• Bu konu 68 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 70)
  • Yazar
    Yazılar
  • #675501
    Anonim
      Lemeât

      مِنْ بَيْنِ هِلاَلِ صَوْمٍ وَهِلاَلِ الْعِيدِ blank.gif1

      Çekirdekler Çiçekleri
      Risale-i Nur şakirtlerine küçük bir mesnevî ve imanî bir divandır.
      Müellifi:
      Bediüzzaman Said Nursî

      Tenbih

      BU Lemeât namındaki eserin, sair divanlar gibi, bir tarzda, bir iki mevzu ile gitmediğinin sebebi, eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalâta, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. Baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine bir ders-i ilmîdir, belki bir ders-i imanî ve Kur’ânîdir. Üstadımızın baştaki ifadesinde dediği gibi, biz de anlamışızdır ki, nazma ve şiire hiç meyli ve onlarla iştigali de yoktur. blank.gif2 وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ sırrının bir nümunesini gösteriyor.

      [NOT]Dipnot-1
      Ramazan hilâli ile bayram hilâli arasından doğmuştur.
      Dipnot-2
      “Biz ona şiir öğretmedik.” Yâsin Sûresi, 36:69.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]biraderzade: kardeş oğlu, yeğen[/TD]
      [TD]ders-i ilmî: ilim dersi (bk. a-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ders-i imanî ve Kur’ânî: iman ve Kur’ân’la ilgili ders (bk. e-m-n)[/TD]
      [TD]divan: şiir ya da manzume kitabı; klasik Türk edebiyatı şairlerinin şiirlerinin toplândığı kitap[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakaik-i Kur’âniye ve imaniye: Kur’ân ve iman hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)[/TD]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hayalât: hayaller (bk. ḫ-y-l)[/TD]
      [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]izah: açıklama[/TD]
      [TD]iştigal: meşgul olma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lemeât: parıltılar[/TD]
      [TD]mesnevî: her beytininin mısraları kendi arasında kafiyeli olan ve ders vermek gayesiyle yazılan manzum hikâye[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevzu: konu[/TD]
      [TD]meyl: eğilim, istek, arzu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
      [TD]müellif: telif eden, yazan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nam: ad[/TD]
      [TD]nazm: kafiyeli, vezinli söz; şiir (bk. n-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nesir: düz yazı[/TD]
      [TD]nümune: örnek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]tenbih: uyarı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vecize: kısa ve özlü söz (bk. c-v-z)[/TD]
      [TD]şakirt: talebe[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #801295
      Anonim

        Bu eser, birçok meşâğil ve Dârü’l-Hikmetteki vazife içinde, yirmi gün Ramazan’da, günde iki veya iki buçuk saat çalışmak suretiyle, manzum gibi yazılmıştır. Bu kadar kısa zamanda ve manzum bir sahife on sahife kadar müşkül olduğu cihetle, birden, dikkatsiz, tashihsiz böyle söylenmiş, tab’edilmiştir. Bizce Risale-i Nur hesabına bir harikadır. Hiçbir nazımlı divan bunun gibi tekellüfsüz, nesren okunabilir görülmüyor. İnşaallah bu eser bir zaman Risale-i Nur Şâkirdlerine bir nevi mesnevî olacak. Hem bu eser, kendisinden on sene sonra çıkan ve yirmi üç senede tamamlanan Risale-i Nur’un mühim eczalarına bir işaret-i gaybiye nev’inden müjdeli bir fihrist hükmündedir.

        Risale-i Nur şakirdlerinden
        Sungur, Mehmed Feyzi
        , Hüsrev

        İhtar

        اَلْمَرْءُ عَدُوٌّ لِمَا جَهِلَ blank.gif1


        kaidesiyle, ben dahi nazım ve kafiyeyi bilmediğimden, ona kıymet vermezdim. Safiyeyi kafiyeye feda etmek tarzında hakikatin suretini nazmın keyfine göre tağyir etmek hiç istemezdim. Şu kafiyesiz, nazımsız kitapta, en âli hakikatlere en müşevveş bir libas giydirdim.

        Evvelâ, daha iyisini bilmezdim. Yalnız mânâyı düşünüyordum.
        Saniyen, cesedi libasa göre yontmakla rendeleyen şuarâya tenkidimi göstermek istedim.
        Salisen, Ramazan’da kalble beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek için, böyle çocukça bir üslûp ihtiyar edildi.
        Fakat, ey kàri, ben hata ettim, itiraf ederim; sakın sen hata etme. Yırtık üslûba bakıp, o âli hakikatlere karşı dikkatsizlikle hürmetsizlik etme.

        [NOT]Dipnot-1
        “Kişi bilmediği şeyin düşmanıdır.” Ali ibni Ebî Talib, Nehcü’l-Belâğa, s. 780.[/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Dârü’l-Hikmet: 1918-1922 yılları arasında Şeyhülislamlığa bağlı olarak faaliyet gösteren, Bediüzzaman’ın da görev yaptığı İslâm akademisi hüviyetinde ilmi kuruluş (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]Hüsrev: (bk. bilgiler-Hüsrev Altınbaşak)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Mehmed Feyzi: (bk. bilgiler-Mehmed Feyzi Pamukçu)[/TD]
        [TD]Sungur: (bk. bilgiler-Mustafa Sungur)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihet: yön[/TD]
        [TD]divan: şiir ya da manzume kitabı; klasik Türk edebiyatı şairlerinin şiirlerinin toplândığı kitap[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ecza: parçalar (bk. c-z-e)[/TD]
        [TD]fihrist: indeks, içindekiler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek (bk. ḫ-y-r)[/TD]
        [TD]inşaallah: Allah’ın izniyle (bk. n-ş-e)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]işaret-i gaybiye: gelecekte olacak bir olaya işaret (bk. ğ-y-b)[/TD]
        [TD]kafiye: kelime sonlarındaki kelime ve mânâ uygunluğu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
        [TD]kàri: okuyucu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]libas: elbise[/TD]
        [TD]manzum: vezinli, şiir şeklinde (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mesnevî: her beyti ayrı kafiye olan manzum eser[/TD]
        [TD]meşâğil: meşguliyetler, işler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müşevveş: düzensiz, karma karışık[/TD]
        [TD]müşkül: zor[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazm: kafiyeli, vezinli söz; şiir (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nesren: düz yazı gibi[/TD]
        [TD]nevi: tür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
        [TD]safiye: saf, açık ifade (bk. ṣ-f-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
        [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [TD]tab’ edilmek: basılmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tashih: düzeltme[/TD]
        [TD]tağyir etmek: değiştirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tekellüfsüz: zahmetsiz[/TD]
        [TD]tenkid: eleştiri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âli: yüce, yüksek[/TD]
        [TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şuarâ: şairler[/TD]
        [TD]şâkird: talebe[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #801296
        Anonim
          İfade-i Meram

          Ey kàri! Peşinen bunu itiraf ederim ki, san’at-ı hat ve nazımda istidadımdan çok müştekîyim. Hattâ şimdi ismimi de düzgün yazamıyorum. Nazım, vezin ise, ömrümde bir fıkra yapamamıştım. Birden bire, zihnime, nazma musırrâne bir arzu geldi. Sahabelerin gazevâtına dair Kürtçe Kavl-i Nevâlâ Sîsebânblank.gif1 namında bir destan vardı. Onun ilâhi tarzındaki tabiî nazmına ruhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsus, onun tarz-ı nazmını ihtiyar ettim, nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için kat’iyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden, zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı, tâ mânâ anlaşılsın. Her kıt’ada ittisal-i mânâ vardır; kafiyede tevakkuf edilmesin. Külâh püskülsüz olur; vezin de kafiyesiz olur; nazım da kaidesiz olur. Zannımca, lâfız ve nazım san’atça cazibedar olsa, nazarı kendiyle meşgul eder. Nazarı mânâdan çevirmemek için, perişan olması daha iyidir.


          Şu eserimde üstadım Kur’ân’dır, kitabım hayattır, muhatabım yine benim. Sen ise, ey kàri, müstemisin. Müstemiin tenkide hakkı yoktur. Beğendiğini alır, beğenmediğine ilişmez. Şu eserim, bu mübarek Ramazan’ın feyziHAŞİYE-1AŞİYE olduğundan, ümit ederim ki, inşaallah din kardeşimin kalbine tesir eder de, lisanı bana bir dua-i mağfiret bahşeder veya bir Fâtiha okur.



          endOfSection.gifendOfSection.gif

          [NOT]Dipnot-1
          Ashab-ı Kirâmın kahramanlıklarından bahseden dört yüz beyitlik uzun bir kasidedir. Zühd ve takvasıyla tanınan Molla Ağa es-Zibarî tarafından Kürtçe kaleme alınmıştır.

          Haşiye-1
          AŞİYE Hattâ, tarihi نَجْمُ اَدَبٍ وُلِدَ لِهِلاَلَىْ رَمَضَانَ çıkmış. Yani, “Ramazan’ın iki hilâlinden doğmuş bir edep yıldızıdır.” (1337 eder.)[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Sahabe: Peygamberimizi (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan gidenler[/TD]
          [TD]cazibedar: cazibeli, çekici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dua-i mağfiret: Allah’ın bağışlaması için yapılan dua (bk. d-a-v; ğ-f-r)[/TD]
          [TD]feyiz: bereket, bolluk (bk. f-y-ḍ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fıkra: kısa yazı[/TD]
          [TD]gazevât: gazveler, savaşlar [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
          [TD]hilâl: yay şeklinde görülen ay[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ifade-i meram: maksadı ifade etme[/TD]
          [TD]ihtiyar etmek: seçmek, tercih etmek (bk. ḫ-y-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
          [TD]ittisâl-i mânâ: anlam bütünlüğü (bk. a-n-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kafiye: uyak; şiirde genellikle mısra sonlarında yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması[/TD]
          [TD]kaide: kural[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kat’iyen: kesin olarak[/TD]
          [TD]kàri: okuyucu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lâfız: söz, kelime[/TD]
          [TD]mahsus: has, özel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]musırrâne: ısrarlı bir şekilde[/TD]
          [TD]müstemi: dinleyici (bk. s-m-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müştekî: şikâyetçi[/TD]
          [TD]nam: ad[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [TD]nazım: vezinli söz, şiir (bk. n-ẓ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nesir: düz yazı[/TD]
          [TD]nesren: düz yazı şeklinde[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]san’at-ı hat: hat, yazı sanatı (bk. ṣ-n-a)[/TD]
          [TD]tabiî: doğal (bk. ṭ-b-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tarz-ı nazm: şiir tarzı (bk. n-ẓ-m)[/TD]
          [TD]tekellüf yapmak: zorluğa katlanmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenkid: eleştiri[/TD]
          [TD]tevakkuf: durma, duraklama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vezin: nazmın belli kalıplarından her biri; ölçü, tartı (bk. v-z-n)[/TD]
          [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #801297
          Anonim
            Ed-Dâî
            HAŞİYE-1 Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içindeSaid’den yetmiş dokuz emvat HAŞİYE-2 bâ-âsâm âlâma.Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,Beraber ağlıyor HAŞİYE-3 hüsrân-ı İslâma.Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımlaRevânım saha-i ukbâ-yı ferdâma.Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i AsyaBâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma.Zira yemin-i yümn-ü imandır,Verir emn ü eman ile enâma.

            endOfSection.gifendOfSection.gif

            [NOT]Haşiye-1
            Bu kıt’a onun imzasıdır.
            Haşiye-2
            Her senede iki defa cisim tazelendiği için, iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak.
            Haşiye-3
             Yirmi sene sonraki bu şimdiki hali, hiss-i kablelvuku ile hissetmiş.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]bâ-âsâm: günahlarla birlikte[/TD]
            [TD]bâhem: bir arada, birlikte[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ed-dâî: dua eden (bk. d-a-v)[/TD]
            [TD]emn ü eman: emniyet ve korkusuzluk (bk. e-m-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]emvat: ölüler (bk. m-v-t)[/TD]
            [TD]enâm: halk, insanlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]enîndar: iniltili, inleyen[/TD]
            [TD]hiss-i kablelvuku: birşeyi olmadan önce hissetme duygusu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hüsrân-ı İslâm: İslâmın maruz kaldığı tehlikeler (bk. s-l-m)[/TD]
            [TD]istikbal: gelecek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]pür-emvat: ölülerle dolu (bk. m-v-t)[/TD]
            [TD]revân: yolcu, gidici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saha-i ukbâ-yı ferdâ: yakın gelecekteki âhiret sahası[/TD]
            [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]yakîn: kesin ve doğru bilgi (bk. y-ḳ-n)[/TD]
            [TD]yed-i beyzâ-yı İslâm: İslâmın temiz ve pâk eli (bk. s-l-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]yemin-i yümn-ü iman: imanın bereketli sağ eli (bk. e-m-n)[/TD]
            [TD]zemin-i Asya: Asya kıtası (bk. bilgiler – Asya)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlâm: elemler, acılar[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #801298
            Anonim
              besmele.jpg


              اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
              وَالصَّلٰوةُ عَلٰى سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ
              blank.gif1

              Tevhidin İki Bürhan-ı Muazzamı

              Şu kâinat tamamıyla bir burhan-ı muazzamdır. Lisan-ı gayb, şehadetle müsebbihtir, muvahhiddir. Evet tevhid-i Rahmân’la, büyük bir sesle zâkirdir ki:

              لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ blank.gif2
              Bütün zerrât hüceyrâtı, bütün erkân ve âzâsı birer lisan-ı zâkirdir; o büyük sesle beraber der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ
              O dillerde tenevvü var, o seslerde merâtip var. Fakat bir noktada toplar, onun zikri, onun savtı ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ
              Bu bir insan-ı ekberdir; büyük sesle eder zikri. Bütün eczası, zerrâtı küçücük sesleriyle, o bülend sesle beraber der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ
              Şu âlem halka-i zikri içinde okuyor aşri, şu Kur’ân maşrık-ı nuru. Bütün zîruh eder fikri ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
              Bu Furkan-ı Celîlüşşan, o tevhide nâtık burhan, bütün âyât sadık lisan, şuâât barika-i iman, beraber der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ

              [NOT]Dipnot-1
              Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamd, Peygamberlerin Efendisi olan zâta ve onun bütün âl ve ashabına salât olsun.
              Dipnot-2
              “Ondan başka asla ilâh yoktur.” Âl-i İmran Sûresi, 3:18; Tevbe Sûresi, 9:129; Hûd Sûresi, 11:14.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Furkan-ı Celîlüşşan: doğru ile yanlışı birbirinden ayıran şanı ihtişamlı, görkemli olan Kur’ân (bk. f-r-ḳ; c-l-l)[/TD]
              [TD]aşr: Kur’ân-ı Kerimden bir vesileyle okunan on âyet miktarı kısım[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]barika-i iman: iman parıltısı, şimşeği (bk. e-m-n)[/TD]
              [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bülend: yüksek[/TD]
              [TD]bürhan-ı muazzam: büyük delil (bk. a-ẓ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ecza: kısımlar, parçalar (bk. c-z-e)[/TD]
              [TD]erkân: temel unsurlar, esaslar (bk. r-k-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]halka-i zikr: zikir halkası[/TD]
              [TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]insan-ı ekber: en büyük insan (bk. k-b-r)[/TD]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lisan-ı gayb: görünmeyen âlemin dili (bk. ğ-y-b)[/TD]
              [TD]lisan-ı zâkir: zikreden dil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]maşrık-ı nur: nurun doğuşu; parlak nuru (bk. n-v-r)[/TD]
              [TD]merâtip: mertebeler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muvahhid: tevhid eden, birleyen; Cenâb-ı Hakkın varlığına ve birliğine inanan (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]müsebbih: tesbih eden; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan (bk. s-b-ḥ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nâtık: konuşan[/TD]
              [TD]sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]savt: ses[/TD]
              [TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]tevhid-i Rahmân: rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme (bk. v-ḥ-d; r-ḥ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
              [TD]zâkir: zikreden, Allah’ı anan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
              [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
              [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
              [TD]şuâât: nurlar, ışıklar[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #801299
              Anonim

                Kulağı ger yapıştırsan şu Furkan’ın sinesine; derinden tâ derine, sarihan işitirsin, semâvî bir sadâ der ki: blank.gif1 لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ O sestir gayeten ulvî, nihayet derece ciddî, hakikî pek samimî, hem nihayet mûnis ve mukni ve burhanla mücehhezdir. Mükerrer der ki: لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ Şu burhan-ı münevverde, cihât-ı sittesi şeffaf ki üstünde münakkâştır müzehher sikke-i i’câz içinde parlayan nur-u hidayet, der ki: لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ Evet, altında nesc olmuş mühefhef mantık ve burhan, sağında aklı istintak, mürefref her taraf, ezhan “Sadakte” der ki, لاَۤاِلٰهَاِلاَّهُوَ Yemîn olan şimalinde eder vicdanı istişhad. Emâmında hüsn-ü hayırdır, hedefinde saadettir. Onun miftahıdır her dem ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ
                Emâm olan verâsında ona mesned semâvîdir ki vahy-i mahz-ı Rabbânî. Bu şeş cihet ziyadardır, burûcunda tecellîdar ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

                Evet, vesvese-i sârık, bâvehim şüphe-i târık, ne haddi var ki o mârık girebilsin bu bârık kasra. Hem şârık ki sur sûreler şâhık, her kelime bir melek-i nâtık ki, لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ

                O Kur’ân-ı Azîmüşşan nasıl bir bahr-i tevhiddir. Birtek katre, misal için birtek Sûre-i İhlâs; fakat kısa birtek remzi, nihayetsiz rumuzundan… Bütün envâ-ı

                [NOT]Dipnot-1
                “Ondan başka ilâh yoktur.” Âl-i İmran Sûresi, 3:18; Tevbe Sûresi, 9:129; Hûd Sûresi, 11:14.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Furkan: ayırt edici; hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur’ân (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                [TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi büyük olan Kur’ân (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Sûre-i İhlâs: İhlâs Sûresi; Kur’ân-ı Kerimin 112. sûresi (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                [TD]bahr-i tevhid: tevhid denizi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burhan: delil[/TD]
                [TD]burhan-ı münevver: nurlu, parlak delil (bk. n-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burûc: burçlar[/TD]
                [TD]bârık: parıltılı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bâvehim: vehim ve korku ile, şüpheyle[/TD]
                [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihât-ı sitte: altı yön[/TD]
                [TD]emâm: ön taraf[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]envâ-ı şirk: şirk çeşitleri[/TD]
                [TD]ezhan: zihinler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]gayeten: son derece[/TD]
                [TD]ger: eğer[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]hüsn-ü hayır: hayrın güzelliği (bk. ḥ-s-n; ḫ-y-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istintak: konuşturma[/TD]
                [TD]istişhad: şahid gösterme (bk. ş-h-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kasr: köşk, saray[/TD]
                [TD]katre: damla[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]melek-i nâtık: konuşan melek (bk. m-l-k)[/TD]
                [TD]mesned: dayanak (bk. s-n-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]miftah: anahtar[/TD]
                [TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukni: ikna edici[/TD]
                [TD]mârık: dinsiz, hak dinden çıkan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mûnis: canayakın, dost[/TD]
                [TD]mücehhez: cihazlanmış, donanmış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mühefhef: narin, ince, nazik[/TD]
                [TD]mükerrer: tekrar tekrar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münakkaş: nakışlı (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                [TD]mürefref: dalları sallanan nazik, lâtif ağaç gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müzehher: çiçeklerle bezenmiş[/TD]
                [TD]nesc olmak: dokunmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nihayet: son derece[/TD]
                [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nur-u hidayet: hidayet nuru, hak yolu gösteren nur (bk. n-v-r; h-d-y)[/TD]
                [TD]remz: ince işaret[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rumuz: işaretler[/TD]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sadakte: “doğrudur” (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                [TD]sadâ: ses[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sarihan: açıkça[/TD]
                [TD]semâvî: İlâhî, vahiyle gelen (bk. s-m-v)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sikke-i i’câz: mu’cizelik damgası (bk. a-c-z)[/TD]
                [TD]tecellîdar: görüntü veren, görüntülü (bk. c-l-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
                [TD]vahy-ı mahz-ı Rabbânî: doğrudan doğruya Allah tarafından gönderilen vahiy (bk. v-ḥ-y; r-b-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]verâ: arka taraf[/TD]
                [TD]vesvese-i sârık: hırsız vesvese[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]yemîn: sağ taraf[/TD]
                [TD]ziyadar: parlak, aydınlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şeş: altı[/TD]
                [TD]şimal: kuzey[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şâhık: yüce, yüksek yapı[/TD]
                [TD]şârık: parlayan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şüphe-i târık: hırsız şüphe (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #801300
                Anonim

                  şirki reddeder, hem de yedi envâ-ı tevhidi eder ispat; üçü menfi, üçü müsbet, şu altı cümlede birden:Birinci cümle: blank.gif1 قُلْ هُوَ karinesiz işarettir. Demek ıtlakla tayindir. O tayinde taayyün var. Ey, blank.gif2 لاَهُوَاِلاَّهُوَ Şu, tevhid-i şuhuda bir işarettir. Hakikatbîn nazar tevhide müstağrak olursa der ki: blank.gif3 لاَ مَشْهُودَ اِلاَّ هُوَ

                  İkinci cümle: اَللهُ اَحَدٌ blank.gif4 dir ki, tevhid-i ulûhiyete tasrihtir. Hakikat, hak lisanı der ki: لاَ مَعْبُودَ اِلاَّ هُوَ blank.gif5

                  Üçüncü cümle: blank.gif6 اَللهُ الصَّمَدُ dir. İki cevher-i tevhide sadeftir.
                  Birinci dürrü: tevhid-i rububiyet. Evet, nizam-ı kevn lisanı der ki: blank.gif7 لاَ خَالِقَ اِلاَّ هُوَ
                  İkinci dürrü: tevhid-i kayyûmiyet. Evet, serâser kâinatta, vücut ve hem bekâda, müessire ihtiyaç lisanı der ki: blank.gif8 لاَقَيُّومَاِلاَّهُوَ

                  Dördüncü: blank.gif9 لَمْ يَلِدْ dir. Bir tevhid-i celâli müstetirdir. Envâ-ı şirki reddeder, küfrü keser bîiştibah.

                  [NOT]Dipnot-1
                  “De ki: O…” İhlâs Sûresi, 112:1.
                  Dipnot-2
                  Ondan başka o yoktur.
                  Dipnot-3
                  Ondan başka görünen birşey yoktur.
                  Dipnot-4
                  “Allah birdir.” İhlâs Sûresi: 112:1.
                  Dipnot-5
                  Ondan başka kendisine ibadet edilen kimse yoktur.
                  Dipnot-6
                  “Allah Samed’dir; herşey Ona muhtaçtır, O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.” İhlâs Sûresi: 112:2.
                  Dipnot-7
                  Ondan başka yaratıcı yoktur.
                  Dipnot-8
                  Ondan başka eşyanın varlığını devam ettiren yoktur.
                  Dipnot-9
                  “O doğmamıştır.” İhlâs Sûresi, 112:3.[/NOT]

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                  [TD]bîiştibah: karıştırılmaksızın[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cevher-i tevhid: tevhidin özü (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                  [TD]dürr: inci[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]envâ-ı tevhid: tevhid çeşitleri (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                  [TD]envâ-ı şirk: şirkin çeşitleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikatbîn: hakikati gören (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]karine: ek delil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                  [TD]lisan: dil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]menfi: olumsuz[/TD]
                  [TD]müessir: tesir eden[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müsbet: olumlu[/TD]
                  [TD]müstağrak: kendinden geçmiş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
                  [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nizam-ı kevn: kâinattaki düzen (bk. n-ẓ-m; k-v-n)[/TD]
                  [TD]sadef: inci kabuğu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]serâser: baştan başa[/TD]
                  [TD]taayyün: belli olma, belirlenme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tasrih: açıklama[/TD]
                  [TD]tayin: belirli kılma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                  [TD]tevhid-i celâli: Allah’ın haşmet ve heybetiyle tek ve bir olması ve hiçbir şekilde ve keyfiyette ortağının bulunmaması (bk. v-ḥ-d; c-l-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevhid-i kayyûmiyet: Allah’tan başka varlıkları ayakta tutup varlıklarını devam ettiren kuvvet ve kudretin olmaması (bk. v-ḥ-d; ḳ-v-m)[/TD]
                  [TD]tevhid-i rububiyet: varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah’tan gelmesi (bk. v-ḥ-d; r-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevhid-i ulûhiyet: kâinattaki bütün varlıklardan çıkan meyvelerin, ibadet, hamd ve övgü gibi değerlerin bir olan Allah’a ait olması (bk. v-ḥ-d; e-l-h)[/TD]
                  [TD]tevhid-i şuhud: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunun görülmesi (bk. v-ḥ-d; ş-h-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]ıtlak: genelleştirme (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #801301
                  Anonim

                    Yani tagayyür, ya tenasül, ya tecezzî eden elbet ne hâlıktır, ne kayyumdur, ne ilâh.

                    Veled fikri, tevellüd küfrünü blank.gif1 لَمْ reddeder, birden keser atar. Şu şirktendir ki, olmuştur beşer ekserisi gümrah.

                    Ki İsâ (a.s.), ya Üzeyr’in, ya melâik, ya ukûlün tevellüd şirki meydan alıyor nev-i beşerde gâh bâ-gâh.

                    Beşincisi: blank.gif2 وَلَمْ يُولَدْ Bir tevhid-i sermedî işareti şöyledir: Vâcib, kadîm, ezelî olmazsa olmaz İlâh.

                    Yâni, ya müddeten hâdis ise, ya maddeden tevellüd, ya bir asıldan münfasıl olsa, elbette olmaz şu kâinata penah.
                    Esbabperesti, nücumperestlik, sanem-peresti, tabiatperestlik şirkin birer nev’idir; dalâlette birer çâh.

                    Altıncı:
                    وَلَمْ يَكُنْ blank.gif3 Bir tevhid-i câmi’dir. Ne zâtında nazîri, ne ef’âlinde şerîki, ne sıfâtında şebîhi لَمْ lâfzına nazargâh.
                    Şu altı cümle mânen birbirine netice, hem birbirinin burhanı, müselseldir berâhin, müretteptir netâic şu sûrede karargâh.Demek şu Sûre-i İhlâsta, kendi miktar-ı kametinde müselsel, hem mürettep otuz sûre münderiç; bu bunlara sehergâh. لاَيَعْلَمُالْغَيْبَاِلاَّاللهُblank.gif4


                    • • •

                    [NOT]Dipnot-1
                    (Olumsuzluk edatı) “Değildir.”
                    Dipnot-2
                    “O doğurulmamıştır.” İhlâs Sûresi, 112:3
                    Dipnot-3
                    “Olmadı.” İhlâs Sûresi, 112:4.
                    Dipnot-4
                    Gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Sûre-i İhlâs: İhlâs Sûresi (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                    [TD]berâhin: güçlü deliller[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beşer: insanlık[/TD]
                    [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                    [TD]ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ekseri: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                    [TD]esbab-perest: sebeplere tapan (bk. s-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz (bk. e-z-l)[/TD]
                    [TD]gâh bâ-gâh: zaman zaman[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gümrah: yolunu şaşırmış[/TD]
                    [TD]hâdis: sonradan olan (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâlık: yaratıcı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [TD]kadîm: varlığının başı ve öncesi olmayan (bk. ḳ-d-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]karargâh: karar yeri[/TD]
                    [TD]kayyûm: herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren (bk. ḳ-v-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                    [TD]lâfz: ifade, kelime[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]melâik: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                    [TD]miktar-ı kamet: boy ölçüsü (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
                    [TD]münderiç: yerleştirilmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]münfasıl: ayrılmış[/TD]
                    [TD]mürettep: bağlantılı, dizili[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müselsel: silsile halinde, zincirleme[/TD]
                    [TD]nazargâh: bakılacak yer (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazîr: benzer, eş (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [TD]netâic: neticeler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                    [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nücumperest: yıldızlara tapan[/TD]
                    [TD]penah: sığınak, dayanak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sanem-perest: putlara tapan[/TD]
                    [TD]sehergâh: seher vakti; toplanma yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tabiatperest: tabiata tapan (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                    [TD]tagayyür: başkalaşma, değişme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecezzî: parçalara ayrılma (bk. c-z-e)[/TD]
                    [TD]tenasül: üreme, nesil yetiştirme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevellüd: doğma[/TD]
                    [TD]tevhid-i câmi: çok kapsamlı ve herşeyi içine alan tevhid anlayışı (bk. v-ḥ-d; c-m-a)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevhid-i sermedî: sürekli var olan yaratıcının birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                    [TD]ukûl: akıllar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]veled: çocuk, evlad[/TD]
                    [TD]vâcib: varlığı zorunlu olan (bk. v-c-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Üzeyr: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]çâh: kuyu, çukur[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]İsa: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]şebîh: benzer[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şerîk: ortak[/TD]
                    [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #801302
                    Anonim
                      Sebep sırf zâhirîdir

                      İzzet-i azamet ister ki, esbab-ı tabiî perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.Tevhid ve celâl ister ki, esbab-ı tabiî, dâmenkeş-i tesir-i hakikî olaHAŞİYE-1AŞİYE kudret eserinde.

                      • • •

                      Vücut âlem-i cismanîde münhasır değil

                      Vücudun hasra gelmez muhtelif envâını, münhasır olmaz, sıkışmaz şu şehadet âleminde.Âlem-i cismanî bir tenteneli perde gibi şule-feşan gaybî avâlim üzerinde.

                      • • •

                      Kalem-i kudrette ittihad, tevhidi îlân eder


                      Eser-i itkan-ı san’at, fıtratın her köşesinde bilbedâhe reddeder esbabının icadını.Nakş-ı kilkî, ayn-ı kudret; hilkatin her noktasında bizzarure reddeder vesaitin vücudunu.

                      • • •

                      Birşey herşeysiz olmaz

                      Kâinatta serbeser sırr-ı tesanüd müstetir, hem münteşir. Hem cevânibde tecavüb, hem teâvün gösterir.Ki yalnız bir kudret-i âlemşümuldür yaptırır, zerreyi her nisbetiyle halk edip yerleştirir.Kitab-ı âlemin her satırıyla her harfi hayy; ihtiyaç sevk ediyor, tanıştırır.

                      [NOT]Haşiye-1
                      AŞİYE Hakikî tesirden elini çeksin, icada karışmasın demektir.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]avâlim: âlemler (bk. a-l-m)[/TD]
                      [TD]ayn-ı kudret: kudretin kendisi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                      [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]celâl: haşmet, yücelik, heybet (bk. c-l-l)[/TD]
                      [TD]cevânib: taraflar, yönler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dâmenkeş-i tesir-i hakikî: gerçek tesirden el etek çeken (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                      [TD]esbab-ı tabiî: tabii sebepler, maddî şartlar (bk. s-b-b; ṭ-b-a)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]eser-i itkan-ı san’at: sağlam ve pürüzsüz san’at eseri[/TD]
                      [TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r; ṣ-n-a)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gaybî: bilinmeyen, görünmeyen (bk. ğ-y-b)[/TD]
                      [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]halk etme: yaratma (bk. ḫ-l-k)[/TD]
                      [TD]hasr: sınırlama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hayy: diri, canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                      [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                      [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ittihad: birlik, birleşme[/TD]
                      [TD]izzet-i azamet: büyüklüğün izzeti, şânı (bk. a-z-z; a-ẓ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kalem-i kudret: kudret kalemi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat (bk. k-t-b; a-l-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudret: İlâhî güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]kudret-i âlemşümul: kâinatı kaplayan güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r; a-l-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                      [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münhasır: ait, sınırlı[/TD]
                      [TD]münteşir: yayılmış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
                      [TD]nakş-ı kilkî: kalemin ucuyla yapılan nakış (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [TD]nisbet: ölçü, oran (bk. n-s-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]perdedar-ı dest-i kudret: kudret elinin perdecisi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                      [TD]serbeser: baştan başa[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sırr-ı tesanüd: dayanışma sırrı (bk. s-n-d)[/TD]
                      [TD]teavün: yardımlaşma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecavüb: birbirinin ihtiyacına cevap verme (bk. c-v-b)[/TD]
                      [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vesait: vasıtalar, araçlar[/TD]
                      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
                      [TD]zâhirî: görünürde (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem-i cismanî: maddî âlem (bk. a-l-m)[/TD]
                      [TD]şehadet âlemi: görünen âlem (bk. ş-h-d; a-l-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şule-feşan: ışık saçan[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #801303
                      Anonim

                        Her nereden gelirse gelsin, nidâ-i hâcete lebbeyk-zendir; sırr-ı tevhid namına etrafı görüştürür.Zîhayat her harfi, herbir cümleye müteveccih birer yüzü, hem de nâzır birer gözü baktırır.

                        • • •

                        Güneşin hareketi cazibe içindir, cazibe istikrar-ı manzumesi içindir


                        Güneş bir meyvedardır; silkinir, tâ düşmesin müncezip seyyar olan yemişleri.Ger sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları.

                        • • •

                        Küçük Şeyler büyük şeylerle merbuttur

                        Sivrisinek gözünü halk eyleyendir mutlaka güneşi, hem kehkeşi halk eylemiş.Pirenin midesini tanzim edendir mutlaka manzume-i şemsiyeyi nazm eylemiş.Gözde rü’yet, midede hem ihtiyacı derc edendir mutlaka semâ gözüne ziya sürmesi çekmiş, Zemin yüzüne gıda sofrası sermiş.

                        • • •

                        Kâinatın nazmında büyük bir i’caz var

                        Kâinatın gör ki telifinde bir i’caz var. Ger bütün esbab-ı tabiiye bi’l-farzı’l-muhalOla herbiri muktedir bir fâil-i muhtar,O i’câza karşı nihayet acz ile bil’imtisalEderek secde ki:

                        سُبْحَانَكَ لاَ قُدْرَةَ فِينَا رَبَّـنَا اَنْتَ الْقَدِيرُ اْلاَزَلِىُّ ذُوالْجَلاَلِ blank.gif1
                        • • •

                        Kudrete nisbet herşey müsavidir

                        مَاخَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّكَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ blank.gif2

                        [NOT]Dipnot-1
                        “Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederiz, ey Rabbimiz! Sen ezelî Kadîrsin ve celâl sahibisin.”
                        Dipnot-2
                        “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.[/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                        [TD]bil’imtisal: uygulayarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bi’l-farzı’l-muhal: imkansız olan bir şeyin olduğunu varsayarak[/TD]
                        [TD]cazibe: çekim[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cezbe: çekim gücü[/TD]
                        [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]esbab-ı tabiiye: tabiî, doğal sebepler (bk. s-b-b; ṭ-b-a)[/TD]
                        [TD]feza: uzay[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fâil-i muhtar: dilediğini yapmakta serbest olan (bk. f-a-l; ḫ-y-r)[/TD]
                        [TD]ger: eğer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]halk eylemek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                        [TD]istikrar-ı manzume: sistemin istikrarı, kararlılığı (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]i’câz: mu’cizelik, başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma (bk. a-c-z)[/TD]
                        [TD]kehkeş: samanyolu galaksisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lebbeyk-zen: buyurun diyen[/TD]
                        [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meczup: cezbedilmiş, çekilmiş[/TD]
                        [TD]merbut: bağlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meyvedar: meyveli, verimli[/TD]
                        [TD]muktedir: güç ve kudret sahibi ve dilediği şeyi yapabilen (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [TD]müncezip: cezbedilmiş, çekilmiş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                        [TD]müteveccih: yönelik, yönelmiş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nam: ad[/TD]
                        [TD]nazm: diziliş, tertip (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazm eylemek: dizmek, tertiplemek (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [TD]nidâ-i hâcet: ihtiyaç sesi (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nihayet: son[/TD]
                        [TD]nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nâzır: bakan, gözeten (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                        [TD]rü’yet: görme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
                        [TD]seyyar: gezici, hareketli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sükûnet: durgunluk, hareketsizlik (bk. s-k-n)[/TD]
                        [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sırr-ı tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanmanın sırrı (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                        [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]telifi: (kitap vs.) yazılması, yaratılması[/TD]
                        [TD]zemin: yer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziya: ışık[/TD]
                        [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; h-y-y)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #801304
                        Anonim

                          Bir kudret-i zâtiyedir, hem ezelî; acz tahallül edemez.Onda merâtip olmayıp, mevâni tedahül edemez. İsterse küll, isterse cüz, nisbet tefavüt eylemez.Çünkü herşey bağlıdır herşey ile. Herşeyi yapamayan birşeyi de yapamaz.

                          • • •

                          Kâinatı elinde tutamayan zerreyi halk edemez

                          Tesbih gibi nazmeyleyip kaldıracak arzımızı, şümûsu, nücumu, hasra gelmez,Şu fezanın başına, hem sinesine takacak öyle kuvvetli ele bir kimse mâlik olmaz.Dünyada hiçbir şeyde dâvâ-yı halk edip iddia-yı icad edemez.

                          • • •

                          İhya-yı nev’, ihya-yı fert gibidir

                          Mevt-âlûd bir nevm ile kışta uyuşmuş bir sinek, nasıl onun ihyası kudrete ağır gelmez.Şu dünyanın mevti de, ihyası da öyledir. Bütün zîruh ihyası onda fazla nazlanmaz.blank.gif1

                          • • •

                          Tabiat bir san’at-ı İlâhiyedir

                          Değil tâbi’ tabiat, belki matba’. Değil nakkâş, o belki bir nakıştır. Değil fâil, o kabildir. Değil masdar, o mistardır.Değil nâzım, o nizamdır. Değil kudret, o kanundur. İradî bir şeriattir, değil haric-i hakikattar.

                          • • •

                          Vicdan, cezbesi ile Allah’ı tanır

                          Vicdanda mündemiçtir bir incizap ve cezbe. Bir câzibin cezbiyle daim olur incizap.

                          [NOT]Dipnot-1
                          bk. Lokman Sûresi, 39:6.[/NOT]

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                          [TD]arz: dünya[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cezbe: Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelme[/TD]
                          [TD]cüz: parça (bk. c-z-e)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dâvâ-yı halk: yaratma iddiası (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                          [TD]ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz (bk. e-z-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]feza: uzay[/TD]
                          [TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                          [TD]haric-i hakikatdar: gerçek varlığı olan somut bir varlık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hasr: sınırlama, sınırlandırma[/TD]
                          [TD]iddia-yı icad: var etme, yaratma iddiası (bk. v-c-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihya: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [TD]ihya-yı fert: bir kişiye hayat verme (bk. ḥ-y-y; f-r-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihya-yı nev’: bir türe hayat verme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [TD]incizap: cezb edilme, çekilme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iradî bir şeriat: irade sıfatından gelen bir kanun ve düzenleme (bk. r-v-d; ş-r-a)[/TD]
                          [TD]kabil: kabul eden, yapılan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kudret: İlâhî güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [TD]kudret-i zâtiye: bizzat kendinden olan güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                          [TD]küll: bütün (bk. k-l-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]masdar: kaynak, birşeyin çıktığı yer[/TD]
                          [TD]matba’: tab olunmuş, yapılmış[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]merâtip: mertebeler, dereceler[/TD]
                          [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevt-âlûd: ölümle karışık (bk. m-v-t)[/TD]
                          [TD]mevâni: engeller, mâniler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mistar: cetvel, birşeyin kaynağından çıkmasına yarayan âlet[/TD]
                          [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mündemiç: yerleştirilmiş[/TD]
                          [TD]nakkaş: nakşeden, işleyen (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nazmeylemek: dizmek (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]nevm: uyku[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b)[/TD]
                          [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nâzım: düzenleyen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]nücûm: yıldızlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]san’at-ı İlâhîye: Allah’ın sanatı (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
                          [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahallül: sızma, içine girme[/TD]
                          [TD]tedahül: müdahele etme, karışma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tefavüt eylemek: farklılık göstermek[/TD]
                          [TD]tâbi’: tab eden, yapan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
                          [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şümûs: güneşler[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #801305
                          Anonim

                            Cezbe düşer zîşuur, ger Zülcemâl görünse, etse tecellî daim pürşâşaa bîhicap.Bir Vâcibü’l-Vücuda, Sahib-i Celâl ve Cemâl, şu fıtrat-ı zîşuur kat’î şehadet-meab.Bir şahidi o cezbe; hem diğeri incizap.

                            • • •

                            Fıtratın şehadeti sadıkadır

                            Fıtratta yalan yoktur; ne dediyse doğrudur. Çekirdeğin lisanı,Meyl-i nümüv der: “Ben sünbüllenip meyvedar…” Doğru çıkar beyanı.Yumurtanın içinde, derin derin söyler hayatın meyelânıKi, “Ben piliç olurum, izn-i İlâhî ola.” Sadık olur lisanı.Bir avuç su, bir demir gülle içinde eğer niyet etse incimad, bürudetin zamanı.İçindeki inbisat meyli der: “Genişlen, bana lâzım fazla yer.” Bir emr-i bîemânî…Metin demir çalışır, onu yalan çıkarmaz. Belki onda doğruluk, hem de sıdk-ı cenanî,O demiri parçalar. Şu meyelânlar bütün birer emr-i tekvinî, birer hükm-ü Yezdânî,Birer fıtrî şeriat, birer cilve-i irade. İrade-i İlâhî, idare-i ekvânî,Emirleri şunlardır: Birer birer meyelân, birer birer imtisal, evâmir-i Rabbânî.Vicdandaki tecellî aynen böyle cilvedir ki incizap ve cezbe iki musaffâ cânı,İki mücellâ camdır. Akseder içinde cemâl-i lâyezâlî, hem de nur-u imanî.

                            • • •

                            Nübüvvet beşerde zaruriyedir

                            Karıncayı emirsiz, arıyı yâsupsuz bırakmayan kudret-i ezeliye, elbette,Beşeri de bırakmaz şeriatsiz, nebîsiz. Sırr-ı nizam-ı âlem böyle ister elbette.

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]

                            Sahib-i Celâl ve Cemâl: sonsuz haşmet, görkem ve güzellik sahibi (bk. c-l-l; c-m-l)[/TD]
                            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Zülcemâl: sonsuz güzellik sahibi Allah (bk. ẕü; c-m-l)[/TD]
                            [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]beşer: insanlık[/TD]
                            [TD]bîhicap: perdesiz, örtüsüz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bürudet: soğukluk[/TD]
                            [TD]cemâl-i lâyezâlî: son bulmayan güzellik (bk. c-m-l; z-v-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cezb: çekim[/TD]
                            [TD]cezbe: çekim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cilve: görünme (bk. c-l-y)[/TD]
                            [TD]cilve-i irade: İlâhî iradenin görünümü (bk. c-l-y; r-v-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]emr-i bîemânî: amansız, acımasız emir[/TD]
                            [TD]emr-i tekvinî: Allah’ın yaratılışa koyduğu kanun (bk. k-v-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]evâmir-i Rabbânî: Allah’ın emirleri (r-b-b)[/TD]
                            [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fıtrat-ı zîşuur: şuurlu, bilinçli yaratılış (bk. f-ṭ-r; ẕî; ş-a-r)[/TD]
                            [TD]fıtrî şeriat: yaratılışa ait kanun (bk. f-ṭ-r; ş-r-a)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ger: eğer[/TD]
                            [TD]hükm-i Yezdanî: Allah’ın hükmü (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]idare-i ekvânî: âlemlerin, varlıkların idaresi (bk. k-v-n)[/TD]
                            [TD]imtisal: emre uyma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
                            [TD]incimad: donma, katılaşma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]incizap: cezb edilme, çekilme[/TD]
                            [TD]irade-i İlâhî: Allah’ın iradesi, dilemesi (bk. r-v-d; e-l-h)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]izn-i İlâhî: Allah’ın izni (bk. e-l-h)[/TD]
                            [TD]kat’î: kesin[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kudret-i ezeliye: Cenâb-ı Hakkın başlangıcı olmayan sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
                            [TD]lisan: dil[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]metin: sağlam[/TD]
                            [TD]meyelân: meyletme, yönelme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meyl: eğilim, istek ve arzu[/TD]
                            [TD]meyl-i nümüv: gelişme ve büyüme eğilimi, isteği[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meyvedar: meyveli, verimli[/TD]
                            [TD]musaffâ: arınmış, safileşmiş (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mücellâ: cilâlı, parlak[/TD]
                            [TD]nebî: peygamber (bk. n-b-e)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nur-u imanî: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n)[/TD]
                            [TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]pürşâşaa: göz alıcı parlaklıkta, çok gösterişli[/TD]
                            [TD]sadık: doğru, gerçek (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sıdk-ı cenanî: kalpten gelen doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                            [TD]sırr-ı nizam-ı âlem: âlemin düzenindeki sır (bk. n-ẓ-m; a-l-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y)[/TD]
                            [TD]yâsup: arı beyi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zaruriye: zorunlu[/TD]
                            [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [TD]şehadet-meab: şahitlik alanı (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #801306
                            Anonim
                              Meleklerde Mirac, insanlarda şakk-ı kamer gibidir


                              Bir mirac-ı kerametle melekler, gördüler elhak ki müsellem bir nübüvvette muazzam bir velâyet var.O parlak zât, burâka binmiş de berk olmuş, kamervâri serâser âlem-i nuru da görmüştür.Şu şehadet âleminde münteşir insanlara hissî büyük bir mu’cize nasıl ki

                              وَانْشَقَّ الْقَمَرُ blank.gif1 dir.blank.gif2

                              Bu Miracdır âlem-i ervahtaki sakinlere en büyük bir mu’cize ki
                              blank.gif3 سُبْحَانَ الَّذِۤى اَسْرٰى dır.


                              • • •

                              Kelime-i şehadetin burhanı içindedir

                              Kelime-i şehadet: Vardır iki kelâmı. Birbirine şahittir, hem delil ve burhandır.Birincisi, sânîye bir burhan-ı lümmîdir. İkincisi, evvele bir burhan-ı innîdir.

                              • • •

                              Hayat bir çeşit tecellî-i vahdettir

                              Hayat bir nur-u vahdettir; şu kesrette eder tevhid tecellî. Evet, bir cilve-i vahdet eder kesretleri tevhid ve yektâ.Hayat birşeyi herşeye eder mâlik. Hayatsız şey, ona nisbet ademdir cümle eşya.

                              • • •

                              [NOT]Dipnot-1
                              “Ay yarıldı.” Kamer Sûresi, 54:1.
                              Dipnot-2
                              bk. el-Îcî, Kitabü’l-Mevakıf 3:405-406; el-Âmidî, Gayetü’l-Meram 1:356; İbni Teymiyye, el-Ceva-bü’s-Sahih 1:414; 2:44; eş-Şehristânî, el-Fark Beyne’l-Firâk 1:313.
                              Dipnot-3
                              “Gece seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir.” İsrâ Sûresi, 17:1
                              [/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Mirac: Peygamberimizin (a.s.m.) Allah’ın huzuruna yükselişi ve bütün kâinat âlemlerini gezdiği yolculuk (bk. a-r-c)
                              [/TD]
                              [TD]adem: yokluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]berk: şimşek[/TD]
                              [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]burhan-ı innî: eserden müessire, yani eseri yapana, olaylardan kanuna ulaştıran delil, tümdengelim[/TD]
                              [TD]burhan-ı limmî: müessirden esere, yani eseri yapandan esere, kanundan olaylara ulaştıran delil, tümevarım[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]burâk: Cennete mahsus bir binek[/TD]
                              [TD]cilve-i vahdet: Allah’ın birliğinin görüntüsü (bk. c-l-y; v-ḥ-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]elhak: gerçekten (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kamervâri: ay gibi[/TD]
                              [TD]kelime-i şehadet: “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim” ifadesi (bk. k-l-m; ş-h-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kelâm: kelime, söz (bk. k-l-m)[/TD]
                              [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mirac-ı keramet: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veliliğinin kerâmeti olan mirca (bk. a-r-c; k-r-m)[/TD]
                              [TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
                              [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münteşir: yayılmış olan[/TD]
                              [TD]müsellem: doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş (bk. s-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b)[/TD]
                              [TD]nur-u vahdet: Allah’ın birliğinin nuru (bk. n-v-r; v-ḥ-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nübüvvet: peygamberlik (bk. n-b-e)[/TD]
                              [TD]sakin: ikâmet eden, yerleşmiş olan (bk. s-k-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]serâser: baştan başa[/TD]
                              [TD]sânî: ikinci[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tecellî: yansıma, görünme (bk. c-l-y)[/TD]
                              [TD]tecellî-i vahdet: Allah’ın birliğinin tecellîsi, yansıması (bk. c-l-y; v-ḥ-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                              [TD]velâyet: velîlik (bk. v-l-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]yektâ: tek, bir[/TD]
                              [TD]âlem-i ervah: ruhlar âlemi (bk. a-l-m; r-v-h)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i nur: nur âlemi (bk. a-l-m; n-v-r)[/TD]
                              [TD]şakk-ı kamer: Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şehadet âlemi: görünen madde âlemi (bk. ş-h-d; a-l-m)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #801307
                              Anonim
                                Ruh, vücud-u hâricî giydirilmiş bir kanundur

                                Ruh bir nuranî kanundur; vücud-u hâricî giymiş bir namustur, şuuru başına takmış.blank.gif1Bu mevcut ruh, şu makul kanuna olmuş iki kardeş, iki yoldaş.Sabit ve hem daim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi hem âlem-i emir, hem irade vas-fından gelir.Kudret vücud-u hissî giydirir, şuuru başına takar, bir seyyâle-i lâtifeyi o cevhere sadef eder.Eğer envâdaki kanunlara kudret-i Hâlık vücud-u hâricî giydirirse, herbiri bir ruh olur.Ger vücudu ruh çıkarsa, başından şuuru indirirse, yine lâyemut kanun olur.

                                • • •

                                Hayatsız vücut adem gibidir


                                Ziya ile hayatın herbiri, mevcudatın birer keşşafıdır. Bak: Nur-u hayat olmazsa,Vücut adem-âlûddur, belki adem gibidir. Evet, garip, yetimdir, hayatsız ger kamer’se.

                                • • •

                                Hayat sebebiyle karınca küreden büyük olur

                                Ger mizanü’l-vücutla karıncayı tartarsan, onda çıkan kâinat küremize sıkışmaz.Bence küre hayevândır, başkaların zannınca meyyit olan küreyi ger getirip koyarsan,Karıncanın karşısına, o zîşuur başının nısfı bile olamaz.

                                • • •

                                Nasrâniyet İslâmiyete teslim olacak

                                Nasrâniyet intıfâ, ya ıstıfâ bulacak. İslâma karşı teslim olup terk-i silâh edecek.

                                [NOT]Dipnot-1
                                bk. İsrâ Sûresi, 17:85.[/NOT]

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]
                                Nasrâniyet
                                : Hıristiyanlık
                                [/TD]
                                [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]adem-âlûd: yoklukla karışık[/TD]
                                [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fıtrî: yaratılıştan gelen, doğal (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                                [TD]ger: eğer[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hayevân: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                [TD]intıfâ: sönmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]irade: dileme, tercih (bk. r-v-d)[/TD]
                                [TD]kamer: ay[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]keşşâf: keşfedici, açığa çıkarıcı (bk. k-ş-f)[/TD]
                                [TD]kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret-i Hâlık: herşeyi yaratan Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küre: dünya[/TD]
                                [TD]lâyemut: ölümsüz (bk. mâ-lâ; m-v-t)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]makul: akla uygun[/TD]
                                [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mevcut: vücudu olan (bk. v-c-d)[/TD]
                                [TD]meyyit: ölü (bk. m-v-t)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mizanü’l-vücut: varlık terazisi (bk. v-z-n; v-c-d)[/TD]
                                [TD]namus: kanun, nizam (bk. n-m-s)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
                                [TD]nuranî: maddî yapısı olmayıp nurdan yaratılmış olan (bk. n-v-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nısf: yarısı[/TD]
                                [TD]sadef: inci kabuğu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]seyyâle-i lâtife: akıcı özelliğe sahip mânevî varlık (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                [TD]terk-i silâh: silah bırakma, teslim olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vasıf: özellik, sıfat (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                                [TD]vücud-u haricî: varlık dünyasına çıkmış; ilim dairesinden çıkıp var edilmiş olan (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vücud-u hissî: duyu organları ile kavranabilen varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                [TD]vücut: beden, varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziya: ışık[/TD]
                                [TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlem-i emir: Cenâb-ı Hakkın doğrudan emriyle idare edilen âlem; kanunlar âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
                                [TD]ıstıfâ: saflaşma, arınma (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #801308
                                Anonim

                                  Mükerreren yırtıldı, Purutluğa tâ geldi, Purutlukta görmedi ona salâh verecek.Perde yine yırtıldı, mutlak dalâle düştü. Bir kısmı lâkin bazı yakınlaştı tevhide; onda felâh görecek.Hazırlanır şimdidenHAŞİYE-1AŞİYE yırtılmaya başlıyor. Sönmezse safvet bulup İslâma mal olacak.Bu bir sırr-ı azîmdir. Ona remz ve işaret: Fahr-i Rusul demiştir, “İsâ, şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.”blank.gif1


                                  • • •

                                  Tebeî nazar, muhali mümkün görür

                                  Meşhurdur ki, îdin hilâline bakardı cemaat-i kesire. Kimse birşey görmedi.Zevâlî bir ihtiyar yemin etti ki, “Gördüm.” Halbuki gördüğü, kirpiğinin takavvüs etmiş beyaz bir kılı idi.O kıl oldu onun hilâli. O mukavves kıl nerede? Hilâl olmuş kamer nerede? Ger anladın şu remzi,Zerrattaki harekât, kirpik-i aklın olmuş, birer kıl-ı zulmettar, kör etmiş maddî gözü.Teşkil-i cümle envâ fâilini göremez, düşer başına dalâl.O hareket nerede, Nazzâm-ı kevn nerede? Onu ona vehmetmek muhaldir ender muhal!

                                  • • •

                                  Kur’ân âyine ister, vekil istemez

                                  Ümmetteki cumhuru, hem avâmın umumu, burhandan ziyade mehazdaki kudsiyet şevk-i itaat verir, sevk eder imtisale.

                                  [NOT]Haşiye-1
                                  AŞİYE Bu dehşetli Harb-i Umumî neticesindeki vaziyete işaret eder. Belki İkinci Harb-i Umumîden tam haber verir.

                                  Dipnot-1
                                  bk. Buhârî, Enbiyâ 49, Büyû’ 102, Mezâlim 31; Müslim, Îman 24-247; Ebû Dâvûd, Melâhim 14; Tirmizî Fiten 54; İbni Mâce, Fiten 33; Müsned 2:240-272;[/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Fahr-i Rusul: bütün peygamberlerin övünç kaynağı Hz. Muhammed (bk. r-s-l)[/TD]
                                  [TD]Harb-i Umumî: I. Dünya Savaşı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Nazzâm-ı kevn: kâinata ve bütün varlık âlemine düzen veren Allah (bk. n-ẓ-m; k-v-n)[/TD]
                                  [TD]Purutluk: Protestanlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]avâm: halk[/TD]
                                  [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cemaat-i kesire: büyük bir topluluk (bk. c-m-a; k-s̱̱-r)[/TD]
                                  [TD]cumhur: çoğunluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dalâl: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                                  [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]felâh: kurtuluş[/TD]
                                  [TD]fâil: işi yapan (bk. f-a-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ger: eğer[/TD]
                                  [TD]harekât: hareketler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                                  [TD]hilâl: yay biçimindeki ay[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]imtisal: uyma[/TD]
                                  [TD]kamer: ay[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kirpik-i akl: akıl kirpiği[/TD]
                                  [TD]kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kıl-ı zulmettar: büyük bir hakikatin önünü kapatan bir kıl (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                                  [TD]mehaz: kaynak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhal: olması imkânsız[/TD]
                                  [TD]muhal ender muhal: imkansızlık içinde imkansızlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukavves: yay şeklinde[/TD]
                                  [TD]mutlak: kesin (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mükerreren: defalarca, tekrarla[/TD]
                                  [TD]mümkün: olabilir (bk. m-k-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                  [TD]remz: işaret[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]safvet: safilik, pâklık (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                                  [TD]salâh: iyileşme, düzelme (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                                  [TD]takavvüs: yay gibi olma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tebeî: dolaylı, başka bir şeye tabi olan[/TD]
                                  [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]teşkil-i cümle envâ: bütün türleri meydana getirme[/TD]
                                  [TD]umum: bütün, genel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vehmetmek: vehme kapılmak, kuruntulanmak[/TD]
                                  [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zevâlî: geçip gidici, ölüme yakın (bk. z-v-l)[/TD]
                                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âyine: ayna[/TD]
                                  [TD]îd: bayram[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
                                  [TD]İsâ: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şer’: şeriat, Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
                                  [TD]şevk-i itaat: itaat etme arzusu, isteği[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 70)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.