tarafından kabul görmüş ve başvurulmuştur.
        Şimdi hadisler ve Allah Resulü’nün (s.a.a) ashabı ile İslâm dünyasının büyüklerinin davranışları ışığında bu meselenin delillerini gözden geçirelim:

        Tevessül Etmek Şirk Midir?
        1- Ahmed b. Hanbel, kendi Müsned’inde, Osman b. Huneyf’ten şöyle rivayet etmiştir:
        Gözleri görmeyen bir adam Peygamber’in yanına vardı ve şöyle dedi: “Beni iyileştirmesi için Allah’a dua et.” Peygamber şöyle buyurdu: “İstersen dua ederim; istersen de ertelerim ki bu, senin için daha iyidir.” Gözleri görmeyen adam, “Bana dua et.” dedi. Hz. Peygamber ona, adabıyla güzel bir abdest almasını, sonra iki re-kât namaz kılmasını ve ardından şöyle dua et-mesini emretti: “Allah’ım, Rahmet peyğamberi olan peyğamberin Muhammed vesilesiyle sen-den hacetimi diliyor ve sana yöneliyorum. Ey Muhammed! Bu hacetim hususunda senin vesi-lenle Rabbime yöneldim ki hacetimi bana vere-sin. Allah’ım! Onu bana şefaatçi kıl.”
        1- Musned-i Ahmed b. Hanbel, c.4, s.138, Osman b. Huneyf’in rivayetleri bölümü; Müstedrek-i Hâkim, c.l, s.313, Kitab-u Salat’it-Ta-tavvu’, Byerut basımı; Sünen-i İbn-i Mace, c.l, s.441 Dar-u İhyai’l-Ku-tub’il-Arabiyye; et-Tac, c.l, s.286; Suyutî, el-Caimiu’s-Sağir, s.59; İbn-i Teymiyye, et-Tevessül ve’l-Vesile, s.98, Beyrut basımı
        Bu hadisin doğruluğunu bütün hadisçiler teyit etmisle rdir. Hâkim Nişaburî, el-Müstederek’te bu hadisi nak-lettikten sonra onu “sahih” olarak değerlendiriyor. İbn-i Mace, Ebu İshak’tan naklen, bu hadisin sahih olduğunu söylüyor. Tirmizî, Ebvab’ul-Ed’iye adlı kitabında bu hadsin sahihliğini teyit ediyor. Muhammed Nesib er-Rufaî de, “et-Tevessul İlâ Hakîkat’it-Tevessül” adlı eserinde şöyle diyor:
        “Şüphe yok ki bu hadis, sahih ve meşhur bir hadistir. Yine şüphe yoktur ki, Resulullah’ın duası ile âmâ adam, görmesine kavuşmuştur.”
        et-Tevessul İlâ Hakîkat’it-Tevessül, s.158, Beyrut bası-mı.

        Bu hadisten, gayet açık bir şekilde, dileğin kabul olması için Hz. Peygamber’e (s.a.a) tevessül etmenin ca-iz oluşu anlaşılmaktadır. Zira bizzat Allah Resulü, o âmâ şahsa bu şekilde dua etmesini ve Hz. Peygamber’i ken-disiyle Allah arasında vesile kılarak âlemlerin Rabbinden dileğini talep etmesini emretmiştir. Allah’ın veli kullarma ve katmda aziz olan zatlara tevessül etmek de, bundan başka birşey değildir.
        2- Ebu Abdillah Buharî kendi Sahih’inde şöyle diyor:
        Kıtlık yüz gösterdiğinde Ömer b. Hattab, Pey-gamber’in amcasi Abbas b. Abdulmuttalip vesi-lesiyle yağmur talep eder ve şöyle derdi: “Allahim! Biz, Peygamber’in hayatı döneminde ona tevessül ederek senden yağmur istiyorduk, sen de rahmet yağmurunu bize indiriyordun. Şimdi de Peygamber’in amcasına tevessül ederek senden yağmur istiyoruz. Yağmurunu bizden esirgeme!” Ravi diyor ki: “Bu tewessul ve dua-nın ardından onlara yağmuryağardı.”
        Sahih-i Buharî, c.2, Kitab’ul-Cum’a, Bab’ul-İstiska, s.27, Mısır
        3- Allah’m veli kullarma tevessül etme meselesi o ka-dar yaygmdi ki Islâm’ın ilk yılarındaki Müslümanlar da, şiirlerinde Hz. Peygamber’i kendileriyle Allah arasm-da bir vesile olarak tanıtıyorlardı. Sevad b. Karib, Hz. Peygamber (s.a.a) için bir kaside söylemiş ve kasidesin-de şu beyitlere yer vermiştir:
        “Şahadet ederim ki, Allah’tan başka rab yok-tur/ Ve sen, her gizli ve bilinmeyen konuda gü-venilensin.
        Yine sen, peygamberler arasmda / Allah’a en yakin vesilesin, ey tertemiz ve saygin insanlann oğlu!”
        Seyyid Ahmed b. Zeynî Dehlan, ed-Dürer’üs-Seniyye, s.29, Taberanî’den naklen

        Hz. Peygamber (s.a.a), Sevad b. Karib’in bu şiirini dinlemiş olduğu hâlde, onu böyle konuşmaktan menet-medi, onu şirk ve bid a tie suçlamadı.
        Şafiî de, şu iki beyitte bu hakikate işaret etmektedir:
        “Peygamber’in Ehlibeyti, Allah’a doğru yürü-yüşte benim vesilemdir. / Onların yüz suyu hür-metine yarın amel defterimin sağ elime veril-mesini ümit ederim.”
        1- İbn-i Hacer Askalanî, es-Savaik’ul-Muhrika, s.178, Ka-hire basımı

        Gerçi Allah’ın veli kullarına tevessül etmenin caiz oluşu hususunda hadislerimiz oldukça çoktur, lâkin bu-rada aktardığımız hadisler ışığında da, Peygamber’in sünneti, ashabın ve büyük Islâm âlimlerinin davranışları açısından tevessül etmenin doğru ve beğenilen bir dav-ranış biçimi olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu konuda sözü uzatmaya gerek yoktur.
        Bu açıklamalarımızla, Allah’ın aziz kullarına tevessül etmeyi şirk ve bidat sayan kimselerin sözlerinin temelsiz olduğu ortaya çıkmıştır.

        #772455
        Anonim

          Bir sual sormak istiyorum..Ifrat ve tefrit nedir.?Açıklar mısınız..?

          #772469
          Anonim

            @Müekked 199586 wrote:

            Bir sual sormak istiyorum..Ifrat ve tefrit nedir.?Açıklar mısınız..?

            bunlarla ilgili bir şeyler duyduguma eminimde ne olduklarını unuttum
            inşallah abilerimiz ablalarımız bizlere yardımcı olur.

            #772477
            Anonim

              Tevbe alıp vermek.El alıp vermek..Tevessül için soruyorum.Bir insan diğerini nasıl bagislattırır..Arabulucu olacak yani…Bu ruhbanlık olmaz mı…Nuh as. Evladı için aracı olabilmiş mi..! Cevap bekliyorum. Bu zatlar nuh as.’dan üstünler mi..?Hepsine ilmi cevap istiyorum..Verebilirseniz tabiî…

              #772478
              Anonim

                @Müekked 199586 wrote:

                Bir sual sormak istiyorum..Ifrat ve tefrit nedir.?Açıklar mısınız..?

                bu kavramları hangi manada sorduğunuzu anlamış değilim konumla alakası yok ve bildiğinizide düüşünüyorum

                ifrat: aşırı gitmek
                tefrit :beri durmak gevşek davranmak

                #772481
                Anonim

                  @Müekked 199677 wrote:

                  Tevbe alıp vermek.El alıp vermek..Tevessül için soruyorum.Bir insan diğerini nasıl bagislattırır..Arabulucu olacak yani…Bu ruhbanlık olmaz mı…Nuh as. Evladı için aracı olabilmiş mi..! Cevap bekliyorum. Bu zatlar nuh as.’dan üstünler mi..?Hepsine ilmi cevap istiyorum..Verebilirseniz tabiî…

                  “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de ALLAH’tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi, ALLAH’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” (Nisa 4/64)

                  Ey Habbim sen olmasaydın kainatı yaratmazdım buyuryor Rasul kainatın yaratılması için vesile ve bizler yaratılmamaıza vesilen olan Allah habibini Allah la aramızda vesile kılarak duamızın kabul olmasını Onların yüzü suyu hürmetine Allahtan istiyoruz

                  Hz.Adem cennetten kovulduktan sonra Allaha niyazda bulunacağı zaman gök kapılarında yazılan isimler hürmetine duye dua ettiğini kuran dan biliyoruz ve duasının vesile kıldığı kişilerAllah tarafından için kabul edildiğini ve bağışlandığını (ayeti hatırlamıyorum)

                  Düşünün bizim duamız mı çabuk kabul olur Yoksa Allahın habibibnin ve habibibn sevdiklerinin mi Eğer Allah kulu hatırına kainatı yaratıyorsa yine kulu hatırına yarattıklarını bağışlayacak kadar yücedir

                  #772483
                  Anonim

                    Tevessül hakkında Ehl-i Sünnet limlerinin görüşleri

                    Talebesi İbn Kesîr . devlet ve ulemânın huzurunda

                    İBN TEYMİYYE NİN … tevessülün haram olduğu görüşünden kendi isteğiyle vazgeçip,

                    bir insanın duasında Resulullahın HÜRMETİNE, HATRINA şeklindeki
                    duasında Resulullahtan faydalanma şeklini kabul ettiğini

                    fakat istigâse’nin ..haram olduğu görüşü üzere devam ettiği sözünü bizlere” nakletmiştir.[1]

                    Vahhâbîlere, vahhâbî denilmesi görüşlerinin kaynaklarından biri olan Muhammed bin Abdulvahhâb (ö.1201/1787) olmasın*dan ötürüdür.

                    Muhammed bin Abdulvahhâb tevessüle kabul ediş şekli

                    Muhammed bin Abdulvahhaba Ahmed b. Hanbelin zat ile tevessülü kabul ettiği sorulunca şöyle cevap veriyo.

                    Muhammed bin Abdulvahhâb’, : Her ne kadar bize göre doğru olan cumhurun bunu mekruh görmesi olsa da, içtihadî meselelerden birisinin muteber olmadığını ileri sürmek muteber değildir. Bu yüzden tevessül edenleri de reddedemeyiz.

                    Bizim inkâr ettiğimiz şey, bir mahlûka hem de ALLAH’a edildiğinden daha fazla duâ ediliyor olması, şeyh Abdulkadîr ya da bir başkasının kabrine yönelip sıkıntıların giderilmesi ve isteklerinin verilmesi için saygı ile ondan istekte bulunulmasıdır.

                    Burada nerededir sırf ALLAH’a duâ etmek? Nerededir ALLAH’la beraber hiç kimseye duâ etmemek?

                    Ama birisi çıkar duâ ederken “ALLAH’ım! Ben senden Peygamberlerin ya da Salih kullarının vesilesi ile şunu şunu istiyorum” diye duâ etse,

                    sadece ALLAH’a duâ ettikten sonra, herhangi bir kabrin yanında duâ ediyor olsa bilbile,

                    BU BİZİM REDDETTİĞİMİZ BR ŞEY DEYİLDİR diyor.[2] diyor.

                    Muhammed bin Abdulvahhâb’ın bu sözleri, tevessülün ona göre de câiz olduğunu göstermektedir.

                    Tevessülü kabul etmeyenlerin itibar ettikleri

                    Ebu’l Ferec İbnu’l Cevzî’nin Tevessülü Kabulü ve tatbiki

                    Ebu’l Ferec İbnu’l Cevzî: Nefsimi terbiye edemedim bazı salih kişilerin kabrine gidip onları aracı yapıp düzelmem için duâ ettim. [3]

                    İbn Teymiyye, İzzuddîn b. Abdusselâm’ın sadece Peygamber ile tevessülü

                    kabul ettiğini söylüyor. [4]

                    .Ebû Hanife:

                    Tevessülü kabul etmeyenler Ebû Hanîfe’nin tevessülü kabul etmediğini söylüyorlar.

                    Doğru olan ise El Feteva’yı Hindiye c:5, s: 318 Ebû Hanîfe “Hakkı için” yapılan duâyı kerih görür. Doğrudur.

                    Ebû Hanîfe bu sözünü kişinin yaptığı iyi bir işten dolayı ALLAH (celle celâluhu) o kişiye sevap vermeye mecburdur, düşüncesinde olan Mutezile’nin önünü kesmek için sedd-i zerîa kabilinden söylemiştir.

                    Ama “hürmetine veya hatırına” şeklindeki tevessülü inkar ettiğine dair, mezhebinden hiçbir kimse İmâm Azam’dan böyle bir haber nakletmemiştir.

                    Hanefî âlimlerinden ve muhaddislerinden

                    İmam Aliyyü’l Kârî, bu mekruhluğun hakk sözüne vaciplik (mecbûriyet) mânâsı yüklendiği takdirde olacağını, zira vaciplik veya mecburiyet mânâsında kimsenin, ALLAH (celle celâluhu) üzerinde hakkı olmadığını,

                    ancak hürmek ve tazîm mânâsında kullanıldığı zaman bunun tevessül babından olacağını,

                    ALLAH’ın (c.c.) “O’na varmaya vesile arayın” buyurduğunu ve bunu el-Hısnu’l-Hasîn’de de yazdığına göre duânın âdaplarından kabul edildiğini ve bu hususta yukarıdaki hadisin geldiğini söylüyor. [6]

                    Bazı alimler, Peygamber hakkı için veya ölü veya diri bir Velî hakkı için dua etmek tahrimen mekruhdur şeklinde ictihad etmişlerdir. Çünkü, kimsenin Allahü teâlâ üzerinde hakkı yokdur.

                    Burada yazılı olandan anlaşılıyor ki, böyle dua etmek,

                    (Yâ Rabbî, onlara vermiş olduğun hak için) niyyeti ile câiz olur. Çünkü,

                    (Üzerimize hak oldu ki, mü’minlere yardım ederiz)dir. Rum sûresinin 47.

                    merhamet ve ihsân ederek, sevdiklerine haklar verdiğini göstermekdedir.

                    Yine Hanefî âlimlerinden

                    İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr’ında bunu ondan kabullenerek naklediyor. [7]

                    Bunlardan da önce, “Falancanın hakkı için” ifâdesi*nin hürmetine demek olduğunu, vâciplik demek olmadığını ve bunun hadislerle sâbit olduğunu, bu ifâdeyi câiz görmeyenlerin vâcibliğe mecbûriyet mânâsı yüklediğini, ama burada mânânın bu olmadığını daha önceleri İmâm Sübkî de söylemiştir. [8]

                    Ebû Yûsuf:

                    “Falan kişinin enbiyânın veya Kâbe’nin hakkı için” denilerek yapılan duâyı Ebû Yûsuf câiz görmüştür.[9]

                    Ahmed b. Hanbelî :

                    Tevessülü kabul etmeyen müslümanlardan bazıları Hanbelî, bazıları da tüm mezheblerden faydalandıklarını söylüyorlar.

                    Mezheb imâmlarından Ahmed b. Hanbelî (ö.241/855) tevessülü kabul ediyor; mezhebinin görüşü de bu yönde*dir. Mensek adlı eserinde de yazılıdır. Ayrıca

                    Elbânî’nin Tevesseül adlı eserinin 62. sayfasında Ahmet b. Hanbel’in tevessülü kabul ettiğini yazıyor.

                    İmam Ahmed’in oğlu Abdullah, babasının, Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’in saçıyla tevessülde bulunduğunu; onu öptüğünü ve içine daldırdığı kaptaki suyu şifa niyetiyle içtiğini söylemiştir.

                    ez-Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, XI, 212. (Ebubekir Sifil’in sitesinden)

                    Vehhabî fırkasının en büyük dayanağı olan İbni Teymiyye bu hususta doğru bir nakil yaparak,

                    “İmam-ı Ahmed ibni Hanbel’in, Resulullah’ın (Sallallahü aleyhi ve sellem) minberine el sürmeye ruhsat verdiğini,

                    İbni Ömer, Said ibni Müseyyeb ve Yahya ibni Said (Radıyallahü anhüm) gibi Medine-i Münevvere’nin en büyük fakîhlerinin bunu yaptıklarını” zikretmiştir. (İbni Teymiyye, İktizâu’s-Sirati’l-Müstakim, s.367)

                    .İmâm Şâfî’:

                    İbn Hacer Savâiku’l-Muhrika li Ehli’d-Dalâli ve’z-Zendeka adlı eserinde İmâm Şafî, ehl-i beyt ile tevessülde bulunurdu der.

                    İmâm Şâfî’ şöyle anlatıyor: Bir ihtiyacım olduğunda iki rekat namaz kılar, Ebû Hanîfe’nin mezarına gider ve orada duâ ederdim. O’nun bereketiyle ihtiyacım derhal karşılanırdı.[12]

                    Allâme İbn-i Hacer-i Mekkî (rahime-hullahü teâlâ), “bi’l-Hayrâti’l-Hısân fî Menâkıbi’l-İmâm Ebî Hanîfeti’n-Nu‘mân” isimli eserinin 25. bâbında şöyle demiştir:

                    “İmâm Şâfiî (rahime-hullahü teâlâ) Bağdat’ta kaldığı günlerde

                    İmam Ebû Hanîfe’nin (rahime-hullahü teâlâ) türbesine gelir, ziyaret eder, kendisine selâm verirdi.

                    Sonra da Allahü Teâlâ’ya, ihtiyacını gidermesi için onunla tevessül ederdi.” Yani Cenab-ı Hak’tan, ihtiyaçlarının, onun yüzü suyu hürmetine giderilmesini niyaz ederdi.(13)

                    Bu rivayet Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi’nde şöyle yazılı:

                    “Hatib-i Bağdâdî Tarih’inde İmam-ı Şâfiî’ye vâsıl olan bir sened ile Şâfiî hazretlerinin şöyle dediğini rivayet ediyor:

                    Ben Ebu Hanîfe’nin kabrini ziyarette yümn ü bereket buldum. Ve hergün onun kabrini ziyaret etmek îtiyâdındayım.

                    Kendime bir ihtiyaç ârız olunca hemen menzilimde iki rekat namaz kılıp Ebu Hanîfe’nin kabrine giderim.

                    Onun merkadi yanında hâcetimi Allahü teâlâdan dilerim. Aradan çok bir zaman geçmeden hâcetim kazâ olunur.”

                    Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, 4. cilt, s.197. Ayrıca bkz. İbni Abidin, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürrü’l-Muhtar, Tercüme: Ahmed Davudoğlu, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1982; c.1, s.63. Nişancızâde Muhammed bin Ahmed, Mir’ât-ı Kâinât, Berekat Yayınevi, İstanbul, 1987; c.2, s.51.

                    İmâm Kevserî (ö.1371/1952) sahih bir isnadla olduğunu söylemiştir.

                    Kaldı ki; İmâm Şâfî’ tevessül ile ilgili değişik haberleri mevcuttur. Ayrıca İmâm Şâfî’ ileride gelecek olan

                    Teberrük bahsinde açıklandığı gibi Ahmed b. Hanbel’in gömleğiyle tevessülde bulunmuştur.[14]

                    İMAM ŞAFİNİN SÖZÜNDE DEYİŞİKLİK YAPTILAR

                    Munafikun Neo Selefiyye ve Vehabiyye Firkasi Imam Safii Rahimullah hazretlerinin söyle dedigini iddia ederler :

                    ”Sabah Tasavvuf’a giren, Ögleye Deli olmadan cikmaz.”

                    Bu itham cok agir bir ithamdir.

                    Simdi gelelim bu Sözün aslina. Imam Safii söyle dedi

                    Ebu Nu’aym ”Hilyat al Avliya” isimli Risalesinde

                    Imam Safii Rahimullah hazretlerinin söyle dedigini nakleder :

                    ”Kim ki Sabahleyn Tasavvuf’a GIRMEZ ise, Ögleye ancak DELI olarak cikar”

                    Imam Acluni Rahimullah Imam Safii Rahimullah hazretlerinin söyle dedigini nakleder :

                    حبب إلي من دنياكم ثلاث: ترك التكلف, وعشرة الخلق بالتلطف, والاقتداء بطريق أهل التص

                    Dünyada bana üc şeyi sevdirdiler. Degiştirmeyi terk, Insanlara güler yüzlü ve iyi muamele ve Tasavvuf Yolunda ilerleme.

                    [Kaşful Hafa va Mzil al albas / Cild 1 / Sayfa 341 / No: 1089]

                    …İmâm Mâlik:

                    İbn Humeyd’in bildirdiğine göre Abbâsi halifesi Ebû Câfer hacca gittiği zaman Hz. Peygamber’in mezarını ziyarete vardığında orada bulunan

                    İmâm Mâlik’e: “Yâ Ebâ Abdillah! Yönümü Kıbleye dönüpte mi duâ edeyim?” dediğinde,

                    İmâm Mâlik “Niçin yönünü ondan çevireceksin? Halbuki o senin baban Âdem’in (a.s) vesilesidir. Bilakis

                    Rasulüllah’a yönünü dön. Onun şefaâtini iste, seni affeder.” dedikten sonra

                    “Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de ALLAH’tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi, ALLAH’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” (Nisa 4/64) âyetini okudu yani

                    İmâm Mâlik, Hz. Âdem’in (Aleyhisselâm) Peygamberle yaptığı tevessülü kabul edip bir fıkhî meselede delil getirmiştir.

                    Âdem Peygamber hata işlediği zaman dedi ki: “Ey Rabbim! Muhammed’in hakkı için senden af diliyorum”

                    İmâm Mâlik’in bu olayı Subkî, (ö.771/1369)Şifâü’s-Sikâm’ında Es’Seyyid Semhûdî, Vefâ’ul Vefâ’sında, El-Kastallânî (ö.923/1330) El-Mevâhibü’l-ledünniyye’sinde, zikretmişlerdir.

                    bu hadise zayıf diyenler vardır her iki tarafın bu hadis hakındaki tahricini isteyen olursa yazarız

                    Bu olayın sağlamlığı ve râvîlerinin tahric ve değerlendirmeleri, ileride Âdem (Aleyhisselâm) hadisesinde daha geniş bir şekilde açıklanacaktır

                    İmam Mâlik Hazretleri radıyallahu anh buyurmuş ki:

                    “Kim fıkıh ilmini anlamadan tasavvufu izhar ederse, gerçekte zındıklaşır.

                    Ve kim tasavvuf ilmini anlamadan, fıkıh ilmini izhar ederse, gerçekte fâsık olur.”

                    (İmam Malik Hazretlerinin bu sözünü, Abdulhak Dehlevî, Merec-ül-Bahreyn isimli kıymetli kitabında, Ahmed Zerrûk’dan alarak nakletmiştir)

                    Bunu şöyle anlayabiliriz:

                    Fıkıhsız Tasavvuf zındıklıktır; dinsizliktir, İslam’dan uzaklaşmaktır..

                    Mesela bir salik, iman edilecek hususların aksine inanıyorsa; günahı günah, haramı haram; hayrı hayr şerri şer bilmiyorsa Mürşidinin yolundan çıkmış İblis’in yoluna girmiş demektir..

                    İblis’e uyan hiç felah bulabilir mi? Onun son durağı Cehennem’dir.. Çünkü onun kılavuzu İblis olmuş idi..

                    Tasavvufsuz Fıkıh ilmi de insanı fıska götürür; yani nefsi terbiye olmadığı için insan günahkarlıktan kurtulamaz,

                    Allah’ın her şeyi bildiği ve gördüğü hakikatine hakkel yakin bağlanamaz

                    Hal böyle olunca savunduğunuz birçok fikirlerin kaynağı olarak gösterdiğiniz yukarıda adı geçen âlimleriniz, sizin şirk olarak kabul edip bunu yapana kâfir dediğiniz bir ameli yapıyorlar.

                    Ne diyeceksiniz?

                    Onlar da bir insandı, hata yaptılar, derseniz! Biz de deriz ki

                    itibar ettiğiniz âlimler, size göre okuma yazma bilen bir insanın anlayacağı “İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn” âyet-i kerimesinin manasını anlayamadıkları için mi zatlarla tevessülü kabul ettiler?

                    Anlaşılması bu kadar âşikâr ve basit olan mevzularda bu âlimlerinizin hata ettiklerini söylerseniz, birçok konuda da hata edebileceklerini imâ etmiş olursunuz.

                    Böylece onların görüşlerini savunduğunuz için siz de hata içinde olduğunuzu başka konularda da hata edebileceğinizi isteme*den de olsa itiraf etmiş olursunuz. ..

                    ALLAHü Teala Hazretleri:

                    “Biz hiç Müslümanları, (Allah‘a teslim olmuş kulları) mücrimler (günahkarlar) gibi tutar mıyız? Size ne oluyor, ne biçim hüküm veriyorsunuz?”(Kalem 35,36)buyuruyor.

                    Tevessülü kabul edenler, ALLAH’a yapılması gereken ibadet ve ta’zimin tevessül edilen kişiye yapılmasını kabul etmiyorlar.

                    O kişiden ALLAH’tan korkar gibi korkmuyorlar,

                    ALLAH’ı sever gibi sevmiyorlar. Ondan istemiyorlar.

                    ALLAH’tan istiyorlar. Tevessül edilen zatı yaratma, icad etme ve birşey üzerine tesir etme gibi ALLAH’a ait vasıflarla vasıflandırmıyorlar.

                    Tesirin ALLAH’tan olduğuna inanıyorlar.

                    Tevessül edilen kişinin ALLAH’ın Haram dediğini “Helal” demesini, ALLAH (Celle Celalühü) nün Helal dediğinide “Haram” demesini kabul etmiyorlar.

                    Tevessül edilen kişiyi hiçbir şekilde ALLAH’a ortak koşmuyorlar.

                    Her türlü tağut düzenini ve tağutu kabul etmiyorlar.

                    En cahillerimize bile sorsanız, hepsi yukarıdaki söylediklerimizi söylerler.

                    Tevessülü kabul etmeyenler Şeriat zâhire hükmeder diyorlar? ki öyledir.

                    Öyleyse yorum ve zân yapmadan tevessülü kabul edenlerin bu görüşlerini ve niyetlerinin böyle olduğunu, kabul etmeleri gerekir.

                    Hayır! Niyet önemli derlerse

                    Ebû Hureyre (ra) Resûlüllah (sav)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

                    “Şüphesiz ki ALLAHu Teâlâ, sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz; lâkin kalplerinize ve amellerinize bakar.”

                    [1]Müslim, Birr: 10, No: 34, 4/1987.

                    Tevessülü kabul edenler, niyetlerinin de anlattıkları gibi olduğunu söylüyorlar.

                    Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu : Sizin için korktuğum kimse kuran okurken yüzünün neşesi görülen gayasei islama hizmet olan, fakat daha sonra Allahın dilediği zaman şeytanın kandırdığı kimsedir.

                    Bu kimse kuranla bağaını kesip onu arkasına atarak komşusunun dostunun üstüne kılınçla yürüyüp onu şirkle suçlayandır.

                    Huzeyfe (r.a) ey Allahın rasulu şirkle suçlayanmı suçlananmı şirke daha yakındır dedi.

                    Rasulullah (s.a.v)BİLAKİS SUÇLAYAN DAHA LAYIKTIR DEDİ.

                    Hadis hasendir

                    Buharı tarihinde 4/302/2908..İbni Kesir sened ceyyiddir demiştir.

                    Ebu Yala Bezzar Keşfu’l esrar 1/99 / 175

                    ibni hibban kitabul ilim 1/282/81

                    .
                    KAYNAK SELEFİLER VE TASAVVUFÇULARIN GÖRÜŞLERİ

                    [1] el-Bidâye ve’n-Nihaye c: 14/47,107 inci sene geçti başlığının altında Daru’l-kütübi’l-ilmiyye. 3 baskı Beyrut/1987

                    [2] Muhammed bin Abdulvahhab tüm eserleri 3.kısım, s:68 Muhammed bin Suud İslâm fakültesinde Muhammed bin Abdulvahhab haftasında neşrolunmuştur.

                    [3] “Saydul-Hatır müminlere öğüt, Ebul Ferec El-Cevzî (İbn Cevzî), Tevhid yayınları, s.99-100, Baskı, 1998.

                    [4] İbn Teymiyye Külliyatı, c.1 s.179, Tevhid Yayınları ,1998.

                    [5] Şevkanî, ed-Dürru’n-Nedide, s. 5-6, Ducvi Makâlât fit-Tevessül Kitabu Buğye

                    [6] Aliyyü’l-Kârî, Fethu Bâbi’l-İnâye, 3/30.

                    [7] İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, 5/540.

                    [8] İmâm Sübkî, Şifâu’s-Sikâm, 138.

                    [9] Reşid Rıza Tefsirul-Menai XI 372-373

                    [10] Âlûsi Ruhul-Meani VI-128

                    [11] Âlûsi Ruhu’l-Maâni, VI/128

                    [12] El Heytemî, el-Hayratü’l-Hisan, s.94

                    [13] Hatibu’l-Bağdadi, Tarih-i Bağda( Yûsuf b. Nebhânî, Şevâhidü’l-Hak, Fazilet Neşriyat, s. 166-167.)
                    .

                    [14] İbnül Cevzî Menakıbu’l İmâm Ahmed b. Hanbel, s.609-610

                    [15] Muhammed bin Abdulvahhâb tüm eserleri 3.kısım S:68 Muhammed bin Suud İslâm fakültesinde Muhammed bin Abdulvahhâb haftasında neşrolunmuştur.

                    #772484
                    Anonim

                      Velayet ve keramet yoktur diyen vehhabi zihniyeti ifrat ediyor..Şia ise hz ali ye aşırı muhabbet ile tefrit ediyor.Ehli sünnet gibi hz ömer ve ali’ye beraber muhabbet göstermiyor.Bu anlamda sordum.Ikicisi peygamberlerin varisleri veliler’dir..Tevessül de dua istenebilir..Veya bir şekilde şefaat istenebilir..Vusule vesile için.Ama siz kast ettiğiniz ile peygamber as. O insanlarla bir tutulamaz.Peygamber as’a ulaşmada vesile olabilirler.Bu aracı kavramı bu kadardır..Kimse kimseyi aff ile kurtaramaz..Bu ruhbanlık olur.

                      #772487
                      Anonim

                        Şianın diğer sahabelerle Hz. Aliyi bir tutmamasının nedeni Allah ve peygamber efendimizin böyle istemesidir Yani şii eğer Hz. Ali ve evlatlarını yüceltiyorsa bunu Allah ve peygamber istediği için yapıyor

                        Bu konuda ayetler son derece açıktır

                        Mu bahale ayeti tathir ayeti velayet ayeti ve dahabir çok ayet Hz. Alini yüceliğinden ve peygamberden sonra ümmete söz sahibi emir sahibi olduğundan bahsetmekte

                        ve yine peygamber s.a..a efendimzin buyurmuş olduğu sünni ve şia tarafından kabul edilen bir çok hadis Peygamber efendeimizdn sonra ehlibeyte müracat edilmesi gerektiğini vurguluyor şialarda bunlara dayanarak hacetlerine ulaşabilmel şefaate nail olmak için Allah ile kendileri arasında ali muhammed s.a.a vesile kılıyor

                        Sİizn kimse dediğiniz Allahın seçilmiş kulları ve bu seçilmiş kulların Allah yanında ruhsatları varBunuda Allah istediği için yapıyorlar Yani ehlibeyt in kulları kurtarmasını Bizzat Allah diliyor Bu yüzden insanlara Kendisine yaklaşmamız için özelliklede Ehlibeyti vesile kılmamızı istiyor

                        #772488
                        Anonim

                          Selavat ve Allahümme salli ve barik dualarını ehli sünnet, Ehli beyt’i severek onlara daha nice dualarla islama hizmet için dua ediyor…Şerif ve seyyidler için dua ediyoruz.İmam ve aktablar’a çok hürmetli ve muhabbetliyiz..Ehli beyt başımızın tacı…Ancak kerbela ya ağladığımız gibi efendimiz’in asm taif’ine de ağlariz…Ve hz ömer’in kudüs’e gitmesine.Soğuk suyu yere dökmesine de..Hz ali velilerin başı.Bunu da kabul ederiz..Şia Sahabeleri seviyor mu?Bu büyük bir sapıklık mıdır sizce..?Sapıklıktan kasıt dalalet. Hilafet meselesini de saygı, hoşgörü çerçevesinde konuşabiliriz..

                          #772491
                          Anonim

                            Maşaall ne güzel Allah Rasule aline ve ashabına olan mıhabbetiniz daim eylesin

                            Şia ne yazıkki bazı fitnepersetler tarafından ümmete sahabe düşmanı olarak lanse ediliyor Halbuki bu büyük bir yalandan başka birşey değil Bunu bilerek yapanları Allaha havale ediyoruz bilmeden söyleyenleride Rabbmden hidayet nasp etmesini

                            Şialar Allaha en tabiri caizse kestirme yoldan ulaşmak için Rasulün göstrediği yoldan gitmeyi seçenlerdir
                            Rasulullah s.a.a “Ey Ammar bütün insanları biryerde Aliyi ise tek başına görürsen sen Alini yanında yer al Çünkü Hak Ali iledir Alide hak iledir” buyurmuş Hazreti Alinin güvenirliğini eminliğini imanını bütün insanlardan daha üstün olduğunu göstermiştir. Şu varki şialar en çok hz. Aliyi gündeme taşıdıklarından diğer sahabelere muhabbet beslemedikleri anlaşılıyor ama öyle eğil Bizler Peygamber efendimizin ehline duyduğumuz sevgi ve muhabbeti ashabada duyarız ama ashabın hepsininde mümin olmadığına inanrız nitekim bu Allahınkelamı ilede sabititr

                            Muhammed ancak bir Peygamberdir; Ondan Önce nice Peygamberler geldi geçti; Ölürse yahut ijldürülürse geriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki Allah’a hiç bir surette zarar vermez; Allah şükredenlerin mük:’if’atını yakında verecektir.

                            Ayeti Rasulün ölümünden sonra sahabeden bazılarının eski cahiliye adetlerine dönecekelrini açıkça bildiriyor yine

                            Ey iman edenler, sizlere ne oldu da Allah yolunda savaşa çıkın dendiği zaman olduğunuz yerde de ağırlaşıp kaldanız; Ahireti bırakıp da dünya yaşamına mı razı oldunuz! Fakat dünya hayatının faydası, ahirete göre pek azdır. Hep birden savaşa çıkmazsanız sizi acıkıl bir azapla azaplandırar ve yerinize sizden başka bir topluluk getirir; Ve siz ona hiç bir zarar veremeısiniz ve Allah’ın her şeye güeü yeter.” (Tevbe / 38-39)

                            Yine bu ayette sahabeden bazılarının korktuğunu dünyayı ahirete tercih ettiklerini açıkça beyan ediyor

                            “Müminlerin, Allah ve Kur’an’dan inen ayetler anıldığı
                            vakit, korkup itaat etmelerinin vakti gelmedi mi’? ki önceden kendilerine kitap verilenlere benzemesinler. Onların peygamberiyle araları uzayıp açıldıkça kalpleri katılaştı ve onların çoğu emirden çıkanlardırlar” (lAli imran / 104-6)

                            Bu Ayttede asahabın iman ettikten bir çok zorluğa göğüs gerdikten sonra felaha kavuştuğunda dinin emirlerine itaat etmedikleri aşikardır

                            İşte şialar bu yüzden sahabenin hepsini itimat etmez Ama bu sahabenin hepsini sevmedikleri anlamını asla ve asla taşımıyor
                            Bizler Ammarı ebuzeri selamı miktadı hucrb.Adili miktatd b. esvedi hz.cafer ibni abbas ve daha bir çok sahabe bizim baştacımızdır

                            Bu konuda nasıl hidayete kavuştum- Muhammed tecani semavi kitabına başvurabilrisiniz faydalanacağınıza eminim

                            bu konuda şu linke müracat edin lütfen http://www.velayet.com/index.php?topic=15082.0

                            #772496
                            Anonim

                              Hilafet meselesini de istediğiniz zaman istediğiniz gibi konuşabiliriz

                              #772497
                              Anonim

                                Terimleri tam anlayamasam da Bir rafızi kardeş ile sufi kardeşin bu kadar ayrıntılı ve güzel tartışmaları beni etkiledi. Allah razı olsun..

                                Sarsıldım ve içimden dua etmek geldi. “Allahım ! Pakistanı koru, İranı koru, Ülkemizi koru, Bütün İslam toplumlarını, Alem-i islamı koru… Onlara güç ver kuvvet ver huzur ver bilim ver..” uygun zamanlarımda inceleyebilmek için bu konuya abone olacağım..

                                sn. ümmüebiha yazılarınızı “kabaca” okuduğuma göre, İmam Zeyd burada aktardığınız görüşlerin tersi görüşleri olmuştur. Bu neden kaynaklanıyor ?

                                Birde konuyu ehli sünnet kısmına açmışsınız 😀 sitede ki arkadaşlar alınmasınlar ? Bende bu siteye tevhid ismindeyken katılmıştım. Sonra ki zamanlarda arada bakmaya başladım. Bu yüzden her bölüme yazmıyorum.
                                Saygılar..

                                #772498
                                Anonim

                                  @Abidin 199758 wrote:

                                  Terimleri tam anlayamasam da Bir rafızi kardeş ile sufi kardeşin bu kadar ayrıntılı ve güzel tartışmaları beni etkiledi. Allah razı olsun..

                                  Sarsıldım ve içimden dua etmek geldi. “Allahım ! Pakistanı koru, İranı koru, Ülkemizi koru, Bütün İslam toplumlarını, Alem-i islamı koru… Onlara güç ver kuvvet ver huzur ver bilim ver..” uygun zamanlarımda inceleyebilmek için bu konuya abone olacağım..

                                  sn. ümmüebiha yazılarınızı “kabaca” okuduğuma göre, İmam Zeyd burada aktardığınız görüşlerin tersi görüşleri olmuştur. Bu neden kaynaklanıyor ?
                                  Saygılar..

                                  selam aleykum kardeşim
                                  Öncelikle belirtmek isterimki ben ne rafiziyim nede zeydi ben şiaya mensup caferiyim başka bir sitede zeydiye meshabine mensup kardeşimi,z de aynı şeyi söylemişti zeydiyelere göre kılıçla kıyam eden fatımi evlatları imamdır ama caferiler aynı görüşü savunmaz bizler imametin Allah tarafından seçilen bir makam olduğunu savunuruz bunuda yine Alllashın kelamı ile ve Rasulun buyruğu ile savunuruz Allah Bakara124. ayette suresinde Hz. İbrahimi bir takım sınamalardan geçirdikten sonra “seni imam seçtim” buyuryor ve hz. ibrahim imamet makamının yüce bir makaqm olduğunun bilinci ile Rabbim soyumdanda imam kıl diyor” Özelliklede bu ayetle imamların Allah tarafından seçildiğine inanırız

                                  imamet konusu çok uzun ama değineceğiz Allahın izni ile

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 81)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.