• Bu konu 68 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 70)
  • Yazar
    Yazılar
  • #801326
    Anonim


      Beş vakit namaz için yalnız o saati, bizden yine bizim için emretti, hem istedi. Tembellikle terk ettik, gafletle ihmal oldu.
      Şöyle de ceza gördük: Beş senede, yirmi dört saatte daima tâlim ve meşakkatle tahrik ve koşturmakla bir nevi namaz kıldırdı.
      Hem senede yalnız bir ay oruç için nefsimizden istedi. Nefsimize acıdık. Keffâreten beş sene cebren oruç tutturdu.
      Kendi verdiği maldan, kırkından ya onundan birini zekât istedi. Buhl ile hem zulmettik, haramı karıştırdık, ihtiyarla vermedikti.
      O da bizden aldırdı müterâkim zekâtı. Haramdan da kurtardı. Amel, cins-i cezadır. Ceza, cins-i ameldir. Salih amel ikiydi:
      Biri müsbet ve ihtiyarî; biri menfi, ıztırarî. Bütün âlâm, mesâib, a’mâl-i salihadır; lâkin menfidir, ıztırarî.
      Hadis teselli verdi.
      Bu millet-i günahkâr kanıyla abdest aldı, fiilî bir tevbe etti. Mükâfât-ı âcili: Şu milletin humsu dört milyonu çıkardı,
      Derece-i velâyet, mertebe-i şehadet ile gazilik verdi, günahı sildi. Bu meclis-i âlî-i misalî bu sözü tahsin etti.
      Ben de birden uyandım, belki yakaza ile yeni yattım. Bence yakaza rüyadır.
      Rüya bir nevi yakazadır. Orada asrın vekili, burada Said Nursî.

      • • •

      Cehil, mecazı eline alsa hakikat yapar

      İlmin elinden eğer cehlin eline düşse mecaz, eder inkılâp hakikate. Hem açar hurâfâta kapılar.
      Küçüklüğümde gördüm ki, hasf olmuştu kamer. Sordum ben validemden. Dedi: “Yılan yutmuştur.” Dedim:
      “Neden görünür?”
      Dedi: “Orada yılanlar böyle nim-şeffaf olur.” İşte böyle bir mecaz hakikat zannedilmiş. Medar-ı şems ve kamer tekatu noktaları olan re’s ve zenebde arzın haylûletiyle, bir emr-i İlâhiyle münhasif olur kamer.

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]amel: davranış, iş[/TD]
      [TD]arz: dünya[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]a’mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
      [TD]buhl: cimrilik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cebren: zorla[/TD]
      [TD]cehil: cahillik, bilgisizlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cins-i amel: amelin cinsi, türü[/TD]
      [TD]cins-i ceza: cezanın cinsi, türü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]derece-i velâyet: velîlik derecesi (bk. v-l-y)[/TD]
      [TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri (bk. e-l-h)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gaflet: umursamazlık, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)[/TD]
      [TD]hadis: Peygamberimize ait söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]hasf: ay tutulması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haylûlet: araya girme[/TD]
      [TD]hums: beşte bir[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hurâfât: hurafeler, boş ve bâtıl inançlar[/TD]
      [TD]ihtiyar: irade, tercih, istek (bk. ḫ-y-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihtiyarî: isteğe bağlı, iradeyle yapılan (bk. ḫ-y-r)[/TD]
      [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kamer: ay[/TD]
      [TD]keffâret: günahın bağışlanmasına vesile olan şey[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lâkin: fakat, ama[/TD]
      [TD]mecaz: gerçek mânâsının anlaşılmasına engel teşkil eden bir karineyle (işaretle) beraber, bir münasebetten dolayı, asıl konulduğu mânânın dışında kullanılan lâfız (bk. c-v-z)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]meclis-i âlî-i misalî: rüyada şekillenen yüce meclis[/TD]
      [TD]medar-ı şems ve kamer: güneşin ve ayın yörüngesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]menfi: olumsuz, negatif[/TD]
      [TD]mertebe-i şehadet: şehitlik mertebesi (bk. ş-h-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mesâib: musibetler, belâlar[/TD]
      [TD]meşakkat: güçlük, sıkıntı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]millet-i günahkâr: günahkâr millet[/TD]
      [TD]mükâfât-ı âcil: peşin mükâfat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münhasif olma: tutulma; ay tutulması[/TD]
      [TD]müsbet: olumlu, pozitif[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müterâkim: birikmiş, yığılmış[/TD]
      [TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
      [TD]nim-şeffaf: yarı şeffaf, yarı saydam[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]re’s ve zeneb: baş ve kuyruk[/TD]
      [TD]salih: dinin emir ve yasaklarına uygun (bk. ṣ-l-ḥ) [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
      [TD]tahsin etmek: güzel bulmak (bk. ḥ-s-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tekatu: kesişme [/TD]
      [TD]tâlim: eğitim (bk. a-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]yakaza: uyanıklık hali[/TD]
      [TD]âlâm: elemler, acılar [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ıztırarî: zorunlu olarak, çaresizce[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #801327
      Anonim

        İki kavs-ı mevhûme tinnîneyn yad edilmiş, hayalî bir teşbihle isim müsemmâ olmuş. Tinnîn ise yılandır.

        • • •

        Mübalâğa zemm-i zımnîdir

        Hangi şeyi vasfetsen, olduğu gibi vasfet. Medhin mübalâğası bence zemm-i zımnîdir.İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir.

        • • •

        Şöhret zalimedir

        Şöhret bir müstebittir; sahibine mal eder başkasının malını.Meşhur Hoca Nasreddin letâifi içinde, zekâtı, asıl malı.blank.gif1Rüstem-i Sistanî, onun hayal-i şanı garet etti bir asır mefâhir-i İran’ı.Gasb ve garetle şişti o namdar hayali, hurâfâta karıştı, attı nev-i insanı.

        • • •

        Din ile hayat kabil-i tefrik olduğunu zannedenler felâkete sebeptirler


        Şu Jön Türkün hatası: Bilmedi o bizdeki din hayatın esası. Millet ve İslâmiyet ayrı ayrı zannetti.Medeniyet müstemir, müstevlî vehmeyledi. Saadet-i hayatı içinde görüyordu. Şimdi zaman gösterdi,Medeniyet sistemiHAŞİYE-1AŞİYE bozuktu, hem muzırdı. Tecrübe-i kat’iye bize bunu gösterdi.Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-yı din ile olur şu milletin ihyâsı. İslâm bunu anladı.Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten milletin terakkisi. İhmali nisbetinde idiMilletin tedennîsi. Tarihî bir hakikat; ondan olmuş tenâsi.

        Dipnot-1
        Yani ondan biri.

        [NOT]Haşiye-1
        AŞİYE Tam bir işaret-i gaybiyedir. Sekeratta olan dinsiz, zalim medeniyete bakıyor.[/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Hoca Nasreddin: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Rüstem-i Sistanî: Şark edebiyatında kuvvet ve cesaret timsali olarak şöhret bulan Zaloğlu Rüstem[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]garet etmek: gasbetmek, yağmalamak[/TD]
        [TD]gasb: zorla alma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]hayal-i şan: hayalî olarak büyütülen şan ve şöhret (bk. ḫ-y-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
        [TD]hurâfât: hurâfeler, bâtıl inanışlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihsan: ikram, bağış (bk. ḥ-s-n)[/TD]
        [TD]ihsan-ı İlâhî: Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı (bk. ḥ-s-n; e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihyâ: diriltme, hayat verme (bk. ḥ-y-y)[/TD]
        [TD]ihyâ-yı din: dinin diriltilmesi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]işaret-i gaybiye: gelecekte olacak bir olaya işaret (bk. ğ-y-b)[/TD]
        [TD]kabil-i tefrik: ayrılabilir olma, ayrılması mümkün (bk. f-r-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kavs-ı mevhûme: vehmedilen, varsayılan yay; sanal yay[/TD]
        [TD]letâif: ince nükteler, şakalar, güldüren güzel sözler (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]medh: övgü[/TD]
        [TD]mefâhir-i İran: İran’ın övündüğü şeyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muzır: zararlı[/TD]
        [TD]mübalâğa: abartı (bk. b-l-ğ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müsemmâ: isimlendirilmiş (bk. s-m-v)[/TD]
        [TD]müstebit: istibdatçı, diktatör[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müstemir: devamlı, sürekli[/TD]
        [TD]müstevlî: istila eden, işgalci[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]namdar: şan ve şöhret sahibi[/TD]
        [TD]nev-i insan: insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b)[/TD]
        [TD]nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saadet-i hayat: hayatın mutluluğu (bk. ḫ-y-y)[/TD]
        [TD]sekerat: can çekişme anı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecrübe-i kat’iye: kesin tecrübe[/TD]
        [TD]tedennî: alçalma, gerileme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temessük: sarılma, tutunma[/TD]
        [TD]tenâsi: unutmaya çalışma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
        [TD]teşbih: belirli bir maksadı ifade için, bir edat ile aralarında ortak nitelikten dolayı bir şeyi başka bir şeye benzetmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tinnîn: büyük yılan; astronomide yedi burç boyunca uzanan hafif beyazlık[/TD]
        [TD]tinnîneyn: iki büyük yılan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vasfetmek: nitelemek, özelliğini ifade etmek (bk. v-ṣ-f)[/TD]
        [TD]vehmeylemek: kuruntulanmak, yanlış ve esassız düşüncelere kapılmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]yad edilmek: anılmak[/TD]
        [TD]zemm-i zımnî: gizliden ayıplama, dolaylı kötüleme[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #801328
        Anonim
          Mevt, tevehhüm edildiği gibi dehşetli değil

          Dalâlet vehmidir, mevti dehşetlendirir. Mevt, tebdil-i câmedir, ya tahvil-i mekândır. Sicinden bostana çıkar.Kim hayatı isterse şehadet istemeli. Şehidin hayatına Kur’ân işaret eder.blank.gif1 Sekerâtı tatmamış, herbir şehid kendiniHayy biliyor, görüyor. Lâkin yeni hayatı daha nezih buluyor.Zanneder ki ölmemiş.blank.gif2 Meyyitlere nisbeti, dikkat et, şuna benzer:İki adam rüyada lezâiz envâına câmi’ güzel bahçede ikisi geziyorlar. Biri rüya olduğunu bilir; lezzet almıyor.Onu müferrah etmez; belki teessüf eder. Öbürüsü biliyor ki âlem-i yakazadır; hakikî lezzet alır, ona hakikî olur.Rüya misalin zılli, misal ise berzahın zılli olmuştur. Ondan, onların düsturları birbirine benziyor.

          • • •

          Siyaset, efkârın âleminde bir şeytandır; istiâze edilmeli.


          Siyaset-i medenî, ekserin rahatına feda eder ekalli. Belki ekall-i zalim, kendine kurban eder ekserîn-i avâmı.Adalet-i Kur’ânî, tek mâsumun hayatı, kanı heder göremez, onu feda edemez, değil ekseriyete, hattâ nev’in umumu.Âyet-i blank.gif3 مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ iki sırr-ı azîmi vaz ediyor nazara. Biri mahz‑ı adalet. Bu düstur-u azîmi kiFert ile cemaat, şahıs ile nev-i beşer, kudret nasıl bir görür; adalet-i İlâhî ikisine bir bakar. Bir sünnet-i daimî.

          [NOT]Dipnot-1
          bk. Bakara Sûresi, 2:154; Âl-i İmran Sûresi, 3:169.
          Dipnot-2
          bk. Tirmizî, Cihad 6; Nesâî, Cihad 35; İbni Mâce, Cihad 16; Dârimî, Cihad 7.
          Dipnot-3
          “Kim bir cana kıymamış bir kimseyi öldürürse…” Mâide Sûresi, 5:32.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]adalet-i Kur’ânî: Kur’ân’ın adaleti (bk. a-d-l)[/TD]
          [TD]adalet-i İlâhî: Allah’ın adaleti (bk. a-d-l; e-l-h)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]berzah: kabir âlemi[/TD]
          [TD]bostan: bahçe[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
          [TD]câmi: kapsamlı, içine alan (bk. c-m-a)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
          [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]düstur: prensip[/TD]
          [TD]düstur-u azîm: büyük ve önemli düstur, prensip (bk. a-ẓ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]efkâr: fikirler (bk. f-k-r)[/TD]
          [TD]ekall: azınlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ekall-i zalim: zalim azınlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
          [TD]ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ekseriyet: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
          [TD]ekserîn-i avâm: halkın çoğunluğu (bk. k-s̱-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
          [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayy: diri, canlı (bk. ḫ-y-y)[/TD]
          [TD]heder: boş yere, faydasız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istiâze: Allah’a sığınma[/TD]
          [TD]kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lezâiz: lezzetler[/TD]
          [TD]mahz-ı adalet: tam anlamıyla adalet (bk. a-d-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
          [TD]meyyit: ölü (bk. m-v-t)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müferrah: ferah duyan, huzurlu[/TD]
          [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nev-i beşer: insanlık türü, insanlar[/TD]
          [TD]nev’in umumu: türün bütünü, insanlığın tamamı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nezih: temiz, pâk (bk. n-z-h)[/TD]
          [TD]nisbet: oran, kıyas (bk. n-s-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sekerât: can çekişme anı[/TD]
          [TD]sicin: hapishane, zindan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]siyaset-i medenî: günümüz medeniyetinin siyaseti[/TD]
          [TD]sünnet-i daimî: bitmeyen, devamlı ve doğru işleyen kanun (bk. s-n-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m)[/TD]
          [TD]tahvil-i mekân: yer değiştirme (bk. m-k-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tebdil-i câme: elbise değiştirme[/TD]
          [TD]teessüf: üzüntü, acı duyma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevehhüm edilmek: sanılmak, zannedilmek[/TD]
          [TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vehmî: olmadığı halde varsayılan[/TD]
          [TD]zıll: gölge[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i yakaza: uyanıklık âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
          [TD]şehadet: şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etmek (bk. ş-h-d)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #801330
          Anonim

            Şahs-ı vahid hakkını kendi feda ediyor; lâkin feda edilmez, hattâ umum insana. Onun iptal-i hakkı, hem iraka-i demi,Hem zevâl-i ismeti; iptal-i hakk-ı nev’in, hem ismet-i beşerin mislidir, hem naziri. İkinci sırrı budur: Hodgâmî bir âdemîHırs ve heves yolunda bir mâsumu öldürse, eğer elinden gelse, hevesine mâni ise harap eder dünyayı, imhâ eder benî Âdemi.

            • • •

            Zaaf hasmı teşci eder; Allah abdini tecrübe eder, abd Allah’ını tecrübe edemez

            Ey hâif ve hem zaif! Havf ve za’fın beyhude, hem senin aleyhinde tesirât-ı haricî teşcî eder, celb eder.Ey vesveseli vehham! Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhume için feda edilmez. Sana lâzım hareket; netice Allah’ındır.İşine karışılmaz. Allah çeker abdini meydan-ı imtihana. “Böyle yaparsan eğer, böyle yaparım” der.Abd ise hiç yapamaz Allah’ını tecrübe. “Rabbim muvaffak etsin; ben de bunu işlerim” dese tecavüz eder.İsâ’ya demiş şeytan: “Madem herşeyi O yapar. Kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?” İsâ dedi: “Ey mel’un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan.”

            • • •

            Beğendiğin şeyde ifrat etme

            Bir derdin dermanı başka derde dert olur. Panzehiri zehir olur. Derman hadden geçerse dert getirir, öldürür.

            • • •

            İnadın gözü, meleği şeytan görür


            İnadın işi budur: Şeytan yardım ederse birisine “melek” der, rahmeti de okutur.Muhalif tarafında eğer meleği görse, libasını değişmiş onu şeytan zanneder; adâvet, lânet eder.

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
            [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
            [TD]benî-Âdem: Âdemoğulları, insanlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beyhude: boşuna, faydasız[/TD]
            [TD]celb etmek: kendine çekmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]had: sınır, çizgi[/TD]
            [TD]hasm: düşman[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]havf: korku[/TD]
            [TD]heves: gelip geçici arzu ve istekler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hodgâmî: bencil, kendini düşünen[/TD]
            [TD]hâif: korkak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ifrat: aşırılık[/TD]
            [TD]imhâ: yok etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iptal-i hak: hakkın ortadan kaldırılması (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]iptal-i hakk-ı nev’: bir türe ait hakkın ortadan kaldırılması (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iraka-i dem: kan akıtılması[/TD]
            [TD]ismet-i beşer: insanlığın masumluğu, suçsuzluğu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
            [TD]libas: elbise[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lâkin: fakat, ama[/TD]
            [TD]maslahat: fayda, yarar (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazarrat-ı mevhume: gerçekte var olmayan, hayalî zararlar[/TD]
            [TD]mel’un: lanetlenmiş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meydan-ı imtihan: imtihan meydanı[/TD]
            [TD]misl: benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhalif: zıt, karşıt[/TD]
            [TD]muvaffak: başarılı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâni: engel[/TD]
            [TD]nazir: benzer, eş (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]panzehir: zehire karşı ilâç[/TD]
            [TD]tesirât-ı haricî: dış tesirler, etkenler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teşcî: cesaretlendirme[/TD]
            [TD]umum: bütün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vehham: aşırı derecede vehimli, kuruntulu[/TD]
            [TD]vesveseli: şüphe ve tereddüt içinde olan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
            [TD]zevâl-i ismet: gühasızlığın sona ermesi (bk. z-v-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âdemî: insanoğlu[/TD]
            [TD]İsâ: (bk. bilgiler)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şahs-ı vahid: bir tek şahıs (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #801331
            Anonim
              Hakkı bulduktan sonra ehak için ihtilâfı çıkarma

              Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilâftır. Bazan hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen.

              • • •

              İslâmiyet, selm ve müsalemettir; dahilde nizâ ve husumet istemez


              Ey âlem-i İslâmî! Hayatın ittihadda. Ger ittihad istersen, düsturun bu olmalı:Hüve’l-hakku yerine hüve hakkun olmalı; hüve’l-hasen yerine hüve’l-ahsen olmalı.Her Müslim kendi meslek, mezhebine demeli: “İşte bu haktır; başkasına ilişmem. Başkaları güzelse, benim en güzelidir.”Dememeli: “Budur hak; başkaları battaldır. Ya yalnız benimkidir güzeli; başkaları yanlıştır, hem çirkindir.”Zihniyet-i inhisar, hubb-u nefisten geliyor. Sonra maraz oluyor; nizâ ondan çıkıyor.Dert ile dermanlarTaaddüdü hak olur; hak da taaddüt eder. Hâcat ve ağdiyenin tenevvüü hak olur; hak da tenevvü eder.İstidat, terbiyeler tekessürü hak olur; hak da tekessür eder. Bir madde-i vâhide, hem zehir ve hem panzehir.İki mizaca göre mesâil-i fer’îde hakikat sabit değil; izafî ve mürekkep. Mükellefîn mizaçlarOna bir hisse verip ona göre ederek tahakkuk ve terekküp, her mezhebin sahibi mühmel mutlak hükmeder.Mezhebinin hududu tayinini bırakır temayül-ü mîzaca. Taassub-u mezhebî tâmime sebep olur.

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Müslim: Müslüman (bk. s-l-m)[/TD]
              [TD]ahsen: en güzel, daha güzel (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ağdiye: gıdalar[/TD]
              [TD]battal: hak olmayan, gerçek dışı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dahilde: içeride[/TD]
              [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehak: en doğru, daha doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]ger: eğer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hasen: güzel (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]hubb-u nefis: kendini beğenme, nefse düşkünlük (bk. ḥ-b-b; n-f-s)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hudud: sınır[/TD]
              [TD]husumet: düşmanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâcat: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
              [TD]hüve hakkun: o haktır (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüve’l-ahsen: o en güzeldir (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]hüve’l-hakku: sadece o haktır (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüve’l-hasen: sadece o güzeldir (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]ihtilâf: uyuşmazlık, ayrılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
              [TD]ittifak: uyum içinde birleşme, birlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ittihad: birleşme, birlik[/TD]
              [TD]izafî: göreceli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]madde-i vâhide: bir tek madde (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]maraz: hastalık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meslek: usül, metod[/TD]
              [TD]mesâil-i fer’î: teferruata dair meseleler (bk. m-s̱-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mezhep: dinde tutulan yol (bk. ẕ-h-b)[/TD]
              [TD]mizaç: yaratılış, tabiat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk, nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâyı gösteren lâfız; kitap kelimesi gibi ki her türlü kitabı içine alır (bk. l-f-ẓ)[/TD]
              [TD]mühmel: ihmale uğramış[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mükellefîn: mükellef olanlar, yükümlüler[/TD]
              [TD]mürekkep: birden fazla unsurdan oluşmuş bileşik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müsalemet: barış ve huzur içinde olma (bk. s-l-m)[/TD]
              [TD]nizâ: kavga, uyuşmazlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]selm: barış (bk. s-l-m)[/TD]
              [TD]taaddüd: çokluk, birden fazla olma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]taassub-u mezhebî: bir mezhebe aşırı derecede bağlılık (bk. ẕ-h-b)[/TD]
              [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]talib-i hakikat: gerçeği talep eden, isteyen (bk. ṭ-l-b; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]tayin etme: belirleme, belirli kılma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tekessür: çoğalma (bk. k-s̱-r)[/TD]
              [TD]temayül-ü mizac: mizacın bir tarafa yönelmesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenevvü: çeşitlilik[/TD]
              [TD]terekküp: birleşme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tâmim: umumîleştirme, herkese yayma[/TD]
              [TD]zihniyet-i inhisar: tekelleştirme anlayışı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i İslâmî: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #801332
              Anonim

                Tâmimin iltizamı sebep olur nizâa. İslâmiyetten evvel tabakat-ı beşerde derin uçurumlar,Hem tebâüd-ü acîbi istedi bir vakitte taaddüd-ü enbiya, tenevvü-ü şerâyi’, müteaddit mezhepler.Beşerde bir inkılâp İslâmiyet yaptırdı, beşer tekarüb etti, şer’ etti ittihad, vâhid oldu peygamber.Seviye bir olmadı; mezhep taaddüt etti. Terbiye-i vâhide kâfi geldiği zaman, ittihad eder mezhepler.

                • • •

                İcad ve cem-i ezdadda büyük bir hikmet var; kudret elinde şems ve zerre birdir

                Ey birader-i kalb-i hüşyar! Ezdâdın cem’indendir tecellî-i iktidar. Lezzet içinde elem, hayrın içinde şerri,Hüsnün içinde kubhu, nef’in içinde dârrı, nimet içinde nıkmet, nurun içinde nârı, bilir misin ki sırrı?Hakaik-i nisbiye sübut, takarrur etsin. Birşeyde çok şey olsun; bulsun vücut, görünsün. Sür’at-i hareketle bir nokta bir hat olur.Çevirmenin sür’ati yapar bir lem’a-i nur, daire-i nuranî. Hakaik-i nisbiye vazifesi dünyada daneler sünbül olur.Kâinatın çamuru, revâbıt-ı nizamı, alâik-i nakşını odur teşkil ediyor. Âhirette bu nisbî emirler orada hakaik olur.Hararette merâtip, ona olmuştur sebep tahallül-ü burudet. Hüsündeki derecat kubhun tedahülüdür; sebep, illet oluyor.

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]alâik-i nakş: nakış alâkaları, ilişkileri (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                [TD]beşer: insanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]birader-i kalb hüşyar: uyanık kalpli kardeş[/TD]
                [TD]cem-i ezdad: zıtların biraraya gelmesi (bk. c-m-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cem’: bir araya gelme (bk. c-m-a)[/TD]
                [TD]daire-i nuranî: nurlu daire (bk. n-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dane: tohum[/TD]
                [TD]derecat: dereceler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dârr: zarar[/TD]
                [TD]elem: acı, keder, üzüntü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ezdâd: zıtlar[/TD]
                [TD]hakaik: gerçekler, doğrular (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakaik-i nisbiye: göreceli hakikatler, bir diğerine göre hakikat olan şeyler (bk. ḥ-ḳ-ḳ; n-s-b)[/TD]
                [TD]hararet: sıcaklık, ısı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayr: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
                [TD]iltizam: taraf tutma, taraftarlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkılâp: değişim, dönüşüm[/TD]
                [TD]ittihad: birleşme, birlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kubh: çirkinlik[/TD]
                [TD]kudret: İlâhî güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lem’a-i nur: nur parıltısı (bk. n-v-r)[/TD]
                [TD]merâtip: mertebeler, dereceler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mezhep: dinde tutulan yol (bk. ẕ-h-b)[/TD]
                [TD]müteaddit: birden fazla, çeşitli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nef’: yarar[/TD]
                [TD]nisbî: kıyaslama ile olan, göreceli (bk. n-s-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nizâ: kavga, uyuşmazlık[/TD]
                [TD]nâr: ateş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nıkmet: sıkıntı, azap, nimetin zıddı[/TD]
                [TD]revâbıt-ı nizam: nizamın, düzenin bağları (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sübut: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
                [TD]sünbül: başak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sür’at: hız[/TD]
                [TD]sür’at-i hareket: hareketin hızı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]taaddüd-ü enbiya: aynı dönemde birden fazla peygamberin olması (bk. n-b-e)[/TD]
                [TD]taaddüt: birden fazla olma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tabakat-ı beşer: insan tabakaları[/TD]
                [TD]tahallül-ü burudet: soğuğun sıcağın içine karışması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]takarrur: karar bulma, yerleşme[/TD]
                [TD]tebâüd-ü acîb: hayret verici ölçüde birbirinden uzaklaşma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tecellî-i iktidar: Allah’ın kudretinin tecellîsi, yansıması (bk. c-l-y; ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]tedahül: iç içe olma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tekarüb: birbirine yakınlaşma[/TD]
                [TD]tenevvü-ü şerâyi’: şeriatlerin çeşitliliği (bk. ş-r-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]terbiye-i vâhide: tek bir terbiye (bk. r-b-b; v-ḥ-d)[/TD]
                [TD]teşkil: oluşturma, meydana getirme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tâmim: umumîleştirme, herkese duyurma[/TD]
                [TD]vâhid: bir (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]zerre: atom[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                [TD]şems: güneş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şer: kötülük[/TD]
                [TD]şer’: şeriat, Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #801333
                Anonim

                  Ziya zulmete borçlu; lezzet eleme medyun; sıhhat marazsız olmaz. Cennet olmazsa belki Cehennem tâzip etmez. Zemherirsiz olmuyor;
                  Ger zemherir olmazsa, o da ihrak edemez. O Hallâk-ı Lemyezel, halk-ı ezdad içinde hikmetini gösterdi; haşmeti etti zuhur.
                  O Kadîr-i Lâyezâl, cem-i ezdad içinde iktidarı gösterdi; azamet etti zuhur. Madem o kudret-i İlâhî lâzime-i zâtî olur.
                  O Zât-ı Ezelîye hem zarure-i nâşie; onda zıddı olamaz, acz tahallül edemez, onda merâtip olamaz. Herşeye nisbeti bir; hiçbir şey ağır olmuyor.
                  O kudretin ziyasına güneş mişkât olmuştur. Bu mişkâtın nuruna deniz yüzü âyine, şebnemlerin gözleri birer mir’at olmuştur.
                  Denizin geniş yüzü gösterdiği güneşi, çîn-i cebînindeki katreler de gösterir; şebnemin küçük gözü yıldız gibi parlıyor.
                  Aynı hüviyet tutar; şebnem, deniz bir olur güneşin nazarında. Kudreti tanzir eder. Şebnemin gözbebeği küçücük bir güneştir.
                  Şu muhteşem güneş de küçücük bir şebnemdir. Gözbebeği bir nurdur ki şems‑i kudretten gelir, o kudrete kamer olur.
                  Semâvât bir denizdir; bir nefes-i Rahmân’la çîn-i cebînlerinde mevcelenip, katarat ki nücum ve hem şümustur.
                  Kudret tecellî etti, o katarâta serpti nuranî lemeâtı. Herbir güneş bir katre, herbir yıldız bir şebnem, herbir lem’a timsaldir.
                  O feyz-i tecellînin küçücük bir aksidir o katre-misal güneş. Eder mücellâ camını o lümey’a zücâce dürri-misal parlıyor,
                  O şebnem-misal yıldız lâtif gözü içinde, bir yer yapar lem’aya, lem’a olur bir siraç, gözü olur zücâce, misbâhı nurlanıyor.

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Hallâk-ı Lemyezel: varlığı asla son bulmayan ve herşeyi sürekli olarak çokça yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; z-v-l)[/TD]
                  [TD]Kadîr-i Lâyezâl: hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek, sonsuz kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; lâ; z-v-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Zât-ı Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan Zât, Allah (bk. e-z-l)[/TD]
                  [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                  [TD]cem-i ezdad: zıtların biraraya gelmesi (c-m-a)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dürri-misal: inci gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [TD]elem: acı, keder, üzüntü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]feyz-i tecellî: yansımadan doğan feyz, bereket (bk. f-y-ḍ; c-l-y)[/TD]
                  [TD]ger: eğer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]halk-ı ezdad: zıtların yaratılması (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                  [TD]haşmet: görkem, heybet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [TD]hüviyet: mahiyet, özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihrak etmek: yakmak[/TD]
                  [TD]iktidar: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kamer: ay[/TD]
                  [TD]katarat: damlalar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]katre: damla[/TD]
                  [TD]katre-misal: damla gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kudret: İlâhî güç ve iktidar (bk. k-d-r)[/TD]
                  [TD]kudret-i İlâhî: Allah’ın güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lemeât: parıltılar[/TD]
                  [TD]lem’a: parıltı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                  [TD]lâzime-i zâtî: kendi zâtının gereği[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lümey’a: küçük parıltı[/TD]
                  [TD]maraz: hastalık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]medyun: borçlu[/TD]
                  [TD]merâtip: mertebeler, dereceler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevc: dalga[/TD]
                  [TD]mir’at: ayna[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]misbâh: lamba, meşale[/TD]
                  [TD]mişkât: kandil, içinde lamba olan küçük hücre[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mücellâ: parlatılmış, parlak[/TD]
                  [TD]nazarında: gözünde, bakışında[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefes-i Rahmân: sonsuz merhamet sahibi Cenab-ı Hakkın varlıklar üzerindeki rahmet esintisi (bk. n-f-s; r-ḥ-m)[/TD]
                  [TD]nisbet: ölçü, oran (bk. n-s-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nuranî: nurlu (bk. n-v-r)[/TD]
                  [TD]nücum: yıldızlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                  [TD]siraç: ışık, lamba[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahallül: araya girme, içine karışma[/TD]
                  [TD]tanzir: benzetme (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
                  [TD]timsal: nümune, örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tâzip etmek: azap vermek[/TD]
                  [TD]zarure-i nâşie: kendisinde bulunması zorunlu olan, ondan ayrılması mümkün olmayan zorunlu özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zemherir: şiddetli ve yakıcı soğuk[/TD]
                  [TD]ziya: ışık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                  [TD]zulmet: karanlık (bk. ẕ-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zücâc: cam[/TD]
                  [TD]âyine: ayna[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]çîn-i cebîn: alın buruşukluğu[/TD]
                  [TD]şebnem: çiğ[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şebnem-misal: çiğ gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [TD]şems-i kudret: kudret güneşi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şümus: güneşler[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #801334
                  Anonim
                    Meziyetin varsa hafâ türâbında kalsın, tâ neşvünemâ bulsun

                    Ey zîhassa-i meşhure, taayyünle zulmetme. Ger perde-i hafânın altında sen kalırsan, ihvânına verirsin ihsan ve bereketi.Herbir ihvânın altında sen çıkması, hem de o sen olması imkân ve ihtimali, herbirine celb eder bir nazar-ı hürmeti.Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükerrem iken altında, üstünde zalim olursun. Güneş iken orada, burada gölge edersin,İhvânını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten. Demek taayyün ve teşahhus zalim birer emirdir. Sahih doğru böyle ise, hem de böyle görürsün.
                    Nerede kaldı yalancı tasannu ve riyâ ile kisb-i teşahhus-u şöhret? İşte bir sırr-ı azîm ki hikmet-i İlâhî, hem o nizam-ı ahsen.
                    Bir ferd-i fevkalâde, kendi nev’i içinde setr ile perde çeker, bununla kıymet verdirir, hem de eder müstahsen.
                    İşte sana misali: İnsan içinde veli,blank.gif1 ömür içinde ecel,blank.gif2 olmuş meçhul ve mühmel. Cumada müstetirdir bir saat, kabul olur dua edersen.blank.gif3Ramazan’da münteşir bir leyle-i zû-kadîr.blank.gif4 Esmâü’l-Hüsnâda muzmer iksir-i İsm-i Âzam.blank.gif5 Bu misallerin haşmeti, hem de o sırr-ı hasen,İphamda izhar eder, ihfâda ispat eder. Meselâ, ecelin iphamında bir muvazene vardır; her dakikada tutar ne vaziyet alırsan.Kefeteyn-i havf ü recâ, hizmet-i ukbâ-dünya tevehhüm-ü bekâî, lezzet-i ömrü verir. Yirmi sene müphem bir ömür olsa ahsen,

                    [NOT]Dipnot-1
                    bk. Müslim, Hudûd 18; Tirmizî, Menâkıb 54; Dârimî, Rikâk 61; Müsned 4:332.
                    Dipnot-2
                    bk. “Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.” Lokman Sûresi, 31:34.
                    Dipnot-3
                    bk. Buhârî, Cuma 37; Müslim, Cuma 13-15; Tirmizî, Cuma 2; Nesaî, Cuma 45; İbni Mâce, İkamet 99; Darimî, Salat 204; Muvatta, Cuma 15; Müsned 2:498.
                    Dipnot-4
                    bk. Buhârî, Îman 36, Leyletü’l-Kadr 3-4; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn 176, 177, 179, 180, Sıyâm 205-218; Ebû Dâvûd, Ramazan 2, 3, 4, 5, 6, 7; Tirmizî, Savm 72; Muvatta, İ’tikâf 10-11.
                    Dipnot-5
                    bk. Ebû Dâvûd, Vitr 8; Tirmizî, Deavât 64; İbni Mâce, Dua 9; Müsned 6:461; el-Hâkim, el-Müstedrek 1:683-686, 4:352; İbni Ebî Şeybe, el-Musannaf 6:47; el-Beyhakî, Şuabu’l-Îman 2:437.[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Esmâü’l-Hüsna: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
                    [TD]ahsen: en güzel (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
                    [TD]ecel: ölüm zamanı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ferd-i fevkalâde: olağanüstü özelliklere sahip kişi (bk. f-r-d)[/TD]
                    [TD]ger: eğer[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hafâ: gizlilik[/TD]
                    [TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmet-i İlâhî: Allah’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
                    [TD]hizmet-i ukbâ-dünya: âhiret-dünya hizmeti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihfâ: gizleme[/TD]
                    [TD]ihsan: bağış, iyilik, nimet (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihvân: kardeşler[/TD]
                    [TD]iksir-i İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan isminin güçlü tesiri (bk. s-m-v; a-ẓ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ipham: gizleme, üstü kapalı bırakma[/TD]
                    [TD]izhar: gösterme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kefeteyn-i havf ü recâ: ümit ve korku kefeleri, dengeleri[/TD]
                    [TD]kisb-i teşahhus-u şöhret: şöhretle şahsiyet kazanma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]leyle-i zû-kadir: kadir sahibi gece, kadir gecesi (bk. ẕû; ḳ-d-r)[/TD]
                    [TD]lezzet-i ömür: yaşama lezzeti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meziyet: üstün özellikler[/TD]
                    [TD]meçhul: bilinmeyen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muvazene: denge (bk. v-z-n)[/TD]
                    [TD]muzmer: gizli, saklı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mühmel: ihmal edilmiş, bırakılmış[/TD]
                    [TD]mükerrem: şerefli (bk. k-r-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]münteşir: yayılmış olan[/TD]
                    [TD]müphem: belirsiz, gizli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müstahsen: güzel, beğenilen (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [TD]müstetir: gizli, örtülü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazar-ı hürmet: saygı dolu bakış (bk. n-ẓ-r; ḥ-r-m)[/TD]
                    [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]neşvünemâ: büyüyüp gelişme[/TD]
                    [TD]nizam-ı ahsen: en güzel düzen (bk. n-ẓ-m; ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]perde-i hafâ: gizlilik perdesi[/TD]
                    [TD]riya: gösteriş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sahih: doğru, kusursuz[/TD]
                    [TD]setr: örtme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sırr-ı azîm: büyük sır (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                    [TD]sırr-ı hasen: güzel sır (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taayyün: belirlenme, meydana çıkma[/TD]
                    [TD]tasannu: yapmacıklık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevehhüm-ü bekàî: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                    [TD]teşahhus: şahıslanma, belirlenme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]türâb: toprak[/TD]
                    [TD]zîhassa-i meşhure: meşhur özelliğe sahip kişi (bk. ẕî)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #801335
                    Anonim

                      Nihayeti muayyen bin senelik bir ömre. Zira nısfı geçerse, her saati geldikçe güya adım atarak darağacına gidersin.Şey’en şey’en üzülmek ve hem de teselli vermez; sen de rahat etmezsin.

                      • • •

                      Allah’ın rahmet ve gazabından fazla tahassüs hatadır

                      Allah’ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Allah’ın gazabından fazla gazap edilmez.Öyle ise işi bırak o Âdil-i Rahîme. Fazla şefkat elemdir; fazla gazap zemîme.

                      • • •

                      İsraf sefahetin, sefahet sefaletin kapısıdır

                      Ey müsrifli kardeşim! Tagaddî noktasında bir iken iki lokma; bir lokma bir kuruşa, bir lokma on kuruşa.Hem ağıza girmeden, hem boğazdan geçtikten, müsâvi bir olurlar. Yalnız ağızda, o da kaç saniyede, bîhûşe verir nûşe.Zevkî bir fark bulunur, daim onu aldatır o kuvve-i zâika; bedene, hem mideye kapıcı müfettişe.Onun tesiri menfi, müsbet değil. Vazife yalnız kapıcıyı taltif ve memnun etmek. Nûş verirsin o bîhûşa.Aslî vazifesinde onu müşevveş etmek, tek bir kuruş yerine on bir kuruşu vermek, olur şeytanî pîşe.İsrafın en sefîhi, tebzîrin en sakîmi, bir tarzdır bir çeşidi. Heves etme bu işe.

                      • • •

                      Zâika telgrafçıdır; telziz ile baştan çıkarma


                      HAŞİYE-1AŞİYE Rububiyet-i İlâh, hikmet ve inâyeti, ağızla hem burunla iki merkezi teşkil eylemiştir içinde hudut karakolu. Hem,

                      [NOT]Haşiye-1
                      AŞİYE İktisat Risalesinin çekirdeğidir. Belki on sahife olan İktisat Risalesini kable’l-vücut on satırda okumuş.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]bîhûş: şaşkın, sersem[/TD]
                      [TD]darağacı: idam sehpası[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]elem: acı, sıkıntı, üzüntü[/TD]
                      [TD]gazab: öfke, hiddet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hudut: sınır[/TD]
                      [TD]inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik (bk. a-n-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]israf: savurganlık (bk. s-r-f)[/TD]
                      [TD]kable’l-vücut: var olmadan önce (bk. v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kuvve-i zaika: tad alma duygusu[/TD]
                      [TD]muayyen: belirlenmiş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müfettiş: teftiş eden, denetleyici[/TD]
                      [TD]müsrif: israf eden, savurgan (bk. s-r-f)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müsâvi: eşit, denk[/TD]
                      [TD]müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nihayet: son[/TD]
                      [TD]nûş: zevk, cümbüş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nısf: yarı[/TD]
                      [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rububiyet-i İlâh: İlâhî Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b; e-l-h)[/TD]
                      [TD]sakîm: hastalıklı, kötü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık[/TD]
                      [TD]sefalet: perişanlık, yoksukluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sefîh: rezil, aşağılık[/TD]
                      [TD]tagaddî: gıda alma, beslenme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahassüs: hislenme, duygulanma[/TD]
                      [TD]taltif: lütuf ve ihsanda bulunma (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tebzîr: har vurup harman savurmak, düşüncesizce harcama yapmak[/TD]
                      [TD]telziz: lezzetlendirmek, lezzet almasını sağlamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşkil eylemek: oluşturmak, meydana getirmek[/TD]
                      [TD]zemîme: beğenilmeyecek kötü hal ve davranış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zevkî: zevk ile ilgili[/TD]
                      [TD]zâika: tat alma duygusu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Âdil-i Rahîm: adâletle iş gören, sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Allah (bk. a-d-l; r-ḥ-m)[/TD]
                      [TD]İktisat Risalesi: Lem’alar adlı eserde yer almaktadır (On Dokuzuncu Lem’a) (bk. r-s-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şeytani pîşe: şeytana benzer, şeytanca iş, huy, alışkanlık[/TD]
                      [TD]şey’en şey’en: yavaş yavaş, derece derece[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #801336
                      Anonim

                        Muhbirleri de koymuş. Şu âlem-i sagirde damarları telefon, âsapları telgraf hükmüne vaz eylemiş. Şâmme telefonu, hemTelgrafa zâika inâyet memur etmiş o Rezzâk-ı Hakikî, erzak üstüne koymuş rahmetten bir tarife, taam ve levn ve hemRayiha. İşte şu havass-ı selâse, o rezzak cânibinden birer ilânnâmesi, birer davetnâmesi, bir izinnâmesi, hemBir dellâldır ki, muhtaç ve müşteriler hep onlarla celb olur.Mürtezik hayvanlara zevk ve rüyet ve şemm, birer âlet vermiş. Hem,Taamları muhtelif ziynetlerle süsletmiş. Hevâî gönülleri avutup, lâkaytları tehyic ile cezb etmiş. Vaktâ, taam girse, hemAğıza, birden bire zâika her tarafa bir telgraf çekiyor bedenin aktârına. Şamme telefon veriyor, gelen taam nev’i, hemÇeşitleri de söyler. Hâcetleri muhtelif, ayrı ayrı mürtezik, ona göre davranır, ona da hazırlanır. Ya cevab-ı red gelir, hemKapı dışarı atar, yüzüne de tükürür. İnâyet tarafından madem buna memurdur. Zevkî baştan çıkarma. Hem,Telziz ile aldatma. Sonra o da unutur doğru iştiha nedir. Bir iştiha-yı kâzip gelir, başına çatar. Hatası, maraz ile, hemİlletlerle cezalar gelir. Hakikî lezzet hakikî iştihadan çıkar; doğru iştiha sadık bir ihtiyaçtan. Bu lezzet-i kâfide şah, hemGedâ beraber. Hem bâhemdir bir dinar ve bir dirhem o lezzet, berhem-zened. Eleme olur merhem.

                        • • •

                        Niyet gibi, tarz-ı nazar dahi âdeti ibadete çevirir

                        Şu noktaya dikkat et: Nasıl olur niyetle mübah âdât, ibâdât. Öyle tarz-ı nazarla fünun-u ekvan, olur maarif-i İlâhî.

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Rezzâk-ı Hakikî: gerçek rızık verici olan Allah (bk. r-z-ḳ; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]aktâr: bölgeler, taraflar; dört bir taraf[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]berhem-zened: ikisiyle de elde edilir[/TD]
                        [TD]bâhem: birlikte, beraber[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]celb: çekme[/TD]
                        [TD]cevab-ı red: red cevabı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cezb: çekme[/TD]
                        [TD]cânib: taraf, yön[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]davetnâme: davetiye[/TD]
                        [TD]dellâl: davetçi, ilan edici[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]elem: acı, sıkıntı, üzüntü[/TD]
                        [TD]erzak: rızıklar; yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fünun-u ekvan: yaratılışa ait ilimler, pozitif bilimler (bk. k-v-n)[/TD]
                        [TD]gedâ: köle, fakir[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]havass-ı selâse: üç duygu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hevâî: nefsine boyun eğen, nefsinin zaafları doğrultusunda hareket eden (bk. h-v-y)[/TD]
                        [TD]hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ibâdât: ibadetler (bk. a-b-d)[/TD]
                        [TD]illet: hastalık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ilânnâme: duyuru[/TD]
                        [TD]inâyet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik (bk. a-n-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]izinnâme: izin belgesi[/TD]
                        [TD]iştiha: iştah, fazla arzu ve istek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iştiha-yı kâzip: yalancı iştah[/TD]
                        [TD]levn: renk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lezzet-i kâfi: yeterli lezzet[/TD]
                        [TD]lâkayt: duyarsız, ilgisiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maarif-i İlâhî: Allah’ı tanıma yolunda elde edilen bilgiler (bk. a-r-f; e-l-h)[/TD]
                        [TD]maraz: hastalık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhbir: haberci[/TD]
                        [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mübah: sevap veya günah olmayan helâl işler[/TD]
                        [TD]mürtezik: rızıklanmış, rızıklanan (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nev’i: tür, çeşit[/TD]
                        [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rayiha: koku[/TD]
                        [TD]rezzak: rızık veren (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rüyet: görme[/TD]
                        [TD]sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]taam: yiyecek[/TD]
                        [TD]tarz-ı nazar: bakış tarzı, şekli (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tehyic: heyecanlandırma[/TD]
                        [TD]telziz: lezzetlenme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vaktâ: ne vakit[/TD]
                        [TD]vaz eylemek: yerleştirmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziynet: süs (bk. z-y-n)[/TD]
                        [TD]zâika: tat alma duygusu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âdet: alışkanlık, her vakit yapılan iş, davranış[/TD]
                        [TD]âdât: âdetler, alışkanlıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem-i sagir: küçük âlem, dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                        [TD]âsap: sinirler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şemm: koku alma[/TD]
                        [TD]şâmme: koku alma duygusu[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #801359
                        Anonim

                          Tetkik dahi tefekkür. Yani, ger harfî nazarla, hem san’at noktasında “Ne güzeldir” yerine “Ne güzel yapmış Sâni; nasıl yapmış o mâhî!”Nokta-i nazarında kâinata bir baksan, nakş-ı Nakkâş-ı Ezel, nizam ve hikmetiyle lem’a-i kast ve itkan, tenvir eder şübehi.Döner ulûm-u kâinat, maârif-i İlâhî. Eğer mânâ-yı ismiyle, tabiat noktasında, “zâtında nasıl olmuş” eğer etsen nigâhı,Bakarsan kâinata, daire-i fünunun daire-i cehl olur. Biçare hakikatler, kıymetsiz eller kıymetsiz eder. Çoktur bunun güvahı.

                          • • •

                          Böyle zamanda tereffühte izn-i şer’î bizi muhtar bırakmaz

                          Lezâiz çağırdıkça “Sanki yedim” demeli. “Sanki yedim” düstur eden, bir mescidi yemedi.HAŞİYE-1AŞİYEEskide ekser İslâm filcümle aç değildi. Tena’uma ihtiyar bir derece var idi.Şimdi ise ekseri açlığa düştü kaldı. Telezzüze ihtiyar izn-i şer’î kalmadı.Sevâd-ı âzam, hem ekseriyet-i mâsumun maişeti basittir. Tagaddî besâtetiyle onlara tâbi olmak,Bin kere müreccahtır, ekalliyet-i müsrife, ya bir kısım sefihe tagaddîde tereffüh noktasında benzemek.

                          • • •

                          Zaman olur ki, adem-i nimet, nimettir

                          Hafıza bir nimettir. Fakat ahlâksız bir adamda, musibet zamanında nisyan ona râcihtir.Nisyan da bir nimettir. Yalnız her günün âlâmını çektirir, müterâkim olmuş âlâmı unutturur.

                          [NOT]Haşiye-1
                          AŞİYE İstanbul‘da Sankiyedim namında bir mescid var. “Sanki yedim” diyen adam, hevesinden kurtardığı paralarla bina etmiş.[/NOT]

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                          [TD]adem-i nimet: nimet yokluğu (bk. n-a-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]besâtet: basitlik, sâdelik[/TD]
                          [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]daire-i cehl: bilgisizlik dairesi[/TD]
                          [TD]daire-i fünun: ilimler dairesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
                          [TD]ekalliyet-i müsrife: azınlıkta olan israfçılar (bk. s-r-f)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                          [TD]ekseriyet-i mâsum: günahsız, mâsum çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]filcümle: bir kısmı[/TD]
                          [TD]ger: eğer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]güvah: şahit, bilen[/TD]
                          [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]harfî nazar: varlıklara bizzat kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini tanıtan mânasıyla bakma (bk. a-n-y)[/TD]
                          [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]ihtiyar: irade, tercih, seçim (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]itkan: sağlam ve pürüzsüz san’at eserini yapmak[/TD]
                          [TD]izn-i şer’î: şeriatın izni (bk. ş-r-a)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                          [TD]lem’a-i kast ve itkan: kasten ve sağlam bir şekilde yapılmış olmasının verdiği parıltı, ışık (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lezâiz: lezzetler[/TD]
                          [TD]maişet: geçim (bk. a-y-ş)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhtar: ihtiyar ve irade sahibi (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                          [TD]mâh: güzellik, ay[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)[/TD]
                          [TD]müreccah: tercih edilen[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müterâkim: birikmiş, yığılmış[/TD]
                          [TD]nakş-ı Nakkaş-ı Ezelî: herşeyi zâtına has olarak nakış nakış işleyen, varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın nakşı (bk. n-ḳ-ş; e-z-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nigâh: bakış[/TD]
                          [TD]nisyan: unutkanlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]nokta-i nazar: bakış açısı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]râcih: tercih edilen; tercih edilme[/TD]
                          [TD]sefih: yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sevâd-ı âzam: insanların çoğunluğu (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tagaddî: gıdalanma, beslenme[/TD]
                          [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme (bk. f-k-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]telezzüz: lezzetlenme[/TD]
                          [TD]tena’um: bol bol nimetlenmek, bolluk içinde yaşamak (bk. n-a-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
                          [TD]tereffüh: rahata kavuşma; bolluk ve rahatlık içinde yaşama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tetkik: inceleme, araştırma[/TD]
                          [TD]âlâm: elemler, acılar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şübeh: şüpheler[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #801360
                          Anonim
                            Her musibette bir cihet-i nimet var

                            Ey musibetzede! Musibetin içinde bir nimet münderiçtir. Dikkat et de onu gör. Nasıl herşeyde vardır,Bir derece-i hararet. Her musibette vardır bir derece-i nimet. Daha büyüğü düşün. Küçükteki nimetin,Dereceyi görerek Allah’a çok şükür et. Yoksa istizamla ürkersen, “of, of”la üflersen, o da aksine şişer.Şişer de dehşetlenir. Eğer merak da etsen, bir iken ikileşir. Kalbde olan misali, döner hakikat olur.Hakikatten ders alır, sonra döner, başlıyor, kalbini tokatlıyor.

                            • • •

                            Büyük görünme, küçülürsünblank.gif1

                            Ey enesi çifteli, kafası da kibirli! Şu mizanı bilmeli: Her adam içinElbet cemiyet-i beşerde, içtimaî binada,Görmek görünmek için şu mertebe denilen bir penceresi var.Ger pencere kamet-i kıymetinden yüksekse, tekebbürle tetâvül edecek, Uzanacak. Ger pencere kamet-i himmetinden alçaksa, tevazuyla tekavvüs edecek, eğilecek.
                            Kâmillerde, büyüklük mikyasıdır küçüklük. Nâkıslarda, küçüklük mizanıdır büyüklük.

                            • • •

                            Hasletlerin yerleri değişse, mahiyetleri değişir

                            Bir haslet; yer ayrı sima bir. Kâh dev, kâh melek, kâh salih, kâh talih. Misali şunlardır:Zaifin kavîye karşı izzet-i nefsi sayılan bir sıfat, ger olursa kavîde, tekebbür ve gururdur.Kavînin bir zaife karşı da tevazuu sayılan bir sıfatı, ger olursa zaifte, tezellül ve riyâdır.

                            [NOT]Dipnot-1
                            bk. Müsned 3:76; İbni Ebî Şeybe, el-Musannef 2:237; el-Heysemî, el-Mecmeu’z-Zevâid 10:320.[/NOT]

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]cemiyet-i beşer: insan topluluğu (bk. c-m-a)[/TD]
                            [TD]cihet-i nimet: nimet yönü (bk. n-a-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]derece-i hararet: sıcaklık derecesi[/TD]
                            [TD]derece-i nimet: nimet derecesi (bk. n-a-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ene: benlik[/TD]
                            [TD]ger: eğer[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istizam: büyütme, olduğundan daha büyük gösterme (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                            [TD]izzet-i nefs: insanın vakar, şeref ve haysiyetini muhafaza etmesi (bk. a-z-z; n-f-s)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]içtimaî: sosyal, toplumsal (bk. c-m-a)[/TD]
                            [TD]kamet-i himmet: himmetin endamı; gayretin boyu bosu, derecesi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kamet-i kıymet: kıymetin endamı; kıymetin boyu bosu, derecesi[/TD]
                            [TD]kavî: kuvvetli, güçlü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kâh: bazen[/TD]
                            [TD]kâmil: olgun, kemâl ve fazilet sahibi (bk. k-m-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
                            [TD]mertebe: derece[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mikyas: ölçü[/TD]
                            [TD]misal: görüntü (bk. m-s̱-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
                            [TD]musibet: belâ, sıkıntı, felâket[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse[/TD]
                            [TD]münderiç: yerleştirilmiş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nâkıs: eksik olan, noksan olan[/TD]
                            [TD]riyâ: gösteriş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]salih: iyi işler yapan, dinin emirlerine uyan kimse (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                            [TD]sima: görünüş, yüz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]talih: (sâlih kelimesinin zıttı) yaramaz amel, kötü iş[/TD]
                            [TD]tekavvüs: yay gibi eğilmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tekebbür: kibirlenme, büyüklenme (bk. k-b-r)[/TD]
                            [TD]tetâvül: uzamaya çalışma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
                            [TD]tezellül: alçalma[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #801375
                            Anonim

                              Bir ulül’emr, makamında olursa ciddiyeti vakardır, mahviyeti zillettir.Hanesinde bulunsa, mahviyeti tevazu, ciddiyeti kibirdir.Mütekellim-i vahde olsa eğer bir zâtta, müsamaha hamiyet, fedakârlık bir haslet, bir amel-i salihtir.Mütekellim-i maalgayr olsa eğer o zâtta, müsamaha hıyânet, fedakârlık bir sıfat, bir amel-i talihtir.Tertib-i mebâdide tevekkül, tembelliktir. Terettüb-ü netice noktasındaki tefviz, tevekkül-ü şer’îdir.Semere-i sa’yine, kısmetine rıza ise memduh bir kanaattir, meyl-i sa’ye kuvvettir.Mevcut mala iktifâ, mergub kanaat değil, belki dûn-himmetliktir. Misaller daha çoktur.Kur’ân mutlak zikreder sâlihâtblank.gif1 ve takvâyı.blank.gif2 İphamında remz eder makamatın tesiri. Îcâzı bir tafsildir; sükûtu geniş sözdür.

                              • • •

                              “El-hakku yâ’lû”blank.gif3 Bizzat, Hem Âkıbet Muraddır

                              Ey arkadaş! Bir zaman bir sâil dedi: “Madem el-hakku ya’lû haktır. Neden kâfir Müslime, kuvvet hakka galiptir?”Dedim: Dört noktaya bak; bu müşkül de hallolur. Birinci nokta şudur: Her hakkın her vesilesi hak olması lâzım değildir.Öyle de, her bâtılın her vesilesi bâtıl olması yine lâzım değildir. Neticesi şu çıkar: Hak olan bir vesile, bâtıl vesileye galiptir.

                              [NOT]Dipnot-1
                              bk. Bakara Sûresi, 2:25; Âl-i İmran Sûresi, 3:57; Nisâ Sûresi, 4:122; Mâide Sûresi, 5:9;
                              Dipnot-2
                              bk. Bakara Sûresi, 2:197; Mâide Sûresi, 5:2; A’râf Sûresi, 7:26; Hac Sûresi, 22:32.
                              Dipnot-3
                              bk. Buhârî, Cenâiz 79; ed-Dârakutnî, es-Sünen 3:525; el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 6:205; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat 6:128.[/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Müslim: Müslüman (bk. s-l-m)[/TD]
                              [TD]amel-i salih: dince makbul olan iyi, güzel ve faydalı iş (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]amel-i talih: faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel[/TD]
                              [TD]bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, yalan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dûn-himmetlik: gayretsizlik[/TD]
                              [TD]el-hakku yâ’lû: “hak yücedir” (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]galip: üstün gelme[/TD]
                              [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri ve kendi aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti[/TD]
                              [TD]hane: ev[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
                              [TD]hıyânet: hâinlik, ihanet[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktifâ: yetinme[/TD]
                              [TD]ipham: gizleme, üstü kapalı bırakma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâfir: Allah’ı veya Onun kesin olarak emrettiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse (bk. k-f-r)[/TD]
                              [TD]mahviyet: tevazu, alçakgönüllülük[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]makamat: makamlar[/TD]
                              [TD]memduh: övülmeye, takdire layık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mergub: rağbet edilen, beğenilen[/TD]
                              [TD]meyl-i sa’y: çalışma eğilimi, isteği[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]murad: kast edilen, istenen (bk. r-v-d)[/TD]
                              [TD]müsamaha: hoşgörü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mütekellim-i maalgayr: birinci çoğul şahıs, “biz” (bk. k-l-m)[/TD]
                              [TD]mütekellim-i vahde: birinci tekil şahıs, “ben” (bk. k-l-m; v-ḥ-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müşkül: zor mesele[/TD]
                              [TD]remz: işaret[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]semere-i sa’y: çalışmanın meyvesi, neticesi[/TD]
                              [TD]sâil: soru soran[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sâlihât: dine uygun iyi ve yararlı işler (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                              [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
                              [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tefviz: işleri Allah’a bırakma[/TD]
                              [TD]terettüb-ü netice: sonuç olarak ortaya çıkma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tertib-i mebâdi: bir işin gerçekleştirilmesi için gerekli ön şartların yerine getirilmesi[/TD]
                              [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l)[/TD]
                              [TD]tevekkül-ü şer’î: şeriatın ön gördüğü tevekkül (bk. v-k-l; ş-r-a)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ulül’emr: emir verenler, idareciler[/TD]
                              [TD]vakar: ağırbaşlılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vesile: sebep, vasıta, araç[/TD]
                              [TD]zillet: alçalma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âkıbet: sonuç, netice[/TD]
                              [TD]îcaz: az sözle çok mânâlar ifade etme (bk. v-c-z)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #801376
                              Anonim

                                Dolayısıyla, bir hak bir bâtıla mağlûptur. Muvakkaten, bilvasıta olmuştur. Yoksa bizzat, hem daima değildir.Lâkin âkıbetü’l-âkıbe, her dem yine hakkındır.blank.gif1 Kuvvetin bir hakkı var, bir sırr-ı hilkati var.

                                İkinci nokta şudur:
                                Her Müslimin her vasfı Müslim olmak vâcip iken, haricen her dem vaki, sabit değildir.
                                Öyle de, her kâfirin her vasfı kâfir olmak, küfründen neş’et etmek yine lâzım değildir.
                                Her fâsıkın her vasfı fâsık olmak, fıskından neş’et etmek, öyle de, her dem sabit değildir.
                                Demek bir kâfirin Müslim olan bir vasfı, Müslimdeki lâmeşru vasfına galip olur. Bilvasıta, o kâfir dahi ona galiptir.
                                Hem dünyada, hayatın hakkı şamil ve âmmdır. O rahmet-i âmmenin bir cilve‑i mânidar, onun bir sırr-ı hikmeti var; küfür mâni değildir.

                                Üçüncü nokta şudur:
                                O Zât-ı Zülcelâlin iki vasf-ı kemâlden iki şer’î tecellî, vasf-ı iradeden gelen meşietle takdirdir.
                                O da şer-i tekvînî. Vasf-ı kelâmdan gelen şeriat-i meşhure. Teşriî evâmire karşı itaat, isyan
                                Nasıl olur.
                                Öyle de, tekvînî evâmire itaat ve isyan olur. Birincisi galiben dâr-ı uhrâda görür
                                Mücâzâtı, sevabı. İkincisi ağleban dâr-ı dünyada çeker mükâfat ve ikabı. Meselâ, nasıl sabrın mükâfâtı zaferdir, atâletin mücâzâtı sefalet. Öyle de, sa’yin sevabı olur servet.
                                Sebatta da galebedir mükâfat. Zehirin ikabı bir maraz, panzehirin sevabı bir sıhhattir.

                                [NOT]Dipnot-1
                                bk. Hûd Sûresi, 11:49; Kasas Sûresi, 28:83; Lokman Sûresi, 31:22.[/NOT]

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Müslim: Müslüman (bk. s-l-m)[/TD]
                                [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]atâlet: tembellik[/TD]
                                [TD]ağleben: genellikle[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bilvasıta: vasıtayla, dolaylı olarak[/TD]
                                [TD]bizzat: kendisi, aslı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, yalan[/TD]
                                [TD]cilve-i mânidar: mânâlı, anlamlı görüntü (bk. c-l-y; a-n-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dem: vakit, an[/TD]
                                [TD]dâr-ı dünya: dünya yurdu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dâr-ı uhrâ: âhiret yurdu (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                                [TD]evâmir: emirler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fâsık: yoldan çıkmış, günahkâr[/TD]
                                [TD]fısk: günah, günahkârlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]galebe: üstün gelme[/TD]
                                [TD]galiben: çoğunlukla[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                [TD]haricen: dışarıdan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ikab: azap[/TD]
                                [TD]kâfir: Allah’ı veya Onun kesin olarak emrettiği şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse (bk. k-f-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
                                [TD]lâmeşru: şeriata aykırı, meşru olmayan (bk. lâ; ş-r-a)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maraz: hastalık[/TD]
                                [TD]mağlûp: yenilen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]meşiet: dileme, arzu[/TD]
                                [TD]muvakkaten: geçici olarak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mâni: engel[/TD]
                                [TD]mücâzât: ceza[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                                [TD]neş’et etmek: doğmak, kaynaklanmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]panzehir: zehire karşı ilâç[/TD]
                                [TD]rahmet-i âmme: her şeyi kaplayan rahmet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sa’y: çalışma[/TD]
                                [TD]sebat: kararlılık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sefalet: perişanlık, yoksulluk[/TD]
                                [TD]sırr-ı hikmet: hikmet sırrı (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sırr-ı hilkat: yaratılış sırrı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                [TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tekvînî evamir: kâinattaki kanunlar, İlâhî emirler (bk. k-v-n)[/TD]
                                [TD]teşriî: şeriata dair (bk. ş-r-a)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vaki: olan, meydana gelen[/TD]
                                [TD]vasf-ı irade: irade sıfatı (bk. v-ṣ-f; r-v-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vasf-ı kelâm: kelam sıfatı (bk. v-ṣ-f; k-l-m)[/TD]
                                [TD]vasf-ı kemâl: kemal sıfatı (bk. v-ṣ-f; k-m-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vâcip: zorunlu, gerekli (bk. v-c-b)[/TD]
                                [TD]âkıbetü’l-akıbe: nihâî sonuç, neticenin sonu[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âmm: umumî, genel[/TD]
                                [TD]şer-i tekvînî: Cenâb-ı Hakkın kâinata koyduğu kanun (bk. ş-r-a; k-v-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şeriat-i meşhure: herkesçe bilinen şeriat; Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
                                [TD]şer’î: şeriatla ilgili (bk. ş-r-a)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şâmil: kapsamlı[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #801377
                                Anonim

                                  Bazan iki şeriat evâmiri, birşeyde beraber müçtemidir; herbirine bir cihet. Demek tekvînî emre itaat ki bir haktır.
                                  İtaat galip olur o emrin isyanına ki bir tavr-ı bâtıldır. Bir bâtıla vesile olmuş olursa bir hak, vaktâ ki galip olsa
                                  Bir bâtıla ki, olmuş o da vesile-i hak. Bilvasıta bir hakkın bir bâtıla mağlûptur. Fakat bizzat değildir.
                                  Demek “El-hakku ya’lû” bizzat demektir. Hem âkıbet muraddır; kayd-ı haysiyet maksuddur. Dördüncü nokta şudur:
                                  Bir hak bilkuvve kalmış. Yahut kuvvetsiz kalmış. Ya mahlûttur, hem mahşuş. Ona da bir inkişaf, ya bir taze kuvvet vermek lâzım gelmiştir.
                                  Mühezzep ve müzehhep yapmak için muvakkat, bâtıl ona musallat. Tâ ki sebike-i hak ne miktar lüzum vardır,
                                  Tâ mahz ve hâlis çıksın, mebâdide, dünyada bâtıl etse galebe, fakat kazanmaz harbi. “Âkıbetü’l-müttakîn” ona vurur bir darbe.
                                  İşte, bâtıl mağlûptur. “El-hakku ya’lû” sırrı onu çarpar ikaba. İşte hak da galiptir.

                                  • • •

                                  Bir kısım desâtir-i içtimaiye

                                  İçtimaî heyette düsturları istersen: müsâvatsız adalet, önce adalet değil. Temasülse, tezadın mühim bir sebebidir.
                                  Tenasüpse tesanüdün esası. Sıgar-ı nefistir tekebbürün menbaı. Zaaf-ı kalbdir gururun madeni. Olmuş acz, muhalefet menşei. Meraksa, ilme hocadır.
                                  İhtiyaçtır terakkinin üstadı. Sıkıntıdır muallime-i sefahet. Demek sefahetin menbaı sıkıntı olmuş. Sıkıntı ise, madeni, yeisle sûizandır.
                                  Dalâlet fikrîdir, zulümat kalbîdir, israf cesedîdir.

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                                  [TD]bilkuvve: potansiyel olarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bilvasıta: vasıtayla, dolaylı olarak[/TD]
                                  [TD]bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, yalan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cesedî: cesede ait, cesetle ilgili[/TD]
                                  [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                                  [TD]desâtir-i içtimaiye: sosyal prensipler (bk. c-m-a)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
                                  [TD]el-hakku yâ’lû: “hak yücedir” (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evâmir: emirler[/TD]
                                  [TD]fikrî: düşünceye ait, düşünceyle ilgili (bk. f-k-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]galebe: üstünlük[/TD]
                                  [TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâlis: katıksız, saf (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                                  [TD]ikab: azap[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
                                  [TD]israf: savurganlık (bk. s-r-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]içtimaî heyet: sosyal yapı (bk. c-m-a)[/TD]
                                  [TD]kalbî: kalbe ait, kalple ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kayd-ı haysiyet: mahiyet ve özellik, nitelik[/TD]
                                  [TD]maden: kaynak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahlût: karıştırılmış, karışık[/TD]
                                  [TD]mahz: saf, tam[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahşuş: içine girilmiş, sahte[/TD]
                                  [TD]maksud: kast edilen, istenen (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mağlûp: yenilen[/TD]
                                  [TD]mebâdi: başlangıçlar, çekirdekler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]menba: kaynak[/TD]
                                  [TD]menşe: kaynak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muallime-i sefahet: sefahetin öğretmeni (bk. a-l-m)[/TD]
                                  [TD]muhalefet: zıt ve aykırı davranma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]murad: irade edilen, istenen (bk. r-v-d)[/TD]
                                  [TD]musallat: sataşan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                                  [TD]mühezzep: düzeltilmiş, terbiye edilmiş[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müsâvat: eşitlik[/TD]
                                  [TD]müzehhep: yaldızlanmış, altın suyuna batırılmış[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]müçtemi: toplânmış, bir araya gelmiş (bk. c-m-a)[/TD]
                                  [TD]sebike-i hak: hak külçesi, hakkın özü (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık[/TD]
                                  [TD]sûizan: kötü zan; başkalarının hallerini beyenmeme ve delilsiz olarak onları kötüye yorumlama[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sıgar-ı nefis: nefsin zilleti, kişinin küçüklüğü (bk. n-f-s)[/TD]
                                  [TD]tavr-ı bâtıl: bâtıl, hak olmayan tavır[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tekebbür: büyüklenme (bk. k-b-r)[/TD]
                                  [TD]tekvînî: yaratmaya dâir (bk. k-v-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]temasül: karşılıklı benzeyiş (bk. m-s̱-l)[/TD]
                                  [TD]tenasüp: uygunluk, uyum (bk. n-s-b)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]terakki: yükselme, ilerleme[/TD]
                                  [TD]tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tezad: zıtlık[/TD]
                                  [TD]vaktâ: ne zaman, ne vakit[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vesile-i hak: hakkın vesilesi (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [TD]yeis: ümitsizlik[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zaaf-ı kalb: kalb zayıflığı[/TD]
                                  [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âkıbet: netice, sonuç[/TD]
                                  [TD]âkıbetü’l-müttakîn: takva sahiplerinin sonu (bk. v-ḳ-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]üstad: hoca[/TD]
                                  [TD]şeriat: İlâhî kanun (bk. ş-r-a)[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 70)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.