- Bu konu 68 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Ocak 2012: 11:12 #801378
Anonim
Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeliHAŞİYE-1AŞİYE 1
اِذاَ تَاَنَّثَ الرِّجَالُ السُّفَهَاۤءُ بِالْهَوَسَاتِ اِذاً تَرَجَّلَ النِّسَاۤءُ النَّاشِزاَتُ بِالْوَقَاحَاتِ
1
Mimsiz medeniyet, taife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metâı yapmış. Şer’-i İslâm onları
Rahmeten davet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayatı âilede. Temizlik ziynetleri.Haşmetleri hüsn-ü hulk, lütf-u cemâli ismet, hüsn-ü kemâli şefkat, eğlencesi evlâdı. Bunca esbab-ı ifsat, demir sebat kararıLâzımdır, tâ dayansın. Bir meclis-i ihvanda güzel karı girdikçe, riyâ ile rekabet, haset ile hodgâmlık depretir damarları.Yatmış olan hevesat birden bire uyanır. Taife-i nisâda serbestî inkişafı, sebep olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birden bire inkişafı.Şu medenî beşerin hırçınlaşmış ruhunda, şu suretler denilen küçük cenazelerin, mütebessim meyyitlerin rolleri pek azîmdir. Hem müthiştir tesiri. HAŞİYE-2AŞİYE 2
Memnu heykel, suretler, ya zulm-ü mütehaccir, ya mütecessid riyâ, ya müncemid hevestir. Ya tılsımdır; celb eder o habis ervahları.[NOT]
Haşiye-1
AŞİYE 1 Tesettür Risalesinin esasıdır. Yirmi sene sonra müellifinin mahkûmiyetine sebep gösteren bir mahkeme, kendini ve hâkimlerini ebedî mahkûm ve mahcup eylemiş.
Dipnot-1
Sefih erkekler hevesâtına uyarak kadınlaştığında; nâşize kadınlar da hayasızlıkla erkekleşir.
Haşiye-2
AŞİYE 2 Nasıl meyyite bir karıya nefsanî nazarla bakmak nefsin dehşetle alçaklığını gösterir. Öyle de, rahmete muhtaç bir biçare meyyitenin güzel tasvirine müştehiyâne bir nazarla bakmak, ruhun hissiyât-ı ulviyesini söndürür.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Tesettür Risalesi: örtünmeyle ilgili risale; Lem’alar adlı eserde yer almaktadır (Yirmi Dördüncü Lem’a) (bk. r-s-l)[/TD]
[TD]ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]celb etmek: kendine çekmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşet: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervah: ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[TD]esbab-ı ifsat: fesat çıkarıcı ve bozucu sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]habis: pis, kötü[/TD]
[TD]haset: kıskançlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevesat: gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular[/TD]
[TD]hissiyât-ı ulviye: yüce duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodgâmlık: bencillik[/TD]
[TD]hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü hulk: güzel ahlâk (bk. ḥ-s-n; ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]hüsn-ü kemâl: güzel kemâl, olgunluk (bk. ḥ-s-n; k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, açılma (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]ismet: masumluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lütf-u cemâl: hoş güzellik (bk. l-ṭ-f; c-m-l)[/TD]
[TD]mahkûm: hükümlü, tutuklu (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahkûmiyet: hükümlülük, tutukluluk (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]mebzul: bolca bulunan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meclis-i ihvan: kardeşler meclisi[/TD]
[TD]memnu: yasaklanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]metâ: mal[/TD]
[TD]meyyit: ölü, cenaze (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyyite: kadın cenazesi (bk. m-v-t)[/TD]
[TD]mimsiz medeniyet: “deniyet”, aşağılık medeniyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müellif: yazar[/TD]
[TD]müncemid: donmuş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütebessim: tebessüm eden[/TD]
[TD]mütecessid: cesetleşmiş, ceset haline gelmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müştehiyâne: iştahlı bir şekilde[/TD]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefsânî: nefsin hoşuna gider şekilde (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: gösteriş[/TD]
[TD]sebat: kararlılık, sabit olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serbestî: serbestlik[/TD]
[TD]suret: resim, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife-i nisâ: kadınlar topluluğu[/TD]
[TD]tasvir: resim, suret (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesettür: örtünme[/TD]
[TD]tılsım: sihir, büyü; gizli ve esrarlı şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs (bk. z-y-n)[/TD]
[TD]zulm-ü mütehaccir: taşlaşmış zulüm (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
[TD]şer’-i İslâm: İslâm şeriatı, Allah tarafından bildirilen, emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:15 #801379Anonim
Tasarruf-u kudretin vüs’ati, vesâit ve muinleri reddederO Kadîr-i Zülcelâl, tasarruf-u kudreti, tevessü-ü tesiri noktasında oluyor şemsimiz zerre-misal.
Nev-i vâhidde olan tasarruf-u azîmi mesafesi vâsidir. İki zerre beyninde cazibeyi ele al,
Git de, tâ şemsüşşümus ve kehkeşan beynindeki cazibenin yanında koy.
Yükü bir kar tanesi bir melek, şemsi ele almış bir şems-misal meleğin yanına getir. İğne kadar bir balığı, balina balığı da yan yana bırak. O Kadîr-i Ezelî-i Zülcelâl
Tecellî-i vâsii, asgardan tâ ekbere itkan-ı mükemmeli birden tasavvura al. Cazibe ve nevâmis, vesâil-i pürseyyal
Gibi örfî emirler, tecellî-i kudrete, tasarruf-u hikmete birer isim olması; odur yalnız meâl.
Başka meâli olmaz. Beraber de bir düşün; bileceksin bizzarure ki, esbab-ı hakikî, vesâit-i zîmisal,
Muinler, hem şerikler birer emr-i bâtıldır, birer hayal-i muhal, o kudret nazarında. Hayat vücuda kemâl,
Makamı büyük, mühimdir. Buna binaen derim: Küremiz, âlemimiz neden mutî, musahhar olmasın, hayvan-misal?
O Sultan-ı Ezelînin bu tarz hayvan tuyûru kesretle münteşirdir şu meydan-ı fezada, muhteşem ve pürcemâl
Bostan-ı hilkatinde salmış da döndürüyor. Onlardaki nağamat, bunlardaki harekât, tesbihattır o akval,[TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr-i Ezelî-i Zülcelâl: varlığının başlangıcı olmayan sonsuz haşmet ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah (bk. (bk. s-l-ṭ; e-z-l)[/TD]
[TD]akval: sözler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asgar: en küçük[/TD]
[TD]beyninde: arasında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: –dayanarak[/TD]
[TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bostan-ı hilkat: yaratılış bostanı, bahçesi (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]cazibe: çekim gücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekber: en büyük (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]emr-i bâtıl: gerçek olmayan, sahte emir ve iş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı hakikî: gerçek sebepler (bk. s-b-b; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]harekât: hareketler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayal-i muhal: imkânsız hayal (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[TD]hayvan-misal: hayvan gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itkan-ı mükemmel: mükemmel derecede sağlamlık (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]kehkeşan: samanyolu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]küre: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meydan-ı feza: uzay boşluğu[/TD]
[TD]meâl: mânâ, anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muin: yardımcı[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutî: itaat eden, emre uyan[/TD]
[TD]münteşir: yayılmış olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nağamat: nağmeler, güzel sesler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i vâhid: tek bir tür (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]nevâmis: kanunlar (bk. n-m-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pürcemâl: güzelliklerle dolu (bk. c-m-l)[/TD]
[TD]tasarruf-u azîm: büyük tasarruf (bk. ṣ-r-f; a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf-u hikmet: hikmetle yapılan tasarruf, icraat (bk. ṣ-r-f; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]tasarruf-u kudret: Allah’ın sonsuz kudretinin tasarrufu (bk. ṣ-r-f; ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvur: düşünme, hayal etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tecellî-i kudret: Allah’ın sonsuz kudretinin tecellîsi, yansıması (bk. c-l-y; ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî-i vâsi: geniş tecellî, yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevessü-ü tesir: tesir sahasının genişlemesi[/TD]
[TD]tuyûr: kuşlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesâil-i pürseyyal: çok akışkan sebepler, vesileler[/TD]
[TD]vesâit: vasıtalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesâit-i zîmisal: misal sahibi vasıtalar; misalî araçlar (bk. ẕî; m-s̱-l)[/TD]
[TD]vâsi: geniş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
[TD]zerre-misal: zerre, atom gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems-misal: güneş gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]şemsüşşümus: güneşler güneşi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:19 #801380Anonim
İbadettir o ahval, Kadîm-i Lemyezele, Hakîm-i Lâyezâle. Küremiz hayvana pek benziyor, âsâr-ı hayat gösteriyor. Eğer yumurta kadar küçülse, bilfarzımuhal,
Mini mini bir hayvan olması pek muhtemel. Yuvarlak bir huveyne, küre kadar büyüse, o da böyle olması pek karîb bir ihtimal.
Âlemimiz insan kadar küçülse, yıldızları zerreler suretine dönerse, bir zîşuur hayvana dönmesi caiz olur, akıl da bulur mecal.
Demek âlem erkânlarıyla birer âbid-i müsebbih, birer mutî musahhar Hâlık-ı Lemyezele, Kadîr-i Lâyezâle.
Kemmen büyük olması, keyfen büyük olması her vakit lâzım gelmez. Zira daha cezaletlidir saat-i hardal-misal,
Bir saatten ki, timsali Ayasofî kadardır. Bir sineğin hilkati hayretfezâdır filden, o mahlûk-u bîfasal.
Ger kalem-i kudretle bir cüz-ü fert üstüne esîrin cevahir-i ferdiyle yazılsa bir Kur’ân ki, sığar-ı sahife nisbeti bir kibr-i san’at-meâl,
Sahife-i semâda yıldızlarla yazılan bir Kur’ân-ı Kerîme, cezaletle müsâvi. Nakkâş-ı Ezelînin san’atı her tarafta pürcemâl ve pürkemâl.
Her tarafta böyledir. Derece-i kemâlde kalemdeki ittihad, tevhidi ilân eder bu kelâm-ı pür-meâl; iyi bir dikkate al.• • •Melâike bir ümmettir; şeriat-i fıtriye ile memurdur
Şeriat-i İlâhî ikidir. Hem iki sıfattan gelmiş iki insan muhatap, hem de mükellef olmuş. Sıfat-ı iradeden gelen şer’-i tekvînî,
[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm-i Lâyezâl: varlığının sonu olmayan, herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; lâ; z-v-l)[/TD]
[TD]Hâlık-ı Lemyezel: hiçbir zaman yok olmayan ve herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; z-v-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîm-i Lemyezel: hiçbir zaman yok olmayan ve varlığının başlangıcı ve sonu bulunmayan Allah (bk. ḳ-d-m; z-v-l)[/TD]
[TD]Kadîr-i Lâyezâl: varlığının sonu olmayan ve sonsuz kudret sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; lâ; z-v-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakkaş-ı Ezelî: herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen, varlığının başlangıcı olmayan Allah (bk. n-ḳ-ş; e-z-l)[/TD]
[TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilfarzımuhal: olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme, varsayım[/TD]
[TD]cevahir-i ferd: tek başına olan cevherler; atomlar, zerreler (bk. f-r-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezâlet: güzel ve güçlü ifade (bk. c-z-l)[/TD]
[TD]cüz-ü fert: atom, en küçük parça (bk. c-z-e; f-r-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i kemâl: mükemmellik derecesi (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]erkân: rükünler, temel unsurlar (bk. r-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esir: bütün kâinatı kapladığına inanılan madde[/TD]
[TD]ger: eğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayretfezâ: hayret verici[/TD]
[TD]hilkat: yaratılış (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]huveyne: hayvancık[/TD]
[TD]ittihad: birleşme, birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalem-i kudret: kudret kalemi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]karîb: yakın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm-ı pür-meâl: geniş mânâlı söz (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]kemmen: sayıca, nicelik bakımından[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfen: kıymetçe, nitelik bakımından[/TD]
[TD]kibr-i san’at-meâl: san’at açısından büyüklük (bk. k-b-r; ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre: dünya[/TD]
[TD]mahlûk-u bîfasal: fırsat vermeyen yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecal: güç, takat[/TD]
[TD]melâik: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahhar: boyun eğen[/TD]
[TD]mutî: itaat eden, emre uyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükellef: yükümlü[/TD]
[TD]müsâvi: eşit, denk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: oran (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]pürcemâl: güzelliklerle dolu (bk. c-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]pürkemâl: mükemmelliklerle dolu (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]saat-i hardal-misal: tohum küçüklüğünde olan saat (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahife-i semâ: gök sayfası (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfat-ı irade: irade, dileme sıfatı (bk. v-ṣ-f; r-v-d)[/TD]
[TD]sığar-ı sahife: sayfanın küçüklüğü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]timsal: suret, görüntü (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom[/TD]
[TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âbid-i müsebbih: Allah’ı tesbih eden kul (bk. a-b-d; s-b-ḥ)[/TD]
[TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr-ı hayat: hayat eserleri, belirtileri (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]ümmet: millet, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat-ı fıtriye: Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar (bk. ş-r-a; f-ṭ-r)[/TD]
[TD]şeriat-ı İlâhî: Allah’ın koymuş olduğu kanun (bk. ş-r-a; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer’-i tekvînî: Allah’ın kâinata koyduğu kanunlar, yaratılış şeriatı (bk. ş-r-a; k-v-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:40 #801381Anonim
İnsan-ı ekber olan âlemin ahvâlini, hem de harekâtını—ki ihtiyarî değil—tanzim eden şer’dir. O meşiet-i Rabbânî,Yanlış bir ıstılahla tabiat da denilir. Sıfat-ı kelâmından gelen şeriat ise, âlem-i asgar olan insanın ef’âliniKi ihtiyarî olmuş, tanzim eden şer’dir. İki şer’ bir yerde bazan eder içtima. Melâike-i İlâhî, bir ümmet-i azîme, hem bir cünd-ü Sübhânî,
1
Birinci şer’e olmuş hamele-i mümtesil,
2 amele-i mümessil. Hem onlardan bir kısmı ibâd-ı müsebbihtir.
3 Bir kısmı da müstağrak, Arşın mukarrebîni.
4
• • •Madde rikkat peydâ ettikçe hayat şiddet peydâ eder
Hayat asıl, esastır; madde ona tâbidir, hem de onunla kaimdir. Bir hurdebinî huveyn havass-ı hamsesiyle insanın havassınıMuvazene edersen görürsün: İnsan ondan ne derece büyükse havassı o derece onunkinden aşağı. O huveyne işitir kardeşinin sesini,Hem de görür rızkını. Ger insan kadar büyüse, havassı hayretfezâ, hayatı şulefeşan, rüyeti de berk-âsâ bir nur-u âsümânî.İnsan, bir kitle-i mevattan bir zîhayat değildir. Belki de milyarlarla zîhayat hüceyrâtından mürekkep ve zîhayat bir hücre-i insanî.
اِنَّ اْلاِنْسَانَ كَصُورَةِ (يٰسۤ) كُتِبَتْ فِيهَا سُورَةُ (يٰسۤ) فَتَباَرَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
5
[NOT]Dipnot-1
bk. Enfal Sûresi, 8:9; Tevbe Sûresi, 9:26, 40; Neml Sûresi, 27:37; Ahzab Sûresi, 33:9.
Dipnot-2
bk. Müslim, Selâm 124; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 34; Ebû Davûd, Sünnet 18.
Dipnot-3
bk. Nahl Sûresi, 16:49; Zümer Sûresi, 39:75; Şûrâ Sûresi, 42:5.
Dipnot-4
bk. Nisa Sûresi, 4:172.
Dipnot-5
“Muhakkak ki insan, içinde Yâsin Sûresi yazılmış bir Yâsin kelimesinin çizimi gibidir. Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir!”[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Arş: Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (bk. a-r-ş)[/TD]
[TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]amele-i mümessil: temsilci işçi[/TD]
[TD]berk-âsâ: şimşek gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cünd-ü Sübhânî: her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan Allah’ın bir ordusu (bk. ṣ-b-h)[/TD]
[TD]ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ger: eğer[/TD]
[TD]hamele-i mümtesil: aldığı emri yüklenip yerine getiren taşıyıcılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harekât: hareketler[/TD]
[TD]havas: duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havass-ı hamse: beş duygu[/TD]
[TD]hayretfezâ: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hurdebinî: mikroskobik[/TD]
[TD]huveyn: hayvancık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
[TD]hücre-i insanî: insan hücresi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibâd-ı müsebbih: Cenâb-ı Hakkı tesbih eden kullar (bk. a-b-d; s-b-ḥ)[/TD]
[TD]ihtiyarî: seçime, tercihe bırakılmış (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insan-ı ekber: en büyük insan (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]içtima: toplânma, bir araya gelme (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaim: ayakta duran, var olan (bk. ḳ-v-m)[/TD]
[TD]kitle-i mevat: cansızlar, ölüler yığını (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike-i İlâhî: Allah’ın melekleri (bk. m-l-k; e-l-h)[/TD]
[TD]meşiet-i Rabbânî: Allah’ın dilemesi, iradesi (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukarrebîn: Allah’a mânen yakın olan büyük melekler[/TD]
[TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürekkep: oluşmuş[/TD]
[TD]müstağrak: dalmış, kendinden geçmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u âsümânî: semâvî nur, göksel ışık (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]rikkat peydâ etmek: inceleşmek, incelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rüyet: görme[/TD]
[TD]sıfat-ı kelâm: konuşma sıfatı (bk. v-ṣ-f; k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratıp değiştirdiği iddia edilen güç, doğa, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi: uyan[/TD]
[TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: kâinat, evren, yaratılmış herşey (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]âlem-i asgar: küçük âlem (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmet-i azîme: büyük millet, topluluk (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]ıstılah: kelimeye yüklenen özel anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]şer’: şeriat (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet peydâ etmek: şiddetlenmek[/TD]
[TD]şulefeşan: ışık saçan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:44 #801382Anonim
Maddiyyunluk bir tâun-u mânevîdirMaddiyyunluk bir tâun-u mânevî; beşere de tutturdu şu müthiş bir sıtmayı.HAŞİYE-1AŞİYE 1 Hem de âni çarptırdı bir gazab-ı İlâhî. Telkin, hem de taklit,
Tenkide kabiliyet-i tevessüü nisbeten, o tâun da ediyor tevessü ve intişar. Telkini fenden almış, medeniyetten taklit.
Hürriyet tenkit vermiş; gururundan dalâlet çıkmış.• • •Vücutta atâlet yok; işsiz adam, vücutta adem hesabına işler
En bedbaht, sıkıntılı, muztarip işsiz olan adamdır. Zira ki atâlet, vücut içinde adem, hayat içinde mevttir.
Sa’y ise, vücudun hayatı, hem hayatın yakazasıdır elbet.• • •Ribâ İslâma zarar-ı mutlaktır
Ribâ atâlet verir, şevk-i sa’yi söndürür. Ribânın kapıları, hem de onun kapları olan bu bankaların herDem nef’i ise, beşerin en fena kısmınadır. Onlar da gâvurlardır. Gâvurlardaki nef’i en fena kısmınadır; onlar da zalimler. HerDem zalimlerdeki nef’i en fena kısmınadır. Onlar da sefihlerdir. Âlem-i İslâma bir zarar-ı mutlaktır. Mutlak beşer herDem refahı nazar-ı şer’îde yoktur. Zira harbî bir gâvur hürmetsiz, ismetsizdir, demi hederdir. Her de…m.
• • •Kur’ân, kendi kendini himaye edip hâkimiyetini idame eder HAŞİYE-2AŞİYE 2
Bir zâtı gördüm ki yeis ile müptelâ, bedbinlikle hasta idi. Dedi: Ulemâ azaldı, kemiyet keyfiyeti. Korkarız, dinimiz sönecek de bir zaman.
Dedim: Nasıl kâinat söndürülmezse, iman-ı İslâmî de sönemez. Öyle de, zeminin yüzünde çakılmış mismarlar hükmünde her an
[NOT]Haşiye-1
AŞİYE 1 Eski Harb-i Umumîye işaret eder.
Haşiye-2
AŞİYE 2 35 sene evvel yazılan bu makam, bu sene yazılmış tarzını gösteriyor. Demek Ramazan bereketiyle yazdırılmış bir nevi ihbar-ı gaybîdir.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Harb-i Umumî: Dünya Savaşı[/TD]
[TD]adem: yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]atâlet: tembellik, hareketsizlik[/TD]
[TD]bedbaht: talihsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedbinlik: karamsarlık[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[TD]dem: an, vakit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gavur: kâfir, inatçı, merhametsiz[/TD]
[TD]gazab-ı İlâhî: Allah’ın gazabı (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harbî: Müslüman olmayan, İslamî devletle de anlaşması bulunmayan bir devletin Müslüman olmayan mensubu[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heder: boş yere, faydasız[/TD]
[TD]hâkimiyet: egemenlik (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idame: devam ettirme[/TD]
[TD]ihbar-ı gaybî: gayb âleminden gelen haberler (bk. ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı İslâmî: İslâmiyete iman (bk. e-m-n; s-l-m)[/TD]
[TD]intişar: yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ismetsiz: masum olmayan[/TD]
[TD]kabiliyet-i tevessü: genişleme, yayılma kabiliyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemiyet: çokluk[/TD]
[TD]keyfiyet: kalite, içerik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]maddiyyunluk: maddecilik, materyalizm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
[TD]mismar: çivi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutlak: kesin olarak, kayıtsız, şartsız (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[TD]muztarip: ızdırap çeken[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müptelâ: bağımlı, tutulmuş[/TD]
[TD]nazar-ı şer’î: şeriata, dinin bakışına göre (bk. n-ẓ-r; ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nef’: yarar[/TD]
[TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riba: faiz[/TD]
[TD]sa’y: çalışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefih: yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan[/TD]
[TD]telkin: fikrini kabul ettirme, aşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevessü: genişleme, yayılma[/TD]
[TD]tâun: salgın ve ölümcül hastalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâun-u mânevî: mânevî vebâ, salgın ve ölümcül hastalık (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]ulemâ: âlimler (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]yakaza: uyanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yeis: ümitsizlik[/TD]
[TD]zarar-ı mutlak: kesin ve tam zarar (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk-i sa’y: çalışma şevki, isteği[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:47 #801383Anonim
Olan İslâmî şeâir, dinî minarat, İlâhî maâbid, şer’î maâlim itfâ olmazsa, İslâmiyet parlayacak an be an.
Herbir mâbed bir muallim olmuş, tab’ıyla tabâyie ders verir. Her maâlim dahi birer üstad olmuştur; onun lisan-ı hâli eder telkin-i dinî; hatasız, hem bînisyan.
Herbir şeâir bir hoca-i dânâdır; ruh-u İslâmı daim enzâra ders veriyor. Mürur‑u a’sâr ile sebeb-i istimrar-ı zaman.
Güya tecessüm etmiş envâr-ı İslâmiyet şeâiri içinde. Güya tasallüb etmiş zülâl-i İslâmiyet maâbidi içinde. Birer sütun-u iman.
Güya tecessüd etmiş ahkâm-ı İslâmiyet maâlimi içinde. Güya tahaccür etmiş erkân-ı İslâmiyet avâlimi içinde. Birer sütun-u elmas; onunla mürtabittir zemin ile âsüman.
Lâsiyyemâ, bu Kur’ân-ı Hatib-i Mu’cizbeyan, daima tekrar eder bir hutbe-i ezelî. Aktâr-ı İslâmîde kalmamış hiç de bir köy, hem dahi hiçbir mekân,
Nutkunu dinlemesin, tâlimi işitmesin.
1 اِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ sırrı ile hâfızlıktır pek de büyük bir rütbe. Tilâvet ise, ibadet-i ins ü cânn.
Onun içinde tâlim, hem müsellemâtı tezkir. Tekerrür-ü zamanla nazariyat kalb olur müsellemâta, hem döner bedihiyâta. İstemez daha beyan.
Zaruriyât-ı dinî, nazariyattan çıkıp zaruriyat olmuştur. Tezkir ise kâfidir, ihtar ise vâfidir. Şâfidir her dem Kur’ân,
İhtara, hem tezkire. Şu intibah-ı İslâm, hem içtimaî yakaza herbirine veriyor, umuma ait olan delâil ve hem mîzan.[NOT]Dipnot-1
“Onu (Kur’ân’ı) koruyacak olan da Biziz.” Hicr Sûresi, 15:9.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hatib-i Mu’cizbeyan: insanlığa hitap eden açıklama ve ifadeleriyle mu’cize olan Kur’ân (bk. ḫ-ṭ-b; a-c-z)[/TD]
[TD]ahkâm-ı İslâmiyet: İslâmın hükümleri (bk. ḥ-k-m; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aktâr-ı İslâmî: İslâm âleminin dört bir yanı (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]an be an: her an, sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avâlim: âlemler (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]bedihiyât: delil ve ispatı gerektirmeyecek ölçüde apaçık şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]bînisyan: unutmaksızın, unutmadan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâil: deliller, işaretler[/TD]
[TD]envâr-ı İslâmiyet: İslâmiyet nurları (bk. n-v-r; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enzâr: nazarlar, dikkatli bakışlar (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]erkân-ı İslâmiyet: İslâmın şartları, esasları (bk. r-k-n; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hoca-i dânâ: bilen, bilgin hoca[/TD]
[TD]hutbe-i ezelî: ezelden gelen hutbe (bk. ḫ-ṭ-b; e-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâfız: Kur’ân’ı ezberleyen (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
[TD]ibadet-i ins ü cânn: insanların ve cinlerin ibadeti (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
[TD]intibah-ı İslâm: İslâmın, Müslümanların uyanışı (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itfâ: söndürme[/TD]
[TD]içtimaî: sosyal, toplumsal (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalb olmak: dönüşmek[/TD]
[TD]lisan-ı hâl: hal dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâsiyyemâ: bilhassa, özellikle[/TD]
[TD]maâbid: mabetler, ibadet edilen yerler (bk. a-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meâlim: alametler, nişanlar, izler (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]minarat: minareler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, terazi (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]muallim: öğretmen (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâbed: ibadet edilen yer (bk. a-b-d)[/TD]
[TD]mürtabit: bağlı, bağlanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürur-u a’sâr: asırların geçmesi[/TD]
[TD]müsellemât: sağlamlığında şüphe olmayan esaslar (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazariyat: teoriler, görüşler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nutk: konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruh-u İslâm: İslâmiyetin ruhu (bk. r-v-ḥ; s-l-m)[/TD]
[TD]sebeb-i istimrar-ı zaman: zamanın sürekliliğinin sebebi (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sütun-u elmas: elmas sütun, direk[/TD]
[TD]sütun-u iman: iman sütunu, direği (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabâyi: mizaçlar, tabiatlar (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tab’: tabiat, karakter, doğallık (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahaccür: taşlaşmış[/TD]
[TD]tasallüb: katılaşıp sağlamlaşma, sertleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecessüd: ceset şekline girme, cesetleşme[/TD]
[TD]tecessüm: cisimleşme, maddî yapıya bürünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekerrür-ü zaman: zamanın tekrarlanması[/TD]
[TD]telkin-i dinî: dine ait düşünceleri zihinlere aşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezkir: hatırlatma[/TD]
[TD]tilâvet: okuma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâlim: öğreti, emir (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]umum: genel, herkes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâfi: yeterli[/TD]
[TD]yakaza: uyanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaruriyât: kesin hükümler[/TD]
[TD]zaruriyât-ı diniye: dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zülâl-i İslâmiyet: İslâmiyetin saf, temiz suyu (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]âsâr: asırlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsüman: gök[/TD]
[TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer’î: şeriatla ilgili, şeriata ait (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]şeâir: işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâfi: şifa verici[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:49 #801384Anonim
Madem içtimaî hayat İslâmda başlamıştır. Herbirinin imanı kendine mahsus olan delile münhasıran değil, müstenid vicdan.
Belki cemaatin kalbinde gayr-ı mahdut esbaba dahi eder istinad
Hattâ câ-yı dikkattir: Bir mezheb-i zaifi, mürur ettikçe zaman,
İptali müşkül olur. Nerede kaldı ki İslâm, vahy ile fıtrat gibi iki metin esasa hem istinad etmiştir, hem bu kadar a’sarda nâfizâne hükümran.
Râsih esaslarıyla, bâhir eserleriyle, kürenin yarısıyla iltiham peydâ etmiş, bir ruh-u fıtrî olmuş. Nasıl küsufa girer? Küsuftan çıkmış el’an.
Fakat, maatteessüf, bazı zevzek kefere, safsatalı adamlar, şu kasr-ı âlînin metin esaslarına ilişir buldukça imkân.
Onları deprettirir. Esaslara ilişilmez, onlarla oynanılmaz. Sussun şimdi dinsizlik; iflâs etti o teres. Bestir tecrübe-i küfran ve yalan.
Bu âlem-i İslâmın âlem-i küfre karşı en ileri karakol, şu dârülfünun idi. Lâkayt ve gafletlikle hasm-ı tabiat-yılan,
Gediği açtı cephenin arkasında, dinsizlik hücum etti, millet epey sarsıldı. En ileri karakol, İslâmiyet ruhuyla tenevvür etmiş cinan,
En mütesallib olmalı. En müteyakkız olmalı. Yahut o dar olmamalı, İslâmı aldatmamalı. İmanın yeri kalbdir; dimağ ise oluyor mâkes-i nur-u iman.
Bazan da mücahiddir, bazan süpürgecidir. Dimağda vesveseler, hem pek çok ihtimaller kalb içine girmese, sarsılmaz iman, vicdan.
Yoksa bazıların zannınca iman dimağda olsa, ruh-u iman olan hakkalyakîne, ihtimâlât-ı kesire olur birer hasm-ı bîeman.
Kalb ile vicdan, mahall-i iman. Hads ile ilham, delil-i iman. Bir hiss-i sâdis, tarik-i iman. Fikir ile dimağ, bekçi-i iman.[TABLE]
[TR]
[TD]a’sar: asırlar[/TD]
[TD]bekçi-i iman: iman bekçisi (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bes: yeter[/TD]
[TD]bâhir: açık, âşikar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]cinan: cennetler, bahçeler (üniversiteler, mektepler, zikirhaneler vs.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cinan-ı ulum: ilim cennetleri; tahkiki iman meclisleri, çeşitli ilimlerle uğraşılan yerler[/TD]
[TD]câ-yı dikkat: dikkat çekici, ilginç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delil-i iman: imanın delili (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]dimağ: beyin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dârülfünun: üniversite[/TD]
[TD]el’an: şimdi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaflet: dalgınlık, umursamazlık (bk. ğ-f-l)[/TD]
[TD]gayr-ı mahdut: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hads: güçlü sezgi, seziş (bk. ḥ-d-s)[/TD]
[TD]hakkalyakîn: bizzat yaşanarak elde edilen kesinlik (bk. ḥ-ḳ-ḳ; y-ḳ-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasm-ı bîeman: insafsız düşman[/TD]
[TD]hasm-ı tabiat-yılan: yılan tabiatlı düşman (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hiss-i sâdis: altıncı his[/TD]
[TD]hükümran: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtimâlât-ı kesire: pek çok ihtimaller (bk. k-s̱-r)[/TD]
[TD]ilham: Allah tarafından kalbe gelen mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltiham peyda etmek: kaynaşmak, iç içe girmek[/TD]
[TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]içtimaî: toplumsal, sosyal (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]kasr-ı âlî: yüce, yüksek köşk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kefere: kâfirler, inkârcılar (bk. k-f-r)[/TD]
[TD]küre: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küsuf: kararma, tutulma; karanlıkta bırakma[/TD]
[TD]lâkayt: duyarsız, ilgisiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maattessüf: ne yazık ki[/TD]
[TD]mahall-i iman: imanın yeri (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahsus: has, özel[/TD]
[TD]metin: sağlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezheb-i zaif: zayıf mezhep, yol (bk. ẕ-h-b)[/TD]
[TD]mâkes-i nur-u iman: iman nurunun yansıdığı yer (bk. n-v-r; e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücahid: cihad eden (bk. c-h-d)[/TD]
[TD]münhasıran: sınırlı olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürur etme: geçme[/TD]
[TD]müstenid: dayanan, birşeye sırtını dayayan (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütesallib: dayanıklı, sağlamlaşmış[/TD]
[TD]müteyakkız: uyanık, dikkatli, tetikte[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[TD]nâfizâne: derinlere işler ve hükmü geçer bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruh-u fıtrî: doğal ruh, bir bedenin kendi ruhu gibi (bk. r-v-ḥ; f-ṭ-r)[/TD]
[TD]ruh-u iman: iman ruhu (bk. r-v-ḥ; e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]râsih: sağlam, yerleşmiş[/TD]
[TD]safsata: yalan, uydurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarik-i iman: iman yolu (bk. ṭ-r-ḳ; e-m-n)[/TD]
[TD]tecrübe-i küfran: inkârcılık tecrübesi (bk. k-f-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenevvür: aydınlanma, nurlanma (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]teres: alçak, kâfir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahy: Allah tarafından gelen emir ve yasaklar (bk. v-ḥ-y)[/TD]
[TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevzek: geveze[/TD]
[TD]âlem-i küfür: küfür, inançsızlık dünyası (bk. a-l-m; k-f-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
4 Ocak 2012: 11:53 #801385Anonim
Tâlim-i nazariyattan ziyade, tezkir-i müsellemâta ihtiyaç varZaruriyât-ı dinî, müsellemât-ı şer’î, kulûblerde hâsıldır, ihtar ile huzuru, tezkir ile şuuru.Matlup da hâsıl olur. İbare-i ArabîHAŞİYE-1AŞİYE daha ulvî ediyor tezkiri, hem ihtarı.Onun için Cumada hutbe-i Arabiye, zaruriyâtı ihtar, müsellemâtı tezkir, maalkifâye olur onun tarz-ı tezkiri.Nazariyâtı tâlim onda maksud değildir. Hem İslâmın vahdânî simasında şu Arabî ibare bir nakş-ı vahdettir; kabul etmez teksiri.
• • •Hadis der âyete: Sana yetişmek muhal
Hadis ile âyeti muvazene edersen, bilbedâhe görürsün: Beşerin en beliği, vahyin de mübelliği, o dahi bâliğ olmazBelâğat-i âyete. O da ona benzemez. Demek ki, lisan-ı Ahmedîden gelen herbir kelâm her dem onun olamaz.
• • •Îcaz ile beyan i’câz-ı Kur’ân
Bir zaman rüyada gördüm ki, Ağrı Dağı altındayım. Birden o dağ patladı, dağ gibi taşları âleme dağıttı, sarstı cihanı.Füc’eten bir adam yanımda peydâ oldu. Dedi ki: Îcaz ile beyan et, icmal ile îcaz et bildiğin envâ-ı i’câz-ı Kur’ân’ı.Daha rüyada iken tabirini düşündüm. Dedim: Şuradaki infilâk, beşerde bir inkılâba misal. İnkılâpta ise elbet hüdâ-yı Furkanî
[NOT]Haşiye-1
AŞİYE On sene sonra gelen bir hadiseyi hissetmiş, mukabeleye çalışmış.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Arabî: Arapça[/TD]
[TD]beliğ: belagâtçi, maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen (bk. b-l-ğ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâğat-i âyet: âyetin belâğati; düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme (bk. b-l-ğ)[/TD]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlar[/TD]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâliğ: ulaşan[/TD]
[TD]dem: an, vakit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ-ı i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın çeşitli mu’cizelik özellikleri (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]füc’eten: ansızın, birdenbire[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadîs: Peygamberimize ait söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hutbe-i Arabiye: Arapça hutbe (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[TD]hâsıl: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüdâ-yı Furkanî: hakkı batıldan ayıran Kur’ân’ın insanlara doğru yolu göstermesi (bk. h-d-y; f-r-ḳ)[/TD]
[TD]ibare-i Arabî: Arapça metin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmal: özetleme, kısaca ifade etme (bk. c-m-l)[/TD]
[TD]ihtar: hatırlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]infilâk: şiddetli patlama[/TD]
[TD]inkılâb: değişim, dönüşüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cize oluşu ve olağanüstülüğü, bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakması[/TD]
[TD]kelâm: söz (bk. k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kulûb: kalpler[/TD]
[TD]lisan-ı Ahmedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in dili (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maalkifâye: yeterli olmakla beraber[/TD]
[TD]maksud: kastedilen, hedeflenen (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matlup: istenilen, talep edilen (bk. ṭ-l-b)[/TD]
[TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: imkânsız[/TD]
[TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazene: karşılaştırma, kıyaslama (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mübelliğ: tebliğ edici (bk. b-l-ğ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsellemât: dinin herkesçe kabul edilmiş esasları (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]müsellemât-ı şer’î: dinin herkesçe kabul edilmiş esasları (bk. s-l-m; ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakş-ı vahdet: birliği gösteren nakış, birlik nakşı (bk. n-ḳ-ş; v-ḥ-d)[/TD]
[TD]nazariyât: teoriler, doğruluğu ispat edilmemiş görüşler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peydâ olma: meydana gelme[/TD]
[TD]tabir: açıklama, yorumlama (bk. a-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarz-ı tezkir: hatırlatma şekli[/TD]
[TD]teksir: çoğaltma (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezkir: hatırlatma[/TD]
[TD]tezkir-i müsellemât: kesin esasları hatırlatma (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâlim: öğretme, eğitme (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]tâlim-i nazariyat: teorik bilgileri öğretme (bk. a-l-m; n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]vahdânî sîma: birlik içindeki sîma, görünüş (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahy: Allah tarafından peygambere bildirilen şeyler, Kur’ân (bk. v-ḥ-y)[/TD]
[TD]zaruriyât: dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaruriyât-ı dinî: dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
7 Mart 2012: 11:22 #802919Anonim
Her tarafta yükselip hem de hâkim olacak. İ’câzının beyanı zamanı da gelecek. O sâile cevaben dedim:
İ’câz-ı Kur’ânîYedi menâbi-i külliyeden tecellî, hem yedi anâsırdan terekküp eder.
Birinci menba: Lâfzın fesâhatinden selâset-i lisanı, Nazmın cezaletinden, mânâ belâğatinden, mefhumların bedâatinden, mazmunların beraatinden, üslûpların garabetinden birden tevellüt eden bârika-i beyanı, Onlarla oldu mümteziç, mizac-ı i’câzında acip bir nakş-ı beyan, garip bir san’at‑ı lisanı. Tekrarı hiçbir zaman usandırmaz insanı.
İkinci unsur ise, umur-u kevniyede gaybî olan esasat, İlâhî hakaikten, gaybî olan esrardan, gaybî-yi âsümânî. Mazide kaybolan gaybî olan umurdan, müstakbelde müstetir kalmış olan ahvalden birden tazammun eden bir ilmü’l-guyub hızanı, Âlemü’l-guyub lisanı, şehadet âlemiyle konuşuyor erkânı, rumuz ile beyanı, hedef nev-i insanî, i’câzın bir lem’a-i nuranî.
Üçüncü menba ise, beş cihetle harika bir câmiiyet vardır: Lâfzında, mânâsında, ahkâmda, hem ilminde, makàsıdın mizanı.
Lâfzı tazammun eder pek vâsi ihtimâlât, hem vücuh-u kesire ki herbiri nazar-ı belâğat temüstahsen, Arabiyece sahih, sırr-ı teşrii lâyık görüyor anı.
Mânâsında meşârib-i evliya, ezvâk-ı ârifîni, mezâhib-i sâlikîn, turuk-u mütekellimîn, menâhic-i hükema, o i’câz-ı beyanı
[TABLE]
[TR]
[TD]ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]anâsır: unusurlar[/TD]
[TD]bedâat: benzersizlik, eşsiz güzellik, orijinallik (bk. b-d-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâğat: düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söz söyleme (bk. b-l-ğ)[/TD]
[TD]beraat: üstünlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]bârika-i beyan: parlak ifâde, açık anlatım (bk. b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezâlet: güzel ve güçlü ifade (bk. c-z-l)[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmiiyet: genişlik, kapsayıcılık (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]erkân: esaslar, temel unsurlar (bk. r-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esasat: esaslar, prensipler[/TD]
[TD]esrar: sırlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezvâk-ı ârifîn: ârif kişilerin zevkleri (bk. a-r-f)[/TD]
[TD]fesâhat: sözün, mânâ ve ahenk itibariyle kusursuzluğu, dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması (bk. f-ṣ-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]garabet: gariplik, hayret vericilik[/TD]
[TD]gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait (bk. ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaybî-yi âsümânî: gökyüzünden gelen, gayb âlemiyle ilgili olan (bk. ğ-y-b)[/TD]
[TD]hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hızan: hazine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtimâlât: ihtimaller[/TD]
[TD]ilmü’l-guyub: bilinmeyene ve görünmeyene dair ilim (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]i’câz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın mu’cize oluşu; Kur’ân’ın bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülüğü (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz-ı beyan: açıklama ve anlatımın mu’cize oluşu (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
[TD]lem’a-i nuranî: nurlu parıltı (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]lâfz: ifade, kelime[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makàsıd: maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[TD]mazi: geçmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazmun: mânâ, kavram[/TD]
[TD]mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[TD]menâbi-i külliye: büyük kaynaklar (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menâhic-i hükema: bilgin ve filozofların metodları (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]mezâhib-i sâlikîn: hak yolda yürüyenlerin mezhepleri, yolları (bk. ẓ-h-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşârib-i evliya: velilerin meşrepleri, hizmet tarzları (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]mizac-ı i’câz: mu’cizelik yapısı (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]mümteziç: birleşik, karışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstahsen: güzel, beğenilen (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]müstakbel: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
[TD]nakş-ı beyan: açıklama ve anlatım nakşı (bk. n-ḳ-ş; b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı belâğat: belağat ilmine göre (bk. n-ẓ-r; b-l-ğ)[/TD]
[TD]nazm: diziliş, tertip ve vezin (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insanî: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]rumuz: ince işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahih: doğru, kusursuz[/TD]
[TD]san’at-ı lisan: konuşma ve dil san’atı (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâset-i lisan: dildeki açık, anlaşılır ve akıcı ifade şekli (bk. s-l-s)[/TD]
[TD]sâil: soru soran[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı teşri: şer’î kanunların sırrı (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]tazammun: içine alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]terekküp: birleşme, bir araya gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevellüt: doğma, meydana gelme[/TD]
[TD]turuk-u mütekellimîn: kelâm âlimlerinin takip ettikleri yol (bk. ṭ-r-ḳ; k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umur: işler[/TD]
[TD]umur-u kevniye: kâinatla, oluşla ilgili İlâhî emirler, işler (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâsi: geniş[/TD]
[TD]vücuh-u kesire: pekçok vecihler, yönler (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlemü’l-guyub: bilinmeyen ve görünmeyen âlem (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
[TD]üslûp: ifade ve söyleşi tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet âlemi: görünen âlem (bk. ş-h-d; a-l-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
14 Nisan 2012: 10:23 #803438Anonim
Birden ihata etmiş, hem de tazammun etmiş delâletinde vüs’at, mânâsında genişlik. Bu pencere ile baksan, görürsün, ne geniştir meydanı.
Ahkâmdaki istiab: Şu harika şeriat ondan olmuş istinbat. Saadet-i dâreynin bütündesâtirini, bütün esbab-ı emni,İçtimaî hayatın bütün revâbıtını, vesâil-i terbiye, hakaik-i ahvâli birden tazammunetmiş onun tarz-ı beyanı.
İlmindeki istiğrak: Hem ulûm-u kevniye, hem ulûm-u İlâhî, onda merâtib-i delâlât,rumuz ile işârat, sûreler surlarında cem’ etmiştir cinânı.
Makàsıd ve gayatta muvazenet, ıttırad, fıtrat desâtirine mutabakat, ittihad, tamammüraat etmiş, hıfz eylemiş mizanı.
İşte lâfzın ihatasında, mânânın vüs’atinde, hükmün istiâbında, ilmin istiğrakında,muvazene-i gayatta câmiiyet-i pürşânı!
Dördüncü unsur ise, her asrın derece-i fehmine, edebî rütbesine, hem her asırdakitabakata, derece-i istidat, rütbe-i kabiliyet nisbetinde ediyor bir ifaza-i nuranî.
Her asra, her asırdaki her tabakaya kapısı küşâde. Güya her demde, her yerde tazenâzil oluyor o kelâm-ı Rahmânî.İhtiyarlandıkça zaman, Kur’ân da gençleşiyor. Rumuzu hem tavazzuh eder, tabiat veesbabın perdesini de yırtar o hitab-ı Yezdânî.
Nur-u tevhidi, her dem her âyetten fışkırır. Şehadet perdesini gayb üstünde kaldırır.Ulviyet-i hitabı, dikkate davet eder o nazar-ı insanı,
[TABLE]
[TR]
[TD]ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]cem etme: toplama, bir araya getirme (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cinân: cennetler[/TD]
[TD]câmiiyet-i pürşân: çok ünlü, şanlı kapsayıcılık ve kapsamlılık (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]dem: an, vakit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i fehm: anlayış derecesi[/TD]
[TD]derece-i istidat: yetenek, kabiliyet derecesi (bk. a-d-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]desâtir: düsturlar, prensipler[/TD]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı emn: emniyet ve güven sebepleri (bk. s-b-b; e-m-n)[/TD]
[TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayat: gayeler[/TD]
[TD]gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem (bk. ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]güya: sanki[/TD]
[TD]hakaik-i ahvâl: hallerin gerçek mahiyetleri, içyüzleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitab-ı Yezdânî: Allah’ın hitabı (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[TD]hıfz eylemek: saklamak, korumak (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifaza-i nuranî: nurlu, parlak feyizlendirme (bk. f-y-ḍ; n-v-r)[/TD]
[TD]ihata: kuşatma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiab: içine alma, kaplama[/TD]
[TD]istinbat: bir söz veya bir işten gizli bir mânâ ve hüküm çıkarma, içtihad etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğrak: derinlik, derine dalma[/TD]
[TD]ittihad: birleşme, birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]içtimaî: toplumsal (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]işârat: işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm-ı Rahmânî: sonsuz rahmet sahibi Allah’ın kelâmı (bk. k-l-m; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]küşâde: açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâfz: ifade, kelime[/TD]
[TD]makàsıd: maksatlar (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merâtib-i delâlât: delillerin, işaretlerin mertebeleri[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutabakat: uygunluk[/TD]
[TD]muvazene-i gayat: Kur’ân hedeflerinin kendi aralarında dengeli oluşu (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazenet: denge, denklik (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]müraat: gözetme, uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı insan: insanın dikkati, bakışı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nisbet: ölçü, oran (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğuna inanmaktan kaynaklanan aydınlık (bk. n-v-r; v-ḥ-d)[/TD]
[TD]nâzil: inme (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]revâbıt: bağlar[/TD]
[TD]rumuz: remizler, işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rütbe-i kabiliyet: kabiliyet rütbesi, derecesi (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat: tabakalar, dereceler[/TD]
[TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarz-ı beyan: açıklama ve anlatım şekli (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]tavazzuh: aydınlanma, açıklığa kavuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun: içine alma[/TD]
[TD]ulviyet-i hitab: hitabın yüceliği (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûm-u kevniye: kâinatla ilgili ilimler (bk. a-l-m; k-v-n)[/TD]
[TD]ulûm-u İlâhî: İlâhî ilimler (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesâil-i terbiye: terbiye vesileleri, araçları (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ıttırad: düzenli olma, intizamlı[/TD]
[TD]şehadet perdesi: görünen âlemin perdesi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
14 Nisan 2012: 11:09 #803440Anonim
Ki o lisan-ı gaybdır; şehadet âlemiyle bizzat odur konuşur. Şu unsurdan bu çıkar: Harika tazeliği bir ihata-i ummânî.Te’nis-i ezhan için akl-ı beşere karşı İlâhî tenezzülât. Tenzilin üslûbunda tenevvüü,mûnisliğidir mahbub-u ins ü cânı.
Beşinci menba ise, nakil ve hikâyâtında, ihbar-ı sadıkada, esasî noktalardan hazırmüşahit gibi bir üslûb-u bedî-i pür-maânîNaklederek beşeri onunla ikaz eder. Menkulâtı şunlardır: İhbar-ı evvelîni, ahvâl-i âhirîni, esrar-ı Cehennem ve Cinânı,
Hakaik-i gaybiye, hem esrar-ı şehadet, serâir-i İlâhî, revâbıt-ı kevnîye dair hikâyâtıdırhikâyet-i ayânîKi ne vâki reddeylemiş, ne mantık tekzip etmiş. Mantık kabul etmezse, red de bile edemez. Semâvî kitapların ki matmah-ı cihanîİttifakî noktalarda musaddıkane nakleder. İhtilâfî yerlerinde musahhihâne bahseder. Böyle naklî umurlar bir ümmîden suduru harika-i zamanî.
Altıncı unsur ise: Mutazammın ve müessis olmuş din-i İslâma. İslâmiyet misline nemazi muktedirdir, ne müstakbel muktedir; araştırsan zaman ile mekânı.
Arzımızı senevî, yevmî dairesinde şu hayt-ı semâvîdir, tutmuş da döndürüyor. Küreye ağır basmış, hem dahi ona binmiş; bırakmıyor isyanı.
Yedinci menba ise, şu altı menbadan çıkan envâr-ı sitte, birden eder imtizaç. Ondan çıkar bir hüsün, bundan gelir bir hads, vasıta-i nuranî,Şundan çıkan bir zevktir. Zevk-i i’caz bilinir; tabirine lisanımız yetişmez. Fikir dahikàsırdır; görünür de tutulmaz o nücum-u âsümânî.
[TABLE]
[TR]
[TD]ahvâl-i âhirîn: gelecekte yaşayacak olanların halleri (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[TD]akl-ı beşer: insan aklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]din-i İslâm: İslâm dini (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâr-ı sitte: altı nur (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]esasî: esasla ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esrar-ı Cehennem ve Cinân: Cehennem ve Cennetin sırları[/TD]
[TD]esrar-ı şehadet: görünen âlemin sırları (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hads: güçlü sezgi, seziş (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[TD]hakaik-i gaybiye: bilinmeyen ve görünmeyen âlemlere ait gerçekler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ğ-y-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harika-i zamanî: zamanın harikası, eşsiz olanı[/TD]
[TD]hayt-ı semâvî: gökten inen bağ (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikâyet-i ayânî: görür gibi hikâye etme, anlatma[/TD]
[TD]hikâyât: hikâyeler, olaylar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]ihata-i ummânî: deniz gibi geniş bir şekilde kuşatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihbar-ı evvelîn: geçmişte yaşamış topluluklar hakkında haber verme[/TD]
[TD]ihbar-ı sadıka: doğru haber verme (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtilâfî yerler: üzerinde görüş birliğine varılmayan yerler[/TD]
[TD]imtizaç: kaynaşma, uyuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifakî noktalar: üzerinde görüş birliğine varılan noktalar[/TD]
[TD]kàsır: kısa[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre: dünya[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlemin dili (bk. ğ-y-b)[/TD]
[TD]mahbub-u ins ü cân: cinlerin ve insanların sevgilisi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matmah-ı cihanî: dünyanın beklediği ve çok arzuladığı şey[/TD]
[TD]mazi: geçmiş zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[TD]menkulât: nakledilen, aktarılan şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misil: benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musaddıkane: doğruluğunu onaylar bir şekilde (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[TD]musahhihâne: tashih eder, yanlışları düzeltir bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutazammın: içine alan, kapsayan[/TD]
[TD]mûnis: canayakın, dost[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müessis: tesis edici, kurucu[/TD]
[TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahit: gören, şahit olan (bk. ş-h-d)[/TD]
[TD]nakil: aktarma, anlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]naklî: nakille ilgili[/TD]
[TD]nücum-u âsümânî: göklerdeki yıldızlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]revâbıt-ı kevnîye: kâinatla olan irtibatlar, bağlar (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]semâvî: İlâhî, vahiyle gelen (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]senevî: yıllık[/TD]
[TD]serâir-i İlâhî: İlâhî sırlar (bk. e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sudur: çıkma[/TD]
[TD]tekzip: yalanlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
[TD]tenezzülât: eğilmeler, seviyeye inmeler (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenzil: indirme (bk. n-z-l)[/TD]
[TD]te’nis-i ezhan: zihinleri okşama, alıştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umur: emirler[/TD]
[TD]vasıta-i nuranî: nurlu, parlak vasıta (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâki: olmuş, meydana gelmiş[/TD]
[TD]yevmî: günlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevk-i i’caz: mu’cizelik zevki (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmî: okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş[/TD]
[TD]üslûb: ifade tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üslûb-u bedî-i pür-maânî: çok mânâları bulunan güzel ifade tarzı (bk. b-d-a)[/TD]
[TD]şehadet âlemi: görünen âlem, dünya (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
3 Mayıs 2012: 07:01 #803915Anonim
On üç asır müddette meylü’t-tehaddî varmış Kur’ân’ın a’dâsında. Şevk-i taklituyanmış Kur’ân’ın ahbabında. İşte i’câzın bir burhanı.
Şu iki meyl-i şedidle yazılmıştır, meydanda. Milyonlarla kütüb-ü Arabiye gelmiştir kütüphane-i vücuda. Onlar ile tenzili, düşerse bir mizanı,
Muvazene edilse, değil dânâ-i bîmüdânî, hattâ en âmi adam, göz kulakla diyecek: Bunlar ise insanî; şu ise âsümânî. Hem de hükmedecek: Şu bunlara benzemez, rütbesinde olamaz. Öyle ise yaumumdan aşağı—bu ise bilbedâhe malûm olmuş butlanı.
Öyle ise umumun fevkindedir. Mazmunları o kadar zamanda, kapı açık, beşere vakfedilmiş; kendine davet etmiş ervâhıyla ezhânı.
Beşer onda tasarruf, kendine de mal etmiş. Onun mazmunları ile yine Kur’ân’a karşı çıkmamış; hiçbir zaman çıkamaz, geçti zaman-ı imtihanı.
Sair kitaplara benzemez, onlara makîs olmaz. Zira yirmi sene zarfında müneccemen hâcetlere nisbeten nüzulü, müteferrik, mütekatı’, bir hikmet-i Rabbânî.
Esbab-ı nüzulü muhtelif, mütebayin. Bir maddede es’ile mütekerrir, mütefavit. Hâdisât-ı ahkâmı müteaddit, mütegayir. Muhtelif, mütefarık nüzulünün ezmânı.
Hâlât-ı telâkkisi mütenevvi, mütehalif. Aksâm-ı muhatabı müteaddit, mütebâid.Gayât-ı irşadında mütederriç, mütefavit. Şu esaslara müstenid binaî, hem beyanî,
Cevabî, hem hitabî. Bununla da beraber selâset ve selâmet, tenasüp ve tesanüd,kemâlini göstermiş. İşte onun şahidi: Fenn-i beyan ve maânî.
[TABLE]
[TR]
[TD]ahbab: dostlar, sevilenler (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]aksâm-ı muhatab: muhatapların kısımları (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]a’dâ: düşmanlar[/TD]
[TD]beyanî: açıklanmış (bk. b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaî: bina edilmiş[/TD]
[TD]burhan: güçlü delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]butlan: bâtıl oluş[/TD]
[TD]cevabî: cevaplanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dânâ-i bîmüdânî: eşsiz âlim, ilmi yüksek kişi[/TD]
[TD]ervâh: ruhlar (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı nüzul: inme sebepleri (bk. s-b-b; n-z-l)[/TD]
[TD]es’ile: sorular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezhân: zihinler[/TD]
[TD]ezmân: zamanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenn-i beyan ve maânî: beyan ve mânâ ilimleri; belâğat ilminin kısımları (bk. b-y-n; a-n-y)[/TD]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayât-ı irşad: doğru yolu gösterme gayeleri (bk. r-ş-d)[/TD]
[TD]hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın hikmeti, gözettiği sebep ve gaye (bk. ḥ-k-m; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitabî: hitap edilmiş, konuşulmuş[/TD]
[TD]hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâdisât-ı ahkâm: hükümlere zemin oluşturan hadiseler (bk. ḥ-d-s̱; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hâlât-ı telâkki: anlayış, kabul ediş halleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kütüb-ü Arabiye: Arapça kitaplar (bk. k-t-b)[/TD]
[TD]kütüphane-i vücud: meydana getirilmiş kütüphane, oluşmuş kütüphane (bk. k-t-b; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makîs: kıyas, karşılaştırma[/TD]
[TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazmun: mânâ, kavram[/TD]
[TD]meyl-i şedid: şiddetli meyil, arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meylü’t-tehaddî: karşı koyma meyli, eğilimi[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müneccemen: bölüm bölüm, parça parça[/TD]
[TD]müstenid: dayanan (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
[TD]mütebayin: ayrı ayrı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütebâid: birbirinden uzak[/TD]
[TD]mütederriç: derece derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütefarık: ayrı ayrı (bk. f-r-ḳ)[/TD]
[TD]mütefavit: çeşitli, farklı farklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteferrik: kısım kısım[/TD]
[TD]mütegayyir: değişken[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehalif: birbirine uymayan[/TD]
[TD]mütekatı’: kesik kesik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütekerrir: tekrar eden[/TD]
[TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbeten: oranla, bağla (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]nüzul: inme (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]selâmet: güven, esenlik (bk. s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâset: sözün akıcı olma hali; ifadedeki âhenk, açıklık, kolaylık ve akıcılık (bk. s-l-s)[/TD]
[TD]tasarruf: kullanma (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenasüp: uygunluk (bk. n-s-b)[/TD]
[TD]tenzil: indirme (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]umum: genel, bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vakfetmek: bağışlamak[/TD]
[TD]zaman-ı imtihan: imtihan zamanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zarfında: içinde[/TD]
[TD]âmi: cahil, sıradan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsümânî: göklere ait, vahiyle gelen[/TD]
[TD]şevk-i taklit: taklit arzusu[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
3 Mayıs 2012: 07:06 #803916Anonim
Kur’ân’da bir hassa var; başka kelâmda yoktur. Bir kelâmı işitsen, asıl sahib-i kelâmı arkasında görürsün, ya içinde bulursun. Üslûp, âyine-i insanî.
Ey sâil-i misalî! Sen ki îcaz istedin; ben de işaret ettim. Eğer tafsil istersen, haddimin haricinde. Sinek seyretmez âsümânı.
Zira o kırk envâ-ı i’câzından yalnız bir tekini ki, cezalet-i nazmıdır, İşârâtü’l-İ’câz’da sıkışmadı tibyânı.Yüz sahife tefsirim ona kâfi gelmedi. Senin gibi ruhanî ilhamları ziyade; ben istiyorum senden tafsil ile beyanı.
• • •
Ulaşmaz dest-i edeb-i garb-ı hevesbâr-ı hevâkâr-ı dehâdâr
De’b-i edeb ebed-müddet Kur’ân-ı ziyâbâr-ı şifâkâr-ı hüdâdâr
1
Kâmilîn insanların zevk-i maâlîsini hoşnud eden bir hâlet, çocukça bir hevese,sefihçe bir tabiat sahibine hoş gelmez,
Onları eğlendirmez. Bu hikmete binaen, bir zevk-i süflî, sefih, hem nefsî veşehvânî içinde tam beslenmiş, zevk-i ruhîyi bilmez.
Avrupa’dan tereşşuh etmiş şu hazır edebiyat romanvâri nazarla, Kur’ân’da olanletâif-i ulviyet, mezâyâ-yı haşmeti göremez, hem tadamaz.
Kendindeki mihengi ona ayar edemez. Edebiyatta vardır üç meydan-ı cevelân; onlar içinde gezer, haricine çıkamaz. Ya aşkla hüsündür, ya hamâset ve şehâmet, ya tasvir-i hakikat. İşte yabanî edepse, hamâset noktasında hakperestliği etmez.
Belki zalim nev-i beşerin gaddarlıklarını alkışlamakla kuvvetperestlik hissini telkineder. Hüsün ve aşk noktasında, aşk-ı hakikî bilmez.
Şehvet-engiz bir zevki nefislere de zerk eder. Tasvir-i hakikat maddesinde, kâinata san’at-ı İlâhî suretinde bakmaz,
[NOT]Dipnot-1 Batının heva ve hevese dayalı dehasından kaynaklanan edebiyatı, Kur’ân’ın sonsuza kadar ışık ve şifa saçan hidayet verici ve saf edep olan edebiyatına ulaşmaz.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]aşk-ı hakikî: gerçek aşk (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]binaen: –dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezâlet-i nazm: nazmındaki güzellik ve güçlülük (bk. c-z-l; n-ẓ-m)[/TD]
[TD]envâ-ı i’câz: mu’cizelik türleri, çeşitleri (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadd: yetki[/TD]
[TD]hakperest: hakkı üstün tutan, hak taraftarı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamâset: cesurluk, kahramanlık[/TD]
[TD]haric: dış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassa: nitelik, özellik[/TD]
[TD]hikmet: sır, gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlet: durum, hal[/TD]
[TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilham: kalbe gelen mânâlar[/TD]
[TD]kamilîn: kemâl ve fazilet sahibi, mânevî yönden olgunluğa erişmiş kimseler (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]kuvvetperest: kuvvete önem verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif-i ulviyet: yüksek duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]meydan-ı cevelân: hareket alanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezâyâ-yı haşmet: haşmetli meziyetler, özellikler[/TD]
[TD]mihenk: ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefsî: nefisle ilgili (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]romanvâri: roman gibi[/TD]
[TD]ruhanî: ruh âlemine ait (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahib-i kelâm: sözün sahibi (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]san’at-ı İlâhî: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefih: yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün, beyinsiz, budala[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâil-i misalî: rüyada soru soran kişi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]tabiat: yaratılış, karakter, mizaç (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
[TD]tasvir-i hakikat: hakikatın tasviri, gerçeğin resmedilmesi (bk. ṣ-v-r; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: Kur’ân’ın mânâ bakımından izahı, yorumu (bk. f-s-r)[/TD]
[TD]telkin: zihinde yer ettirme, aşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereşşuh etmek: sızmak[/TD]
[TD]tibyân: açıklama, anlatma (bk. b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yabanî edep: yabancı edebiyat[/TD]
[TD]zerk etmek: aşılamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevk-i maâlî: yüce zevk[/TD]
[TD]zevk-i ruhî: ruha ait zevk (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevk-i süflî: alçak, aşağılık zevk[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsümân: gökyüzü[/TD]
[TD]âyine-i insanî: insanın aynası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îcâz: az sözle çok mânâlar anlatma, özlü söz (bk. v-c-z)[/TD]
[TD]üslûp: ifade tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehvet-engiz: şehvet uyandıran[/TD]
[TD]şehvânî: şehvetle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehâmet: akıl ve zekâ ile olan cesaretlilik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
3 Mayıs 2012: 07:08 #803917Anonim
Bir sıbga-i Rahmânî suretinde göremez. Belki tabiat noktasında tutar, tasvirediyor; hem ondan da çıkamaz.
Onun için telkini aşk-ı tabiat olur. Maddeperestlik hissi, kalbe de yerleştirir; ondan ucuzca kendini kurtaramaz.
Yine ondan gelen, dalâletten neş’et eden ruhun ıztırâbâtına, o edepsizlenmiş edebmüsekkin, hem münevvim, hakikî faide vermez.
Tek bir ilâcı bulmuş, o da romanlarıymış. Kitap gibi bir hayy-ı meyyit, sinema gibi bir müteharrik emvat. Meyyit hayat veremez.
Hem tiyatro gibi tenasuhvâri, mazi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç neviromanlarıyla hiç de utanmaz.Beşerin ağzına yalancı bir dil koymuş, hem insanın yüzüne fâsık bir göz takmış, dünyaya bir âlüfte fistanını giydirmiş, hüsn-ü mücerred tanımaz.
Güneşi gösterirse, sarı saçlı güzel bir aktrisi kàrie ihtar eder. Zahiren der: “Sefahet fenadır, insanlara yakışmaz.”Netice-i muzırrayı gösterir. Halbuki sefahete öyle müşevvikane bir tasviri yapar ki, ağız suyu akıtır, akıl hâkim kalamaz.
İştihayı kabartır, hevesi tehyiç eder, his daha söz dinlemez. Kur’ân’daki edepsehevâyı karıştırmaz.Hakperestlik hissi, hüsn-ü mücerred aşkı, cemâlperestlik zevki, hakikatperestlikşevki verir. Hem de aldatmaz.Kâinata tabiat cihetinde bakmıyor. Belki bir san’at-ı İlâhî, bir sıbga-i Rahmânînoktasında bahseder; akılları şaşırtmaz.
Mârifet-i Sâniin nurunu telkin eder. Herşeyde âyetini gösterir. Her ikisi rikkatli birer hüzün de veriyor; fakat birbirine benzemez.
Avrupazâde edepse, fakdü’l-ahbaptan, sahipsizlikten neş’et eden gamlı bir hüznü veriyor; ulvî hüznü veremez.
[TABLE]
[TR]
[TD]Avrupazâde: Avrupa’dan doğmuş olan (bk. bilgiler – Avrupa)[/TD]
[TD]aşk-ı tabiat: tabiat aşkı (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]cemâlperestlik: güzelin güzelliğini anlamak, beğenmek (bk. c-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edeb: edebiyat[/TD]
[TD]emvat: ölüler (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakdü’l-ahbap: dostların olmayışı, yalnızlık (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]fistan: kadın elbisesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâsık: yoldan çıkmış, günahkâr[/TD]
[TD]hakikatperestlik: hakikate taraftarlık, gerçeğin ve doğrunun tarafını tutmak (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakperestlik: hakka taraftarlık (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayy-ı meyyit: canlı cenaze (bk. ḥ-y-y; m-v-t)[/TD]
[TD]heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ: kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme (bk. h-v-y)[/TD]
[TD]his: duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hüsn-ü mücerred: soyut güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
[TD]iştiha: iştah, fazla istek ve arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kari: okuyucu[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddeperestlik: maddeye tapma[/TD]
[TD]marifet-i Sâni: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f; ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazi: geçmiş[/TD]
[TD]meyyit: ölü (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevvim: uyutucu, uyuşturucu[/TD]
[TD]müsekkin: teskin edici, sakinleştirici (bk. s-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteharrik: hareketli[/TD]
[TD]müşevvikane: teşvik eder bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice-i muzırra: zararlı netice[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et: doğma, ortaya çıkma[/TD]
[TD]rikkat: şefkat, yumuşak yüreklilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]san’at-ı İlâhî: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
[TD]sefahet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, budalalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]sıbga-i Rahmânî: Rahmânî boya, san’at (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tasvir: anlatma, resmetme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehyiç: heyecanlandırma, harekete geçirme[/TD]
[TD]telkin: zihinde yer ettirme, aşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenasuhvâri: reenkarnasyonu anımsatır bir şekilde[/TD]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âlüfte: iffetsiz, düşkün kadın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet: delil[/TD]
[TD]ızdırâbât: ızdıraplar, sıkıntılar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
3 Mayıs 2012: 07:10 #803918Anonim
Zira sağır tabiat, hem de bir kör kuvvetten mülhemâne aldığı bir hiss-i hüzn-ü gamdar. Âlemi bir vahşetzar tanır; başka çeşit göstermez.
O surette gösterir, hem de mahzunu tutar, sahipsiz de olarak yabanîler içinde koyar, hiçbir ümit bırakmaz.Kendine verdiği şu hiss-i heyecanla git gide ilhâda kadar gider, tâtile kadar yol verir. Dönmesi müşkül olur; belki daha dönemez.
Kur’ân’ın edebi ise, öyle bir hüznü verir ki, âşıkane hüzündür, yetimâne değildir.Firaku’l-ahbaptan gelir; fakdü’l-ahbaptan gelmez.
Kâinatta nazarı, kör tabiat yerine, şuurlu, hem rahmetli bir san’at-ı İlâhî onunmedar-ı bahsi. Tabiattan bahsetmez.Kör kuvvetin yerine, inâyetli, hikmetli bir kudret-i İlâhî ona medar-ı beyan. Onun için, kâinat vahşetzar suret giymez.
Belki muhatab-ı mahzunun nazarında oluyor bir cemiyet-i ahbap. Her taraftatecavüb, her cânibde tahabbüb; ona sıkıntı vermez.
Her köşede istînas, o cemiyet içinde mahzunu vaz’ ediyor bir hüzn-ü müştakane; bir hiss-i ulvî verir, gamlı bir hüznü vermez.
İkisi birer şevki de verir. O yabanî edebin verdiği bir şevk ile nefis düşer heyecana,heves olur münbasıt. Ruha ferah veremez.
Kur’ân’ın şevki ise, ruh düşer heyecana, şevk-i maâli verir. İşte bu sırra binaen,şeriat-i Ahmediye lehviyâtı istemez.
Bazı âlât-ı lehvi tahrim edip, bir kısmı helâl diye izin verip; demek hüzn-ü Kur’ânîveya şevk-i tenzilî veren âlet zarar vermez.
Eğer hüzn-ü yetimî veya şevk-i nefsanî verse, âlet haramdır. Değişir eşhasa göre; herkes birbirine benzemez.
[TABLE]
[TR]
[TD]binaen: –dayanarak[/TD]
[TD]cemiyet: dernek, topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemiyet-i ahbap: sevgililer topluluğu (bk. c-m-a; ḥ-b-b)[/TD]
[TD]cânib: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edep: edebiyat[/TD]
[TD]eşhas: şahıslar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakdü’l-ahbap: sevgililerin, dostların yok oluşu, onları kaybetme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]firaku’l-ahbap: dostlardan ayrı düşme (bk. f-r-ḳ; ḥ-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haram: Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[TD]helâl: dinen yapılmasına izin verilmiş şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hiss-i heyecan: heyecan veren his[/TD]
[TD]hiss-i hüzn-ü gamdar: gam veren hüzün hissi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hiss-i ulvî: yüce, yüksek his[/TD]
[TD]hüzn-ü Kur’ânî: Kur’ân’a has hüzün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüzn-ü müştakane: kavuşmanın gecikmesinden doğan hüzün, üzüntü[/TD]
[TD]hüzn-ü yetimî: yetimce hüzün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhâd: dinsizlik[/TD]
[TD]inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istînas: yakınlık duyma, yakınlaşma[/TD]
[TD]kudret-i İlâhî: Allah’ın kudreti (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]lehviyât: dinen yasak olan oyun ve eğlenceler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahzun: hüzünlü[/TD]
[TD]medar-ı bahs: bahis sebebi, söz konusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı beyan: açıklama konusu (bk. b-y-n)[/TD]
[TD]muhatab-ı mahzun: hüzünlü muhatap (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülhemâne: ilham alarak[/TD]
[TD]münbasıt: yayılan, genişleyen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden güç (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]san’at-ı İlâhî: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, görüntü, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahabbüb: karşılıklı sevgi gösterme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]tahrim etmek: haram kılmak, yasaklamak (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecavüb: birbirine cevap verme (bk. c-v-b)[/TD]
[TD]tâtil: Allah’ı inkâr etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşetzar: ürküntü ve yalnızlık veren yer[/TD]
[TD]vaz’ etme: koyma, yerleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yabanî: yabancı[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlât-ı lehv: dinen yasak olan eğlencelerde kullanılan aletler, yasak eğlencelere mahsus çalgılar[/TD]
[TD]şeriat-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği şeriat, İlâhî kanun ve hükümler (bk. ş-r-a; ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
[TD]şevk-i maâli: yüce şeylere duyulan iştiyak ve arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şevk-i nefsanî: nefsin helâl olmayan arzularına karşı duyulan istek (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]şevk-i tenzilî: Kur’ân’ın verdiği şevk, arzu (bk. n-z-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.