- Bu konu 68 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Ocak 2012: 09:37 #801309
Anonim
Şeriat, yüzde doksanı müsellemât-ı şer’î, zaruriyât-ı dinî birer elmas sütundur.İçtihadî, hilâfî, fer’î olan mesâil, yüzde ancak on olur. Doksan elmas sütunu, on altının sahibiKesesine koyamaz, ona tâbi kılamaz. Elmasların madeni, Kur’ân ve hem hadistir. Onun malı; oradan her zaman istemeli.Kitaplar, içtihadlar Kur’ân’ın âyinesi, yahut dürbün olmalı. Gölge, vekil istemez o Şems-i Mu’cizbeyan.
• • •Mubtıl, bâtılı hak nazarıyla alır
İnsandaki fıtratı mükerrem olduğundan, kasten hakkı arıyor. Bazan gelir eline, bâtılı hak zanneder; koynunda saklıyor.Hakikati kazarken, ihtiyarı olmadan dalâl düşer başına; hakikattir zanneder, kafasına geçirir.
• • •Kudretin âyineleri çoktur
Kudret-i Zülcelâlin pek çoktur mir’atları. Herbiri ötekinden daha eşeff ve eltaf pencereler açıyor bir âlem-i misale.Sudan havaya kadar, havadan tâ esire, esirden tâ misale, misalden tâ ervâha, ervahtan tâ zamana, zamandan tâ hayale,Hayalden fikre kadar muhtelif âyineler, daima temsil eder şuûnât-ı seyyâle.Kulağınla nazar et âyine-i havaya: Kelime-i vahide, olur milyon kelimat.Acip istinsah eder o kudretin kalemi, şu sırr-ı tenasülât.
• • •
[TR]
[TABLE]
[TD]acip: hayrette bırakıcı, hayranlık verici[/TD]
[TD]bâtıl: gerçek dışı, yalan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâl: dalâlet, hak yoldan sapkınlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[TD]eltaf: çok lâtif, çok hoş ve güzel (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervâh: ruhlar (bk.[/TD]
[TD]esir: bütün kâinatı kaplayan madde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşeff: çok parlak, çok şeffaf[/TD]
[TD]fer’î: esasa ait olmayan, ayrıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]hadis: Peygamberimize ait söz, emir veya davranışlar (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hak: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâfî: ihtilaflı olan[/TD]
[TD]ihtiyar: irade, tercih, seçim (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinsah etmek: nüshasını çıkarmak, çoğaltmak[/TD]
[TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]içtihadî: içtihadla ilgili olan (bk. c-h-d)[/TD]
[TD]kelimat: kelimeler (bk. k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelime-i vahide: bir tek kelime (bk. k-l-m; v-ḥ-d)[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve heybet sahibi Allah’ın sonsuz kudreti (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
[TD]maden: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesâil: meseleler (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]mir’at: ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: görüntü (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]mubtıl: iptal eden, bozup yanlışa düşüren, batıl ve boş şey ortaya çıkaran[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]mükerrem: şerefli, saygıdeğer (bk. k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsellemât-ı şer’î: doğruluğuna şüphe olmayan, şeriatın hükümleri; kabul ve tasdik edilmiş genel düsturları (bk. s-l-m; ş-r-a)[/TD]
[TD]nazar etme: bakıp düşünme (kulakla işitip akılla düşünme) (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı tenasülât: çoğalma, üreme sırrı, esprisi[/TD]
[TD]tâbi: uyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaruriyât-ı dinî: dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler[/TD]
[TD]âlem-i misal: görüntü âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[TD]âyine-i hava: hava aynası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şems-i Mu’cizbeyan: mu’cizeli açıklamalarıyla varlık âlemini aydınlatan güneş, Kur’ân-ı Kerim (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuûnât-ı seyyâle: akıp giden haller, işler, faaliyetler (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 09:40 #801310Anonim
Temessülün aksâmı muhtelifedirÂyinede temessül, münkasım dört surete: Ya yalnız hüviyet, ya beraber hâsiyet, ya hüviyet hem şule-i mahiyet, ya mahiyet hüviyet.Eğer misal istersen, işte insan ve hem şems, melek ve hem kelime. Kesifin timsalleri, âyinede oluyor birer müteharrik meyyit.Bir ruh-u nuranînin, kendi mir’atlarında timsalleri oluyor birer hayy-ı murtabıt. Aynı olmazsa eğer, gayrı dahi olmayıp,birer nur-u münbasıt.Ger şems hayevân olaydı, olur harareti hayatı, ziya onun şuuru. Şu havassa mâliktir âyinede timsali.İşte budur şu esrarın miftahı: Cebrâil hem Sidrede,
1 hem suret-i Dıhye’de, meclis-i Nebevîde,
2Hem kim bilir kaç yerde! Azrâil’in bir andaAllah bilir kaç yerde ruhları kabz ediyor. Peygamberin bir anda,
3Hem keşf-i evliyada, hem sadık rüyalarda ümmetine görünür, hem haşirde umum ile şefaatle görüşür.Velilerin abdalı, çok yerlerde bir anda zuhur eder, görünür.• • •Müstaid, müçtehid olabilir; müşerri’ olamaz
İçtihadın şartını hâiz olan her müstaid, ediyor nefsi için nass olmayanda içtihad. Ona lâzım, gayra ilzam edemez.
[NOT]
Dipnot-1
bk. Buhârî, Salat 1; Müslim, Îman 259; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 108; Nesâî, Salat 1.
Dipnot-2
bk. Buhârî, Menâkıb 25, Fezâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Îman 271, Fezâilü’s-Sahâbe 100.
Dipnot-3
bk. En’âm Sûresi, 6:61; Secde Sûresi, 32:11; el-Esbahânî, el-Azamet 3:334.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Azrâil: ölüm meleği; ruhları kabz etmekle görevli melek (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Cebrâil: Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevli melek (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sidre: yedinci kat gökte olduğu rivâyet edilen bir makam[/TD]
[TD]abdal: evliyadan fazla nuraniyet kazanmış ve bir anda birkaç yerde görünebilen zâtlar (bk. v-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aksâm: kısımlar, bölümler[/TD]
[TD]esrar: sırlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr: diğer, başkası[/TD]
[TD]ger: eğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
[TD]havas: duyular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayevân: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]hayy-ı murtabıt: bağlı olan canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]hâiz: sahip, elde etmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâsiyet: özellik, hususiyet[/TD]
[TD]hüviyet: kimlik, suret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilzam: kendisine lâzım olanı başkasınada lüzumlu hâle getirme, gerekli kılma, dayatma[/TD]
[TD]içtihad: dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve hadisten hüküm çıkarma (bk. c-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabz etme: teslim alma[/TD]
[TD]kesif: yoğun, katı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşf-i evliya: velilerin mânevî âlemlerde bazı olayları ve hakikatleri görmesi (bk. k-ş-f; v-l-y)[/TD]
[TD]mahiyet: asıl, esas nitelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meclis-i Nebevî: Peygamberimizin bulunduğu meclis (bk. n-b-e)[/TD]
[TD]meyyit: ölü (bk. m-v-t)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]miftah: anahtar[/TD]
[TD]mir’at: ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]muhtelife: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[TD]münkasım: kısımlara ayrılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstaid: istidatlı, kabiliyetli (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]müteharrik: hareketli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müçtehid: âyet ve hadisler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan (bk. c-h-d)[/TD]
[TD]müşerri’: şeriat kanunu koyucusu; şeriat hükmünü vaz’ eden, koyan (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nass: Kur’ân ve Hadisin açık ve kesin hükmü[/TD]
[TD]nefs: insanın kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u münbasıt: yayılan, genişleyen nur (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]ruh-u nuranî: maddî yapısı olmayıp nurdan yaratılmış aydınlık ruh (bk. r-v-h; n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadık: doğru (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret-i dıhye: (bk. bilgiler – Dıhye)[/TD]
[TD]temessül: görünme, belirme (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]timsal: suret, görüntü (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]veli: Allah dostu (bk. v-l-y)[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zuhur: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
[TD]şefaat: af için aracılık (bk. ş-f-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şule-i mahiyet: mahiyete, özelliğe ait parıltı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:07 #801313Anonim
Ümmeti davetle teşri’ edemez. Fehmi, şeriatten olur, lâkin şeriat olamaz. Müçtehid olabilir, fakat müşerri’ olamaz.İcmâ ile cumhurdur, sikke-i şer’î görür. Bir fikre davet etmek, zann-ı kabul-ü cumhur şart-ı evvel oluyor.Yoksa davet bid’attır, reddedilir. Ağzına tıkılır, onda daha çıkamaz.
• • •Nur-u akıl kalbden gelir
Zulmetli münevverler bu sözü bilmeliler: Ziya-yı kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver.O nur ile bu ziya mezc olmazsa zulmettir; zulüm ve cehli fışkırır. Nurun libasını giymiş bir zulmet-i müzevver.Gözünde bir nehar var; lâkin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki bir leyl-i münevver.O içinde bulunmazsa, o şahm-pâre göz olmaz, sende birşey göremez. Basiretsiz basar da para etmez.Ger fikret-i beyzâda süveydâ-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basiret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz.
• • •Dimağda merâtib-i ilim muhtelifedir, mültebise
Dimağda merâtip var, birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir.Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz’an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir.İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir hâlet. Salâbet itikaddan,
[TABLE]
[TR]
[TD]ahkâm: hükümler (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]basar: görme sıfatı (bk. b-ṣ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]basiret: kalp gözü ile görme (bk. b-ṣ-r)[/TD]
[TD]basiretsiz: ileriyi göremeyen, kavrayışı ve sezgisi olmayan (bk. b-ṣ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bid’a: dine aykırı olduğu halde dinî bir mesele gibi gösterilen sonradan ortaya konmuş işler, uygulamalar (bk. b-d-a)[/TD]
[TD]cehl: cahillik, bilgisizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cumhur: çoğunluk, aynı hükmü kabul edenler[/TD]
[TD]dimağ: beyin, akıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebyaz: beyaz, aydınlık[/TD]
[TD]fehm: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fikret-i beyzâ: beyaz fikir (bk. f-k-r)[/TD]
[TD]ger: eğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halita-i dimağî: beyindeki karışım[/TD]
[TD]hâlet: durum, hal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ: fikir birliği (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]iltizam: taraftarlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad: inanç[/TD]
[TD]iz’an: kesin şekilde inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]leyl-i münevver: aydınlık gece (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]libas: elbise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merâtib-i ilim: ilmin mertebeleri, dereceleri (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]merâtip: mertebeler, dereceler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezc olma: karışma, bütünleşme[/TD]
[TD]muhtelife: çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muzlim: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[TD]mültebis: birbirine karıştırılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münevver: aydın, aydınlanmış (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]müçtehid: âyet ve hadisler başta olmak üzere diğer dinî delillerden hüküm çıkarma bilgi ve kabiliyetine sahip olan (bk. c-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşerri’: şeriat kanunu koyucusu; şeriat hükmlerini vaz’ eden, koyan (şeriatı Allah ve Resulü’nden başkası koyamaz) (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]nehar: gündüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u akıl: aklın nuru (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]nur-u fikir: fikir nuru, düşünce ışığı (bk. n-v-r; f-k-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salâbet: sağlamlık[/TD]
[TD]sevad: karartı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke-i şer’î: şeriatın mührü, damgası (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]süveydâ-i kalb: manevî kalbin ortasında olduğu kabul edilen öz nokta[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taakkul: akıl yürütme[/TD]
[TD]tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasavvur: zihinde şekillendirme, tasarlama (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşri’ etme: şeriat kanunu koyma; şeriat hükümlerini vaz’ etme, koyma (Şeriat hükümlerini koyma Allah ve Resulüne aittir.) (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]zann-ı kabul-ü cumhur: çoğunluğun kuvvetle kabulü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]ziya-yı kalb: kalp ışığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[TD]zulmet-i müzevver: yalancı aydınlık; aydın gibi görünen aldatıcı karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
[TD]şahm-pâre: yağ parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şart-ı evvel: ilk şart[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:14 #801314Anonim
Taassup iltizamdan, imtisal iz’andan, tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf, bîbehre tasavvurda,Tahayyülde safsata hâsıl olur, mezcine eğer olmaz muktedir.Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her demde, Sâfi olan zihinleri cerhtir, hem idlâli.
• • •Hazmolmayan ilim telkin edilmemeli
Hakikî mürşid-i âlim, koyun olur, kuş olmaz; hasbî verir ilmini.Koyun verir kuzusuna hazmolmuş musaffâ sütünü.Kuş veriyor ferhine lüab-âlûd kayyını.
• • •Tahrip esheldir; zayıf tahripçi olur
Vücud-u cümle ecza, şart-ı vücud-u külldür. Adem ise oluyor bir cüz’ün ademiyle; tahrip eshel oluyor.Bundandır ki, âciz adam, sebeb-i zuhur-u iktidar-ı müsbete hiç yanaşmaz. Menfîce müteharrik, daim tahripkâr olur.
• • •Kuvvet hakka hizmetkâr olmalı
Hikmetteki desâtir, hükûmette nevâmis, hakta olan kavânin, kuvvetteki kavâid birbiriyle olmazsa müstenid ve müstemid,Cumhur-u nasta olmaz ne müsmir ve müessir. Şeriatte şeâir kalır mühmel, muattal; umur-u nasta olmaz müstenid ve mu’temid.
• • •[TABLE]
[TR]
[TD]adem: yokluk[/TD]
[TD]bâtıl: gerçek dışı, hak olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bîbehre: hissesi olmayan, nasipsiz[/TD]
[TD]bîtaraf: tarafsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cerh: yaralama[/TD]
[TD]cumhur-u nas: halkın çoğunluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’: parça (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]dem: zaman, vakit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]desâtir: düsturlar, prensipler[/TD]
[TD]eshel: daha kolay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferh: yavru[/TD]
[TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasbî: samimi, karşılıksız[/TD]
[TD]hazmolma: sindirilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâsıl olma: meydana gelme[/TD]
[TD]hükûmet: idare, yönetim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idlâl: hak yoldan çıkarma, saptırma (bk. ḍ-l-l)[/TD]
[TD]iltizam: taraftarlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisal: emre uyma, boyun eğme[/TD]
[TD]iz’an: kesin şekilde inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavâid: kurallar[/TD]
[TD]kavânin: kanunlar (bk. ḳ-n-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kayy: kusmuk[/TD]
[TD]lüab-âlûd: tükrükle karışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfîce: olumsuzca[/TD]
[TD]mezc: karışma, bütünleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muattal: kullanılmaz olmuş[/TD]
[TD]muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musaffâ: arınmış, safileşmiş (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[TD]mu’temid: itimad eden, güvenen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’temid (olma): itimad edilen, güvenilen olma (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]müessir: tesirli, etkili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühmel: ihmale uğramış[/TD]
[TD]mürşid-i âlim: yol gösterici âlim (bk. r-ş-d; a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsmir: meyveli[/TD]
[TD]müstemid (olma): yardım eden, yardım talebine cevap veren olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstenid (olma): dayanılan, dayanak noktası olma[/TD]
[TD]müteharrik: hareket eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevâmis: kanunlar (bk. n-m-s)[/TD]
[TD]safsata: yalan ve uydurma şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i zuhur-u iktidar-ı müsbet: olumlu iş ve icraatı meydana çıkarma sebebi (bk. s-b-b; ẓ-h-r; ḳ-d-r)[/TD]
[TD]sâfî: saf, temiz (bk. ṣ-f-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taakkul: akıl yürütme[/TD]
[TD]taassup: aşırı derecede, körükörüne bağlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahayyül: hayal etme (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[TD]tahrip: yıkıp bozma, yok etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahripkâr: tahrip eden[/TD]
[TD]tasavvur: zihinde şekillendirme, tasarlama (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[TD]tasvir: anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telkin: fikir aşılama, öğüt verme[/TD]
[TD]umur-u nas: insanlara ait işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud-u cümle eczâ: parçaların toplam varlığı (bk. v-c-d; c-z-e)[/TD]
[TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şart-ı vücud-u küll: bütünün varlığının şartı (bk. v-c-d; k-l-l)[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeâir: işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:28 #801315Anonim
Bazan zıd, zıddını tazammun ederZaman olur ki zıd, zıddını saklarmış. Lisan-ı siyasette lâfz mânânın zıddıdır. Adalet külâhınıHAŞİYE-1AŞİYE 1 Zulüm başına geçirmiş. Hamiyet libasını, hıyanet ucuz giymiş. Cihad ve hem gazâya, bağy ismi takılmış. Esaret-i hayvanî,istibdad-ı şeytanî, hürriyet nam verilmiş. Zıdlarda emsal olmuş, suretlerde tebâdül, isimlerde tekabül, makamlarda becâyiş-i mekânî.
• • •Menfaati esas tutan siyaset canavardır
Menfaat üzere çarhı kurulmuş olan siyaset-i hazıra müfterisdir, canavar.Aç olan canavara karşı tahabbüp etsen, merhametini değil, iştihasını açar.Sonra döner geliyor; tırnağının, hem dişinin kirasını senden ister.
• • •Kuvâ-yı insaniye tahdit edilmediğinden cinayâtı büyük olur
Hayvanın hilâfına, insandaki kuvveler fıtrî tahdit olmamış. Onda çıkan hayr ü şer, lâyetenâhî gider.Onda olan hodgâmlık, bundan çıkan hodbinlik, gurur, inat birleşse, öyle günah oluyorHAŞİYE-2AŞİYE 2 ki beşer şimdiye kadarOna isim bulmamış. Cehennemin lüzumuna delil olduğu gibi, cezası da yalnız Cehennem olabilir.Hem meselâ, bir adam tek yalancı sözünü doğru göstermek için, İslâmın felâketini kalben arzu eder.Şu zaman da gösterdi: Cehennem lüzumsuz olmaz, Cennet ucuz değildir.
• • •Bazan hayır, şerre vasıta olur
Havastaki meziyet, filhakika sebeptir tevazu, mahviyete; olmuş maatteessüf sebeb-i tahakküme,
[NOT]Haşiye-1
AŞİYE 1 Bu zamanı tam görmüş gibi bahseder.
Haşiye-2
AŞİYE 2 Bunda da bir işaret-i gaybiye var.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]bağy: isyan[/TD]
[TD]becâyiş-i mekânî: karşılıklı yer değiştirme (bk. m-k-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]cihad: düşmanla savaş (bk. c-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cinayât: cinayetler[/TD]
[TD]emsal: benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esaret-i hayvanî: hayvanî duygulara esir olma (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]filhakika: gerçekten, doğrusu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: yaratılıştan (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]gazâ: savaş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamiyet: din, millet gibi mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti; millî onur ve haysiyet[/TD]
[TD]havas: haslar, üst tabakadakiler, seçkinler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayr ü şer: iyilik ve kötülük (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[TD]hayır: iyilik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hilâf: ters, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hodbinlik: sadece kendini görme, kibirlilik[/TD]
[TD]hodgâmlık: bencillik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hıyanet: ihanet, hainlik[/TD]
[TD]istibdad-ı şeytanî: şeytanca baskı, zulüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işaret-i gaybiye: geleceğe veya bilinmeyen bir şeye işaret (bk. ğ-y-b)[/TD]
[TD]iştiha: iştah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve: duygu[/TD]
[TD]kuvâ-yı insaniye: insandaki duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]libas: elbise[/TD]
[TD]lisan-ı siyaset: siyaset dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâfz: ifade, kelime[/TD]
[TD]lâyetenâhî: son bulmaz (bk. lâ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maattessüf: ne yazık ki[/TD]
[TD]mahviyet: alçakgönüllülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meziyet: üstün özellikler[/TD]
[TD]müfteris: yırtıcı, parçalayıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i tahakküm: baskı ve zorbalık sebebi (bk. s-b-b; ḥ-k-m)[/TD]
[TD]siyaset-i hazıra: şimdiki siyaset[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tahabbüp: sevgi gösterme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahdit: sınırlama[/TD]
[TD]tazammun etme: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebâdül: yer değiştirme[/TD]
[TD]tekabül: birbirine karşılık olma, yerini tutma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:41 #801316Anonim
Tekebbüre; hem illet. Fakirlerdeki aczi, âmilerdeki fakrı, filhakika sebeptir ihsan ve merhamete.Lâkin maatteessüf müncer olmuştur şimdi zillet ve esarete. Birşeyde hasıl olan mehâsin ve şerefse,Havas ve rüesâya o şey peşkeş edilir. O şeyden neş’et eden seyyiat ve şer ise, efrad ve hem avâma,Taksim, tevzi edilir. Aşiret-i galipte hasıl olan şerefse, “Hasan Ağa, aferin!” Hasıl olan şer ise,Efrada olur nefrin. Beşerde şerr-i hazin!
• • •Gaye-i hayal olmazsa enaniyet kuvvetleşir
Bir gaye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenâsi edilse; elbette zihinler enelere dönerler,Etrafında gezerler.
Ene kuvvetleşiyor, bazan sinirleniyor. Delinmez, tâ “nahnü” olsun. Enesini sevenler başkalarını sevmezler.
• • •Hayat-ı ihtilâl mevt-i zekât, hayat-ı ribâdan çıkmış
Bilcümle ihtilâlât, bütün herc ü fesâdat, hem asıl, hem madeni, rezâil ve seyyiat, bütün fâsit hasletler,Muharrik ve menbaı iki kelimedir tek, yahut iki kelâmdır. Birincisi şudur ki: “Ben tok olsam, başkalar,Acından ölse neme lâzım.” İkincisi: “Rahatım için zahmet çek. Sen çalış ben yiyeyim. Benden yemek, senden emekler.”Birinci kelimede olan semm-i kàtili, hem kökünü kesecek, şâfi devâ olacak tek bir devâsı vardır.
[TABLE]
[TR]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]avâm: halk tabakası, sıradan insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aşiret-i galip: galip gelen, kazanan aşiret[/TD]
[TD]beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilcümle: bütün[/TD]
[TD]devâ: şifa[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler, bireyler (bk. f-r-d)[/TD]
[TD]enaniyet: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ene: benlik[/TD]
[TD]esaret: esirlik, tutsaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)[/TD]
[TD]filhakika: gerçekten, doğrusu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâsit: bozuk[/TD]
[TD]gaye-i hayal: hayal edilen gaye (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haslet: huy, özellik[/TD]
[TD]hasıl: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havas: seçkinler sınıfı[/TD]
[TD]hayat-ı ihtilâl: karışıklığın, ayaklanmanın hayatı ve sebebi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı ribâ: faizin canlanması (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]herc ü fesâdat: karışıklıklar ve bozukluklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: iyilik, bağış (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]ihtilâlât: ihtilaller, karışıklıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]illet: esas sebep, maksat[/TD]
[TD]kelâm: kelime, söz (bk. k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maattessüf: ne yazık ki[/TD]
[TD]maden: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevt-i zekât: zekâtın ölümü (bk. m-v-t)[/TD]
[TD]muharrik: harekete geçirici, tahrik edici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müncer olma: sonuçlanma, bir tarafa çekilme[/TD]
[TD]nahnü: biz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefrin: beddua[/TD]
[TD]neş’et: doğma, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisyan: unutkanlık[/TD]
[TD]peşkeş: haksız yere birşeyi verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rezâil: rezillikler[/TD]
[TD]rüesâ: reisler, başkanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semm-i kàtil: öldürücü zehir[/TD]
[TD]seyyiat: kötülükler, günahlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taksim: bölüştürme[/TD]
[TD]tekebbür: kibirlenme, büyüklenme (bk. k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenâsi: unutmaya çalışma[/TD]
[TD]tevzi: dağıtma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
[TD]âmi: basit, sıradan kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük[/TD]
[TD]şerr-i hazin: hüzünlü, üzücü kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâfi: şifa verici[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:44 #801317Anonim
O da zekât-ı şer’î ki bir rükn-ü İslâmdır. İkinci kelimede, zakkum şecer münderiç. Onun ırkını kesecek, ribânın hurmetidir.Beşer salâh isterse, hayatını severse, zekâtı vaz’ etmeli, ribâyı kaldırmalı.
• • •Beşer hayatını isterse envâ-ı ribâyı öldürmeli
Tabaka-i havastan tabaka-i avâma sıla-i rahm kopmuştur. Aşağıdan fırlıyorSadâ-yı ihtilâlî, vâveylâ-yı intikamî, kin ve haset enîni. Yukarıdan iniyorZulüm ve tahkir ateşi, tekebbürün sıkleti, tahakküm saıkası. Aşağıdan çıkmalıTahabbüb ve itaat, hürmet ve hem imtisal. Fakat merhamet ve ihsan yukarıdan inmeli,Hem şefkat ve terbiye. Beşer bunu isterse sarılmalı zekâta, ribâyı tard etmeli.Kur’ân’ın adaleti bâb-ı âlemde durup ribâya der “Yasaktır; hakkın yoktur, dönmeli.”Dinlemedi bu emri, beşer yedi bir sille.HAŞİYE-1AŞİYE Müthişini yemeden bu emri dinlemeli.
• • •Beşer esirliği parçaladığı gibi ecirliği de parçalayacaktır
Bir rüyada demiştim: Devletler, milletlerin hafif muharebesi, tabakat-ı beşerin şedid olan harbine terk-i mevki ediyor.Zira beşer, edvarda esirlik istemedi, kanıyla parçaladı. Şimdi ecîr olmuştur; onun yükünü çeker, onu da parçalıyor.Beşerin başı ihtiyar; edvâr-ı hamsesi var. Vahşet ve bedeviyet, memlûkiyet, esaret, şimdi dahi ecîrdir, başlamıştır, geçiyor.
• • •[NOT]Haşiye-1
AŞİYE Kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir. Evet, beşer dinlemedi, İkinci Harb-i Umumî ile bu dehşetli silleyi de yedi.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Harb-i Umumî: Dünya Savaşı[/TD]
[TD]bedeviyet: göçebelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[TD]bâb-ı âlem: âlemin kapısı (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç[/TD]
[TD]ecirlik: ücretçilik, işçilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecîr: ücretle çalışan, ücretli işçi[/TD]
[TD]edvar: devirler, asırlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edvâr-ı hamse: beş devir[/TD]
[TD]envâ-ı ribâ: faiz çeşitleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enîn: inleme[/TD]
[TD]esaret: esirlik, feodalite[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haset: kıskançlık[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hurmet: haramlık, yasak olma (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[TD]hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: iyilik, bağış (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]imtisal: emre uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işaret-i gaybiye: geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaret (bk. ğ-y-b)[/TD]
[TD]memlûkiyet: kölelik, kulluk (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muharebe: harp, savaş[/TD]
[TD]münderiç: yerleştirilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ribâ: faiz[/TD]
[TD]rükn-ü İslâm: İslâmın şartı (bk. r-k-n; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadâ-yı ihtilâl: başkaldırma sâdası[/TD]
[TD]salâh: sulh, barış, rahat (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saıka: şiddet sesi[/TD]
[TD]sille: tokat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıklet: ağırlık[/TD]
[TD]sıla-i rahm: akrabayla ilişkiyi sürdürme; alâkayı devam ettirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabaka-i avâm: halk tabakası[/TD]
[TD]tabaka-i havas: zenginler, seçkinler tabakası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabakat-ı beşer: insan tabakaları[/TD]
[TD]tahabbüb: kendini sevdirme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakküm: baskı, zorbalık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]tahkir: aşağılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tard etmek: uzaklaştırmak, kovmak[/TD]
[TD]tekebbür: kibirlenme, büyüklenme (bk. k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terk-i mevki: yerini terk etme[/TD]
[TD]vahşet: ilkellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
[TD]vâveylâ-yı intikam: intikam feryadı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zakkum şecer: zakkum ağacı[/TD]
[TD]zekât-ı şer’î: şeriatın emrettiği zekât (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şedid: şiddetli[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:45 #801318Anonim
Gayr-ı meşru tarik, zıdd-ı maksuda gider
1 اَلْقَاتِلُ لاَ يَرِثُ bir düstur-u azîmdir. Gayr-ı meşru tarik ile bir maksada giden zât, galiben maksudunun zıddıyla görür mücazat.Avrupa muhabbeti gayr-ı meşru muhabbet, hem taklit ve hem ülfet.Âkıbeti mükâfat: mahbubun gaddârâne adâveti, cinâyat.Fâsık-ı mahrum bulmaz ne lezzet ve ne necat.• • •Cebir ve İtizalde birer dane-i hakikat bulunur
Ey talib-i hakikat! Maziye, hem musibet; müstakbel ve mâsiyet ayrı görür şeriat. Maziye, mesâibe nazar olur kadere.Söz olur Cebrîye. Müstakbel ve maâsi, nazar olur teklife. Söz olur İtizâle. İtizal ile CebirŞurada barışırlar.Şu bâtıl mezheplerde birer dane-i hakikat mevcut, münderiçtir; mahsus mahalli vardır. Bâtıl olan, tâmimdir.
• • •Acz ve ceza’ biçarelerin kârıdır
Ger istersen hayatı, çareleri bulunan şeyde acze yapışma.Ger istersen rahatı, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a sarılma.
• • •Bazan küçük birşey büyük bir iş yapar
Öyle şerâit oluyor, tahtında az bir hareke sahibini çıkarıyor tâ âlâ-yı illiyyîn.Öyle hâlât oluyor ki, küçük bir hareket, kâsibini indiriyor tâ esfel-i sâfilîn.
[NOT]Dipnot-1
Katil miras alamaz. (Tirmizi, Ferâiz: 17; Ebû Dâvud, Diyât: 18; Dârimî, Ferâiz: 41; İbn-i Mâce, Ferâiz: 8, Diyât: 14; Müsned, 1:49.)[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Cebir/Cebrîye: insanın seçme gücünün ve iradesinin olmadığını savunan ehl-i sünnet dışı bâtıl düşünce grubu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]bâtıl: gerçek dışı, hak olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ceza’: ağlayıp sızlanma[/TD]
[TD]cinâyat: cinayetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dane-i hakikat: hakikat çekirdeği, tohumu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]düstur-u azîm: büyük ve önemli prensip (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı[/TD]
[TD]fâsık-ı mahrum: günah işlemeye hazır olduğu halde buna fırsat bulamayan (bk. ḥ-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaddârâne: gaddarca[/TD]
[TD]galiben: çoğunlukla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı meşru: helal olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]ger: eğer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâlât: durumlar, haller[/TD]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâsib: işleyen, yapan[/TD]
[TD]mahal: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]mahsus: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maksud: kast edilen, hedeflenen şey (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[TD]mazi: geçmiş zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maâsi: isyanlar, günahlar[/TD]
[TD]mesâib: musibetler, belâlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var olma (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mezhep: yol, usül (bk. ẕ-h-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[TD]musibet: belâ, felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâsiyet: günah, isyan[/TD]
[TD]mücazat: ceza[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[TD]münderiç: yerleştirilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]necat: kurtuluş (bk. n-c-v)[/TD]
[TD]tahtında: altında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talib-i hakikat: gerçeği arayan, doğruyu isteyen (bk. t-l-b; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]tarik: yol (bk. ṭ-r-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teklif: yükümlülük, sorumluluk[/TD]
[TD]tâmim: genelleştirme, yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zıdd-ı maksud: maksadın, istenilen şeyin tersi (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[TD]âkıbet: son, netice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi[/TD]
[TD]ülfet: alışkanlık, gaflet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İtizal: Mu’tezile, “Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır” iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerâit: şartlar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:51 #801319Anonim
Bazılara bir an bir senedirFıtratların bir kısmı birden bire parlıyor. Bir kısmı tedricîdir, şey’en şey’en kalkıyor. Tabiat-ı insanî ikisine de benziyor.
Şerâite bakıyor, ona göre değişir. Bazan tedricî gider. Bazan dahi oluyor barut gibi zulmanî; birden bire fışkırıyor.Nuranî bir nar olur; bazı olur, bir nazar, fahmi elmas ediyor. Bazı olur, bir temas, taşı iksir ediyor. Bir nazar-ı peygamberBirden bire kalb eder bir bedevî câhil, bir ârif-i münevver.Eğer mizan istersen: İslâmdan evvel Ömer, İslâmdan sonra Ömer.Birbiriyle kıyası: bir çekirdek, bir şecer. Def’aten verdi semer, o nazar-ı Ahmedî, o himmet-i Peygamber.Cezîretü’l-Arabda, fahm olmuş fıtratları kalb etti elmaslara, birden bire serâser,Barut gibi ahlâkı parlattırdı, oldular birer nur-u münevver.• • •Yalan bir lâfz-ı kâfirdir
Bir dane sıdk, yakar milyonla yalanı. Bir dane-i hakikat, yıkar kasr-ı hayali. Sıdk büyük esastır, bir cevher-i ziyalı.Yeri verir sükûta-eğer çıksa zararlı. Yalana yer hiç yoktur, çendan olsa faideli. Her sözün doğru olsun, her hükmün hak olmalı.Lâkin hakkın olamaz her doğruyu söz etmek. Bunu iyi bilmeli. “Huz mâ safâ, da’ mâ keder”
1 kendine düstur etmeli.Güzel gör, hem güzel bak. Tâ güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün. Tâ leziz hayatı bulmalı.Hayat içinde hayattır hüsn-ü zanda emeli. Sûizanla yeistir saadet muharribi, hem de hayatın kàtili.• • •
[NOT]Dipnot-1
bk. İbni Dureyd, el-İştikâk s.146; ez-Zemahşehrî, el-Müsteksâ 2:72; ez-Zemahşerî, Esâsü’l-Belâğa s. 703; ez-Zebidî, Tâcu’l-arûs 11:22.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Ceziretü’l-Arab: Arap yarımadası[/TD]
[TD]bedevî: çölde yaşayan, göçebe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevher-i ziyalı: parlayan, ışıldayan cevher[/TD]
[TD]dane: tane[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dane-i hakikat: hakikat çekirdeği, tohumu (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]def’aten: birden bire, âni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: prensip[/TD]
[TD]fahm: kömür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrat: yaratılış, mizaç (bk. f-ṭ-r)[/TD]
[TD]himmet-i Peygamber: Peygamberimizin himmeti, yardımı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]huz mâ safâ, da’ mâ keder: “güzel ve duru olanı al, çirkin ve bulanık olanı bırak”[/TD]
[TD]hüküm: karar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-i zan: güzel düşünce (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[TD]iksir: güçlü ilâç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalb etme: dönüştürme[/TD]
[TD]kasr-ı hayal: hayal sarayı (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]leziz: lezzetli[/TD]
[TD]lâfz-ı kâfir: inkârcı söz, hakkı örten söz (bk. k-f-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]muharrib: tahrip eden, yıkan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nar: ateş[/TD]
[TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı Ahmedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in bakışı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nazar-ı peygamber: peygamberin bakışı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u münevver: parlak, aydınlanmış nur (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]semer: meyve[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serâser: baştan başa[/TD]
[TD]sûizan: kötü düşünce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sükût: sessiz kalma, susma[/TD]
[TD]sıdk: doğruluk (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabiat-ı insanî: insanın tabiatı, karakteri (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[TD]tedricî: derece derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yeis: ümitsizlik[/TD]
[TD]zulmanî: karanlık, siyah (bk. ẓ-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Ömer: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]ârif-i münevver: irfan sahibi aydın (bk. a-r-f; n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]çendan: gerçi[/TD]
[TD]şecer: ağaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerâit: şartlar[/TD]
[TD]şey’en şey’en: yavaş yavaş, ağır ağır[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 11:57 #801320Anonim
Bir meclis-i misalîde, şeriatle medeniyet-i hazıra, dehâ-i fennî ile hüdâ-yı şer’î muvazeneleri
Birinci Harbin Mütareke başında, bir Cuma gecesinde, bir rüya-yı sadıkada, misalî âleminde, bir meclis-i azîmde benden sual ettiler:
“Mağlûbiyet sonunda İslâmın âleminde ne hal peydâ olacak?” Asr-ı hazır meb’usu sıfatıyla söyledim; onlar da dinlediler.
Eski zamandan beri istiklâl-i İslâmın bekâsı, hem kelimetullahın i’lâsı için, farz‑ı kifâye-i cihâdı, o lâzıme-i diyanet,
Deruhte ile, kendini yekvücud-u vahdânî, İslâmın âlemine fedaya vazifedar, hilâfete bayraktar görmüş olan bu devlet,
Şu millet-i İslâmın felâket-i mazisi, getirecek de elbet İslâmın âlemine saadet ve hürriyet. Olur geçen musibetİstikbalde telâfi. Üçü veren, üç yüzü kazandıran etmiyor elbette hiç hasâret. Halini istikbale tebdil eder zîhimmet.
Zira ki şu musibet, hayatımız mâyesi olan şefkat, uhuvvet,
Tesanüd-ü İslâmı harikulâde etti, inkişaf-ı uhuvvet,
Tesri-i ihtizazı, tahrib-i medeniyet. Deniyet-i hazıra sureti değişecek, sistemi bozulacak. Zuhur edecek o vakitİslâmî medeniyet. Müslümanlar bil’ihtiyar elbet evvel girecek. Muvazene istersen: Şer’in medeniyeti, şimdiki medeniyet,
Esaslara dikkat et, âsarlara nazar et. Şimdiki medeniyet esâsâtı menfidir. Menfi olan beş esas ona temel, hem kıymet.
Onlarla çarh kurulur. İşte nokta-i istinad: Hakka bedel kuvvettir. Kuvvet ise, şe’nidir tecavüz ve teâruz. Bundan çıkar hıyânet.
[TABLE]
[TR]
[TD]asr-ı hazır: şimdiki asır[/TD]
[TD]bekà: devamlılık, süreklilik (bk. b-ḳ-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bil’ihtiyar: seçerek, tercih ederek (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[TD]dehâ-i fennî: modern bilimin dehası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]deniyet-i hazıra: şimdiki ahlâksız ve rezil medeniyet[/TD]
[TD]deruhte: yerine getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esâsât: esaslar, temeller[/TD]
[TD]farz-ı kifâye-i cihad: Müslümanların tamamının değil, fakat bir kısmının mutlaka yapması gereken ve bu şekilde farz olan cihad (bk. c-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]felâket-i mazi: geçmişte yaşanan felâket[/TD]
[TD]harikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasâret: zarar, kayıp[/TD]
[TD]hilâfet: halifelik, Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik (bk. ḫ-l-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüdâ-yı şer’î: İslâmın hak ve doğru yolu (bk. h-d-y; ş-r-a)[/TD]
[TD]hıyânet: hâinlik, ihanet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf-ı uhuvvet: kardeşliğin açığa çıkması, gelişmesi (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiklâl-i İslâm: İslâmın bağımsızlığı (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]i’lâ: yüceltme, yayma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelimetullah: Allah’ın kelâmı, Kur’ân-ı Kerîm (bk. k-l-m)[/TD]
[TD]lâzıme-i diyanet: dinin gerektirdiği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağlubiyet: yenilgi[/TD]
[TD]meb’us: görevli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meclis-i azîm: büyük meclis (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]meclis-i misalî: rüya âleminde kurulan meclis (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medeniyet-i hazıra: günümüz medeniyeti[/TD]
[TD]menfi: olumsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]millet-i İslâm: İslâm milleti (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]misalî âlem: görüntüden ibaret, rüya âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet: belâ, felâket[/TD]
[TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâye: maya, esas, temel[/TD]
[TD]mütareke: ateşkes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar etmek: bakmak (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peydâ olmak: meydana gelmek[/TD]
[TD]rüya-yı sâdıka: doğru olan rüya (bk. s-d-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahrib-i medeniyet: medeniyetin tahribi, yıkımı[/TD]
[TD]tebdil: değiştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâfi: tamamlama, eksiği giderme[/TD]
[TD]tesanüd-ü İslâm: İslâmdan gelen dayanışma (bk. s-n-d; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesri-i ihtizaz: hareketi hızlandırma[/TD]
[TD]teâruz: karşı çıkma, zıtlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
[TD]vazifedar: görevli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yekvücud-u vahdânî: tek bir vücut halinde (bk. v-c-d; v-ḥ-d)[/TD]
[TD]zuhur: görünme, ortaya çıkma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhimmet: himmet ve samimi gayret sahibi (bk. ẕî)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsar: eserler[/TD]
[TD]çarh: çark[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[TD]şer’: İlâhî kanun, İslâmiyet (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 12:02 #801321Anonim
Hedef-i kastı, fazilet bedeline hasis bir menfaattir. Menfaatin şe’nidir tezâhum ve tehâsum. Bundan çıkar cinayet.
Hayattaki kanunu teâvün bedeline bir düstur-u cidaldir. Cidâlin şe’ni budur: tenâzu’ ve tedâfü’. Bundan çıkar sefalet.
Akvamların beyninde rabıta-i esası: âharın zararına müntebih unsuriyet. Başkaları yutmakla beslenir, alır kuvvet.
Milliyet-i menfiye, unsuriyet, milliyet; şe’ni olur daima böyle müthiş tesadüm, böyle feci telâtum. Bundan çıkar helâket.
Beşincisi şudur ki: Cazibedar hizmeti hevâ, hevesi teşci, teshil; hevesâtı, arzuları tatmin. Bundan çıkar sefahet.
O hevâ, hem heves, şe’ni budur daima: İnsanı memsuh eder, sîreti değiştirir. Mânevî meshediyor; değişir insaniyet.
Şu medenîlerden çoğu eğer içi dışına çevirsen, görürsün: Başta maymunla tilki, yılanla ayı, hınzır; sîreti olur suret.
Gelir hayali karşına, postlarıyla tüyleri. İşte şununla görünür meydandaki âsârı. Zemindeki mevâzin, mizanıdır şeriat.
Şeriatteki rahmet, semâ-i Kur’ân’dandır. Medeniyet-i Kur’ân esasları müsbettir. Beş müsbet esas üzere döner çarh-ı saadet.
Nokta-i istinadı, kuvvete bedel haktır. Hakkın daim şe’nidir adalet ve tevazün. Bundan çıkar selâmet, zâil olur şekavet.
Hedefinde menfaat yerine fazilettir. Faziletin şe’nidir muhabbet ve tecazüb. Bundan çıkar saadet; zâil olur adâvet.
Hayattaki düsturu, cidal kıtal yerine düstur-u teâvündür. O düsturun şe’nidir ittihad ve tesanüd; hayatlanır cemaat.
[TABLE]
[TR]
[TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
[TD]akvam: kavimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyninde: arasında[/TD]
[TD]cazibedar: çekici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
[TD]cidâl: mücadele, kavga[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kural, prensip[/TD]
[TD]düstur-u cidal: mücadele ve kavga prensibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur-u teavün: yardımlaşma prensibi[/TD]
[TD]fazilet: üstünlük, güzel ahlâk, mânevî değer, erdem (bk. f-ḍ-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasis: âdi, değersiz[/TD]
[TD]hedef-i kast: kastedilen hedef (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]helâket: mahvoluş, yok oluş[/TD]
[TD]heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevesât: gelip geçici arzu ve istekler[/TD]
[TD]hevâ: hevesler, nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hınzır: domuz[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihad: birlik[/TD]
[TD]kıtal: birbirini öldürme, vuruşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medeniyet-i Kur’ân: Kur’ân medeniyeti[/TD]
[TD]memsuh: biçimsiz ve çirkin surete girmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menfaat: çıkar[/TD]
[TD]meshetmek: sureti değiştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevâzin: mizanlar, ölçüler (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]milliyet-i menfiye: zararlı milliyetçilik, ırkçılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: terazi (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntebih: uyanık olan[/TD]
[TD]müsbet: olumlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]rabıta-i esas: esas bağ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefahet: zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük, budalalık[/TD]
[TD]sefalet: perişanlık, yoksulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâmet: esenlik (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]semâ-i Kur’ân: Kur’an’ın semâsı, yüceliği (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]sîret: ahlâk, karakter[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecazüb: birbirini cezbetme, yakınlaşma[/TD]
[TD]tedâfü’: itişip kakışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehâsum: hasımlaşma, düşmanlık[/TD]
[TD]telâtum: vuruşma, çarpışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenâzu’: çekişme, çatışma[/TD]
[TD]tesadüm: çarpışma, vuruşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesanüd: dayanışma (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]teshil: kolaylaştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevazün: dengeli, ölçülü davranma (bk. v-z-n)[/TD]
[TD]tezâhum: izdiham meydana getirme, zahmet verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teâvün: yardımlaşma[/TD]
[TD]teşci: cesaretlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]unsuriyet: ırkçılık[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâil olmak: geçip gitmek, yok olmak (bk. z-v-l)[/TD]
[TD]âhar: diğeri, başkası (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr: eserler, neticeler[/TD]
[TD]çarh-ı saadet: mutluluk çarkı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şekavet: mutsuzluk, sıkıntı[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 12:55 #801322Anonim
Suret-i hizmetinde, hevâ heves yerine hüdâ-yı hidayettir. O hüdânın şe’nidir insana lâyık tarzda terakki ve refahet,
Ruha lâzım surette tenevvür ve tekâmül. Kitlelerin içinde cihetü’l-vahdeti de: Tard eder unsuriyet, hem de menfi milliyet.
Hem onların yerine rabıta-i dinîdir, nisbet-i vatanîdir, alâka-i sınıfîdir uhuvvet-i îmânî. Şu rabıtanın şe’nidir samimî bir uhuvvet,
Umumî bir selâmet. Hariç etse tecavüz, o da eder tedafü. İşte şimdi anladın, sırrı nedir ki küsmüş, almadı medeniyet.
Şimdiye kadar İslâmlar ihtiyarla girmemiş. Şu medeniyet-i hazıra onlara yaramamış. Hem de onlara vurmuş müthiş kayd-ı esaret.
Belki nev-i beşere tiryak iken zehir olmuş. Yüzde seksenini atmış meşakkat ve şekavet. Yüzde onu çıkarmış muzahraf bir saadet.
Diğer onu bırakmış beyne beyne bîrahat. Zalim ekallin olmuş gelen ribh-i ticaret. Lâkin saadet odur: Külle ola saadet.
Lâakal ekseriyete olsa medar-ı necat. Nev-i beşere rahmet nâzil olan şu Kur’ân, ancak kabul ediyor bir tarz-ı medeniyet:
Umuma, ya eksere verirse bir saadet. Şimdiki tarz-ı hazır, heves serbest olmuştur, hevâ da hür olmuştur. Hayvânî bir hürriyet.
Heves tahakküm eder. Hevâ da müstebittir. Gayr-ı zarurî hâcâtı havâic-i zarurî hükmüne geçirmiştir. İzale etti rahat.
Bedâvette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç fakir etmiştir. Sa’y-i helâl, masrafa etmemiştir kifayet.
Onda hile, harama beşeri sevk etmiştir. Ahlâkın esasını şu noktadan bozmuştur. Cemaate, hem nev’e vermiştir servet, haşmet.
[TABLE]
[TR]
[TD]alâka-i sınıfî: sınıf bağı[/TD]
[TD]bedâvet: göçebelik dönemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyne beyne: ne iyi ne kötü, ikisinin arasında[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bîrahat: rahatsız[/TD]
[TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihetül-vahdet: birlik ciheti, yönü (bk. v-ḥ-d)[/TD]
[TD]ekall: azınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
[TD]ekseriyet: çoğunluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı zarurî: zorunlu olmayan[/TD]
[TD]havâic-i zarurî: zorunlu ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvânî: hayvansal (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]haşmet: görkem, ihtişam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]heves: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular[/TD]
[TD]hevâ: nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
[TD]hüdâ: hidayet, doğru yol (bk. h-d-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüdâ-yı hidayet: hak ve doğru yola iletme (bk. h-d-y)[/TD]
[TD]ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
[TD]kayd-ı esaret: esaret zinciri, bağı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kifayet etme: yeterli olma[/TD]
[TD]küll: bütün, genel (bk. k-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâakal: en az[/TD]
[TD]medar-ı necat: kurtuluş sebebi (bk. n-c-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medeniyet-i hazıra: şimdiki medeniyet[/TD]
[TD]menfi: olumsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşakkat: güçlük, sıkıntı[/TD]
[TD]muzahraf: sahte yaldızlı, yalancı süslü olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstebit: istibdatçı, diktatör[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: sınıf, tür[/TD]
[TD]nisbet-i vatanî: vatan bağı (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzil olmak: inmek (bk. n-z-l)[/TD]
[TD]rabıta: bağ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rabıta-i dinî: din bağı[/TD]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refahet: bolluk[/TD]
[TD]ribh-i ticaret: ticârî gelir, kâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]sa’y-i helâl: helâl çalışma, kazanç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâmet: güven, esenlik (bk. s-l-m)[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret-i hizmet: hizmet şekli (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tahakküm: baskı, zorbalık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tard etmek: kovmak[/TD]
[TD]tarz-ı hazır: bugünkü şekil, işleyiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarz-ı medeniyet: medeniyet şekli[/TD]
[TD]tecavüz: saldırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedafü: müdafaa, savunma[/TD]
[TD]tekâmül: olgunlaşma, mükemmelleşme (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenevvür: aydınlanma, nurlanma (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tiryak: derman, ilaç[/TD]
[TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uhuvvet-i îmânî: iman kardeşliği (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]umum: genel, herkes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]unsuriyet: ırkçılık[/TD]
[TD]şekavet: mutsuzluk, sıkıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şe’n: özellik, belirleyici nitelik (bk. ş-e-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 13:08 #801323Anonim
Ferd-i şahsı ahlâksız, hem fakir eylemiştir. Bunun şahidi çoktur: Kurun-u ûlâdaki mecmu-u vahşet ve cinayet, hem gadr ve hem hıyanet,
Şu medeniyet-i habîse tek bir defada kustu. MidesiHAŞİYE-1AŞİYE daha bulanır. Âlem-i İslâmdaki istinkâf-ı mânidar, hem de bir câ-yı dikkat.
Kabulde muztariptir, soğuk da davranmıştır. Evet, Şeriat-i Garrâda olan nur-u İlâhî, hassa-i mümtazıdır istiğnâ-yı istiklâliyet.
O hassadır bırakmaz ki o nur-u hidayet, şu medeniyet ruhu olan Roma dehâsı ona tahakküm etsin. Onda olan hidâyet,
Bundaki felsefe ile mezc olmaz, hem aşılanmaz, hem de tâbi olamaz. İslâmiyet ruhunda şefkat, izzet-i iman beslediği şeriat,
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan tutmuş yed-i beyzâda hakaik-i şeriat. O yemîn-i beyzâda birer asâ-yı Mûsâdır. Sahhar medeniyetİstikbalde edecek ona secde-i hayret.
Şimdi buna dikkat et: Eski Roma, Yunanın iki dehâsı vardı; bir asıldan tev’emdi. Biri hayal-âlûddu, biri maddeperestti.
Su içinde yağ gibi imtizaç olamadı. Mürur-u zaman istedi, medeniyet çabaladı, Hıristiyanlık da çalıştı. Temzicine muvaffak hiçbiri de olmadı.
Herbiri istiklâlini filcümle hıfzeyledi. Hattâ el’an âdetâ o iki ruh, şimdi de cesetleri değişmiş. Alman, Fransız oldu.
Güya bir nevi tenasuh başlarından geçmişti. Ey birader-i misâlî! Zaman böyle gösterdi. O ikiz iki dehâ öküz gibi reddetti
Temzicin esbabını. Şimdi de barışmadı. Madem onlar tev’emdi, kardeş ve arkadaştı, terakkide yoldaştı. Birbiriyle döğüştü; hiç de barışmadılar.
[NOT]Haşiye-1
AŞİYE Demek daha dehşetli kusacak. Evet, iki Harb-i Umumî ile öyle kustu ki, hava, deniz, kara yüzlerini bulandırdı, kanla lekeledi.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Harb-i Umumî: Dünya Savaşı[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân (bk. a-c-z; b-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asâ-yı Mûsâ: Hz. Musa’nın mu’cizeli asâsı, bastonu (bk. bilgiler-Mûsâ)[/TD]
[TD]birader-i misalî: rüya âlemindeki kardeş (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câ-yı dikkat: dikkat edilecek nokta[/TD]
[TD]dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]el’an: şu anda[/TD]
[TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferd-i şahs: şahsî fert, birey (bk. f-r-d)[/TD]
[TD]filcümle: bütünüyle, genellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gadr: zulüm, acımasızlık[/TD]
[TD]hakaik-i şeriat: şeriatin hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassa: özellik[/TD]
[TD]hassa-i mümtaz: seçkin özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayal-âlûd: hayalle karışmış (bk. ḫ-y-l)[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet (bk. h-d-y)[/TD]
[TD]hıfzeylemek: korumak, saklamak (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hıyanet: ihanet, hainlik[/TD]
[TD]imtizaç: birbiriyle karışma, kaynaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[TD]istiklâl: bağımsızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinkâf-ı mânidar: anlamlı çekimserlik (bk. a-n-y)[/TD]
[TD]istiğnâ-yı istiklâliyet: minnetsiz ve tam bağımsızlık (bk. ğ-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet-i iman: imanın izzet ve şerefi (bk. a-z-z; e-m-n)[/TD]
[TD]kurun-u ûlâ: ilk asırlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddeperest: maddeci, materyalist[/TD]
[TD]mecmu-u vahşet ve cinayet: vahşiliklerin ve cinayetlerin bütünü (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medeniyet-i habîse: çirkin, pis medeniyet[/TD]
[TD]mezc olmak: karışmak, bütünleşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvaffak: başarılı[/TD]
[TD]muztarip: ızdıraplı, sıkıntılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürur-u zaman: zamanın geçmesi[/TD]
[TD]nur-u hidayet: hak ve doğru yolu gösteren nur (bk. n-v-r; h-d-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u İlâhî: Allah’ın nuru (bk. n-v-r; e-l-h)[/TD]
[TD]sahhar: aldatıcı, büyüleyici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]secde-i hayret: hayret secdesi[/TD]
[TD]tahakküm: baskı, zorbalık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temzic: birleştirme, kaynaştırma[/TD]
[TD]tenasuh: reenkarnasyon[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakki: ilerleme[/TD]
[TD]tev’em: ikiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi olma: uyma[/TD]
[TD]yed-i beyzâ: parlak el[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yemîn-i beyzâ: mu’cizeli ve parlak sağ el[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası (bk. a-l-m; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şeriat-i Garrâ: büyük ve parlak şeriat; Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 13:20 #801324Anonim
Nasıl olur ki aslı, hem madeni, matlaı başka çeşit olmuştu. Kur’ân’da olan nuru, şeriat hidayeti,
Şu medeniyetin ruhu olan Roma dehâsı birbiriyle barışır, hem mezcu ittihadı.
O dehâ ile bu hüdâ menşeleri ayrıdır. Hüdâ semâdan indi, dehâ zeminden çıktı. Hüdâ kalbde işliyor; dimağı da işletir.
Dehâ dimağda işler; kalbi de karıştırır. Hüdâ ruhu eder tenvir, taneleri sünbüllettirir. Karanlıklı tabiat onunla ışıklanır.
İstidad-ı kemâli birden bire yol alır. Nefs-i cismanî yapar hizmetkâr-ı emirber. Melek-simâ ediyor insan-ı himmetperver.
Dehâ ise, evvelâ nefs u cisme bakıyor, tabiata giriyor, nefsi tarla ediyor. İstidad‑ı nefsanî neşvünemâ buluyor.
Ruhu eder hizmetkâr; taneleri kuruyor. Şeytanın simasını beşerde gösteriyor. Hüdâ, hayateyne saadet veriyor, dâreyne ziya neşrediyor
İnsanı yükseltiyor.
Deccal-misalHAŞİYE-1AŞİYE dehâ-yı a’ver, bir dâr ile bir hayatı anlar, maddeperest olur ve dünyaperver. İnsanı yapar birer canavar.
Evet, dehâ sağır tabiata tapar. Kör kuvvete fermanber. Fakat hüdâ şuurlu san’atı tanır, hikmetli kudrete bakar. Dehâ zemine küfran perdesi çeker. Hüdâ, şükran nurunu serper.
Bu sırdandır, dehâ a’mâ-i asam; hüdâ semî-i basîr. Dehânın nazarında, zemindeki nimetler sahipsiz ganimettir.
Minnetsiz gasp ve sirkat, tabiattan koparmak, canavarca his verir.
Hüdânın nazarında, zeminin sinesinde, kâinatın yüzünde[NOT]Haşiye-1
AŞİYE Bunda da bir ince işaret var.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]a’mâ-i asam: kör ve sağır[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]deccal-misal: deccal gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
[TD]dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehâ-yı a’ver: tek gözlü dehâ, Süfyan ve Deccalizm gibi[/TD]
[TD]dimağ: beyin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr: yer, yurt[/TD]
[TD]dâreyn: dünya ve âhiret yurdu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dünyaperver: dünyaya aşırı derecede düşkün[/TD]
[TD]evvelâ: ilk olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fermanber: boyun eğen, itaat eden[/TD]
[TD]gasp: zorla alma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayateyn: iki hayat, dünya ve âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidayet: doğru ve hak yol (bk. h-d-y)[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, faydalı, anlamlı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[TD]hizmetkâr-ı emirber: emre hazır hizmetçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüdâ: doğru yol olan hak din, İslâmiyet (bk. h-d-y)[/TD]
[TD]insan-ı himmetperver: gayretli, himmetli insan; kalbin bütün kuvvetiyle mukaddes şeylere yönelen insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad-ı kemâli: olgunlaşma kabiliyeti (bk. a-d-d; k-m-l)[/TD]
[TD]istidad-ı nefsanî: nefsin kendisinde var olan gelişmeye müsait kabiliyetler, arzu ve istekler (bk. a-d-d; n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfran: iyilik bilmeme, nankörlük (bk. k-f-r)[/TD]
[TD]maddeperest: maddeyi taparcasına seven[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matla: doğuş yeri[/TD]
[TD]melek-simâ: melek yüzlü (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menşe: kaynak[/TD]
[TD]mezcu ittihad: kuvvetli birlik ve beraberlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
[TD]nefis: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs u cism: kişinin kendisi ve cismi (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]nefs-i cismanî: cisimleşmiş nefis, beden (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşretmek: yaymak[/TD]
[TD]neşvünemâ: gelişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]semâ: gök; vahiy (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semî-i basîr: işiten ve gören (bk. s-m-a; b-ṣ-r)[/TD]
[TD]sima: görünüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sirkat: hırsızlık[/TD]
[TD]tabiat: doğa, canlı cansız varlıkların hepsi, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma, nurlandırma (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler, İslâmiyet (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
[TD]şükran: minnettarlık, teşekkür (bk. ş-k-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
2 Ocak 2012: 13:23 #801325Anonim
Serpilmiş olan niam, rahmetin semerâtı. Her nimetin altında bir yed-i muhsin görür, şükran ile öptürür.
Bunu da inkâr etmem, medeniyette vardır mehâsin-i kesire. Lâkin, onlar değildir ne Nasrâniyet malı, ne Avrupa icadı,
Ne şu asrın san’atı. Belki umum malıdır. Telâhuk-u efkârdan, semâvî şerâyiden, hem hâcât-ı fıtrîden, hususen şer-i Ahmedî,
İslâmî inkılâptan neş’et eden bir maldır. Kimse temellük etmez. Misalîler meclisi, o meclisin reisi tekrar sordu. Hem dedi:
Musibet olur her dem hıyânet neticesi, mükâfatın sebebi. Ey şu asrın adamı! Kader bir sille vurdu, kazaya da çarptırdı.
Hangi ef’âlinizle kazaya, hem kadere şöyle fetvâ verdiniz ki, kazâ-i İlâhî musibetle hükmetti, sizleri hırpaladı?
Hata-yı ekseriyet olur sebep daima musibet-i âmmeye. Dedim:
Beşerin dalâlet-i fikrîsi, Nemrudâne inadı,
Firavunâne gururu şişti şişti zeminde, yetişti semâvâta. Hem de dokundu hassas sırr-ı hilkate.
Semâvâttan indirdi
Tufan, tâun misali, şu harbin zelzelesi, gâvura yapıştırdı semâvî bir silleyi. Demek ki şu musibet bütün beşer musibetiydi.
Nev’en umuma şamil, bir müşterek sebebi, maddiyyunluktan gelen dalâlet-i fikri idi. Hürriyet-i hayvânî, hevânın istibdadı.
Hissemizin sebebi, erkân-ı İslâmîde ihmal ve terkimizdi. Zira Hâlık-ı Teâlâ yirmi dört saatten bir saati istedi.[TABLE]
[TR]
[TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Firavunâne: Firavun gibi (bk. bilgiler-Firavun)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Teâlâ: herşeyi yaratan, yüce yaratıcı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Nasrâniyet: Hıristiyanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nemrudâne: Nemrud gibi (bk. bilgiler-Nemrud)[/TD]
[TD]beşer: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet-i fikr: fikir sapkınlığı (bk. ḍ-l-l; f-k-r)[/TD]
[TD]dem: an, vakit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl: fiiller, işler (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]erkân-ı İslâmî: İslâmî esasları (bk. r-k-n; s-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fetvâ: dinî hüküm, karar[/TD]
[TD]hata-yı ekseriyet: çoğunluğun hata ve kusuru (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ: nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y)[/TD]
[TD]hususen: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcât-ı fıtrî: yaratılıştan gelen ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c; f-ṭ-r)[/TD]
[TD]hürriyet-i hayvânî: hayvanca bir özgürlük (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hıyânet: hâinlik, ihanet[/TD]
[TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istibdad: baskı, despotizm[/TD]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaza/kazâ-i İlâhî: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması (bk. ḳ-ḍ-y; e-l-h)[/TD]
[TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mehâsin-i kesire: pek çok güzellikler, iyilikler (bk. ḥ-s-n; k-s̱-r)[/TD]
[TD]misalî: rüya âlemine ait (bk. m-s̱-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet: belâ, felâket[/TD]
[TD]musibet-i âmme: geneli içine alan felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[TD]müşterek: ortak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’en: tür olarak[/TD]
[TD]neş’et: doğma, ortaya çıkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]niam: nimetler (bk. n-a-m)[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]reis: başkan[/TD]
[TD]semerât: meyveler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]semâvî: gökten gelen (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî şerâyi: vahiyle gelen şeriatler, İlâhî hükümler (bk. s-m-v; ş-r-a)[/TD]
[TD]sırr-ı hilkat: yaratılış sırrı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telâhuk-u efkâr: fikirlerin birikimi (bk. f-k-r)[/TD]
[TD]temellük: sahiplenme (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tufan: büyük su baskını[/TD]
[TD]tâun: veba, salgın ve ölümcül hastalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: genel, herkes[/TD]
[TD]yed-i muhsin: ihsan edici el (bk. ḥ-s-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[TD]şamil: içine alan, kapsayıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer-i Ahmedî: Pegamberimiz Hz. Muhammed’in getirdiği şeriat; Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi (bk. ş-r-a)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.