• Bu konu 68 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
10 yazı görüntüleniyor - 61 ile 70 arası (toplam 70)
  • Yazar
    Yazılar
  • #803964
    Anonim

      Dallar, semerâtı, rahmet namına takdim ediyor

      Şecere-i hilkatin dalları her tarafta semerât-ı niamı zîruhun ellerine zâhirenuzatıyor.
      Hakikatte bir yed-i rahmet, bir dest-i kudrettir ki, o semerâtı, o dalları içinde sizlere uzatıyor.
      O yed-i rahmeti, siz de şükr ile öpünüz. O dest-i kudreti de minnetle takdis ediniz.

      • • •


      Fâtiha’nın âhirinde işaret olunan üç yolun beyanıblank.gif1

      Ey birader-i pür-emel! Hayalini ele al, benimle beraber gel. İşte bir zemindeyiz. Etrafına bakarız; kimse de görmez bizi.
      Çadır direkleri hükmünde yüksek dağlar üstünde, karanlıklı bir bulut tabakası atılmış. Hem o dahi kaplatmış zeminimizin yüzü,
      Müncemid bir sakf olmuş. Fakat altı, yüzü açıkmış; o yüz güneş görürmüş. İşte bulut altındayız; sıkıyor zulmet bizi.Sıkıntı da boğuyor; havasızlık öldürür. Şimdi bize üç yol var, bir âlem-i ziyadar. Bir kere seyrettimdi bu zemin-i mecâzî.

      Evet bir kere buraya da gelmişim, üçünde ayrı ayrı gitmişim. Birinci yolu budur:Ekseri burdan gider. O da devr-i âlemdir, seyahate çeker bizi.

      İşte biz de yoldayız, böyle yayan gideriz. Bak şu sahrânın kum deryalarına, nasıl hiddet saçıyor, tehdit ediyor bizi.Bak şu deryanın dağvâri emvâcına: O da bize kızıyor. İşte elhamdü lillâh, öteki yüze çıktık. Görürüz güneş yüzü.Fakat çektiğimiz zahmeti ancak da biz biliriz. Of, tekrar buraya döndük; şu zemin-i vahşetzar, bulut damı zulmettar. Bize lâzım, revnaktar eder kalbdeki gözü

      Bir âlem-i ziyadar. Fevkalâde eğer bir cesaretin var; gireriz de beraber bu yolupür-hatarkâr. İkinci yolumuzu,

      [NOT]Dipnot-1 “Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yoluna ilet—gazabına uğrayanların ve sapıtmış olanların yoluna değil” Fâtiha Sûresi, 1:6-7.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
      [TD]birader-i pür-emel: çokça emelleri arzu ve istekleri olan kardeş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dağvâri: dağ gibi[/TD]
      [TD]derya: deniz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
      [TD]devr-i âlem: dünya seyahati, gezisi (bk. a-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
      [TD]elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun (bk. ḥ-m-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]emvâc: dalgalar[/TD]
      [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]minnet: şükran duyma, yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür etme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müncemid: donmuş, katılaşmış[/TD]
      [TD]nam: ad[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]pür-hatarkâr: tehlikelerle dolu, çok tehlikeli[/TD]
      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]revnaktar: parlak, hoş[/TD]
      [TD]sahrâ: çöl[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sakf: tavan[/TD]
      [TD]semerât: meyveler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semerât-ı niam: nimet meyveleri (bk. n-a-m)[/TD]
      [TD]takdim: sunma (bk. ḳ-d-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]takdis: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme (bk. ḳ-d-s)[/TD]
      [TD]yed-i rahmet: Allah’ın rahmet eli (bk. r-ḥ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [TD]zemin-i mecâzî: mecazî olan yer, zemin; hayâlî yer (bk. c-v-z)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zemin-i vahşetzar: yabanî, ıssız yer[/TD]
      [TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zulmettar: karanlıklı (bk. ẓ-l-m)[/TD]
      [TD]zâhiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zîruh: ruh sahibi (bk. ẕî; r-v-ḥ)[/TD]
      [TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem-i ziyadar: ışıklı âlem (bk. a-l-m)[/TD]
      [TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şükür: verdiği nimetlerden dolayı Allah’a teşekkürlerini sunma (bk. ş-k-r)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #803965
      Anonim

        Tabiat-ı arzı deleriz, o tarafa geçeriz. Ya fıtrî bir tünelden titreyerek gideriz. Bir vakitte bu yolda seyrettim de geçtim bî-naz ve pür-niyazı.

        Fakat o zaman tabiatın zemini eritecek, yırtacak bir madde var idi elimde. Üçüncü yolun o delil-i mu’cizi,Kur’ân onu bana vermişti. Kardeşim, arkamı da bırakma, hiç de korkma. Bak, ha, şurada tünelvâri mağaralar, tahte’l-arz akıntılar beklerler ikimizi.

        Bizi geçirecekler. Tabiatta şu müthiş cümudiyeleri de seni hiç korkutmasın. Zira bu abus çehresi altında merhametli sahibinin tebessümlü yüzü.

        Radyumvâri o madde-i Kur’ân’ı ışıkla sezmiştim. İşte, gözüne aydın! Ziyadar âleme çıktık. Bak şu zemin-i pür-nâzı.Bu fezâ-yı lâtif, şirin. Yahu başını kaldır. Bak, semâvâta ser çekmiş, bulutları da yırtmış, aşağıda bırakmış, davet ediyor bizi

        Şu şecere-i tûbâ. Meğer o Kur’ân imiş. Dalları her tarafa uzanmış. Tedellî eden bu dala biz de asılmalıyız; oraya alsın bizi.

        O şecere-i semâvî bir timsali zeminde olmuş şer’-i enveri. Demek zahmet çekmeden o yol ile çıkardık bu âlem-i ziyaya, sıkmadan zahmet bizi.

        Madem yanlış etmişiz; eski yere döneriz, doğru yolu buluruz. Bak, üçüncü yolumuz, şu dağlar üstünde durmuş olan şehbâzi,

        Hem de bütün cihana okuyor bir ezanı. Bak müezzin-i âzama: Muhammedü’l-Hâşimî(a.s.m.) davet eder insanı âlem-i nur-u envere. İlzam eder niyaz ile namazı.

        Bulutları da yırtmış, bak bu hüdâ dağlarına. Semâvâta ser çekmiş, bak şeriatcibâline. Nasıl müzeyyen etmiş zeminimizin yüzü gözü.

        İşte çıkmalıyız buradan himmet tayyaresiyle. Ziya-yı nesim orada, nur-u cemâlorada. İşte buradadır Uhud-u tevhid, o cebel-i azizi.

        İşte şuradadır Cûdî-i İslâmiyet, o cebel-i selâmet. İşte Cebelü’l-Kamer olan Kur’ân-ı ezher; zülâl-i Nil akıyor o muhteşem menbadan. İç o âb-ı lezizi.

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Cebelü’l-Kamer: Kamer Dağı; Nil Nehrinin çıktığı dağ[/TD]
        [TD]Cûdî-i İslâmiyet: İslâmiyetin Cûdî Dağı; insanları maddî ve mânevî tufanlardan ve felâketlerden koruyan İslâm dini için bir benzetme olarak kullanılmış (bk. s-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kur’ân-ı ezher: parlak Kur’ân (ayrıca burada Kur’ân, insanlığın bütün kabiliyet ve donanımının gelişmesine hitap ettiği için evrensel üniversite anlamında Ezher Üniversitesine benzetilmiş de olabilir.)[/TD]
        [TD]Muhammedü’l-Hâşimî: Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (bk. ḥ-m-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Uhud-u tevhid: tevhidin Uhud Dağı; sağlam ve sarsılmaz tevhid inancı için bir benzetme olarak kullanılmış (bk. v-ḥ-d)[/TD]
        [TD]abus: asık ve ekşi yüzlü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bî-naz: naz etmeden, nazlanmadan[/TD]
        [TD]cebel-i aziz: şerefli, üstün ve yüce dağ (bk. a-z-z)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cebel-i selâmet: kurtuluşun sembolü olan esenlikli ve güvenli dağ (bk. s-l-m)[/TD]
        [TD]cibâl: dağlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihan: dünya[/TD]
        [TD]cümudiye: cansızlık; buzdağı gibi olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]delil-i mu’ciz: mu’cizeli delil (bk. a-c-z)[/TD]
        [TD]fezâ-yı lâtif: güzel, hoş uzay (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtrî: doğal (bk. f-ṭ-r)[/TD]
        [TD]himmet: çalışma, gayret gösterme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hüdâ: hidayet, doğru yol olan hak din, İslâmiyet (bk. h-d-y)[/TD]
        [TD]ilzam etme: lüzumlu kılma, ayrılmaz bir unsur yapma; yükümlü tutma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]madde-i Kur’ân: Kur’ân’ın maddesi[/TD]
        [TD]menba: kaynak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müezzin-i âzam: en büyük müezzin (bk. a-ẓ-m)[/TD]
        [TD]müzeyyen: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]niyaz: dua, yalvarış[/TD]
        [TD]nur-u cemâl: güzellik nuru (bk. n-v-r; c-m-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]pür-niyaz: yalvararak, niyaz ederek[/TD]
        [TD]radyumvâri: radyum gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
        [TD]ser: baş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tabiat-ı arz: yerin tabiatı (bk. ṭ-b-a)[/TD]
        [TD]tahte’l-arz: yer altı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tayyare: uçak[/TD]
        [TD]tedellî: uzanıp aşağıya inme, eğilme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]timsal: örnek, görüntü (bk. m-s-l)[/TD]
        [TD]tünelvâri: tünel gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [TD]zemin-i pür-nâz: çok nazlı yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziya-yı nesim: tatlı, hoş rüzgâr ışığı[/TD]
        [TD]ziyadar: ışıklı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zülâl-i Nil: Nil’in tatlı, hoş suyu (bk. bilgiler – Nil Nehri)[/TD]
        [TD]âb-ı leziz: lezzetli su[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]âlem-i nur-u enver: çok parlak nur âlemi (bk. a-l-m; n-v-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem-i ziya: ışıklı âlem, dünya (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]şecere-i semâvî: göğe ait ağaç (bk. s-m-v)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şecere-i tûbâ: tûba ağacı[/TD]
        [TD]şehbâz: atik, becerikli, şanlı yiğit[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
        [TD]şer’-i enver: çok nurlu, parlak şeriat (bk. ş-r-a; n-v-r)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        Copyright © Söz Basım Yayın

        #803966
        Anonim
          فَتَباَرَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ blank.gif1
          وَاٰخِرُ دَعْوٰينَا اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ blank.gif2


          Ey arkadaş! Şimdi hayali baştan çıkar, aklı kafaya geçir. Evvelki iki yolun mağdub ve dâllîn yolu; hatarları pek çoktur, kıştır daim güz, yazı.

          Yüzde biri kurtulur: Eflâtun, Sokrat gibi. Üçüncü yol sehildir, hem karîb,müstakimdir. Zayıf-kavî müsâvi; herkes o yoldan gider. En rahatı budur ki, şehid olmak ya gazi.

          İşte neticeye gireriz. Evet, dehâ-yı fennî-evvelki iki yoldur ona meslek ve mezhep. Fakat hüdâ-yı Kur’ânî-üçüncü yoldur onun sırat-ı müstakimi. İsal eder o bizi.

          اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ، اٰمِينَ 3

          • • •

          Hakikî bütün elem dalâlette, bütün lezzet imandadır.
          Hayal libasını giymiş muazzam bir hakikat

          Ey yoldaş-ı hüşyar! Sırat-ı müstakimin o meslek-i nuranî, mağdub ve dâllînin otarik-i zulmanî, tam farklarını görmek eğer istersen, ey aziz,

          Gel, vehmini ele al, hayal üstüne de bin. Şimdi seninle gideriz zulümat-ı ademe. Omezar-ı ekberi, o şehr-i pür-emvâtı bir ziyaret ederiz.

          Bir Kadîr-i Ezelî, kendi dest-i kudretle bu zulümat-ı kıt’adan bizi tuttu çıkardı, buvücuda bindirdi, gönderdi şu dünyaya, şu şehr-i bî-lezâiz.

          [NOT]Dipnot-1 “Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir!” Mü’minûn Sûresi, 23:14.

          Dipnot-2 “Duamızın sonu, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’dan ibarettir.” (Yûnus Sûresi, 10:10’dan iktibas edilmiştir.)

          Dipnot-3 “Allahım! Bizi doğru yola ilet-kendilerine in’amda bulunduğun kimselerin yoluna. Yoksa gazabına uğrayanların yahut sapıtanların yoluna değil. Âmin.”[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Eflâtun: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]Kadîr-i Ezelî: varlığının başlangıcı olmayıp devamlı var olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; e-z-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sokrat: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]aziz: izzetli, muhterem, saygın (bk. a-z-z)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
          [TD]dehâ-yı fennî: eğitimini fen ve felsefeden almış olağanüstü akıl[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dest-i kudret: kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [TD]dâllîn: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]elem: acı, sıkıntı[/TD]
          [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hatar: tehlike[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüdâ-yı Kur’ânî: Kur’ân’ın hak ve doğru yolu (bk. h-d-y)[/TD]
          [TD]isal: ulaştırma, eriştirme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]karîb: yakın[/TD]
          [TD]kavî: kuvvetli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]libas: elbise[/TD]
          [TD]mağdup: Allah’ın hiddet ve gazabına uğramış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meslek: gidilen yol, metod[/TD]
          [TD]meslek-i nuranî: nurlu meslek, metod (bk. n-v-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mezar-ı ekber: en büyük mezar (bk. k-b-r)[/TD]
          [TD]mezhep: tutulan yol, usul (bk. ẕ-h-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muazzam: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
          [TD]müstakim: dosdoğru olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müsâvi: eşit[/TD]
          [TD]sehil: kolay[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
          [TD]tarik-i zulmanî: karanlıklı yol (bk. ṭ-r-ḳ; ẓ-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vehm: zan, kuruntu[/TD]
          [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]yoldaş-ı hüşyar: uyanık yoldaş[/TD]
          [TD]zulümat-ı adem: yokluk karanlıkları (bk. ẓ-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zulümat-ı kıt’a: karanlıklar ülkesi (bk. ẓ-l-m)[/TD]
          [TD]şehr-i bî-lezâiz: zevksiz ve lezzetsiz şehir[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şehr-i pür-emvât: ölülerle dolu şehir (bk. m-v-t)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          Copyright © Söz Basım Yayın
          #803967
          Anonim

            İşte şimdi biz geldik şu âlem-i vücuda, o sahrâ-yı hâile. Gözümüz de açıldı, şeşcihette biz baktık. Evvel istîtafkârâne önümüze bakarız.

            Lâkin beliyyeler, elemler, önümüzde düşmanlar gibi tehacüm eder. Ondan korktuk, çekindik. Sağa sola, anâsır-ı tabâyie bakarız, ondan medet bekleriz.

            Lâkin biz görüyoruz ki, onların kalbleri kasiye, merhametsiz. Dişlerini bilerler, hiddetli de bakarlar. Ne naz dinler, ne niyaz.

            Muztar adamlar gibi meyusâne nazarı yukarıya kaldırdık. Hem istimdatkârâneecrâm-ı ulviyeye bakarız; pek dehşetli, tehditkâr da görürüz.

            Güya birer gülle, bomba olmuşlar, yuvalardan çıkmışlar, hem etraf-ı fezada pek sür’atli geçerler. Her nasılsa ki onlar birbirine dokunmaz.

            Ger birisi yolunu kazara bir şaşırtsa, el’iyâzü billâh, şu âlem-i şehadet ödü de patlayacak. Tesadüfe bağlıdır; bundan dahi hayır gelmez.

            Meyusâne nazarı o cihetten çevirdik, elîm hayrete düştük. Başımız da eğildi, sinemizde saklandık. Nefsimize bakarız, mütalâa ederiz.

            İşte işitiyoruz: Zavallı nefsimizden binlerle hâcetlerin sayhaları geliyor, binlerlefâkatlerin eninleri çıkıyor. Teselliyi beklerken tevahhuş ediyoruz.

            Ondan da hayır gelmedi. Pek ilticakârâne vicdanımıza girdik. İçine bakıyoruz, bir çareyi bekleriz. Eyvah, yine bulmayız. Biz medet vermeliyiz.

            Zira onda görünür binlerle emelleri, galeyanlı arzular, heyecanlı hissiyat kâinata uzanmış. Herbirinden titreriz, hiç yardım edemeyiz.

            O âmâl sıkışmışlar vücud-u adem içinde; bir tarafı ezele, bir tarafı ebede uzanıp gidiyorlar. Öyle vüs’atleri var; ger dünyayı yutarsa o vicdan da tok olmaz.

            İşte bu elîm yolda nereye bir başvurduk, onda bir belâ bulduk. Zira mağdub vedâllîn yolları böyle olur. Tesadüf ve dalâlet o yolda nazar-endaz.

            O nazarı biz taktık, bu hale böyle düştük. Şimdi dahi halimiz ki mebde’ ve meâdi, hem Sâni ve hem haşri muvakkat unutmuşuz.



            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
            [TD]anâsır-ı tabâyi: tabiattaki unsurlar; dağ, taş, deniz vs. gibi (bk. ṭ-b-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beliyye: belâ[/TD]
            [TD]cihet: yön[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
            [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dâllîn: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
            [TD]ebed: sonu olmayan sonsuzluk (bk. e-b-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ecrâm-ı ulviye: gökcisimleri, gökteki büyük cisimler[/TD]
            [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]elîm: elemli, acı verici[/TD]
            [TD]el’iyâzü billâh: Allah korusun[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]emel: arzu, istek[/TD]
            [TD]enin: inleme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]etraf-ı feza: uzay boşluğu[/TD]
            [TD]ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk (bk. e-z-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fâkat: yokluk[/TD]
            [TD]galeyan: coşup taşma, azgınlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ger: eğer[/TD]
            [TD]güya: sanki[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
            [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplânma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
            [TD]hâcet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ilticakârane: sığınır bir şekilde[/TD]
            [TD]istimdatkârâne: yardım diler bir şekilde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istîtafkârâne: merhamet isteyene yakışır şekilde[/TD]
            [TD]kasiye: sert, katı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
            [TD]mağdup: Allah’ın hiddet ve gazabına uğramış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mebde’ ve meâd: gelinen ve gidilecek olan yer; insanın dünyaya gelişi ve dönüşü, dünya ve âhiret[/TD]
            [TD]medet: yardım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meyusâne: ümitsizce[/TD]
            [TD]muvakkat: geçici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muztar: çaresiz, zorda kalan[/TD]
            [TD]mütalâa: etraflıca inceleyip düşünme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [TD]nazar-endaz: bakan, seyreden (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
            [TD]niyaz: yalvarış, yakarış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sahrâ-yı hâil: ürperti veren çöl[/TD]
            [TD]sayha: sesleniş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tehacüm: her taraftan hücum etme[/TD]
            [TD]tehditkâr: tehdit edici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevahhuş: korku, ürküntü[/TD]
            [TD]vücud-u adem: yokluk vücudu (bk. v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vüs’at: genişlik[/TD]
            [TD]âlem-i vücud: varlık âlemi (bk. a-l-m; v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
            [TD]âmâl: emeller, arzular, istekler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şeş: altı[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            Copyright © Söz Basım Yayın
            #803968
            Anonim

              Cehennemden beterdir, ondan daha muhriktir, ruhumuzu eziyor. Zira o şeşcihetten ki onlara başvurduk; öyle hâlet almışız.

              Ki yapılmış o hâlet, hem havf ile dehşetten, hem acz ile ra’şetten, hem kalâk vevahşetten, hem yütm ve hem yeisten mürekkep vicdan-sûz.

              Şimdi her cihete mukabil bir cepheyi alırız, def’ine çalışırız. Evvel, kudretimize müracaat ederiz. Vâesefâ görürüz

              Ki âcize, zaife. Saniyen, nefiste olan hâcâtın susmasına teveccüh ediyoruz.Vâesefâ, durmayıp bağırırlar görürüz.

              Sâlisen, istimdatkârâne, bir halâskârı için bağırır, çağırırız. Ne kimse işitiyor, ne cevabı veriyor. Biz de zannediyoruz:

              Herbir şey bize düşman, herbir şey bizden garip. Hiçbir şey kalbimize bir teselli vermiyor; hiç emniyet bahşetmez, hakikî zevki vermez.

              Râbian, biz ecrâm-ı ulviyeye baktıkça, onlar nazara verir bir havf ile dehşeti. Hem vicdanın müz’ici bir tevahhuş geliyor akıl-sûz, evham-sâz.

              İşte, ey birader! Bu dalâletin yolu, mahiyeti şöyledir. Küfürdeki zulmeti bu yolda tamam gördük. Şimdi de gel kardeşim, o ademe döneriz.

              Tekrar yine geliriz. Bu kere tarikimiz sırat-ı müstakimdir, hem imanın yoludur. Delil ve imamımız inâyet ve Kur’ân’dır, şehbâz-ı edvar-pervaz.

              İşte Sultan-ı Ezelin rahmet ve inâyeti vaktâ bizi istedi, kudret bizi çıkardı, lütfen bizi bindirdi kanun-u meşiete etvâr üstünde perdâz.

              Şimdi bizi getirdi, şefkat ile giydirdi şu hil’at-ı vücudu. Emanet rütbesini bizetevcih eyledi; nişan niyaz ve namaz.

              Şu edvar ve etvârın, bu uzun yolumuzda birer menzil-i nazdır. Yolumuzda teshilâtiçindir ki kaderden bir emirnâme vermiş sahifede cephemiz.

              Her nereye geliriz, herhangi taifeye misafir oluyoruz; pek uhuvvetkârâne istikbalgörüyoruz. Malımızdan veririz, mallarından alırız.

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah (bk. s-l-ṭ; e-z-l)[/TD]
              [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]adem: yokluk[/TD]
              [TD]akıl-sûz: akla ters, aklı rahatsız eden[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]birader: kardeş[/TD]
              [TD]cihet: yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
              [TD]def’: uzaklaştırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ecrâm-ı ulviye: gökcisimleri, gökteki büyük cisimler[/TD]
              [TD]edvar: devirler, dönemler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]emirnâme: emir yazısı[/TD]
              [TD]etvâr: haller, tavırlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evham-sâz: vehimli, kuruntu saçan[/TD]
              [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]halâskâr: kurtarıcı (bk. ḥ-l-ṣ)[/TD]
              [TD]havf: korku[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hil’at-ı vücud: vücud, beden elbisesi (bk. v-c-d)[/TD]
              [TD]hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâlet: hal, vaziyet[/TD]
              [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik (bk. a-n-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istikbal: karşılama[/TD]
              [TD]istimdatkârâne: yardım dilercesine[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [TD]kalâk: sıkıntı, huzursuzluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kanun-u meşiet: irade, dileme kanunu (bk. ḳ-n-n)[/TD]
              [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahiyet: öz nitelik, esas[/TD]
              [TD]menzil-i naz: naz evi (bk. n-z-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhrik: yakıcı[/TD]
              [TD]mukabil: karşılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mürekkep: oluşmuş, bileşik[/TD]
              [TD]müz’ic: rahatsızlık, sıkıntı veren[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]perdâz: uçan[/TD]
              [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ra’şet: titreyiş, ürperme[/TD]
              [TD]râbian: dördüncü olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
              [TD]sâlisen: üçüncü olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
              [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
              [TD]teshilât: kolaylaştırmalar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevahhuş: korku, ürküntü[/TD]
              [TD]tevcih: yöneltme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teveccüh: ilgi, yönelme[/TD]
              [TD]uhuvvetkârâne: kardeşçesine[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vahşet: ürküntü, korku[/TD]
              [TD]vaktâ: ne zaman, ne vakit[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vicdan-sûz: vicdanen sıkıntı ve ızdırap veren, vicdanı yakan[/TD]
              [TD]vâesefâ: esefler olsun[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]yeis: ümitsizlik[/TD]
              [TD]yütm: yetimlik, kimsesizlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zaife: zayıf[/TD]
              [TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âcize: güçsüz, kuvvetsiz (bk. a-c-z)[/TD]
              [TD]şehbâz-ı edvar-pervaz: her devirde uçarcasına hâkimiyetini kuran[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şeş: altı[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              Copyright © Söz Basım Yayın

              #803969
              Anonim

                Ticaret muhabbeti, onlar bizi beslerler, hediyelerle süslerler, hem de teşyiederler. Gele gele işte geldik, dünya kapısındayız, işitiyoruz âvâz.

                Bak, girdik şu zemine, ayağımızı bastık şehadet âlemine. Şehrâyin-i Rahmân,gürültühane-i insan. Hiçbir şey bilmeyiz, delil ve imamımız

                Meşiet-i Rahmân’dır. Vekil-i delilimiz, nâzenin gözlerimiz. Gözlerimizi açtık, dünya içine saldık. Hatırına gelir mi evvelki gelişimiz?

                Garip, yetim olmuştuk. Düşmanlarımız çoktu. Bilmezdik hâmimizi. Şimdi nur-u imanla o düşmanlara karşı bir rükn-ü metinimiz,

                İstinadî noktamız, hem himayetkârımız def’ eder düşmanları. O iman-ı billâhtır kiziya-yı ruhumuz, hem nur-u hayatımız, hem de ruh-u ruhumuz.

                İşte kalbimiz rahat, düşmanları aldırmaz, belki düşman tanımaz. Evvelki yolumuzda vaktâ vicdana girdik; işittik ondan binlerle feryad ü fîzar ve âvâz.

                Ondan belâya düştük. Zira âmâl, arzular, istidat ve hissiyat, daim ebedi ister. Onun yolunu bilmezdik. Bizden yol bilmemezlik; onda fîzar ve niyaz.

                Fakat, elhamdü lillâh, şimdi gelişimizde bulduk nokta-i istimdad ki daim hayat verir o istidad âmâle; tâ ebedü’l-âbâda onları eder pervaz.

                Onlara yol gösterir, o noktadan istidat. Hem istimdad ediyor, hem âb-ı hayatı içer, hem kemâline koşuyor o nokta-i istimdad, o şevk-engiz remz ü naz.

                İkinci kutb-u iman ki tasdik-i haşirdir. Saadet-i ebedî o sadefin cevheri. İmanburhanı Kur’ân. Vicdan, insanî bir râz.Şimdi başını kaldır, şu kâinata bir bak, onun ile bir konuş. Evvelki yolumuzda pek müthiş görünürdü. Şimdi de mütebessim, her tarafa gülüyor, nâzeninâne niyaz veâvâz.

                Görmez misin: Gözümüz arı-misal olmuştur, her tarafa uçuyor. Kâinat bostanıdır her tarafta çiçekler. Her çiçek de veriyor ona bir âb-ı leziz.

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]arı-misal: arı gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [TD]bostan: bahçe[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
                [TD]cevher: değerli taş, inci; öz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]def etme: uzaklaştırma[/TD]
                [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı (bk. e-b-d)[/TD]
                [TD]elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun (bk. ḥ-m-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]feryad ü fîzar: inleyip feryad etme[/TD]
                [TD]fîzar: ağlayıp inleme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]gürültühane-i insan: insanın gürültü yeri[/TD]
                [TD]himayetkâr: koruyucu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                [TD]hâmi: koruyucu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iman-ı billâh: Allah’a iman (bk. e-m-n)[/TD]
                [TD]insanî: insana ait[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
                [TD]istimdad: yardım isteme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istinadî nokta: dayanak noktası (bk. s-n-d)[/TD]
                [TD]kemâl: mükemmellik, olgunluk (bk. k-m-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kutb-u iman: imanın kutbu, en temel esası (bk. e-m-n)[/TD]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meşiet-i Rahmân: Allah’ın iradesi, dilemesi (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mütebessim: tebessüm eden[/TD]
                [TD]niyaz: dua, yalvarıp yakarma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nokta-i istimdad: yardım isteme noktası[/TD]
                [TD]nur-u hayat: hayatın nuru (bk. r-v-ḥ; ḥ-y-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nur-u iman: iman nuru (bk. n-v-r; e-m-n)[/TD]
                [TD]nâzenin: ince, narin, duyarlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nâzeninâne: nazlı bir şekilde[/TD]
                [TD]pervaz: uçmak, kanat açmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]remz ü naz: işaret ve telmih[/TD]
                [TD]ruh-u ruh: ruhun ruhu (bk. n-v-r; r-v-ḥ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]râz: sır, gizem[/TD]
                [TD]rükn-ü metin: sağlam esas (bk. r-k-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet-i ebedî: sonu olmayan, sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
                [TD]sadef: inci kabuğu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tasdik-i haşir: haşri, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplânmayı kabul etme (bk. ṣ-d-ḳ; ḥ-ş-r)[/TD]
                [TD]teşyi: uğurlama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vaktâ: ne zaman, ne vakit[/TD]
                [TD]vekil-i delil: delilin, yol göstericinin vekili[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer[/TD]
                [TD]ziya-yı ruh: ruhun ışığı (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                [TD]âb-ı leziz: lezzetli su[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âmâl: emeller, arzular[/TD]
                [TD]âvâz: yüksek ses, çığlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şehadet âlemi: görünen âlem (bk. ş-h-d)[/TD]
                [TD]şehrâyin-i Rahmân: Cenab-ı Hakkın sonsuz rahmetiyle bir şenlik haline getirdiği yeryüzü (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şevk-engiz: şevke getiren[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                Copyright © Söz Basım Yayın

                #803970
                Anonim

                  Hem ünsiyet, teselli, tahabbübü veriyor. O da alır getirir, şehd-i şehadet yapar. Balda bir bal akıtır o esrarengiz şehbaz.

                  Harekât-ı ecrâma, ya nücum ya şümusa nazarımız kondukça, ellerine verirlerHâlıkın hikmetini, hem mâye-i ibreti, hem cilve-i rahmeti alır, ediyor pervaz.

                  Güya şu güneş bizlerle konuşuyor. Der: “Ey kardeşlerimiz! Tevahhuşla sıkılmayınız. Ehlen sehlen merhaba, hoş teşrif ettiniz. Menzil sizin; ben bir mumdar‑ı şehnaz.

                  “Ben de sizin gibiyim; fakat sâfi, isyansız, mutî bir hizmetkârım..

                  “O Zât-ı Ehad-i Samed ki mahz-ı rahmetiyle hizmetinize beni musahhar-ı pürnuretmiş. Benden hararet, ziya; sizden namaz ve niyaz.”

                  Yahu, bakın kamere. Yıldızlarla denizler, herbiri de kendine mahsus birer lisanla, “Ehlen sehlen merhaba,” derler. “Hoş geldiniz. Bizi tanımaz mısınız?”

                  Sırr-ı teâvünle bak, remz-i nizamla dinle. Herbirisi söylüyor: “Biz de birerhizmetkâr, rahmet-i Zülcelâlin birer âyinedarıyız. Hiç de üzülmeyiniz, bizden sıkılmayınız.

                  “Zelzele nâraları, hadisat sayhaları sizi hiç korkutmasın, vesvese de vermesin. Zira onlar içinde bir zemzeme-i ezkâr, bir demdeme-i tesbih, velvele-i nâz ü niyaz.

                  “Sizi bize gönderen o Zât-ı Zülcelâl, ellerinde tutmuştur bunların dizginlerini.” İman gözü okuyor yüzlerinde âyet-i rahmet, herbiri birer âvâz.

                  Ey mü’min-i kalb-i hüşyar! Şimdi gözlerimiz bir parça dinlensinler. Onların bedeline hassas kulağımızı imanın mübarek eline teslim ederiz, dünyaya göndeririz. Dinlesin leziz bir saz.

                  Evvelki yolumuzda bir matem-i umumî, hem vâveylâ-yı mevtî zannolunan o sesler, şimdi yolumuzda birer nevaz ü namaz, birer âvâz ü niyaz, birer tesbiha âğâz.

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                  [TD]Zât-ı Ehad-i Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                  [TD]cilve-i rahmet: rahmetin cilvesi, görüntüsü (bk. c-l-y; r-ḥ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]demdeme-i tesbih: Allah’ı tesbih etmenin coşkulu sesleri (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                  [TD]ehlen sehlen: hoş safa geldiniz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esrarengiz: sırlı, gizemli[/TD]
                  [TD]güya: sanki[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadisat: hadiseler, olaylar[/TD]
                  [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]harekât-ı ecrâm: gökcisimlerinin hareketleri[/TD]
                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                  [TD]kamer: ay[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]leziz: lezzetli[/TD]
                  [TD]lisan: dil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahsus: has, özel[/TD]
                  [TD]mahz-ı rahmet: tam anlamıyla rahmet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]matem-i umumî: herkesin yas tutması, genel hüzün[/TD]
                  [TD]menzil: ev, mekan (bk. n-z-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mumdar-ı şehnaz: ışık saçan güzel[/TD]
                  [TD]musahhar-ı pürnur: nurlu, nur saçan hizmetkâr (bk. n-v-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mutî: itaat eden[/TD]
                  [TD]mâye-i ibret: ibret aynası, ibret levhası[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mübarek: bereketli, hayırlı (bk. b-r-k)[/TD]
                  [TD]mü’min-i kalb-i hüşyar: kalbi uyanık mü’min (bk. e-m-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                  [TD]nevaz ü namaz: tatlı, ahenkli ses ve namaz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]niyaz: dua, yalvarış, yakarış[/TD]
                  [TD]nâra: haykırış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nücum: yıldızlar[/TD]
                  [TD]pervaz: uçmak, kanat açmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rahmet-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah’ın her şeyi kuşatan rahmeti (bk. r-ḥ-m; c-l-l)[/TD]
                  [TD]remz-i nizam: düzenin işareti, göstergesi (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sayha: sesleniş[/TD]
                  [TD]sâfi: saf, arınmış, temiz (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sırr-ı teavün: yardımlaşma sırrı[/TD]
                  [TD]tahabbüb: kendini sevdirme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                  [TD]tevahhuş: korkma, ürküntü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teşrif: şeref verme[/TD]
                  [TD]velvele-i nâz ü niyaz: Allah’a yalvarıp yakarmanın heyecanlı, coşkun sesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
                  [TD]vâveylâ-yı mevt: ölüm çığlıkları (bk. m-v-t)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zelzele: deprem, sarsıntı[/TD]
                  [TD]zemzeme-i ezkâr: Allah’ı anmanın hoş, güzel nağmeleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ziya: ışık[/TD]
                  [TD]âvâz: yüksek ses[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âvâz ü niyaz: yüksek sesle dua, yalvarış[/TD]
                  [TD]âyet-i rahmet: rahmet âyeti, delili (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âyinedar: ayna tutan[/TD]
                  [TD]âğâz: nâmeler, söylemler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ünsiyet: dostluk, canayakınlık[/TD]
                  [TD]şehbaz: kartal gibi uçan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şehd-i şehadet: şehadet balı; İlâhî hakikatleri bilmenin ve idrak etmenin dünyadaki lezzeti (bk. ş-h-d)[/TD]
                  [TD]şümus: güneşler[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  Copyright © Söz Basım Yayın

                  #803971
                  Anonim

                    Dinle, havadaki demdeme, kuşlardaki civcive, yağmurdaki zemzeme, denizdekigamgama, ra’dlardaki rakraka, taşlardaki tıktıka birer mânidar nevaz.

                    Terennümât-ı hava, naarât-ı ra’diye, nağamât-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecâtı, kuşların seceâtı birer tesbih-i rahmet, hakikate bir mecaz.

                    Eşyada olan asvat birer savt-ı vücuttur; ben de varım derler. O kâinat-ı sâkitbirden söze başlıyor: “Bizi câmid zannetme, ey insan-ı boşboğaz!”

                    Tuyurları söylettirir ya bir lezzet-i nimet, ya bir nüzul-ü rahmet. Ayrı ayrı seslerle, küçük âğazlarıyla rahmeti alkışlarlar. Nimet üstünde iner, şükür ile eder pervaz.

                    Remzen onlar derler: “Ey kâinat, kardeşler! Ne güzeldir halimiz.

                    “Şefkatle perverdeyiz, halimizden memnunuz.” Sivri dimdikleriyle fezaya saçıyorlar birer âvâz-ı pür-naz.Güya bütün kâinat ulvî bir musikidir; iman nuru işitir ezkâr ve tesbihleri. Zirahikmet reddeder tesadüf vücudunu; nizam ise tard eder ittifak-ı evham-saz.

                    Ey yoldaş! Şimdi şu âlem-i misalîden çıkarız, hayalî vehimden ineriz, akıl meydanında dururuz, mizana çekeriz, ederiz yolları ber-endaz.

                    Evvelki elîm yolumuz mağdub ve dâllîn yolu. O yol verir vicdana tâ en derin yerine hem bir hiss-i elîmi, hem bir şedid elemi. Şuur onu gösterir. Şuura zıt olmuşuz.

                    Hem kurtulmak için de muztar ve hem muhtacız. Ya o teskin edilsin, ya ihsas da olmasın. Yoksa dayanamayız; feryad ü fîzar dinlenmez.

                    Hüdâ ise şifâdır; hevâ iptal-i histir. Bu da teselli ister, bu da tegafül ister, bu dameşgale ister, bu da eğlence ister. Hevesât-ı sihirbaz,

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]asvat: sesler[/TD]
                    [TD]ber-endaz: inceden inceye ölçerek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]civcive: kuşların coşkulu ötüşleri, şakımaları[/TD]
                    [TD]câmid: cansız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]demdeme: gürültü, yüksek ses[/TD]
                    [TD]dâllîn: hak yoldan sapmış, inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
                    [TD]elîm: elemli, acı verici[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ezkâr: zikirler, Allah’ı anmalar[/TD]
                    [TD]feryad ü fîzar: inleyip feryad etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]feza: uzay[/TD]
                    [TD]gamgama: bağırtı, haykırış[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]güya: sanki[/TD]
                    [TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hevesât-ı sihirbaz: yalancı ve aldatıcı istek ve arzular[/TD]
                    [TD]hevâ: kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme (bk. h-v-y)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hezecât: ölçülü nağmeler, sesler[/TD]
                    [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hiss-i elîm: acı veren duygu[/TD]
                    [TD]hüdâ: doğru yol olan hak din, İslâmiyet (bk. h-d-y)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihsas: hissettirme, hatırlatma[/TD]
                    [TD]insan-ı boşboğaz: boşboğaz insan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iptal-i his: hisleri uyuşturma, duyguları vazifelerini yapamaz hale getirme[/TD]
                    [TD]ittifak-ı evham-saz: evham ve şüphe veren birlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                    [TD]kâinat-ı sâkit: sükut eden, susan kâinat (bk. k-v-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lezzet-i nimet: nimetin lezzeti (bk. n-a-m)[/TD]
                    [TD]mağdup: Allah’ın hiddet ve gazabına uğramış[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mecaz: kendi mânâsı dışında başka bir mânâyı gösteren kelime (bk. c-v-z)[/TD]
                    [TD]meşgale: meşguliyet[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mizan: ölçü, tartı (bk. v-z-n)[/TD]
                    [TD]muztar: mecbur, çaresiz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                    [TD]naarât-ı ra’diye: gök gürültüsünün naraları[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nağamat-ı emvac: dalgaların nağmeleri, hoş sesleri[/TD]
                    [TD]nevaz: tatlı ve ahenkli ses[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                    [TD]nüzul-ü rahmet: rahmetin inişi (bk. n-z-l; r-ḥ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]pervaz: uçmak, kanat açmak[/TD]
                    [TD]perverde: beslenmiş, yetiştirilmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                    [TD]rakraka: şimşek çaktığı zaman duyulan gök gürültüsü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
                    [TD]remzen: işaretle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]savt-ı vücut: varlık sesi (bk. v-c-d)[/TD]
                    [TD]seceât: sec’alar, kuşların çıkardıkları sesler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tard etmek: kovmak[/TD]
                    [TD]tegafül: gaflet etme, duyarsızlıklık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma (bk. ğ-f-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]terennümât-ı hava: havanın çıkardığı güzel ve tatlı sesler[/TD]
                    [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tesbih-i rahmet: rahmet tesbihi, zikri (bk. s-b-ḥ; r-ḥ-m)[/TD]
                    [TD]teskin: sakinleştirme, rahatlatma (bk. s-k-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tuyur: kuşlar[/TD]
                    [TD]tıktıka: taşların birbirine dokunması sonucu çıkan ses[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ulvî: yüce[/TD]
                    [TD]vehim: kuruntu, zan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                    [TD]zemzeme: ezgili, nağmeli ses[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zikr-i azamet: büyüklüğün zikri (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                    [TD]âlem-i misal: görüntüler âlemi (bk. a-l-m; m-s̱-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âvâz-ı pür-naz: çok nazlı sesler[/TD]
                    [TD]âğaz: ağızlar, nağmeler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şedid: şiddetli[/TD]
                    [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    Copyright © Söz Basım Yayın

                    #803972
                    Anonim

                      Tâ vicdanı aldatsın, ruhu tenvim edilsin, tâ elem hissolmasın. Yoksa o elem-i elîm, vicdanı ihrak eder; fîzâra dayanılmaz, elem-i ye’s çekilmez.

                      Demek sırat-ı müstakimden ne kadar uzak düşse, o derece nisbeten şu hâlet tesir eder, vicdanı bağırttırır. Her lezzetin içinde elemi var birer iz.

                      Demek heves, hevâ, eğlence, sefahetten memzuç olan şâşaa-i medenî, budalâletten gelen şu müthiş sıkıntıya bir yalancı merhem, uyutucu zehirbaz.

                      Ey aziz arkadaşım! İkinci yolumuzda, o nuranî tarikte bir hâleti hissettik. O hâletle oluyor hayat maden-i lezzet; âlâm olur lezâiz.

                      Onunla bunu bildik ki mütefavit derecede, kuvvet-i iman nisbetinde ruha bir hâletverir. Ceset ruhla mültezdir, ruh vicdanla mütelezziz.

                      Bir saadet-i âcile, vicdanda münderiçtir. Bir firdevs-i mânevî, kalbindemündemiçtir. Düşünmekse deşmektir, şuur ise şiar-ı râz.

                      Şimdi ne kadar kalb ikaz edilirse, vicdan tahrik edilse, ruha ihsas verilse, lezzetziyade olur. Hem de döner ateşi nur, şitâsı yaz.

                      Vicdanda firdevslerin kapıları açılır. Dünya olur bir cennet. İçinde ruhlarımız ederpervâz ü perdâz, olur şehbâz ü şehnâz, yelpez namaz ü niyaz.

                      Ey aziz yoldaşım! Şimdi Allahaısmarladık. Gel, beraber bir dua ederiz, sonra da buluşmak üzere ayrılırız.


                      اَللّٰهُمَّ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ، اٰمِينَ blank.gif1

                      • • •

                      Anglikan Kilisesine cevap HAŞİYE-1AŞİYE

                      Bir zaman bî-aman İslâmın düşmanı, siyasî bir dessas, yüksekte kendini göstermek isteyen vesvas bir papaz, desise niyetiyle, hem inkâr suretinde,
                      [NOT]Dipnot-1
                      “Allahım, bizi doğru yola ilet. Âmin.”

                      Haşiye-1AŞİYE Yüz mâşaallah bu cevaba!
                      [/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Anglikan Kilisesi: İngilizlerin resmî kilisesi[/TD]
                      [TD]aziz: çok değerli, izzetli (bk. a-z-z)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bî-aman: insafsız, merhametsiz[/TD]
                      [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
                      [TD]dessas: hilekâr, aldatıcı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]elem: acı, keder, üzüntü[/TD]
                      [TD]elem-i elîm: çok acı veren sıkıntı, dert[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]elem-i ye’s: ümitsizlik acısı[/TD]
                      [TD]firdevs: cennetin en yüksek yeri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]firdevs-i mânevî: mânevî cennet, cennet nimeti gibi (bk. a-n-y)[/TD]
                      [TD]fîzâr: ağlayıp inleme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşiye: dipnot açıklayıcı söz[/TD]
                      [TD]heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hevâ: kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme (bk. h-v-y)[/TD]
                      [TD]hâlet: durum, hal[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihrak: yakma[/TD]
                      [TD]ihsas: hissettirme, hatırlatma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ikaz: uyarma[/TD]
                      [TD]inkâr: kabul etmeme, inançsızlık (bk. n-k-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kuvvet-i iman: imanın kuvveti (bk. e-m-n)[/TD]
                      [TD]lezâiz: lezzetler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maden-i lezzet: lezzetin kaynağı[/TD]
                      [TD]memzuç: karışmış, karışık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mültez: kendisiyle rahatlama ve lezzet alma[/TD]
                      [TD]mündemiç: yerleşmiş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münderiç: içine konulmuş, yerleştirilmiş[/TD]
                      [TD]mütefavit: çeşitli, farklı farklı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b)[/TD]
                      [TD]niyaz: dua, yakarış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
                      [TD]pervâz ü perdâz: kanat çırparak uçan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]saadet-i âcil: peşin mutluluk[/TD]
                      [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizlik, budalalık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                      [TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
                      [TD]tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tenvim: uyutma[/TD]
                      [TD]vesvas: şüphe ve vesveseye sürükleyen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yelpez: yelpaze[/TD]
                      [TD]zehirbaz: zehir veren, zehir yapan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                      [TD]âlâm: elemler, acılar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şehbâz ü şehnâz: kahramanlık ve güzellik[/TD]
                      [TD]şiar-ı râz: sırların şiarı, sırları gizleyen perde, alamet, belirti (bk. ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şitâ: kış[/TD]
                      [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şâşaa-i medenî: medeniyetin şâşaası, gösterişi[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #803973
                      Anonim

                        Hem de boğazımızı pençesiyle sıktığı bir zaman-ı elîmde, pek şemâtetkârâne biristifham ile dört şey sordu bizden,
                        Altı yüz kelime istedi. Şemâtetine karşı yüzüne “Tuh!” demek desisesine karşı küsmekle sükût etmek, inkârına karşı da

                        Tokmak gibi bir cevab-ı müskit vermek lâzımdı. onu muhatap etmem. Birhakperest adama böyle cevabımız var. O dedi birincide:

                        “Muhammed (Aleyhissalâtü Vesselâm) dini nedir?” Dedim: İşte Kur’ân’dır. Erkân-ı sitte-i iman, erkân-ı hamse-i İslâm esas maksad-ı Kur’ân. Der ikincisinde:

                        “Fikir ve hayata ne vermiş?” Dedim: Fikre tevhid, hayata istikamet.
                        Buna dair şahidim:

                        فَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ blank.gif1 قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ blank.gif2

                        Der üçüncüsünde: “Mezâhim-i hazıra nasıl tedavi eder?” Derim: Hurmet-i ribâ, hemvücub-u zekâtla. Buna dair şahidim blank.gif3 يَمْحَقُ اللهُ الرِّبوٰا da.

                        وَاَحَلَّ اللهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَوا blank.gif4 وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتوُا الزَّكٰوةَ blank.gif5

                        Der dördüncüsünde: “İhtilâl-i beşere ne nazarla bakıyor?” Derim: Sa’y asıl, esastır.Servet-i insaniye zalimlerde toplanmaz; saklanmaz ellerinde.

                        Buna dair şahidim:

                        وَاَنْ لَيْسَ لِـْلاِنْساَنِ اِلاَّ مَاسَعٰى blank.gif6 وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِى سَبِيلِ اللهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَلِيمٍ blank.gif7

                        endOfSection.gifendOfSection.gif



                        [NOT]Dipnot-1 “Emrolunduğun gibi dos doğru ol.” Hûd Sûresi, 11:112.

                        Dipnot-2 “De ki: O Allah birdir.” İhlâs Sûresi, 112:1.

                        Dipnot-3 “Allah faizin bereketini giderip onu mahveder.” Bakara Sûresi, 2:276.

                        Dipnot-4 “Allah alışverişi helâl, faizi haram kıldı.” Bakara Sûresi, 2:275.

                        Dipnot-5 “Namazı dos doğru kılın, zekâtı verin.” Bakara Sûresi, 2:43.

                        Dipnot-6 “İnsan için, ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm Sûresi, 53:39.

                        Dipnot-7 “Altını ve gümüşü biriktirip de onu Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele.” Tevbe Sûresi, 9:34.[/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun (bk. ṣ-l-v; s-l-m)[/TD]
                        [TD]cevab-ı müskit: susturucu cevap (bk. c-v-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
                        [TD]erkân-ı hamse-i İslâm: İslâmın beş şartı (bk. r-k-n; s-l-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]erkân-ı sitte-i iman: imanın altı şartı (bk. r-k-n; e-m-n)[/TD]
                        [TD]hakperest: hakkı üstün tutan, doğruluktan yana olan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hurmet-i ribâ: faizin haramlığı, dinen yasak oluşu (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                        [TD]ihtilâl-i beşer: insanlıktaki bozukluk, karışıklık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inkâr: doğru olduğunu bildiği halde reddetme, inançsızlık (bk. n-k-r)[/TD]
                        [TD]istifham: soru sorma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istikamet: doğruluk[/TD]
                        [TD]maksad-ı Kur’ân: Kur’ân’ın maksadı (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mezâhim-i hazıra: şimdiki sıkıntılar, zahmetler[/TD]
                        [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sa’y: çalışma[/TD]
                        [TD]servet-i insaniye: insanlığın serveti[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
                        [TD]tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vücub-u zekât: zekâtın farz oluşu (bk. v-c-b)[/TD]
                        [TD]zaman-ı elîm: acı veren, sıkıntılı zaman[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şemâtet: başkasının kötü duruma düşmesine sevinme[/TD]
                        [TD]şemâtetkârâne: başkalarının üzüntüsüne, acısına hayasızca gülerek sevinmek[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        Copyright © Söz Basım Yayın
                      10 yazı görüntüleniyor - 61 ile 70 arası (toplam 70)
                      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.