- Bu konu 61 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Aralık 2010: 11:06 #768285
Anonim
Hâmisen: Mistâr-ı kader üstünde kalem-i kudretiyle yazılan mektubât-ı Rabbâniyeyi mütâlâa makamında, tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar.
Sâdisen: Eşyanın yaratılışında ve masnuâtın san’atındaki latîf incelik ve nâzenin güzellikleri temâşâ ile tenzih makamında, Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâllerine muhabbet ve iştiyak vazifesine girdiler.bu vazifelerde sanki açıklanmış konu içinde geçiyorum burayı ………..
aşağıda izahı vardır………
8 Aralık 2010: 11:06 #768286Anonim
Demek, kâinata ve âsâra bakıp, gâibâne muâmele-i ubûdiyetle mezkûr (anlatılan)makamâtta mezkûr vezâifi(vazifeleri) edâ ettikten sonra,
Sâni-i Hakîmin dahi muâmelesine ve ef’âline(fiiline) bakmak derecesine çıktılar ki, hazırâne bir muâmele sûretinde,
evvelâ Hâlık-ı Zülcelâlin Kendi san’atının mu’cizeleriyle Kendini zîşuura tanıttırmasına karşı, hayret içinde bir mârifet ile mukabele ederek,
-1- dediler: “Senin tarif edicilerin, bütün masnuâtındaki mu’cizelerindir.” 8 Aralık 2010: 11:07 #768287Anonim
Sonra, o Rahmân’ın, kendi rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmesine karşı, muhabbet ve aşk ile mukabele edip, “İyyake Na’budu ve İyyake Nestaiyn” dediler.
Sonra, o Mün’im-i Hakikînin tatlı nimetleriyle terahhum ve şefkatini göstermesine karşı, şükür ve hamd ile mukabele ettiler. Dediler: “Sübhaneke vebihamdik“
“Senin hak şükrünü nasıl edâ edebiliriz? Sen öyle şükre lâyık bir meşkûrsun ki, bütün kâinata serilmiş bütün ihsanâtın açık lisân-ı halleri, şükür ve senânızı okuyorlar.
Hem, âlem çarşısında dizilmiş ve zeminin yüzüne serpilmiş bütün nimetlerin ilânâtıyla, hamd ve medhinizi bildiriyorlar. Hem, rahmet ve nimetin manzum meyveleri ve mevzun yemişleri, Senin cûd ve keremine şehâdet etmekle, Senin şükrünü enzâr-ı mahlûkat önünde ifâ ederler.”
Sonra, şu kâinatın yüzlerinde değişen mevcudât aynalarında, Cemâl ve Celâl ve Kemâl ve Kibriyâsının izhârına karşı, “Allahu Ekber” deyip, tâzim içinde bir aczle rükûa gidip, mahviyet içinde bir muhabbet ve hayretle secde edip, mukabele ettiler.
Sonra o Ganî-i Mutlakın servetinin çokluğunu ve rahmetinin genişliğini göstermesine karşı, fakr ve hâcetlerini izhâr edip, duâ edip, istemekle mukabele edip, “İyyake Nestaiyn” dediler.
8 Aralık 2010: 11:07 #766801Anonim
Sonra, o Sâni-i Zülcelâlin kendi san’atının latîfelerini, hârikalarını, antikalarını, sergilerle teşhirgâh-ı enâmda neşrine karşı
Mâşaallah deyip takdir ederek,
“Ne güzel yapılmış” deyip istihsan ederek,
Bârekallah deyip müşâhede etmek,
Âmennâ deyip şehâdet etmek,
“Geliniz, bakınız-hayran olarak- “Hayya alel felah” deyip,
herkesi şâhid tutmakla mukabele ettiler.
Hem, o Sultân-ı Ezel ve Ebed, kâinatın aktârında kendi Rubûbiyetinin saltanatını ilânına ve Vahdâniyetinin izhârına karşı
tevhid ve tasdik edip, “Semi’na ve Eta’na” diyerek, itaat ve inkıyad ile mukabele ettiler.
8 Aralık 2010: 11:07 #766802Anonim
Sonra, o Rabbü’l-Âlemînin Ulûhiyetinin izhârına karşı,
zaaf içinde aczlerini,
ihtiyaç içinde fakrlarını ilândan ibâret olan ubûdiyet ile ve ubûdiyetin hulâsası olan namaz ile mukabele ettiler.
Daha bunlar gibi, gûnâgûn ubûdiyet vazifeleriyle,
şu dâr-ı dünya denilen mescid-i kebîrinde,
farîza-i ömürlerini ve vazife-i hayatlarını edâ edip,
ahsen-i takvîm sûretini aldılar.
Bütün mahlûkat üstünde bir mertebeye çıktılar ki,
yümn-i İmân ile, emn-i emânet ile mücehhez emîn bir halîfe-i arz oldular.Ve şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra,
onların Rabb-i Kerîmi, onları, imânlarına mükâfat olarak saadet-i ebediyeye ve İslâmiyetlerine ücret olarak Dârü’s-Selâma dâvet ederek,
öyle bir ikram etti ve eder ki, hiç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere hutûr etmemiş derecede parlak bir tarzda rahmetine mazhar etti; ve onlara ebediyet ve bekâ verdi.
Çünkü, ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir. İşte Kur’ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, âmin.
8 Aralık 2010: 11:07 #715458Anonim
gaibane ve hazırane makamattaki vazifelerimizi iyi öğrenip ve uygulayıp ahseni takvim suretine çıkmış olacağız..
ahseni takvimde yaratılıyoruz..tekrar o makama yani ahseni takvime çıkma..işte yukardaki gaibane ve hazırane vazifeleri yaparak ulaşacağız..
kanatındayız..
8 Aralık 2010: 11:08 #713767Anonim
diğer guruh ne yapıyor ki akibetleri kötü olmuştur..
Ammâ, füccâr ve eşrâr olan diğer gürûh ise,
hadd-i bülûğ ile şu âlem sarayına girdikleri vakit,
bütün Vahdâniyetin delillerine karşı küfür ile mukabele edip
ve bütün nimetlere karşı ve bütün mevcudâtı kıymetsizlikle kâfirâne bir ittiham ile tahkir ettiler
ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtına karşı red ve inkâr ile mukabele ettiklerinden,
az bir vakitte nihayetsiz cinâyet işlediler; nihayetsiz bir azaba müstehak oldular.
Evet, insana, sermâye-i ömür ve cihazât-ı insaniye, mezkûr vezâif için verilmiştir.
8 Aralık 2010: 11:09 #764853Anonim
Râbian: Esmâ-i İlâhiyenin defînelerindeki cevherleri, mânevî cihazât mîzanlarıyla tartıp bilmek makamında, tenzih ve medih vazifesine başladılar.
kaldığımız yerden devam ediyoruz.Burda anlatılanları anlamaya çalışalım..anladığımıza göre?
şimdi esmai ilahi neydi?Allahın isimleri..
manevi cihazat neydi?hisselerimiz ve duygularımız,kalb,ruh,nefis.
şimdi şöyle düşünelim;Allah bize şefkat duygusu vermeseydi..Biz Allahın Rahim isminin inceliği anlarmıydık?Elbette anlamazdık.
Sevgi hissini vermeseydi ..Vedud ismini anlamazdık?demekki bize verilen bu hisler Allahın isimlerini anlamak içindir.
o halde biz bu hislerimizi kötü nefse vermemeliyiz.taki kendi kendimizi ateşe atmış olmıyalım..
8 Aralık 2010: 11:10 #760719Anonim
Madem ki bize şefkat duygusu verilmiştir.Bizde bu duygula Allahın rahim esmasını tefekkür edelim..
Allahın bize olan şefkatini..hele yeni doğan insan yavrularına olan şefkatini..
hele yeni doğan hayvan yavrularına olan şefkatini düşünelim..
bizde ,yaratılanı sev..yaratandan ötürü hakikatına ulaşmaya çalışalım.
herkese şefkat edelim.o zaman bakalım rahim ismiyle alem, ne güzel oluyor değil mi?
8 Aralık 2010: 11:11 #759701Anonim
annede yavrusuna şefkat var mı? vardır.
hayvanda yavrusuna karşı var mı şefkat? vardır..
herkes kendi vicdanını kontrol etse şefkat hissi var mı kendisinde?vardır..
peki bu şefkat hissini nerden elde etmişler bunlar?
kendiliğinden mi var bunlarda şefkat?hayır..
ruhlarına kim bunu koymuş?
niçin koymuş?hikmetleride çok değil mi…burdanda hakim ismine gidiyoruz..
bu hikmetleri koyacak zatın..hayy olması,semi olması ,alim olması,kadir olması gerekiyor değil mi?
demekki bu şefkat ismini Rahim esmasına sahip zat koymuştur fıtratlara?
hikmetiyle beraber..
8 Aralık 2010: 11:12 #759052Anonim
RAHİM İSMİ TECELLİ ETMESE NE OLUR?
şefkatin olmadığı bir dünyayı düşünelim?
diğer isimleride düşünelim?ki esmadaki cevherler ortaya çıksın..
Semi sıfatını düşünelim..tecelli etmemesi durumunda ne olur?düşünelim..
Kuddus isminide,Hakim isminide düşünelim ki..ceherleri anlıyalım..
sonraki vazifeye geleceğiz..
8 Aralık 2010: 11:13 #758880Anonim
Hâmisen: Mistâr-ı kader üstünde kalem-i kudretiyle yazılan mektubât-ı Rabbâniyeyi mütâlâa makamında, tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar.
SIRA GELDİK BUNA?
BU SÖZDEN NE ANLIYORUZ KARDEŞLERİM..
bilgilerinizi paylaşır mısınız?
tefekkür makamında insan vardır diyor..
hayvanlar tefekkür yapamaz..cinler ve melekler bizim kadar yapamaz..mesela şafi ismini melekler yapamaz tefekkür..rezzak ismini yapamaz..melekler..cinlerde..
bitkilerde tefekkür yapamaz..
demekki Allahın sanatını tefekkür etme makamı bize aittir.
o halde tefekkür yapacağız..çünkü yaratılış gayemizdir..
8 Aralık 2010: 11:14 #756621Anonim
devamı var..hazırdadır..şu yazılanları okuyalım…
16 Aralık 2010: 06:42 #782583Anonim
Sâdisen: Eşyanın yaratılışında ve masnuâtın san’atındaki latîf incelik ve nâzenin güzellikleri temâşâ ile tenzih makamında, Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâllerine muhabbet ve iştiyak vazifesine girdiler.
ŞİMDİ BU VAZİFEYE GELDİK?BURDA ANLATILMAK İSTENEN NEDİR?NE ANLIYORUZ KARDEŞLERİM..
Mimar Sinana Duyulan saygı nedendir?
Yaptığı eserler değilmidir.O eserlerin Hizmeti değilmidir?Şimdi Çok maharetli bir usta Usalık derecesine göre saygi görür..Eşiri benzeri olmayan bir usta daha fazla itibar görüyor..
Mesela Bir cerrah….
Mesela Bir Mühendis…Hep Saygı görmeleri ilimlerindendir..Kainatta Bir Saray veya Eser ise..
Evet, nihayet derecede sanatlı, dikkatli şu işler, kendi kendine olmak bin derece muhâldir ki, kendilerinden ziyâde, sanatkârlarını gösteriyorlar. Hem bunları işleyici, öyle mu’ciznümâ bir zâttır ki, hiçbir iş ona ağır gelmez. Bin kitap yazmak, bir harf kadar ona kolay gelir. (selim akif kardeş)
verdiğiniz örneklerle Allahın sanatını kıyas yaparsak..anlarız ki..
dünyada en mükemmel sanat eseri dikkatle incelensin..sonra Allahın yarattığı bir göz incelensin ..aralarında ne kadar büyük fark vardır…
gözde kusur yok..ama insani eserde kusur vardır..zaman geçtikçe insani eser kendini yenileyemiyor..eskiyor..ama göz her an aynıdır ..hiç eskimiyor..
başka örneklerde verilebilir..
demekki Allahın sanatındaki incelik bambaşka..bunuda fenleri okumakla öğrenmiş oluyoruz..birde risalei nurun gözlüğünü takmakla..
16 Aralık 2010: 15:57 #782621Anonim
ALLAH razi olsun…….
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.